Arama Sonuçları..

Toplam 33 kayıt bulundu.
Ototrof ve Heterotrof Hipotezi Nedir?

Ototrof ve Heterotrof Hipotezi Nedir?

Ototrof Hipotezi Nedir? Ototrof hipotezine göre, dünyada ilk meydana gelen canlı ototroftur. Ototroflar kendi besinlerini üretebildiğine göre karmaşık organizmalardır. Bazı bilim adamları ilk oluşan canlının kendi besinini üretebilecek kadar bir yapıya sahip olamayacağını ileri sürerek, ototrof hipotezini kabul etmemektedirler. Kendi besinini üreten organizmanın nasıl meydana geldiği açıklanamadığında bu hipoteze karşı heterotrof hipotezi ileri sürülmüştür. Heterotrof Hipotezi Nedir? Heterotrof hipotezi bulunabileceği, ilk canlı heterotrof olup, cansız maddelerin uzun bir kimyasal evrim gerçirmesiyle meydana gelmiştir. Cansız maddelerin bir araya gelerek canlıları nasıl oluşturduğuna ait görüşler, Oparin ve Haldane gibi bazı bilim adamlarının hipotezlerine dayandırılmaktadır. Bu bilim adamları, ilk atmosferde serbest oksijenin bulunmadığını iddia etmiştir. Heterotrof Hipotezi Nedir? Heterotrof hipotezi bulunabileceği, ilk canlı heterotrof olup, cansız maddelerin uzun bir kimyasal evrim gerçirmesiyle meydana gelmiştir. Cansız maddelerin bir araya gelerek canlıları nasıl oluşturduğuna ait görüşler, Oparin ve Haldane gibi bazı bilim adamlarının hipotezlerine dayandırılmaktadır. Bu bilim adamları, ilk atmosferde serbest oksijenin bulunmadığını iddia etmiştir. Ayrıca ilk atmosferde metan, amonyak ve su buharının da bulunabileceği fikrini ileri sürmüşlerdir. Bu maddelerin yoğun mor ötesi ışınların enerjisi ile kompleks bileşikler yapabilecek reaksiyonlara girdiklerini iddia etmişlerdir. Bu reaksiyonlar sonucu oluşan maddelerin denizlere taşınarak basit organik bileşikleri oluşturdukları ileri sürülmüştür. Stanley Miller 1953′te ilk atmosferde metan, amonyak, hidrojen ve su buharı gazlarının bulunduğunu varsayarak bir deney düzenledi. Miller, yukarıda verilenleri bir cam balon içinde 7 gün elektrik arkına tutarak, balonda aminoasit benzeri bazı basit organik bileşiklerin meydana geldiğini gösterdi. İlk dünya şartlarının kesin olarak bilinmemesinden dolayı bu deneyin doğruluğu kabul görmemiştir. Ayrıca son yıllarda yapılan uzay çalışmaları, dünyamızın atmosferinde, S. Miller’in tahmin ettiğinden bin kat fazla oksijen bulunduğunu göstermiştir. Şimdiye kadar organik moleküllerden yeni bir canlı yapılmadığına göre, düzenlenen deneylerin tahmine dayalı olduğu söylenebilir.

http://www.ulkemiz.com/ototrof-ve-heterotrof-hipotezi-nedir

Neptün Ve Uydusu Despına

Neptün Ve Uydusu Despına

Bu fotoğrafı ilginç ve mucizevi kılan şey, Voyager 2 uzay aracı tarafından 1989 yılında çekildikten tam 20 yıl sonra farkedilmiş olması. Amatör bir gökbilimci olan Ted Stryk, 2009 yılında Voyager görüntülerinin yer aldığı arşivi incelerken, Despina'nın Neptün üzerinden gölge yaratarak geçişini gösteren dört adet fotoğraf buldu. Daha sonra bu dört fotoğrafı işleyip birleştirerek bu gördüğünüz görüntüyü elde etti. Despina, Neptün'ün bilinen 14 uydusundan biridir ve 180×148×128 km'lik boyutlarıyla oldukça küçük, biçimsiz bir kaya parçasından ibarettir. Fotoğrafta, 9'ar dakika arayla çekilmiş olan dört görüntüde, uydunun yörüngesinde ilerlerken Neptün'ün üst atmosferinde bulunan bulutlar üzerinde yarattığı gölge açıkca görülüyor. Bu da, gölgenin ilerleyişi sırasında geçtiği bölgelerde Güneş tutulması yarattığı anlamına geliyor. Voyager araçları, görev süreleri boyunca Dünya'ya onbinlerce fotoğraf gönderdiler. Sayı bu kadar büyük olduğu için, fotoğrafların incelenmesine hala devam ediliyor. Siz de şurayı ziyaret edip (eğer kaybolmazsanız) Voyager'lardan gelen fotoğraf ve bilimsel verilere ulaşabilirsiniz: http://voyager.jpl.nasa.gov/imagesvideo/imagesbyvoyager.html KOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/neptun-ve-uydusu-despina

Meteor Yağmuru Nedir ?

Meteor Yağmuru Nedir ?

Son yıllarda bilim ve de teknolojinin gelişmesiyle, geçmişten günümüze dek hep merak edilen konular arasında yer alan uzayla ilgili çalışmalar hız kazanmış ve edinilen bilgiler de artmıştır. Araştırmalarla birlikte, uzayın sırları çözülmeye çalışılmış ve de uzay boşluğunda yer alan cisimlerle bu cisimlerin neden olduğu olaylar hakkında detaylı bilgilere ulaşılmıştır.Meteor ve meteorların sebep olduğu meteor yağmurları ise, gelişen bilimin detaylı bilgiye sahip olduğu bir olgu haline gelmiştir. Meteor, kısaca gökyüzünde yer alan gök cisimlerinden kopmuş küçük parçalardır. Meteorun diğer bir adı da, göktaşıdır. Bu göktaşları, boşlukta yer alan gök cisimlerin etkisine girmektedir. Gök cisimlerinden kopan küçük göktaşları, bazen de atmosferin çekim alanına girmektedir. Tam da bu sırada, bu göktaşları uzayda yüksek bir hızla ilerlerken ışıklı izler bırakır ve bu izler hava yüzeyiyle sürtünür. Bu sürtünmeden dolayı ise kızışma olur. Gökyüzünde gerçekleşen bu olaya “meteor yağmuru” adı verilmektedir. Bu olay aynı zamanda gece karanlığında yeryüzünden çıplak gözle de izlenebilmektedir. Halk arasında bu olay yıldız kayması olarak da anılmaktadır. Oysa meteor yağmuru, göktaşlarının gerisinde bırakmış olduğu belirgin ışık çizgilerine denilmektedir.Güneş sisteminde yer alan dünyanın atmosferinde çeşitli katmanlar bulunmaktadır. Bu katmanlar, belirli mesafelerle sıralanmaktadır. Meteor yağmuru da atmosferin Termosfer adı verilen katında gerçekleşmektedir. Termosfer katının mesafesi yeryüzünden 80 ile 640 km kadar uzaklıktadır. Dünya atmosferinde meydana gelen meteor yağmurlarının oluşma sınırı ise yeryüzünden 80 ile 110 km uzaklıktadır. Meteorların bazıları oldukça parlak ve de ışıklı olabilmektedir. Bu tür meteorlara ise ateş topu adı verilmektedir. Yeryüzüne bazen meteor düşebilmektedir. Yeryüzüne düşen bu meteorlar, ateş topu adı verilen meteorlardır ve bunların da sadece çok az kısmı yeryüzüne kadar ulaşabilmektedir. Yapılan uzay gözlemleri sonucunda, bir yılda atmosfere düşen meteor sayısının binlerce olduğu saptanmıştır. Bu meteorlardan bazıları buharlaşmaz ve yeryüzüne göktaşı olarak iner. Bazıları ise sürtünmeden dolayı buharlaşır ve toz halinde yeryüzüne iner. Güneş sistemi içerisinde yer alan gök cisimlerinden kopan göktaşlarının, uzay boşluğundaki hareketi tek ve de belirli bir yönde görülmektedir. Uzayda yer alan böyle bir görüntü, aslında binlerce meteorun görüntüsüdür. Yeryüzünde ise bu görüntü, meteorların tek bir noktadan geliyormuş şeklinde görülmektedir.Uzay bilimiyle uğraşan bilim insanlarının en çok araştırdığı cisimlerden biri olan kuyruklu yıldızlar da meteor yağmuruna neden olabilmektedir. Her kuyruklu yıldızın kendine ait bir yörüngesi bulunur ve kuyruklu yıldızlar kendilerine ait bu yörünge etrafında hareket etmektedir. Bu hareket sırasında ise, bu yıldızların arkasında bir enkaz kalır. Dünya’nın da kendine ait bir yörüngesi bulunmaktadır. Eğer Dünya’nın yörüngesi ile kuyruklu yıldızın yörüngesi kesişirse, kuyruklu yıldızın arkasında bırakmış olduğu enkaz, Dünya’nın yörüngesi tarafından kendine doğru çekilir. Bu olay meteor yağmurudur ve de yağmurun gelmiş olduğu yönde yer alan takımyıldızının adıyla anılmaktadır. Bu tür meteor yağmurlarlarına örnek verilecek olunursa eğer, karşımıza Perseidler, Leonidler ve de Germinidler çıkmaktadır. Kuyruklu yıldızlar bazen Güneş Sistemine girebilmektedir. Bu tür durumlarda ise, meydana gelen meteor yağmuru zaman geçtikçe şiddetini daha da fazla artırmaktadır.Meteor yağmurları, uzayda gerçekleşen en sık uzay olayları arasında yer almaktadır. Bunun nedeni ise, evrende birçok gök cisminin yer alması ve bu gök cisimlerinden çeşitli olaylar nedeniyle parçaların kopmasıdır. Kopan bu ufak gök cisimleri, dünya atmosferine girdiklerinde yüksek hızın neden olduğu sürtünmeden dolayı arkasında ışık bırakır ve böylece meteor yağmuru adı verilen olay gerçekleşmiş olur. Meteor yağmurları, görüntü itibariyle zaman zaman ışık yağmuru olarak da adlandırılabilmektedir.Yazar: Erdoğan Gülhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/meteor-yagmuru-nedir-

 Niçin Orta Doğu ve Kuzey Afrika Çöllerle Kaplıdır?

Niçin Orta Doğu ve Kuzey Afrika Çöllerle Kaplıdır?

Çöller kavrulmuş toprakları, sıcak güneşi, dayanılmaz ısıyı ve geniş kum tepelerini düşündüren arazilerdir. Her kıtada çeşitli şekillerde ve boyutlarda bulunabilir. Çöller aslında kurak alanlar olarak adlandırılan daha kapsayıcı bir ekosistemin alt başlığıdır. Dünyaya şöyle bir bakarsanız gezegendeki bazı bölgelerde çöl oluşumuna eğilim olduğunu farkedebilirsiniz. Buralar genellikle 30°enlemindeki bölgelerdir. Bunun için özel bir sebep var mı? Bu bölgeleri çöl oluşumuna duyarlı hale getiren şey nedir?Niçin Çöller 30° Enlem Etrafında Toplanır?Güney Yarımküre’de Kalahari, Atacama Çölü, Avustralya Outback (Büyük Viktorya) ve Namib var. Kuzey Yarımküre’de Sahra, Amerika güneybatısı, Arap Çölü, Lut Çölü, Thar Çölü var. Bu çöllerin hepsi ortak bir şeye sahiptir- bunlar 30° enlem civarında bulunur. Bu benzerliğin nedeni Dünya’nın üst atmosferinde büyük miktarlarda havanın taşındığı hava taşıma bantları sistemine bağlıdır. Bu çöllerden sorumlu hava taşıma bantları Hadley Hücresi olarak bilinir. Dünya her gün büyük miktarda güneş ışığı alır ve ekvator ise gezegendeki başka yerlerden daha fazla güneş ışığı alır. Bu büyük miktardaki güneş ışığı çok fazla ısı oluşturur. Sıcak hava yükselirken, ekvatordaki hava güneş tarafından ısıtıldıktan sonra dünyanın atmosferinde artacaktır ve oradan soğumaya başlayan hava kuzeye taşınacaktır. Yeteri kadar soğuduktan sonra yere doğru düşmeye başlar. Bu yükselen ve alçalan hava sistemi Hadley hücresidir.Hadley Hücresi Çölleri Nasıl Oluşturur?Sıcak hava ekvatorda yükselirken çok fazla nem ve su buharı ile doludur. Bu buhardan zengin hava artmaya devam ettikçe alçak atmosfer basıncını genişletmek için serbestleşir. Ayrıca bu genişleme sıcak havayı hafiften soğutur. Sağanak yağış ile sonuçlanan bu değişikliğe yoğunlaşan hava içindeki nem neden olur. Tropikal kuşaklar bu yüzden nemlidir ve ekvator yakınlarında yağış eğiliminin çok olmasının nedeni de budur.Ancak hava yolculuğunu henüz bitirmemiştir. Şimdi kuru bir kemik gibi, sıcak hava seyahatine devam eder ve Hadley hücre taşıma bantlarını izler. Bu kuru hava yeterince soğuduktan sonra yere iner. Bu iniş 30° enlemde olur. Bu bölge yerel hava iklimleri yada etkileşimlerinden başka bir nem kaynağı yoksa bu alan kuruyacak ve sonunda bir çöl haline gelecektir. Florida eyaleti 30° enlemde bulunan bir alandır. Kapalı körfez alanında burayı çöle dönüşmekten ve kurumaktan koruyan nemden zengin bir havanın bereketine sahiptir.Hadley Hücre Yan Etkileri30° enlemde inen hava ek bir hücrenin oluşmasına sebep olur. Hava düşerken kuzeydeki havayı aşağı çeker. Bu çekim Ferrel hücresi olarak adlandırılan ikinci bir hücreyi oluşturan başka bir taşıma kemerini yaratır. Bu ikinci hücre 30° enlemde düşen havaya sahiptir. Bir çok bitki örtüsüne sahip ve ılıman bir bölge olmasının sebebi Ferrel hücresinin 60° enlemden havayı yukarı çekmesidir. (örn. Kuzey Avrupa, Rusya’daki ormanlar, Kanada)El Nino ve La Nina Etkileri Nasıl olur?El Nino genellikle 3-7 yılda bir gerçekleşen Pasifik Okyanusu’nun büyük bir bölümündeki ısınmadır. Bu ısınma başka bir kararlı sisteme küçük bir anahtar fırlatır. Okyanusun ısınması atmosfer döngüsünün yavaşlamasına sebep olan geri besleme döngüsü sağlar. Bu yavaşlama Amerikanın Güneybatısında de nemliliğe ve Avustralya ve Endonezya da kuraklığa neden olur.La Nina temelde El Nino nun tersidir. Bunda okyanusun aynı bölümünde soğuma olur. La Nina genel olarak kısadır ve 6-9 ay sürer. La Nina etkisi daha azdır ama Asya’da musonlarda artışa, Güney Amerika da kuraklığa ve Amerika’nın güneybatısının normalden daha kuru olmasına neden olur. Bu iki atmosferik anomalilerin arasındaki sukunet “La Nada” olarak adlandırılır. İspanyolca bu “hiçbir şey” anlamına gelir.Kaynakça:http://zidbits.com/2014/05/why-are-the-middle-east-and-north-africa-deserts/Yazar: Hilal Kirdükhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/nicin-orta-dogu-ve-kuzey-afrika-collerle-kaplidir

Meteor Yağmuru Nedir ?

