Arama Sonuçları..

Toplam 276 kayıt bulundu.
MESMAP-3 Sempozyumu

MESMAP-3 Sempozyumu

Düzenleyen :    (Akdeniz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Derneği (ATABDER), Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Derneği (AMAPSEEC), Hindistan Eczacılık Öğreticileri Birliği (APTI), Resmi Ulaşım Sponsoru Türk Hava Yolları (THY), Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı) nın destekleri ile Gazimagosa, Kıbrıs’ta düzenlemecektir. Yer : K.K.T.C Tarih : 13 – 16 Nisan 2017 Kongre Merkezi :  Merit Park Otel Organizatör : Puzzle Travel Agency Web Sitesi : http://www.mesmap.org/ Değerli Meslektaşım, Bildiğiniz üzere; Bilimsel Toplantı Organizasyonları bilgi paylaşımlarının ötesinde ülkelerin üst düzeyde tanıtımında oldukça önemli bir yere sahiptir. Bizler akademisyenler olarak yıl boyunca dünyanın farklı iklimlerinde birçok ülkedeki bilimsel toplantılara katılarak hem ülkemizi tanıtıyor hem de farklı kültürel zenginliklerini yerinde görerek çevremize aktarıyoruz. Yurtdışındaki bilimsel toplantılarda ülkemizin tanıtımı konusunda üzerimize düşen görevi en iyi şekilde yapmaya çalışmanın yanında, zaman zaman farklı ülkelerdeki meslektaşlarımızın da ülkemizi ve kültürümüzü yerinde görmesi ve tanıması konusunda aktiviteler yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Bu kapsamda, MESMAP-1 (Mediterranean Symposium on Medicinal and Aromatic Plants – Akdeniz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Sempozyumu) Sempozyum serilerine, Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin ev sahipliğinde Kaya Artemis Otel’de, 35 farklı ülkeden yaklaşık 300 bilim insanının katılımı ile 17-20 Nisan 2013 tarihlerinde Gazimagosa (K.K.T.C.)’da başlangıç yapmıştık. MESMAP-2013 Sempozyumu, uluslararası bilim çevrelerince olumlu karşılanmış, toplantı bildirilerinin telif hakları İngiltere merkezli “CABI Abstracts” tarafından yayınlanmak üzere talepte bulunulmuştur. Ulusal ve uluslararası düzeyde yapılan toplantıların başarı ile en güzel şekilde sonuçlanmasında; şüphesiz ki, toplantılara katılarak birikimlerini paylaşan değerli bilim insanlarının büyük rolü bulunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/mesmap-3-sempozyumu

Enstantane nedir?

Enstantane nedir?

Fotoğraf makinesi üzerinde yer alan perdenin (obtüratör de denir) açılıp kapanma süresine enstantane adı verilir. Enstantane, obtüratör hızı ya da perde hızı olarak da adlandırılır.

