Arama Sonuçları..

Toplam 22 kayıt bulundu.
Uluslararası Türk Dünyası 3. Bilim ve Kültür Şenliği

Uluslararası Türk Dünyası 3. Bilim ve Kültür Şenliği

Şanlıurfa Valiliği ve M.E.B. tarafından düzenlenecek bu etkinliğe 4-5-6-7 ve 8. sınıflarda okuyan Türk Dünyası’ndaki öğrenciler katılacaktır.

http://www.ulkemiz.com/uluslararasi-turk-dunyasi-3-bilim-ve-kultur-senligi

Abdi İbrahim İlaç A.Ş. yi kim kursu ? Firmanın sektödeki yeri nedir ?

Abdi İbrahim İlaç A.Ş. yi kim kursu ? Firmanın sektödeki yeri nedir ?

Eczacı Abdi İbrahim Bey tarafından 1912 yılında İstanbul Kocamustafapaşa'da açılan eczanede ilaç üretimi yapılırken, 1915 yılında Abdi İbrahim Müstahzarat-ı İspençiyariye adı altında Mahmutpaşa'da seri üretime geçilmesiyle bugünkü haline gelen Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş. kurulmuş oldu. 1919 yılında bu fabrikada, "kuvvet şurubu" (Şaraplı Kınakına Hülasası), Müshil-i Nadir (Abdi İbrahim Müshil Şekeri), Bromo-Valerin Nadir (Valerobrom Le Grand Benzeri) gibi "ilaç"lar üretilmeye başlandı. Farmasotik teknolojiyle üretilen ve eczanelere dağıtımı yapılan ilaç sayısı, 1940 yılında 80'e ulaştı. Mahmutpaşa'daki yerinin yetersizliği üzerine 1952'de Vefa semtine taşınan kuruluş, "İbrahim Abdi Barut" adı altında etkinliğini sürdürdü. 1975'e gelindiğinde, bugünkü adını alan şirket, 1994'te yeniden taşınarak Bahçeşehir'de yapılandı. 2007 yılında yönetim binası ve logo değişikliği ile son halini alan firma, giderek gelişerek güçlenmesini sürdürdü ve 2007’de yüzde 7,2 pazar payı ile 800 milyon doların üzerinde ciro elde etti. Dünyanın en büyük 96. ilaç şirketi oldu. İlk 100’e giren ilk ve tek Türk şirketi olan Abdi İbrahim İlaç Sanayi, misyonunu "insan sağlığına yönelik ilaç ve ürünleri, öncü ve yenilikçi yaklaşımlarla, tıbbın ve insanlığın hizmetine sunmak" şeklinde açıklamaktadır. Kalite ve çevre politikasına ayrı bir önem veren şirket, Sosyal sorumluluk projeleri adını verdiği uygulamalar çerçevesinde İstanbul'da Abdi İbrahim İlköğretim Okulu'nu yaptırmış, "verimli enerji kullanımı" konusundaki uygulamalarıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın düzenlediği "Sanayide Enerji Verimliliği Proje Yarışması"’nda iki ödül kazanmıştır. yanı sıra "Yeşil nokta" projesiyle ÇEVKO ile işbirliği yaparak geri dönüşüm konusunda olumlu gelişmeler kaydeden Abdi İbrahim, "Türkiye Metabolik Sendrom Sıklığı Araştırması", "Demir Gibi Türkiye" gibi kampanyalarla insan sağlığı konusunda yararlı etkinliklerde bulunmuştur. Vietnam, Özbekistan, Afganistan, Libya, Endonezya, Lübnan gibi ülkelere ilaç satışı yapan şirket, ayrıca birçok ülkede temsilcilikler bulundurmaktadır. 100'ü Ar-ge projelerinde, 200'ü dış ülkelerle olan ilişkilerde olmak üzere 2800 personeli bulunan Abdi İbrahim İlaç Sanayi A.Ş., birçok konuda ilaç üretimi yapmaktadır. Abdi İbrahim İlaç, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı (BMVDB)’na kayıtlı kurumlar arasında toplam 19.271.069 YTL’lik vergi tutarı ile sağlık kategorisinde ilaç sanayi firması olarak birinci oldu. BMVDB’ne kayıtlı 492 kuruma 2007 gelirleri için 31.2 milyar YTL vergi tahakkuk ettirildi. Tahsil edilen toplam vergi tutarı da 30.4 milyar YTL oldu. Büyük mükellefler, geçen yıl içinde Türkiye’de tahsil edilen net vergi gelirinin yüzde 18.27’lik bölümünü karşıladı. Abdi İbrahim İlaç Sanayi, alzheimernedir.com, cardiologic forum, ertesisabah.com, firmagenturkiye.com, gecmisolsun.net, gozkurulugu.com, hareketediyoruz.com, ibsnedir.com, kirisikligason.com nasaleze.com.tr, terlemeyeson.com, birlikteyuruyelim.com gibi internet sitelerinin sponsorluğunu yapmaktadır. kariyer.net sitesinin seçim oylamalarıyla, 2006 yılında İnsana Saygı Ödülü’nü kazanmıştır. Şirket Kronolojisi 1912: Eczacı Abdi İbrahim Bey tarafından İstanbul Küçükmustafapaşa semtinde ilk eczane kuruldu. 1916: Eczanede "yapma ilaç" üretimine geçildi: Kuvvet Şurubu, Abdi İbrahim Müshil Şekeri, Bromo-Valerin Nadir 1919: İlk ilaç üretim f1994: Esenyurt’taki yeni üretim tesislerinin temeli atıldı. abrikası kuruldu ve ilk hazır ilaç üretimine geçildi. 1939: Eczacı İbrahim Hayri Barut ile yönetimde ikinci kuşak devri başladı. 1952: Laboratuvarlar Vefa semtine taşındı. 1975: Şirket’in ismi "Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş." olarak değiştirildi. 1981: Eczacı Nezih Barut ile yönetimde üçüncü kuşak devri başladı. 1999: Küresel pazara açılma sürecinde ilk yapılanma Cezayir’de gerçekleşti. 2000: Esenyurt’taki cGMP (current Good Manufacturing Practices) standartlarına sahip üretim tesisleri faaliyete geçti. 2003: Ciro ve kutu satışında sektör liderliği elde edildi. Ar-Ge merkezinin yapımına başlandı. 2004: Avrupa Birliği GMP belgesi Hollanda sağlık otoriteleri tarafından onaylandı. Küresel pazarda genişleme süreci; Lübnan, Kazakistan ve Rusya ile devam etti. 2005: Uluslararası genişleme Azerbaycan ile devam etti. 2007: Ar-Ge Merkezi, uluslararası standartlarda farmasötik ürünler geliştirmek üzere faaliyete geçti. "Dünyanın En Büyük 100 İlaç Şirketi" arasına giren ilk Türk şirketi oldu. Abdi İbrahim İlköğretim Okulu açıldı. Abdi İbrahim Tower binası hizmete girdi. Avrupa Birliği GMP Belgesi, Hollanda Sağlık Otoritesi tarafından yenilendi. 2008: Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından akredite edilen ilk ilaç Ar-Ge merkezi açıldı. Kurum kimliği yenilendi 2009: 24 patent başvurusuyla sektörün öncüsü oldu. Uluslararası genişleme Irak ve Yemen ile devam etti. 2010: Abdi İbrahim Lojistik Merkezi, İstanbul Esenyurt’ta hizmete girdi.Portekiz’de Abdi Farma şirketi kuruldu.Avrupa Birliği GMP Belgesi, Almanya Sağlık Otoritesi tarafından yenilendi. 2011: Abdi İbrahim’in ürettiği iki eşdeğer hipertansiyon ürünü Fransa, Almanya, Hollanda ve İtalya’da aynı anda ilk eşdeğer ilaç olarak pazara sunuldu.Abdi İbrahim Ar-Ge Merkezi, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından verilen Ar-Ge Merkezi Belgesi’ni aldı.Reformed isimli yeni bir şirket kuruldu.BM Küresel İlkeler Sözleşmesi İlerleme Raporu yayımlandı. 2012: Abdi İbrahim 100. yılını kutladı. Kazakistan’ın en büyük şirketlerinden Global Pharm’ın yüzde 60’ı satın alındı ve Abdi İbrahim Global Pharm (AİGP) kuruldu. Ülkedeki ilaç sektörünün en modern fabrika yatırımına başlandı.Japon firması Otsuka Pharmaceutical ile Türkiye’de ilaç satışı için Abdi İbrahim Otsuka (AİO) isimli ortak bir şirket kuruldu. 2013: Abdi İbrahim Global Pharm, Kazakistan’da ilk GMP onaylı üretim tesisinin inşaatına başladı. Kanada, Moldova ve Güney Afrika’ya ilk ihracat gerçekleştirildi. Inhaler ve efervesan üretim tesisi tamamlandı. 2014:Cezayir’de Abdi İbrahim Remede Pharm (AİRP) kuruldu. Ülkedeki ilaç sektörünün en modern fabrika yatırımına başlandı. Abdi İbrahim Çağrı Merkezi kuruldu. 2015: AbdiBio Biyoteknolojik İlaç Üretim Tesisi’nin temel atma töreni yapıldı.Sultan II. Bayezid Edirne Dârüşşifası’nı iyileştirme projesi gerçekleştirildi.

http://www.ulkemiz.com/abdi-ibrahim-ilac-a-s-yi-kim-kursu-firmanin-sektodeki-yeri-nedir-