Meteor Yağmuru Nedir ?

Son yıllarda bilim ve de teknolojinin gelişmesiyle, geçmişten günümüze dek hep merak edilen konular arasında yer alan uzayla ilgili çalışmalar hız kazanmış ve edinilen bilgiler de artmıştır. Araştırmalarla birlikte, uzayın sırları çözülmeye çalışılmış ve de uzay boşluğunda yer alan cisimlerle bu cisimlerin neden olduğu olaylar hakkında detaylı bilgilere ulaşılmıştır.Meteor ve meteorların sebep olduğu meteor yağmurları ise, gelişen bilimin detaylı bilgiye sahip olduğu bir olgu haline gelmiştir. Meteor, kısaca gökyüzünde yer alan gök cisimlerinden kopmuş küçük parçalardır. Meteorun diğer bir adı da, göktaşıdır. Bu göktaşları, boşlukta yer alan gök cisimlerin etkisine girmektedir. Gök cisimlerinden kopan küçük göktaşları, bazen de atmosferin çekim alanına girmektedir. Tam da bu sırada, bu göktaşları uzayda yüksek bir hızla ilerlerken ışıklı izler bırakır ve bu izler hava yüzeyiyle sürtünür. Bu sürtünmeden dolayı ise kızışma olur. Gökyüzünde gerçekleşen bu olaya “meteor yağmuru” adı verilmektedir. Bu olay aynı zamanda gece karanlığında yeryüzünden çıplak gözle de izlenebilmektedir. Halk arasında bu olay yıldız kayması olarak da anılmaktadır. Oysa meteor yağmuru, göktaşlarının gerisinde bırakmış olduğu belirgin ışık çizgilerine denilmektedir.Güneş sisteminde yer alan dünyanın atmosferinde çeşitli katmanlar bulunmaktadır. Bu katmanlar, belirli mesafelerle sıralanmaktadır. Meteor yağmuru da atmosferin Termosfer adı verilen katında gerçekleşmektedir. Termosfer katının mesafesi yeryüzünden 80 ile 640 km kadar uzaklıktadır. Dünya atmosferinde meydana gelen meteor yağmurlarının oluşma sınırı ise yeryüzünden 80 ile 110 km uzaklıktadır. Meteorların bazıları oldukça parlak ve de ışıklı olabilmektedir. Bu tür meteorlara ise ateş topu adı verilmektedir. Yeryüzüne bazen meteor düşebilmektedir. Yeryüzüne düşen bu meteorlar, ateş topu adı verilen meteorlardır ve bunların da sadece çok az kısmı yeryüzüne kadar ulaşabilmektedir. Yapılan uzay gözlemleri sonucunda, bir yılda atmosfere düşen meteor sayısının binlerce olduğu saptanmıştır. Bu meteorlardan bazıları buharlaşmaz ve yeryüzüne göktaşı olarak iner. Bazıları ise sürtünmeden dolayı buharlaşır ve toz halinde yeryüzüne iner. Güneş sistemi içerisinde yer alan gök cisimlerinden kopan göktaşlarının, uzay boşluğundaki hareketi tek ve de belirli bir yönde görülmektedir. Uzayda yer alan böyle bir görüntü, aslında binlerce meteorun görüntüsüdür. Yeryüzünde ise bu görüntü, meteorların tek bir noktadan geliyormuş şeklinde görülmektedir.Uzay bilimiyle uğraşan bilim insanlarının en çok araştırdığı cisimlerden biri olan kuyruklu yıldızlar da meteor yağmuruna neden olabilmektedir. Her kuyruklu yıldızın kendine ait bir yörüngesi bulunur ve kuyruklu yıldızlar kendilerine ait bu yörünge etrafında hareket etmektedir. Bu hareket sırasında ise, bu yıldızların arkasında bir enkaz kalır. Dünya’nın da kendine ait bir yörüngesi bulunmaktadır. Eğer Dünya’nın yörüngesi ile kuyruklu yıldızın yörüngesi kesişirse, kuyruklu yıldızın arkasında bırakmış olduğu enkaz, Dünya’nın yörüngesi tarafından kendine doğru çekilir. Bu olay meteor yağmurudur ve de yağmurun gelmiş olduğu yönde yer alan takımyıldızının adıyla anılmaktadır. Bu tür meteor yağmurlarlarına örnek verilecek olunursa eğer, karşımıza Perseidler, Leonidler ve de Germinidler çıkmaktadır. Kuyruklu yıldızlar bazen Güneş Sistemine girebilmektedir. Bu tür durumlarda ise, meydana gelen meteor yağmuru zaman geçtikçe şiddetini daha da fazla artırmaktadır.Meteor yağmurları, uzayda gerçekleşen en sık uzay olayları arasında yer almaktadır. Bunun nedeni ise, evrende birçok gök cisminin yer alması ve bu gök cisimlerinden çeşitli olaylar nedeniyle parçaların kopmasıdır. Kopan bu ufak gök cisimleri, dünya atmosferine girdiklerinde yüksek hızın neden olduğu sürtünmeden dolayı arkasında ışık bırakır ve böylece meteor yağmuru adı verilen olay gerçekleşmiş olur. Meteor yağmurları, görüntü itibariyle zaman zaman ışık yağmuru olarak da adlandırılabilmektedir.Yazar: Erdoğan Gülhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/meteor-yagmuru-nedir--1

Hubble İlk Kez Bir Süper-Dünya’nın Atmosferini Analiz Etti

Hubble İlk Kez Bir Süper-Dünya’nın Atmosferini Analiz Etti

Hubble Uzay Teleskopu’nda bulunan cihazlar kullanılarak ilk kez uzak bir süper-Dünya’nın diğer adıyla atmosferi analiz edildi. Gezegenin atmosferinde hidrojen,karbon ve helyum bulunduğu tespit edildi.Elde edilen sonuçlar atmosferde herhangi su buharı olmadığını ortaya çıkardı.

http://www.ulkemiz.com/hubble-ilk-kez-bir-super-dunyanin-atmosferini-analiz-etti

Helyum nedir? Kullanım alanları nelerdir

Helyum nedir? Kullanım alanları nelerdir

Helyum (He) (Antik Yunanca: ἥλιος helios güneş) periyodik cetvelin birinci periyot 8A grubunda yer alan bir gazdır.Hidrojenden sonra en hafif gazdır. Renksiz, kokusuz olmakla beraber soy gaz olduğu için tepkimeye girmez ve bu yüzden eylemsizdir. Soy gazların son yörüngelerindeki elektron sayısı o yörüngenin maksimum elektron bulundurma kapasitesi kadardır, yani o yörünge ne kadar elektron alabiliyorsa o kadar olur. Helyum'un atom numarası ikidir (2), her elementte de olduğu gibi, helyumda da ilk elektron yörüngesinin maksimum alabildiği elektron ikidir. Bu doğrultuda helyum, soy gazlar kuralına uyan bir gazdır. Bağıl atom kütlesi ise 4,0026'tır. Oda sıcaklığında gazdır ve gaz dışında başka hallerde görmek doğal koşullarda imkansızdır; çünkü erime noktası -272,05 °C ve kaynama noktası -268,785 °C'dir. Ancak laboratuvar koşullarında sağlanabilen sıcaklıklarda katı ve sıvı halinde görebilir. Bu sıcaklıklar mutlak sıfır'a çok yakın olduklarından dolayı laboratuvar koşullarında sağlamak bile çok zordur. Yoğunluğu ise 0,1785 g/l'dir, yani havadan daha hafiftir, bu yüzden de sıcak hava balonlarında ve zeplinlerde kullanılmaktadır. Hidrojenden daha ağırdır, ancak hidrojen yanıcı bir madde olduğu için artık pek kullanılmamakta ve yerini Helyum'a bırakmaktadır. Atom çapı 49 pm'dir. Elektronegatifliği (elektronegatiflik) yoktur ve elektron dizilimi 1s (kare)'dir. Yükseltgenme basamağı sayısı sıfırdır. (Her 20.000 küçük helyum balonu bir insanin ağırlığını 6 kg azaltır.) Kararlı bir element olduğundan diğer elementlerle bileşik yapmaz ve oksijen ile tepkimeye giremez yani yanma tepkimesinde hiçbir zaman Helyum yer alamaz.Kullanım alanlarıHelyum atmosferde çok az miktarda bulunmaktadır. Ayrıca helyum radyoaktif minerallerde ve Amerika Birleşik Devletleri'nde tabii gazlarda bulunur. Helyum, sıvı havanın fraksiyonlu destilasyonundan elde edilir.Havadan hafif olması uçan balonlarda kullanılabilmesini sağlar. Hidrojen gibi yanıcı-patlayıcı özelliği olmadığı için de oldukça güvenlidir ama bu güvenlik pahalı olduğu için bu madde pek kullanılmamaktadır. Pahalı olmasının nedeni evrende hidrojenden sonra en çok bulunan element olmasına ve dünya atmosferinde 1/200.000 oranında bulunmasına rağmen, sıvı havanın ayrımsal damıtılmasıyla elde edilemez. Bunun sebebi, Helyumun atmosferdeki diğer birçok gazın aksine Joul-Thompson katsayısının pozitif olmayışıdır. Bu da onun sıkıştırılmak suretiyle sıvılaştırılmasını engeller ve de havadan elde edilmesini imkânsız hale getirir.ABD'deki bazı doğal gaz yataklarında % 7'ye varan oranlarda He gazı bulunmaktadır ki bu Helyumun ticari olarak satılabilecek kadar üretilmesine imkân sağlamaktadır.Helyum inert gaz olması özelliğinden dolayı bazı metallerin inert atmosfer oluşturulmasına kullanılır. Ayrıca dalgıç tüpleri % 80 He ve % 20 O2'den oluşur. Sıvı hava yerine helyumla karıştırılmış oksijen kullanılmasının sebebi vurgun diye tabir edilen olayı önlemektir. Helyumun buradaki fonksiyonu, yukarıda bahsi geçen Joule-Thompson katsayısının negatif olması nedeniyle yüksek basınçta sıvılaşmayıp, dalgıçlar yukarı doğru çıkarırken yüksek basınçtan düşük basınca hızlı geçişte oluşan çözünürlük farkından dolayı kanda baloncuklar oluşturup felce neden olmamasıdır. Helyum ayrıca sıvı roket yakıtlarının basınç altında tutulmasında kullanılır. Sıvı helyum soğutma amaçlı da kullanılmaktadır (NMR cihazlarında)Helyumun insan sesini inceltmesi hakkındaBu durum, sesin helyum içinde daha hızlı hareket etmesinden kaynaklanmaktadır. Bunun sebebi de gazlar içindeki sesin hızının, gazın yoğunluğunun karekökünün ters orantılı olmasıdır. Helyum da havadan çok daha az yoğun bir gaz olmasından dolayı (uçan balonlar gibi), helyum içinde sesin hızı havadakine göre birkaç kat daha fazladır. Ses tellerini hava yerine helyumun titreşmesi ve sesin helyum içinde daha hızlı ilerlemesi nedeniyle, insan sesi tiz bir şekilde çıkar. Alınan helyum, tekrar verildikten sonra bu ses incelmesi etkisini kaybeder.Benzer şekilde yine, inert ve zehirsiz olan SF6 gazını solumanız durumunda ise, bu kez bu gazın havadan yaklaşık altı kat daha yoğun olması ve bu nedenle sesin SF6 içinde havadakinden çok daha yavaş ilerlemesinden dolayı, bu kez insan sesi kalın çıkmaktadır.Helyum ilk olarak 1868'de İngiltere'de astronom Norman Lockyer tarafından tayf çizgileri olarak gözlenmiştir. İskoçyalı kimyacı William Ramsey 1895 yılında uranyum içeren kleveyit minerali ve bir asitle yaptığı bir deneyde, helyum oluştuğunu görmüştür. 1868 yılında Fransız Pierre Janssen ve İngiliz Norman Lockyer birbirinden bağımsız olarak helyumu keşfetmişlerdir. 1908 yılında Heike Kamerlingh Onnes 0,9 K’ de ilk sıvı helyumu elde etmiştir.

http://www.ulkemiz.com/helyum-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir

Azot Nedir ? Azot Elementinin Özellikleri

Azot veya nitrojen, periyodik cetvelde N simgesi ile gösterilen bir element olup atom numarası 7'dir. Renksiz, kokusuz, tatsız ve atıl bir gazdır. Azot, dünya atmosferinin yaklaşık %78'ini oluşturur ve tüm canlı dokularında bulunur. Azot ayrıca, amino asit, amonyak, nitrik asit, ve siyanür gibi önemli bileşikler de oluşturur.Azotun 1772'de, onu zehirli hava veya sabit hava olarak adlandıran Daniel Rutherford tarafından resmen keşfedildiği kabul edilir. Havayı oluşturan maddelerden birinin yanma olayında yer almadığı, Rutherford tarafından biliniyordu. Azot, yaklaşık aynı tarihlerde Carl Wilhelm Scheele, Henry Cavendish, ve Joseph Priestley tarafından da araştırılmaktaydı. Antoine Lavoisier de azotu, Yunanca αζωτος (azotos) "cansız" anlamına gelen azote olarak adlandırmıştı. Azot için kullanılan diğer sözcük, nitrogène, 1790 yılında Fransız kimyager Jean Antoine Chaptal tarafından, Yunanca "sodyum karbonat" anlamına gelen nitron ile, Fransızca "üreten" anlamına gelen ve yine Yunanca kökenli gène sözcüklerinin bir araya getirilmesiyle ortaya çıktı. Bu sözcük İngilizcede kullanılır oldu ve sonraları pek çok dile girdi.Azot bileşikleri orta çağlarda biliniyordu. Simyacılar, nitrik asidi aqua fortis olarak biliyorlardı. Metallerin kralı adı verilen altını çözebilen karışım olması dolayısıyla, nitrik asit ve hidroklorik asit karışımı; aqua regia (asil su) olarak biliniyordu. Azot bileşiklerinin ilk endüstriyel ve zirai kullanımı; güherçile (sodyum veya potasyum nitrat) ve kısmen de barut yapımı şeklinde oldu. Daha sonraları da gübre ve kimyasal hammadde olarak kullanıldı.Azot endüstriyel anlamda, sıvı hava`nın kısmi distilasyonu ile ya da gaz halindeki havadan mekanik olarak (basınçlı ters osmoz yöntemi) elde edilir. Azot, hayvan dışkılarının, üre ve ürik asit halinde büyük kısmını oluşturur. Moleküler azot, büyük oranda Satürn'ün Ay'ı Titan'ın atmosferinde bulunur. Ayrıca, yıldızlar arası uzayda da varlığı David Knauth ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalarla saptanmıştır.Moleküler azot, atmosferde reaktif değildir fakat doğada, canlı organizmalar (bakteriler) tarafından biyolojik ve endüstriyel anlamda faydalı bileşiklere dönüştürülür. Endüstriyel anlamda azot ve doğal gaz, Haber prosesi ile amonyağa dönüştürülür. Amonyak da ya gübre olarak ya da patlayıcılar gibi başka maddelerin üretiminde (Ostwald prosesi ile nitrik asit üretimi) başlangıç maddesi olarak kullanılır.Azot tuzları içinde en önemlilerinden biri potasyum nitrat (veya saltpeter: güherçile) olup tarih boyunca barut yapımında kullanılmıştır. Diğer bir tuz da amonyum nitratdır ve gübre olarak kullanılır. Diğer azotlu organik bileşikler nitrogliserin ve trinitrotoluen olup patlayıcı yapımında kullanılırlar. Nitrik asit sıvı yakıtlı füzelerde oksitleyici olarak kullanılır. Hidrazin ve türevleri füze yakıtlarında kullanılır.Moleküler azot (gaz ve sıvı)Azot gazı, sıvı azotun ısınarak buharlaşmaya bırakılmasıyla kolayca elde edilebilir. Çok geniş kullanım alanları olup, oksidasyonun istenmediği ortamlarda hava yerine kullanılabilir:    paketlenmiş gıdaların tazeliğini korumak için,    güvenlik amacıyla sıvı patlayıcıların üzerini örtmek için,    geçirgeç (transistör), diyot ve tümleşik devre gibi elektronik bileşenlerin üretiminde,    paslanmaz çelik üretiminde,    inert, nemsiz ve oksitleyici olmayan özelliklerinden dolayı otomobil ve uçak tekerleklerinin dolumunda.Sıvı azot endüstriyel anlamda ve büyük miktarlarda sıvılaştırılmış havadan distilasyon yoluyla üretilir ve LN2 şeklinde tanımlanırsa da doğru yazılış şekli N2(l) dir. Dondurucu bir sıvı olup canlı dokuyla temas etmesi halinde ani donmaya neden olur. Ortam sıcaklığından uygun şekilde izole edilmesi durumunda, basınç uygulaması gerektirmeyen bir azot gazı kaynağı oluşturur. Suyun donma noktasının çok altındaki sıcaklıklarda kalabilme özelliği (77 K, -196 °C veya -320 °F), sıvı azotun çok değişik alanlarda kullanımını mümkün kılar:    gıda ürünlerinin daldırılarak dondurulması ve taşınımı,    canlı dokuların, üreme hücrelerinin (sperm, yumurta), ve diğer biyolojik örnek ve malzemelerin dondurularak korunması,    bilim eğitimindeki görsel deneylerde,    yüksek hassasiyetteki algılayıcılar ve düşük gürültü seviyeli amplifikatörlerde soğutucu olarak,    dermatolojide. nahoş görünümlü siğil veya potansiyel kanser riski taşıyan cilt yaralarının alınmasında,    CPU veya GPU gibi bilgisayar donanımlarının soğutma sistemlerinde soğutucu olarak.Elde edilişiAzot, sodyum asidin (NaN3) ve amonyum dikromatın bozunması ile saf olarak elde edilebilir:NaN3 → 2Na + 3N2 (300 °C)(NH4)2Cr2O7 → N2 + Cr2O3 + 4H2OAzot eldesinde kullanılan bir diğer yöntem ise, amonyağın kireç kaymağı ile reaksiyonudur:2NH3 + 3Ca(OCl) → 3CaCl3 + N2 +3H2OÖnlemlerNitratlı gübreler ekili arazilerin sulama sularıyla sürüklenerek akarsulara ve yeraltı sularına karışması büyük kirliliklerine sebep olmaktadır. Siyano (-CN) içeren bileşikler aşırı derecede zehirli tuzlar oluşturur ve tüm memeli canlılar için öldürücüdür.Otomotiv ve Uçak sanayinde kullanımı    Günümüzde ise artık araba lastiklerini şişirmede kullanılır.Lastik şişirmekte nitrojen kullanmak havacılıkta kullanılan bir yöntem.Normal havanın içinde bulunan oksijenin meydana getirdiği korozyonu azaltmak ve yüksek sıcaklıklarda yanma riskini azaltmak için uçak lastikleri nitrojen ile şişirilir. Ancak otomobil lastiği o kadar kritik yüklere maruz kalmadığı için otomobillerde kullanmak fazla bir fayda sağlamaz.

http://www.ulkemiz.com/azot-nedir-azot-elementinin-ozellikleri

Hidrojen Elemetinin Özellikleri

Element sembolü H olan, 1 atom sayılı ametaldir. Standart sıcaklık ve basınç altında renksiz, kokusuz, metalik olmayan, tatsız, oldukça yanıcı ve H2 olarak bulunan bir biatomik gazdır. 1.00794 g/mol'lük atomik kütlesi ile tüm elementler arasında en hafif elementtir. Periyodik cetvelde sol üst köşede yer alır.Hidrojen, evrenin kütlesinin %75'ni oluşturan ve evrende en çok bulunan elementtir. Ana hatta bulunan yıldızların çoğunluğu plazma halinde olan hidrojenden oluşur. Elementel hidrojen dünyada az bulunur. Endüstride metan gibi hidrokarbonlardan üretilebildiği gibi, pahalı olsa da suyun elektrolizinden de üretilebilir.Hidrojenin en yaygın doğal izotopu, nötronsuz protiyumdur. Hidrojen pek çok elementle bileşik verebilir, suda ve pek çok organik molekülde bulunur. Suda çözünen moleküller arasındaki asit-baz tepkimlerinde önemli rol oynar. Schrödinger denkleminin analitik olarak çözülebildiği tek nötral molekül olduğu için, hidrojen atomunun enerji basamakları ve bağ özellikleri kuantum mekaniğinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır.Hidrojen 1500'lü yıllarda keşfedilmiş, 1700'lü yıllarda yanabilme özelliğinin farkına varılmış, evrenin en basit ve en çok bulunan elementi olup, renksiz, kokusuz, havadan 14.4 kez daha hafif ve tamamen zehirsiz bir gazdır.Güneş ve diğer yıldızların termonükleer tepkimeye vermiş olduğu ısının yakıtı hidrojen olup, evrenin temel enerji kaynağıdır. -252.77 °C'de sıvı hale getirilebilir. Sıvı hidrojenin hacmi gaz halindeki hacminin sadece 1/700'ü kadardır. Hidrojen bilinen tüm yakıtlar içerisinde birim kütle başına en yüksek enerji içeriğine sahiptir. 1 kg hidrojen 2,1 kg doğalgaz veya 2,8 kg petrolün sahip olduğu enerjiye sahiptir. Ancak birim enerji başına hacmi yüksektir.Hidrojen gazını yapay olarak ilk defa T. Von Hohenheim (ayrıca Paracelsus, 1493 - 1521, olarak da bilinir) tarafından güçlü asitlerle metalleri karıştırarak elde etmiştir. Bu kimyasal reaksiyon sonucu elde edilen bu yanıcı gazın yeni bir element olduğunun farkına varamamıştır. 1671 yılında hidrojen Robert Boyle tarafından demir çubuk ve seyreltik asit çözeltilerinin reaksiyonu sonucu üretilerek yeniden keşfedilmiştir. 1766 yılında Henry Cavendish metal asit reaksiyonuyla elde edilen, havada yanan, yandığı zaman su açığa çıkaran hidrojenin ayrı bir element olduğunun farkına varmıştır. Cavendish'in hidrojenle tanışması cıva ve asitlerle yaptığı deneyler zamanında olmuştur. Başlangıçta hidrojenin cıvayı oluşturan birimlerden biri olduğunu, cıvanın asitle reaksiyonundan ortaya çıktığını düşünmüş, buna rağmen hidrojenin pek çok önemli özelliğini gerçekci şekilde tasvir edebilmiştir. 1783'te Antoine Lavoiser,Laplace ile Cavendish'in bulduklarını tekrarlarken, yandığı zaman su üreten bu gaza hidrojen adını vermiştir. Hidrojenin Elde EdilmesiHidrojen gazını yapay olarak ilk defa T. Von Hohenheim (ayrıca Paracelsus, 1493 - 1521, olarak da bilinir) tarafından güçlü asitlerle metalleri karıştırılarak elde edilmiştir. Bu kimyasal reaksiyon sonucu elde edilen bu yanıcı gazın yeni bir element olduğunun farkına varamamıştır. 1671 yılında hidrojen Robert Boyle tarafından demir çubuk ve seyreltik asit çözeltilerinin reaksiyonu sonucu üretilerek yeniden keşfedilmiştir. 1766 yılında Henry Cavendish metal asit reaksiyonuyla elde edilen, havada yanan, yandığı zaman su açığa çıkaran hidrojenin ayrı bir element olduğunun farkına varmıştır. Cavendish'in hidrojenle tanışması cıva ve asitlerle yaptığı deneyler zamanında olmuştur. Başlangıçta hidrojenin cıvayı oluşturan birimlerden biri olduğunu, cıvanın asitle reaksiyonundan ortaya çıktığını düşünmüş, buna rağmen hidrojenin pek çok önemli özelliğini gerçekci şekilde tasvir edebilmiştir. 1783'te Antoine Lavoiser,Laplace ile Cavendish'in bulduklarını tekrarlarken, yandığı zaman su üreten bu gaza hidrojen adını vermiştir. Hidrojenin ilk kullanım yerlerinden biri balonlar ve daha sonraları zeplinlerdir. Bu amaçlar için hidrojen metalik demir ve sülfürik asidin reaksiyona girmesiyle elde edilmiştir. Hidrojen Hindenburg adlı, havada yanarak yok olan zeplinde kullanılmıştır. Balonlarda daha sonraları oldukça patlayıcı olan hidrojenin yerine inert helyum kullanılmıştır. Hidrojenin Atom Yapısı1 proton ve 1 elektrondan oluşan hidrojen atomu, basit atomik yapısı, ışık emilim ve yayma spekturumu sayesinde atomik yapının geliştirilmesinde önemli rol oynamıştır. Hidrojen molekülünün ve ona karşılık gelen H2+ katyonu basit yapısı kimyasal bağların doğası hakkında önemli bilgiler vermiş, bu 1920'li yıllların ortalarında hidrojen atomunun kuantum mekaniği uygulamasıdır. Hidrojenin Evrendeki YeriHidrojen evrenin kütlece %75'ini, atom sayıca %90'nı oluşturur ve bu oranlarıyla evrende en çok bulunan elementtir. Bu element yıldızlarda, dev gaz gezegenlerinde büyük miktarda bulunur. Moleküler hidrojen bulutları yıldızların oluşumuyla bağlantılıdır. Hidrojen yıldızların proton-proton nükleer füzyon reaksiyonuyla enerji üretmesinde önemli rol oynar.Evrende hidrojen atomik ya da plazma halinde bulunur. Plazma hali atomik halinden oldukça farklıdır. Bu halde hidrojen elektronu ve protonu bağlı değildir ve bu oldukça yüksek elektrik iletkenliği ve ışık yayılımına (güneş ve diğer yıldızlar ışık yayar) sahiptir. Yüklü partiküller elektrik ve manyetik alanlarda oldukça etkilenirler. Mesela, güneş rüzgarında dünyanın magnetospheri ile etkileşerek Birkeland akımları ve auroraya yol açarlar. Uzayda hidrojen nötral atomik halde bulunur.Normal şartlar altında hidrojen biatomik gaz (H2) halinde bulunur. Hafifliği nedeniyle diğer daha ağır gazlara göre yerçekimi kuvvetinden kolayca kurtulur. Bu nedenle dünya atmosferinde hidrojen gazı oranı oldukça düşüktür (hacimce 1 ppm). Hidrojen atomu ve H2 molekülü uzayda bolca bulunduğu halde dünya da bunların üretimi ve saflaştırılması oldukça güçtür. Bütün bunlara rağmen hidrojen dünyada en çok bulunan üçüncü elementtir. yeryüzündeki hidrojen su, hidrokarbonlar gibi kimyasal bileşiklerin içinde bulunur. Hidrojen gazı bazı bakteri ve algae tarafından üretilir. Günümüzde methan gazı önemi artan bir hidrojen kaynağıdır.Hidrojen AtomuIzotoplarıProtiyum, hidrojenin en yaygın izotopuHidrojenin doğada üç izotopu vardır. Bunlar 1H, 2H, ve 3H. Oldukça kararsız diğer izotoplar (4H - 7H) laboratuvar koşullarında sentezlenmiştir.    1H %99.98 ile hidrojenin doğada en çok bulunan izotopudur. Bu izotop çekirdeğinde yalnızca bir proton içerdiğinden protium denilmiştir.    2H `hidrojenin diğer kararlı izotopudur. Döteryum olarak da bilinir. Çekirdeğinde 1 proton ve 1 nötron içerir. Deuterium yeryüzündeki hidrojenin %0.0184'nü oluşturur. Radyoaktif değildir ve belirgin bir kirliliğe yol açmaz. Suyun içinde hidrojen yerine deuterium bakımından zenginleştirilmiş suya ağır su denir. Deuterium ve bileşikleri kimyasal reaksiyonlarda radyoaktif olmayan etiketlemelerde ve 1H-NMR da çözücü olarak kullanılır. Ağır su nükleer reaktörlerde nötron kontrolü ve soğutucu olarak kullanılır. Deuterium ayrıca ticari çekirdek füzyonda olası yakıttır.    3H ayrıca Trityum olarak da bilinir. Çekirdeğinde 2 nötron ve 1 proton içerir. Radyoaktiftir ve 12.32 yıl yarı hayatıyla beta bozunmasıyla Helyum-3 e dönüşür. Az miktarda trityum kozmik ışınların atmosferik gazlarla etkileşmesi sonucu ortaya çıkar. Ayrıca nükleer silah testlerinde de havaya salınır. Tritium kimya da ve biyolojide radyoetiketleme deneylerinde kullanılır.Hidrojen, izotoplarının değişik isimleri olan tek elementtir. IA grubu elementleri, Ca, Sr,Ba gibi aktif metallerin su ile reaksiyonu sonucunda hidrojen gazı elde edilir.Ca(k) + 2H2O à Ca2+ (aq) + 2OH-(aq) + H2 (g) UygulamalarıHidrojen zehirsiz ve havadan 14,4 kez daha hafif bir gazdır. Güneş ve diğer yıldızların termonükleer tepkimeyle vermiş olduğu ısının yakıtı hidrojen olup, evrenin temel enerji kaynağıdır. -252,77 °C'ta sıvı hale getirilebilir. Sıvı hidrojenin hacmi gaz halindeki hacminin sadece 1/700'ü kadardır. Hidrojen bilinen tüm yakıtlar içerisinde birim kütle başına en yüksek enerji içeriğine sahiptir (Üst ısıl değeri 140,9 MJ/kg, alt ısıl değeri 120,7 MJ/kg). 1 kg hidrojen, 2,1 kg doğalgaz veya 2,8 kg petrolün sahip olduğu enerjiye sahiptir. Petrol yakıtlarına göre ortalama 1,33 kat daha verimli bir yakıttır. Buna karşın, enerji olarak kullanılabilmesi için doğadaki bileşiklerden ayrıştırılması gerekir. Üretilmesi de göz önünde bulundurulduğunda petrol gibi hazır yakıtlar kadar kârlı değildir. Ancak hidrojenin diğer yakıtlardan önemli bir farkı, güneş veya rüzgar enerjisinin yardımıyla sudan üretilebilmesi ve kullanıldığında tekrar suya dönüşebilmesidir. Bu özellik hidrojenin herkesin üretimine ve kullanımına açık bir yakıt olmasını sağlar.Hidrojen doğada serbest halde bulunmaz, bileşikler halinde bulunur. En çok bilinen bileşiği ise sudur. Isı ve patlama enerjisi gerektiren her alanda kullanımı temiz ve kolay olan hidrojenin yakıt olarak kullanıldığı enerji sistemlerinde, atmosfere atılan ürün sadece su ve/veya su buharı olur. Bunun dışında çevreyi kirleten hiçbir gaz ve zararlı kimyasal madde (karbonmonoksit veya karbondioksit gibi) üretimi olmaz..