http://www.ulkemiz.com/enstantane-nedir

Kaunos Tiyatrosu

Kaunos Tiyatrosu

İl: Muğla İlçe: Köyceğiz Köy: Dalyan köyü Bölge: Karia Bölgesi Antik Tiyatroları Oturum : 31 Sıra Kapasitesi: Yaklaşıl 550 kişi Açıklama: Kaunos’un bulunduğu tepenin üç tarafı eskiden denizle kaplıyken günümüzde denizden üç kilometre uzaklaşmıştır. Tiyatronun ön tarafına düşen limanı şimdi yarı bataklık, küçük bir göl halindedir. 1877 ile 1920 de yabancı araştırmacılar bu kente ilgi göstermişler, kazmışlar. Bu günde devam eden kazıya yaklaşık 40 yıl önce Türk arkeologlar başlamışlar.İki kademeli Kaunos tiyatrosu erken dönem tiyatro özelliklerini taşır. İzleyici koyağı sahne binasını biraz kucaklayıp 180 dereceden büyük açı yapar. Oturma sıralarının birçok yerinde izleyicileri güneşten koruyan tentelerin için ahşap direk delikleri görülür. Her iki kademede 17 şer sıra vardır. Yine her iki kademede de 10 ışınsal yol vardır. Dairesel orta yolun genişliği beş ayak altı parmaktır. Ayrıca orta yolun kenarı ile ikinci kademenin üst sırasına sırtlıklı koltuklar dizilmiştir. İkinci kademede her ne kadar 14 sıra görülüyorsa da 30 derecelik eğim göz önüne alındığında daha üç sıra olması gerekir. Tiyatronun yaklaşık 40 ayak kuzeydoğusunda tiyatroların koruyucu tanrısı Dionysos’un tapınağı bulunmaktadır. Orkestra yarıçapı 40 ayaktır. İzleyici koyağında sekiz merdivenli ışınsal yol görülmesine karşın iki baştaki merdivenlerle 10 ışınsal yol olması gerekir. Tiyatronun sol yanının neredeyse tamamı yamaca yaslanmıştır. Kuzeybatı tarafının bir bölümü izleyici koyağını kavrayan destek duvarına yaslanır. Bu duvarın içinden girerek orta yola ulaşan merdivenli, tonozlu geçit büyük oranda sağlamdır. Tiyatro güneybatıdaki antik limana doğru bakar. Sahne binasının büyükçe bölümü ayaktadır. En az iki kez onarılarak değişime uğramış olan bu tiyatronun günümüze ulaşan bölümleri Roma mühendisliğinin izlerini taşır. Uzmanların belirttiğine göre, tiyatronun yanındaki Dionyssos tapınağı İ.Ö. 4. yüzyılda inşa edilmiştir. Bu bağlamda tiyatronun da en azından aynı dönemde inşa edilmiş olması gerekir. Yerinde yapılan ölçüme göre, bu tiyatronun yaklaşık sığarı 5.500 kişiliktir. Fotoğraflar: Yaşar YılmazKaynak: http://www.mimarlikmuzesi.org  

http://www.ulkemiz.com/kaunos-tiyatrosu

Rumeli Hisarı ve Özellikleri Nelerdir?

Rumeli Hisarı ve Özellikleri Nelerdir?

Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı olarak da bilinir), İstanbul'un Sarıyer ilçesinde Boğaziçi'nde bulunduğu semte adını veren hisar. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un fethinden önce boğazın kuzeyinden gelebilecek saldırıları engellemek için Anadolu yakasındaki Anadolu Hisarı'nın tam karşısına inşa ettirilmiştir. Burası boğazın en dar noktasıdır. Mekânda uzun yıllardır Rumeli Hisarı Konserleri düzenlenmektedir.Sarıyer, İstanbul'da bulunan Rumeli Hisarı, 30 dönümlük bir alanı kapsamaktadır. Anadolu Hisarı'nın karşısında İstanbul Boğazı'nın 600 metrelik en dar ve akıntılı kısmında inşa edilmiş bir hisardır. 90 gün gibi kısa bir sürede tamamlanan hisarın üç büyük kulesi, dünyanın en büyük kale burçlarına sahiptir. Rumeli Hisarı'nın adı Fatih vakfiyelerinde Kulle-i Cedide; Neşri tarihinde Yenice Hisar; Kemalpaşazade, Aşıkpaşazade ve Nişancı tarihlerinde Boğazkesen Hisarı olarak geçmektedir.Hisarın inşaatına 15 Nisan 1452'de başlanmıştır. İş bölümü yapılarak her bölümün inşaası bir paşanın denetimine verilmiş, deniz tarafına düşen bölümün inşaasını da Fatih Sultan Mehmet bizzat kendisi üstlenmiştir. Denizden bakıldığında sağ taraftaki kulenin yapımına Saruca Paşa, sol taraftakinin yapımına Zağanos Paşa, kıyıdaki kulenin yapımına da Halil Paşa nezaret etmiştir. Buralardaki kuleler de bu paşaların adlarını taşımaktadırlar. Hisarın inşası 31 Ağustos 1452'de tamamlanmıştır.Hisarın yapımında kullanılan keresteler İznik ve Karadeniz Ereğlisi'nden, taşlar ve kireç Anadolu'nun değişik yerlerinden ve spoliler (devşirme parça taş) çevredeki harap Bizans yapılarından temin edilmiştir. Mimar E. H. Ayverdi'ye göre hisarın yapımında yaklaşık olarak 300 usta, 700-800 işçi, 200 arabacı, kayıkçı, nakliyeci ve diğer tayfa çalışmıştır. 60,000 metrekare alanı kapsayan eserin kargir hacmi yaklaşık 57,700 metreküptür.Rumeli Hisarı'nın Saruca Paşa, Halil Paşa ve Zağanos Paşa adlarında üç büyük ve Küçük Zağanos Paşa ile 13 adet irili ufaklı burcu bulunmaktadır. Zemin katları ile birlikte Saruca Paşa ve Halil Paşa kuleleri 9 katlı, Zağanos Paşa Kulesi ise 8 katlıdır. Saruca Paşa Kulesi'nin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 7 metre, yüksekliği ise 28 metredir. Zağanos Paşa Kulesi'nin çapı 26,70 metre, duvar kalınlığı 5,70 metre, yüksekliği ise 21 metredir. Halil Paşa Kulesi'nin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 6,5 metre ve yüksekliği de 22 metredir.Rumeli Hisarı, 1509 Büyük İstanbul Depreminde büyük zarar görmüş ancak hemen onarılmıştır. 1746 yılında çıkan yangında ahşap kısmı harap olmuştur. Hisar tekrar III. Selim (1789-1807) döneminde onarılmıştır. Hisarın kulelerini örten ahşap külahlar yıkılınca, kale içi küçük ahşap evlerle dolmuştur. 1953 yılında cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın talimatı ile üç Türk bayan mimar Cahide Tamer, Selma Emler ve Mualla Eyüboğlu Anhegger hisarın onarımı için gerekli çalışmaları başlatmış, kale içindeki ahşap evler kamulaştırılarak yıkılmış ve restorasyon gerçekleştirilmiştir.Rumeli Hisarı bugün müze ve açık hava tiyatrosu olarak kullanılmaktadır. Hisarda açık teşhir yapılmakta, sergi salonu bulunmamaktadır. Toplar, gülleler ve Haliç'i kapattığı söylenen zincirin bir parçasından oluşan eserler, bahçede sergilenmektedir.Rumeli Hisarı ayrıca İstanbul'un Sarıyer ilçesine bağlı bir semttir. Her yılın yaz döneminde konserlerin başladığı mekân olarak da bilinir. Ayrıca çok sayıda balık restoranı mevcuttur. https://tr.wikipedia.org/wiki/Rumeli_Hisarı

