Arama Sonuçları..

Toplam 2214 kayıt bulundu.
Ağaçların Yaşı Nasıl Hesaplanır ?

Ağaçların Yaşı Nasıl Hesaplanır ?

Ağaçların yaşı ve yaşamları boyunca ne gibi badirelerden geçtiği, otopsi yöntemiyle belirlenebilmektedir. Bu otopsi işlemi, insanlara yapılan otopsi gibi düşünülebilir. Tek farkı, ağaçların hayatı gövdelerinde yer alan halkalara kaydedilir. Bu halkalar okunarak, ağaçlar hakkındaki bilgiler elde edilir. Bu olayla uğraşan bilim dalına ise, Dendroknoloji adı verilmektedir.  Ağaçların kök, gövde vedalarında çeşitli halkalar meydana gelmektedir. Bu halkalar ağacın var olduğundan beri ağaçta yer alır ve daire şeklindedir. Ağaçta yer alan bu halkalar sayesinde ağacın yangına, çığa, şiddetli rüzgara ya da böcek istilasına uğrayıp uğramadığı anlaşılabilmektedir. Daha da ilginci ise bu tür olaylar yaşandıysa, bu olayların hangi yıllarda gerçekleştiği bile bu halkalar sayesinde öğrenilebilir. Daire biçimindeki halkalar, ağacın sürekli kaydını tutan bir bellek gibi düşünülebilir. Ağaçların enine kesitinde yer alan halkalar sayesinde, ağaçların büyüme miktarları, yaş, odun tipi, budanıp budanmadığı, yara alıp almadığı, çatlaklar, hayvanların vermiş olduğu zararlar, zararların kapatılma biçimleri, reçine kanalları gibi bilgiler çok kesin bir biçimde elde edilebilmektedir.Ağaçların Yaşını Belirleyen Yıllık HalkalarAğaçlarda oluşan halkalar, bağlı bulundukları mevsim şartlarıyla doğrudan alakalıdır. Mevsimsel farklılıkların yer aldığı bölgelerde, büyüme sürekli değildir. Bu bölgelerdeki büyüme eylemi, ilkbaharda hızlı bir şekilde olurken, yaz mevsiminde bu hız azalır. Böylece büyüme hızı farkı meydana gelir. Hızlı büyümede odun halkaları açık renkli oluşurken, yaz mevsiminde bu halkalar koyu renkli oluşmaktadır. Yani ağaçta bir açık, bir koyu renkli halka bulunur. Bu halkalara yıllık halkalar adı verilir ve bir yıllık büyümeyi ifade ederler. Yıllık halkaların sayısı ise, ağacın yaşını verir.Yıllık Halkalar Sayesinde Belirlenen Diğer ÖzelliklerYıllık halkalar, öncelikle ağaçların yaşını belirlemek için kullanılır. Fakat bu yıllık halkalardan, daha birçok bilgi elde edilebilmektedir. Yıllık halkalardan;*Geçmişte meydana gelmiş olan erozyon hızının belirlenmesi*Geçmişte yaşanmış iklim değişiklikleri*Arkeolojik kalıntıları tarihleme*Önemli orman yangınlarının tarihini belirleme Bu tür bilgilerin elde edilebilmesi, doğa olayların ağaçlara bir şekilde etki etmesi yoluyla olmaktadır.Doğa olaylarının ağaçlara etkileri, yıllık halkaların şekil değiştirmesine yol açar. Her olay, bu halkalara değişik şekillerde etki eder ve bu etkiler bu bilgilerin elde edilmesini sağlar.İklim Olaylarının Tarihlendirilmesi: Ağaçlar, yıllara göre değişen sıcaklık ve yağış değerlerinden oldukça etkilenmektedir. Bu değişimler, yıllık halkalardaki aralıkları değiştirir.Çığ Olayların Tarihlendirilmesi: Çığ gibi doğa olaylarında yuvarlanan kayalar, ağaçlara çarparak yara meydana getirir. Çığ nedeniyle oluşan yaralar, daha sonradan yıllık halkalarda izler bırakır. Ağaçta meydana gelen yara kapatılmaya çalışılır ve odun üretilir. Sonra yaradan alınan kama şeklindeki bir kesitten alınan halkalar sayılarak, çığın meydana geldiği tarih belirlenmiş olur.Volkanik Olayların Tarihlendirilmesi İşlemi: Volkanik patlamalar sonucunda akan lavlar ağaçların kömürleşmesine neden olmaktadır. Bu olayda, ağaç gövdelerindeki yıllık halkalarda dar kesitler meydana gelir. Bu dar halkalar, volkan patlamalarının kanıtı olarak değerlendirilir.Depremlerin Tarihlendirilmesi:  Ağaç halkalarından deprem ve tarihlerinin belirlenmesi, oldukça güç ve zordur. Bunu uygulamak için, deprem bölgesinde yer alan ağaçların incelenmesi gerekir. Depremler, yıllık halkalarında çok ani daralmalar meydana getirmektedir. Bu daralmanın nedeni ise, deprem sırasında oluşan hidrolojik olaylardır.Arkeolojik Tarihlendirme İşlemi: Bu işlem, bazı arkeolojik yapıların tarihlendirilmesinde kullanılan bir işlemdir. Anadolu’da antik ve tarihi kentlerde oldukça kullanılmaktadır. Bu tür belirlemeler genellikle kesilmiş ağaçlar aracılığıyla olmaktadır. Fakat, ağaçlar kesilmeden de ağaç halkalarından bilgiler elde edilebilmektedir.Yaşayan Ağacın Yaşının BelirlenmesiYaşayan canlı haldeki ağacın yaşı da, artık belirlenebilmektedir. Bu belirleme işlemi, Artım Burgusu adı verilen bir alet aracılığıyla gerçekleşir. Bu alet daha çok, orman mühendislerinin işine yaramaktadır. Artım Burgusu adı verilen alet, ağacın 1.30 metre yüksekliğindeki gövdeye sokulmaktadır. Bu işlemin ardından, bir yaş halkası çubuğu alet yardımıyla dışarı çıkarılır. Bu çubuk, ağacın yıllık halkalarının çok kolay ve rahat bir şekilde sayılmasına olanak sağlamaktadır. Bu işlem kısaca böyle gerçekleşmektedir. İşlemde daha birçok teknik ayrıntı bulunmaktadır. Dünya üzerinde yaşı sayılan en yaşlı ağaç, Kaliforniya bölgesinde yetişmiş olan bir çam ağacıdır. Ve bu ağaç, tam 4900 yaşındadır. Fakat bu ağaç,  şu anda yaşamamaktadır.Yazar: Erdoğan GÜLKaynak: http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/agaclarin-yasi-nasil-hesaplanir

Prof.Dr. Bahtiye MURSALOĞLU

Prof.Dr. Bahtiye MURSALOĞLU

1918'de Bolu'da doğan Bahtiye Hoca Hanımefendi (o zamanki adıyla Bahtiye KOLLU), ilk ve orta öğrenimi burada tamamladıktan sonra 1935'te Ankara’daki Yüksek Ziraat Enstitüsü’ne başladı. Hem ruhu, hem de bedeni spora çok yatkındı ama teniste Türkiye Şampiyonlukları alacağını, Türk sporunun en başarılı kadın sporcularından biri olacağını o yıllarda aklının ucundan bile geçiremiyordu.Ankara’da spor yapma olanakları kısıtlıydı. Ancak, Yüksek Ziraat Enstitüsü farklı bir okuldu. Eğitim sırasında, spor kültürüne, sporun bir yaşam tarzı olmasına büyük önem veriliyordu. 1933 yılında Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldığında, öğretim üyelerinin tümünü Alman profesörler oluşturuyordu. Okulda son derece disiplinli bir eğitim uygulanıyordu. Spor etkinlikleri, doğrudan doğruya rektörlüğe bağlı bir “Beden Terbiyesi Enstitüsü” tarafından yönetilmekteydi. Sporla ilgili derslerin çoğu, Alman Rektör Herbert Riedel tarafından veriliyordu. 4 yıl boyunca, haftada en az iki saat spor derslerine ve uygulamalarına katılmak gerekiyordu. Bu derslerden geçer not alamayanlara diploma verilmiyordu.Bahtiye hanım, hem derslerinde, hem de spor etkinliklerinde okul standartlarının üzerinde başarılar gösteriyordu. İlkbaharla birlikte tenis oynuyor, ata biniyor, kış aylarında ise kapalı kort olmadığı için kış sporları yapıyordu. Bahtiye hanım, okuldaki Alman hocalarla tenis oynayarak vuruşlarını geliştiriyor ve Almanya’dan getirttiği kitaplardan da teorik bilgiler ediniyordu. İstanbul Erenköy Kız Lisesi’nde Fransızca öğrenen Bahtiye hanım, Yüksek Ziraat Enstitüsü’nde de Almanca ve İngilizce öğreniyordu.Bahtiye hanıma, ablalarının ve kardeşinin de yardımıyla tenis kıyafetleri dikildi. Bu arada, okuldan arkadaşı Rauf bey ile evlenen Bahtiye hanım, Musluoğlu soyadını aldı. Bu soyadı ile ünlenecek Bahtiye Musluoğlu ve eşinin en büyük zevkleri, boş zamanlarında birlikte spor yapmaktı. Musluoğlu, tenis oynadığı yıllarda, Ankara’da rakipsizdi. Çoğu kez, antrenmanlarını bile erkek tenisçiler ile yapıyordu. 1939 yılında Yüksek Ziraat Enstitüsü’nden mezun olan Bahtiye hanım, tenis turnuvalarına daha çok zaman ayırmaya başladı. İlk başarısını da 1941 yılında Ankara Bölge birincisi olarak aldı. Bahtiye Musluoğlu, 12 yılda 10 kez Ankara birincisi oldu. Karışık çiftlerde ise , Fehmi Kızıl, Celasin Lüy, Vedat Abut, Şefik Fenmen, Suat Baykurt, Engin Balaş ve Erol Bolel ile 9 yılda toplam 8 kez birincilik kupası aldı. Türkiye şampiyonalarında ise durum farklıydı.1940’lı yılların başından itibaren, kadınlarda tenisin yenilmez ismi Mualla Gorodetzky idi. Bahtiye Musluoğlu, Türkiye Birinciliğinde yıllarca Mualla Gorodetsky ile final mücadelesi yaptı. 1947 yılına kadar, Türkiye Birincisi Gorodetzky idi.Musluoğlu, ilk Türkiye Birinciliği’ni, 1948 yılında kazandı. Erkeklerde, Türkiye Birinciliği’nin Fehmi Kızıl, Şefik Fenmen, Enes Talay, Suzan Gürel ve Nazmi Bari arasında el değiştirdiği yıllarda, kadınlar şampiyonluğunda Bahtiye Musluoğlu rakipsizdi. Musluoğlu, 5 Türkiye Birinciliğinden ikisini, finalde Gorodetzky’i, diğerlerinde Gönül Erk, İfakat Mergen ve G. Gönenç’i yenerek elde etti. Bahtiye Musluoğlu, Türkiye Birinciliğinde karışık çiftlerde de 4 şampiyonluk kazandı. 1948 ve 1950 yıllarında Enes Talay ile, 1951’de Suat Baykurt ile, 1952’de de Engin Balaş ile şampiyon oldular. Turnuvalara, 1947 yılından itibaren, doktor unvanını alan bir akademisyen olarak katılan Musluoğlu, İstanbul Enternasyonal Tenis Turnuvası’nda şampiyon olan ilk Türk tenisçi olma başarısını gösterdi. Bahtiye Musluoğlu, 1947 yılında, teklerde şampiyon olurken, karışık çiftlerde de Mısır’lı Coen ile birinci oldu. Musluoğlu’nun, İstanbul’da tanınmış İngiliz oyuncular Curry ve Scott’u, İtalyan Manfred’i yenişi, popülaritesini arttırdı.Bahtiye hanım, yalnız teniste değil, kayakta da Türkiye Birinciliklerine imza attı. Binicilik, atıcılık, buz pateni, hokey, yaptığı sporlardandı. Musluoğlu, 13 yıl süren ilk evliliğinden sonra, 1953 yılında ikinci evliliğini yaptı ve sonra da tenise veda etti. Rıfat Mursaloğlu ile yaptığı ikinci evliliğinden bir kız çocuğu olan Bahtiye hanım, 1965 yılında Fen Fakültesi’nde profesör oldu. 1953 yılından sonra akademik çalışmalarına ağırlık veren Mursaloğlu, çeşitli idari görevlerde bulundu, çeşitli projelerde çalıştı. Bahtiye Mursaloğlu, akademik çalışmalarının yanı sıra, Musluoğlu soyadıyla Türk Spor Tarihi’nin unutulmazları arasında yer alarak 1999 yılında hayata veda etti. İngilizce, Almanca ve Fransızca bilen Bahtiye Mursaloğlu, bir çocuk (Prof.Dr. Burçin Erol-Hacettepe Üniv.) annesidir. Merhum Prof.Dr. Salih DOĞRAMACI (Ondokuz Mayıs Üniv.), merhum Prof.Dr. Metin AKTAŞ (Gazi Üniv.), merhum Doç.Dr. Neşet ŞİMŞEK (Selçuk Üniv.) ve emekli Prof.Dr. Erkut KIVANÇ (Ankara Üniv.), yetiştirdiği öğrencilerinden bazılarıdır. İdari Görevler 1967-69 Ankara Üniversitesi Senato üyeliği 1972-85 Türkiye Tabiatý Koruma Derneği Bilim Kurulu Üyeliği 1976-82 Fırat Üniversitesi,Fen Fakültesi Yönetim Kurulu Üyeliği ve Biyoloji Bölümü Başkanlığı 1978-85 International Theriological Congress Yürütme Kurulu Danışman Üyeliği 1982-85 Ankara Üniversitesi,Fen Fakültesi Fakülte Kurul Üyeliği, Yönetim Kurulu Üyeliği, Biyoloji Bölüm Baþkanlığı Biyoloji Redaksiyon Komitesi Başkanlığı Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyeliği Üye Olduğu Dernekler Ankara Dağcılık, Kayak ve Kış sporları İhtisas Kulübü ve Derneği 1944 Kurucu üyelerinden idi. Mammalogical Society of USA Türkiye Tabiatı Koruma Derneği Türk Biyoloji Derneği Yayınlar/Publications 1947 “Körfare ile Köstebek nasıl ayırt edilir” Çiftçi Mecuması 27:86-88. 1948 “Körfare ile savaş” Çiftçi Mecuması 30: 174-76. 1955 “Ankara çevresindeki körfarelerin biyolojisi ve bunlarla savaþ usulleri” I-III 116 Ankara Üniv Basımevi. 1957 “Untersuchungen über Biologie von Messer semirufus Andr. var. concolar Em. Aus Könersammelnden Ameisen. “Comm. Fac. Sci. Univ. Ankara Ser. C, 8: 8-94. 1958 “Küçük karaciğer [kelebeği] Dicrocoeloum dendrtiom’unun hayati devresindeki son ara konakçı karıncalar” Türk Biol Derg 8:77-79. 1961 “A Syntype of Peromyscus Maniculatus Nebrascensis (Coues). The Biological Society of Washington, . 74:101-104 May 19. ABD 1961 “Geoeraphic variation in the Harvest Mouse, Reithrodontomys megalotis on the Central Great Plains and in adjacent Regions” Univ of Kansas Publ. 14;9-27 ABD. 1963 “Tavşan derilerinin hazırlanmasında yeni bir metod” Sydney Anderson J. Mamm 42:409-10 B. Mursaloğlu (Çeviri) Bit. Kor. Bült 3:68-70. 1964 “Occurance of the Monk Seal on the Turkish Coasts” J Mammal 45: 316-18. May 20. 1964 “Türkiye’nin azalan memeli hayvanları” Türk Biol Derg 14:65-70. 1964 “Körfare Spalax kapanları” Bit Kor Bült 4: 7-17. 1964 “Statistical significance of secondary sexual variation in Citellus citellus (Mammalia:Rodentia) and a new subspecies of Citellus fron Turkey”, Comm Fac Sci Univ Ankara Ser. C. 9:252-273. 1964 “Memeli hayvanlar baş iskeletlerinin temizleme metodlarında karşılaştırmalı denemeler” Bit Kor Bült 4:116-19. 1965 “Bilimsel araştırmalar için omurgalı numunelerinin toplanması ve hazırlanması” Ankara Üniv Basımevi Hall, E.R. Collecting and preparing study specimens,1962 Mayýs 21 Çeviri. 1965 “Geographic variation in Citellus citellus (Mammalia Rodentia) in Turkey Comm Fac Sci Univ Ankara ser C 10: 78-109 Ağustos 15. 1968 “Türkiye Araptavşanları, Allactaga’nın sistematik revizyonu” TUBITAK II. Bilim Kongresi Tebliğ Özetleri s:54. 1970 “Türkiye’de Yaban Hayatı” Türk Tabiat Korum Cem Yay No. 16:1-16. 1971 “Türkiye memeli faunasında yeni kayıtlar” TUBITAK III. Bilim Kongresi Tebliğ Özetleri S 1. 1973 “Türkiye’de Yaban Hayatı ve Sorunları” Türk Tabiat Kor Dern Yay 13: 33-37. 1973 “Türkiye’nin Yabani Memelileri” TUBITAK IV. Bilim Kongresi Tebliğ Özetleri s:1-10. 1973 “New Records for Turkish Rodents (Mammalia) Comm Fac Sci Univ Ankara Ser C. 17:213-19. 1975 “Türkiye Susıçanları (Arvicola) Coğrafik variasyonları” TUBİTAK V. Bilim Kongresi Tebliğleri s.353-68. Ankara. 1977 “Türkiye Spalax’larýnda (Mammalia: Rodentia) Sistematik Problemler” TUBİTAK VI. Bilim Kongresi Tebliğleri s: 83-92. 1978 “The Taxanomic status and distribution of Spalax (Rodentia) in Turkey” II. International Theriological Congress Abstract. Bruno, Çekoslovakya. 1980 “Kıyılarımızdaki fokların Monachus monachus bugünkü durumları” TUBITAK VII. Kongre Tebliğleri 1981 “The recent status and distribution of Turkish Furbeares” Worldwide Furbearer Conference Proc. I:86-94 ABD. 1981 “Türkiye’de Sumaymunu Myocastor coypus kürkü işletmeciliği” Biyol. Kong. Tebliğ Özetl Atatürk Üniv Fen Fak Yay s:1. 1981 “Ayı balığında, Monachus monachus, yavru-ana ve çevre ilişkileri” I. Ulusal Deniz ve Tatlısu Araştırmaları Kong Bildiri Özetleri s:40. 1982 “Türkiye Deniz Memelileri” TUBITAK Bilim Kongresi VII: 241-44. 1984 “The Mediterranean seals” Newspot Turkish Digest p.8 Ankara 20 April. 1984 “Monk Seal Conservation in Turkey”WWF Monthly Report 97-100, May. 1984 “The Survival of Mediterranean Monk Seal, Monachus monachus, pup on the Turkish coast” Proc of the II. International Conference 5-6 October. La Rochelle, France Suppl. pp. 41-47 1984 “Ege kıyılarındaki son Akdeniz Foklarının Monachus monachus, yaşama şansları "Ege Denizi ve civarı kıyılarını koruma Simpozyumu 28-29 Kasım İzmir. 1986 “Pup-mother environmental relations in the Mediterranean Monk Seal, Monachus monachus (Herman 1779) on Turkish coasts” 3rd International Congress, Helsinki, Abstr. 267. 1988. How to Save the Monk Seal, Commun. Fac. Sci. Univ. Ankara, Series C. Vol.6, pp.227-233. 1992. Biology and Distribution of the Mediterranean Monk Seal Monachus monachus on Turkish Coasts, Council of Europe Conservation of the Mediterranean Monk Seal, Technical and Scientific Aspects. Antalya, Turkey. May 1991, pp. 54-57. KAYNAK: bahtiye-mursaloglu.blogspot.com/2010/03/...er-fahra-akaler.html Fotoğraf: Cem Orkun KIRAÇ Türkiye'de Biyolojik Çeşitlilik

http://www.ulkemiz.com/prof-dr-bahtiye-mursaloglu

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi

Adres: Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörlüğü PK:67100 İncivez/ZONGULDAK Telefon: 0372 257 40 10 Web: www.karaelmas.edu.tr/ Zonguldak Karaelmas Üniversitesi(ZKÜ),11 Temmuz 1992 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 3837 sayılı Kanunla Zonguldak'ta "Zonguldak Karaelmas Üniversitesi" adı ile kurularak 1 Ocak 1993 tarihinde tüzel kişilik kazanmıştır. Batı Karadeniz havzasındaki maden kömürünün yeterli teknik bilgiye sahip elemanlarca işletilebilmesi amacıyla Zonguldak'ta 1924 yılında bir Maden Mühendisi Mektebi kurulmuş ancak bir süre sonra kapatılarak yerine Maden Meslek ve Başçavuşları Okulu açılmıştır. 1949 yılında Maden Teknik Okulu haline dönüştürülen bu kuruluş 1961 yılında İstanbul'a taşınmıştır. Daha sonra 1962 yılında çıkarılan 165 sayılı "Zonguldak'ta yeni bir teknik okul açılması hakkındaki yasa" ile çalışmalar yeniden başlamış, bina inşaatları devam ederken bu teknik okul 1184 Sayılı Yasa ile Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi haline dönüştürülmüştür. 1184 Sayılı Yasaya göre Maden, Makina, Elektrik ve İnşaat Bölümlerini kapsayan akademi, 1981 yılında çıkarılan 41 sayılı kanun hakkında kararname ile Maden ve Makina Mühendisliği Bölümlerinden oluşan Mühendislik Fakültesi haline getirilmiş ve Zonguldak Mühendislik Fakültesi adı ile 20.07.1982 tarihinde Hacettepe Üniversitesi'ne bağlanmıştır. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'nin 3837 sayılı yasa ile kurulması üzerine yeni fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokulları açılmıştır. Batı Karadeniz Bölgesinde etkin bir yörede kurulmuş olan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Zonguldak ili ve çevre ilçelerinde halen işlerlik kazandırılmış 7 fakülte, 3 enstitü, 3 yüksekokul, 6 meslek yüksekokulu, 1 devlet konservatuvarından oluşan yapısıyla eğitim ve öğretimini sürdürmektedir. Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu Denizcilik İşletmeleri Yönetimi (Yüksekokul) Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hekimliği Ereğli Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği İlköğretim Matematik Öğretmenliği Okul Öncesi Öğretmenliği Okul Öncesi Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Sınıf Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Türkçe Öğretmenliği Türkçe Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Zihin Engelliler Öğretmenliği Zihin Engelliler Öğretmenliği(İkinci Öğretim) İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji(İkinci Öğretim) Biyoloji Kimya(İkinci Öğretim) Kimya Matematik(İkinci Öğretim) Matematik İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri İktisat(İkinci Öğretim) İktisat İşletme(İkinci Öğretim) İşletme Maliye(İkinci Öğretim) Maliye Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik (Fakülte) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Elektrik-Elektronik Mühendisliği İnşaat Mühendisliği Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Maden Mühendisliği Makine Mühendisliği Makine Mühendisliği(İkinci Öğretim) Çevre Mühendisliği(İkinci Öğretim) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İkinci Öğretim) İnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim) Jeoloji Mühendisliği Tıp Fakültesi Tıp Zonguldak Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik (Yüksekokul) Fen-Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Türk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim) Türk Dili ve Edebiyatı

http://www.ulkemiz.com/zonguldak-karaelmas-universitesi

Yunus Dalış Okulu ve Sualtı Hizmetleri ANTALYA

Yunus Dalış Okulu ve Sualtı Hizmetleri ANTALYA

Dalış okulumuz A grubu seyahat acentesi olup Turizm Bakanlığı onaylı yeterlilik belgesine sahiptir.    Malzeme ve donanım kalitesi Türkiye'de 4–5 dalış okulunda bulunabilecek türden yapılandırılmıştır. Kaliteli donanım insan hayatı için bir güvence olup yatırım maliyetini %200 arttıran önemli bir unsurdur. Ekipman olarak dünyanın tanınmış markalarıyla, konusunda deneyimli sanayi dalgıçları ve bu konularda faaliyet göstermek için gerekli, yetki, donanım ve tecrübemiz ile gerek sualtındaki çözüm arayışlarınızda gerekse dalış sporunun güzelliğini keşfetmenizde,23 yıldır Konyaaltı Beachpark'ta sizlere hizmet vermekteyiz.Yunus Diving'in amacı küresel ölçülerde çağdas ve bilimsel metotlar ile modern teknolojiyi kullanarak sualtındaki gereksinimlerinizde, altyapı, bilgi ve yılların deneyimi ile müsteri memnuniyeti odaklı çözümler sunmaktır.Bu amacı gerçeklestirmek için; kurulusun bugün gelmis olduğu seviyeyi daha da asarak bilimsel mükemmelliği ölçü olarak alıp "KÜRESEL GÜÇ, BÖLGESEL ÖZEN" ilkesini siar edinmis bir eğitim kurumu olmayı amaç edinmistir. Yunus Diving, eğitimde, araştırma ve geliştirme modelini benimsemektedir. Bu itibarla Gerek sualtı işlerinizin en uygun ve akılcı maliyetlerle  çözüme ulaşması ve dalış okulu  eğitim bölümünde kursiyerlerini bir yıldız balıkadamdan başlayarak üç yıldız eğitmen ve rehber balıkadam olmaya kadar varan süreçte, daima çağdaş ve modern teknolojinin nimetleri ile destekleyip teşvik etmektedir.Yunus Diving faaliyet hayatı boyunca, insan sevgisi ile dolu uzman eğitmenleri ve onların yetiştirdiği en iyi öğrencileri bünyesinde istihdam ederek, bugüne kadar olduğu gibi, Ülkemizde en mükemmel ve güvenilir dalış okulları sıralamasında ilk olmak ve Sualtı sanayi çalışmalarında en iyi sualtı hizmeti veren kurumlardan biri  olarak anılmayı amaçlamaktadır. Tel: 0 242 238 44 86 Fax: 0 242 237 61 08 Gsm: 0 541 608 58 63 - 0 554 589 03 62 Adres: Konyaaltı Beachpark Üst Geçit No:5-6 Antalya Mail: info@yunusdiving.com   http://www.yunusdiving.com

http://www.ulkemiz.com/yunus-dalis-okulu-ve-sualti-hizmetleri-antalya

Tabiyat Tarihi Müzesi Fotoğrafları

Tabiyat Tarihi Müzesi Fotoğrafları

MTA Genel Müdürlüğü'nün kuruluşundan bugüne kadar yapılmakta olan jeolojik, mineralojik, paleontolojik, araştırma ve çalışmaların yanı sıra, fakültelerimizin yerbilimleri ile ilgili bölümlerinin yapmış / yapmakta olduğu bilimsel ve teknik araştırmalar sonucu toplanan materyallerden 10.000 adedi teşhirde sergilenmekte ve 75.000 adedi depolarımızda muhafaza edilmektedir. Bu haliyle MTA Tabiat Tarihi Müzesi, yerbilimlerinin tüm evrelerine ait her türdeki materyalin saklandığı, korunduğu, bunların içindeki en seçkin örneklerin uluslar arası standartlara uygun, bilimsel ve eğitsel şekilde sergilendiği bir müzedir. Fotoğraflar : Yavuz Aydın

http://www.ulkemiz.com/tabiyat-tarihi-muzesi-fotograflari

Kanser Biyoİşaretlerini Tespit Edebilen Teknoloji

Kanser Biyoİşaretlerini Tespit Edebilen Teknoloji

Nano Letters dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmada, Wake Forest Baptist Medical Center’dan araştırmacılar; nükleik asitleri hastalık işaretleri olarak tespit edebilecek yeni bir teknoloji geliştirmeyi başardı. Araştırmacılar bu gelişmeyi çok güçlü bir potansiyel taşıyan başlangıç olarak niteliyorlar, çünkü bu metot ile kanserden ebola virüsüne kadar birçok hastalığı hastaya, hastanın sağlıklı dokularına veya derisine zarar vermeden teşhis etmek ve tanı koymak mümkün olacak.