http://www.ulkemiz.com/hidrojen-elemetinin-ozellikleri

Argon Elementinin Özellikleri

Argon, periyodik tablonun 8A grubunda yer alan element. Simgesi Ar dir.Renksiz, kokusuz ve tatsız bir gazdır. Soy gazlardandır. 8'inci grup elementlerinde 3'üncü sıradadır. Sanayide gazla doldurulan elektrik lambalarında yaygın olarak kullanılır. Proton sayısı 18'dir. Dünya atmosferinde % 1'den az oranda bulunmakta ve böylece en yaygın soy gaz olmaktadır. En dış elektron kabuğu dolu ve diğer kimyasal elementlerle bağ yapmaya karşı dirençlidir. Termodinamik denge noktası (triple point) sabit sıcaklığı 83.8058 K olarak 1990 yılında Uluslararası Sıcaklık Ölçümü (ITS) ile tanımlanmıştır. Oksijen gazının sudaki çözünürlüğü ile aynı çözünürlüğe sahiptir ve bu da nitrojen gazının sudaki çözünürlüğünden 2,5 kat daha fazladır. Yüksek kararlılığı olan kimyasal element renksiz, kokusuz, tatsız ve toksit değildir hem sıvı hem gaz fazı için. Kullanıldığı alanlar    Gazaltı kaynağında koruyucu gaz olarak kullanılır.    Kaliteli çelik üretiminde, homojen bir çelik banyosu sağlanması ve banyo içerisinde oluşan, döküm sonrası mekanik özellikleri kötü yönde etkileyecek gazların tasfiyesi için kullanılır. (Argon degassing),    Ampul imalatında,    Elektronik sanayiinde bazı kristallerin üretimi sırasında inert koruyucu atmosfer sağlamada,    Spektrometrik analiz cihazlarında taşıyıcı gaz olarak,    Bazı özel metallerin saflaştırılması sırasında inert koruyucu atmosfer oluşturulmasında.    Çift cam ünitelerinde iki cam arasına doldurularak ısı yalıtımının artırılmasında.1785 yılında havada argon olduğu ilk defa Henry Cavendish tarafından iddia edilmiş ve 1894 yılında Lord Rayleigh ve William Ramsay tarafından keşfedilmiş. İnert bir elementtir. Gaz ve sıvı formda bulunabilir. Havada bulunur ve saf olarak havadan ayrıştırılması ile elde edilir.