Türk F16 ların Düşürdüğü Rus Su-34 Özelikleri Nelerdir

Türk F16 ların Düşürdüğü Rus Su-34 Özelikleri Nelerdir

Sukhoi Su-24 (NATO raporlama adı: 'Fencer') 1970 ve 1980'li yıllarda Sovyetler Birliği 'nin her türlü hava koşulunda görev yapabilen en gelişmiş havadan tecrit ve saldırı uçağıydı. İki koltuklu, çift motorlu uçak Rusya 'nın ilk entegre sayısal seyrüsefer/atak sistemiyle donatılmıştı. Su-24'ün konfigürasyonu F-111 ile benzerlikler ihtiva eder. Eski Sovyet cumhuriyetleri hava kuvvetleri ve ayrıca başka birkaç ülkede daha halihazırda kullanılmaktadır.1961 yılında Sukhoi Su-7B 'nin hizmete girme nedeni Sukhoi'nin her hava koşulunda nokta hava saldırılarını destekleyecek bir model geliştirme gereksinimiydi. S-28 ve S-32 üzerinde yapılan ilk incelemeler temel Su-7 tasarımının bu görev için gerekli tüm aviyonik sistemleri taşımak için çok küçük olduğunu ortaya çıkardı. OKB-794 yeni uçağın özünü oluşturacak Puma kodadlı gelişmiş bir seyrüsefer/atak sistemi tasarlamakla görevlendirildi. T-6-11962 ve 1963'te Sukhoi 2 adet Tumansky R-21F-300 turbojet motoruyla donatılmış, 2 pilotlu bir S-6 prototipi üretti. Prototip incelendi ancak Puma donanımının geliştirilmesindeki eksikliklerden ötürü herhangi bir sipariş verilmedi.1964 yılında Sukhoi S-58M üzerinde çalışmaya başladı. Uçağın Sukhoi Su-15 önleme uçağının bir modifikasyonu olması düşünülmekteydi. Aynı dönemde güncellenen Sovyet Hava Kuvvetleri gereksinimleri kısa pistlere iniş-kalkış kabiliyeti'ne(İngilizce: short take-off and landing(STOL)) sahip bir alçak irtifa saldırı uçağı gereksinimi doğurdu. İstenilen önemli bir özellik düşman hava savunma sistemlerini geçebilmek için uzun süre boyunca alçak irtifada sesüstü hızlarla uçabilme kabiliyetiydi. Bu ihtiyaçlara cevap verebilmek için uçağın seyir için 2 adet Tumansky R-27F-300 artyakıcılı turbojet ve STOL kabiliyeti için 4 adet Kolesov RD-36-25 turbojet kullanması öngörülmekteydi. Büyük Orion radar anteni geniş bir ön kesit gerektirdiğinden pilot koltukları yanyana yerleştirildi. 6 motorlu yapıyı test etmek için ilk Su-15 prototipi S-58VD uçan laboratuvara dönüştürülüp 1966-1969 yılları arasında uçuruldu.Uçak 24 Ağustos 1965'te T-6 kodadıyla resmi olarak tescil edildi. İlk prototip Mayıs 1967'de tamamlandı ve 2 Temmuz'da Sergey Vladimirovich Ilyushin tarafından uçuruldu. İlk uçuş denemeleri Ekim 1967'de monte edilecek 4 kaldırma motoru olmadan yapıldı. Aynı dönemde R-27 motorları Lyulka AL-21F ile değiştirildi. S-58VD üzerinde yapılan STOL testleri kısa-pist performansı için gerekli olan kaldırma motorlarının normalde yakıt için kullanılacak alanın büyük kısmını kaplayarak önemli ölçüde uçuş menzili kaybına neden olduğunu gösterdi. Ayrıca uçağın STOL'den normal uçuşa geçerken kontrolünün zor olması gövde altına taşıyıcı donanım yerleştirilmesini engellemekteydi.7 Ağustos 1968'de OKB resmi olarak T-6 için değişken kanat geometrisi 'ni araştırmakla görevlendirildi. Sonucunda ortaya çıkan T-6-2I 17 Ocak 1970'te ilk olarak Ilyushin tarafından uçuruldu. Hükümetin uçak üzerinde yaptığı denemeler uçak üzerinde oldukça kompleks sistemlerin bulunması nedeniyle 1974'e kadar devam etti. Her türlü hava koşulunda görev yapabilme kabiliyeti hedefine Orion-A saldırı radarı, Relyef arazi radarı ve Orbita-10-58 görev bilgisayarıyla birlikte çalışabilen Puma seyrüsefer/atak sistemi sayesinde ulaşıldı. Personel için Zvezda K-36D fırlatma koltukları da yerleştirildi.İlk üretim modeli 31 Aralık 1971'de V. T. Vylomov tarafından uçuruldu ve 4 Şubat 1975'te T-6 Su-24 adıyla resmi olarak hizmete alındı.TasarımSu-24, 69° dönebilen küçük boyutlu değişken geometrili kanat yapısına sahiptir. Kanatların dört açı ayarı vardır: Kalkış ve iniş için 16°, farklı irtifalarda seyir için 35° ile 45° ve düşük-irtifa manevralar için 69° minimum en-boy oranı. Değişken geometrili kanat uçağa Sukhoi Su-17 'ye göre kalkış ağırlığı daha fazla olmasına rağmen 230 km/s(143 mi/s) gibi daha düşük iniş hızına izin veren kusursuz bir STOL performansı sağlar. Yüksek kanat yüklemesi kararlı bir düşük-irtifa uçuşu ve minimal rüzgar etkisi sağlar.Su-24 her biri 109.8 kN(24,700 lbf) itme sağlayan iki adet Saturn/Lyulka AL-21F-3A artyakıcılı motora sahiptir.Su-24 motor hava girişleri yanlardadır. İlk 'Fencer-A' uçaklarında bu girişler 17,500 m (57,400 ft) servis tavanında 2,320 km/s (1,440 mi/s), yani 2.18 Mach hıza olanak veren değişken rampalara sahipti. Su-24 neredeyse tamamen düşük-irtifa görevlerinde kullanıldığından ağırlığı azaltmak ve bakım kolaylığı için değişken giriş aktivatörleri iptal edildi. Bu değişiklik düşük irtifa performansını etkilememekle beraber maksimum hız ve irtifa 1.35 Mach ve 11,000 m (36,100 ft)'e düştü. İlk 'Fencer-A' 'nın kutuya benzer arka gövdesi sürüklenmeyi azaltmak için motor etrafında sıkıca şekillendirildi. Revize edilen uçağın burnuna yanyana üç adet anten karenajı eklendi, frenleme paraşütünün yeri değiştirildi ve kuyruk kısmına yeni bir hava girişi konuldu. Bu yeni modeli NATO 'Fencer-B' olarak adlandırmasına rağmen Sovyetler Birliği yeni bir adlandırma kullanmadı.Su-24'ün sabit silahı gövde altına monte edilmiş, 500 mermi kapasiteli seri ateş eden bir adet Gryazev-Shipunov GSh-6-23 topudur. 'Fencer' 'de bu silah kullanılmadığı zamanlarda bir kapağın arkasındadır. Kanat bağlantısında iki adet, dış kanat altında iki adet döner pilon, gövdeye monteli dört adet olmak üzere çeşitli nükleer silahlar da taşıyabilen toplam 8,000 kg (17,600 lb) kapasiteli sekiz adet silah taşıyıcı bulunur. Genellikle, savunma amaçlı iki ya da dört adet Molniya R-60 kızılberisi füze taşınır.İlk 'Fencer-A' ve 'Fencer-B' 'ler sadece eski Sirena radar ikaz alıcısından oluşan ve dahili karıştırma sistemi olmayan sınırlı bir elektronik karşı-tedbir sistemine sahipti. Daha sonraki üretimlere hava girişlerinin yanlarında ve arka kuyruk dikmesi üzerinde üçgen antenleri olan daha kapsamlı radar ikaz, füze ikaz ve elektronik karşı tedbir sistemleri yerleştirildi. Bu modeller NATO tarafından 'Fencer-C' olarak adlandırmasına rağmen Sovyetler Birliği yine ayrı bir adlandırma kullanmadı. Bazı 'Fencer-C' ve Su-24M 'Fencer-D' 'lerde kanat altında, diğerlerinde kuyrukta Chaff/Flare atma sistemleri mevcuttur. Mürettebat : 2 PilotUzunluk : 22.67 metreYükseklik : 6.19 m metreKanat açıklığı : 17.63 metreAğırlığı : 35,910 kgServis tabanı : 11,000 metreHız : 3.1 machMotor : 2 adet Saturn/Lyulka AL-21F-3A turbojetsMotorun İtiş Gücü : 75 kNTAŞIYABİLDİĞİ SİLAHLAR1 adet GSh-6-23mm top4 adet Kh-23 (AS-7 ’Kerry’)4 adet Kh-25ML (AS-10 ’Karen’)2 adet Kh-28 (AS-9 ’Kyle’)2 adet Raduga Kh-58 (AS-11 ’Kilter’)3 adet Raduga Kh-31P2 adet Kh-29L/T (AS-14 ’Kedge’)2 adet Kh-592 adet R-60 (AA-8 ’Aphid’)2 adet R-73 (AA-11 ’Archer’)2 adet KAB-500KR2 adet KAB-500L Sovyetler 1984'te Su-24'leri Afganistan 'da ve 1990'larda Çeçen savaşında kullandılar.Su-24 yaklaşık 1400 adet üretilmiştir. Azerbaycan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Rusya, Özbekistan ve Ukrayna 'da halihazırda çok sayıda Su-24 kullanılmaktadır. 321 adet Rusya Hava Kuvvetleri 'nde 94 adet Rusya Donanması 'nda olmak üzere yaklaşık 415 adet Su-24 halen Rusya tarafından kullanılmaktadır.Su-24'lerin Rusya tarafından 2008 Güney Osetya çatışmalarında Gürcistan hedeflerine karşı kullanıldıklarına dair raporlar bulunmaktadır. Moscow Defense Brief dergisi iki adet Su-24'ün Gürcistan yerden havaya savunma gücü tarafından düşürüldüğünü bildirmiştir. 19 Aralık 2008'de bir Su-24M bombardıman uçağı güneybatı Rusya'da Voronezh kenti yakınlarında düşmüştür. Rusya Savunma Bakanlığı ilk gelen bilgilere göre kazanın uçuş kontrollarındaki bir arızadan kaynaklandığını ve pilotların atlayarak uçağı tahliye ettiğini bildirmiştir.Rusya ekonomisinin koşullarına göre Su-24'lerin Sukhoi Su-34 ya da daha üstün bir uçakla değiştirilmesi planlanmaktadır. Su-24 Hangi Ülkeler Tarafından KullanılıyorAzerbaycan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Rusya, Özbekistan ve Ukrayna 'da halihazırda çok sayıda Su-24 kullanılmaktadır. 321 adet Rusya Hava Kuvvetleri 'nde 94 adet Rusya Donanması 'nda olmak üzere yaklaşık 415 adet Su-24 halen Rusya tarafından kullanılmaktadır.  