http://www.ulkemiz.com/rumeli-hisari-ve-ozellikleri-nelerdir

Apollon  Işık, Sanat, Şiir, Okçuluk, Hastalık ve Sağlık Tanrısı

Apollon Işık, Sanat, Şiir, Okçuluk, Hastalık ve Sağlık Tanrısı

Apollon (Yunanca: Απόλλων, Latince: Apollo), mitolojide müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısı, kehanet yapan, bilici tanrıdır. Aynı zamanda kahinlik yeteneğini diğer insanlara da transfer edebilir. Biseksüel yönüyle ağır basan Apollon'un mitolojideki eşi Kassandra olup Zeus ve Leto'nun oğlu, Artemis'in ikiz kardeşidir. Sarışın ve çok yakışıklıdır. Orijini Yunan olan Apollon, Roma mitolojisine Apollo ismiyle geçmiştir. Mitolojideki en önemli tanrılardan biri olan Apollon, Anadolu kökenlidir.Mitolojide kişiliğiDüşüncesi Hermes'in tanrısal gücüyle ikiye ayırdığı inek bağırsağını, kaplumbağa kabuğuna bağlama olan altın bir lir çalan Apollon müzler korosunun başıdır. Gümüş yayıyla oku en uzağa o atabilir ve okların tanrısıdır. Tıbbı insanlara o öğretmiştir, yine hekimliğin tanrısıdır. Asla yalan söylemez; ışığın ve gerçeğin tanrısıdır. Kutsal ağacı defne, hayvanları yunus, atmaca, kuğu ve kargadır. Lakapları okçu, "Likya'lı" ve Latince'de yırtıcı kuşlara ilişkin olarak kullanılan, "yırtıcı" anlamına gelen "Vulturus"dur.Yunan kültüründe yeriOlymposluları altın liriyle eğlendiren, çok uzaklara ok atabilen, hastaları iyileştiren, iyileştirme sanatını hastalara ilk öğreten gümüş yayın efendisi okçu Tanrı olarak Yunan şiirlerine geçmiştir. Aynı güneş ışınları gibi Apollon'un okları da hem hasta edici hem de iyileştiricidir. Her ne kadar ışıkla özdeşmeşmiş ise de, ilk ortaya çıktığında Apollon, güneş tanrısı değildir. Asıl yunan güneş tanrısı Helios'dur. Apollon ve Artemis'in, güneş-ay ile özdeşleşmesi daha sonradan gerçekleşmiş, özellikle Romalılar döneminde bu anlayış kuvvetlenmiştir.Orfe öğretisinde sezgi, ilham ve vicdanın sembolü olan Apollon'dan Yunan mitolojisinde kökeni Luvi dilinde ışık anlamına gelen, kurt anlamındaki “lyk” (Latincede lux biçimine dönüşmüştür) sözcüğünden türeyen "Lykya"'lı olarak söz edilir. Likyalı sıfatının Apollon adının aslı olduğu, bir iddiaya göre, Etrüsk dilinde bir ilahı belirtmek üzere kullanılan Aplu, Apulu ya da Aplum adıdır.Mitolojik Apollon kronolojisiYunan mitolojisinde Apollon'un yaptığı sayısız işlerden bazıları şunlardır:    Kutsal ağacının defne olması ile ilgili iki rivayet vardır. Bir nehir perisinin kızı olan Daphne adlı nympheye hayrandır. Fakat Daphne, bakire kalmaya yemin etmiştir. Peşine düşen Apollon'dan kaçabilmek için Artemis'ten kendisini saklamasını ister ve orada bir defne ağacına dönüştürülür. Onunla dalga geçtiği için Eros, iki tane ok hazırlar birinci oku altınla kaplamıştır ve atılan kişiyi sonsuz aşık edecek ikinci ok ise aşktan uzaklaştıran bir oktur. Altın kaplı ok Apollon'a diğer ok ise Daphne'ye gelmiştir. Apollondan kaçan Daphne yakalanacağını anlayınca babası Peneus'tan yardım ister ve babası da onu Defne ağacına dönüştürür bunun üzerine Apollon onu unutmayacağı üzerine yemin eder.    Apollon, adını Pythia adlı kahinelere verecek olan Python ejderini bir mağarada ya da yeraltı yarığında öldürür ve öldürdüğü yerde Trakyalı Orfe Delf inisiyasyonunu başlatır.    Zagreus’un kemiklerini Apollon Delf’e gömer: Zeus’un buyruğu üzerine Musaların (müzler) yardımıyla Zagreus’un parçalarını bir araya getirir. Dünya’nın merkezi yakınına gömer.    Hera'nın oyunuyla Hera, Athena, Poseidon ile birlikte Zeus'u tuzağa hapseder. Ancak Briareus'un yardımıyla tuzaktan kurtulan Zeus, Apollon'u Poseidon ile birlikte sürgüne yollar ve Truva kralı Laomedon tarafından surlarını örmeye cezalandırır. Surlar örülürken kendisi lirini çalarak kralın sürülerine göz kulak olur. İş bittiğine Laomedon belirlenen ücretini vermeyince ceza olarak şehre hastalık yayar.    Hermes’e sihirli bir altın asa verir. Hermes ateş çıkartabildiği bu asa sayesinde habercilerin efendisi olur.    Üç uçlu yabayla yaptığı bir hareketle yunusu göğe bir takımyıldız olarak yerleştirir.    Liri küçük bir çocuk olan Orpheus'a verir.    Kız kardeşi Artemis'in Orion ile beraber olmasını engeller.    Karısı Koronis'in sadakatsizliğini cezalandırmak kız kardeşi Artemis'i yollar. Oğlu Asklepius'u da yetiştirmesi için at adam Kheiron'a verir.    Artemis ile birlikte Niobe'yi kibri yüzünden cezalandırmıştır.    Flüt çalmaktaki becerisini kendisiyle kıyaslanan Marsias'ı yarışın sonunda bir ağaca bağlayarak diri diri derisini yüzer ve oyunu Marsias'tan yana kullanan Midas'ın kulaklarını da eşek kulaklarına çevirir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Apollon

http://www.ulkemiz.com/apollon-isik-sanat-siir-okculuk-hastalik-ve-saglik-tanrisi