http://www.ulkemiz.com/argon-elementinin-ozellikleri

Ksenon Elemetinin Özellikleri

Ksenon, Xe sembolü ile gösterilen 54 atom numaralı kimyasal elementtir. Renksiz, ağır, kokusuz bir soy gaz olan ksenon Dünya atmosferinde eser miktarda bulunur.[2] Genellikle reaktif olmayan element, sentezlenen ilk soy gaz bileşiği olan ksenon heksafloroplatinatın oluşumu gibi birkaç kimyasal reaksiyona maruz kalabilir.[3][4][5]Ksenonun tabiattaki varoluşu dokuz kararlı izotoptan ibarettir. Ayrıca kırkın üzerinde radyoaktif bozunuma uğrayan kararsız izotop bulunur. Ksenonun izotop oranları Güneş Sistemi'nin ilk tarihinin araştırılmasında önemli bir araçtır.[6] Ksenon-135 nükleer fisyonun sonucu olarak açığa çıkar ve nükleer reaktörlerde nötron soğurucu görevini yapar.[7] Ksenon flaş lambalarında[8] ve ark lambalarında kullanılır,[9] ve tıpta genel anestezik olarak kullanılır.[10] İlk excimer lazer modelin lazer aktif ortamında ksenon dimer molekülü (Xe2) [11], ve ilk lazer modellerinde de pompa olarak ksenon flaş lamba kullanıldı.[12] Ksenon ayrıca kuramsal zayıf etkileşimli ağır parçacıkların (WIMP) araştırılmasında [13] ve uzay gemilerindeki iyon iticilerde kullanılır.[14]Ksenon 12 Temmuz 1898'de William Ramsay ve Morris Travers tarafından yine kendi keşifleri olan kripton ve neon'un ardından keşfedildi. Ramsay ve Travers elementi sıvı havanın buharlaşan bileşenlerinden arta kalan kalıntılarda buldular.[15][16] Ramsey bu gaz için Yunancada 'yabancı' veya 'ziyaretçi' anlamlarına gelen ξένον [xenon] sözcüğünün geçişsiz tekil formu ξένος [xenos] adını önerdi.[17][18] 1902'de Ramsay ksenonun Dünya atmosferindeki oranını 20 milyonda bir olarak tahmin etti.[19]Ksenon flaş1930'larda mühendis Harold Edgerton yüksek hızlı fotoğrafçılık için çakar lamba (strobe light) teknolojisini araştırmaya başladı. Bu araştırma onu, ışığın ksenon ile dolu bir tüpte kısa elektrik akımının gönderilmesiyle elde edildiği ksenon flaş lambasının keşfine götürdü. 1934'te Edgerton bu yöntemle bir mikrosaniye kadar kısa flaşlar üretebildi.[8][20][21]1939'da Albert R. Behnke Jr. derin su dalgıçlarında meydana gelen sarhoşluğu araştırmaya başladı. Behnke çalışmasında çeşitli solunum karışımlarının etkilerini test etti ve bunun dalgıçların derinlikteki değişimi algılamalarına sebep olduğunu keşfetti. Bu sonuçlardan sonra ksenon gazının anestetik olarak kullanılabileceği görüşüne vardı. 1941'de Rusya'da Lazharev'in görünüşte ksenon anestezisi üzerine çalışmış olmasına rağmen 1946'da ksenon anestezisini teyit eden yayımlanmış ilk raporu yazan kişi deneylerini fareler üzerinde yapan J. H. Lawrence'dır. Ksenon ilk kez 1951'de, iki hastasını başarılı bir şekilde ameliyat eden Stuart C. Cullen tarafından cerrahi anestezik olarak kullanıldı.[22]1960'da fizikçi John H. Reynolds, aşırı ksenon-129 bolluğunda belli başlı göktaşlarının izotopik anormallik içerdiğini keşfetti. Reynolds bunun radyoaktif iyot-129'un bir bozunum ürünü olduğu sonucuna vardı. Bu izotop cosmic ray spallation ve nükleer fisyon ile yavaşça üretilir ancak sadece süpernova patlamalarında nicel olarak üretilir. 129I izotopunun yarı ömrü kozmolojik zaman skalasında nispeten kısadır (16 milyon yıl). Bu da süpernovalar ile göktaşlarının 129I izotopunu katılaştırıp tuzakladığı zaman arasında çok kısa bir süre geçtiğinin ispatıdır. Bu iki olay (süpernova ve gaz bulutunun katılaşması) Güneş Sistemi'nin ilkel tarihi esnasında neler olduğunu göstermektedir. 129I izotopu büyük ihtimalle Güneş Sistemi oluşmadan önce üretildi (ancak uzun süre önce değil) ve ikinci bir kaynaktan gelen izotoplar ile güneş gazı bulutunu tohumladı. Bu süpernova kaynağı aynı zamanda güneş gazı bulutunun çöküş sebebi de olabilir.[23][24]Uzun bir süre boyunca ksenon ve diğer soy gazların tamamen kimyasal süreduran oldukları ve herhangi bir bileşik oluşturamayacakları düşünülüyordu. Ancak British Columbia Üniversitesi'nden Neil Bartlett araştırmaları esnasında platinyum heksaflorid (PtF6) gazının, dioxygenyl hexafluoroplatinate (O2+[PtF6]-) oluşturulması için oksijen gazını (O2) okside edebilen güçlü bir aracı yükseltici olduğunu keşfetti.[25] O2 ve ksenonun birinci iyonizasyon potansiyeli neredeyse aynı olduğundan, Bartlett platinyum heksafloridin de ksenonu oksitleyebileceğini farketti. 23 Mart 1962'de o iki gazı birleştirdi ve bilinen ilk soy gaz bileşiği ksenon heksafloroplatinatı elde etti.[26][5] Bartlett bileşiğinin Xe+[PtF6]- olduğunu düşündü ancak daha sonraki çalışmaları bunun muhtemelen ksenon içeren çeşitli tuzların karışımı olduğunu gösterdi.[27][28][29] Bunun sonrasında başka birçok soy gaz bileşiği daha keşfedildi[30] ve argon florohidrür (HArF)[31], kripton diflorid (KrF2)[32][33] ve radon florid[34] gibi bazı argon, kripton ve radon bileşikleri de tanımlandı.BulunuşKsenon Dünya atmosferindeki eser gazlardandır 0.087±0.001 ppm (μL/L) veya bir başka ifadeyle yaklaşık 11.5 milyonda bir parça şeklinde bulunur.[35] ve ayrıca bazı mineral kaynaklarından çıkarılan gazlarda da bulunur. Ksenonun 133Xe ve 135Xe gibi bazı radyoaktif türleri, nükleer reaktörlerdeki bölünebilir malzemelerin nötron ışınlaması ile üretilir.[3]Ksenon havanın oksijen ve azota ayrılması işleminde yan ürün olarak elde edilir. Genellikle çift aşamalı tesiste ayrımsal damıtma ile yapılan bu işlemden sonra sıvı oksijen küçük miktarda kripton ve ksenon içerir. İlave damıtma aşamaları ile sıvı oksijen %0,1–0,2 kripton/ksenon karışımı içerecek şekilde zenginleştirilebilir. Bu karışım silika jel üzerine adsorpsiyon veya damıtma yoluyla çıkarılır. Son olarak kripton/ksenon karışımı damıtma yöntemi ile ksenon ve kriptona ayrılabilir.[36][37] Bir litre ksenonun atmosferden eldesi 220 kilowatt saat enerji gerektirir.[38] 1998 yılı içinde Dünya çapında 5,000–7,000 m3 ksenon üretildi.[39] Ksenon nadir bulunuşu sebebi ile diğer hafif soy gazlardan çok daha pahalıdır. 1999 yılı itibarı ile küçük miktarlar için bu gazların Avrupa piyasasındaki değerleri; ksenon için 10 €/L, kripton için 1 €/L ve neon için 0.20 €/L şeklindedir.[39]Ksenon Güneş atmosferinde, Dünya'da ve asteroidlerde ve kuyrukluyıldızlarda göreli olarak seyrek bulunur. Mars atmosferinde ksenonun bulunuşu Dünya'dakine benzerdir: yaklaşık olarak milyonda 0.08 parça.[40] Yine de 129Xe'nin Mars'taki oranı Dünya ve Güneş'tekinden daha yüksektir. Bu izotopun radyoaktif bozunma ile oluştuğu düşünülürse, bu sonuç muhtemelen Mars'ın, gezegen formuna geldiği ilk 100 milyon yıl içinde, ilkel atmosferini yitirdiğinin belirtisi olabilir.[41][42] Bunların aksine Jüpiter gezegeni atmosferinde olağandışı derecede ksenon bulunur; yaklaşık olarak Güneş'tekinden 2.6 kat daha fazladır.[43] Bu yüksek bolluk solar nebula ısınmaya başlamadan önce, küçük gezegenlerin (planetesimal) erken ve ani artışından kaynaklanıyor olabilir[44] (aksi durumda ksenon, planetesimal buzullarda tuzaklanamazdı), ancak bu durumun sebebi halen açıklanamamış durumdadır. Güneş Sistemi içinde bütün ksenon izotopları için nükleon fraksiyonu 1.56 × 10−8 veya toplam kütle içinde 64 milyonda bir parçadır.[45]KarakteristikKsenon elektronlarının enerji seviyelerindeki dağılımını gösteren diagram.Bir ksenon atomunun çekirdeğinde 54 proton bulunur. Standart sıcaklık ve basınçta saf ksenon gazının yoğunluğu, (Dünya atmosferinin yüzey yoğunluğu 1.217 kg/m3'ten yaklaşık 3 kat fazla) 5.761 kg/m3'tür.[46] Sıva haldeki ksenonun yoğunluğu 3.100 g/mL'ye kadar çıkabilir (maksimum yoğunluk üçlü noktada olur).[47] Aynı koşullar altında katı ksenonun yoğunluğu 3.640 g/cm3'tür (2.75 g/cm3 olan granitin yoğunluğundan büyüktür).[47] Gigapaskal seviyesinde basınç uygulandığında ksenon metalik faza geçiş yapar.[48]Ksenon soy gaz veya asal gaz olarak isimlendirilen sıfır valanslı elementlerdendir. Element (örneğin yanma gibi) birçok kimyasal reaksiyona karşı süredurandır, çünkü en dış valans kabuğunda sekiz elektron bulunur. Bu durum sıkıca bağlı olan en dıştaki elektronların kararlı ve minimum enerji konfigürasyonunda olmasını sağlar.[49] Yine de ksenon güçlü oksitleyiciler ile oksitlenebilir ve birçok ksenon bileşiği sentezlenebilir.Gazlı tüplerde ksenon, gaz elektriksel boşalma ile uyarılırsa mavi ve eflatun ışık yayar.İzotoplar    Ana madde: Ksenonun izotoplarıDoğal ksenon dokuz kararlı izotoptan oluşur. On kararlı izotopu bulunan kalay dışındaki tüm elementler içinde en fazla kararlı izotopa sahip elementtir. Elementler içinde sadece ksenon ve kalay yediden fazla izotopa sahiptir.[50] 124Xe, 134Xe ve 136Xe izotoplarının çift beta çözünmesine uğrayacakları öngörülür, ancak bu hiçbir zaman göslenmediği için, bu izotopların da kararlı oldukları kabul edilir.[51][52] Bu kararlı formların yanında, kırkın üzerinde kararsız izotop da incelenmiştir. Yarı ömrü 16 milyon yıl olan 129Xe, 129I'nin beta çözünmesi sonucunda üretilir. 131mXe, 133Xe, 133mXe ve 135Xe, 235U ve 239Pu'nun fisyon ürünlerinden bazılarıdır.[53] Bu yüzden bu izotoplar nükleer patlamalarda indikatör olarak kullanılır. Çeşitli ksenon izotopları, süpernova patlamalarında,[54] çekirdeklerindeki hidrojeni tükenen ve AGB yıldız haline gelen kırmızı dev yıldızlarında, klasik nova patlamalarında[55] ve iyot, uranyum ve plütonyum gibi elementlerin bozunumu sonucunda oluşur.[53]Yapay 135Xe izotopu nükleer fisyon reaktörlerindeki işlemlerde dikkate değer bir öneme sahiptir. 135Xe izotopunu termal nötronlar için büyük bir tesir kesitine sahiptir (2.6×106 barn),[7] bu özelliği ile izotop nötron soğurucu olarak veya işlemden bir süre sonra, zincir reaksiyonu yavaşlatabilen ve durdurabilen "zehir" olarak kullanılır. Bu olay, ABD'de Manhattan Projesi çerçevesinde inşa edilen ilk nükleer reaktörlerde, plütonyum üretimi için keşfedildi.Ksenon elementi, iki ana izotopun izleyicisi olduğu için, göktaşlarındaki ksenon izotopu oranı Güneş Sistemi'nin oluşumunun araştırılmasında önemli bir araçtır. Radyometrik tarihlemedeki iyot-ksenon yöntemi, nükleosentez ve solar nebuladaki katı maddenin yoğunlaşması arasında geçen süreyi verir. Ksenonun 129Xe/130Xe ve 136Xe/130Xe gibi izotop oranları da, dünyasal başkalaşımın ve ilkel gaz çıkışının anlaşılmasında önemli bir araçtır.[6]Bileşikler    Ayrıca bakınız: Kategori:Ksenon bileşikleriKsenon tetraflorürKsenonun ilk bileşiği 1962'de sentezlenen ksenon heksafloroplatinattır.[26] Bundan sonra birçok ksenon bileşiği daha keşfedildi. Bunlar arasında ksenon diflorür (XeF2), ksenon tetraflorür (XeF4), ksenon heksaflorür (XeF6), ksenon tetroksit (XeO4) ve sodium perxenate (Na4XeO6) gibi bileşikler yer alır. Ayrıca yüksek derecede patlayıcı bileşik ksenon trioksit de (XeO3) elde edildi. Bu zamana kadar bulunan seksenden fazla[56][57] ksenon bileşiği elektronegatif flor veya oksijen içerir. Diğer atomlar bağlı iken (hidrojen ve karbon gibi), onlar çoğunlukla flor veya oksijen içeren bir molekülün parçası olarak bulunurlar.[58] Bazı ksenon bileşikleri renklidir ancak elementin çoğu bileşiği renksiz halde bulunur.[56]1905'de, Finlandiya'daki Helsinki Üniversitesi'ndeki bir grup bilim insanı (M. Räsänen ve ortak çalışanlar) ksenon dihidrit (HXeH) ve sonrasında ksenon hidroksit (HXeOH), hidroksenoasetilen (HXeCCH) ve diğer Xe içeren moleküllerin anıklanmasını duyurdular.[59][60] Ek olarak 2008'de Khriachtchev ve diğerleri, kriyojenik ksenon matriksi dahilinde suyun ışılkesimi (fotoliz) ile HXeOXeH bileşiğinin anıklandığını bildirdiler.[61] Ayrıca HXeOD ve DXeOH gibi döteryumlanmış ksenon molekülleri de üretilmiştir.[62]XeF4 kristalleri, 1962.Ksenonun kimyasal bağ oluşturduğu bileşiklere ek olarak, ksenon atomlarının başka bir bileşiğin kristalimsi kafesi ile tuzaklandığı klatrat yapılar da oluşturabilir. Bunun bir örneği, ksenon atomlarının su moleküllerinin kafesindeki boşlukları doldurduğu, ksenon hidrattır (Xe·5.75 H2O).[63] Ayrıca hidratın döteryumlanmış örnekleri de üretilmiştir.[64] Böyle gaz hidratlar, doğal olarak, Vostok Gölü ve Antarktik buz örtüsünün altı gibi yerlerde yüksek basınç şartları altında ortaya çıkabilir.[65] Klatrat oluşumu, kısmi olarak ksenon, argon ve kripton damıtımında kullanıldı.[66]Ksenon, atomunun bir fulleren içinde hapsolduğu endohedral fulleren bileşikler de oluşturabilir. Fulleren içinde hapsolmuş ksenon atomu, 129Xe nükleer manyetik rezonans spektroskopisi yoluyla gözlenebilir. Bu tekniğin kullanılmasıyla, ksenon atomunun çevresine göre kimyasal duyarlılığına bağlı olarak, fulleren molekülü üzerindeki kimyasal reaksiyonlar analiz edilebilir. Ancak, ksenon atomu da fullerenin reaktifliği üzerinde, elektronik bir etkiye sahiptir.