http://www.ulkemiz.com/kanser-biyoisaretlerini-tespit-edebilen-teknoloji

Aşık Fotonları Uzay-Zaman Ayıramıyor

Aşık Fotonları Uzay-Zaman Ayıramıyor

İşte size hayal edilebilecek en küçük ölçekte bir aşk hikayesi: Dolaşıklık. Bu durumda bulunan parçacıklar birbirleriyle içsel olarak öyle bir bağlantı içindedirler ki, aralarındaki uzaklık ne olursa olsun, birini etkileyen herhangi bir değişiklik diğeri üzerinde de eşzamanlı bir etki yaratır. Dolaşıklık da dahil olmak üzere, pek çok doğaüstü gibi görünen olayın sürekli olarak gerçekleşmekte olduğu parçacıklar düzeyindeki evrenin incelenmesi kuantum mekaniğinin alanındadır. Bu en küçük ölçekte, parçacıkların bazı özellikleri bütünüyle olasılıksaldır. Diğer bir deyişle, gerçekleşene dek hiçbir şeyin kesinliği yoktur. Bell Teoremi’nin Sınanması Albert Einstein kuantum mekaniği yasalarının gerçekliği tanımladığına pek inanmıyordu. O ve kendisi gibi düşünen diğer bilimciler işin içinde kuantum sistemlerin öngörülemez olmasını sağlayan gizli değişkenler olduğunu ileri sürdüler. Ancak 1964 yılında yayımladığı makalesinde John Bell şu düşünceyi ortaya koydu: Söz konusu gizli değişkenleri içeren herhangi bir fiziksel gerçeklik modeli, bir parçacığın diğeri üzerinde anlık etki yaratmasını da izinli kılmak zorundadır. Einstein enformasyonun ışıktan daha hızlı ilerleyemeyeceğini kanıtlamış olsa da, Bell’e göre parçacıklar çok uzak mesafelerdeyken bile birbirlerini etkileyebilirlerdi. Bilimciler Bell’in teoremini modern fiziğin önemli dayanaklarından biri kabul ediyor. Teoremi kanıtlamak amacıyla çok sayıda deney yapılmış olmasına rağmen, yakın zamana kadar Bell’e gereken eksiksiz ve uygun bir sınama yapılamamıştı. 2015 yılında bu konuya ilişkin üç ayrı çalışma yayımlandı ve hepsi de kuantum mekaniğinin öngörüleri ile uyumluydu. Yayımlanan makalelerden birinin baş yazarı olan Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’nden (NIST) Krister Shalm şöyle anlatıyor: “En heyecan verici yanı, bir anlamda deneysel felsefe yapıyor oluşumuz. İnsanlar hep dünyanın nasıl işlediği hakkında belli beklentiler içinde oldu. Sonra kuantum mekaniği çıkageldiğinde, işlerin bekledikleri gibi yürümediğini gördüler.” ‘Alis ile Bob’ Kuantum Mekaniğini Nasıl Sınadı? “Bizim makalemiz ve geçen yıl yayımlanan diğer iki makale Bell’in haklı olduğunu gösterdi: Gizli değişkenler içeren bir evren modeli, dolaşık parçacıkların herhangi bir uzaklıktan birbirlerini etkilemesine izin vermek zorunda,” diyor Francesco Marsili. Kendisi NASA’da çalışıyor ve Shalm ile aynı araştırma ekibinde yer alıyor. Makaleleri geçtiğimiz yıl Physical Review Letters dergisinde şu akıl karıştırıcı başlıkla yayımlanmıştı: “Yerel Gerçekçiliğin Güçlü Kaçamaksız Sınaması.” NIST laboratuvarında gerçekleştirilen deneyi anlamamıza yardımcı olacak bir benzeşim kuralım: A ve B dolaşık iki foton olsun. A fotonu Alis’e, B fotonu da Bob’a gönderilsin. Alis ile Bob arasındaki uzaklık da 185 metre olsun. Alis ve Bob fotonlarını dürtüp kurcalayarak her türlü yolla özelliklerini öğrenmeye çalışıyorlar. İkisi de fotonlarını nasıl ölçeceklerine birbirleriyle konuşmadan ve rastgele sayı üretecinden çıkan sayılar doğrultusunda rastgele karar veriyor. Alis ile Bob notlarını karşılaştırdıklarında, yaptıkları bağımsız deneylerin sonuçlarının bağlaşık olduğunu görüp şaşırıyorlar. Çok uzaklardayken bile, dolaşık foton çiftinden birini ölçmenin, diğer fotonun özelliklerini etkilediğini anlıyorlar. “Sanki Alis ile Bob fotonları birbirinden ayırmaya çalışmış, ama fotonların aşkı sürmüş gibi,” diyor Shalm. Dolaşık fotonlar uzayda ayrı düşseler bile tek bir sistem gibi davranmaya devam eder. Alis ve Bob, yapılan deneydeki foton dedektörlerini temsil ediyor. Deneyi çok sayıda başka aşık yani dolaşık fotonla yineliyorlar ve her seferinde aynı görüngü ile karşılaşıyorlar. Tabi gerçekte bu dedektörler insan değil, süperiletken nano kablolu tekil foton dedektörleri (SNSPD [İng. superconducting nanowire single photon detector]). SNSPD dedektörler süperiletken duruma gelene dek, yani elektriksel dirençlerini kaybedinceye kadar soğutulmuş metal şeritlerdir. Şerite çarpan bir foton, şeritin bir anlığına normal metale dönüşmesine neden olur. Dolayısıyla şeritin direnci sıfırdan sonlu bir değere fırlar. Dirençteki bu değişim sayesinde araştırmacılar olayı kaydeder. Deneyi laboratuvarda gerçekleştirirken en büyük güçlük, fotonları dedektörlere gönderirken optik fiberlerde kaybolmalarının önüne geçmektir. NASA’nın JPL laboratuvarı ve NIST bu amaçla SNSPD dedektörlerini dünya rekoru kıran bir performansta üretti ve %90’dan yüksek bir verim elde etti. Fotonun varış zamanındaki belirsizlik düşürüldü. SNPSD olmadan böyle bir deney gerçekleştirilemezdi. Bu Neden Yararlı? Deney tasarımının kriptografide kullanılma olanağı bulunuyor. Rastgele sayı üreteci kullandığı için bu yöntem bilgiyi ve iletişimi güvenli kılacaktır. “Evren hakkında bize çok derin bilgiler veren deney düzeneğimiz, aynı zamanda bilgiyi güvenli tutmanın gerektiği uygulamalarda da kullanılabilir,” diyor Shalm. Kriptografi bu araştırmanın tek potansiyeli uygulaması değil. Kullanılanlara benzer dedektörler, uzayın derinliklerinde optik haberleşme için de işe yarayabilir. Sinyal varış zamanı hususunda verimi yüksek, belirsizliği düşük olduğu için bu dedektörler optik izgedeki (spektrumdaki) ışık atımları ile bilgi iletimi için çok uygun. “Güneş sisteminde gezinen uzay araçları ile iletişim için şu anda Derin Uzay Ağı (İng. Deep Space Network) kullanılıyor. Bu ağ enformasyonu radyo sinyali olarak kodluyor. Optik iletişim kullanabilirsek ağin veri hızını 10 ila 100 kat arttırabiliriz,” diye ekliyor Marsili. Einstein’ın dediği gibi enformasyonun ışıktan hızlı ilerleyemeyeceğini, ancak optik iletişim araştırmaları ile gönderilen veri miktarının yükseltilebileceğini belirten Marsili, deneylerinde kullandıkları dedektörlerin bu açıdan önemini vurguluyor.   Kaynak: NASA, “Particles in Love: Quantum Mechanics Explored in New Study”< http://www.nasa.gov/feature/jpl/particles-in-love-quantum-mechanics-explored-in-new-study > Sevkan Uzel http://bilimfili.com/asik-fotonlari-uzay-zaman-ayiramiyor/

http://www.ulkemiz.com/asik-fotonlari-uzay-zaman-ayiramiyor

7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri

7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri

27 Nisan 2016 - 30 Nisan 2016 Sheraton Otel ve Kongre Merkezi Acente:  Valör Web valor@valor.com.trman   Değerli Meslektaşlarım, Kongre Düzenleme Kurulu olarak sizleri, Türk Pediatrik Dermatoloji Derneği ve Hacettepe Üniversitesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı'nın birlikte 27-30 Nisan 2016 tarihleri arasında başkentimiz Ankara'da düzenleyeceği "7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri”ne davet etmekten mutluluk duyuyoruz. Amacımız, daha önceki benzer etkinliklerin her birinde ükseltilen başarı çıtasını daha da yukarı taşımaktır. Bu amaçla, alanlarında uzman olan çok değerli ulusal ve uluslararası bilim insanlarının konferans ve sunumları ile bilimsel düzeyi yüksek bir toplantı gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. En büyük dileğimiz pediatrik dermatoloji alanındaki son gelişmelerin konuşulup tartışılacağı bu platformda hem dermatoloji hem de pediatri uzman ve uzmanlık öğrencilerinin bilgilerinin güncellenmesi ve bu toplantıdan edindikleri bilgilerin günlük pratiklerinde yer bulmasıdır. Siz değerli meslektaşlarımız için özenle ve titizlikle hazırlandığımız toplantımız sizlerin katılımı ve desteği ile çok daha ileri düzeyde bir etkinlik olacaktır. “7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri” ne sizleri davet etmekten onur duyuyor, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Düzenleme Kurulu adına, Prof. Dr. Ayşen Karaduman Kongre Başkanı

http://www.ulkemiz.com/7-ulusal-pediatrik-dermatoloji-gunleri-1

Uluslararası Türk Dünyası 3. <b class=red>Bilim</b> ve Kültür Şenliği

Uluslararası Türk Dünyası 3. Bilim ve Kültür Şenliği

Şanlıurfa Valiliği ve M.E.B. tarafından düzenlenecek bu etkinliğe 4-5-6-7 ve 8. sınıflarda okuyan Türk Dünyası’ndaki öğrenciler katılacaktır.

http://www.ulkemiz.com/uluslararasi-turk-dunyasi-3-bilim-ve-kultur-senligi

3. Ulusal Yapı Kongresi 25-26 Kasım 2016, Ankara

3. Ulusal Yapı Kongresi 25-26 Kasım 2016, Ankara

3. Ulusal Yapı Kongresi 25-26 Kasım 2016 tarihleri arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Amfisinde  gerçekleştirilecektir. Kongre programına buradan ulaşabilirsiniz. Ulusal Yapı Kongresi ve Sergisi, yapı sektörü ile çevre, tasarım, üretim, kullanım, koruma, denetim yönetim, güvenlik ve yıkım süreçleri arasındaki ilişkilerin tartışıldığı; sorun ve çözüm önerilerinin paylaşıldığı bir ortam sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. Ülkemizde ulusal ölçekte bir yapı kongresi ilk defa 3-7 Mayıs 1948 tarihleri arasında “Birinci Türk Yapı Kongresi” adı ile Bayındırlık Bakanlığı tarafından düzenlenmiştir. Meslek topluluğumuzun o tarihteki örgütü “Türk Yüksek Mimarlar Birliği” kongreye geniş destek ve katılım sağlamıştır. Beş gün süren bu kongre, Cumhuriyet sonrası mimarlığın kuruluşu ve kurumsallaşması sürecinde birçok mesleki konunun çok yönlü ele alındığı ve paylaşıldığı önemli bir etkinlik olmuştur. Bu tür etkinliklerin sürekliliğini sağlamak amacıyla Mimarlar Odası Ankara Şubesi “yapı kongre”lerini bir gelenek haline getirme kararı almıştır. Bu kararı takiben 2. Ulusal Yapı Kongresi ve Sergisi’ni 3-5 Haziran 2015 tarihleri arasında Ankara’da düzenlemiştir. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin evsahipliğini yaptığı ikinci kongreye toplam 18 farklı şehirden 37 bildiri ile katılım sağlanmıştır. Ülkemizde yapı sektörüyle ilişkili birçok konuda çok hızlı değişim ve gelişim söz konusudur. Tüm bu gelişmeler de dikkate alınarak, yapı sektörünün güncel sorunlarının gündeme getirilmesi ve çözümler üzerinde ortak tartışmaların yapılabilmesi önemlidir. Bu kongrenin, yapı ve çevre bilimleri, yapım ve malzeme teknolojileri, mimarlık, mühendislik ve bilişim sahalarıyla ilgili birçok disiplinden meslek insanlarını, araştırmacıları, uzmanları, uygulayıcıları, üreticileri, öğrencileri ve kullanıcıları bir araya getirmesi hedeflenmiştir. Bu alanlarda edinilen birikimin ve deneyimin ortak bir platformda paylaşılması ve tartışmaların yapılması, bu platforma katılan herkes için yararlı olmaktadır. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, mesleki eğitimi ön plana alarak mimarlık mesleği ile ilgili meslek gruplarının hızla gelişen bu ortamı takip edebilmeleri ve ortama katkıda bulunabilmeleri için “3. Ulusal Yapı Kongresi ve Sergisi”ni düzenlemektedir. Ankara’da 24-25-26 Kasım 2016 tarihleri arasında yapılacak olan üçüncü kongrenin ana teması, Türkiye’de ve dünyada güncel birçok sorunu ve gelişmeleri içeren “Teknik Tasarım, Güvenlik ve Erişilebilirlik” olarak belirlenmiştir. Yapı sektörüyle ilişkili tüm yapı üretimi, kullanımı ve koruması gibi süreçleri tartışma ortamına dâhil edebilmek ve ilerleyebilmek amacıyla aşağıdaki alanlar altında belirlenmiş konu başlıkları üzerinde durulacaktır: - Yapı ve Yapım Teknolojileri, Yapı Malzemeleri - Yapı ve Çevre İlişkisi, Yapı ve Çevre Güvenliği - Herkes için Erişilebilirlik - Tarihi Yapı ve Çevre, Restorasyon ve Koruma - Yapı Denetimi, Proje ve Yapım Yönetimi Bu alanlar doğrultusunda; Yapı malzemeleri: teknik ve çevresel performansları Yapım teknikleri ve uygulama detaylar Alternatif yapı malzemeleri ve sistemleri Yapı denetimi ve güvenlik: sorun analizi ve takibi, yapısal analizler ve yapılarda deprem güvenliği, yangın güvenliği, risk analizi vb. Çevresel kontrol: yapılarda enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, mimari akustik, mekansal aydınlatma, işlevsel sistemler vb. Kültürel mirasın korunması Yapı yönetimi:  tasarımı, proje üretimi, yapımı ve kullanımı, maliyet analizleri, kullanıcı güvenliği ve sağlığı Yapım-bilgi teknoloji ilişkileri Yapılı çevre ve erişilebilirlik, mekânsal sorunlar, çözüm önerileri, teknik standartlar konularını içeren çalışmaların aktarıldığı ve tartışıldığı bir paylaşım, etkileşim ve eğitim ortamı hazırlanmaktadır. Bu kapsamda, farklı disiplinlerden görüşlerin ve çalışmaların bu kongreye katılımları önemsenmektedir.

http://www.ulkemiz.com/3-ulusal-yapi-kongresi-25-26-kasim-2016-ankara

Coca-Cola Şirketini Kim Kurdu

Coca-Cola Şirketini Kim Kurdu

1892 yılında Asa Candler The Coca-Cola Company şirketini kurdu ve ürünü geliştirmek için çaba sarf etmeye başladı. 12 Mart 1894 tarihinde Coca-Cola ilk kez şişede satılmaya başlandı.

http://www.ulkemiz.com/coca-cola-sirketini-kim-kurdu

Antibiyotik Direnci Daha Karmaşık Hale Geldi

Antibiyotik Direnci Daha Karmaşık Hale Geldi

Video kayıtlarının zaman bazlı fotoğrafları. Yeşil floresan proteini ile etiketlenmiş olan Staphylococcus bakterileri, kloramfenikol antibiyotiği için bir direnç geni ifade eder.

http://www.ulkemiz.com/antibiyotik-direnci-daha-karmasik-hale-geldi

Başbakan Yıldırım  “Bu ülke eğitimli insanların, eğitimli gençlerin omuzlarında yükselecek”

Başbakan Yıldırım “Bu ülke eğitimli insanların, eğitimli gençlerin omuzlarında yükselecek”

Başbakan Binali Yıldırım, Gülhane Külliyesi'nde düzenlenen Sağlık Bilimleri Üniversitesi Akademik Yılı Açılışı ve Fahri Doktora Tevdi Töreni'nde konuştu.

http://www.ulkemiz.com/basbakan-yildirim-bu-ulke-egitimli-insanlarin-egitimli-genclerin-omuzlarinda-yukselecek

Frajil X Sendromu Nedir? Belirtileri Nelerdir? Teşhis Ve Tedavi Yöntemi Nedir?

Frajil X Sendromu Nedir? Belirtileri Nelerdir? Teşhis Ve Tedavi Yöntemi Nedir?

Nörogelişimsel bir bozukluk olan Frajil X Sendromu, zeka geriliğinin bilinen en önemli nedenlerinden biridir. X kromozomuyla ilişkili olan bu sendrom, X kromozomunun uzun kolundaki FMR1 geninde C-G-G tekrarı ve DNA polimeraz enziminin kaymasından kaynaklanmaktadır.6-50 CGG CCG GCC tekrarları taşıyan bireyler normaldir ancak 200-1000 tekrar taşıyan bireylerde Frajil X sendromu gözlenir. Bu sendroma bağlı olarak gelişen zeka geriliği, erkeklerde 3600 de 1, kadınlarda 6000 de 1 görülmektedir. 2000 kişide 1 ise daha hafif problemler görülür. (Bu oranlar yaklaşık olarak hesaplanmıştır.)Her iki cinsiyette de görülmektedir. Frajil X sendromu yaklaşık olarak erkeklerde 1/4000, kızlarda ortalama 1/7000 görülür. Farkında olmadan birçok insan bu geni taşıyor.Hastalık ancak ortaya çıktıktan sonra anlaşılabilmektedir. FMR1 genindeki bozukluklar nedeniyle oluşan bu hastalık babada herhangi bir sorun yapmazken çocukta bu sendrom görülebilmektedir. Erkeklerde ortalama 3 yaşında, kızlarda ise 8 yaş civarında hissedilmektedir. Frajil X Sendromlu kişilerde zihinsel davranışsal ve fiziksel farklılıklar gözlenmektedir.Frajil X Sendromlu Kişilerde (Özellikle Erkeklerde) Fiziksel Farklılıklar :Erkek çocuklarda büyük testisler (macroorchidism), kaslarda hipotoni (anormal derecede düşük kas direnci) ve otizm görülmektedir. Yüz şekilleri farklı olan bu bireylerde büyük kulaklar, uzun yüz yapısı,geniş alın, yüksek kemerli damak gözlenebilir. Ayrıca lordosis (Omurganın konveksliği öne bacak şekilde arkaya bükülmesi, kamburluk, bel kemiğinin eğriliği ) kalp defektleri (mitral prolapsus, kalpte üfürme) düz tabanlılık, el kemiklerinin kısalığı ve şaşılık gözlenebilir. Erkekler bilişsel olarak geniş bir yelpazede etkilenirler. Zeka geriliği orta düzeydedir. Bu özellikler erkeklere oranla daha hafif olarak kadınlarda da görülebilmektedir.Frajil X sendromu olan erkeklerde psikiyatrik etkilenme gözlerini kaçırma ve sosyal anksiyete şeklinde olabilmektedir.Frajil X Sendromlu Kişilerde Mental Ve Bilişsel (Kognitif) Farklılıklar:Kognitif (Bilişsel): IQ seviyesinde önemli ölçüde düşüklüğe sebep olan sendrom, öğrenme güçlüğü,ağır bilişsel bozukluk ve otizme sebep olmaktadır. Daha çok yürüme, konuşma,tuvalet eğitimi gibi temel işlevlerde bozukluk görülebildiği gibi bu çocuklarda dikkat eksikliği,matematiksel konularda zorlanma ve hiperaktivite görülmektedir. Ayrıca konuşmada gecikme,hızlı konuşma, kelimeleri tekrarlama ve heceleyerek söyleme gibi dilsel problemler de görülmektedir. Frajil sendromlu kişiler duygusal bilgileri algılamakta ve uygun yanıt vermekte zorluk çekerler. Kendilerine dokunulmasına tepki verirler. Göz teması kurmakta zorlanırlar. Sinirli ve hırçın oldukları gözlenirken el sallama,el ısırma gibi davranışlar gösterirler. Frajil Sendromlu kişilerde otistik davranış bulguları hakimdir.Kız Çocukları Ve Yetişkin Kadınlarda Frajil X Sendromu Özelikleri :Kızlarda 8’li yaşlarda farklılıklarını hissettiren Frajil X sendromu, kız çocuklarının hemen hemen yarısında (tam mutasyon taşıyanlarda) zeka geriliği ve entelektüel bozulmaya sebep oluyor. Kalan yarısında ise normal zeka ya da öğrenme problemi olmaktadır. Özellikle matematik ile ilgili ders ve konularda düşük başar performansı gözlenmektedir. Erkeklerdeki görülme oranından daha az olmakla birlikte motor öğrenme ve konuşma bozuklukları görülmektedir.Frajil X Sendromlu kızların bazıları otistiktir bazılarında ise normal IQ ile birlikte sosyal anksiyete, depresif duygu durumu, sosyal çekilme, dikkat sorunları, kronik depresyona eğilim yaratan duygu durum bozuklukları görülebilmektedir.Frajil X Sendromu Kimlerde Görülebilir? Nasıl Tanı Konur?– Nedeni açıklanamayan zeka geriliği veya otizmi olan kişiler– Hiperaktivite, öğrenme güçlüğü, hafif bilişsel geriliği olan kişiler– Yukarıda bahsetmiş olduğumuz Frajil X sendromuna ait fiziksel yada davranışsal özellikleri taşıyan herkes– Ailesinde Frajil X tanısı konmuş ya da ailesinde zeka geriliği öyküsü olan herkesEğer yukarıda bahsettiğimiz belirtilere siz ya da çocuğunuz sahipse Frajil X sendromu için kan testi yaptırmanız gerekmektedir. Bu test Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda Genetik Bölümünde yapılabilmektedir. Alınan kandan DNA analizi PCR ve Southern Blot metotlarıyla tespit edilmektedir. Bu yöntemle ailesinde Frajil X Sendromu olan kişilere doğum öncesinde erken tanı olanağı sağlanabilmektedir.Frajil X Sendromu Tedavi Yöntemi Nasıldır?Frajil X Sendromunun etkin ve rahatsızlığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavisi maalesef bulunmamaktadır. Ama tedaviye yönelik özel eğitim, konuşma ve dil terapisi, fizik tedavi ve farklı beceriler kazandırma amaçlı terapiler uygulanabilmektedir. İlaç tedavisi sendromun belirtileri olan hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı üzerinde ayrıca anksiyete bozukluğu ve depresyon tedavisinde kullanılmaktadır.Farajil X Sendromlu çocuklar belli konularda potansiyel sahibi,sevilen,birlikte zaman geçirmekten hoşlanabileceğiniz, hassas ve zarif kişilikleri olması gibi yönleriyle dikkat çekerler.Sevimli,duyarlı,cana yakın, sosyal ilişkilerinde pozitif, taklit yetenekleri çok kuvvetli ve esprili kişiliğe sahiptirler. Hayal güçleri çok zengindir. Sözel ve okumaya dayalı çalışmaları severler. Müzik, sanat ve spordan çok hoşlanırlar. Bu aktiviteler gelişimlerini hızlandırır ve potansiyellerini en üst düzeyde kullanmalarına yardımcı olur.En iyi tedavi iyi bir terapi ve Frajil X Sendromunda gelişim gösteren fiziksel,davranışsal ve bilişsel durumların yakın takibi ile mümkün olabilmektedir. Bu tür rahatsızlıklarda ailenin çok iyi bilgilendirilmesi ve aile bireylerinin de araştırıcı, bilinçli, donanımlı olması çocuğun hayatını kolaylaştıracak faktörlerden en önemlisidir.Unutmamak gerekir ki, çocuğunuzun hayatını kolaylaştırmanız, onu nasıl mutlu edeceğinizi ve mutsuz olduğu anlarda ona nasıl destek olacağınızı bilmeniz sizi de endişelerinizden uzaklaştıracak ve yüzünüzün gülmesini sağlayacaktır.Sağlıklı,mutlu,umut dolu yarınlar için bilinçli bir birey olabilmek adına yapacağımız ilk şey; hastalıklar konusunda bilinçlenmeyi o hastalık başımıza gelmeden önce gerçekleştirmemiz diye düşünüyorum.Kaynakça:www.rehabilitasyon.com/ct/Frajil_X_Sendromutr.wikipedia.orgwww.turkpsikiyatri.org/blog/2012/03/…/frajil-x-sendromuYazar: Eda Şahanhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/frajil-x-sendromu-nedir-belirtileri-nelerdir-teshis-ve-tedavi-yontemi-nedir