KOZAN YARIKKAYA (UZUNOĞLAN) KALESİ

KOZAN YARIKKAYA (UZUNOĞLAN) KALESİ

Kozan İlçe merkezinin kuzeydoğusuna düşen Yarıkkaya kalesi, Ferhatlı ve Eskimantaş köylerini birbirinden ayıran Uzunoğlan tepesinde bulunur. Karstik bir araziden oluşan tepe, Anavarza ve Karasis kalelerini görebildiği gibi, Dededağı'nı da görür. Yaklaşık 750 metre yükseklikte kurulu kalenin, güney ve güneydoğusunda Ferhatlı, kuzey ve kuzeybatısında Eskimantaş köyleri yer alır. Uzunoğlan tepesinin hemen karşısında (güneybatısında) Tülek tepesi, kuzeybatısında ise Çamlıtepe bulunmaktadır. Uzunoğlan ve Tülek tepelerini birbirinden ayıran 530 metre rakımlı, Gedikboğazı mevkiinden asfalt bir yol geçer. Kalenin hemen yanından geçen bu yolun iki ucu da kaleyi, ilçe merkezine bağlar. Hakim bir tepeye kurulu bu kale çok eski bir tarihi geçmişe sahiptir. Eski Hitit kaleler zincirinin bir halkasını oluşturan kale, halen sapasağlam ayaktadır. Anadolu'daki diğer kaleler gibi bu kale de tarih çağlarında çok el değiştirmiştir. Kalenin en yüksek yerinde bulunan ibadet hanedan, kaleyi inşa edenlerin Hititler olduğu kanaatine varılabilir. Çünkü tabanı mermer ile kaplı ve çevresinde büyük sütunlar dikili olan bu ibadethanenin, güneybatıya bakan kısmında yer alan bir kayada, Hitit tanrıçasının kabartması bulunur. (Yerli ve yabancı arkeologların kalede yaptığı araştırmada bu kabartmanın bir Hitit Tanrıçası olduğu ortaya çıkmıştır. Kalenin zirvesinde yer alan açık hava tapınağı, günümüzde sütunları ve kaya kabartması ile hala sapasağlam ayakta durmaktadır. Ayrıca kale ve yakın çevresinde, yeraltından çıkan geyik ve aslan heykelcikleri ile çeşitli motifler burayı Hititler'in yaptığı tezini güçlendirmektedir. Uzunoğlan'ın eteklerinde ve yakın çevresinde şehir yerleşmelerinin izlerine rastlamaktadır. Elek sırt, Beşiktaş mevkileri ile Tülek ve Çamlıtepe eteklerinde vardır. Belirtilen yerlerdeki şehir harabeleri kale ve şehir yaşantısı hakkında, bizlerin bilgi sahibi olmasını sağlamaktadır.