[67]Ksenon atomları temel durumlarındayken, birbirlerini iterler ve bağ oluşturmazlar. Ksenon atomları enerji kazandıklarında, elektronlar tekrar temel duruma dönünceye kadar uyarılmış dimer (exited dimer - eximer) oluşturabilirler. Bu mahiyet oluşur çünkü ksenon atomu en dış elektron kabuğunu dolu tutma eğilimindedir ve bunu kamşu ksenon atomundan bir elektron alarak yapabilirler. Bir ksenon excimer için tipik yaşam süresi 1–5 ns'dir ve bozunum sonucunda yaklaşık 150 ve 173 nm dalgaboyunda fotonlar salıverilir.[68][69] Ksenon ayrıca, brom, klor ve flor gibi halojenlerin de dahil olduğu diğer elementlerle de dimer oluşturabilir.[70]KullanımKsenon elementi nadir bulunmasına ve Dünya atmosferinden elde edilmesi göreli olarak pahalı olmasına rağmen birçok uygulama alanına sahiptir.Aydınlatma ve optikGaz deşarj lambalarıŞekillendirilmiş Geissler tüplerindeki ksenonKsenon, ksenon flaş lambası olarak bilinen ışık yayan aletlerde kullanılır. Ksenon flaş lamba fotografik flaşlarda ve stroboskopik lambalarda ve nadiren bakterisidal lambalarda[71] kullanılır.[8] Ksenon lazerlerde aktif lazer ortamını uyararak koherent ışık elde edilmesini sağlar.[72]. 1960'da keşfedilen ilk katıhal lazer ksenon flaş lambası ile pompalandı,[12] ve atalet kısıtlamalı nükleer füzyonda kullanılan lazerler de ksenon flaş lambaları ile pompalandı.[73]Ksenon kısa yay lambasıSürekli, kısa, yüksek basınçlı ksenon yay lambaları gün ortası güneş ışığına yakından benzeyen bir renk sıcaklığına sahiptir ve bunlar güneş benzeticilerde kullanılır. Bu lambaların kromatikliği, Güneş'ten gözlenen ısıya yakın bir ısıdaki ısıtılmış kara cisim radyatörünü andırır. Bu lambalar 1940'larda ilk olarak tanıtıldıklarında, film projektörlerinde kullanılan kısa ömürlü karbon ark lambalarının yerini almaya başladılar.[9] Lambalar tipik 35mm'lerde ve IMAX film projeksiyon sistemlerinde, otomotivde HID farlarında ve diğer özel alanlarda kullanıma sokuldu. Bu arklar muhteşem bir kısa dalgaboylu morötesi ışınım kaynağıdırlar ve kızılötesi yakınlarında yoğun yayıma sahiptirler arkın bu özelliği bazı gece görüş sistemlerinde kullanılır.Plazma ekrandaki tekil hücreler elektrod kullanımıyla plazmaya dönüştürülen bir ksenon ve neon karışımı kullanır. Bu plazma ile elektrodların etkileşimi, ekranın önünü örten fosforu uyaran morötesi fotonlar üretir.[74][75]Ksenon yüksek basınçlı sodyum lambalarında "starter gaz" olarak kullanılır. Ksenon bütün radyoaktif olmayan soy gazlar içerisinde en düşük ısıl iletkenliğe ve en düşük iyonizasyon potansiyeline sahip olan elementtir. Bir soy gaz olarak ksenon işlem lambalarında meydana gelen kimyasal reaksiyonlara karışmaz. Düşük ısıl iletkenlik ısı kayıplarının minimize eder ve düşük iyonizasyon potansiyeli gazın çöküm geriliminin, soğuk durumda göreli olarak düşük olmasına sabep olur, bu da lambanın çok daha kolay bir şekilde çalışmasına olanak sağlar. [76]Lazerler1962'de Bell Laboratuvarları'ndaki bir grup araştırmacı ksenonun lazer etkisini keşfettiler,[77] ve sonrasında helyum eklendiğinde lazer aktif ortamının geliştiğini buldular.[78][79] Ksenon dimer (Xe2) kullanılan ilk eximer lazerde bir demet elektron ile enerji sağlanarak, 176 nm dalgaboyunda (morötesi) uyarılmış emisyon üretildi.[11] Ksenon klorür ve ksenon florür de eximer (ya da daha doğru bir ifadeyle exiplex) lazerlerde kulanılır.[80] Ksenon klorür eximer lazer dermatolojide kullanım alanına sahiptir.[81]AnesteziKsenon pahalı olmasına rağmen genel anestezik olarak kullanılır. Ksenon anestezisi için iki tane yöntem bulunmaktadır. Birincisi, sinapsların hücre zarındaki kalsiyum-ATPaz pompasının inhibisyonunu kapsar.[82] Bu durum, ksenon protein içindeki nonpolar bölgelere bağlandığında meydana gelen, bir konoluşumsal değişimden (üç boyutlu yapı değişikliği) kaynaklanmaktadır.[83] İkinci yöntem anestezik ile lipid membranı arasındaki özgül olmayan etkileşmeye odaklanır.[84]Ksenon %71 minimum alveoler konsantrasyona (MAC) sahiptir. Bu haliyle bir anestezik olarak N2O'dan %50 daha etkilidir.[10] Bu nedenle ksenon, daha az hipoksi riskine sahip oksijenle yapılan konsantrasyonlar şeklinde kullanılabilir. Azot oksitten (N2O) farklı olarak ksenon bir sera gazı değildir bu yüzden de element çevre dostu olarak nitelendirilir.DiğerNükleer enerji uygulamalarında, ksenon, kabarcık odalarında[85], problarda ve büyük molekül ağırlığı ve süreduran yapının gerekli olduğu diğer alanlarda kullanılır.NASA'nın Jet Propulsion Laboratory'de test edilen ksenon iyon motoruna ait bir prototipSıvı ksenon, kuramsal zayıf etkileşimli ağır parçacıkların veya WIMP'lerin tespitinde ortam olarak kullanılır. Bir WIMP, ksenon çekirdeği ile çarpışınca teorik olarak, bir elektronu koparması ve bir sintilasyon yaratması gerekir. Ksenon kullanılmasıyla bu enerji patlaması, kolayca, kozmik ışınlar gibi parçacıkların sebep olduğu benzer olaylardan ayırdedilebilir.[13] Yine de İtalya'da Gran Sasso Ulusal Laboratuvarı'ndaki (Gran Sasso National Laboratory) XENON deneyinde, o zamana kadar doğrulanmış herhangi bir WIMP bulunmasında başarısız oldu. Deneyde hiç WIMP tespiti yapılamamış olsa da, deney karanlık madde ve bazı fizik modellerinin araştırılmasına hizmet edecek.[86] Tesiste bulunan şimdiki dedektör, Dünya'daki diğer cihazlardan beş kat daha hassastır.[87]Ksenon, sahip olduğu atom ağırlığı başına düşük iyonizasyon potansiyeli ve (yüksek basınça altında) oda sıcaklığında sıvı olarak saklanabilmesi ile uzay araçlarının iyon itki motoru için tercih edilen bir yakıttır. Ksenonun süreduran doğası onu çevre dostu yapar ve yine bu özelliği ile ksenon iyon motorlarında, civa veya sezyuma oranla daha az kimyasal aşındırıcılık gösterir. Ksenon uydu iyon motorlarında ilk kez 1970'lerde kullanıldı.[88] Element daha sonra Avrupa'nın SMART-1 adlı uzay gemisinde[14] ve NASA'nın Dawn Spacecraft adlı uzay gemisinde üç iyon itki motoru için yakıt olarak kullanıldı.[89]Analitik kimyada perksenat bileşikleri yükseltgen madde olarak kullanılır. Ksenon diflorür, özellikle mikro elektro mekanik sistemlerin (MEMS) üretiminde, silikon için etchant olarak kullanılır.[90] Antikanser ilacı 5-fluorouracil, ksenon diflorürün urasil ile reaksiyona girmesi sonucu üretilebilir.[91] Ksenon ayrıca protein kristalografisinde de kullanılır.ÖnlemKsenon gazı, standart sıcaklık ve basınçta, yalıtılmış cam veya metal konteynerde güvenli bir şekilde saklanabilir. Ancak ksenon, plastik ve kauçuk gibi materyallerle yalıtılmış konteynerlerde kademeli olarak sızıntı yapar.[92] Ksenon toksik değildir. Gaz kanda çözünebilir ve kan beyin bariyerine nüfuz eden seçilmiş maddeler grubuna aittir, ve oksijenle birlikte yüksek konsantarasyonda solunduğunda anestezik özellik gösterir.(bkz. anestezi altbaşlığı). Birçok ksenon bileşiği, oksidatif özelliklerine bağlı olarak, patlayıcı ve toksiktir.[93]Havada 344 m/s olan ses hızı ksenon ortamında 169.44 m/s'dir.[94] (bunun sebebi, ağır ksenon atomlarının, azot ve oksijen molekülleri ile karşılaştırıldığında daha yavaş ortalama hıza sahip olmalarıdır). Bu sayede ksenon atomu solunduğunda ses yolunun rezonans frekansını düşürür. Bu da solunduğunda yüksek perde sese sebep olan helyumun aksine, karakteristik alçak perdeden ses üretilmesini sağlar. Helyum gibi ksenon da vücudun oksijen ihtiyacını karşılamaz ve basit asfiksanttır. Bu nedenle artık çoğu üniversitedeki genel kimya gösterilerinde, ses gösterisi yapılmasına izin verilmez. Ksenonun pahalı olması sebebiyle bu tür gösterilerde, molekül ağırlığı (146 versus 131) ksenonunkine yakın olan sülfür heksaflorür (bu da aynı şekilde asfiksanttır) kullanılır.[95]Ksenon veya sülfür heksaflorür gibi ağır gazların, %20 oksijen karışımı içerdiklerinde güvenli bir şekilde solunması mümkündür (yine de bu konsantrasyondaki ksenon genel anestezideki bilinçsizliğe sebep olur). Akciğerler bu gazları çok etkili ve çabuk bir şekilde karıştırır böylece ağır gazlar oksijenle birlikte tahliye edilir ve akciğerin arkasında birikmezler.[96] Yine de büyük miktardaki herhangi bir ağır gaz için tehlike durumu da vardır. Bu şekilde kokusuz, görünmez ve renksiz bir gazla dolu bir konteynere giren biri bilmeden gazı soluyabilir.Kaynakça    ^ Lide, David R. (2004). "Section 4, Properties of the Elements and Inorganic Compounds; Melting, boiling, triple, and critical temperatures of the elements". CRC Handbook of Chemistry and Physics (85th edition bas.). Boca Raton, Florida: CRC Press. ISBN 0849304857.    ^ Staff (2007). "Xenon". Columbia Electronic Encyclopedia. Columbia University Press. Erişim tarihi: 2007-10-23.    ^ a b Husted, Robert; Boorman, Mollie (15 Aralık 2003). "Xenon". Los Alamos National Laboratory, Chemical Division. Erişim tarihi: 2007-09-26.    ^ Rabinovich, Viktor Abramovich (1988). Thermophysical properties of neon, argon, krypton, and xenon (English-language edition bas.). Washington, DC: Hemisphere Publishing Corp.. ISBN 0195218337.—National Standard Reference Data Service of the USSR. Volume 10.    ^ a b Freemantel, Michael (25 Ağustos 2003). "Chemistry at its Most Beautiful" (PDF). Chemical & Engineering News. Erişim tarihi: 2007-09-13.    ^ a b Kaneoka, Ichiro (1998). "Xenon's Inside Story". Science 280: 851–852. DOI:10.1126/science.280.5365.851b. Erişim tarihi: 2007-10-10.    ^ a b Stacey, Weston M. (2007). Nuclear Reactor Physics. Wiley-VCH. s. 213. ISBN 3-527-40679-4.    ^ a b c Burke, James (2003). Twin Tracks: The Unexpected Origins of the Modern World. Oxford University Press. s. 33. ISBN 0743226194.    ^ a b Mellor, David (2000). Sound Person's Guide to Video. Focal Press. s. 186. ISBN 0240515951.    ^ a b Sanders, Robert D.; Ma, Daqing; Maze, Mervyn (2005). "Xenon: elemental anaesthesia in clinical practice". British Medical Bulletin 71 (1): 115–135. DOI:10.1093/bmb/ldh034. PMID 15728132.    ^ a b Basov, N. G.; Danilychev, V. A.; Popov, Yu. M. (1971). "Stimulated Emission in the Vacuum Ultraviolet Region". Soviet Journal of Quantum Electronics 1 (1): 18–22. DOI:10.1070/QE1971v001n01ABEH003011.    ^ a b Toyserkani, E.; Khajepour, A.; Corbin, S. (2004). Laser Cladding. CRC Press. s. 48. ISBN 0849321727.    ^ a b Ball, Philip (1 Mayıs 2002). "Xenon outs WIMPs". Nature. Erişim tarihi: 2007-10-08.    ^ a b Saccoccia, G.; del Amo, J. G.; Estublier, D. (31 Ağustos 2006). "Ion engine gets SMART-1 to the Moon". ESA. Erişim tarihi: 2007-10-01.    ^ W. Ramsay and M. W. Travers (1898). "On the extraction from air of the companions of argon, and neon". Report of the Meeting of the British Association for the Advancement of Science: 828.    ^ Gagnon, Steve. "It's Elemental - Xenon". Thomas Jefferson National Accelerator Facility. Erişim tarihi: 2007-06-16.    ^ Anonymous (1904). Daniel Coit Gilman, Harry Thurston Peck, Frank Moore Colby. ed. The New International Encyclopædia. Dodd, Mead and Company. s. 906.    ^ Staff (1991). The Merriam-Webster New Book of Word Histories. Merriam-Webster, Inc.. s. 513. ISBN 0877796033.    ^ Ramsay, William (1902). "An Attempt to Estimate the Relative Amounts of Krypton and of Xenon in Atmospheric Air". Proceedings of the Royal Society of London 71: 421–426. DOI:10.1098/rspl.1902.0121. Erişim tarihi: 2007-10-02.    ^ Anonymous. "History". Millisecond Cinematography. Erişim tarihi: 2007-11-07.    ^ Paschotta, Rüdiger (1 Kasım 2007). "Lamp-pumped lasers". Encyclopedia of Laser Physics and Technology. RP Photonics. Erişim tarihi: 2007-11-07.    ^ Marx, Thomas; Schmidt, Michael; Schirmer, Uwe; Reinelt, Helmut (2000). "Xenon anesthesia" (PDF). Journal of the Royal Society of Medicine 93: 513–517. Erişim tarihi: 2007-10-02.    ^ Clayton, Donald D. (1983). Principles of Stellar Evolution and Nucleosynthesis (2nd edition bas.). University of Chicago Press. s. 75. ISBN 0-226-10953-4.    ^ Bolt, B. A.; Packard, R. E.; Price, P. B. (2007). "John H. Reynolds, Physics: Berkeley". The University of California, Berkeley. Erişim tarihi: 2007-10-01.    ^ Neil Bartlett and D. H. Lohmann (Mart 1962). "Dioxygenyl hexafluoroplatinate (V), O2+[PtF6]-". Proceedings of the Chemical Society (Londra: Chemical Society): 115. DOI:10.1039/PS9620000097.    ^ a b Bartlett, N. (Haziran 1962). "Xenon hexafluoroplatinate (V) Xe+[PtF6]-". Proceedings of the Chemical Society (Londra: Chemical Society): 218. DOI:10.1039/PS9620000197.    ^ Graham, L.; Graudejus, O., Jha N.K., and Bartlett, N. (2000). "Concerning the nature of XePtF6". Coordination Chemistry Reviews 197: 321–334. DOI:10.1016/S0010-8545(99)00190-3.    ^ p. 392, §11.4, Inorganic Chemistry, translated by Mary Eagleson and William Brewer, edited by Bernhard J. Aylett, San Diego: Academic Press, 2001, ISBN 0-12-352651-5; translation of Lehrbuch der Anorganischen Chemie, originally founded by A. F. Holleman, continued by Egon Wiberg, edited by Nils Wiberg, Berlin: de Gruyter, 1995, 34th edition, ISBN 3-11-012641-9.    ^ Steel, Joanna (2007). "Biography of Neil Bartlett". College of Chemistry, University of California, Berkeley. Erişim tarihi: 2007-10-25.    ^ Bartlett, Neil (8 Eylül 2003). "The Noble Gases". Chemical & Engineering News (American Chemical Society) 81. Erişim tarihi: 2007-10-01.    ^ Khriachtchev, Leonid; Pettersson, Mika; Runeberg, Nino; Lundell, Jan; Räsänen, Markku (24 Ağustos 2000). "A stable argon compound". Nature 406: 874–876. DOI:10.1038/35022551. Erişim tarihi: 2008-06-04.    ^ Lynch, C. T.; Summitt, R.; Sliker, A. (1980). CRC Handbook of Materials Science. CRC Press. ISBN 0-87819-231-X.    ^ D. R. MacKenzie (20 Eylül 1963). "Krypton Difluoride: Preparation and Handling". Science 141: 1171. DOI:10.1126/science.141.3586.1171. PMID 17751791.    ^ Paul R. Fields, Lawrence Stein, and Moshe H. Zirin (1962). "Radon Fluoride". Journal of the American Chemical Society 84: 4164–4165. DOI:10.1021/ja00880a048.    ^ Hwang, Shuen-Cheng; Robert D. Lein, Daniel A. Morgan (2005). "Noble Gases". Kirk-Othmer Encyclopedia of Chemical Technology (5th edition bas.). Wiley. DOI:10.1002/0471238961.0701190508230114.a01. ISBN 0-471-48511-X.    ^ Kerry, Frank G. (2007). Industrial Gas Handbook: Gas Separation and Purification. CRC Press. s. 101–103. ISBN 0-8493-9005-2.    ^ "Xenon - Xe". CFC StarTec LLC. 10 Ağustos 1998. Erişim tarihi: 2007-09-07.    ^ Singh, Sanjay (15 Mayıs 2005). "Xenon: A modern anaesthetic". Indian Express Newspapers Limited. Erişim tarihi: 2007-10-10.    ^ a b Häussinger, Peter; Glatthaar, Reinhard; Rhode, Wilhelm; Kick, Helmut; Benkmann, Christian; Weber, Josef; Wunschel, Hans-Jörg; Stenke, Viktor; Leicht, Edith; Stenger, Hermann (2001). "Noble Gases". Ullmann's Encyclopedia of Industrial Chemistry (6th edition bas.). Wiley. DOI:10.1002/14356007.a17_485. ISBN 3-527-20165-3.    ^ Williams, David R. (1 Eylül 2004). "Mars Fact Sheet". NASA. Erişim tarihi: 2007-10-10.    ^ Schilling, James. "Why is the Martian atmosphere so thin and mainly carbon dioxide?". Mars Global Circulation Model Group. Erişim tarihi: 2007-10-10.    ^ Zahnle, Kevin J. (1993). "Xenological constraints on the impact erosion of the early Martian atmosphere". Journal of Geophysical Research 98: 10,899–10,913. DOI:10.1029/92JE02941. Erişim tarihi: 2007-10-10.    ^ Mahaffy, P. R.; Niemann, H. B.; Alpert, A.; Atreya, S. K.; Demick, J.; Donahue, T. M.; Harpold, D. N.; Owen, T. C. (2000). "Noble gas abundance and isotope ratios in the atmosphere of Jupiter from the Galileo Probe Mass Spectrometer". Journal of Geophysical Research 105: 15061–15072. DOI:10.1029/1999JE001224. Erişim tarihi: 2007-10-01.    ^ Owen, Tobias; Mahaffy, Paul; Niemann, H. B.; Atreya, Sushil; Donahue, Thomas; Bar-Nun, Akiva; de Pater, Imke (1999). "A low-temperature origin for the planetesimals that formed Jupiter". Nature 402: 269–270. DOI:10.1038/46232. Erişim tarihi: 2007-02-04.    ^ Arnett, David (1996). Supernovae and Nucleosynthesis. Princeton, New Jersey: Princeton University Press. ISBN 0-691-01147-8.    ^ Williams, David R. (April 19 Nisan 2007). "Earth Fact Sheet". NASA. Erişim tarihi: 2007-10-04.    ^ a b Aprile, Elena; Bolotnikov, Aleksey E.; Doke, Tadayoshi (2006). Noble Gas Detectors. Wiley-VCH. s. 8–9. ISBN 3-527-60963-6.    ^ Caldwell, W. A.; Nguyen, J.; Pfrommer, B.; Louie, S.; Jeanloz, R. (1997). "Structure, bonding and geochemistry of xenon at high pressures". Science 277: 930–933. DOI:10.1126/science.277.5328.930.    ^ Bader, Richard F. W.. "An Introduction to the Electronic Structure of Atoms and Molecules". McMaster University. Erişim tarihi: 2007-09-27.    ^ Rajam, J. B. (1960). Atomic Physics (7th edition bas.). Delhi: S. Chand and Co.. ISBN 81-219-1809-X.    ^ Lüscher, Roland (2006). "Status of ßß-decay in Xenon" (PDF). University of Sheffield. Erişim tarihi: 2007-10-01.    ^ Barabash, A. S. (2002). "Average (Recommended) Half-Life Values for Two-Neutrino Double-Beta Decay". Czechoslovak Journal of Physics 52: 567–573. DOI:10.1023/A:1015369612904.    ^ a b Caldwell, Eric (Ocak 2004). "Periodic Table--Xenon". Resources on Isotopes. USGS. Erişim tarihi: 2007-10-08.    ^ Heymann, D.; Dziczkaniec, M. (19-23 Mart 1979). "Xenon from intermediate zones of supernovae". Proceedings 10th Lunar and Planetary Science Conference. Houston, Texas: Pergamon Press, Inc.. ss. 1943-1959. Erişim tarihi: 2007-10-02.    ^ Pignatari, M.; Gallino, R.; Straniero, O.; Davis, A. (2004). "The origin of xenon trapped in presolar mainstream SiC grains". Memorie della Società Astronomica Italiana 75: 729–734. Erişim tarihi: 2007-10-26.    ^ a b "Xenon". Periodic Table Online. CRC Press. Erişim tarihi: 2007-10-08.    ^ Moody, G. J. (1974). "A Decade of Xenon Chemistry". Journal of Chemical Education (51): 628–630. Erişim tarihi: 2007-10-16.    ^ Harding, Charlie J.; Janes, Rob (2002). Elements of the P Block. Royal Society of Chemistry. ISBN 0-85404-690-9.    ^ Gerber, R. B. (June 2004). "Formation of novel rare-gas molecules in low-temperature matrices". Annual Review of Physical Chemistry 55: 55–78. DOI:10.1146/annurev.physchem.55.091602.094420.    ^ Bartlett, 2003. See the paragraph starting Many recent findings.    ^ Khriachtchev, Leonid; Isokoski, Karoliina; Cohen, Arik; Räsänen, Markku; Gerber, R. Benny (2008). "A Small Neutral Molecule with Two Noble-Gas Atoms: HXeOXeH". Journal of the American Chemical Society 130: 6114–6118. DOI:10.1021/ja077835v. Erişim tarihi: 2008-06-20.    ^ Pettersson, Mika; Khriachtchev, Leonid; Lundell, Jan; Räsänen, Markku (1999). "A Chemical Compound Formed from Water and Xenon: HXeOH". Journal of the American Chemical Society 121: 11904–11905. DOI:10.1021/ja9932784. Erişim tarihi: 2007-10-10.    ^ A molecular theory of general anesthesia, Linus Pauling, Science 134, #3471 (July 7, 1961), pp. 15–21. Reprinted as pp. 1328–1334, Linus Pauling: Selected Scientific Papers, vol. 2, edited by Barclay Kamb et al. River Edge, New Jersey: World Scientific: 2001, ISBN 981-02-2940-2.    ^ Ikeda, Tomoko; Mae, Shinji; Yamamuro, Osamu; Matsuo, Takasuke; Ikeda, Susumu; Ibberson, Richard M. (23 Kasım 2000). "Distortion of Host Lattice in Clathrate Hydrate as a Function of Guest Molecule and Temperature". Journal of Physical Chemistry A 104: 10623–10630. DOI:10.1021/jp001313j.    ^ McKay, C. P.; Hand, K. P.; Doran, P. T.; Andersen, D. T.; Priscu, J. C. (2003). "Clathrate formation and the fate of noble and biologically useful gases in Lake Vostok, Antarctica". Geophysical Letters 30: 35. DOI:10.1029/2003GL017490. Erişim tarihi: 2007-10-02.    ^ Barrer, R. M.; Stuart, W. I. (1957). "Non-Stoichiometric Clathrate of Water". Proceedings of the Royal Society of London 243: 172–189.    ^ Frunzi, Michael; Cross, R. James; Saunders, Martin (2007). "Effect of Xenon on Fullerene Reactions". Journal of the American Chemical Society 129: 13343. DOI:10.1021/ja075568n.    ^ Silfvast, William Thomas (2004). Laser Fundamentals. Cambridge University Press. ISBN 0521833450.    ^ Webster, John G. (1998). The Measurement, Instrumentation, and Sensors Handbook. Springer. ISBN 3-540-64830-5.    ^ McGhee, Charles; Taylor, Hugh R.; Gartry, David S.; Trokel, Stephen L. (1997). Excimer Lasers in Ophthalmology. Informa Health Care. ISBN 1-85317-253-7.    ^ Baltás, E.; Csoma, Z.; Bodai, L.; Ignácz, F.; Dobozy, A.; Kemény, L. (2003). "A xenon-iodine electric discharge bactericidal lamp". Technical Physics Letters 29 (10): 871–872. DOI:10.1134/1.1623874.    ^ Staff (2007). "Xenon Applications". Praxair Technology. Erişim tarihi: 2007-10-04.    ^ Skeldon, M.D. (1997). "Thermal distortions in laser-diode- and flash-lamp-pumped Nd:YLF laser rods" (PDF). LLE Review 71: 137–144. Erişim tarihi: 2007-02-04.    ^ Anonymous. "The plasma behind the plasma TV screen". Plasma TV Science. Erişim tarihi: 2007-10-14.    ^ Marin, Rick (21 Mart 2001). "Plasma TV: That New Object Of Desire". The New York Times.    ^ Waymouth, John (1971). Electric Discharge Lamps. Cambridge, MA: The M.I.T. Press. ISBN 0262230488.    ^ Patel, C. K. N.; Bennett Jr., W. R.; Faust, W. L.; McFarlane, R. A. (1 Ağustos 1962). "Infrared spectroscopy using stimulated emission techniques". Physical Review Letters 9 (3): 102–104. DOI:10.1103/PhysRevLett.9.102.    ^ Patel, C. K. N.; Faust, W. L.; McFarlane, R. A. (1 Aralık 1962). "High gain gaseous (Xe-He) optical masers". Applied Physics Letters 1 (4): 84–85. DOI:10.1063/1.1753707.    ^ Bennett, Jr., W. R. (1962). "Gaseous optical masers". Applied Optics Supplement 1: 24–61.    ^ "Laser Output". University of Waterloo. Erişim tarihi: 2007-10-07.    ^ Baltás, E.; Csoma, Z.; Bodai, L.; Ignácz, F.; Dobozy, A.; Kemény, L. (Temmuz 2006). "Treatment of atopic dermatitis with the xenon chloride excimer laser". Journal of the European Academy of Dermatology and Venereology 20 (6): 657–660. DOI:10.1111/j.1468-3083.2006.01495.x.    ^ Franks, John J.; Horn, Jean-Louis; Janicki, Piotr K.; Singh, Gurkeerat (1995). "Halothane, Isoflurane, Xenon, and Nitrous Oxide Inhibit Calcium ATPase Pump Activity in Rat Brain Synaptic Plasma Membranes.". Anesthesiology 82 (1): 108–117. DOI:10.1097/00000542-199501000-00015.    ^ Lopez, Maria M.; Kosk-Kosicka, Danuta (1995). "How do volatile anesthetics inhibit Ca2+-ATPases?". Journal of Biological Chemistry 270 (47): 28239–28245. DOI:10.1074/jbc.270.47.28239. PMID 7499320.    ^ Heimburg, T.; Jackson A. D. (2007). "The thermodynamics of general anesthesia". Biophysical Journal 92 (9): 3159–65. DOI:10.1529/biophysj.106.099754. PMID 17293400.    ^ Galison, Peter Louis (1997). Image and Logic: A Material Culture of Microphysics. University of Chicago Press. s. 339. ISBN 0-226-27917-0.    ^ Schumann, Marc (10 Ekim 2007). "XENON announced new best limits on Dark Matter". Rice University. Erişim tarihi: 2007-10-08.    ^ Boyd, Jade (August 23 Ağustos 2007). "Rice physicists go deep for 'dark matter'". Hubble News Desk. Erişim tarihi: 2007-10-08.    ^ Zona, Kathleen (17 Mart 2006). "Innovative Engines: Glenn Ion Propulsion Research Tames the Challenges of 21st century Space Travel". NASA. Erişim tarihi: 2007-10-04.    ^ "Dawn Launch: Mission to Vesta and Ceres" (PDF). NASA. Erişim tarihi: 2007-10-01.    ^ Brazzle, J. D.; Dokmeci, M. R.; Mastrangelo, C. H. (28 Temmuz - 1 Ağustos 1975). "Modeling and Characterization of Sacrificial Polysilicon Etching Using Vapor-Phase Xenon Difluoride". Proceedings 17th IEEE International Conference on Micro Electro Mechanical Systems (MEMS). Maastricht, Netherlands: IEEE. ss. s. 737-740. ISBN 9780780382657.    ^ Staff (2007). "Powerful tool". American Chemical Society. Erişim tarihi: 2007-10-10.    ^ LeBlanc, Adrian D.; Johnson, Philip C. (1971). "The handling of xenon-133 in clinical studies". Physics in Medicine and Biology 16 (1): 105-109. DOI:10.1088/0031-9155/16/1/310.    ^ Finkel, A. J.; Katz, J. J.; Miller, C. E. (1 Nisan 1968). "Metabolic and toxicological effects of water-soluble xenon compounds are studied". NASA. Erişim tarihi: 2007-10-04.    ^ 169.44 m/s in xenon (at 0 °C and 107 KPa), compared to 344 m/s in air. See: Vacek, V.; Hallewell, G.; Lindsay, S. (2001). "Velocity of sound measurements in gaseous per-fluorocarbons and their mixtures". Fluid Phase Equilibria 185. DOI:10.1016/S0378-3812(01)00479-4.    ^ Spangler, Steve (2007). "Anti-Helium - Sulfur Hexafluoride". Steve Spangler Science. Erişim tarihi: 2007-10-04.    ^ Yamaguchi, K.; Soejima, K.; Koda, E.; Sugiyama, N (2001). "Inhaling Gas With Different CT Densities Allows Detection of Abnormalities in the Lung Periphery of Patients With Smoking-Induced COPD". Chest Journal 51: 1907–1916. DOI:10.1378/chest.120.6.1907. PMID 11742921.Kaynak: https://tr.wikipedia.org