Prof.Dr. Fahire BATTALGAZİ

Prof.Dr. Fahire BATTALGAZİ

1930'lu yıllar... Genç Türkiye Cumhuriyeti'nde ne elektrik, ne doğru dürüst yol, ne de akademik çekişmeler varken; bir yandan da eskilerin deyimiyle "II. Cihan Harbi başlamıştı. Onlar, bütün imkansızlıklara rağmen; katır sırtında Anadolu ve Trakya'yı karış karış gezip, veri topluyor, çalışma yapıyordu. Fahriye Hanım gibi pek çoğunun hakkında günlerce arama yaptığım halde, uzun yıllardır sahip olduğum makaleleri dışında fazla bir şeye ulaşamamıştım. Küçük bir fotoğraf ve birkaç not ile nihayet O'nu anlatan kısa bir yazı yazabildim. Bu değerli hocamızı herkes tanısın istedim. İlk Türk İhtiyolog [Balıkbilimi uzmanı] ve ilk bayan profesörlerimizden olan Fahire Hanım, 1902 (Kosswig (1948)'e göre 1905)'de İstanbul'da doğmuştur. Müşir Akif Paşa ve Dr. Müşir Ömer Paşa’nın torunu; Adli Tıbbın önemli hekimlerinden Prof.Dr. Etem Akif Bey’in kızıdır. İlk öğrenimini babasının görev yaptığı Şam'da Notre Dame de Sion Fransız Mektebi'nde, orta öğrenimini Bezmi Alem Lisesi'nde yapmış ve buradan 1924'te mezun olmuştur. İstanbul Dârülfünûnu (Fen Fakültesi) Tabii İlimler kısmından 1926'da mezun olmuştur. 1 Nisan 1926'dan 1 Ekim 1927'ye kadar Tercan Kazası İlk Mektep Başmuallimliği'nde bulunmuş ve 1 Haziran 1927'de Fen Fakültesi Teşrih ve Fizyoloji asistanlığına tayin edilmiştir. Aynı yılın Ağustos ayında Hayvanat Enstitüsü asistanlığına nakledilmiş; Haziran 1927'de de başasistanlığı terfi etmiştir. 1931 yılında Hayvanat (Zooloji) Enstitüsü laboratuvar şefliğine tayin edildikten sonra 1931-32 yılında tahsilini tamamlamak üzere Paris'te Sorbonne Üniversitesi Zooloji ve Karşılaştırmalı Anatomi (Zoologie et Anatomie Compareé) Enstitüsü'ne devam etmiştir. 1 Aralık 1932'den itibaren Müderris Muavini vekilliği yapan Battalgazi, Üniversite Reformu ile birlikte 30 Kasım 1933'te hayvanat (zooloji) doçentliğine tayin edilmiştir. 1-12 Kasım 1935 tarihleri arasında Balıkçılık Enstitüsü tarafından düzenlenen bilimsel araştırmalara katılmıştır. Prof. Andre Naville'in verdiği dersleri onun ölümüne kadar Suat Nigâr ile birlikte Türkçe'ye çevirmiştir. Naville'in ölümü ile 31 Mart 1937'den itibaren onun derslerini vermeye başlamıştır. 1938'de doçentlik imtihanının bütün safhalarını başarıyla geçmiş; 1944'te de profesör olmuştur. Hazırlamakta olduğu Türkiye Balıkları'na ait bir eserini bitirmeye uğraştığı bir sırada dimağı yorgunluk neticesi pek genç yaşta vazifesi başında ebediyen gözlerini hayata kapamıştır. Cenazesi, 23.02.1948 Pazartesi günü Beyazıd Camii’nden öğle namazını müteakip, Süleymaniye’de Biyoloji Enstitüsü’ndeki törenin ardından Beşiktaş'ta Kılıçali Yahya Efendi aile kabristanına defnedilmiştir. Fahire Akif Hanım, Soyadı Kanunu'ndan sonra Fahire Battalgil adıyla çalışmalarını yazmış; 1943'ten sonra ise Fahire Battalgazi adını kullanmıştır. Türkiye tatlısu balıkları alanındaki pek çok ilke imza atmış; faunistik çalışmalarında çok sayıda yeni taksonu keşfedip adlandırdığı gibi, Türkiye Zoocoğrafyası'nın ortaya çıkarılmasında önemli çalışmalarıyla katkıda bulunmuştur. Ruhu şad, mekanı cennet olsun. Adlandırdığı bazı taksonlar Tamamı içsu balıklarından olan 30 takson (tür veya alttür) tanımlamıştır. Bunlardan bazıları: * Alburnus nasreddini Battalgil, 1943 * Gobio gobio intermedius Battalgil, 1943 (geçerli adı: Gobio intermedius) * Alburnus sellal adanensis Battalgazi, 1944 (geçerli adı: Alburnus adanensis) Adına ithaf edilen taksonlar Adına ithaf edilen türlerden bazıları: Phoxinellus fahirae Ladiges, 1960 (geçerli adı: Pseudophoxinus fahirae) Cobitis fahirae Erk'akan, Atalay-Ekmekçi et Nalbant, 1998 Yayınları Yayınlarından bazıları: Battalgil, F. (1940): Eine neue Cyprinidenart [Yeni bir Cyprinid nev'i], Revue de la Faculté des Sciences de l'Université d'Instanbul, Série B: Sciences Naturelles, 5 (1-2): 74-77 (1-4). Battalgil, F. (1941): Les poissons des eaux douces de la Turquie [Türkiye'nin tatlısu balıkları], Revue de la Faculté des Sciences de l'Université d'Instanbul, Série B: Sciences Naturelles, 6 (1-2): 170-186. Battalgazi, F. (1944): Poissons nouveaux et peu connus de la Turquie [Türkiye'de yeni ve az tanınmış balıklar], Revue de la Faculté des Sciences de l'Université d'Instanbul, Série B: Sciences Naturelles, 9 (4): 299-305. Kaynakça Cumhuriyet Gazetesi, 21.02.1948. İshakoğlu-Kadıoğlu, S., 1998: İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Tarihçesi (1900-1946), İ.Ü. Yay. No: 4106, İstanbul, s. 191-192. Karataş, A., 2012: "Prof.Dr. Fahire Battalgazi" tr.wikipedia.org/wiki/Fahire_Battalgazi HAZIRLAYAN : Prof Dr. Ahmet KARATAŞ Türkiye'de Biyolojik Çeşitlilik

http://www.ulkemiz.com/prof-dr-fahire-battalgazi

Kuş Gözleminde Kullanılan Malzemeler

Dürbün ve Teleskop Dürbün kuş gözlemcisinin ayrılmaz parçasıdır. Kullandığımız dürbün ne kadar kaliteli olursa yapacağımız gözlemde o kadar zevkli olur. Gözlemci, dürbününü seçerken bazı noktaları göz önünde bulundurmalıdır. Sonuçta her dürbün ile kuş gözlemi yapılmaz. Eğer bir dürbünümüz yoksa, yapacağımız ilk iş bir dürbün almak olacaktır. Dürbünümüzü, konusunda uzman ve daha sonra bize teknik destek sağlayabilecek yerlerden almalıyız. Aksi takdirde, bir arıza durumda sorun yaşayabiliriz. Satın alacağımız ya da gözleme götüreceğimiz dürbünü seçmeden önce gözlem için en ideal dürbün nasıldır bunu belirleyelim. Gözlem yapacağımız dürbünde arayacağımız ilk özellik görüntü kalitesidir. Peki bir dürbünün kaliteli görüntü verdiğini nasıl anlarız? Bütün dürbünlerin üzerinde bazı sayılar vardır. Örneğin:6x42, 10x50 gibi. Buradaki sayılardan ilki (örneğin 6x42 büyütmedeki 6 rakamı) dürbünün Okülerinin, diğer sayı ise (42) dürbünün Objektif lensinin mm değerinden çapını ifade eder. Bu sayılar kuş gözlem için iyi bir dürbün almamızda bize yardımcı olurlar. Bir dürbünün kuş gözlem için uygun olup olmadığını anlamak için o dürbünün “Büyütme Değeri”ne bakarı. Dürbünün büyütme değerini, Objektif lens çapını Oküler Çapına bölerek bulabiliriz. Büyütme değeri 5-7 arasında olan dürbünler kuş gözlem için idealdir. Yukarıda ki örnek için Büyütme değeri 42/6=7’dir. Objektif lens çapı ne kadar büyük olursa dürbün o kadar çok ışık toplar. Büyük lense sahip dürbünler iyi ışık topladığından güzel görüntü verir. Bu tip dürbünler ışık şiddetinin düşük olduğunu, sabaha karşı, akşama doğru gibi kapalı havalarda gözlem yapmak için idealdir. Büyük mercekli dürbünlerin dezavantajı ise, büyük merceğe sahip oldukları için boyutları büyük ve ağırlıkları fazladır. Bu dürbünler uzun süreli yapılan gözlemlerde, gözlemciyi yorabilir. Eğer ışık şiddetinin düşük olduğu zamanlarda ve yerlerde gözlem yapmayacaksak mercek çapı küçük olan dürbünleri tercih etmeliyiz. Dürbünümüzde arayacağımız diğer özellikler ise şöyle olmalıdır; -Dürbünümüz demir ya da benzeri malzemelerden değil, plastik gibi hafif ve herhangi bir darbe anında merceğe zarar vermeyecek malzemeden yapılmış olmalıdır. Bu tür dürbünler ayrıca hafif oldukları için fazla ağırlık yapmazlar. -Dürbünümüz, elimizin büyüklüğüne uygun olmalı ve parmaklarımız ayar vidalarına rahatlıkla yetişebilmelidir. -Dürbünle baktığımızda nesneleri normal şekillerinde görmeliyiz. Ayrıca dürbünün ışığı halkalar biçiminde gösterip göstermediğine de dikkat etmeliyiz. Teleskoplar dürbünlere göre daha büyük, ağır ve kullanması deneyim isteyen aletlerdir. Teleskopların büyütme gücü x20 ve üzeridir. Bu büyütmeye sahip aletlerin gözlem esnasında titremesi görüntüyü bozar, bunun için teleskoplar, üçayakla (tripod) birlikte kullanılırlar. Bilimsel bir çalışma yapmıyor ve sürekli yerimizi değiştiriyorsak, gözlemimize teleskop götürmeye gerek yoktur. Çünkü bir teleskopu arazide saatlerce taşımak oldukça zordur ve gözlem açısından pratik değildir. Eğer teleskop alacaksak dikkat etmemiz gereken bazı noktalar vardır. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz: -Teleskopumuz plastik malzemeden yapılmış olmalıdır. -Gözü yoran düz teleskoplar yerine üstten bakmalı teleskopları tercih etmeliyiz.   Arazi Rehberi Arazi Rehberi, dürbün ve not defteri ile birlikte kuş gözlemcisinin ayrılmaz parçasıdır. Eğer uzman bir ornitolog değilseniz yanınızda mutlaka iyi bir Arazi Rehberi bulundurmanız gerekir. İyi bir Arazi Rehberi nasıl olmalıdır? Arazi Rehberi içinde, kendisine konu edindiği bölgenin kuş türlerine ait resim, fotoğraf, dağılım haritası, boy, kilo gibi özellikleri anlatır. Türkiye, Batı Palearktik Bölge olarak adlandırdığımız Kuzey Afrika’yı, Avrupa’nın tamamını, Asya’nın Batısını ve Ortadoğu’yu içine alan bölgede yer alır. Bir Arazi Rehberi alırken önce bu özelliğe dikkat etmeliyiz. Arazi rehberlerinde kuşların isimleri, Latince ve kitabın yayınlandığı dilde olarak yazılı olmalıdır. Kitap kaliteli fotoğraf ve resimlerle her kuş türünün çeşitlenmesini, yavru, erişkin birey, dişi ve erkekteki tüy dimorfizmini, kuşun uçuş şeklini varsa albino bireyleri ve kuşun doğal ortamını göstermelidir. Bunların dışında kuş türünün çok karakteristik bir özelliği varsa bunu fotoğraf ya da resimle göstermelidir. İyi bir Arazi Rehberi kuşun bulunduğu tehlike statüsünü, türü tehdit eden unsurları da içine alan kısa bir açıklama yapmalıdır. Arazi Rehberleri kuşları familyalar halinde (ya da fiziksel büyüklük sırasına göre) gösterir, çok iyi bir Arazi Rehberi alıp hangi familyanın hangi sayfalarda bulunduğu ve kuş familyalarının özelliklerini iyi biliyorsak yeni gördüğümüz bir kuşu teşhis etmemiz kolaylaşır. Arazi rehberlerinde ayrıca her türün dağılımını gösteren haritalar bulunur. Bu haritalar kuş türünün; -Göç Yolunu -Yerli Olduğu Bölgeyi -Kışı Geçirdiği Bölgeyi -Yazı Geçirdiği Bölgeyi -Populasyonun Tehlikede Olduğu Bölgeyi -Çok Seyrek Uğradı Bölgeyi gösterir. Bu bilgiler harita üzerinde genelde her bilgi bir renk veya şekille ifade edilmiş biçimde gösterir. Bu harita “Dağılım Haritası” olarak adlandırılır ve haritalarla ilgili bilgi kitabın en başında aşağıdaki şekilde olduğu gibi verilir. Arazi rehber kitabımızı çok iyi bir şekilde ciltlemeli ve dış etkilerden korumak için özel bir çanta içerisinde saklamalıyız. Arazide Arazi Rehberimıza çok dikkat etmeliyiz. Yeni gördüğümüz bir türü hemen Arazi Rehberindan bulmaya kalkışmamalı ilk önce türün özelliklerini not defterimize not etmeli gözlem bitince ya da bir boşluk anında Arazi Rehberindan gördüğümüz kuşun hangi tür olduğuna bakmalıyız. Batı Palearktik bölgenin ve Türkiye’nin kuşlarını konu edinen en iyi birkaç Arazi Rehberi şunlardır: -Collins Bird Guide -Parey Vogelbuch -The Raptor of Europe and The Middle East -Türkiye Kuşları -İ.Kiziroğlu III.Elbise Gözlem alanına gitmeden önce, gözlem alanının bulunduğu bölge ile ilgili bilgiler edinmeliyiz. Bu bilgiler gözlememiz öncesinde ve sonrasında çok işe yarayacaktır. Gözlem bölgesi ile ilgili edindiğimiz arazi yapısı ve hava durumu bilgileri elbise seçimimizde bize yardımcı olacaktır. Hava durumu ve arazi yapısı ne olursa olsun, elbiselerimizle ilgili unutmayacağımız temel kurallar şunlardır; -Elbiselerimiz koyu renk tonlarında olmalıdır. Örneğin; koyu yeşil, kahverengi, gri gibi. Çünkü doğadaki birçok hayvan açık ve canlı renklerden ürker. Birçok kuş türünün de gözlerinin çok iyi gördüğünü düşünürsek, açık renkli kıyafetlerimizle kuşlar tarafından hemen fark ediliriz ve biz çok uzakta olsak bile ürküp kaçarlar. Bu durum bizim sağlıklı gözlem yapmamızı engelleyecektir. Ayrıca kuşların bizi fark etmemesi için doğada kamufle olmamız gerekmektedir. Bu sebeplerden dolayı koyu renkli kıyafetler giymeye özen göstermeliyiz. -Elbiselerimizle ilgili ikinci temel ilke ise ayakkabımızdır, seçtiğimiz ayakkabı mutlaka ayağımızı bileklerimizden sarmalı ve tabanı kalın olmalıdır. Terlik, sandalet ve bileğimizi sarmayan ayakkabılar arazi koşullarına ve gözlemin hareketliliğine göre her an ayağımızdan çıkabilir ve yaralanmalara sebep olabilirler. Bu iki temel kural dışında seçim yaparken gözlem alanımızın arazi ve hava şartlarını göz önünde bulundurmalıyız. Hava şartlarını önceden öğrendiğimiz için elbisemizi ona göre ayarlamalıyız. Hava şartları ne olursa olsun seçtiğimiz elbisenin kollarımızı ve bacaklarımızı tamamen örtmesine özen göstermeliyiz. Aksi taktirde gözlem alanında ki böceklerden hastalık kapabiliriz, otlardan ve ağaçlardan kollarımız ve bacaklarımız yaralanabilir. Seçtiğimiz kıyafetlerin bol cepli olması, not defteri ve kalemimizi koyacağımız yerlerin olması arazide bize fayda sağlar. Kayalık alanlarda ve dik yamaçlarda gözlem yapacaksak ayakkabımızın ayağımızı bileğimizden sarması, tabanının kalın ve dişli olmasına özen göstermeliyiz. Gözlemimizi sulak ve çamurlu alanlar da yapacaksak ayakkabımız bir bot olmalıdır ve ayağımızı sıkıca sarmalıdır. Yanımıza bizi yormayacak ve eşyalarımızı koyabileceğimiz küçük bir sırt çantası ile birlikte susuz kalma ihtimaline karşı su ihtiyacımızı karşılayabilecek birde matara almalıyız. Çantamız sağlam ve sırtımızı terletemeyecek şekilde olmalıdır. Sıcak ve yağmurlu havalara karşı şapka olmayı da ihmal etmemeliyiz. IV.Not Defteri Arazide gözlem yaparken elde ettiğimiz verileri kaydetmemiz gerekir, bunun için iyi ve kaplı bir not defteri kullanmalıyız. Not defterimizi yeni gördüğümüz kuş türlerinin çizimini, gözlemlediğimiz türlerin kaydını yapmak ve gözlem raporlarımızı yazmak için kullanırız. V.Ölçüm ve Araştırma Malzemeleri Gözlem yaptığımız bölgede materyal toplamak ve basit ölçümler yapmak için bazı aletlere ihtiyacımız olabilir. Gerekli gördüğümüz bu malzemeleri de almalıyız. Bu malzemelerden pens ve saklama kutuları arazide çok işimize yarayabilir. VI.İlk Yardım Malzemesi Gözlem yapmak için gittiğimiz yerler çoğunlukla doğal hayatın bozulmadan korunduğu yerler olduğu için, çok küçükte olsa bazı tehlikeleri içinde barındırmaktadır. Bu tehlikeler günlük hayatta karşılaşabileceğimiz tehlikeler gibide olabilir ya da ilk defa karşılaşacağımız durumlarda olabilir. Bütün bunlar için önlemimizi önceden almalıyız. Arazide en sık karşılaşılan olaylar; -Hafif yaralanmalar, sıyrıklar -Böcek sokmaları -Eklem incinmeleri -Sıcak havalarda burun kanaması ve tansiyon düşmesi Olarak sıralayabiliriz. Önceliği bu durumlara vererek, gözleme çıkmadan bir ilk yardım çantası hazırlamalıyız. Böcek sokmalarına karşı hassasiyeti fazla olan kişiler gözleme çıkmadan önce mutlaka yanlarına gerekli ilaçlarını da almalılar.

http://www.ulkemiz.com/kus-gozleminde-kullanilan-malzemeler

Kesinliği, Sezyum Atomik Saatlerden En Az 100 Kat Daha Fazla Olan Saat Geliştirildi

Kesinliği, Sezyum Atomik Saatlerden En Az 100 Kat Daha Fazla Olan Saat Geliştirildi

Physikalisch-Technische Bundesanstalt (PTB)’den atomik saat uzmanları, optik tek-iyon saati geliştiren dünyadaki ilk araştırma grubu. Bu araştırma grubundan bilim insanları; geliştirdikleri, iterbiyum iyonlarının hareketlerine göre zamanı ölçen saat ile şimdiye kadar yalnızca teorik olarak mümkün olduğu düşünülen kesinliği sağlamayı başardılar.

http://www.ulkemiz.com/kesinligi-sezyum-atomik-saatlerden-en-az-100-kat-daha-fazla-olan-saat-gelistirildi

Kütleçekimsel Dalgalar Astrofizikte Yeni Bir Çağı Haber Veriyor

Kütleçekimsel Dalgalar Astrofizikte Yeni Bir Çağı Haber Veriyor

Albert Einstein’ın 100 yıl kadar önce kuramsal olarak öngördüğü, varolmaları gerektiğini belirttiği kütleçekimsel dalgalar ilk kez deneysel olarak gözlemlendi. Aşırı şiddetli kozmik olayların neden olduğu bu uzay-zaman dokusu dalgalanmalarının 14 Eylül 2015 tarihinde Louisiana ve Washington eyaletlerinde bulunan iki interferometre tarafından algılandığı dün yapılan basın açıklamasında dünyaya duyuruldu. LIGO (Lazer Interferometre Kütleçekimsel Dalga Gözlemevi) bilimcilerinin yaptığı bu doğrudan gözlemle birlikte Einstein’ın Genel Görelilik Kuramı bir kez daha çarpıcı biçimde doğrulanmış oldu. Ama dahası var: Algılanan kütleçekimsel dalga sinyali çözümlenerek, kaynağı belirlendi. Hesaplamalara göre söz konusu dalga, 1.3 milyar ışık yılı uzakta bulunan iki kara deliğin çarpışması sonucunda oluşmuş. Bu şimdiye dek gözlemlenen tüm olaylardan çok daha şiddetli bir kozmik olay. Araştırmacılar dalga sinyalini, geçebilecek herhangi bir kütleçekimsel dalganın ufacık titreşimini hissedebilecek duyarlılıkta yapılandırılmış ikiz dedektörlerle algılamayı başardı. Kütleçekimsel dalga sinyali elde edilir edilmez ses dalgalarına dönüştürüldü ve birlikte sarmallaşarak birleşip devasa bir karadelik oluşturan iki kara deliğin dans müziği dinlendi. Sinyali derinlemesine çözümleyen ekip, kara deliklerin çarpışmasına milisaniyeler kala neler olduğunun izini sürdü. Güneş’imizden 30 kat daha büyük kütleli olan bu kara deliklerin, birbirlerinin etrafında ışık hızına yakın bir hızda döndüklerini ve ardından çarpışıp birleşerek, Einstein’ın E=mc2 denklemi uyarınca kütleçekimsel dalga formunda üç güneş kütlesine eşdeğer miktarda enerji salınımı yaptıklarını belirlediler. “Bu enerjinin büyük bölümü saniyenin onda biri kadar bir sürede salındı. Bu kısa süre boyuca kütleçekimsel dalgaların gücü, görünür evrendeki tüm ışıktan yüksekti,” diyor LIGO bilimcilerinden Peter Fritschel. Bu dalgalar uzay-zaman dokusunu eğip bükerek, evreni dalgalandırarak ilerledi ve bir milyar yılı aşkın bir sürenin sonunda Dünya’nın bulunduğu yere ince bir titreşim olarak ulaştılar.   Bu bilgisayar simülasyonunda, çarpışan iki kara deliğin çevresinde uzay-zamanın nasıl büküldüğü görülüyor. Renklendirilmiş yüzey, iki boyutlu bir yaprak olarak temsil edilen uzay olup, üçüncü boyutu hayalimizde canlandırmamız gerekiyor. Huniye benzeyen bükülme kara deliğin devasa kütlesinden kaynaklanıyor. Kara deliğin yakınındaki renkler zamanın akış hızını belirtiyor: yeşil: normal, sarı: %20-30 yavaş, kırmızı: aşırı yavaş. En altta yayınlanan kütleçekimsel dalganın dalga biçimi görülüyor. Bu kütleçekimsel dalga enerjiyi alıp götürerek, kara deliklerin içeri sarmallaşmasına ve çarpışmasına neden oluyor. Görsel: Simulating eXtreme Spacetimes Gözlem ile Kuramın Görkemli Uyumu Astrofizik profesörü Nergis Malvalvala kütleçekimsel dalgaları şöyle açıklıyor: “Göle atılan bir taşın çevresinde oluşan halkalar gibi canlandırabilirsiniz gözünüzde. Bir olay çevresindeki uzay-zamanın biçimini bozar ve bu bozulma dalga dalga yayılarak, yüzlerce milyon yıl sonra Dünya’ya varır.”  Kütleçekimsel dalgalara ilk kanıt 1974 yılında Russell Hulse ve Joseph Taylor’ın keşfettiği bir çift nötron yıldızı ile geldi. Dünya’dan 21.000 ışık yılı uzaktaki bu cisimler, görünüşe göre tuhaf bir biçimde davranıyorlardı. Araştırmacılar nötron yıldızlarının kütleçekimsel dalgalar biçiminde enerji kaybederek birbirleri etrafında döndükleri sonucunu çıkardı. Bu çalışma 1993 yılında onlara Nobel Fizik Ödülü’nü kazandırmıştı. Şimdiyse LIGO ilk kez olarak, Dünya yüzeyinde bulunan bir aygıt kullanarak kütleçekimsel dalgaların doğrudan gözlemini yaptı. LIGO’nun interferometreleri geçtiğimiz Mart ayında yenilenip, duyarlılıkları arttırılmıştı. Öyle ki, dedektörler bir protonun çapının onbinde birinden daha küçük değişimleri algılayabilecekti. Eylül ayı itibariyle hazırlık çalışmaları tamamlanmış ve LIGO gözlem yapmaya başlamıştı. Kısa süre sonra da beklenen sinyal yakalandı. Yapılan ölçümün, Alpha Centauri yıldızının uzaklığını mikron mertebesinde bir duyarlılıkla ölçmeye eşdeğer olduğu söylenebilir. Einstein bunun başarılabileceğini hiçbir zaman beklemiyordu. “Yakalayacağımız ilk sinyallerin rastlantısal olmadığını, rastgele gürültüden ibaret olmadığını kendimize ve camiaya kanıtlamanın bizim için çok zor olacağını düşünüyorduk. Fakat doğa bize inanılmaz bir nezaketle, son derece büyük ve anlaması kolay bir sinyal yolladı. Ve elbette Einstein’ın kuramı ile görkemli bir uyum içindeydi,” diye anlatıyor LIGO’dan David Shoemaker. Tüm dünyada heyecan yaratan çalışmanın sonuçları Physical Review Letters  dergisinde yayımlandı. Ekip, çalışmalarının önemini vurgulayarak, kütleçekimsel dalgaların astrofizikte yeni bir çağın başlangıcına işaret ettiğini belirtiyor. Şimdiye dek uzaya hep teleskoplarla bakıp ışık, radyo dalgası ya da x-ışını gibi elektromanyetik dalgaları yakalamaya çalıştıklarını, fakat artık kütleçekimsel dalgalarla evreni bambaşka bir şekilde araştırabileceğimizi ekliyorlar. Kaynak: Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, “Scientists make first direct detection of gravitational waves”< http://news.mit.edu/2016/ligo-first-detection-gravitational-waves-0211 > İlgili Makale: Physical Review Letters, “Observation of Gravitational Waves from a Binary Black Hole Merger”< https://journals.aps.org/prl/abstract/10.1103/PhysRevLett.116.061102 > Sevkan Uzel http://bilimfili.com/kutlecekimsel-dalgalar-astrofizikte-yeni-bir-cagi-haber-veriyor/

http://www.ulkemiz.com/kutlecekimsel-dalgalar-astrofizikte-yeni-bir-cagi-haber-veriyor