http://www.ulkemiz.com/turk-f16-larin-dusurdugu-rus-su-34-ozelikleri-nelerdir

İbn-i Sina Kimdir

İbn-i Sina Kimdir

İbn-i Sina  d. 980 Afşana Köyü, Buhara - ö. 21 Haziran 1037 Hamedan) Tıp adamı, fizikçi, yazar, filozof ve bilim insanı.Buhara yakınlarındaki Afşana köyünde (Özbekistan) Hicri 370 (M.S 980) yılında dünyaya gelmiş ve Hamedan şehrinde (İran) 427 Hicri (Miladi 1037) tarihinde vefat etmiştir. Tıp ve Felsefe alanına ağırlık verdiği değişik alanlarda 200 kitap yazmıştır. Batılılarca, Orta Çağ Modern Biliminin kurucusu ve hekimlerin önderi olarak bilinir ve "Büyük Üstad" ismi ile tanınır. Tıp alanında yedi asır boyunca temel kaynak eser olarak süre gelen El-Kanun fi't-Tıb (Tıbbın Kanunu) adlı kitabı ile ünlenmiş ve bu kitap Avrupa üniversitelerinde 17. asrın ortalarına kadar tıp biliminde temel eser olarak okutulmuştur. Fars veya Türk bilim adamıdır.İbn-i Sina, Kuşyar isimli bir hekimin yanında tıp eğitimi aldı. Değişik konular üzerine 240'ı günümüze gelen 450 kadar makale yazdı. Elimizdeki yazıların 150 tanesi felsefe 40 tanesi de tıp üzerinedir. Eserlerinin en ünlüleri felsefe ve fen konularını içeren çok geniş bir çalışma olan Kitabü'ş-Şifa (İyileşme Kitabı) ile El-Kanun fi't-Tıb'dır (Tıbbın Kanunu). Bu iki eser ortaçağ üniversitelerinde okutulmuştur. Hatta bu eser Montpellier ve Louvain'de 1650 yılına kadar ders kitabı olmuştur. Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle Öklid geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahiv, tıp ve doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's[9] aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şirazlı Ebu Muhammed'ten destek gördü (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının ve Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.Yaşadığı dönemİbn-i Sina, İslam'ın Altın Çağı olarak bilinen ve Yunanca, Farsça ve Hintçeden eserlerin çevirilerinin yapılıp yoğun bir şekilde incelendiği dönemde önemli çalışmalar ve yapıtlar gerçekleştirdi. Horasan ve Orta Asya'daki Samani Hanedanı ve Batı İran ile Irak topraklarındaki Büveyhiler bilimsel ve kültürel ilerlemeye çok uygun bir ortam hazırlamışlardı. Bu ortamda Kuran ve Hadis çalışmaları çok ilerlemişti. Felsefe, fıkıh ve kelam çalışmaları İbn-i Sina ve çağdaşlarınca oldukça geliştirilmişti. Râzî ve Farabi tıp ve felsefe alanında yenilikler sağlamışlardı. İbn-i Sina, Belh, Hamedan, Horasan, Rey ve İsfahan'daki muhteşem kütüphanelerden yararlanma olanağı elde etmişti.Çocukluğu ve Gençlik Dönemiİbn-i Sina 980 yılında günümüz Özbekistanında yer alan Buhara yakınlarındaki Afşana kentinde doğdu. Babası Abdullah, Samani İmparatorluğu'nun önemli şehri Belh'ten gelen saygın bir bilim adamıydı. Buhara'da iyi bir eğitim aldı. Olağanüstü hafızası ve zekası da bu konuda ona çok yardımcı olacaktı. 14 yaşına geldiğinde öğretmenlerini geçmeye başlamıştı. 16 yaşında tıbba döndü ve bu konudaki bilgileri öğrenmekle kalmayıp yeni tedaviler de geliştirdi. 19 yaşında doktor ünvanı elde etti ve ücret almaksızın hastaları tedaviye başladı.İbn-i Sina ilk olarak 997 yılında tehlikeli bir hastalıktan kurtardığı Emir'in yanında çalışmaya başladı. Bu hizmetinin karşılığında aldığı en önemli ödül Samanilerin resmi kütüphanesinden dilediğince yararlanmak oldu. Kütüphanede kısa süre sonra meydana gelen yangında düşmanları onu bilerek kundaklama yapmakla suçladı.22 yaşında babasını kaybetti. 1004 yılının Aralık ayında Samani Hanedanı sona erdi. İbn-i Sina Gazneli Mahmud'un teklifini geri çevirdi ve batıya Ürgenç'e gitti. Buradaki vezir bilim dostuydu ve ona küçük de olsa bir maaş bağladı. Yetenekleri için kullanma sahası arayan İbn-i Sina Merv'den Nişabur'a ve Horasan sınırlarına kadar bölgeyi adım adım dolaştı. Kendisi de şair ve bilim adamı olan ve İbn-i Sina'ya sığınak sağlayan hükümdar Kabus bu sırada çıkan ayaklanmada hayatını kaybetti. İbn-i Sina'nın kendisi de şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Sonunda Hazar Denizi kıyısındaki Gorgan'da eski bir arkadaşına rastladı. Onun yanına yerleşti ve bu kentte mantık ve astronomi dersleri vermeye başladı. Kanun kitabının başlangıcı da bu döneme rastlar.Daha sonra Rey'de ve Kazvin'de çalıştı. Yeni eserler yazmaya da devam etti. İsfahan valisinin yanına yerleşti. Bunu öğrenen Hamadan emiri İbn-i Sina'yı yakalattı ve hapsetti. Savaş sona erdikten sonra Hamadan emirinin yanında çalıştı. Kısa süre sonra İbn-i Sina, kardeşi, iyi bir öğrencisi ve iki köleyle kılık değiştirip şehirden kaçtı ve korku dolu bir yolculuktan sonra çok iyi karşılandıkları İsfahan'a ulaştı.Sonraki yılları ve ölümüİbn-i Sina'nın kalan 10 ya da 12 yılı Ebu Cafer'in hizmetinde geçti. Burada doktor, bilim danışmanı olarak çalıştı ve hatta savaşlara bile katıldı. Bu yıllarda edebiyat ve filoloji çalışmaya başladı. Bir Hamedan seferi sırasında şiddetli bir kolik atağına yakalandı. Güçlükle ayakta duruyordu. Hamedan'a vardığında önerilen tedavileri uygulamadı ve kendisini kadere teslim etti. Ölüm yatağında mallarını yoksullara bağışladı, kölelerini azat etti ve son gününe dek 3 günde bir Kuran okudu. 1037 Haziranında Ramazan ayında 57 yaşında öldü. Kabri Hamedandadır.Hamadandan bir resim, Avicenna Müzesi (İran) 15 KASIM 2005Metafizikİbn-i Sina'ya göre metafiziğin temel konusu, "vücudu mutlak" olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; Olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah'ı "Vacib-ül Vücud" yani 'varlığı zorunlu olan' olarak belirtir ve bu fikir ona hastır.Ruhbilimİbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimini üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim. İnsanların ruhlarının müzikle tedavi edilebileceğini öne sürmüş ve bu yöntemi geliştirmiştir.AkılBu konudaki görüşleri Aristotales ve Farabi'den farklı olan İbn-i Sina'ya göre, akıl 5 çeşittir; bilmeleke (ya da 'olası akıl' açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz); muste-fat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen "makûllerin " suretlerini algılar); bilfiil akıl ("makûl"leri yani kazanılmış verileri kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun'un idealizmi ile Aristoteles'in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.Bilimlerin sınıflandırılmasıİbn-i Sina'ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: El-ilm ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir[kaynak belirtilmeli]; mabad-üt-tabia (metafizik), el-ilm'üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir; el-ilm ül-evsat (matematik ya da orta bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir.[kaynak belirtilmeli]Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250'yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.Eserleri El-Kanun fi't-Tıb, (ö.s), 1593, "Tıpta Kanun"(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı'da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"Metafizik konularda[kaynak belirtilmeli] yazılmış özet bir eserdir. )Risale fi-İlmi'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık")İşarat ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Mantık, Fizik ve Metafizik bölümlerini içerir. 20 bölümden oluşur.)Kitabü'ş-Şifa, (ö.s), 1927, ("Mantık, Matematik, Fizik ve Metafizik konularında yazılmış on bir cilt hacimli bir eserdir. Birçok kere Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur."). Mantık bölümü, Giriş, Kategoriler, Yorum Üzerine, Birinci Analitikler, İkinci Analitikler, Topikler, Sofistik Deliller, Retorik ve Poetika kitaplarından oluşur. Tabiat Bilimleri bölümü, Fizik, Gökyüzü ve Âlem, Oluş ve Bozuluş, Etkiler ve Edilgiler, Mineroloji ve Meteoroloji, Psikolıji, Botanik ve Biyoloji kitaplarından oluşur. Matematik Bilimleri bölümü, Geometri, Aritmetik, Musiki ve Astronomi kitaplarından oluşur. Yirmi ikinci ve son kitap ise Metafizik'tir.

http://www.ulkemiz.com/ibn-i-sina-kimdir

İslam Abduğanıyeviç Kerimov Kimdir

İslam Abduğanıyeviç Kerimov Kimdir

İslam Abduğanıyeviç Kerimov (Özbekçe: Islom Abdug'aniyevich Karimov / Ислом Абдуғаниевич Каримов) (d. 30 Ocak 1938, Semerkant - ö. 2 Eylül 2016), 1990 yılından ölümüne dek Özbekistan Devlet Başkanı.

http://www.ulkemiz.com/islam-abduganiyevic-kerimov-kimdir

Türkmenistan hakkında bilgi

Türkmenistan hakkında bilgi

Türkmenistan, resmî adıyla Türkmenistan Cumhuriyeti, 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılışından sonra bağımsızlığını kazanan Orta Asya Türk cumhuriyeti.

http://www.ulkemiz.com/turkmenistan-hakkinda-bilgi

Türkoloji Nedir

Türkoloji Nedir

Türkoloji (Osmanlıca Türkiyat) veya Türklükbilimi, Türk halkları ve özellikle Türk dil ve lehçeleriyle ilgilenen bilim dalı.

http://www.ulkemiz.com/turkoloji-nedir

Neden Uzayda Su Arıyorlar?