http://www.ulkemiz.com/ksenon-elemetinin-ozellikleri

Enceladus’un Okyanusunda Yaşam Olabilir mi?

Enceladus’un Okyanusunda Yaşam Olabilir mi?

Satürn’ün buzul uydusu Enceladus’un okyanusu ne kadar asidik? Gayzer gibi püsküren bu uyduda yaşam olup olamayacağını anlamak için yanıtlanması gereken temel soru işte bu.

http://www.ulkemiz.com/enceladusun-okyanusunda-yasam-olabilir-mi

Jüpiter`i mikro robotlar keşfedecek

Jüpiter`i mikro robotlar keşfedecek

Toronto York Üniversitesi’nde geliştirilen projeye göre astronomlar Jüpiter atmosferini el büyüklüğünde en az bir düzine robotla keşfedecek. Mikro robotlar atmosfere girip sürtünme sebebiyle yanmadan önce 15 dakika boyunca gözlem yapacak ve her robot atmosfer kimyasını farklı bir sensörle analiz edecek. York Üniversitesi bünyesindeki Yer ve Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi (CRESS) mühendislerinin tasarlamak istediği robotlar, on beş dakika içinde Dünya’ya 20 megabit veri göndererek Güneş Sisteminin en büyük gezegeni olan Jüpiter’in atmosferiyle ilgili kritik bulgular sağlayacak.Neden tek bir uydu değil?NASA yörüngeye büyük ve ağır uydular fırlatmanın pahalı olması nedeniyle Güneş Sistemini keşfetmekte zorlanıyor. Özellikle son 20 yılda bilgisayarların küçülmesi ise çok daha küçük ve hafif uydular geliştirilmesine imkan sağlıyor. Her ne kadar el büyüklüğündeki robotların bir ana uydu olmadan Dünya`ya sinyal göndermesi imkansız olsa da mikro robot sistemi uzaya Galileo gibi büyük bir uydu göndermekten çok daha ucuza mal oluyor. Nitekim bugün Dünya yörüngesindeki birçok iletişim uydusu orta boy koli büyüklüğündeki küp uydularla değiştiriliyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bozuk para büyüklüğünde, hatta mikroskobik boyutlarda binlerce uzay sondası üretilecek ve bunlar belki de tarihin ilk Von Neumann sondaları olarak komşu gezegenleri keşfedecek. Dünya’ya en yakın gaz devi olan ve aynı zamanda Europa gibi hayat barındırma ihtimali bulunan uydulara ev sahipliği yapan Jüpiter, yeni kuşak mikro sondalarin ilk hedefi olarak düşünülüyor.Gaz devi demek atmosfer demekBilim insanları Jüpiter atmosferini inceleyerek Dünya iklimini modellemeyi ve daha uzun süreli hava durumu tahminleri yapmayı planlıyorJüpiter gibi gaz devleri, uzay araçlarının iniş yapabileceği katı bir yüzeye sahip bulunmuyor. Bu nedenle de Jüpiter’i uzaydan gözlemlemek gezegenin en önemli bileşeni olan atmosfer kimyası hakkında pek fikir vermiyor. Galileo gibi uzay araçları bugüne kadar gezegenin bulutlarını, fırtınalarını ve gittikçe küçülerek kahverengiye dönen ünlü Kırmızı Leke‘yi uzaydan inceledi. Şimdi sıra Jüpiter’in atmosferinin iç katmanlarını incelemeye geldi. Ancak, araştırmacıların Jüpiter’e küçük uydular göndermek istemesinin tek sebebi maliyetleri azaltmak değil. 300 kilogramdan daha ağır olan sondalar, Jüpiter’in kalın atmosferinde daha yavaş düşüyor ve bu da derindeki katmanların sondalann gücü tükenmeden önce analiz edilmesini zorlaştırıyor. Mikro sondalar ise ezilme derinliğine hızla ulaşacak, ama bu sırada çok sayıda atmosfer katmanını analiz ederek Dünya’ya yararlı bilgiler sağlayacak. Üstelik paraşüt kullanmadıkları için oldukça kontrollü bir düşüş gerçekleştirecek olan mini sondalar, hızla artan hava basıncından pek az etkilenecek ve bozulmadan önce Jüpiter atmosferinde daha derinlere ulaşacak. CRESS ekibinden John Moores, “Yaptığımız araştırmalarda paraşüt kullanmayan küçük bir sondanın bile atmosfer hakkında önemli bilgiler sağlayacak kadar çalışacağını gördük” diyor. “Bu sırada yörüngedeki iletişim uydusuyla güçlü bir bağlantı kurarak kolayca veri transferi yapabilecekler.”Ne kadar küçük ve ne kadar hafif?JUICE SEFERİ Avrupa Uzay Ajansı (ESA) 2013`da Jüpiter`e JUICE uydusu göndermeyi planlıyor. JUICE Jüpiter`in menyetosferini ve uydularını araştıracak.JUICE SEFERİAvrupa Uzay Ajansı (ESA) 2013`da Jüpiter`e JUICE uydusu göndermeyi planlıyor. JUICE Jüpiter`in menyetosferini ve uydularını araştıracak.Bilim insanları şimdiden 1 kilogramdan hafif olan “küp uyduları” Dünya yörüngesinde kullanıyor. Bu tür küçük uyduların en büyük sınırlaması ise enerji sorunu. Küp uyduların yüzey alanı dar olduğu için güneş panelleri yeterince elektrik üretemiyor. Radyoaktif serpinti riski nedeniyle uydularda plütonyumla çalışan termoelektrik jeneratörler de kullanılmıyor. Ayrıca mikro uydular Jüpiter yörüngesinde dönen ayrı bir uydu gerektiriyor. Ancak Avrupa Uzay Ajansı (ESA), 2030 yılında Jüpiter’e JUICE uydusunu göndermeyi planlıyor. İşte bu uydu aynı tarihlerde ucuz bir seferle Jüpiter’e ulaşacak olan mikro uydular için gezegenler arası anten işlevi görebilir ve sinyalleri Dünya’ya iletebilir. Hatta JUICE mikro uyduları yanında taşıyabilir. Resmi adıyla SMARA seferi, Güneş Sistemindeki gezegenlerin toplam kütlesinin üçte ikisine sahip olan Jüpiter’in incelenmesi açısından önemli. 4,6 milyar yıl önce Dünya ile aynı bulutsudan oluşan Jüpiter, büyük kütleli bir gezegen olduğu için yüz yıllık sürelerde çok sayıda kuyrukluyıldızla asteroite hedef oluyor. Jüpiter’e çarpan asteroitler buharlaşarak gezegenin kimyasını değiştiriyor ve bu da Jüpiter’in hem Güneş Sistemi’nin oluşumu hem de Asteroit Kuşağı ile Neptün’ün ötesinde yer alan Kuiper Kuşağı hakkında önemli veriler içerdiği anlamına geliyor.Jüpiter Güneş Sisteminin en kalın atmosferine sahip olduğu için, gazlar kinetiği ve akışkanlar mekaniği açısından doğal bir laboratuar oluşturuyor. Bilim insanları Jüpiter atmosferini inceleyerek Dünya iklimini modellemeyi ve daha uzun süreli hava durumu tahminleri yapmayı planlıyor. Jüpiter’in enerjik fırtınaları, burgaçlı bulut kümeleri ve güçlü şimşekleri bu konuda pek çok ipucu barındırıyor. Gezegen bilimciler katı bir yüzeye sahip olmadığı için aslında Dünya’dan farklı bir iklimi olan Jüpiter’in sırlarını çözdüklerinde Uranüs, Neptün ve Satürn gibi uzak gezegenler hakkında daha fazla bilgi edineceklerini düşünüyor. Mesafe arttıkça roketlerin kargo kapasitesi azaldığından, Jüpiter’in mikro uydularla incelenmesi, gelecekteki Satürn seferleri için bir deneme niteliği taşıyor.Kaynak: PopularScience-Mart2015http://bilimfili.com/jupiteri-mikro-robotlar-kesfedecek/

http://www.ulkemiz.com/jupiteri-mikro-robotlar-kesfedecek

Evrenin Kaderini Gizleyen “Karadelikler”

Evrenin Kaderini Gizleyen “Karadelikler”

Bir nötron yıldızının, çekirdek(yürek) kütlesi, 2.5Mg (güneş kütlesi)ni aşarsa, yıldız, kendi kütlesel çekimine karşı koyamayacaktır. Yıldızın, fazla kilolarını atması için, ne yakıtı, ne de kütlesel çekime karşı koyacak gücü olacaktır.

http://www.ulkemiz.com/evrenin-kaderini-gizleyen-karadelikler

Mars <b class=red>Atmosferinde</b> Atomik Oksijen Saptandı

Mars Atmosferinde Atomik Oksijen Saptandı

40 yıl önce yapılan son gözlemin ardından geçtiğimiz günlerde ilk kez Mars atmosferinde atomik oksijen saptandı.

http://www.ulkemiz.com/mars-atmosferinde-atomik-oksijen-saptandi

Dünyanın Oluşumu ve Gelişimi

Dünyanın Oluşumu ve Gelişimi

Dünya, Güneş sistemdeki gezegenlerden biridir. Kutuplardan basık ekvatordan şişkin elips şeklindedir. Güneş sistemine göre Dünya, uzaklık bakımından üçüncü gezegendir. Güneş’e uzaklığı 149.597.890 km’dir.

http://www.ulkemiz.com/dunyanin-olusumu-ve-gelisimi

Titan’da Su Bazlı Olmayan Yaşam Olabilir

Titan’da Su Bazlı Olmayan Yaşam Olabilir

Cornell Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, Satürn‘ün uydularından biri olan Titan‘ın yüzeyinde prebiyotik (yaşamın ortaya çıkmasına olanak sağlayacak ortamı hazırlayan) tepkimelerin gerçekleşiyor olabileceğini gösteren bir simülasyon geliştirdi.

http://www.ulkemiz.com/titanda-su-bazli-olmayan-yasam-olabilir

Gezegenlerin Atmosferleri

Gezegenlerin Atmosferleri

Bugün güneş sistemimizdeki gezegenlerin atmosferlerindeki maddeleri gözden geçireceğiz. Pratikte güneş sistemimizde bulunan bütün diğer gezegenlerde bir atmosfer yapısı olduğu söylenebilir.

http://www.ulkemiz.com/gezegenlerin-atmosferleri

Küresel Isınma – Bölüm 1

Küresel Isınma – Bölüm 1

Küresel ısınma, yerküre yüzeyinin ortalama sıcaklığında yükseliş göstermekte. 1800’lerin sonlarından beri küresel ortalama sıcaklık 0.4 ilâ 0.8 derece C civarında arttı.

http://www.ulkemiz.com/kuresel-isinma-bolum-1

Hava Kirliliğinin İnsanlar Üzerindeki Etkisi

Hava Kirliliğinin İnsanlar Üzerindeki Etkisi

Hava kirliliğinin etkileri zaman içerisinde; zehirlenme, kansere neden olma, doğum bozuklukları, gözlerin tahriş olması, solunum sistemi rahatsızlıkları, bronşit ve virüs enfeksiyonlarına hassasiyetin artması, kalp hastalıklarına zemin hazırlaması, kronik astımın şiddetlenmesi şeklinde görülebilir. Kirleticilerin çoğunun sinerjitik etkileri vardır. Örn: sülfat ve nitratlar havadaki küçük partiküllerin üzerine tutunur, böylece akciğerlere tek başına verdikleri zarardan daha büyüğünü verdikleri görülür. Atmosferdeki kirleticilerin omurgalılar üzerindeki etkileri solunum sistemi bozuklukları, gözler, dişler ve kemiklere olan zararları, pestisitlere hassasiyetin artması yiyecek kaynakların azalması şeklinde görülür. Otomobil eksozlarından çıkan peroksiasetil nitrat gözlerde kanlanmaya, yanmaya ve solunum güçlüklerine neden olmaktadır. Akciğer amfizemleri özellikle atmosfer kirliliğinin yoğun olduğu şehirlerde görülen bir solunum rahatsızlığıdır. Bu hastalık, akciğerlerde solunum parankimasının elastikiyetinin kaybetmesine ve çeperlerde incelme sonucu akciğerlerdeki alveollerin açılmasına ve sonuçta akciğer kanamalarına neden olur. Şehir atmosferinde benzantren, floranten, benzopiren, gibi kanserojen polisiklik hidrokarbonların bulunması, kanserin yayılmasında önemli bir rol oynamaktadır. http://www.bilgiustam.com/hava-kirliliginin-insanlar-uzerindeki-etkisi/

http://www.ulkemiz.com/hava-kirliliginin-insanlar-uzerindeki-etkisi

Kayahan Açar Kimdir

Kayahan Açar Kimdir

Kayahan Açar (29 Mart 1949, İzmir - 3 Nisan 2015, İstanbul), Türk pop şarkıcısı, besteci ve söz yazarı.

http://www.ulkemiz.com/kayahan-acar-kimdir

Güneş Sistemi Nedir? Gezegenler ve Uyduları Nelerdir?

Güneş Sistemi Nedir? Gezegenler ve Uyduları Nelerdir?

Güneş sistemi, güneşin çekim kuvvetinin etkisiyle; gezegenler, gezegenlerin uyduları, kuyruklu yıldızlar ve meteorların yine güneş etrafında birikmesiyle oluşan gök cisimleri topluluğudur.

http://www.ulkemiz.com/gunes-sistemi-nedir-gezegenler-ve-uydulari-nelerdir

Karşı Madde ya da Anti Madde Nedir?

Karşı Madde ya da Anti Madde Nedir?

Birçok kitaba ve filme konu olmuş, bazıları tarafından bir kurtuluş bazıları tarafından ise felaket olarak görülen bir buluştur karşı madde. Bulunduğu günden itibaren ne amaçla kullanılacağı devamlı tartışma konusu olmuştur.

http://www.ulkemiz.com/karsi-madde-ya-da-anti-madde-nedir

Titan’da Su Bazlı Olmayan Yaşam Olabilir

Cornell Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, Satürn‘ün uydularından biri olan Titan‘da prebiyotik (yaşamın ortaya çıkmasına olanak sağlayacak ortamı hazırlayan) tepkimelerin gerçekleşiyor olabileceğini gösteren bir simülasyon geliştirdi.

http://www.ulkemiz.com/titanda-su-bazli-olmayan-yasam-olabilir-1

Hidroklorik Asit Nedir?

Hidroklorik Asit Nedir?

Klor ile hidrojenin birleşmesiyle oluşan aside hidroklorik asit denilir. Genel formülü HCI, molekül ağırlığı 36,4’dür. Hidroklorik asit çok keskin kokulu, çok kuvvetli ve renksiz bir sıvıdır.

http://www.ulkemiz.com/hidroklorik-asit-nedir

Venüs’te Eskiden Yaşam Var mıydı?

Venüs’te Eskiden Yaşam Var mıydı?

Venüs şu anda pek çok açıdan tehlikeli koşullara sahip bir gezegen; tabii insanlar açısından.

http://www.ulkemiz.com/venuste-eskiden-yasam-var-miydi

Rosetta kuyrukluyıldızda aranan molekülü saptadı: nitrojen gazı

Rosetta kuyrukluyıldızda aranan molekülü saptadı: nitrojen gazı

SA’nın uzay aracı Rosetta, ilk defa bir kuyrukluyıldızda nitrojen gazı ölçerek, Güneş Sistemimizin oluşumunun erken safhalarına ilişkin ipucu sağladı.

http://www.ulkemiz.com/rosetta-kuyrukluyildizda-aranan-molekulu-saptadi-nitrojen-gazi

2017 Yılında Bilimde Bizleri Neler Bekliyor?

2017 Yılında Bilimde Bizleri Neler Bekliyor?

Geride bıraktığımız yıllar, bilimsel ilerleyişin bir sonraki adımına hazırlanılan zeminlerin tasarlanması için yapılan araştırmalara zaman sahipliği yaptı.

http://www.ulkemiz.com/2017-yilinda-bilimde-bizleri-neler-bekliyor

Küresel Isınma – Bölüm 1

Küresel Isınma – Bölüm 1

Küresel ısınma, yerküre yüzeyinin ortalama sıcaklığında yükseliş göstermekte. 1800’lerin sonlarından beri küresel ortalama sıcaklık 0.4 ilâ 0.8 derece C civarında arttı. Fotoğraf: http://enerjienstitusu.com

http://www.ulkemiz.com/kuresel-isinma-bolum-1-1

Mars <b class=red>Atmosferinde</b> Elektrik Yüklü İyonlar

Mars Atmosferinde Elektrik Yüklü İyonlar

ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), kızıl gezegen Mars'ın üst atmosferindeki hareketliliğin anlaşılmasına yardımcı olacak elektrik yüklü metal atomları (iyonlar) keşfetti.

http://www.ulkemiz.com/mars-atmosferinde-elektrik-yuklu-iyonlar


Aşı, yaşamsal bir üründür ve aşılama halk sağlığının temelini oluşturur

Aşı, yaşamsal bir üründür ve aşılama halk sağlığının temelini oluşturur

Son günlerde medyada aşılar aleyhine yapılan açıklamaların toplum sağlığı için ciddi bir risk yarattığını belirten ve aşılama halk sağlığının temelini oluşturduğunu vurgulayan Türk Eczacıları Birliği, konunun önemine vurgu yapan bir Basın Birimi yayımladı.

http://www.ulkemiz.com/asi-yasamsal-bir-urundur-ve-asilama-halk-sagliginin-temelini-olusturur

Venüs’ün <b class=red>Atmosferinde</b> Mikrobik Yaşam Olabilir mi?

Venüs’ün Atmosferinde Mikrobik Yaşam Olabilir mi?

Şimdiyse Dünya ötesinde var olabilecek yaşamın araştırılmasında yeni bir bakış bakış açısı edinmek için bilimciler eski bir fikre döndü: Venüs’ün bulutları. Görsel Telif: Japan Aerospace Exploration Agency

http://www.ulkemiz.com/venusun-atmosferinde-mikrobik-yasam-olabilir-mi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0