Fotoğraf ve Fotoğrafçılık Tarihi

Fotoğraf ve Fotoğrafçılık Tarihi

Bir güvercin yuvasının görüntüsüyle başladı fotoğrafçılık tarihi. Dünyada bilinen ilk fotoğraf emekli bir subay olan Joseph Nicephore Niepce tarafından bir yaz günü 1827 tarihinde çekilmiştir.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-ve-fotografcilik-tarihi

Beyne Faydalı 5 Yiyecek

Beyne Faydalı 5 Yiyecek

Beyne iyi gelen yiyeceklerden bazıları ve etkileri.

http://www.ulkemiz.com/beyne-faydali-5-yiyecek

MESMAP-3 Sempozyumu

MESMAP-3 Sempozyumu

Düzenleyen :    (Akdeniz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Derneği (ATABDER), Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Derneği (AMAPSEEC), Hindistan Eczacılık Öğreticileri Birliği (APTI), Resmi Ulaşım Sponsoru Türk Hava Yolları (THY), Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı) nın destekleri ile Gazimagosa, Kıbrıs’ta düzenlemecektir. Yer : K.K.T.C Tarih : 13 – 16 Nisan 2017 Kongre Merkezi :  Merit Park Otel Organizatör : Puzzle Travel Agency Web Sitesi : http://www.mesmap.org/ Değerli Meslektaşım, Bildiğiniz üzere; Bilimsel Toplantı Organizasyonları bilgi paylaşımlarının ötesinde ülkelerin üst düzeyde tanıtımında oldukça önemli bir yere sahiptir. Bizler akademisyenler olarak yıl boyunca dünyanın farklı iklimlerinde birçok ülkedeki bilimsel toplantılara katılarak hem ülkemizi tanıtıyor hem de farklı kültürel zenginliklerini yerinde görerek çevremize aktarıyoruz. Yurtdışındaki bilimsel toplantılarda ülkemizin tanıtımı konusunda üzerimize düşen görevi en iyi şekilde yapmaya çalışmanın yanında, zaman zaman farklı ülkelerdeki meslektaşlarımızın da ülkemizi ve kültürümüzü yerinde görmesi ve tanıması konusunda aktiviteler yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Bu kapsamda, MESMAP-1 (Mediterranean Symposium on Medicinal and Aromatic Plants – Akdeniz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Sempozyumu) Sempozyum serilerine, Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin ev sahipliğinde Kaya Artemis Otel’de, 35 farklı ülkeden yaklaşık 300 bilim insanının katılımı ile 17-20 Nisan 2013 tarihlerinde Gazimagosa (K.K.T.C.)’da başlangıç yapmıştık. MESMAP-2013 Sempozyumu, uluslararası bilim çevrelerince olumlu karşılanmış, toplantı bildirilerinin telif hakları İngiltere merkezli “CABI Abstracts” tarafından yayınlanmak üzere talepte bulunulmuştur. Ulusal ve uluslararası düzeyde yapılan toplantıların başarı ile en güzel şekilde sonuçlanmasında; şüphesiz ki, toplantılara katılarak birikimlerini paylaşan değerli bilim insanlarının büyük rolü bulunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/mesmap-3-sempozyumu

Geleneksel Türk Mezar Taşları 1. Ulusal Sempozyumu

Geleneksel Türk Mezar Taşları 1. Ulusal Sempozyumu

Erciyes Üniversitesi, Adnan Menderes Üniversitesi, Kuşadası Kültürel ve Tarihi Mirası Koruma Derneği ortaklaşa 24-26 Mart 2017 Tarihleri arasında, Aydın-Kuşadası İlçesinde ‘Geleneksel Türk Mezar Taşları 1. Ulusal Sempozyumu’ düzenleyecekler.

http://www.ulkemiz.com/geleneksel-turk-mezar-taslari-1-ulusal-sempozyumu

2.       ULUSLARARASI MÜHENDİSLİK MİMARLIK VE TASARIM KONGRESİ

2. ULUSLARARASI MÜHENDİSLİK MİMARLIK VE TASARIM KONGRESİ

Kongre bilim kurulunun bilgisi dahilinde tam metin olarak gönderilen ve kongre bilim kurulu hakem onayından geçen yazar(lar)'a ait çalışmalar yayının dergi yayın kabul şartlarına uygun olan aşağıdaki bilgileri yer alan hakemli dergilerimizde dergi editörlerinin onayı ve kabulu ile yayınlanması sağlanacaktır.

http://www.ulkemiz.com/2-uluslararasi-muhendislik-mimarlik-ve-tasarim-kongresi

Başbakan Yıldırım &quot;SİZLER BİZİM GELECEĞİMİZSİNİZ, AYDINLIK YARINLARIMIZSINIZ&quot;

Başbakan Yıldırım "SİZLER BİZİM GELECEĞİMİZSİNİZ, AYDINLIK YARINLARIMIZSINIZ"

Başbakan Binali Yıldırım, Gülhane Külliyesi'nde düzenlenen Sağlık Bilimleri Üniversitesi Akademik Yılı Açılışı ve Fahri Doktora Tevdi Töreni'nde konuştu.

http://www.ulkemiz.com/basbakan-yildirim-sizler-bizim-gelecegimizsiniz-aydinlik-yarinlarimizsiniz

Yüzüncü Yıl Üniversitesi

Yüzüncü Yıl Üniversitesi

Adres: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü 65080 Kampüs / VAN Telefon: 0432 225 10 24 Web: www.yyu.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 20 Temmuz 1982 tarih ve 41 sayılı kanun hükmünde kararname ile kurulmuştur. Üniversite Van Gölü'nün kuzey kıyısında ve Erciş yolu 15. km'de yerleşmiştir. Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hekimliği Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği Biyoloji Öğretmenliği Fen Bilgisi Öğretmenliği Fen Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Fizik Öğretmenliği İlköğretim Matematik Öğretmenliği Kimya Öğretmenliği Matematik Öğretmenliği Okul Öncesi Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Tarih Öğretmenliği Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Türkçe Öğretmenliği Erciş İşletme Fakültesi İşletme(Erciş) Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Antropoloji Arkeoloji Coğrafya İngiliz Dili ve Edebiyatı Sanat Tarihi(İkinci Öğretim) Sanat Tarihi Sosyoloji Tarih Türk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim) Türk Dili ve Edebiyatı Fen Fakültesi Biyoloji(İkinci Öğretim) Biyoloji Fizik Kimya Matematik(İkinci Öğretim) Matematik Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat(İkinci Öğretim) İktisat İşletme(İkinci Öğretim) İşletme Kamu Yönetimi Kamu Yönetimi(İkinci Öğretim) İlahiyat Fakültesi İlahiyat İlahiyat(İkinci Öğretim) Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Gıda Mühendisliği İnşaat Mühendisliği Jeoloji Mühendisliği Kimya Mühendisliği Mimarlık Tıp Fakültesi Tıp Van Sağlık Yüksekokulu Ebelik (Yüksekokul) Hemşirelik (Yüksekokul) Veteriner Fakültesi Veterinerlik(İkinci Öğretim) Veterinerlik Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bitki Koruma Tarla Bitkileri Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Zootekni Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Mühendisliği

http://www.ulkemiz.com/yuzuncu-yil-universitesi

KOZAN (SİS) KALESİ

KOZAN (SİS) KALESİ

Çukurova'nın en önemli kalelerinden biri olan Kozan (Sis) Kalesi, "Amfi tiyatro" şeklinde inşa edilmiş olup, Kalenin alçak surları, Tarsus Kalesi örnek alınarak yapılmıştır.  Kale, kalkerden meydana gelen oldukça dik bir tepe üzerinde bulunmaktadır. 400 m. rakımlı olan bu tepe ilçeye hâkim bir konumdadır. Kozan Kalesi tamirattan geçmiştir. Günümüzde ise oldukça sağlam bir durumdadır. Sis Kalesi'nin, çeşitli kaynaklarda, Asurlular tarafından yapıldığı ve sonradan da birçok el değiştirdiği belirtilmektedir. Fakat Asurluların, Çukurova bölgesine 50-60 yıl gibi kısa bir süre egemen oldukları ve bölgeyi sömürge olarak kullandıkları göz önünde tutulur ise, bu yukarda belirtilen bilgiye şüphe ile bakmak gerekmektedir. 700 yıla yakın bir süre bölgeye hâkim olan Hititlerin de bu kaleyi yapmış olabileceği düşünülebilir. Yörede bulunulan birçok antik şehir ve kale kalıntıları ile ilgili tarihi ve arkeolojik araştırmaların yetersizliği, araştırmacıları farklı düşüncelere sevk etmiştir. Dileğimiz, ilçe ve yakın çevresindeki bilimsel araştırmaların bir an önce başlatılması yönün dedir. Yörenin en eski kalelerinden biri olan Kozan Kalesi, "Dağ kaleleri" zincirinin dördüncü halkasını teşkil etmektedir. Kalenin, iki grup halinde inşa edilmiş 44 kule ve burcu bulunmaktadır. Güney kesimindeki tepede bir iç kale (Ahmedek) vardır. Kalede 20-30 basamak merdivenle inilen mahzenler ve gizli yollar mevcut tur. İç kale de dahil altı bölümden oluşmaktadır. Bütün bölümleri birbirine bağlayan kapılar vardır. Kalenin su ihtiyacı ise, büyük su sarnıçları sayesinde karşılanmakta idi. Sis kalesi, kuzey ve güney olmak üze re iki ayrı kale grubundan oluşur. Bu bölümler bir sur ile birbirine bağlanmıştır. Daha dışarıda olan ikinci sur ile, Kalede Asur, Roma ve Ermeni dillerinde yazılmış bir kaç yazıt bulunmuştur. Bu yazıtlar kalenin, tarih çağlarından günümüze kadar çok sayıda el değiştirdiğini ortaya koyar. Kozan Kalesinden Anavarza, Karasis ve Andıl Kalelerinin görüldüğü bilinmektedir. Ayrıca berrak bir havada Akdeniz'in bile görülebileceği kaleye farklı bir önem kazandırır. Kozan Belediyesi tarafından kale eteklerinden yapılan çevre düzenleme çalışmaları ile kale şimdi vatandaşların yoğun olarak gittiği sosyal mekânlardan biri oldu.

http://www.ulkemiz.com/kozan-sis-kalesi

Çok Yaşa Einstein, Yine Haklı Çıktın! – Kütleçekim Dalgaları İlk Kez Gözlendi

Çok Yaşa Einstein, Yine Haklı Çıktın! – Kütleçekim Dalgaları İlk Kez Gözlendi

LIGO (Laser Interferometer Gravitational-Wave Observatory) 1992 yılında Caltech (California Institute of Technology – Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü) ve MIT (Massachusetts Institute of Technology-Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) ortaklığı ile, adına uygun bir şekilde kütleçekim dalgalarını gözlemleyebilmek ve dolayısıyla varlıklarını araştırmak için kuruldu. Zamanla birçok uluslararası bilimsel kuruluş fonlama ve araştırmalarda LIGO’ya destek vermeye başladı.

http://www.ulkemiz.com/cok-yasa-einstein-yine-hakli-ciktin-kutlecekim-dalgalari-ilk-kez-gozlendi

Fizikçiler Kuantum Mekaniği ve Felsefe Açısından Zamanın Yapısını Araştırıyor

Fizikçiler Kuantum Mekaniği ve Felsefe Açısından Zamanın Yapısını Araştırıyor

Teoride zamanı sonsuz küçük aralıklara bölmek mümkün görünmesine rağmen, fiziksel açıdan anlamlı en küçük zaman aralığı 10-43 saniyeye eşit olan Planck zamanı olarak kabul edilir.

http://www.ulkemiz.com/fizikciler-kuantum-mekanigi-ve-felsefe-acisindan-zamanin-yapisini-arastiriyor

XIII. Ulusal Histoloji ve Embriyoloji Kongresi

XIII. Ulusal Histoloji ve Embriyoloji Kongresi

XIII. Ulusal Histoloji ve Embriyoloji Kongresi yaklaşırken, bizler 30 Nisan-3 Mayıs 2016 tarihlerinde, güzel İzmir’imizin Çeşme ilçesinde yer alan Ilıca Hotel’de sizlerle buluşacak olmanın sevinç ve heyecanını yaşamaktayız.

http://www.ulkemiz.com/xiii-ulusal-histoloji-ve-embriyoloji-kongresi

Uluslararası Sinope ve Karadeniz Arkeolojisi Sempozyumu

Uluslararası Sinope ve Karadeniz Arkeolojisi Sempozyumu

Sinop Üniversitesi’nde 14-15 Ekim 2017 tarihlerinde Uluslararası Sinope ve Karadeniz Arkeolojisi Sempozyumu düzenleniyor.

http://www.ulkemiz.com/uluslararasi-sinope-ve-karadeniz-arkeolojisi-sempozyumu

2. ULUSLARARASI EKONOMİ YÖNETİMİ VE PAZAR ARAŞTIRMALARI KONGRESİ

2. ULUSLARARASI EKONOMİ YÖNETİMİ VE PAZAR ARAŞTIRMALARI KONGRESİ

Birçok dünya ülkesinde olduğu gibi Türkiye açısından da önemli bir sorun haline dönüşmüş olan ekonomi sorunlarını ele alıp farklı açılardan değerlendirme imkân ve olanağına kavuşacağız.

http://www.ulkemiz.com/2-uluslararasi-ekonomi-yonetimi-ve-pazar-arastirmalari-kongresi

“Diyette Posayı Artıralım”… derken?

“Diyette Posayı Artıralım”… derken?

Fazla kilolar hareketsiz bir yaşam ve sağlıksız beslenme sonucu ortaya çıkan pek çoğumuzun sıkıntısını çektiği kötü bir sonuç. Aslında bununla baş etmenin birçok yolu var. Beslenme uzmanları sofralara mümkün olduğunca lifli ve posalı yiyeceklerin girmesi gerektiğini söylüyor

http://www.ulkemiz.com/diyette-posayi-artiralim-derken

Yıldız Teknik Üniversitesi

Yıldız Teknik Üniversitesi

Adres: 34349 Beşiktaş - İstanbul Telefon: 0212 383 70 70 Web: www.yildiz.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yıldız Teknik Üniversitesi (en:Yıldız Technical University)(kısaca YTÜ), İstanbul'da bulunan yedi devlet üniversitesinden biridir ayrıca 1911'e uzanan tarihi ile Türkiye'nin en eski 3. üniversitesi ve en eski 2. teknik üniversitesidir. Türkiyenin en iyi ve en köklü üniversitelerinden biri olarak kabul edilir. Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği İngilizce Öğretmenliği Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Elektrik-Elektronik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Elektrik Mühendisliği Elektrik Mühendisliği(İkinci Öğretim) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik İstatistik Kimya Matematik Mütercim-Tercümanlık(Fransızca) Türk Dili ve Edebiyatı Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği(İkinci Öğretim) Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat İktisat(İkinci Öğretim) İşletme Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Çevre Mühendisliği(İkinci Öğretim) Harita Mühendisliği(İkinci Öğretim) Harita Mühendisliği İnşaat Mühendisliği İnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim) Kimya-Metalurji Fakültesi Biyomühendislik Kimya Mühendisliği Matematik Mühendisliği Matematik Mühendisliği(İkinci Öğretim) Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Metalurji ve Malzeme Mühendisliği(İkinci Öğretim) Makine Fakültesi Endüstri Mühendisliği Endüstri Mühendisliği(İkinci Öğretim) Makine Mühendisliği Makine Mühendisliği(İkinci Öğretim) Mekatronik Mühendisliği Mekatronik Mühendisliği(İkinci Öğretim) Mimarlık Fakültesi Mimarlık Şehir ve Bölge Planlama

http://www.ulkemiz.com/yildiz-teknik-universitesi

ULUSAL MOLEKÜLER BİYOLOJİ VE BİYOTEKNOLOJİ KONGRESİ

ULUSAL MOLEKÜLER BİYOLOJİ VE BİYOTEKNOLOJİ KONGRESİ

Saygıdeğer Meslektaşlarım, Moleküler biyoloji ve biyoteknoloji’nin güncel uygulamaları ülkemizde akademik ve ekonomik alanlarda her gün daha fazla önem kazanmaktadır. Moleküler biyoloji, genetik ve biyoteknoloji alanındaki güncel teknik gelişmeleri yakından izlemek ve paylaşmak bu alanlardaki akademik çalışmalarda kalite ve verimliliği de etkileyecektir. Belirli bilimsel disiplinlerdeki güncel gelişmelerin akademik camia tarafından paylaşılması, uygulama alanları için yeni ürünlerin geliştirilmesi ve bu alanlardaki sorunların çözümü için geniş katılımlı kongre organizasyonları oldukça faydalı olmaktadır. Bu nedenle bugüne kadar başarılı bir şekilde organize edilen “Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresi’nin” beşincisinin de organize edilmesine karar verilmiştir. “V Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinin” 18-21 Temmuz 2016 tarihinde Konya’da Dedeman otelinde yapılmasına karar verilmiştir. Kongre yerinin seçiminde Ağustos 2015’de Afyonkarahisar’da başarı ile gerçekleştirilen IV. Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinde kongre yerine ulaşım, konaklama ve kongre zamanlaması gibi konularda katılımcılar tarafından ifade edilen görüş ve öneriler dikkate alınmıştır. Siz değerli akademisyenleri ve öğrencilerimizi moleküler biyoloji ve biyoteknoloji alanındaki araştırma sonuçlarınızı “V Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinde” sunmaya davet ediyoruz. V. Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinin organizasyonu da daha önce olduğu gibi Nobel Bilim ve Araştırma Merkezi tarafından gerçekleştirilecek olup, ev sahipliğini Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoteknoloji Bölümü yapacaktır. Bu şekildeki uygulamalar bilimsel kongrelerin organizasyonlarında sıklıkla görülmekte olup Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinin kurumsallaşması ve kesintisiz olarak devam etmesini de sağlamaktadır. Daha önceki Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongrelerinde olduğu gibi “V Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinde” sunulan araştırmalar da şayet yazarlar tarafından istenilirse gerekli değerlendirmelerden sonra “Journal of Applied Biological Science” (JABS) veya “Biyoloji Bilimleri Araştırma Dergisinde” (BİBAD) hızlı bir şekilde makale olarak da yayımlanacaktır. Katılımcılar tarafından yeterli talep geldiği takdirde kongrede sunulacak olan poster ve tebliğ özetlerinin “Journal of Applied Biological Science” dergisinde Kongre özel sayısı olarak yayımlanması da planlanmaktadır. V Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinde davetli konuşmacılar, poster ve sözlü sunumlara ek olarak siz değerli katılımcılar tarafında gelen önerilere göre belirli alanlarda paneller ve moleküler biyoloji ve biyoteknoloji alanında yaygın olarak kullanılan teknikler için de kısa atölye veya çalıştayların yapılması da düşünülmektedir. Kongre konuları da oldukça geniş kapsamlı olup bu konuların belirlenmesinde moleküler biyoloji ve biyoteknoloji alanındaki güncel eğilimler ve yenilikler de dikkate alınmıştır ve kongre resmi web sayfasında (http://www.biyoloji.gen.tr) verilmiştir. Poster ve sözlü sunumlara ek olarak davetli konuşmacı olarak kongrede yer almasını istediğiniz akademisyenleri ve organize etmeyi düşündüğünüz kısa panel ve atölye konularını da kongre düzenleme kuruluna iletebilirsiniz. Moleküler biyoloji ve biyoteknoloji alanında çalışan bütün meslektaşlarımızı ve geleceğimiz olan değerli öğrencilerimizi Konya’da ağırlamaktan onur duyacağımızı özellikle belirtmek istiyoruz. Katkı ve katılımınız dileği ile…, Prof. Dr. Sezai TÜRKEL                  Prof. Dr. Mehmet KARATAŞ Kongre Başkanı                                 Düzenleme Kurulu  Başkanı http://www.biyoloji.gen.tr/

http://www.ulkemiz.com/ulusal-molekuler-biyoloji-ve-biyoteknoloji-kongresi

Danone Kim kurdu? Sektördeki yeri nedir ?

Danone Kim kurdu? Sektördeki yeri nedir ?