İnsanlık tarihi boyunca kavimler, suyun bol olduğu coğrafyalara doğru kitlesel göçler yapmışlar ve su boylarındaki bereketli topraklara hükmedebilme kaygısıyla birbirleriyle savaşmışlardır.

http://www.ulkemiz.com/neden-uzayda-su-ariyorlar

Aklın Bakteriler ile İmtihanı

Aklın Bakteriler ile İmtihanı

Düşünme, karar verme, öğrenme gibi üst düzey beyin faaliyetlerimizin gerçekleştiği temel yer serebral korteks adlı 2 – 4 mm kalınlığındaki beyin dokusudur.

http://www.ulkemiz.com/aklin-bakteriler-ile-imtihani

Aral Gölü ve Özellikleri

Aral Gölü ve Özellikleri

Aral Gölü Kazakistan ve Özbekistan sınırları içinde yer alan, Asya kıtasının ikinci dünyanın ise dördüncü büyük gölüdür.

http://www.ulkemiz.com/aral-golu-ve-ozellikleri

Özbekistan

Özbekistan

Asıl adı ile Özbekistan Cumhuriyeti olan ve Orta Asya'da kurulan Özbekistan; bağımsız Türk devletlerinden biridir.

http://www.ulkemiz.com/ozbekistan

Alabay (Alabai)

Alabay (Alabai)

Orta Asya çoban köpeği olan Alabay güçlü ve atletik yapılı bir bekçidir. İri kemiklere ve kaslı bir vücut yapısına sahiptir.

http://www.ulkemiz.com/alabay-alabai

İslami Açıdan Önemli 7 Şehir

İslami Açıdan Önemli 7 Şehir

Türkler göçebe bir toplumdur. Göçebe olmamızın sebepleri arasında iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel değerler yer almaktadır.

http://www.ulkemiz.com/islami-acidan-onemli-7-sehir

Özel Eğitim Nedir ?

Özel Eğitim Nedir ?