Danone taze sütlü ürünleri ve içecekleri ile tanınan, Fransa merkezli çok uluslu bir şirkettir.

http://www.ulkemiz.com/danone-kim-kurdu-sektordeki-yeri-nedir-

Apple Iphone 5 ve özellikleri

Apple Iphone 5 ve özellikleri

Bugüne kadar hakkında birçok teori öne sürülmüş ve bir çok konsept modeli  hazırlanmış olan ve en çok merak edilen telefon modellerinden biri olan Apple Iphone 5, artık ülkemizde de satışa sunulmuş bulunuyor.Yepyeni özellik ve donanımlarıyla beraber gelen yeni Iphone 5’in buna rağmen  dezavantajları da bulunmuyor değil. Bundan dolayı yeni Iphone 5 çoğu teknoloji çevrelerinden beklentiyi karşılayamadığı yönünde eleştiriler de almış bulunuyor. Yeni Iphone 5 çoğu teknoloji yazarı ve tüketicileri tarafından, “Yeni Ama Heyecan Verici Değil” diye tanımlanmakta. Ancak Apple yazılım açısından dersine iyi çalışmış.Yeni Iphone 5 de donanım özelliklerinin yanında yazılım özelliklerine de yoğunlaşılmış. İsterseniz şimdi Apple markasının bu yeni fenomeni, Iphone 5’te  donanım ve yazılım olarak ne gibi yenilikler ve değişiklikler yapıldığına yakından bakalım. Tasarım “Klasik ve Radikalliğin Buluştuğu Kasa”Yeni Iphone 5 tasarımı itibariyle tam bir ‘evrim’ geçirmiş değil. Bu bakımdan Apple Iphone ailesinin tasarım anlayışıyla, en yakın rakiplerinden Samsung Galaxy S ailesinin tasarım anlayışının birbirinden oldukça farklı olduğu rahatlıkla görülebilir. Zira Samsung markasının Galaxy S ailesinde uygulamakta olduğu  tasarım anlayışı oldukça faklı. Samsung akıllı telefonlarında ‘evrim’ den yana bir tavır takınırken Apple markası ise klasik tasarım şeklini yeni modellerinde de sürdürmeye devam ediyor. Nitekim yeni Iphone 5′ te uygulanan kasa şekli bir önceki Iphone modellerinin bir kopyası niteliğinde. Yeni Iphone 5′ e bakınca önceki model olan Iphone 4S’ in basınç altında kalıp pestili çıkarılmış bir formu gibi olduğu benzetmesini yapmak elde değil açıkçası.Yeni Iphone 5 hepsi değilse bile çoğu kullanıcı tarafından “hayal kırıklığı” olarak nitelendirildi. Zira çok uzun süredir deyim yerindeyse “Propagandası” yapılmış olan Iphone 5′ in farklı bir tasarım formu ile geleceği bekleniyordu. Hatta bazı kişiler tarafından bazı konsept Iphone 5 tasarımları da yapıldı.Ancak buna rağmen Apple klasikten yana bir tavır takındı ve diğer Iphone modelleriyle hemen hemen aynı bir tasarımla kullanıcı karşısına çıktı. Böylelikle Apple birçok teknoloji tutkununu hüsrana uğratmış oldu. Yepyeni bir Iphone deneyimi yaşamak beklentisinde olan kullanıcılar maalesef bu deneyimi pek yaşayamadılar.Tasarım olarak pek bir değişikliğe gidilmeyip klasik Iphone tasarımı uygulanmış olsa da, Yeni Iphone 5 aslında modern bir klasik. Zira yeni Iphone 5′ te, dediğimiz gibi evrimsel olmasa da bazı değişikliklere gidilmiş. Bunlardan şüphesiz ki en bariz olanı yeni Iphone 5’in daha uzun olarak tasarlanmış olması gösterilebilir. Yeni Iphone 5’in uzunluğu 123.8 mm ve selefi olan Iphone modellerine göre oldukça uzun. Ancak yeni Iphone 5’in en yakın rakibi -hatta tek rakibi de diyebiliriz- Samsung Galaxy SIII(http://www.bilgiustam.com/samsung-galaxy-siii-ve-ozellikleri/)’den daha küçük kaldığını da hatırlatalım. Bundan dolayıdır ki Iphone 5’i tek elle kullanmak çokta zorlayıcı değil. Yeni Iphone 5’e boy attırılmış olsa da genişlik konusunda bir değişikliğe gidilmemiş. Tek elle ve sadece sağ veya sol elin başparmağıyla telefonun bütün ekranın kullanabilmesi sayesinde Iphone 5 için ergonomik demek yanlış olmaz. 58,6 mm olarak belirlenen eniyle birlikte Iphone 5, önceki Iphone 4 modellerinden farksız.Yeni Iphone 5’in kasasında da önceki versiyonlarda olduğu gibi yine  alüminyum tercih edilmiş. Alüminyum akıllı telefonda metalik bir his uyandırmasının yanı sıra sağlamlık konusunda da oldukça başarılı bir madde. Çeşitli sektörlerde de kullanılan alüminyum özellikle otomotiv sektöründe oldukça yoğun kullanılmakta. Çok sağlam ve de oldukça da hafif olması sayesinde alüminyum, hem çok hafif hem de güvenli araçlar tasarlamayı mümkün hale getiriyor. İşte bundan dolayıdır ki Apple da Iphone modellerinde alüminyumu etkin bir şekilde kullanıyor. Yeni Iphone 5′ te ultra hafif olmayı aslında bu maddeyle sağlamış bulunuyor. Alüminyumun hem güçlü hem de hafif olması sayesinde hem darbelere karşı iyi bir savunma sağlanmış oluyor hem de ultra hafif bir telefon kasası elde edilebiliyor.Yeni Iphone 5′ in ağırlık ve kalınlık oranları da oldukça ilgi çekici. Bu yönden Iphone 5 için ultra hafif ve ince tanımını yapmak haksızlık olmaz. Güçlü rakiplerine nazaran daha küçük bir boyuta sahip olmasına rağmen ağırlık ve kalınlık oranlarıyla Iphone 5 rakiplerine oldukça büyük bir fark atıyor. Yeni Iphone 5’in ağırlığı sadece 112 gram(3,95 ons). Piyasada bu ağırlık değerine sahip akıllı cihaz bulmak oldukça zor. Bu değere yakın olanlar ise çoğunlukla giriş seviyesi akıllı telefonlar oluyor. Ayrıca bu değerle birlikte Iphone 5, en hafif Iphone modeli olma özelliğine de sahip.Diğer yandan Iphone 5 kalınlık değeriyle de oldukça iyi bir performans sergiliyor. Cihaz sadece 7,6 mm’ lik bir kalınlığa sahip ve bu kalınlık değeriyle birlikte Iphone 5, rakipleriyle arasına oldukça büyük bir fark açıyor.Bu çok iyi değerlerle birlikte Iphone 5 radikal düzenlemelere sahip bir klasik konumunda bulunuyor. Fakat yeni Iphone 5 için her şey olumlu değil. Yeni cihazın bazı özellikleri bazen sadece teori de kalıyor. Evet; Iphone 5′ in birçok iyi değerlerine rağmen yine de pürüzleri bulunuyor. Aslında buna sorunlar yerine sorun diyebilirdik ama yeni Iphone 5′ in yamulma soruna beraberinde birçok sorunu da getirebiliyor. Evet! yanlış okumadınız yeni Iphone 5 yamuluyor. Yapılan çeşitli testler sonucu yeni Iphone 5′ in diğer akıllı cihazlara göre daha çabuk yamulduğu belirlendi.  Böylelikle bu yen cihazında da görünmeyen bir pürüz yapmış oldu. ”Madalyonun İki Yüzü”Yeni Iphone 5 yeni bir çehreye bürünmüş olarak gelmedi fakat yine de Iphone hayranları bu yeni cihazı bağırlarına basmakta bir tereddüt görmediler. Tüm dezavantajlarına rağmen yeni cihaz her şeye rağmen piyasada çok iyi tutunabildi. Vaat ettiği donanımsal yapısıyla birlikte Iphone 5, çoğu telefonun önüne geçebiliyor. Hatta tozunu yutturuyor demek yanlış olmaz. Fakat yeni Iphone 5′ in ortaya çıkarılmış olan yamulma sorunu yine de kullanıcıları oldukça tedirgin edebilmekte.Apple markası iyi satış rakamlarına rağmen vaat ettiklerini gerçekleştirememesinden dolayı popülerliğinin her geçen yitiriyor. Buna yeni Iphone 5′ in yamulma sorunu da eklenince iş oldukça ciddiye binmekte. Apple markasının alüminyum kasa kullanması ve böylece hem güvenlik hemde hafiflik sağlama vaadi maalesef yeni model Iphone 5′ te tutmamış gözüküyor. Bunun sebebi ise yanlış ‘maya’ nın kullanılmış olması. Zira önceki Iphone modellerinde de alüminyum kasa kullanılmış ve oldukça iyi sonuçlar alınmıştı. Fakat yeni Iphone 5’in kasası alüminyumdan değil alüminyum alaşımdan üretilmiş ve bu da yeni cihazın kolayca yamulmasına neden oluyor. Daha hafif, daha ince, daha küçük yapıda bir Iphone olmasına rağmen Iphone 5 kasa donanımı olarak bariz şekilde kötü.  Aşağıdaki videodan da izleyebileceğiniz gibi yeni Iphone 5′ te de maalesef Apple  vaat ettiklerini pek yerine getirememiş.Yeni Iphone 5 iddialı bir  kasa şekline ve oldukça iyi değerlerine rağmen kasa donanımı konusunda çok başarılı değil. Eğer 10 üzerinden bir değerlendirme yaparsak, yeni Iphone 5 ancak 7 puan alabilir. Iphone gibi bir cihaza böyle düşük bir puanlamayı yapmamızı en çok etkileyen neden, Apple markasının yeni materyalleri kullanırken -alüminyum alaşım gibi- dikkatsiz davranmış olmasıdır.Yeni Iphone 5 maalesef kasa donanımı konusunda çok iyi bir performans gösteremiyor. Ancak buna rağmen ağırlık ve kalınlık değerleri konusunda Iphone 5′ in eline su dökülemez.Evet, yeni Iphone 5’in kasa durumu genel olarak böyle; isterseniz şimdi Apple markasının alamet-i farikalarından biri olan ve yeni Iphone 5’te de sunulan ekranın özelliklerine bir bakalım.“Muhteşem Bir Görüntü Kalitesi: Retina Ekran”Retina ekran teknolojisi Apple markasının Iphone modelleri dışında Ipad, İpod Touch ve diğer bazı ürünlerinde kullandığı mükemmel bir özelliktir. Mükemmellik cümlesi nesnel olmaktan uzak olsa da retina ekranın özellikleri bilimsel olarak da kanıtlanmış. Nasıl mı dersiniz, yazımızı okumaya devam edin.Apple markasının geliştirmiş olduğu retina teknolojisi sayesinde akıllı cihazların görüntü kalitesi çok net ve 1080 piksel yani başka bir deyişle HD (High Definition) seviyesine ulaşıyor. Peki bu nasıl oluyor? Retina ekran bulunan bir cihazın ekranı diğer ekranlardan ayıran özellik nedir? peki diğer akıllı cihaz üreticilerinin de böyle teknolojileri bulunuyor mu? Dilerseniz hepsini tek tek cevaplayalım.Öncelikle Retina Ekran teknolojisini kısaca anlatalım: Retina Ekranın kalitesini bir örnekle anlatmaya çalışalım. 2000’li yıllara damgasını vuran bir telefon vardır; Nokia 3310. Nokia 3310 bir zamanlar çok fenomendi ancak şimdi ki telefonlarla karşılaştırıldığında basit bir hesap makinesi gibi muamele görüyor. Şimdi Nokia 3310′ un ekranını gözünüzün önüne getirin. Ekrana gözünüzü fazla yaklaştırmaya gerek bile kalmadan ekranın piksellerini görebilirsiniz. Şimdi de gözünüzün önüne öyle bir şey getirin ki çıplak gözle göremeyeceğiniz sadece mikroskopla piksellerini görebileceğiniz bir ekran getirin. İşte o ekran Retina ekran’dır. Retina ekranın ‘dillere destan’ özelliği işte burada yatmakta. Retina ekran insan gözünün algılayamayacağı kadar yoğun bir piksel sayısına sahip.Yapılan araştırmalar sonucunda çıplak insan gözünün 300 piksel yoğunluktan fazlasını algılayamadığı ortaya çıkmış. Apple Retina ekran teknolojisi ise 326 piksel sayısına sahip. Yani insan gözünün görebileceğinden daha fazla bir yoğunluk söz konusu. Hal böyle olunca Apple markalı ürünlerin kıskanılacak ölçüde yüksek çözünürlükte olması ve yüksek satış rakamları elde etmesi de kaçınılmaz oluyor. İkinci sorumuzun cevabı ise evet.Diğer akıllı cihaz üreticileri de kendilerine has ekran teknolojileri üzerinde çalışmaktalar. Bunlardan ikisini örnek vermek gerekirse; Samsung ve HTC. Samsung markası çoğu akıllı cihazında Super AMOLED adı verilen özel bir ekran kullanıyor. Bu ekran da tıpkı Retina ekran gibi yüksek çözünürlük sunmakta. Diğer üretici HTC markasını örnek vermemizin sebebi dünyanın ilk 1280-1024 piksel kalitesinde görüntü verebilen ilk cihazı üretmiş olması. Bu akıllı cihazın adı ise HTC Butterfly.Retina ekran konusunda yeterli bilgiyi verdiğimizi umar ve son bir uyarı da bulunmak isteriz. Bilindiği üzere yüksek standartlar yüksek bedeller gerektirir. Retina ekran veya diğer örneklerini verdiğimiz ekran teknolojileri gibi yüksek çözünürlük sunan ekranlar daha fazla enerji tüketmekteler. Eğer bir film veya video izlemiyorsanız cihazınızın gerekli ayarlar bölümünden ekran aydınlatmasını düşük seviyeye indirmenizi tavsiye ederiz. Böylelikle cihazınızın batarya ömrünü arttırmış olursunuz.Ayrıca yeni Iphone 5’te kullanılan özel bir kaplama sayesinde ekran yağ tutmuyor. Bazı durumlarda can sıkıcı olabilen bu durum da parmağınızı ekran üzerinde uzun süre tuttuğunuz zaman gerçekleşiyor ve bir bezle silmeniz gerekebiliyor. Bu sorunu yaşatmaması yeni Iphone 5 için artı bir değer oluyor.İsterseniz artık cihazımızın yazılım konusunda ne tür artı veya eksileri bulunduğuna da bir bakalım. Ayrıca cihazın kamerası ile ilgili bilgileri de bu kısımda vereceğiz.“İki Kat Hız: A6 Çip”Apple Iphone 5’te kullanılan A6 adı verilen çip çok tatminkar gözükmeyen fakat yine de yapılan testler sonucu birçok rakibini geride bırakan 1Ghz hızında çalışıyor. Çoğu rakibi 1,2Ghz hızın üzerinde çipler kullanmayı uygun görse de Apple, A6 çip ile iddialı bir duruşa sahip. Fakat yapılan çip testleri sonucu Apple mühendislerinin iyi iş çıkardıkları ve yeni çipin görece düşük hızına rağmen zeki mimarisinden dolayı hızlı olduğu keşfedilmiş. Yeni A6 çipi A5 çipine göre de iki kat daha hızlı işlem yapabilme yeteneğine sahip. Apple markası hem kendisini geliştirmeyi hem de rakiplerine karşı fire vermemeyi iyi şekilde becerebiliyor. Yeni A6 çipi hızlı olmasının yanında düşük güç tüketimiyle geliyor. iOS işletim sistemiyle entegre olarak çalışması sağlanan çipin böylece daha az enerjiye gereksinim duyması sağlanmış. Yeni Iphone 5’in RAM kapasitesi de oldukça yeterli. Iphone 5, 1 GB 1066 Mhz oranına sahip bir RAM kapasitesiyle beraber gelmekte. Bu da daha hızlı bir şekilde uygulama ve oyunlar oynanabilmesine olanak sağlayan bir diğer unsur. Yeni Iphone 5’te de iOS 6 işletim sistemi kullanılmakta.Genel olarak tatminkar olan değerlerine rağmen dozajı aşmanız halinde işletim sistemi batarya konusunda sürpriz yaşatabilir. Bu yüzden fazla hız meraklısı olmamaya dikkat etmekte fayda bulunuyor.  Öte yandan çok daha fonksiyonel hale getirilmiş olan iOS 6 sayesinde Iphone 5’te işlem yapmak daha zevkli ve de daha verimli hale geliyor.Gelişmiş Bluetooth 4.0 gibi teknolojilerle de gelen yeni Iphone 5 bağlantı konusunda oldukça zengin. HSPA, HSPA+ ve DC-HSDPA, 802.11n kablosuz iletişim gibi bağlantılara olanak sağlayan yeni Iphone 5’in en dikkat çekici özelliklerinden biri de 150 Mbps hıza ulaşabilen Wi-Fi bağlantısı. Wi-Fi bağlantısının oldukça hızlı olmasının yanında şunu da unutmamak gerekir ki, altyapı gereği ülkemizde böyle bir hıza ulaşmak pekte kolay olmayacaktır. Bunun yanında ülkemizde henüz tam olarak gelişmemiş bir teknoloji olan 4G bağlantısı da yeni Iphone 5’te standart olarak sunulmakta.“8 MP iSight Kamera”Yeni Iphone 5’te önceki modellerde olduğu 8 Mp görüntü kalitesinde bir iSight kamera kullanılmış. Yüz tanıma, panorama ve kızılötesi filtre gibi iddialı özellikleri bulunan iSight kamera her ne kadar özellik bakımından aynı kalmış olsa da selefine oranla daha hızlı çekim yapabilme kabiliyetine sahip. Bu bakımdan Iphone 5’in iSight kamerası önceki Iphone kameralarına binaen bir adım önde bulunuyor. Ancak, Iphone 4’te ƒ/2.8 diyafram oranı sunulmuş olmasına rağmen Iphone 5’in diyafram oranı 2,4 olarak belirlenmiş. Bunun nedeni de batarya ömrünü uzatmak veya bellek kapasitesini tasarruflu kullanmak da olabilir. Zira diyafram oranı ne kadar artarsa o kadar fazla alan derin olarak çekilebilmekte. Ayrı olarak Iphone 5’in ön tarafında 720 piksel HD video çekebilme özelliğine sahip bir kamera da bulunuyor. 1,2 MP görüntü özelliğine sahip bu kamera sayesinde FaceTime (Görüntülü Arama) daha net olarak gerçekleştirilebiliyor.iSight kamera konusunda değineceğimiz son nokta ise gelişmiş video stabilizasyonu. Bazı akıllı cihazlarda da kullanılan bu özellik sayesinde video çekimi esnasında olaşabilecek herhangi bir sarsıntı engelleniyor. Bu sayede herhangi bir fotoğraf veya bir video çekildiğinde el titremesi ve çevre unsurlarının etkisi de en aza indirgenmiş oluyor.“3 Boyutlu Harita”Yeni Iphone 5’te kullanılan harita sadece klasik yol görüntüsü sunan haritalardan oldukça faklı. Yol göstergeleri de oldukça net kolayca okunabilen harita 3 Boyutlu gezinim imkanı  sunmakta. Bu 3 Boyut imkanı sayesinde o bölgede bulunan bina ve çeşitli benzer unsurlara bakabilmek mümkün. Yani bu da demek oluyor ki Apple haritası sayesinde kaybolmak neredeyse imkansız. Zira harita yollarını nasıl okuması gerektiğini bilmeyenler bile bu 3 Boyutlu harita sayesinde sadece görsel olarak bile yollarını bulabilecekler.BataryaAkıllı cihazlarda en önemli noktalardan biri olan batarya şüphesiz günümüz mobil cihazları için en zorlu kulvar. Hafiflik sunup az kullanım süresi sunmaması, uzun süre kullanmaya imkan verip ağır olmaması için akıllı cihaz üreticileri çok titiz bir terazi dengesi sağlamaktalar. Yeni Iphone 5’te bu dengede çok iyi olamasa bile fena sayılmayacak kullanım süresi sunmakta. Iphone 5’in bekleme süresi 225 saat (bu da yaklaşık 9 gün ediyor). Buna binaen Iphone 5, 10 saate kadar video oynatabilme süresine sahip. Yani ikişer saatlik olmak üzere 5 film izlenebilir. İnternet kullanımında ise cihaz 8 saatlik bir 3G, Wi-Fi üzerinden ise gayet tatmin edici bir rakam olan 10 saatlik kullanım sunuyor. Gayet tatmin edici kullanım süreleri sunan yeni Iphone 5’le ayrıca 40 saate kadar da müzik dinleyebilme imkanı bulunmakta.Yeni Iphone 5’in kutu açılışı ve yamulma sorunu ile ilgili videolar ve  Iphone Türkçe Siri tanıtım videosunu izleyebilirsiniz.Bugüne kadar hakkında birçok teori öne sürülmüş ve bir çok konsept modeli  hazırlanmış olan ve en çok merak edilen telefon modellerinden biri olan Apple Iphone 5, artık ülkemizde de satışa sunulmuş bulunuyor.Yepyeni özellik ve donanımlarıyla beraber gelen yeni Iphone 5’in buna rağmen  dezavantajları da bulunmuyor değil. Bundan dolayı yeni Iphone 5 çoğu teknoloji çevrelerinden beklentiyi karşılayamadığı yönünde eleştiriler de almış bulunuyor. Yeni Iphone 5 çoğu teknoloji yazarı ve tüketicileri tarafından, “Yeni Ama Heyecan Verici Değil” diye tanımlanmakta. Ancak Apple yazılım açısından dersine iyi çalışmış.Yeni Iphone 5 de donanım özelliklerinin yanında yazılım özelliklerine de yoğunlaşılmış. İsterseniz şimdi Apple markasının bu yeni fenomeni, Iphone 5’te  donanım ve yazılım olarak ne gibi yenilikler ve değişiklikler yapıldığına yakından bakalım.Tasarım “Klasik ve Radikalliğin Buluştuğu Kasa”Yeni Iphone 5 tasarımı itibariyle tam bir ‘evrim’ geçirmiş değil. Bu bakımdan Apple Iphone ailesinin tasarım anlayışıyla, en yakın rakiplerinden Samsung Galaxy S ailesinin tasarım anlayışının birbirinden oldukça farklı olduğu rahatlıkla görülebilir. Zira Samsung markasının Galaxy S ailesinde uygulamakta olduğu  tasarım anlayışı oldukça faklı. Samsung akıllı telefonlarında ‘evrim’ den yana bir tavır takınırken Apple markası ise klasik tasarım şeklini yeni modellerinde de sürdürmeye devam ediyor. Nitekim yeni Iphone 5′ te uygulanan kasa şekli bir önceki Iphone modellerinin bir kopyası niteliğinde. Yeni Iphone 5′ e bakınca önceki model olan Iphone 4S’ in basınç altında kalıp pestili çıkarılmış bir formu gibi olduğu benzetmesini yapmak elde değil açıkçası.Yeni Iphone 5 hepsi değilse bile çoğu kullanıcı tarafından “hayal kırıklığı” olarak nitelendirildi. Zira çok uzun süredir deyim yerindeyse “Propagandası” yapılmış olan Iphone 5′ in farklı bir tasarım formu ile geleceği bekleniyordu. Hatta bazı kişiler tarafından bazı konsept Iphone 5 tasarımları da yapıldı.Ancak buna rağmen Apple klasikten yana bir tavır takındı ve diğer Iphone modelleriyle hemen hemen aynı bir tasarımla kullanıcı karşısına çıktı. Böylelikle Apple birçok teknoloji tutkununu hüsrana uğratmış oldu. Yepyeni bir Iphone deneyimi yaşamak beklentisinde olan kullanıcılar maalesef bu deneyimi pek yaşayamadılar.Tasarım olarak pek bir değişikliğe gidilmeyip klasik Iphone tasarımı uygulanmış olsa da, Yeni Iphone 5 aslında modern bir klasik. Zira yeni Iphone 5′ te, dediğimiz gibi evrimsel olmasa da bazı değişikliklere gidilmiş. Bunlardan şüphesiz ki en bariz olanı yeni Iphone 5’in daha uzun olarak tasarlanmış olması gösterilebilir. Yeni Iphone 5’in uzunluğu 123.8 mm ve selefi olan Iphone modellerine göre oldukça uzun. Ancak yeni Iphone 5’in en yakın rakibi -hatta tek rakibi de diyebiliriz- Samsung Galaxy SIII(http://www.bilgiustam.com/samsung-galaxy-siii-ve-ozellikleri/)’den daha küçük kaldığını da hatırlatalım. Bundan dolayıdır ki Iphone 5’i tek elle kullanmak çokta zorlayıcı değil. Yeni Iphone 5’e boy attırılmış olsa da genişlik konusunda bir değişikliğe gidilmemiş. Tek elle ve sadece sağ veya sol elin başparmağıyla telefonun bütün ekranın kullanabilmesi sayesinde Iphone 5 için ergonomik demek yanlış olmaz. 58,6 mm olarak belirlenen eniyle birlikte Iphone 5, önceki Iphone 4 modellerinden farksız.Yeni Iphone 5’in kasasında da önceki versiyonlarda olduğu gibi yine  alüminyum tercih edilmiş. Alüminyum akıllı telefonda metalik bir his uyandırmasının yanı sıra sağlamlık konusunda da oldukça başarılı bir madde. Çeşitli sektörlerde de kullanılan alüminyum özellikle otomotiv sektöründe oldukça yoğun kullanılmakta. Çok sağlam ve de oldukça da hafif olması sayesinde alüminyum, hem çok hafif hem de güvenli araçlar tasarlamayı mümkün hale getiriyor. İşte bundan dolayıdır ki Apple da Iphone modellerinde alüminyumu etkin bir şekilde kullanıyor. Yeni Iphone 5′ te ultra hafif olmayı aslında bu maddeyle sağlamış bulunuyor. Alüminyumun hem güçlü hem de hafif olması sayesinde hem darbelere karşı iyi bir savunma sağlanmış oluyor hem de ultra hafif bir telefon kasası elde edilebiliyor.Yeni Iphone 5′ in ağırlık ve kalınlık oranları da oldukça ilgi çekici. Bu yönden Iphone 5 için ultra hafif ve ince tanımını yapmak haksızlık olmaz. Güçlü rakiplerine nazaran daha küçük bir boyuta sahip olmasına rağmen ağırlık ve kalınlık oranlarıyla Iphone 5 rakiplerine oldukça büyük bir fark atıyor. Yeni Iphone 5’in ağırlığı sadece 112 gram(3,95 ons). Piyasada bu ağırlık değerine sahip akıllı cihaz bulmak oldukça zor. Bu değere yakın olanlar ise çoğunlukla giriş seviyesi akıllı telefonlar oluyor. Ayrıca bu değerle birlikte Iphone 5, en hafif Iphone modeli olma özelliğine de sahip.Diğer yandan Iphone 5 kalınlık değeriyle de oldukça iyi bir performans sergiliyor. Cihaz sadece 7,6 mm’ lik bir kalınlığa sahip ve bu kalınlık değeriyle birlikte Iphone 5, rakipleriyle arasına oldukça büyük bir fark açıyor.Bu çok iyi değerlerle birlikte Iphone 5 radikal düzenlemelere sahip bir klasik konumunda bulunuyor. Fakat yeni Iphone 5 için her şey olumlu değil. Yeni cihazın bazı özellikleri bazen sadece teori de kalıyor. Evet; Iphone 5′ in birçok iyi değerlerine rağmen yine de pürüzleri bulunuyor. Aslında buna sorunlar yerine sorun diyebilirdik ama yeni Iphone 5′ in yamulma soruna beraberinde birçok sorunu da getirebiliyor. Evet! yanlış okumadınız yeni Iphone 5 yamuluyor. Yapılan çeşitli testler sonucu yeni Iphone 5′ in diğer akıllı cihazlara göre daha çabuk yamulduğu belirlendi.  Böylelikle bu yen cihazında da görünmeyen bir pürüz yapmış oldu. ”Madalyonun İki Yüzü”Yeni Iphone 5 yeni bir çehreye bürünmüş olarak gelmedi fakat yine de Iphone hayranları bu yeni cihazı bağırlarına basmakta bir tereddüt görmediler. Tüm dezavantajlarına rağmen yeni cihaz her şeye rağmen piyasada çok iyi tutunabildi. Vaat ettiği donanımsal yapısıyla birlikte Iphone 5, çoğu telefonun önüne geçebiliyor. Hatta tozunu yutturuyor demek yanlış olmaz. Fakat yeni Iphone 5′ in ortaya çıkarılmış olan yamulma sorunu yine de kullanıcıları oldukça tedirgin edebilmekte.Apple markası iyi satış rakamlarına rağmen vaat ettiklerini gerçekleştirememesinden dolayı popülerliğinin her geçen yitiriyor. Buna yeni Iphone 5′ in yamulma sorunu da eklenince iş oldukça ciddiye binmekte. Apple markasının alüminyum kasa kullanması ve böylece hem güvenlik hemde hafiflik sağlama vaadi maalesef yeni model Iphone 5′ te tutmamış gözüküyor. Bunun sebebi ise yanlış ‘maya’ nın kullanılmış olması. Zira önceki Iphone modellerinde de alüminyum kasa kullanılmış ve oldukça iyi sonuçlar alınmıştı. Fakat yeni Iphone 5’in kasası alüminyumdan değil alüminyum alaşımdan üretilmiş ve bu da yeni cihazın kolayca yamulmasına neden oluyor. Daha hafif, daha ince, daha küçük yapıda bir Iphone olmasına rağmen Iphone 5 kasa donanımı olarak bariz şekilde kötü.  Aşağıdaki videodan da izleyebileceğiniz gibi yeni Iphone 5′ te de maalesef Apple  vaat ettiklerini pek yerine getirememiş.Yeni Iphone 5 iddialı bir  kasa şekline ve oldukça iyi değerlerine rağmen kasa donanımı konusunda çok başarılı değil. Eğer 10 üzerinden bir değerlendirme yaparsak, yeni Iphone 5 ancak 7 puan alabilir. Iphone gibi bir cihaza böyle düşük bir puanlamayı yapmamızı en çok etkileyen neden, Apple markasının yeni materyalleri kullanırken -alüminyum alaşım gibi- dikkatsiz davranmış olmasıdır.Yeni Iphone 5 maalesef kasa donanımı konusunda çok iyi bir performans gösteremiyor. Ancak buna rağmen ağırlık ve kalınlık değerleri konusunda Iphone 5′ in eline su dökülemez.Evet, yeni Iphone 5’in kasa durumu genel olarak böyle; isterseniz şimdi Apple markasının alamet-i farikalarından biri olan ve yeni Iphone 5’te de sunulan ekranın özelliklerine bir bakalım.“Muhteşem Bir Görüntü Kalitesi: Retina Ekran”Retina ekran teknolojisi Apple markasının Iphone modelleri dışında Ipad, İpod Touch ve diğer bazı ürünlerinde kullandığı mükemmel bir özelliktir. Mükemmellik cümlesi nesnel olmaktan uzak olsa da retina ekranın özellikleri bilimsel olarak da kanıtlanmış. Nasıl mı dersiniz, yazımızı okumaya devam edin.Apple markasının geliştirmiş olduğu retina teknolojisi sayesinde akıllı cihazların görüntü kalitesi çok net ve 1080 piksel yani başka bir deyişle HD (High Definition) seviyesine ulaşıyor. Peki bu nasıl oluyor? Retina ekran bulunan bir cihazın ekranı diğer ekranlardan ayıran özellik nedir? peki diğer akıllı cihaz üreticilerinin de böyle teknolojileri bulunuyor mu? Dilerseniz hepsini tek tek cevaplayalım.Öncelikle Retina Ekran teknolojisini kısaca anlatalım: Retina Ekranın kalitesini bir örnekle anlatmaya çalışalım. 2000’li yıllara damgasını vuran bir telefon vardır; Nokia 3310. Nokia 3310 bir zamanlar çok fenomendi ancak şimdi ki telefonlarla karşılaştırıldığında basit bir hesap makinesi gibi muamele görüyor. Şimdi Nokia 3310′ un ekranını gözünüzün önüne getirin. Ekrana gözünüzü fazla yaklaştırmaya gerek bile kalmadan ekranın piksellerini görebilirsiniz. Şimdi de gözünüzün önüne öyle bir şey getirin ki çıplak gözle göremeyeceğiniz sadece mikroskopla piksellerini görebileceğiniz bir ekran getirin. İşte o ekran Retina ekran’dır. Retina ekranın ‘dillere destan’ özelliği işte burada yatmakta. Retina ekran insan gözünün algılayamayacağı kadar yoğun bir piksel sayısına sahip.Yapılan araştırmalar sonucunda çıplak insan gözünün 300 piksel yoğunluktan fazlasını algılayamadığı ortaya çıkmış. Apple Retina ekran teknolojisi ise 326 piksel sayısına sahip. Yani insan gözünün görebileceğinden daha fazla bir yoğunluk söz konusu. Hal böyle olunca Apple markalı ürünlerin kıskanılacak ölçüde yüksek çözünürlükte olması ve yüksek satış rakamları elde etmesi de kaçınılmaz oluyor. İkinci sorumuzun cevabı ise evet.Diğer akıllı cihaz üreticileri de kendilerine has ekran teknolojileri üzerinde çalışmaktalar. Bunlardan ikisini örnek vermek gerekirse; Samsung ve HTC. Samsung markası çoğu akıllı cihazında Super AMOLED adı verilen özel bir ekran kullanıyor. Bu ekran da tıpkı Retina ekran gibi yüksek çözünürlük sunmakta. Diğer üretici HTC markasını örnek vermemizin sebebi dünyanın ilk 1280-1024 piksel kalitesinde görüntü verebilen ilk cihazı üretmiş olması. Bu akıllı cihazın adı ise HTC Butterfly.Retina ekran konusunda yeterli bilgiyi verdiğimizi umar ve son bir uyarı da bulunmak isteriz. Bilindiği üzere yüksek standartlar yüksek bedeller gerektirir. Retina ekran veya diğer örneklerini verdiğimiz ekran teknolojileri gibi yüksek çözünürlük sunan ekranlar daha fazla enerji tüketmekteler. Eğer bir film veya video izlemiyorsanız cihazınızın gerekli ayarlar bölümünden ekran aydınlatmasını düşük seviyeye indirmenizi tavsiye ederiz. Böylelikle cihazınızın batarya ömrünü arttırmış olursunuz.Ayrıca yeni Iphone 5’te kullanılan özel bir kaplama sayesinde ekran yağ tutmuyor. Bazı durumlarda can sıkıcı olabilen bu durum da parmağınızı ekran üzerinde uzun süre tuttuğunuz zaman gerçekleşiyor ve bir bezle silmeniz gerekebiliyor. Bu sorunu yaşatmaması yeni Iphone 5 için artı bir değer oluyor.İsterseniz artık cihazımızın yazılım konusunda ne tür artı veya eksileri bulunduğuna da bir bakalım. Ayrıca cihazın kamerası ile ilgili bilgileri de bu kısımda vereceğiz.“İki Kat Hız: A6 Çip”Apple Iphone 5’te kullanılan A6 adı verilen çip çok tatminkar gözükmeyen fakat yine de yapılan testler sonucu birçok rakibini geride bırakan 1Ghz hızında çalışıyor. Çoğu rakibi 1,2Ghz hızın üzerinde çipler kullanmayı uygun görse de Apple, A6 çip ile iddialı bir duruşa sahip. Fakat yapılan çip testleri sonucu Apple mühendislerinin iyi iş çıkardıkları ve yeni çipin görece düşük hızına rağmen zeki mimarisinden dolayı hızlı olduğu keşfedilmiş. Yeni A6 çipi A5 çipine göre de iki kat daha hızlı işlem yapabilme yeteneğine sahip. Apple markası hem kendisini geliştirmeyi hem de rakiplerine karşı fire vermemeyi iyi şekilde becerebiliyor. Yeni A6 çipi hızlı olmasının yanında düşük güç tüketimiyle geliyor. iOS işletim sistemiyle entegre olarak çalışması sağlanan çipin böylece daha az enerjiye gereksinim duyması sağlanmış. Yeni Iphone 5’in RAM kapasitesi de oldukça yeterli. Iphone 5, 1 GB 1066 Mhz oranına sahip bir RAM kapasitesiyle beraber gelmekte. Bu da daha hızlı bir şekilde uygulama ve oyunlar oynanabilmesine olanak sağlayan bir diğer unsur. Yeni Iphone 5’te de iOS 6 işletim sistemi kullanılmakta.Genel olarak tatminkar olan değerlerine rağmen dozajı aşmanız halinde işletim sistemi batarya konusunda sürpriz yaşatabilir. Bu yüzden fazla hız meraklısı olmamaya dikkat etmekte fayda bulunuyor.  Öte yandan çok daha fonksiyonel hale getirilmiş olan iOS 6 sayesinde Iphone 5’te işlem yapmak daha zevkli ve de daha verimli hale geliyor.Gelişmiş Bluetooth 4.0 gibi teknolojilerle de gelen yeni Iphone 5 bağlantı konusunda oldukça zengin. HSPA, HSPA+ ve DC-HSDPA, 802.11n kablosuz iletişim gibi bağlantılara olanak sağlayan yeni Iphone 5’in en dikkat çekici özelliklerinden biri de 150 Mbps hıza ulaşabilen Wi-Fi bağlantısı. Wi-Fi bağlantısının oldukça hızlı olmasının yanında şunu da unutmamak gerekir ki, altyapı gereği ülkemizde böyle bir hıza ulaşmak pekte kolay olmayacaktır. Bunun yanında ülkemizde henüz tam olarak gelişmemiş bir teknoloji olan 4G bağlantısı da yeni Iphone 5’te standart olarak sunulmakta.“8 MP iSight Kamera”Yeni Iphone 5’te önceki modellerde olduğu 8 Mp görüntü kalitesinde bir iSight kamera kullanılmış. Yüz tanıma, panorama ve kızılötesi filtre gibi iddialı özellikleri bulunan iSight kamera her ne kadar özellik bakımından aynı kalmış olsa da selefine oranla daha hızlı çekim yapabilme kabiliyetine sahip. Bu bakımdan Iphone 5’in iSight kamerası önceki Iphone kameralarına binaen bir adım önde bulunuyor. Ancak, Iphone 4’te ƒ/2.8 diyafram oranı sunulmuş olmasına rağmen Iphone 5’in diyafram oranı 2,4 olarak belirlenmiş. Bunun nedeni de batarya ömrünü uzatmak veya bellek kapasitesini tasarruflu kullanmak da olabilir. Zira diyafram oranı ne kadar artarsa o kadar fazla alan derin olarak çekilebilmekte. Ayrı olarak Iphone 5’in ön tarafında 720 piksel HD video çekebilme özelliğine sahip bir kamera da bulunuyor. 1,2 MP görüntü özelliğine sahip bu kamera sayesinde FaceTime (Görüntülü Arama) daha net olarak gerçekleştirilebiliyor.iSight kamera konusunda değineceğimiz son nokta ise gelişmiş video stabilizasyonu. Bazı akıllı cihazlarda da kullanılan bu özellik sayesinde video çekimi esnasında olaşabilecek herhangi bir sarsıntı engelleniyor. Bu sayede herhangi bir fotoğraf veya bir video çekildiğinde el titremesi ve çevre unsurlarının etkisi de en aza indirgenmiş oluyor.“3 Boyutlu Harita”Yeni Iphone 5’te kullanılan harita sadece klasik yol görüntüsü sunan haritalardan oldukça faklı. Yol göstergeleri de oldukça net kolayca okunabilen harita 3 Boyutlu gezinim imkanı  sunmakta. Bu 3 Boyut imkanı sayesinde o bölgede bulunan bina ve çeşitli benzer unsurlara bakabilmek mümkün. Yani bu da demek oluyor ki Apple haritası sayesinde kaybolmak neredeyse imkansız. Zira harita yollarını nasıl okuması gerektiğini bilmeyenler bile bu 3 Boyutlu harita sayesinde sadece görsel olarak bile yollarını bulabilecekler.BataryaAkıllı cihazlarda en önemli noktalardan biri olan batarya şüphesiz günümüz mobil cihazları için en zorlu kulvar. Hafiflik sunup az kullanım süresi sunmaması, uzun süre kullanmaya imkan verip ağır olmaması için akıllı cihaz üreticileri çok titiz bir terazi dengesi sağlamaktalar. Yeni Iphone 5’te bu dengede çok iyi olamasa bile fena sayılmayacak kullanım süresi sunmakta. Iphone 5’in bekleme süresi 225 saat (bu da yaklaşık 9 gün ediyor). Buna binaen Iphone 5, 10 saate kadar video oynatabilme süresine sahip. Yani ikişer saatlik olmak üzere 5 film izlenebilir. İnternet kullanımında ise cihaz 8 saatlik bir 3G, Wi-Fi üzerinden ise gayet tatmin edici bir rakam olan 10 saatlik kullanım sunuyor. Gayet tatmin edici kullanım süreleri sunan yeni Iphone 5’le ayrıca 40 saate kadar da müzik dinleyebilme imkanı bulunmakta.Yeni Iphone 5’in kutu açılışı ve yamulma sorunu ile ilgili videolar ve  Iphone Türkçe Siri tanıtım videosunu izleyebilirsiniz.Kaynakça:http://www.apple.com/tr/iphone/features/http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0Phone_5http://shiftdelete.net/iphone-5in-yamuldugu-ortaya-cikti-42022.htmlYazar: İsa Gürbüzhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/apple-iphone-5-ve-ozellikleri

Thomas Alva Edison Kimdir? Ampulün İcadı

Thomas Alva Edison Kimdir? Ampulün İcadı

Thomas Alva Edison, yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan’daki Port Huron’a yerleşti. İlköğrenimine burada başladıysa da yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl boyunca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı bir kişiliğe sahip olan Edison, 10 yaşına geldiğinde kendisini fizik ve kimya kitaplarına verdi. Bu arada evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurdu. Özellikle kimya deneylerine ve Volta kaplarından elektrik akımı elde etmeye yönelik araştırmalara ilgi duydu; bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı. Oniki yaşına geldiğinde ailesine yardım etmek için Port Huron ile Detroit arasında çalışan trende gazete satmaya başlayan Edison, evlerindeki Laboratuvarını trenin yük vagonuna taşıyarak, çalışmalarını burada sürdürdü. Bu dönemde Edison, Michael Faraday’ın Experimental Research in Electricity adlı yapıtını okudu ve derinden etkilendi. Bunun üzerine bir yandan Faraday’ın deneylerini tekrarladı bir yandan da kendi deneylerine ağırlık vererek daha düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başladı. 1868′de kendine atölye kurdu. Aynı yıl geliştirdiği elektrikli bir oy kayıt makinasının patentini aldı. Aygıt oldukça ilgi topladı ama kimse tarafından satın alınmadı. Tüm parasını yitiren Edison Borç içinde Boston’dan ayrılarak New York’a yerleşti. Edison’un şansı altın borsasının düzenlenmesinde kullanılan telgrafın bozulması üzerine döndü. Borsa yetkililerinin isteği üzerine aygıtı ustaca tamir eden Edison, Western Union Telegraph company’den geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerinde yetkinleştirme çalışması yapma önerisi aldı. Bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte Edison Universal Stock Printer mühendislik şirketini kurdu. Sattığı patentlerle kısa sürede önemli miktarda para kazandı. Bu parayla New Jersey’deki Newark’ta bir imalathane kurarak telgraf ve telem aygıtları üretmeye başladı. Bir süre sonra imalathanesini kapatarak New Jersey’deki Menlo Park‘ta bir araştırma laboratuvarı kurdu ve tüm zamanını yeni buluşlar yapmaya yönelik çalışmalara ayırdı. 1876′da Graham Bell’in geliştirdiği konuşan telgraf(telefon) üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir iletici ekleyerek telefonu yetkinleştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877′de sesi kaydedip yineleyebilen gramafonu geliştirdi. Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslar arası düzeyde yayılmasına neden oldu. 1878′de William Wallace’in yaptığı 500 mum güçündeki ark lambasından etkilenen Edison, bundan daha güvenli olan ve daha ucuz bir yöntemle çalışan yeni bir elektrik lambasını geliştirme çalışmasına girişti. Bu amaçla açtığı bir kampanyanın yardımıyla önde gelen işadamlarının parasal desteğini sağladı ve Edison Electric Light Company’yi kurdu. Oksijenle yanan elektrik arkı yerine havası boşaltılmış bir ortamda(vakum) ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı tasarlıyordu. Bu amaçla flaman olarak kullanabileceği bir metal tel yapmaya uğraştı. Sonunda 21 Ekim 1879′da özel yüksek voltajlı elektrik üreteçlerinden elde ettiği akımla çalışan karbon flamanlı elektrik ampulünü halka tanıttı. Üç yıl sonra New York sokakları bu lambalarla aydınlanacaktı. 1887′de Menlo Park’tan New Jersey’deki West Orange’a taşınan Edison burada önceki laboratuvarlarının on katı büyüklüğünde Edison Laboratuvarını açtı. 1890′lara doğru uzun erimli iletime daha uygun olan alternatif akım geliştirildi. Doğru akımın üstünlüğüne inanan Edison, bir kampanya başlatarak kamuoyunu, yüksek gerilimli alternatif akım sistemlerinin son derece tehlikeli olduğu yolunda uyarmaya çalıştı. 1892′de ise Edison General Electric Company’nin denetimini yitirdi.Ve şirketi General Electric Company ile birleşti. İki kez evlenen Edison’un altı çocuğu oldu. Yaşamının sonuna değin yeni buluşlar yapmak için uğraş verdi. Ampulün İcadı Edison bir dinleme gezisi sırasında metal fabrikatörü ve Amerika dinamo makinesinin imalatçısı Willam Wallace’ın yaptığı yeni elektrik lambasını gözden geçirmeye davet edildi. Edison tahta çerçeveyle hareket eden iki koldan ibaret basit cihazın karşısına grafit plaka iliştirilmişti. Her iki plakayı birleştiren elektrik akımı ve mavi ışık yayı gibi görünüyordu. Gözleri kamaştıran bu alev, grafit plakaları çabucak eritiveriyordu. Edison’un 40-50 iş arkadaşıyla işe koyulma tarzı, bilim araştırmaları tarihinde eşsizdir. Ara vermeden çalışıyorlardı. Atölyede yapılan ufak cam ampullerin içerisindeki hava, elektrik akımının kızgın hale getireceği maddenin yanmasına engel olmak için boşaltıyordu. Fakat esas mesele bu maddenin ne olacağı konusundaydı. Kimi maddeler çok az dayanabiliyor, kimileri çok pahalıya mal oluyordu. Halbuki Edison öylesine ucuz bir lamba yapmak istiyordu ki, herkes alıp evine takabilsin.Kömürleştirme işleminden geçmiş mukavva, hindistan cevizi kabuğu, mantar, hatta laboratuarı gezmeye gelen bir misafirin kızıl sakalından bir iki tel bile denendi. Durmadan çalışmak yüzünden Edison’un gözleri yanıyor, dayanılmaz sancılar veriyordu. Ama o bunları kimseye söylemiyor, sadece hatıra defterine kaydediyordu. Peşpeşe deneylerin sürdüğü bir gün asistanı “Artık bu işten vazgeçsek, çünkü şu ana kadar bine yakın deney yaptık ve hiçbirinden sonuç alamadık!” dedi. Edison hemen itiraz etti ve: “Bu doğru değil! Evet, amacımıza ulaşamadık ama hiçbir netice elde edemediğimiz doğru değildir. Çünkü aradığımız şeyin bin farklı yapılamama şeklini öğrenmiş olduk.” dedi. Bu Edison’un tarihe geçmiş en önemli sözüdür. 1879 Kasım’ında Edison bir gece yazı masasının başına oturmuş, sönük bir puroyu emerek ne yapacağını düşünüyordu. Dalgın dalgın ceketinin düğmelerinden birini çevirirken düğme koptu. Üstünden bir iplik parçası sarkıyordu. Birden yerinden fırladı, laboratuvara geçti ve teknisyenlerine iplik parçasını gösterdi. Bir yumak ip alıp, ufak parçalar halinde bölmelerini ve kömürleştirip lambaya takmalarını söyledi. Asistanları sonuç ummamakla beraber hemen söylenileni yaptılar. Edison’un bu fikri, çalışmalarından vazgeçmeden önce başvurulacak son çare gibi görülüyordu. Kömürleştirilen iplikler her seferinde kırılmasına rağmen bir tanesi kırılmadan lambaya takılabildi. Lambanın havası hemen boşaltıldı. Lambaya elektrik verildiğinde iplik kızdı ve tatlı sarı bir ışık meydana geldi. Edison ve arkadaşları ışığa büyülenmiş gibi bakıp, acaba ne kadar sürecek diye kara kara düşünüyorlardı. Ampul saatlerce sönmedi. Süren çalışmalar sonunda elektrik santrali yapmak, 900 binada elektrik şebekesi kurmak, binlerce sayaç yerleştirmek,duylarıyla beraber 14.000 ampul yapmak gerekti. 4 eylül 1882’de meşhur mucidin bir işareti üzerine akım verildiği zaman, bütün mahallenin yüzlerce binasında binlerce elektrik hallenin yüzlerce binasında binlerce elektrik ampulü yandı ve etrafa parlak, tatlı ışıklar saçılmaya başladı. Edison devrinin en büyük meraklısı ilan edildi. Herkes sadece lambaları değil, onu da görebilmek için akın etti. Edison’u tanımayan kimse kalmadı. Edison’un en önemli yeri Menlo Park, New Jersey’deki ilk endüstriyel araştırma laboratuarıydı. Sürekli olarak teknolojik keşifler ve geliştirmeler-iyileştirmeler yapmak gibi özel bir amaç için kurulmuş ilk kurumdu. Edison birçok icadını resmi olarak bu laboratuarda üretmiş, birçok çalışanı onun direktifleri doğrultusunda icatların araştırma ve geliştirmesinde görev almıştır. Elektrik mühendisi William Joseph Hammer, 1879 Aralık’ında Edison’un laboratuar asistanı olarak görevine başlamıştır. Telefon, fonograf, elektrikli tren, demir madeni ayıracı, elektrikli aydınlatma ve diğer birçok icatta büyük katkılarda bulunmuştur. Hammer’ı özel kılansa elektrik ampulünün icadındaki ve bu aletin geliştirme ve testleri sırasındaki çalışmalarıdır. Hammer 1880’de Edison’un lamba çalışmalarının şef mühendisi olmuş, bu mevkiideki ilk yılında Francis Robbins Upton’ın genel müdürlüğünü yaptığı fabrika 50.000 ampul üretmiştir. Edison’a göre Hammer elektrik ampulünün bir öncüsüdür. http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/thomas-alva-edison-kimdir-ampulun-icadi