Özel Eğitimde Temel Kavramlar Özel eğitime ihtiyaç duyan çocukların belirlenmesinde zedelenme, yetersizlik, engel, risk gibi kavramlara bolca rastlanmaktadır. Bu kavramları bilmek özel eğitime gereksinimi olan bireyleri anlamada kolaylık sağlamaktadır. Zedelenme: Bireyin psikolojik, fizyolojik, anatomik özelliklerinde geçici ya da kalıcı türden bir kayıp, ya da işleyiş bozukluğu olmasıdır. Bir başka tanıma göre zedelenme, organların yapısındaki biyofiziksel ve kimyasal bozukluklardır. Bu tanımlamalara göre, beyinde, gözde, kulakta çeşitli nedenlerden dolayı zedelenmeler olabilir. Örneğin, kulağın biyofiziksel yapısının bozulması bir zedelenmedir. Ancak, bireyde zedelenmenin olması her zaman yetersizlikle karşılaşmasına neden olmayabilir. Yetersizlik: Bir şeyi yapmada yeterli olmama, belirli bir şekilde davranmada sınırlı kapasite olarak tanımlanabilir. Bir başka tanıma göre, zedelenmelerin sonucu organın işlevini yerine getirememesi durumudur. Zedelenmeden etkilenmiş olmasından dolayı bireyin bedensel ve zihinsel davranışları sınırlanır. Kulağında zedelenme olan bireyin işitememesi o bireyin yetersizliğidir. Özür/Engel: Bireyin yetersizlik yüzünden yaş, cinsiyet, sosyal ve kültürel faktörlere bağlı olarak oynaması gereken rolleri gereği gibi oynayamama durumunda kalmasına özür adı verilir. Bir diğer tanıma göre özür, yetersizlikten dolayı toplumsal ve duygusal davranışlarında görülen sapmalardır. Pek çok yetersizlik çok küçük çevresel düzenlemelerle ortadan yok edilebileceği gibi, pek çoğu da çevrenin beklentileriyle birlikte birey için altından kalkılması güç ağır bir yük de olabilmektedir. Eğer çevrenin beklentileri bireyin becerilerinin üzerinde olursa birey bu beklentileri karşılayamayacak duruma gelebilecek, bu yüzden özür durumuyla karşı karşıya gelebilecektir. Yetersizlik ve özür kavramları arasındaki ilişkiyi örnek göstererek şöyle açıklayabiliriz: – Zedelenmeden etkilenmiş kişinin yetersizliği, yetersizlikle doğrudan ilgili özre neden olabilir. Kolları yoktur ve organ, işlevini yerine getiremediğinden kişi sıradan kapıları açamadığı için ortopedik özürlüdür. – Yetersizlikten etkilenmiş kişinin özrü, yetersizlikle doğrudan bağlantılı olmayan diğer davranışlarına yansımış olabilir. Örneğin, ortopedik yetersizliği olan kolları olmayan çocuğun kapı kollarını tutamaması yetersizliğidir. Kapı kollarını açamaması ise özrüdür. Ancak topu arkadaşlarına atması gereken oyunlara alınmayarak elleriyle kapı kollarını açamama özrü, ayakla topu diğerine atma oyun etkinliğine de taşınmıştır. Kolları olmayan çocuğun sadece hareket etme davranışları etkilenmemiştir; ama yetersizliğinden dolayı ellerini kullanmayı gerektirmeyen oyun etkinliklerine katılımı sınırlandırıldığı gibi diğer yaşantılara katılımı da sınırlandırıldığı olur. – Özür, yetersizlikle ilgili davranışlarla kısıtlı kalmayıp, diğer davranışlara da yansır, yansıtılır. Örneğin, bu kişinin kas iskelet sistemi zedelenmemiş olsaydı, anne-babası, diğer yetişkinler ve çocuklar ona farklı şekilde davranmayacak, o da farklı olduğu hissine kapılmayacak ve kendisini diğer kişilerden daha az değerli görmeyecekti. Yetersizlik hareketlerini sınırlamakla kalmayacak, yetersizliğiyle doğrudan ilgisi olmayan etkinlikleri, yaşantıları ve kendine bakışını da sınırlandırmıştır. – Özrü bir bakıma, kapılara kapı kolları koyarak, toplum meydana getirir. Kapı kolları olmadan da açılabilen kapılar olduğunda yetersizliği olan birey artık özürlü değildir. Yetersizliği olan bireye gerekli bilgi ve beceriler kazandırıldığında, sosyal ve gerektiğinde fiziksel çevrede bazı değişikliklere gidildiğinde yetersizliğin engel durumuna dönüşmesi önlenebilir. Risk taşıma: Halen bir yetersizliği belirlenemeyen ancak ileride yetersizlik gösterme şansı ya da olasılığı normalde beklenenden daha fazla olan çocukları ifade eder. Risk taşıma kavramı, erken müdahale programları, erken eğitim, erken çocukluk özel eğitimi gibi okulöncesi özel eğitim uygulamalarında genellikle kullanılan bir terimdir. Riskli çocuk terimi, özellikle okulöncesi dönem çocuklarına sunulacak özel eğitim hizmetlerinin planlamasında oldukça önemlidir. Özel Eğitime İhtiyaç Duyan Çocuklar Kimlerdir? Özel gereksinimi olan bireyin tanımı, “Kimlerin özel eğitime ihtiyacı vardır?”sorusuna verilecek cevapta bulunmaktadır. Farklı eğitim ihtiyaçları bireysel olarak planlanmış eğitim programlarını gerekli kılan çocukların özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar olduğu belirtilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğinde tanımlandığı şekliyle, “özel eğitim gerektiren birey, çeşitli nedenlerle bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından akranlarına göre beklenilen düzeyden anlamlı farklılık gösteren bireyi” ifade etmektedir. Bu genel tanım, farklı özelliklere sahip özel eğitime ihtiyaç duyan çocukların tümünü kapsamaktadır. Özel gereksinimi olan çocukların özür tür ve dereceleri ile özellikleri birbirinden farklılıklar gösterdiğinden genellemelere gitmek mümkün değildir. Özel gereksinimi olan çocukların farklılıkları zihinsel, duygusal, bedensel, duygusal ve sosyal ya da iletişim özelliklerinde ya da bunların herhangi bir bileşeninde olabilir. Bunun yanı sıra onların bu özellikleri, bir destek sağlanmadığında normal gelişen bireyler için sunulan eğitim ortamlardan yararlanmalarını zorlaştırmaktadır. Etiketleme ve Dil Yetersizliği olan çocuğa sahip aileler açısından bakıldığında hangi anne baba ya da diğer aile bireylerinden biri çocuğunun yetersizliği olan çocuk olarak etiketlenmesini ister? Yine, öğretmenler öğrencisinin yetersizliği olan birey olarak etiketlenmesi durumunda ne hisseder? Zihinsel yetersizlik tanısı olan bir genç “Ben neyim, kimim?” şeklinde düşünmeye başladığında ona verilecek yanıtımız ne olacaktır? İnsanların sınıflandırılması ve bundan yüz yıl önce çok daha az önemli olan etiketleme, bugünlerde sık tartışılır bir konu haline gelmiştir. Bazı görüşlere göre etiketleme, özel eğitime ihtiyacı olan öğrencilerin özel eğitim hizmetlerinden yararlanması için gereklidir ve öğrenci için yararlıdır. Örneğin, işitme engelli ya da görme engelli birey için etiketleme iyidir. Çünkü onların pek çok hizmeti öncelikli olarak elde edilmesinde yardımcı olur. Bütün bunların yanı sıra örneğin, yetersizliği olan bireyler toplumdaki pek çok destekten yararlanabilmek için özürlü kimlik kartına sahip olmak ve istenildiğinde bu kartı göstermek zorundadır. Dolayısıyla pek çok birey de bu kartı almak ve bu kartın sağladığı imkânlardan yararlanmak için tanılanmak ve etiketlenmek isteyecektir. Diğer taraftan etiketleme, eğitimcilerin yetersizlikleri olan bireyin yetersizlikleriyle başa çıkabilmesinde yol gösterici de olabilir. Ancak, etiketleme öğrenciyi sınıf arkadaşlarından ya da akranlarından ayırabilir. Bunun yanı sıra etiketleme, farklı kültür ve dil geçmişi olan öğrencilere karşı bir önyargı oluşturabilir. Günümüzde, sadece dilsel ve kültürel farklılıkları nedeniyle özel gereksinimli olarak etiketlenen pek çok öğrenci bulunmaktadır. Özellikle kültürlerarası özel eğitim çalışmalarında bu durum daha yaygın tartışılmaktadır. Sonuç olarak, etiketleme yapıldığında özel gereksinimi olan bireyler diğerlerinden ayrılacak, değeri düşecek ya da diğerleri tarafından değersiz algılanacak, öğrenci de kendini değersiz hissedebilecektir. Bu nedenle özel gereksinimli olan öğrencileri için kullanılacak dili özenle seçmek, onları etiketleme ve damgalamaktan sakınmak, bu bireylerin günlük yaşama tam katılımlarında olumlu sonuçlar doğurmasını sağlayabilir. Birçok eğitimci öğrencilerinin değerli olduğunu göstermek için “önce insan” dilini kullanır. Bu sebeple “fiziksel engelli ya da fiziksel engelli çocuklar” yerine “fiziksel yetersizlikleri olan öğrenciler” teriminin etiketlemenin olumsuz etkilerini azaltabileceği belirtilmektedir. Tabi ki daha iyisi çocuğa kendi adıyla seslenmektir. Bir öğrenci, “Neden önce benim spastik olduğumu söylüyorsunuz? Öncelikle benim adım Mehmet, sonra diğerlerinden farklı olarak spastiğim, bu kadar!” demiştir. Etiketleme ya da bireyleri adlandırma konusuna ilişkin çeşitli gerekçeler öne sürülmekte ve etiketlerin olası yararları ve zararları ifade edilmektedir. Birçok eğitimci tarafından “Etiketleme olmalı mı, olmamalı mı?” sorusuna bulunabilecek cevaplar incelendiğimde etiketlemenin zararlarının daha ağır bastığı görülmektedir. Özel öğrenme gereksinimleri olan çocuklar için yapılan değişik tanımlamalar ya da etiketlemeler okullarda özel eğitim hizmetlerinin yönetimi ve özel eğitim fonlarının çocukların yararına kullanımı için önemli görülebilir. Günümüzde özel eğitime ihtiyaç duyan bireylere sunulan hizmetlerden yararlanmasının ön koşulunu tanılama oluşturmaktadır. Tanılama sonucunda da sınıflandırma ve etiketleme yapılması zorunlu hale gelmektedir. Örneğin, bir çocuğun özel eğitim okullarından daha fazla hizmet alabilmesi için birden fazla yetersizlik tanısı alması gerekmektedir. Çünkü çocuğun tek bir tanısı varsa alacağı hizmet bu tanı için sunulan özel eğitim hizmeti ile sınırlı olmakta, iki ya da üç ayrı tanı almışsa alacağı hizmet artmaktadır. Dolayısıyla, özel gereksinimi olan bireye sunulan özel eğitim hizmetinin aldığı tanı sayısı ile artması ya da azalması söz konusu olmaktadır. Oysa çocuğun tanılanmasıyla birlikte ilgili hizmetler de tanımlanırsa etiketleme sorununa yeni çözümler bulunması söz konusu olabilecektir. Özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerde öğrencinin yetersizliğine odaklanmak yerine öğrenme gereksinimlerine odaklanılması gerektiği vurgulanmıştır. Özel eğitimciler özel gereksinimi olan öğrencilerin öğrenme gereksinimleri ön plana alınarak beceri alanlarına ve izleyeceği programa göre sınıflandırılmasını önermektedir. Eğitsel değerlendirmenin ön plana çıktığı böyle bir yaklaşımla özel gereksinimi olan öğrencinin özel eğitim gereksinimleri de “okuma anlama becerilerinin geliştirilmesi”, “öz bakım becerilerinin geliştirilmesi”, “temel matematik becerilerinin geliştirilmesi”, “bağımsız hareket becerilerinin geliştirilmesi” şeklinde ifade edilebilecektir. Bu yolla eğitsel tanılamanın gerçekleşmesi ve bu tanı sonucunda ilgili hizmetlerin de planlanması söz konusu olacaktır. Tüm bu uygulamalar aynı zamanda bireyselleştirilmiş eğitim planlarının hazırlanması sürecinin işlemesine katkıda bulunacaktır. Özel Eğitime İhtiyaç Duyan Birey Sayısı Nedir? Yetersizlik durumu, yeni doğan bebeklerin, çocukların, ergenlerin ve gençlerin yaklaşık %9’unu etkilemektedir. Türkiye Özürlüler Araştırması verileri Türkiye için özürlülük oranını %12.29 olarak belirlemiştir. Özel gereksinimi olan bireylere dair sayısal verilere erişilmesi her dönemde zor olmuştur. Türkiye ve birçok ülke, yetersizliği olan bireylere ilişkin istatiki bilgileri Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tahminleri doğrultusunda vermektedir. WHO, 3 Aralık Dünya Özürlüler Günü’nde yayınladığı bültende dünyada 600 milyon insanın yetersizlikten etkilendiğini ve bunların da 470 milyonun çalışma çağındaki bireyler olduğunu belirtmektedir. WHO Dünya Yetersizlik ve Rehabilitasyon Raporu’nda dünya nüfusunun yaklaşık %10’unun yetersizlik durumundan etkilendiğini, bunların da 200 milyonunu çocukların oluşturduğunu belirtmektedir. Yetersizlikten etkilenmiş bireylerin çoğunun yoksul ülkelerde yaşadıkları açıklanmıştır. Bunun yanında UNICEF tarafından yapılan tarama çalışmalarıyla dünyada yetersizlik oranları ülkelere göre sıralanmıştır. Buna göre, yetersizlik oranı en düşük ülke %2 ile Özbekistan iken en yüksek %31’lik oranla Merkez Afrika Cumhuriyeti olarak belirlenmiştir. Bunun yanı sıra bireylerin etnik kökenleri ve yaşadıkları yerlere göre de yetersizlik oranlarının farklılaşabildiği görülmüştür. Çünkü halen dilsel ve kültürel farklılıkların yetersizlik oranlarına etkileri araştırılan konuların içerisinde kendisine yer bulmaktadır. Ancak yine de yetersizlik ölçütlerinin ülkelere göre değişmesinin, ortak tanım ve sınıflandırma sistemlerinin olmamasının bu oranlarda önemli etkileri olabileceğini göstermiştir. Tüm bu bilgilerle birlikte ülke raporlarının büyük bir kısmında konuşma bozuklukları en yaygın yetersizlik grubu olarak belirtilmekte, yine yaygınlık oranlarında en yüksek oranı zihinsel yetersizlikler oluşturmaktadır. Ülkemizde ise özellikle hizmetlerin planlanması ve koordinasyonunda son derece önemli rol oynayan toplumda yetersizliği olan bireylerin belirlenmesi amacıyla Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı ve Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı işbirliğiyle “2002 Türkiye Özürlüler Araştırması” yapılmıştır. Araştırmada, Türkiye’deki özürlülerin sayısı, oranı, sosyoekonomik sorunları, beklentileri, özürlülük türleri, özrün meydana geliş nedenleri, bölgesel farklılıkların ölçülmesi ile devamlı hastalığa sahip olma değerlerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Türkiye Özürlüler Araştırmasının sonuçlarına göre, özürlü olan nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %12.29’dur. Ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel özürlülerin sayısı 1,8 milyon iken, devamlı hastalığı olanlar ise yaklaşık olarak 6,6 milyondur. Özürlü olma oranları yaş bazında değerlendirildiğinde her iki grupta da ileri yaşlarda artış görülmektedir. Ancak bu artış devamlı hastalığı olanlarda diğer özür grubundakilere göre daha fazladır. 0-9 yaş grubunda ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel özürlü olanların oranı %1.54 iken 0-9 yaş grubunda devamlı hastalığa sahip olanların oranı %2.60’tır. Toplam nüfusta okur-yazar olmayanların oranı yaklaşık %13’tür. Bu oran özürlülerde yaklaşık %36, devamlı hastalığı olanlarda yaklaşık olarak %25’tir. Tamamlanmış eğitim durumuna göre özürlü nüfus oranı verileri de toplam nüfusa göre oldukça düşüktür. Özürlülerin yaklaşık %41’i, devamlı hastalığı olanların yaklaşık %47.10’u ilkokul mezunudur. İlkokul sonrası eğitim düzeyi ise çok azdır. Yüksekokula devam eden özürlü oranı %2.24, devamlı hastalığı olanlarda ise %4.23’tür. Eğitim seviyesi doğrudan yaşam kalitesini etkileyen bir değerdir. Sağlık, çalışma durumu, gelir ve sosyal yaşama katılma düzeyi eğitim seviyesi ile doğru orantılıdır. Özürlü olmak eğitim yaşamına katılmayı engelleyen bir durum olduğu gibi, bu durumun sonucu özürlülüğün yükünü artırır. Bu kısır döngüyü yıkmak özürlüler için gereken özel eğitim hizmetlerinin nitelik ve niceliğini, ulaşılabilirliğini artırmakla, bunun yanında normal eğitime devam edebilecek özürlülere fırsat eşitliği sağlamakla mümkün hale gelir. Bunu sağlamanın yolu toplumu bilinçlendirmeden geçer. Bir de buna ek olarak yasalarla fırsat eşitliğini devlet güvencesi altına almak gereklidir. Özel Eğitim Nedir? Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğine göre özel eğitim, “Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için özel olarak yetiştirilmiş personel, geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleri ile özel eğitim gerektiren bireylerin bireysel yeterliliklerine dayalı, gelişim özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitim” olarak açıklanmıştır. Bu tanımda yer verilen özel yetiştirilmiş personel, öncelikle özel eğitim alanında yetişmiş ve üniversitelerin özel eğitim bölümlerinden mezun olmuş personeli belirtmektedir. Özel eğitime ihtiyacı olan fertlerin eğitiminde temel personel özel eğitim öğretmeni olmakla beraber, birçok farklı uzmanlık alanından oluşan grubu ifade etmektedir. Bu grup, bireyin gereksinim duyduğu hizmetin türüne, ihtiyaçlarına göre hizmet vermekte ve personeller farklılaşabilmektedir. Özel Eğitime Muhtaç Bireylerin Kaçı Özel Eğitim Hizmetlerinden Faydalanmaktadır? Ülkemizde özel eğitim hizmetleri birlikte ve ayrı eğitim olarak iki ana grupta toplanmaktadır. Aynı yetersizlik gruplarına hizmet veren ayrı eğitim düzenlemeleri ayrı özel eğitim okullarında, ayrı özel eğitim okullarında birlikte eğitim düzenlemeleri ise genel eğitim okullarında gerçekleştirilmektedir. Özel eğitim gereksinimi olan öğrencilerin belirlenmesi, en az kısıtlayıcı ortamlara yerleştirilmesi ve izlenmesi görevini yürüten toplam 196 Rehberlik Araştırma Merkezi, 933 rehber öğretmen, 300 diğer alanlardan öğretmen ve 145 yönetici görev yapmaktadır. Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü verilerine göre ülkemizde 2007-2008 öğretim yılı itibarıyla farklı yetersizlik gruplarına göre 16 okul türünde, toplam 561 ayrı okul vardır. Bu okullara toplamda 28552 öğrenci gitmektedir. Yöneticilerle beraber bu okullarda 5606 öğretmen görev yapmaktadır. Ancak bu öğretmenlerin çoğunluğu sınıf öğretmeni ve branş öğretmenlerinden oluşmakta, özel eğitim öğretmeni sayısı ise oldukça sınırlı kalmaktadır. Birlikte eğitim uygulamaları ise genel eğitim okullarında açılan özel eğitim sınıflarında ve yetersizliği olmayan öğrencilerin bulunduğu genel eğitim sınıflarında yürütülmektedir. Yine 2007-2008 yılı itibariyle 1076 özel eğitim sınıfında 9252 öğrenci eğitim görmektedir. Bu öğretmenler özel eğitim sınıf öğretmeni olarak adlandırılmakta, ancak bunlardan kaç tanesinin özel eğitim bölümlerinden mezun olan özel eğitim öğretmeni olduğuna dair bilgi yer almamaktadır. Genel eğitim sınıflarında yürütülen birlikte eğitim uygulamaları (kaynaştırma) ise ilköğretim düzeyinde 34214 sınıfta 56716 öğrenciyle, ortaöğretim düzeyinde 866 sınıfta 1788 öğrenciyle sürdürülmektedir. Tüm bu uygulamalarla toplam 67756 öğrenci resmi özel eğitim hizmetlerinden faydalanmaktadır. Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’ne bağlı özel eğitim ilköğretim okullarında 4138 ve rehabilitasyon merkezinde 181665 kişi özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmaktadır. Bu bilgilere göre Türkiye’de toplam 282369 özel eğitime muhtaç bireyin özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerini kullanmaktadır. Sınıflandırma Özel eğitimde sınıflandırma farklı şekillerde yapılmaktadır. Bazı sınıflandırmalar her bir yetersizlik türünün adına göre yapılan sınıflandırmadır. Ülkemiz özel eğitim sisteminde, yasal sınıflandırma olarak bu tür bir sınıflandırma kullanılmaktadır. Sınıflandırmada kullanılan bir başka yol ise işitme, görme gibi bazı grupları birleştirerek yapılan sınıflandırmadır. Üçüncü ve son sınıflandırma yaklaşımı ise sık rastlanan yetersizlikler ve az rastlanan yetersizlikler şeklinde oluşturulan sınıflandırmadır. Buna göre yaygınlık oranlarına göre sıralandığında; özel öğrenme güçlükleri, dil ve konuşma bozuklukları, zekâ geriliği ve duygu bozukluğu sık rastlanan yetersizlikler grubunda yer alır. Az rastlanan yetersizlikler grubu ise; çoklu yetersizlikler, işitme yetersizliği, ortopedik yetersizlikler, diğer sağlık yetersizlikleri, görme yetersizlikleri, otizm, işitme-görme yetersizlikleri, beyin zedelenmesi ve gelişim gecikmesi olarak sıralamak mümkündür. Ülkemizde Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğinde özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar şöyle sınıflandırılmaktadır. Sınıflandırma, – Zihinsel yetersizlik – İşitme yetersizliği – Görme yetersizliği – Ortopedik yetersizlik – Sinir sisteminin zedelenmesi ile ortaya çıkan yetersizlik – Dil ve konuşma güçlüğü – Özel öğrenme güçlüğü – Birden fazla alanda yetersizlik – Duygusal uyum güçlüğü – Süreğen hastalık – Otizm – Sosyal uyum güçlüğü – Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu – Üstün veya özel yetenek Sınıflandırmada da görüldüğü üzere özel eğitim gerektiren bireylerin özellikleri ve ihtiyaçları birbirinden oldukça farklılık göstermektedir. Özel eğitimde terimler ve bu terimlerin kullanımında ciddi duyarlılık vardır. Son yıllarda bireyin özel gereksinimi ya da yetersizliğini öne alacak terimlerin kullanımından uzak durulmakta, bu nedenle “olan”, “gösteren” gibi bağlaçların kullanımı tercih edilmektedir. Örneğin, özel gereksinimli çocuk yerine özel gereksinimi olan çocuk; zihin engelli birey yerine zihinsel yetersizliği olan çocuk terimleri kullanılmaktadır. Özel Eğitim Personeli Özel eğitim öğretmenleri, yetersizliği olan öğrencilere günlük öğretim ve ilgili diğer destekleri sunan uzmanlardır. Bununla beraber, özel eğitim öğretmenlerinin oldukça farklı rolleri ve sorumlulukları bulunmaktadır. Özel eğitim öğretmeni otizm gibi tek bir yetersizlik grubuyla çalışabileceği gibi, öğrenme güçlükleri gibi hafif derecede yetersizliği olan, duygusal yetersizliği olan ya da hafif derecede zihinsel yetersizliği olanlarla da çalışabilir. Özel eğitim öğretmeni, çocuğa özel eğitim sunmanın yanında öğrencileri için araç gereç hazırlama ve araç uyarlama çalışmaları da yapmaktadır. Özel eğitim okullarında yeterli uzman personelin olmaması nedeniyle aile eğitimi, serbest zaman eğitimi gibi konularda da çalışmaktadırlar. Son yıllarda artan kaynaştırma uygulamaları nedeniyle özel eğitim öğretmenleri, genel eğitim sınıflarında eş-öğretmen, kaynak oda öğretmeni olarak da görev yapmaktadırlar. Ülkemizde özel eğitim sınıf öğretmenlerinin en yaygın çalışma alanları ise ayrı özel eğitim okulları ve özel eğitim sınıflarıdır. Özellikle evde bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinin gündeme gelmesi sonucunda özel eğitim öğretmenleri, gezici özel eğitim öğretmeni görevini de üstlenmektedir. Ancak, bu öğretmenlerin sayılarına ilişkin istatiksel bilgi yoktur. Dünyada özellikle göç alan ülkelerde iki dilli özel eğitim öğretmenlerine ihtiyaç duyulur hale gelmiştir. Bunun yanında erken eğitimin yaygınlaşmasıyla birlikte erken çocukluk dönemi özel eğitimcisi ihtiyacı doğmuştur. Erken çocukluk dönemi özel eğitim öğretmeninin küçük çocukların belirgin öğrenme gereksinimlerini ayırt edebilme, dil ve konuşma, bilişsel gelişim ve davranış gibi pek çok yetersizlik konusunda bilgi sahibi olması istenmektedir. Ülkemizde ilk kez sınıf öğretmeni olarak özel eğitim öğretmeni yetiştirme uygulamalarına 1983 yılında Anadolu Üniversitesi’nde açılan özel eğitim bölümüyle başlanmıştır. Zihin engelliler öğretmenliği ve işitme engelliler öğretmenliği olarak başlayan öğretmen yetiştirme uygulamalarına görme engelliler öğretmenliği ve üstün zekâlılar öğretmenliği programlarının eklenmesiyle ülkemizde dört alanda özel eğitim öğretmeni yetiştirilmektedir. Özel eğitim uygulamalarının yaygınlaşması, okullaşma oranının artması ve birçok özel gereksinimi olan öğrencinin ailesinin özel eğitim hizmeti almak istiyor olması, özel eğitim öğretmeni ihtiyacını da artırmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı resmi özel eğitim okullarında özel eğitim istihdamında ilk sırada bulunmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığının yanı sıra Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü de, ilgili kurumlarında özel eğitim öğretmeni çalıştırmaktadır. Özel eğitim okullarının artan öğretmen ihtiyacının karşılanabilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı kısa süreli sertifika programları düzenlemektedir. Dolayısıyla özel eğitim okullarında çalışan öğretmenlerin çok büyük bölümünü, kısa süreli sertifika ya da kurs programlarına katılan öğretmenler oluşturmaktadır. Özel eğitim alanındaki deneyimler, özel eğitimin bireysel bir çaba değil bir ekip işi olduğu yönündedir. Ekip çalışması tüm özel eğitim programlarında oldukça önemlidir. Özel eğitime muhtaç olan fertlerin ihtiyaçlarının karşılanması ilgili uzmanların bir arada çalışmasını gerektirmektedir. Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğine göre özel eğitimde çalışacak olan personel, eğitim yöneticisi, özel eğitim öğretmeni, sınıf öğretmeni, rehber öğretmen, işyeri koordinatör öğretmeni, atölye öğretmeni ve usta öğreticilerden oluşmaktadır. Bunların yanı sıra özel eğitim personeli sadece özel eğitim öğretmenlerinden meydana gelmemektedir. Özel eğitim ve ilgili hizmetlerin verilmesinde birçok farklı disiplin alanından uzman görev yapmaktadır. Okul tür ve özelliklerine göre gereksinim duyulan diğer personelin ise diğer kurumlarla yapılacak protokollere görevlendirilebileceği belirtilmektedir. Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğinin 59.maddesine göre, “Sağlık Bakanlığı veya diğer kurum ve kuruluşlarla birlikte hazırlanacak protokoller çerçevesinde dil ve konuşma terapisti, fizik tedavi uzmanı, odyolog sağlanarak özel eğitim kurumlarında görevlendirilebilirler. Bu personelin çalışma yer ve saatleri ile görev alanları hazırlanacak protokollerde belirlenir.” Özel eğitimde artan ve farklılaşan gereksinimler sonucu farklı özelliklere sahip personelin de özel eğitimde görev alması mümkündür. Genellikle özel özel eğitim kurumları tarafından bu tür personelin istihdamı gerçekleştirilebilmekte ancak resmi özel eğitim kurumlarında da bu mümkün değildir. Örneğin, özel gereksinimi olan bireylerin eğitiminde uyarlanmış beden eğitimi ve sportif etkinlikler konusunda eğitim almış beden eğitimi öğretmeni, sanat ve müzik terapisti, odyoloji uzmanı, birlikte eğitim kolaylaştırıcı, dil çevirmeni, uğraşı terapisti, bağımsız hareket ve uyum uzmanı, fizik tedavi uzmanı, psikometrist ya da eğitsel tanı uzmanı, özel eğitim yöneticisi, yardımcı teknolojiler uzmanı gibi. Özel Eğitimde Yasal Düzenlemeler Türkiye’de özel eğitim hizmetlerinin başlangıcı 1800’lü yıllarda olmuştur. Ancak konuyla ilgili yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi zaman almıştır. Özel eğitim hizmetlerinin tek elden planlanması konusunda önemli bir aşama olarak, 06.08.1980 tarihinde 2429 sayılı onayla Özel Eğitim Genel Müdürlüğü kurulmuş, 27.02.1982 tarihinde Daire Başkanlığına, 13.12.1983 gün ve 179 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığına dönüştürülmüştür. Aynı yıl çıkarılan 2916 sayılı Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu’nda, özel eğitime muhtaç çocukların yetiştirilmelerine dair esaslar belirlenmiştir. Daha önceki düzenlemelerde genelde diğer yasaların içinde birkaç madde ile yer verilen özel eğitim uygulamaları, 2916 sayılı yasanın ardından ilk kez bağımsız mevzuata kavuşmuştur. Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığı ülke genelinde özel eğitim ve rehberlik alanında ihtiyaçların artması sonucu, hizmeti daha etkin ve yaygın olarak yürütebilmek amacıyla 30.04.1992 gün ve 3797 sayılı Kanunla Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğüne dönüştürülmüştür. Ayrıca, 06.06.1997 tarihli mükerrer 23011 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile özel eğitim esasları belirlenmiştir. Bu yasa ile 2916 sayılı Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Yasası yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece 573 sayılı KHK özel eğitimle ilgili hizmetlerin planlanması ve yürütülmesi konularını açıklığa kavuşturmuştur. Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı birinci maddede, “özel eğitim gerektiren bireylerin, Türk Milli Eğitiminin genel amaçları ve temel ilkeleri doğrultusunda, genel ve mesleki eğitim görme haklarını kullanabilmelerini sağlamaya yönelik esasları düzenlemek” olarak belirtilmektedir. Bu yasa ile ilk kez özel eğitim gerektiren birey, kaynaştırma, erken çocuk dönemi eğitimi, aile eğitimi ve katılımı, özel eğitim desteği, bireyselleştirilmiş eğitim planları gibi terimler kullanılmaya başlanmış ve bu yönde düzenlemelere gidilmiştir. Özel eğitim yasasına dayalı olarak hazırlanan Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğinin amacı; özel eğitim gerektiren bireylerin, Türk Milli Eğitiminin genel amaçları ve temel ilkeleri doğrultusunda, genel ve mesleki eğitim görme haklarını kullanabilmelerini sağlamaya yönelik esasları düzenlemektir. Bu yönetmelikle özel eğitim uygulamalarının nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin ayrıntılara yer verilerek uygulamalara açıklık getirilmiştir. Yönetmelik, genel hükümler, yerleştirme, eğitim-öğretim, kurumlar, personel, programlar ve kurullar, kaynaştırma uygulamaları, defter ve dosyalar ile çeşitli ve son hükümler başlıklarını içeren dokuz kısımdan; bu kısımların altında bölümler ve toplam 90 maddeden oluşmaktadır. Görüleceği üzere yönetmelik; özel eğitim gerektiren bireyler ile onlara doğrudan veya dolaylı olarak sunulacak eğitim hizmetlerini, bu hizmetleri sağlayacak resmi ve özel okul ve kurumların işleyişiyle ilgili hükümleri kapsamaktadır. Özel eğitim uygulamaları, özel eğitime muhtaç olanları önce birey olarak ele almalı, daha sonra bu bireyin bireysel destek gereksinimleri bağlamında hizmetleri planlamalıdır. Özel gereksinimi olan bireylerin eğitimiyle ilgili yasal düzenlemeler, uluslar arası sözleşmeler özel eğitimin ilkelerinin uygulamaya dönüştürülmesinde önemli dayanakları oluşturmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı 573 Sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede özel eğitimde dokuz maddeye yer verilmiştir. 1. Özel eğitim gerektiren tüm bireyler; ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetinden yararlandırılır. 2. Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitimine erken yaşta başlanır. 3. Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür. 4. Özel eğitim gerektiren bireylerin, eğitsel performansları dikkate alınarak, amaç, içerik ve öğretim süreçlerinde uyarlamalar yapılarak yetersizliği olmayan akranları ile eğitimlerine öncelik verilir. 5. Özel eğitim gerektiren bireylerin her tür ve kademedeki eğitimlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi için her türlü rehabilitasyonlarını sağlayacak kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapılır. 6. Özel eğitim gerektiren bireyler için bireyselleştirilmiş eğitim planı geliştirilir ve eğitim programları bireyselleştirilerek uygulanır. 7. Ailelerin özel eğitim sürecinin her boyutuna aktif katılmalarının sağlanması esastır. 8. Özel eğitim politikalarının geliştirilmesinde, özel eğitim gerektiren bireylere yönelik etkinlik gösteren sivil toplum örgütleri ile iş birliği içinde çalışılır. 9. Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireylerin toplumla etkileşim ve karşılıklı uyum sağlama sürecini kapsayacak şekilde planlanır. Özel eğitim ilkelerinin uygulamaya dönüşmesinde halen sorunlar yaşanmasına rağmen, 573 Sayılı Özel Eğitim Yasası ve Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğiyle birlikte bu ilkelerin nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin bir yol haritası bulunmaktadır. Özellikle her bir ilkenin uygulanması için yasal düzenlemelerin varlığı özel eğitim hizmetlerinin gelişmesinde önemli kilometre taşları olacağı düşüncesini doğurmaktadır. Özel eğitim hizmetleri sadece bu bireyleri bir araya getirip eğitmeye çalışmanın ötesinde toplumla etkileşim ve karşılıklı uyum sağlama sürecini kapsayacak şekilde planlanmalıdır. Özel Eğitimin Tarihçesi Özel eğitimin yaklaşık iki asırlık tarihi dünyada ve Türkiye’de özel eğitimdeki gelişmeleri değerlendirmek ve geleceğe yönelik eğitimleri tartışabilmek açısından önem taşımaktadır. Şüphesiz özel gereksinimi olan bireyler 135 yıl önce ortaya çıkmadı. Bu bireyler kimi zaman üstün özellikleri nedeniyle destanlar yazdı, kimi zaman da yetersizlikleri nedeniyle ölüme terk edildi ya da toplumdan soyutlandı. Güçlülerin yaşama hakkının olduğu, güçsüzlerin olmadığı dönemlerde de özel gereksinimi olan bireyler vardı. İlkel toplumların birçoğunda kişinin varlığını sürdürebilmesi için üretici, savaşçılık, sihirbazlık gibi sınırlı görevlerden birini yerine getirebilecek nitelikleri olması gerekirdi. Geçimi ya da korunması için başkasına muhtaç olan kişi toplumun sırtından atılması gereken bir yük sayılırdı. Güçsüz, düşkün veya sakat olarak adlandırılan bu bireylerin özel gereksinimlerinin olduğu gerçeği ancak 1800’lü yılların sonlarında kabul edildi ve eğitilerek topluma kazandırılmaları için girişimler başladı. Özel eğitim süreci ilk kez 1873 yılında Paris’te görme engelliler için bir okul açılmasıyla başlamıştır. Daha sonra Avrupa ülkeleri ve Rusya’da açılan okulları 1830’lu yıllarda ABD’deki okullar takip etmiştir. Dünyada özel eğitimin ve özel eğitimde okullaşmanın tarihçesi, özel gereksinimi olan çocuklar için öncelikle klinik çalışmalarının yapıldığını, bunu yatılı okul ve ayrı okul düzenlemelerinin izlediğini göstermektedir. Özel eğitimin genel eğitimle bütünleşmesinin başlamasında genel eğitim okulları içinde özel sınıfların açılması, genel eğitim sınıfları içerisinde tam zamanlı ve yarı zamanlı kaynaştırma uygulamalarına yer verilmesi ile başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Özel gereksinimi olan çocukların hiçbir koşulda eğitimden mahrum bırakılamayacağı ve koşulsuz kaynaştırma görüşleri yirminci yüzyılın sonlarına damgasını vurmuş ve artık özel gereksinimi olan çocukların en az kısıtlayıcı ortamlarda eğitim almaları gerektiği kabul edilmiştir. Bu görüş doğrultusunda 2000’li yıllarda eğitimciler, kaynaştırma eğitimi yerine de kullanılan kapsayıcı eğitim kavramıyla tanışmış ve özel eğitime muhtaç çocuklara ayrı özel eğitim uygulamaları vermek yerine, genel eğitim ortamlarının özel gereksinimi olan bireye göre uygun hale getirilmesinin yolları aranmaya başlamıştır. Ulaşılan bu noktada erken eğitim, aile katılımı ve eğitimi, bireyselleştirilmiş eğitim programları, kaynaştırma ve kapsayıcı eğitim, yardımcı teknolojiler gibi konuların üzerinde önemle durulmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde özel gereksinimi olan bireylerin öncelikli ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli ilkler bulunmaktadır. Bu ilkler arasında işitme yetersizliği olan bireyler için ilk işaret dilinin geliştirilmesi, görme yetersizliği olanlar için Braille iletişim sisteminin geliştirilmesi, duyu uyarımı çalışmaları, zekâ testlerinin geliştirilmesi, ilk erken eğitim uygulamalarının gerçekleştirilmesi gibi pek çok çalışma vardır. Türkiye’de özel eğitimin başlaması, yaygınlaşması ve gelişmesi yetersizlik gruplarına göre değişiklik göstermektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yetersizliği olan kişilerle ilgili olarak, yetimleri, kimsesizleri koruma, bakma ve barındırma türü hizmetler öncelikle gelişme göstermiştir. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü özel eğitimin ülkemizdeki gelişimini şöyle özetlemiştir: Ülkemizde özel eğitime ihtiyaç duyan çocukların eğitimine 1889 yılında İstanbul Ticaret Mektebi bünyesinde işitme engelli çocuklara eğitim veren bir okulun açılması ile başlanmıştır. Daha sonra bu okula görme engellilerle ilgili bir bölüm eklenmiş, okul 30 yıl eğitim verdikten sonra kapatılmıştır. 1921 yılında Özel İzmir Sağırlar-Körler Okulu açılmış ve bu okul 1924 yılından 1950 yılına kadar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’;na bağlı olarak özel eğitim hizmetlerini sürdürdükten sonra aynı yıl Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilmiştir. 1950 yılından 1980 yılına kadar Özel Eğitim Hizmetleri, İlköğretim Genel Müdürlüğü bünyesinde bir şube bir şube müdürlüğü tarafından yürütülmüştür. Eğitim sistemimizde rehberlik kavramının gündeme gelmesi ise 2.Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda meydana gelmiştir. Bu yıllardaki müfredat programlarında bireyler arası farklılıklardan, eğitim ve programların bu farklılıklara göre uyarlanması gereğinden bahsedilmeye başlanmıştır. Marshall Planı çerçevesinde ülkemize gelen Amerikalı uzmanların eğitimimizdeki çeşitli geliştirme ve yenileştirme faaliyetleri sırasında, eğitimde ve özellikle rehberlikte kullanılacak ölçme araçlarını geliştirmek üzere Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na bağlı bir Test-Araştırma Bürosu 1955 yılında kurulmuştur. Bu büro rehberlikte bazı ölçme araçları üzerinde çeşitli çalışmalar yapmış, ancak sonraki yıllarda çeşitli örgütsel düzenlemeler sırasında kapatılmıştır. 06.08.1990 tarihinde 2429 sayılı onayla Özel Eğitim Genel Müdürlüğü kurulmuş, 27.02.1982 tarihinde Daire Başkanlığına, 13.12.1983 gün ve 179 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığına dönüştürülmüştür. Aynı yıl çıkarılan 2916 sayılı Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu’nda, özel eğitime muhtaç çocukların yetiştirilmelerine dair esaslar belirlenmiştir. Ülke genelinde özel eğitim ve rehberlik alanında ihtiyaçların artması sonucu, hizmeti daha etkin ve yaygın verebilmek adına 30.04.1992 gün ve 3797 sayılı Kanunla Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Ayrıca, 06.06.1997 tarihli mükerrer 23011 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile engellilere ilişkin özel eğitim esasları belirlenmiştir. Özel eğitime ihtiyacı olan bireylerle ilgili son olarak 1.7.2005 tarihinde Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 5378 sayılı kanun çıkmıştır. Bu kanun özel gereksinimi olan bireylerin sadece bir alanda değil, toplumsal yaşama katılımlarıyla ilgili tüm alanlardaki ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla hazırlanmıştır. Günümüzde Özel Eğitim Toplumda yaşayan tüm insanlar bir şekilde yetersizlik konusuyla karşı karşıya gelebilmektedir. Bu karşı karşıya gelme, yetersizliğin bireyin kendisini doğrudan etkilemesi biçiminde olabileceği gibi, aile bireylerinden, yakın akrabalardan, birini ya da birkaçını etkilemesi biçiminde de olabilir. Bunun yanında, bireyin doğrudan temas kurmadığı, ancak toplumda birlikte yaşadığı bireyler de yetersizlik durumundan etkilenmiş olabilmektedirler. Sonuçta toplumdaki pek çok birey, aile olarak, arkadaş olarak, öğretmen olarak, yönetici olarak yetersizliği olan bireylerle karşı karşıyadırlar. Yetersizliği olan bireylerin çalışma hayatında daha fazla aktif olmalarıyla beraber, yetersizliği olmayan bireyler, yetersizliği olan bireylere hizmet sunan ya da onlardan hizmet alan konuma gelmişlerdir. Bu yüzden yetersizliğe sahip bireyler olmaktan çıkmış, toplumun bir parçası haline gelmişlerdir. Ancak yine de okullaşma oranının düşüklüğü, işsizlik oranının yüksekliği ve yoksulluk, onların toplumda bağımsız bireyler olarak işlevde bulunmalarının önünde bir engel oluşturmaktadır. Bu toplumda yaşayan her birey, bir gün engelli olabilir. Özel gereksinimleri olan bireyleri eğiterek, topluma kazandırmak, onları iş sahibi yapmak ve gerek eğitim gerekse istihdamlarının sağlanmasında çeşitli biçimlerde destek olmak genel ve özel eğitim sisteminin öncelikli amaç ve görevlerindendir. Bu amaca ulaşmak için yapılması gereken ilk iş ise özel eğitime gereksinim duyan bireylerin tanılanma sürecinde uygun hizmetler alabilir duruma getirilmeleridir. Özel eğitim hizmetlerinin sunulmasında öncelikli olarak iki uygulamadan söz edilebilir. İlki Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından planlanan resmi özel eğitim kurumları; ikincisi ise Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü tarafından planlanan özel özel eğitim kurumlarıdır. Özel eğitimde öğrencilerin yönlendirme, yerleştirme ve izleme çalışmaları özel eğitim hizmetleri kurulu, özel eğitim değerlendirme kurulu raporu doğrultusunda gerçekleştirilmektedir. Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğine göre “Özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin öncelikle yetersizliği olmayan akranlarının devam ettiği sınıf olmak üzere, özel eğitim sınıfı, gündüzlü özel eğitim okulu, yatılı özel eğitim okulu gibi an az sınırlandırılmış ortamdan en çok sınırlandırılmış ortamda eğitimlerini sürdürmelerini sağlayacak şekilde yerleştirmelerine dikkat edilir.” Artık özel eğitim hizmetlerinin anlamı sadece özel gereksinimleri olan çocukların yetersizliklerine uygun ortamlarda eğitim vermek değil, onların özel eğitim gereksinimlerini karşılayacak en uygun ortamlarda eğitim vermek ve onları en az kısıtlayıcı ortamlarda eğitmek olarak algılanmalıdır. “En az kısıtlayıcı eğitim ortamı, bir öğrencinin ailesi ve akranlarıyla en fazla birlikte olabileceği ve aynı zamanda eğitim gereksinimlerinin en iyi şekilde karşılanabileceği eğitim ortamı” olarak tanımlanmaktadır. En az kısıtlayıcı ortam, aynı zamanda öğrencinin en üst düzeyde başarı gösterebileceği ortamdır. Özel eğitime ihtiyaç duyan çocukların eğitimindeki seçenekler en az kısıtlayıcı ortamlardan en fazla kısıtlayıcı ortamlara doğru sıralandığında tam zamanlı özel eğitim sınıflarından ev ya da hastane ortamlarına kadar bir sırada ele alınmaktadır. En az kısıtlayıcı ortamlar; tam zamanlı genel eğitim sınıfı, yarı zamanlı genel eğitim sınıfı ve yarı zamanlı destek ya da gezici hizmetler, tam zamanlı özel eğitim sınıfı ve okuldaki öğrencilerle sosyal kaynaştırma, tam zamanlı özel eğitim okulu, tam zamanlı yatılı özel eğitim kurumu, ev ya da hastane ortamı olarak sıralanabilir. 0-36 ay arasındaki çocuklara erken çocukluk dönemi eğitimi, 37-72 ay arasındaki çocuklara okul öncesi eğitimi, ilköğretim, evde eğitim, ortaöğretim ve yükseköğretimde özel eğitime ihtiyaç duyanlara yönelik özel eğitim hizmetleri verilmektedir. Bu kurumlara ek olarak özel eğitime destek sağlayan bakanlığa bağlı kurumlar da vardır. Buna göre, rehberlik ve araştırma merkezleri, özel eğitime gereksinim duyan bireyleri belirler, inceler, tanılar, yerleştirilebilecekleri en uygun eğitim ortamını önerir, destek eğitim ile rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri sunar. Sayısal olarak bakıldığında tüm özel eğitime gereksinimi olan çocukların özel eğitim gereksinimlerinin tam olarak karşılandığını söylemek mümkün değildir. Özellikle özel özel eğitim kurumlarından yararlanan özel eğitime gereksinimi olan çocuklar için devlet tarafından sağlanan tam destek, özel özel eğitim kurumlarının ve özel eğitimden yararlanan çocuk sayısını artırmış ve neredeyse ilçelerde dahi özel özel eğitim kurumları açılmıştır. Bu sevindirici bir gelişme olmakla beraber, artık niceliğin yanı sıra niteliğin artırılması büyük önem taşımaktadır. Artık tüm dünyada kabul edilen gerçek, özel eğitim hizmetleri bir ekip işidir. Bu ekibin en önemli üyesi çocuklara doğrudan özel eğitim hizmeti sunan özel eğitim öğretmenidir ve özel eğitimin olmazsa olmaz koşullarındandır. Ancak, özel eğitim sisteminin gereksinimi olan sayıda özel eğitim öğretmeni yetiştirilememektedir. Özel eğitim okullarında çağdaş özel eğitim uygulamalarının yapılabilmesi için özel eğitim alanında özel olarak yetiştirilmiş personelin sayısının artırılması öncelikli eylem planlarından olmalıdır. Kaynakça: Özsoy, Y., Özyürek, M., Eripek S. (1989). Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar. Ankara: Karatepe Yayınları Yazar: Özge Beniz http://www.bilgiustam.com/ozel-egitim-nedir/