Ulucak Höyüğü Kemalpaşa

Ulucak Höyüğü Kemalpaşa

Höyük, İzmir kent merkezinin ve Bornova İlçesi'nin doğusunda, Kemalpaşa'nın 7 km batı-kuzeybatısında, Bornova-Turgutlu-Ankara karayolunun 15. km'sinde yer almaktadır. Höyüğün denizden yüksekliği 220.86 metredir. Günümüzde höyüğün batı ve güneyinde Gediz Nehri’nin bir kolu olan Nif Çayı akmaktadır. Ulucak Höyüğü’nün hemen güneyinde Nif Dağı, kuzeyinde Spil Dağı yükselmekte olup höyüğün Ege Denizi’ne geçişi sağlayan Belkahve Geçidi’ne giden yolun üzerinde bulunduğu görülmektedir.Ulucak Höyüğü'nde yürütülen kazılar İzmir ve çevresi, Ege ve Güneydoğu Avrupa kültür tarihinin anlaşılması açısından önem taşımaktadır. Höyükteki kültür tabakaları özellikle tarihöncesi dönemlere ait yöre tarihi ile ilgili bilinmeyen birçok noktayı açığa çıkarmıştır.Höyükte birçok döneme ait kültürel tabakalar olmasına rağmen, bunların içinden en önemlisinin Neolitik Dönem tabakaları olduğunu vurgulamak gerekir. Neolitik Dönem'de Yakındoğu'da yerleşik yaşamın ilk izleri ve tarım-hayvancılığın başlangıç aşamaları ortaya çıkmıştır. Bereketli Hilal adı verilen bölgede MÖ 12.000-9.000 yıllarında insan toplulukları yerleşik yaşama geçerek ilk köyleri kurmuşlar, hem de çeşitli bitki ve hayvanları evcilleştirerek çiftçi yaşam biçiminin başlamasını sağlamışlardır. Neolitik Dönem içinde insan toplumları avcı-toplayıcı yaşam biçimini terk ederek çiftçiliğe dayalı köy yaşamının temellerini atmıştır. Yaşam biçimindeki bu temelden değişim kısa süre içinde Batı ve Doğu yönlerde yayılmaya ve benimsenmeye başlamıştır. Sözgelimi, 4000 yıl gibi kısa bir süre içinde tüm Avrupa'nın Neolitik yaşam biçimini benimsediği görülür. Çiftçiliğe dayalı köy yaşamının Batı Anadolu, Ege ve İzmir çevresinde tam olarak ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı yakın zamana kadar bilinmiyordu. Ulucak Höyüğü kazısı ile birlikte ve buradaki 1000 yıllık kültürel silsilenin ortaya çıkarılması sayesinde (ca. MÖ 7000-6000) İzmir çevresi ve Ege'deki neolitikleşme sürecinin nasıl ve ne zaman gerçekleşmiş olabileceği üzerine elimizde veriler birikmeye başladı. Bu veriler sayesinde sadece İzmir yöresinde ilk çiftçilerin nasıl köyler kurduğu konusunda değil, aynı zamanda bu çiftçilerin ve köy yaşamının Avrupa'ya nasıl yayıldığını da anlama imkânı bulduk. Bu anlamda Ulucak Anadolu, Yakındoğu ve Avrupa arasında kilit bir geçiş noktasını oluşturmaktadır. Elimizdeki veriler sayesinde şu anda Ulucak'a gelen topluluğun verimli ve sulak bir ova olan Kemalpaşa Ovası'nı bilinçli bir şekilde seçtiğini, burada buğday-arpa tarımı yaptığını, koyun-keçi, domuz ve sığır beslediğini, taş aletleri için gerekli hammaddeyi Ege Denizi'ndeki Melos Adası'ndan sağladığını ve dal-örgü evlerde yaşadığını, kırmızı boyalı tabanları olan özel binalar inşa ettiğini biliyoruz. Yürümekte olan kazılar Ulucak'ın ilk yerleşimcileri ile ilgili veriler de sağlayacaktır.Höyük ilk olarak 1960 yılında İngiliz araştırmacı David French tarafından bulunmuş ve yüzeyinden toplanan malzeme ışığında Neolitik döneme tarihlenebileceği önerilmiştir. 1986 ve 1987 yıllarında Recep Meriç başkanlığındaki bir ekip de höyüğü ziyaret ederek, yüzeyinden malzeme toplayarak değerlendirmişlerdir. Höyükte sistematik kazı çalışmaları 1995 yılında Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya anabilim dalı ve İzmir Arkeoloji Müzesi ortak katılımıyla, Altan Çilingiroğlu başkanlığında başlamıştır. Kazı çalışmaları halen sürmekte olup 1995- 2002 yılı buluntuları bir monografla 2004 yılında yayınlanmıştır (Çilingiroğlu et. al. 2004).2009 yılından başlamak üzere höyükteki kazılar TC Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç Dr. Özlem Çevik tarafından yerli ve yabancı uzmanların katılımıyla yürütülmektedir.Yapılan kazılar sonucunda şimdiye kadar höyükte beş farklı yerleşmenin temsil edildiği tespit edilmiştir. Aşağıda belirlenen kültür tabakaları ve bunların temsil ettiği çağlar belirtilmiştir:I. tabaka Geç Roma- Bizans dönemi II. tabaka Erken Tunç ÇağıIII. tabaka Orta/ Geç Kalkolitik IV. tabaka Geç Neolitik/Erken Kalkolitik V. tabaka Geç Neolitik VI. tabaka Erken NeolitikYerleşmede sürdürülen kazı çalışmaları sırasında alınan karbonlaşmış organik kalıntılar üzerinde gerçekleştirilen radyokarbon analizleri sonucunda, VI. yerleşmenin M.Ö. 7040-6660; V. yerleşmenin ortalama olarak M.Ö. 6400-6100 yıllarına; IV. tabaka ise 6000- 5800 yıllarına tarihlendiği ortaya çıkmıştır. Bu mutlak tarihler sayesinde höyükteki Neolitik Döneme ait kültürün 1000 yıl boyunca kesintisiz olarak devam ettiği görülmektedir. Höyükte henüz ana toprağa ulaşılmadığı için buradaki ilk yerleşimcilerin hangi tarihte Nif Ovası'na geldikleri bilinmemektedir.Geç Roma- Bizans dönemi kalıntıları, höyük yüzeyine yakın oldukları için erozyon ve tarımsal etkinlikler sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuştur. II. Tabaka olarak adlandırılan yerleşmeden ise (Erken Tunç Çağı’ndan) günümüze ulaşmış bazı binaların izlerine rastlanmıştır. Bunların yalnızca taş temel duvarları korunmuştur. Orta/ Geç Kalkolitik tabakaya ait olabilecek mimariye ise çok kısıtlı alanlarda rastlanılmış ve herhangi bir bina planı ortaya çıkmamıştır.Höyükte en iyi korunan kültür dolgularının Neolitik/ Erken Kalkolitik çağlarına ait olduğu görülmüştür. IV. yerleşmenin höyük yüzeyinde geniş alanda açığa çıkarılmış olması, söz konusu yerleşme ile ilgili edinilecek bilgilerimizin artmasına neden olmuştur. IV. yerleşme, taş temelli, dörtgen planlı kerpiç evlerden oluşmaktadır. Günümüzdeki geleneksel mimariye sahip köyler ile karşılaştırılabilecek bir yerleşmedir. Evler genelde tek mekanlı olmakla birlikte, bazı yapılarda bölmelere de rastlanmaktadır. Bazı evlerin önlerinde avlu denebilecek alanlar bulunmaktadır. Bunun yanında yerleşmede sokak olarak adlandırılan açık alanlar da yer almaktadır. Evler genel olarak birbirine bitişiktir ya da aralarında az bir mesafe bulunmaktadır. Yapıların içlerinde dönemin yaşantısı ile bize bilgi sağlayan birçok nesne ele geçmiştir. Bunlar arasında fırınlar, ocaklar, platformlar, tahıl depolama yerleri ile birçok çanak çömlek, taş alet, tezgah ağırlıkları, öğütme aletleri vs. sayılabilir. Tamamen günlük yaşama ışık tutan nesnelerin yanında figürinler, insan biçimli kaplar gibi arkeologlar tarafından daha çok topluluğun yaptığı törenlerle (inançlarla ilgili törenler, evlilik, ergenlik törenleri gibi) ilişkilendirilen nesneler de bulunmuştur. Bu nesnelerin bulunuş konumlarından, birbirleri ile olan ilişkilerinden ve etnografik çalışmalardan yararlanarak yerleşmede nerede hangi işlerin görüldüğünü belirlemek olasıdır. Ulucak’ın IV. yerleşmesi hem iyi korunduğu, hem de geniş alanlarda kazıldığı için bize MÖ 6. bin yılda bir Batı Anadolu yerleşmesinde günlük yaşamın nasıl olduğu gibi konularda olağanüstü bilgi sağlayabilecektir. Öte yandan, arkeolojik buluntulardan yola çıkarak Ulucak IV. yerleşmede yaşayan insan grubunun nasıl bir kültüre sahip olduğu, kültürün kökeni, çevre kültürlerle olan ilişkilerini, değiş-tokuş ağlarını da ortaya çıkarmak olasıdır. Yine bu insanların çevreyi nasıl değerlendirdikleri, hangi hammaddeleri kullandıkları, bunları nereden edindikleri, neler yedikleri, hangi hayvanları avladıkları, tahıllarını nasıl depoladıkları gibi önem taşıyan birçok konu da arkeolojik buluntular, arkeometrik, paleocoğrafya, arkeozooloji ve arkeobotani çalışmaları sayesinde açığa kavuşturulmaktadır. Örnek vermek gerekirse, Ulucak’ ta MÖ 6000 yılları civarında yaşayan topluluğun tek sıralı buğday ve altı sıralı arpa ektiğini, bunları yerleşmede kazılarda bulunan silolarda saplarından ayıklanmış olarak sakladığını bilmekteyiz (Megaloudi, 2005). Diğer yandan, koyun, keçi, domuz gibi evcil hayvanlara sahip oldukları ve en çok geyik avladıkları da bilinmekte (Trantalidou 2005).Ulucak Höyük’te V. tabaka olarak adlandırılan ve IV. yerleşmeye göre daha dar bir alanda açığa çıkartılan kalıntılar da oldukça önem taşımaktadır. Bu tabakayı bir üstekinden (IV.’den) ayıran en önemli özellik kullanılan mimari malzeme ve tekniktir. V. tabakada kerpiç tuğla kullanımı görülmemektedir. Bunun yerine ahşap direklerin belli aralıklarla toprağa saplandığı, aralarına olasılıkla ağaç dallarının örüldüğü ve kalan boşlukların da kil ile kapatıldığı bir mimari uygulama görülmektedir. Bu uygulamaya dal-örgü mimari adı verilmektedir (İngilizce: wattle-and-daub. Evler tek katlı dörtgen planlıdır; ancak duvarlar çok daha incedir. Bu tabakada yapılan kazılarda da evler içinde fırınlar, ocak yerleri, tahıl depolama birimleri, çalışma platformları ile birçok çanak çömlek, taş alet, dokuma ağırlığı, sapan tanesi vs. bulunmuştur. İnsan şekilli figürinler, idoller bu evrede de görülmektedir.Höyükte VI. tabaka olarak adlandırılan kültür katmanları 2008 senesi yılında açığa çıkarılmaya başlanmıştır. Bu katmanın en belirleyici özelliği kırmızı boyalı kireç tabanlara sahip olmasıdır. Neolitik Dönem içinde özellikle Suriye, Levant ve Orta Anadolu'da karşımıza çıkan kireçten sert ev tabanları döşeme geleneği, Batı Anadolu'daki topluluklar tarafından da benimsenmiştir. Yoğun işgücü, hammadde, teknolojik bilgi ve iş organizasyonu gerektiği için bu tipte özel tabanların bazı kamu ya da dinsel binalarda kullanıldığı düşünülmektedir. Ulucak Höyüğü'nde kırmızı boyalı kireç tabanların ortaya çıkmış olması bu açıdan önemlidir. Ayrıca bu tekniğin İzmir çevresinde uygulanmış olması bize Neolitik yaşam biçiminin Batı Anadolu, Ege ve Avrupa'ya yayılımı konusunda da bilgi verir niteliktedir. VI. tabakada bazalt öğütme taşları, çakmaktaşı dilgiler ve çeşitli kemik aletler bulunmuştur. Batı Anadolu’nun gerek mimari, gerekse küçük buluntuları açısından kültür tarihine ışık tutan ve en eski yerleşimlerinden birine sahip olan höyük, Bornova-Ankara karayolunun 15 km’sinde Kemalpaşa ilçesinin Ulucak Beldesindedir. Kazılara 1995 yılında başlanmış ve bugüne kadar yapılan kazılar sonucunda üç kültür katı tespit edilmiştir. Bunlar; en üstte Geç Roma, Erken Bizans yerleşmeleri altında Erken Tunç Çağı tabakaları ve en altta ise Geç Neolitik yerleşimine rastlanmıştır.     Höyüğün en eski tabakası olan Geç Neolitik’te fırın ve ocakları ile birlikte çoğunluğu günlük işlerde kullanılmak amacıyla yapılmış mekanlar ile ayrıca özel işleve sahip bölümleri de höyük üzerinde gözlenebilir. Kazılarda pek çok seramik kap ile birlikte çakmak taşından aletler, taştan silahlar, Anatanrıça figürinleri ve antropomorfik kaplar açığa çıkarılmış olup, bunların bir bölümü İzmir Arkeoloji Müzesi’nde teşhir edilmektedir. 

http://www.ulkemiz.com/ulucak-hoyugu-kemalpasa

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Adres: ÇANKIRI CAD. ÇİÇEK SOK. NO:3 ULUS / ALTINDAĞ / ANKARA Telefon: 0312 324 15 55 Web: www.ybu.edu.tr FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Ülkemizin 97. ve Başkentimiz Ankara'nın beşinci devlet üniversitesi olarak (27648 Sayı ve 21 Temmuz 2010 tarihinde?Resmî Gazete?yayımlanan karar uyarınca) 7 fakülte, 1 yüksekokul ve 4 enstitü ile 1 Konservatuarla kapılarını üniversite adaylarına açtı.? Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce) Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(İkinci Öğretim) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği(İngilizce) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği(İngilizce)(İkinci Öğretim) Makine Mühendisliği(İngilizce) Makine Mühendisliği(İngilizce)(İkinci Öğretim) Malzeme Mühendisliği(İngilizce) Malzeme Mühendisliği(İngilizce)(İkinci Öğretim) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik (Fakülte) Hukuk Fakültesi Hukuk Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat(İngilizce) Maliye(İngilizce) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi(İngilizce) Uluslararası İlişkiler(İngilizce) Tıp Fakültesi Tıp(İngilizce)

http://www.ulkemiz.com/yildirim-beyazit-universitesi

3. ULUSAL ÇEVRE KONGRESİ

3. ULUSAL ÇEVRE KONGRESİ

Çok Kıymetli Katılımcılar,Yerelden bölgesele, bölgeselden evrensele canlı ve cansızlar açısından çok büyük tehdit unsuru oluşturan çevre sorunlarının dünya ölçeğinde tartışılmasını hedefleyen Ulusal Çevre Kongresi“Turizm ve Çevre” ana teması ile Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Marmaris Turizm Meslek Yüksekokulu işbirliğiyle 30 Temmuz – 2 Ağustos 2016 tarihleri arasında Marmaris’te düzenlenecektir.Kirleticilerin ekosistemler üzerindeki tahribatı ve canlılar üzerindeki potansiyel risklerine, sınırsızca tahrip edilen geriye dönüşsüz bir biçimde yok olan çevrenin vazgeçilmez öğelerinin tespitine ve çevrenin korunmasına yönelik farklı ve alternatif çözüm odaklı analiz ve çalışmaların kongre kapsamında değerlendirilmesinin toplam çevre kalitesine ve sağlıklı ortamlara katkısı kaçınılmaz olacaktır.Yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir dünya hedefi, bilgi üretme ve paylaşma konusunun en önemli aktörleri olan bilim adamları, kamu ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşlarının bir arada olması ile gerçekleşebilir.Doğal, kültürel ve tarihi mirası ile yeşilin ve mavinin tüm tonlarını içerisinde saklayan Türkiye’nin cennet köşelerinden biri olan Marmaris’te, üretilen bilgilerin dünya ekosisteminin hizmetine ikram etmek üzere buluşmak dileğiyle, saygılarımızı sunarız.Prof. Dr. Arzu ÇİÇEKKongre Başkanıwww.cevrekongresi.gen.tr

http://www.ulkemiz.com/3-ulusal-cevre-kongresi

9. Uludağ Dermatokozmetoloji Günleri

9. Uludağ Dermatokozmetoloji Günleri

Yer : Bursa Tarih : 09 – 12 Mart 2017 Düzenleyen :  Dermatokozmetoloji Derneği ve Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı Kongre Merkezi :Karinna Hotel Organizatör : Burkon Turizm Web Sitesi : http://dermatokozmetoloji.org Sayın Meslektaşlarımız, Dermatokozmetoloji Derneği ve Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı işbirliğinde, 09-12 Mart 2017 tarihleri arasında, Uludağ Karinna Otel'de dokuzuncusu düzenlenecek olan  “Uludağ Dermatokozmetoloji Günleri“ ne  sizleri davet etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Dernek olarak, Dermatoloji Uzmanlık eğitim programında yer alması gerektiğine inandığımız “Deri bakımı ve kozmetik işlemler” konusunda ilk uygulamalı kursları 2000 yılında düzenlemiştik. Sadece Deri ve Zührevi Hastalıkları uzmanlık öğrencileri ile uzmanlara yönelik olan, sınırlı sayıda katılımcıya yer verebildiğimiz toplantılarımız, meslektaşlarımızın yoğun ilgisi ile büyüdü, gelişti.  Bu toplantıda yeni başlayanlar için temel dermatokozmetolojik uygulamalar yanında, konusunda deneyimli meslektaşlarımızın algoritmik kombine tedavi yaklaşımları da yer bulacaktır. Sizleri uygulamalı kursların ağırlıklı olduğu sempozyumumuzda konuk etmekten büyük onur duyacağız.  Beyaz cennet Uludağ’da değerli katılımlarınızla bilimsel yönden doyurucu bir toplantı geçirmek umuduyla en iyi dileklerimizle saygılarımızı sunarız.  Prof.Dr. Şükran Tunalı    Eş Başkan Prof.Dr. Hayriye Sarıcaoğlu Eş Başkan  

http://www.ulkemiz.com/9-uludag-dermatokozmetoloji-gunleri

Novartis İlacı kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Novartis İlacı kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Novartis 1996'da çok uzun geçmişleri olan Ciba-Geigy ve Sandoz Laboratories'in birleşmesiyle oluşmuş ilaç şirketi.

http://www.ulkemiz.com/novartis-ilaci-kim-kurdu-sektordeki-yeri-nedir-

Yeni Yüzyıl Üniversitesi

Yeni Yüzyıl Üniversitesi

Adres: Sıraselviler Caddesi, Taksim / İSTANBUL Telefon: 0 212 444 50 01 Web: www.yeniyuzyil.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Üniversite, Vatan Sağlık ve Eğitim Vakfı (VASEV) tarafından 5839 sayılı Yasa ile 28 Şubat 2009 tarihinde kurulmuştur. Yüksek Öğretim Yasası çerçevesinde kamu tüzel kişiliği, mali ve idari özerkliği olan bir vakıf üniversitesidir. Kurucusu, Vakfın başkanı Dr. Azmi Ofluoğlu'dur. Eczacılık Fakültesi Eczacılık Eczacılık(Tam Burslu) Fen-Edebiyat Fakültesi Antropoloji Antropoloji(%50 Burslu) Antropoloji(%25 Burslu) Antropoloji(Tam Burslu) İngiliz Dili ve Edebiyatı İngiliz Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu) İngiliz Dili ve Edebiyatı(%25 Burslu) İngiliz Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu) Mütercim-Tercümanlık(İngilizce) Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(%50 Burslu) Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(%25 Burslu) Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(Tam Burslu) Moleküler Biyoloji ve Genetik(Tam Burslu) Moleküler Biyoloji ve Genetik(%50 Burslu) Moleküler Biyoloji ve Genetik(%25 Burslu) Moleküler Biyoloji ve Genetik İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Uluslararası İlişkiler(%25 Burslu) Uluslararası İlişkiler(%50 Burslu) Uluslararası İlişkiler(Tam Burslu) Uluslararası Ticaret (Fakülte) Uluslararası Ticaret (Fakülte)(Tam Burslu) Uluslararası Ticaret (Fakülte)(%50 Burslu) Uluslararası Ticaret (Fakülte)(%25 Burslu) İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte) Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte)(%25 Burslu) Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte)(%50 Burslu) Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte)(Tam Burslu) Radyo, Televizyon ve Sinema Radyo, Televizyon ve Sinema(%25 Burslu) Radyo, Televizyon ve Sinema(%50 Burslu) Radyo, Televizyon ve Sinema(Tam Burslu) Görsel İletişim Tasarımı Görsel İletişim Tasarımı(Tam Burslu) Görsel İletişim Tasarımı(%50 Burslu) Görsel İletişim Tasarımı(%25 Burslu) Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Mimarlık Mimarlık(Tam Burslu) Biyomedikal Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği(Tam Burslu) Biyomedikal Mühendisliği(%50 Burslu) Biyomedikal Mühendisliği(%25 Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği Elektrik-Elektronik Mühendisliği(Tam Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(%50 Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(%25 Burslu) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik (Fakülte) Hemşirelik (Fakülte)(%25 Burslu) Hemşirelik (Fakülte)(%50 Burslu) Hemşirelik (Fakülte)(Tam Burslu) Sağlık Yönetimi (Fakülte) Sağlık Yönetimi (Fakülte)(%25 Burslu) Sağlık Yönetimi (Fakülte)(%50 Burslu) Sağlık Yönetimi (Fakülte)(Tam Burslu) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)(Tam Burslu) Hukuk Fakültesi Hukuk Hukuk(Tam Burslu)

http://www.ulkemiz.com/yeni-yuzyil-universitesi

Abdi İbrahim İlaç A.Ş. yi kim kursu ? Firmanın sektödeki yeri nedir ?

Abdi İbrahim İlaç A.Ş. yi kim kursu ? Firmanın sektödeki yeri nedir ?

Eczacı Abdi İbrahim Bey tarafından 1912 yılında İstanbul Kocamustafapaşa'da açılan eczanede ilaç üretimi yapılırken, 1915 yılında Abdi İbrahim Müstahzarat-ı İspençiyariye adı altında Mahmutpaşa'da seri üretime geçilmesiyle bugünkü haline gelen Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş. kurulmuş oldu. 1919 yılında bu fabrikada, "kuvvet şurubu" (Şaraplı Kınakına Hülasası), Müshil-i Nadir (Abdi İbrahim Müshil Şekeri), Bromo-Valerin Nadir (Valerobrom Le Grand Benzeri) gibi "ilaç"lar üretilmeye başlandı. Farmasotik teknolojiyle üretilen ve eczanelere dağıtımı yapılan ilaç sayısı, 1940 yılında 80'e ulaştı. Mahmutpaşa'daki yerinin yetersizliği üzerine 1952'de Vefa semtine taşınan kuruluş, "İbrahim Abdi Barut" adı altında etkinliğini sürdürdü. 1975'e gelindiğinde, bugünkü adını alan şirket, 1994'te yeniden taşınarak Bahçeşehir'de yapılandı. 2007 yılında yönetim binası ve logo değişikliği ile son halini alan firma, giderek gelişerek güçlenmesini sürdürdü ve 2007’de yüzde 7,2 pazar payı ile 800 milyon doların üzerinde ciro elde etti. Dünyanın en büyük 96. ilaç şirketi oldu. İlk 100’e giren ilk ve tek Türk şirketi olan Abdi İbrahim İlaç Sanayi, misyonunu "insan sağlığına yönelik ilaç ve ürünleri, öncü ve yenilikçi yaklaşımlarla, tıbbın ve insanlığın hizmetine sunmak" şeklinde açıklamaktadır. Kalite ve çevre politikasına ayrı bir önem veren şirket, Sosyal sorumluluk projeleri adını verdiği uygulamalar çerçevesinde İstanbul'da Abdi İbrahim İlköğretim Okulu'nu yaptırmış, "verimli enerji kullanımı" konusundaki uygulamalarıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın düzenlediği "Sanayide Enerji Verimliliği Proje Yarışması"’nda iki ödül kazanmıştır. yanı sıra "Yeşil nokta" projesiyle ÇEVKO ile işbirliği yaparak geri dönüşüm konusunda olumlu gelişmeler kaydeden Abdi İbrahim, "Türkiye Metabolik Sendrom Sıklığı Araştırması", "Demir Gibi Türkiye" gibi kampanyalarla insan sağlığı konusunda yararlı etkinliklerde bulunmuştur. Vietnam, Özbekistan, Afganistan, Libya, Endonezya, Lübnan gibi ülkelere ilaç satışı yapan şirket, ayrıca birçok ülkede temsilcilikler bulundurmaktadır. 100'ü Ar-ge projelerinde, 200'ü dış ülkelerle olan ilişkilerde olmak üzere 2800 personeli bulunan Abdi İbrahim İlaç Sanayi A.Ş., birçok konuda ilaç üretimi yapmaktadır. Abdi İbrahim İlaç, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı (BMVDB)’na kayıtlı kurumlar arasında toplam 19.271.069 YTL’lik vergi tutarı ile sağlık kategorisinde ilaç sanayi firması olarak birinci oldu. BMVDB’ne kayıtlı 492 kuruma 2007 gelirleri için 31.2 milyar YTL vergi tahakkuk ettirildi. Tahsil edilen toplam vergi tutarı da 30.4 milyar YTL oldu. Büyük mükellefler, geçen yıl içinde Türkiye’de tahsil edilen net vergi gelirinin yüzde 18.27’lik bölümünü karşıladı. Abdi İbrahim İlaç Sanayi, alzheimernedir.com, cardiologic forum, ertesisabah.com, firmagenturkiye.com, gecmisolsun.net, gozkurulugu.com, hareketediyoruz.com, ibsnedir.com, kirisikligason.com nasaleze.com.tr, terlemeyeson.com, birlikteyuruyelim.com gibi internet sitelerinin sponsorluğunu yapmaktadır. kariyer.net sitesinin seçim oylamalarıyla, 2006 yılında İnsana Saygı Ödülü’nü kazanmıştır. Şirket Kronolojisi 1912: Eczacı Abdi İbrahim Bey tarafından İstanbul Küçükmustafapaşa semtinde ilk eczane kuruldu. 1916: Eczanede "yapma ilaç" üretimine geçildi: Kuvvet Şurubu, Abdi İbrahim Müshil Şekeri, Bromo-Valerin Nadir 1919: İlk ilaç üretim f1994: Esenyurt’taki yeni üretim tesislerinin temeli atıldı. abrikası kuruldu ve ilk hazır ilaç üretimine geçildi. 1939: Eczacı İbrahim Hayri Barut ile yönetimde ikinci kuşak devri başladı. 1952: Laboratuvarlar Vefa semtine taşındı. 1975: Şirket’in ismi "Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş." olarak değiştirildi. 1981: Eczacı Nezih Barut ile yönetimde üçüncü kuşak devri başladı. 1999: Küresel pazara açılma sürecinde ilk yapılanma Cezayir’de gerçekleşti. 2000: Esenyurt’taki cGMP (current Good Manufacturing Practices) standartlarına sahip üretim tesisleri faaliyete geçti. 2003: Ciro ve kutu satışında sektör liderliği elde edildi. Ar-Ge merkezinin yapımına başlandı. 2004: Avrupa Birliği GMP belgesi Hollanda sağlık otoriteleri tarafından onaylandı. Küresel pazarda genişleme süreci; Lübnan, Kazakistan ve Rusya ile devam etti. 2005: Uluslararası genişleme Azerbaycan ile devam etti. 2007: Ar-Ge Merkezi, uluslararası standartlarda farmasötik ürünler geliştirmek üzere faaliyete geçti. "Dünyanın En Büyük 100 İlaç Şirketi" arasına giren ilk Türk şirketi oldu. Abdi İbrahim İlköğretim Okulu açıldı. Abdi İbrahim Tower binası hizmete girdi. Avrupa Birliği GMP Belgesi, Hollanda Sağlık Otoritesi tarafından yenilendi. 2008: Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından akredite edilen ilk ilaç Ar-Ge merkezi açıldı. Kurum kimliği yenilendi 2009: 24 patent başvurusuyla sektörün öncüsü oldu. Uluslararası genişleme Irak ve Yemen ile devam etti. 2010: Abdi İbrahim Lojistik Merkezi, İstanbul Esenyurt’ta hizmete girdi.Portekiz’de Abdi Farma şirketi kuruldu.Avrupa Birliği GMP Belgesi, Almanya Sağlık Otoritesi tarafından yenilendi. 2011: Abdi İbrahim’in ürettiği iki eşdeğer hipertansiyon ürünü Fransa, Almanya, Hollanda ve İtalya’da aynı anda ilk eşdeğer ilaç olarak pazara sunuldu.Abdi İbrahim Ar-Ge Merkezi, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından verilen Ar-Ge Merkezi Belgesi’ni aldı.Reformed isimli yeni bir şirket kuruldu.BM Küresel İlkeler Sözleşmesi İlerleme Raporu yayımlandı. 2012: Abdi İbrahim 100. yılını kutladı. Kazakistan’ın en büyük şirketlerinden Global Pharm’ın yüzde 60’ı satın alındı ve Abdi İbrahim Global Pharm (AİGP) kuruldu. Ülkedeki ilaç sektörünün en modern fabrika yatırımına başlandı.Japon firması Otsuka Pharmaceutical ile Türkiye’de ilaç satışı için Abdi İbrahim Otsuka (AİO) isimli ortak bir şirket kuruldu. 2013: Abdi İbrahim Global Pharm, Kazakistan’da ilk GMP onaylı üretim tesisinin inşaatına başladı. Kanada, Moldova ve Güney Afrika’ya ilk ihracat gerçekleştirildi. Inhaler ve efervesan üretim tesisi tamamlandı. 2014:Cezayir’de Abdi İbrahim Remede Pharm (AİRP) kuruldu. Ülkedeki ilaç sektörünün en modern fabrika yatırımına başlandı. Abdi İbrahim Çağrı Merkezi kuruldu. 2015: AbdiBio Biyoteknolojik İlaç Üretim Tesisi’nin temel atma töreni yapıldı.Sultan II. Bayezid Edirne Dârüşşifası’nı iyileştirme projesi gerçekleştirildi.