http://www.ulkemiz.com/ozel-egitim-nedir-

Şanghay İşbirliği Örgütü Nedir

Şanghay İşbirliği Örgütü Nedir

Şanghay İşbirliği Örgütü adını örgütün ilk toplandığı yer olan Şanghay'dan almaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ın 1996'da yılında oluşturdukları yapılanma Şanghay Beşlisi olarak anılıyordu.

http://www.ulkemiz.com/sanghay-isbirligi-orgutu-nedir

Rusça Nasıl Bir Dildir ?

Rusça Nasıl Bir Dildir ?

Rusça, yaklaşık olarak 150 milyon kişi trafından kullanılan ve ana dil olarak kullanılan bir dildir.

http://www.ulkemiz.com/rusca-nasil-bir-dildir-

Ayva'nın Şaşırtıcı Faydaları

Ayva'nın Şaşırtıcı Faydaları

Ayvanın sağlığa olan faydaları nelerdir? Ayva kanseri önleme, kilo vermeye yardımcı olma, sindirim sağlığını geliştirme, kolestrolü düşürme ve bağışıklık sistemini güçlendirme becerisini içerir.

http://www.ulkemiz.com/ayvanin-sasirtici-faydalari

Azerbaycan Cumhuriyeti hakkında bilgi

Azerbaycan Cumhuriyeti hakkında bilgi

Türklerin Azerbaycan’a gelişlerinin Saka / İskit döneminde olduğu tahmin edilmektedir.

http://www.ulkemiz.com/azerbaycan-cumhuriyeti-hakkinda-bilgi

 Türkmenistan Cumhuriyeti hakkında bilgi

Türkmenistan Cumhuriyeti hakkında bilgi

Resmî adıyla Türkmenistan Cumhuriyeti, 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılışından sonra bağımsızlığını kazanan Orta Asya Türk cumhuriyeti.

http://www.ulkemiz.com/turkmenistan-cumhuriyeti-hakkinda-bilgi

Kazakistan Cumhuriyeti hakkında bilgi

Kazakistan Cumhuriyeti hakkında bilgi

Resmî adıyla Kazakistan Cumhuriyeti , Orta Asya ve Doğu Avrupa’daki bağımsız devlettir.

http://www.ulkemiz.com/kazakistan-cumhuriyeti-hakkinda-bilgi

Kırgızistan Cumhuriyeti hakkında bilgi

Kırgızistan Cumhuriyeti hakkında bilgi

Kırgızistan, Orta Asya’da bulunmakta olup, Başkenti Bişkek’tir.

http://www.ulkemiz.com/kirgizistan-cumhuriyeti-hakkinda-bilgi

Özbekistan Cumhuriyeti hakkında bilgi

Özbekistan Cumhuriyeti hakkında bilgi

Resmi adıyla Özbekistan Cumhuriyeti , Orta Asya'da, Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını kazanmış bir devlet ülkedir. Özbekistan, günümüzdeki yedi bağımsız Türk devletlerinden biri olup TÜRKSOY'un üyesidir.

http://www.ulkemiz.com/ozbekistan-cumhuriyeti-hakkinda-bilgi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0