http://www.ulkemiz.com/abdi-ibrahim-ilac-a-s-yi-kim-kursu-firmanin-sektodeki-yeri-nedir-

II. Mahmud (1808 - 1839)

II. Mahmud (1808 - 1839)

Sultan İkinci Mahmud, 20 Temmuz 1785 tarihinde, İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülhamid, annesi Nakşidil Valide Sultan'dır. Orta boylu, geniş omuzlu, beyaz sakallı, zarif ve sevimli yüzlüydü. Diğer Osmanlı padişahları gibi kuvvetli bir tahsil gördü. Öğrenimi ile, Sultan Üçüncü Selim, padişahlığı sırasında bizzat meşgul olmuştu. Cesur, temkinli, sabırlı ve azimli bir kişiliğe sahip olan Sultan İkinci Mahmud, Alemdar Mustafa Olayı sonrasında, 28 Temmuz 1808 tarihinde tahta çıktığında yirmi üç yaşındaydı. Zekî ve bilgili bir insan olan Sultan İkinci Mahmud, Avrupa'daki yenileşme hareketlerini benimsemişti. Adalet işlerine gereken önemi verdi, yeni kanun ve tüzükler hazırlattı ve bu sebeple kendisine "Adlî" ünvanı verildi. Şiiri, edebiyatı ve bilimi seven, halk arasında dolaşmayı ve onların dertlerini dinlemeyi gerekli gören Sultan İkinci Mahmud, Osmanlı Devleti'ni gerek sosyal bakımdan, gerekse uygarlık açısından ileri bir ülke yapmaya çalıştı. Sultan İkinci Mahmud, yakalandığı verem hastalığından kurtulamayarak, 1 Temmuz 1839 günü, dinlenmek için gittiği kardeşi Esma Sultan'ın Çamlıca'daki köşkünde, elli dört yaşında vefat etti. Büyük bir cenaze töreni ile halkın gözyaşları arasında Divan Yolu'ndaki türbesine defnedildi. Erkek çocukları: Abdülmecid, Abdülaziz, dört tane Ahmed isimli Şehzade, Bayezid, Abdülhamit, Süleyman, Mehmed, Murad, Nizameddin, Mehmed, Abdullah, Osman Kız çocukları: Emine Sultan, Hamide Sultan, Hayriye Sultan, Şah Sultan, Saliha Sultan, Ayşe Sultan, Atike Sultan, Fatma Sultan, Münire Sultan, Fatma Sultan, Mihrimah Sultan, Adile Sultan.

http://www.ulkemiz.com/ii-mahmud-1808-1839

Hipokrat Kimdir ?

Hipokrat Kimdir ?

Hipokrat (Yunanca: Ἱπποκράτης, Hippokrates) (d. MÖ 460, İstanköy - ö. MÖ 370, Larissa), tıbbın babası olarak anılan İyon hekim. Hekim olan babası tarafından yetiştirilip birçok yerde hekimlik yapmıştır.Anadolu’nun kuzey illerini gezdikten sonra İstanköy adasına dönerek hekimliğini sürdürdü. Antik İyonya’da bilimsel gelişme ve felsefe ile sımsıkı bağı olan hekimlik gözdeydi. Bu gelişme Hippokrates ile doruğa ulaştı. Kendisine göre tıbbın ilk kuralı “Primum non nocere” (Önce zarar verme!) ilkesidir.Çağdaşı Eflatun Protagoras adlı yapıtında Hipokrat’tan “Koslu Asklepiades” olarak bahseder. Hipokrat'ın öğrencilerini para karşılığında eğittiğini ve hekimlik alanında Polykleitos ile Phidias'ın heykelcilikte kazandığı üne yakın bir ün kazandığından bahseder. Eflatun, “Phaidros” adlı yapıtında ise Hipokrat'a değinerek onun tıbba felsefi bir yaklaşım getirmiş ünlü bir Asklepiades olduğunu ve insan vücudunu bir bütün olarak ele aldığını anlatır. Aristoteles'in öğrencilerinden Menon ise yazdığı tıp tarihinde Hipokrat'ın hastalıkların nedeni konusundaki görüşlerine özel bir yer verir. Menon’un aktardığına göre, Hipokrat'ın temel hastalık kuramı; yanlış beslenme sonucunda sindirilemeyen bazı artıkların buhar çıkardığı, bu buharların vücuttan atılamayarak hastalıklara yol açtığı şeklindedir. Hippokrates tarafından yazıldığı kabul edilen “Corpus Hippocraticum” (Hipokrat’ın Toplu Yapıtları) adlı yapıtı milattan sonra onuncu yüzyıldan kalmadır. Arap ve Avrupa tıbbına katkısı büyüktür. Bu yapıtta; batıl inançlar, büyülü şifa yöntemleri reddedilerek bir bilim dalı olan tıbbın temel ilkeleri öğretilmiştir. Hipokrat'ın çağında hekimler “Asklepiadlar” denen (hekimlik tanrısı olarak kabul edilen Asklepios adından türemiştir) loncalarda toplanırdı. Hekimlik babadan oğula geçerdi. Genç hekimler loncaya alınırken günümüzde de geçerli olan fakat bazı değişikliklerin yer aldığı ünlü “Hipokrat Yemini” ederlerdi. Eski Hipokrat Yemini’nde tıp tanrısı olarak kabul edilen Asklepios adına yemin edilirken, yeni yeminde kutsal inançlar üzerine yemin edilmektedir. Eski metinde kesinlikle çocuk düşürme eylemi içinde olmamaya yemin edilirken yeni metinde "yasal gerekler dışında çocuk düşürtmeyeceğim" denilmektedir. Eski metinde "hayatımı ve sanatımı kutsal ve saf olarak saklayacağım" ifadesi varken şimdiki yeminde böyle bir ifade yoktur.Hipokrat'ın ölümünden sonra Kos Adası Hekimlik Okulu'nun bütün buluşları Hipokrat'a mal edilmiştir. Bunların tümünün değilse de büyük bir bölümünün onun buluşu olduğuna kuşku yoktur.[kaynak belirtilmeli] Örneğin; bazı hastalıkları Hipokrat ilk kez tanımlamıştır, “Sopalanmış parmaklar” adlı hastalığa “Hipokratik parmaklar” denilmektedir. Çünkü ilk kez Hipokrat bu hastalığın tanımını yapmıştır. Diğer tanımladığı hastalıklar ise; "akciğer kanseri", “akciğer hastalığı”, “siyanotik kalp hastalığı”dır.

http://www.ulkemiz.com/hipokrat-kimdir-

Knidos Tiyatrosu

Knidos Tiyatrosu

İl: Muğla İlçe: Datça Konum: Tekir Yarımadası Bölge: Karia Bölgesi Antik Tiyatroları Oturum : 25 Sıra Kapasitesi: Yaklaşıl 5600 kişi Açıklama: Knidos, Ege Deniziyle Akdeniz’i birbirinden ayıran Tekir Yarımadası’nın ucunda kurulmuştur. Zeytin ve şarap üretimiyle İlkçağ’ın hareketli ticaret merkezlerinden biridir. Konumu nedeniyle özellikle Doğu Akdeniz’den gelen gemilerin zorunlu uğrak yeri olmuştur. Praksiteles’in yaptığı iki Afrodit heykelinden giyinik olanını Kos Adası halkı, çıplak olanına ise Knidoslular sahiplenmişlerdir. Knidos Afroditi Yunan heykel sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. Eudoksos’un astronomi ve tıp alanlarındaki çalışmalarıyla kent bilim tarihinde önemli bir yere sahiptir. Knidoslu mimar Sosrates Mısır’daki ünlü İskenderiye Feneri’nin tasarımcısıdır..Bir Yunan şehri olan Knidos’ta Miletos ve Priene’de olduğu gibi ızgara plan esas alınmıştır. 1857’de İngiliz Charles.Newton başkanlığında yapılan kazılardan çıkarılan, aralarında Tanrıça Demeter’in tanınmış heykeli ve Aslanlı Mozole’nin üstündeki Aslan heykeli de olmak üzere yüzlerce yapıt İngiltere’ye götürülmüştür. Bu yapıtlar bugün British Museum’da sergilenmektedirler.Knidos’un iki tiyatrosu var. Birisi limanın kenarında, öteki, kentin en üst terasının yukarısında, dik yamaçtadır.Yukarı tiyatrodan günümüze sağ destek duvarı dışında çok az şey kalmıştır. Henüz kazısı yapılmamıştır. Bu tiyatronun beyaz mermerden oturma sıraları yağmacıların ilgisini çekmiş; iddialara göre, otuma sıralarının çoğunu Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa, kalanını da Osmanlı Sultanı 19. yy da gemilerle taşıtmışlar.Sahildeki üç kademeli tiyatro 30 derece eğimle düzeltilmiş yamaca yaslanmıştır. Oturma sıraları, günümüze kadar toprak altında kaldığı için biraz sararsa da ak mermerden yapıldığı belirgindir. Mermer kaplamanın tabanına, kaba yontulmuş taşlar dizilmiş, mermer oturma sıraları bunların üzerine bindirilmiştir. Tiyatroya girişler, orkestraya açılan girişlerin dışında hem sağ hem de soldan, dört tonozlu geçitlerle sağlanmıştır. Yukarıdaki orta yola açılan tonozlu girişler depremlerle yıkıldığı için günümüze ulaşmamıştır. Aşağıdaki iki tonozlu giriş bize ulaşmıştır. Tonozlu girişler dışarıdan orkestra yönünde ilerleyerek oturma sıralarının altını kat ederek izleyici koyağına ulaşsa da doğrudan orta yola açılmaz. Dik açıya yakın bükülerek sahne binasına doğru yönelip orta yola açılır. Bu durum, sesin sağlıklı erimini sağlama kaygısından ileri gelmiştir. . Kemerli girişler, ilk bakışta birinci kademe gibi görünen ilk bölümü ortadan ikiye ayırır. Birinci kademe 13, ikinci kademe 12 sıralıdır. Birinci kademeden sonraki küçük orta yolun genişliği yaklaşık üç ayak, arkasındaki küçük destek duvarı iki ayak yüksekliğindedir. Üçüncü üst kademede dokuz sıra vardır. Buradaki geniş ikinci orta yolun tabanı altı ayaktır. Arkasındaki destek duvarının yüksekliği, üç ayak dört parmaktır. Aşağıdaki ilk iki kademede sekiz, üçüncü kademe 15 ışınsal merdivenli yol vardır. Sahne bölümünün orkestra kenarındaki ön cephe duvarının sıvasının üstüne uygulanmış renkli bezemelerden ufak bir bölümü günümüze ulaşmıştır. Bu durum orkestra kenarındaki duvarın renkli betimlemelerle süslü olduğu fikrini verir. Kazısı devam eden sahne binasının altındaki tonozlu bölümlerden bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. Sahne binasının yüksekliği, orkestra çapına bağlı olarak Roma mühendislik formülleri uygulandığında 46 ayak civarında olmalıdır.Bu tiyatro yerinde yapılan ölçümle yaklaşık 5.650 kişiliktir   Fotoğraflar: Yaşar YılmazKaynak: http://www.mimarlikmuzesi.org  

http://www.ulkemiz.com/knidos-tiyatrosu

Yeditepe Üniversitesi

Yeditepe Üniversitesi

Adres: İnönü Mah. Kayışdağı Cad. 26 Ağustos Yerleşimi 34755 Kadıköy - İstanbul Telefon: 0216 578 02 90 Web: www.yeditepe.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yeditepe Üniversitesi İstanbul'da eğitim veren, İstanbul Eğitim ve Kültür Vakfı (İSTEK Vakfı) tarafından 4142 sayılı Yasa ile 1996 yılında kurulan Yüksek Öğretim Yasası çerçevesinde kamu tüzel kişiliği, mali ve idari özerkliği olan bir vakıf üniversitesidir. Kurucusu Bedrettin Dalan'dır. Türkiye'nin birçok alanda öncüleri olan seçkin, başarılı, uzman akademik ve yönetsel kadroları ile Atatürkçü düşüncelerin ışığında, onun ilke ve inkılaplarına tam bağlı laik, çağdaş, araştırmacı ve yenilikçi, temel kültür konularına ve teknolojiye hakim, dünya kültürüne erişmiş, kendi özbenliğini güçlendirmiş gençler yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Yeditepe Üniversitesi, çağdaş eğitim program ve uygulamalarıyla bilgi çağına dönük bir eğitim yapmaktadır. Üniversitenin ana yerleşimi "26 Ağustos Yerleşimi" adını taşımaktadır. Diş Hekimliği Fakültesi dışındaki tüm lisans ve yüksek lisans eğitimi2000/2001 Akademik yılından beri 26 Ağustos Yerleşimi'nde yapılmaktadır. Diş Hekimliği Fakültesi ve Uygulamalı Hastahanesi Göztepe'de,Bağdat Caddesi üzerinde bulunan binasında eğitim vermektedir. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ise E-5 Karayolu'nun üzerindeBostancı'da 2005-2006 akademik yılında hizmete girmiştir. Üniversitenin 26 Ağustos Yerleşimi, İstanbul'un Anadolu Yakası'nda Kayışdağı'nın eteklerinde kendine özgü mimarisi ile 125 bin metrekarelik bir alana yerleşmiştir. Ziyarete gelenleri adeta büyüleyen 26 Ağustos Yerleşimi'nin mimari konsepti, üniversitenin kurucusu Bedrettin Dalan'a aittir. Selçuklu mimarisinden esinlenerek yapılan 26 Ağustos Yerleşimi'nde her biri 5-8 katlı bina ve bu binaları çevreleyen üç ayrı öğrenci oteli bulunmaktadır. Binaların içine, yüksekliği 22 metreye ulaşan büyük kapılardan girilmekte; bol ışıklı avluları ile tipik Selçuklu mimarisinden günümüze aktarılan modern yapı özelliğini taşımaktadır. Binaların dış yüzü, Anadolu'dan getirilen doğal taşlarla kaplıdır. Üniversitenin sembolü, Selçuklu mimarisine özgü, kadın ve erkeği temsil eden çift başlı kartaldır. Bu sembolü, yerleşimin ana giriş kapısında ve binaların çeşitli yerlerinde görebilirsiniz.16400 öğrenci sayısı ile en çok öğrenciye sahip vakıf üniversitesidir.Ayrıca 60 bölüme sahiptir.Bu özelliği ile Türkiye 'de vakıf üniversiteleri arasında en çok bölümü olan okuldur. 26 Ağustos adı ise Türk tarihinin önemli olaylarının olduğu tarihtir. Yüksek lisans düzeyinde ise sosyal bilimler, fen bilimleri, eğitim bilimleri,Atatürk İlkeleri ve inkılap tarihi ve sağlık bilimleri alanlarında eğitim vermektedir. Lisans ve önlisans eğitimleri, Kayışdağı?nda 26 Ağustos Yerleşimi'nde, Göztepe?de Diş Hekimliği Fakültesi ve Uygulamalı Hastanesi'nde, lisansüstü eğitimi ise Kayışdağı 26 Ağustos Yerleşimi ve Göztepe Yerleşimi?nde yapılmaktadır.   Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hekimliği Diş Hekimliği(Tam Burslu) Eczacılık Fakültesi Eczacılık Eczacılık (%50 Burslu) Eczacılık(Tam Burslu) Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(%50 Burslu) Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(Tam Burslu) İngilizce Öğretmenliği İngilizce Öğretmenliği(%50 Burslu) İngilizce Öğretmenliği(Tam Burslu) Matematik Öğretmenliği(%50 Burslu) Matematik Öğretmenliği(Tam Burslu) Matematik Öğretmenliği Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(%50 Burslu) Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(Tam Burslu) Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği(%50 Burslu) Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği(Tam Burslu) Fen-Edebiyat Fakültesi Antropoloji Antropoloji(%50 Burslu) Antropoloji(Tam Burslu) Çeviribilim Çeviribilim(%50 Burslu) Çeviribilim(Tam Burslu) Felsefe Felsefe(%50 Burslu) Felsefe(Tam Burslu) Fizik(%50 Burslu) Fizik(Tam Burslu) İngiliz Dili ve Edebiyatı İngiliz Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu) İngiliz Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu) Matematik Matematik(%50 Burslu) Matematik(Tam Burslu) Psikoloji Psikoloji(%50 Burslu) Psikoloji(Tam Burslu) Sosyoloji(%50 Burslu) Sosyoloji(Tam Burslu) Tarih Tarih(%50 Burslu) Tarih(Tam Burslu) Türk Dili ve Edebiyatı Türk Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu) Türk Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu) Güzel Sanatlar Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Peyzaj Mimarlığı(%50 Burslu) Peyzaj Mimarlığı(Tam Burslu) Hukuk Fakültesi Hukuk Hukuk(%50 Burslu) Hukuk(Tam Burslu) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat İktisat(%50 Burslu) İktisat(Tam Burslu) İşletme İşletme(%50 Burslu) İşletme(Tam Burslu) Kamu Yönetimi Kamu Yönetimi(%50 Burslu) Kamu Yönetimi(Tam Burslu) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Fransızca) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Fransızca)(%50 Burslu) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(%50 Burslu) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Fransızca)(Tam Burslu) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Tam Burslu) Uluslararası İşletme Yönetimi(Almanca) Uluslararası İşletme Yönetimi(Almanca)(%50 Burslu) Uluslararası İşletme Yönetimi(Almanca)(Tam Burslu) İletişim Fakültesi Gazetecilik Gazetecilik(%50 Burslu) Gazetecilik(Tam Burslu) Halkla İlişkiler ve Tanıtım Halkla İlişkiler ve Tanıtım(%50 Burslu) Halkla İlişkiler ve Tanıtım(Tam Burslu) Radyo, Televizyon ve Sinema Radyo, Televizyon ve Sinema(%50 Burslu) Radyo, Televizyon ve Sinema(Tam Burslu) Reklam Tasarımı ve İletişimi Reklam Tasarımı ve İletişimi(%50 Burslu) Reklam Tasarımı ve İletişimi(Tam Burslu) Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bilgisayar Mühendisliği(%50 Burslu) Bilgisayar Mühendisliği(Tam Burslu) Biyomedikal Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği(%50 Burslu) Biyomedikal Mühendisliği(Tam Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği Elektrik-Elektronik Mühendisliği(%50 Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(Tam Burslu) Genetik ve Biyomühendislik Genetik ve Biyomühendislik(%50 Burslu) Genetik ve Biyomühendislik(Tam Burslu) Gıda Mühendisliği Gıda Mühendisliği(%50 Burslu) Gıda Mühendisliği(Tam Burslu) İnşaat Mühendisliği İnşaat Mühendisliği(%50 Burslu) İnşaat Mühendisliği(Tam Burslu) Kimya Mühendisliği Kimya Mühendisliği(%50 Burslu) Kimya Mühendisliği(Tam Burslu) Makine Mühendisliği Makine Mühendisliği(%50 Burslu) Makine Mühendisliği(Tam Burslu) Mimarlık Mimarlık(%50 Burslu) Mimarlık(Tam Burslu) Sistem Mühendisliği Sistem Mühendisliği(%50 Burslu) Sistem Mühendisliği(Tam Burslu) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik (Fakülte) Beslenme ve Diyetetik (Fakülte)(%50 Burslu) Beslenme ve Diyetetik (Fakülte)(Tam Burslu) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)(%50 Burslu) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)(Tam Burslu) Hemşirelik ve Sağlık Hizmetleri Hemşirelik ve Sağlık Hizmetleri(%50 Burslu) Hemşirelik ve Sağlık Hizmetleri(Tam Burslu) Tıp Fakültesi Tıp Tıp(%50 Burslu) Tıp(Tam Burslu) Ticari Bilimler Fakültesi Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri (Fakülte) Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri (Fakülte)(%50 Burslu) Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri (Fakülte)(Tam Burslu) Turizm ve Otel İşletmeciliği (Fakülte) Turizm ve Otel İşletmeciliği (Fakülte)(%50 Burslu) Turizm ve Otel İşletmeciliği (Fakülte)(Tam Burslu) Uluslararası Finans (Fakülte) Uluslararası Finans (Fakülte)(%50 Burslu) Uluslararası Finans (Fakülte)(Tam Burslu) Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık (Fakülte) Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık (Fakülte)(%50 Burslu) Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık (Fakülte)(Tam Burslu) Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik (Fakülte) Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik (Fakülte)(%50 Burslu) Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik (Fakülte)(Tam Burslu) Yönetim Bilişim Sistemleri (Fakülte) Yönetim Bilişim Sistemleri (Fakülte)(%50 Burslu) Yönetim Bilişim Sistemleri (Fakülte)(Tam Burslu)

http://www.ulkemiz.com/yeditepe-universitesi

3.Ulusal ( Uluslararası Katılımlı) Biyologlar Kongresi

16 Nisan 2016DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KONGRE MERKEZİDeğerli Meslektaşlarımız,Biyologlar Dayanışma Derneği olarak 3.Ulusal (Uluslararası Katılımlı) Biyologlar Kongresi’ni düzenliyor olmanın gurur ve sevincini yaşıyoruz.Her geçen gün Biyologlar açısından daha kritik hale gelen düzenlemelere karşı gösterilmesi gereken duruşu sergilemek için Biyologlar Odasının kurulması ihtiyacına dikkat çekmek,  karşılaştığımız sorunların çözüme kavuşması ve biyolojinin hak ettiği yere gelmesi için farkındalık yaratmak amacını güttüğümüz ve bu yıl 3.sü gerçekleştirilecek kongremizi "Dünya’nın Kalbi Biyoloji" temasıyla 16 Nisan 2016 tarihinde sizlerin de katkılarınızla gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu büyük organizasyonda sizleri de yanımızda görmekten onur duyacağız.Kongremize bilimsel katkıda bulunan ve biyolojinin çeşitli dallarındaki gelişmeleri bize aktaran değerli öğretim üyesi hocalarımız, farklı kurumlarda ve özel sektörde çalışan meslektaşlarımız ve kongremize katılarak genç enerjileriyle sinerjimize katılacak  öğrencilerimizle bu ortamı paylaşmak istiyoruz.Yeni yaklaşımların  gözlenmesi, biyolog olarak yaşadığımız sorunlara çözüm bulunması ve  meslektaşlarımızı bir araya getirme, birlik ve beraberliğin sağlanması açısından kongrelerin rolü çok önemlidir. Bu sene üçüncüsünü düzenlediğimiz kongremizde her sene artan sayıda katılımcının olması bizi daha çok heyecanlandırmakta ve sorumluluğumuzu arttırmaktadır.Gün boyu devam edecek olan oturumlarla Dünyanın kalbi olan Biyoloji'nin önemini vurgulayacak, sizlerin de değerli katkılarınızla Biyologların sesini en gür tonda haykıracağız.Mesleğimizin saygınlığının, etki gücünün, ülkemize katkılarının bu işbirliği ile güçleneceği ve bu alanın önemini vurgulamak için bir fırsat yaratacağını biliyor, bu nedenle Yaşamın Olduğu Her Yerde Biyologların Varolması Gerektiği" farkındalığının doğduğu Ankara’ya tüm meslektaşlarımızı bekliyoruz.       16 Nisan 2016 tarihinde Ankara’da yapılacak 3. Ulusal (Uluslararası Katılımlı) Biyologlar  Kongresi’nde buluşmak dileklerimizle…Saygılarımızla,Düzenleme Kurulu AdınaBiyologlar Dayanışma DerneğiKongre Sekreterliği

http://www.ulkemiz.com/3-ulusal-uluslararasi-katilimli-biyologlar-kongresi

IV. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu 26-28 Nisan 2017

IV. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu 26-28 Nisan 2017

26-28 Nisan 2017 tarihlerinde Niğde’de gerçekleştirilecek olan IV. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu’na katılmak isteyen tüm bilim insanlarının başvurularını ve ilgi duyan herkesi bekleriz.

http://www.ulkemiz.com/iv-uluslararasi-turk-dunyasi-arastirmalari-sempozyumu-26-28-nisan-2017

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0