http://www.ulkemiz.com/kozan-yarikkaya-uzunoglan-kalesi

Ares  Savaş Tanrısı

Ares Savaş Tanrısı

Yunan mitolojisinde Ares, Savaş Tanrısı'dır. Zeus ve Hera'nın oğlu ve Oniki Olimposludan biridir. Roma'da Mars olarak da bilinir. Barış tanrıçası olan Athena'nın zıttıdır. Mitolojide Athena ile giriştiği mücadeleler ve sevgilisi Afrodit ile olan kaçamakları ile ünlüdür. Sparta kenti ve Trakya bölgesi tanrının başlıca kült merkezleridir. Gigantlar arasındaki karşıtı Damasen'dir.Yunan mitolojisindeki benzer isimli çok sayıdaki öykülerden biri Ares'in oğluna ilişkindir. Aphrodite ile yaşadığı gizli aşkın ortaya çıkmasıyla olan Olympos'taki rezaletin ardından Ares Trakya'da da boş durmaz ve barbar Trakyalılar'ı Amazonlar'a karşı kışkırtır. Çıkan savaştan zevk alarak önüne geleni öldürürken kendisi adına kafataslarından bir piramit inşa eden oğlu Kyknos'un ölüm haberi gelir. Kyknos, piramiti tamamlamak üzeredir. Zirvede tek bir kafatası için boş yer kalmıştır. Teselya kralının kafasıyla zirveyi tamamlamayı düşünürken, Herkül'ün oradan geçtiğini görür. Çıkıp Herkül'e meydan okur ve Herkül onu öldürür. Bu haberi alır almaz savaş arabasına atlayan Ares, kendisini kafatasından tapınakla onurlandıran oğlunun intikamı için Herkül'ün üzerine saldırır.Ares, Athena ile sık sık mücadele etsede hep kaybeder.Yunan tanrıları içinde belki de en fazla utanç verici duruma düşen tanrıdır. Kimsenin sevmediği bu tanrı sık sık zor durumlara düşürülür. Bunların başında tunçtan bir küpe 13 ay boyunca hapsedilmesi gelmektedir. Günlerden bir gün Olimposlu tanrılar ziyafette iken müthiş gürültülerle ayağa fırlarlar. Bir türlü Olimposlu tanrılar arasına kabul edilmeyen, Gaia'ın oğulları Otis ve Ephialtes tanrılara savaş açmışlar, gökyüzünü fırlattıkları dev kayalarla bombalamaya başlamışlardır. Üstelik, cüretkar bu iki gigant sadece Olympos'a kabul edilmeye diğer tanrıları zorlamakla kalmayıp, en güzel tanrıçaları Athena ve Hera'yı da isterler. Hera ki Zeus'un karısıdır! Zeus çok sinirlenerek bu işi halletmesi için Ares'i görevlendirir. Athena'nın alayları arasında savaş arabasına binen Ares, hışımla iki devin üstüne saldırır. Ancak, bir an tedbiri elden bırakır ve kalkanını indirir. Bu sırada devlerden birinin fırlattığı kaya Ares'i bayıltır. İki dev Ares'i tunçtan bir küpün içine kapatırlar. Ares'i diğer tanrılar hiç sevmeseler de iki güçlü tanrıçaya göz koyacak kadar yoldan çıkmış bu iki devin kazanmasını da istemezler. Tanrıların habercisi Hermes uzun aramalardan sonra 13 ay sonra ölmek üzereyken Ares'i bulur. Ares tekrar güneş ışığını gördüğünde Otis ve Ephialtes'in cezası çoktan verilmiştir. Ölüler diyarında yılanlar tarafından bir sütuna bağlanmışlardır. Yılanlar her defasında dayanılmaz acılar veren zehirlerini boşalttıkları ısırıklarla iki devi rahat bırakmazlar, omuzlarına tüneyen baykuşlar ise devamlı öterek beyinlerini tırmalarlar.Ares'in Truva Savaşına karışması da Olympos'un tanrılarının hiç sevmediği bir sonuç doğurmuştur, özellikle de Hera'nın. Ares, Truvanın yanında savaşa katılıp Yunanları öldürmeye başladığında eski bir defter yeniden açılır. Truva kralının çapkın oğlu Paris, üç güzeller yarışmasında Hera'yı değil Afrodit'i güzel seçmiştir. Truva savaşının nedenlerinden biri de zaten budur. Hera, doğrudan savaşa müdahil olmadan önce Zeus'un iznini ister. Zeus, karısının karışmasına izin vermez ama aynı yarışmanın diğer mağduru Athena'nın karışmasına izin verir (Athena'da Ares'ten en az Hera kadar nefret etmektedir). Savaşçılığıyla ünlü kahraman Diomedes'e destek vererek Ares'in üzerine saldırmasını sağlar. Ares, görmediği Athena'nın varlığını anlamadığı bir şekilde elinden mızrağı düştüğünde farkeder. Bu fırsatı değerlendiren Diomedes Ares'i yaralamayı başarır ve Ares Truva savaş meydanından çekilmek zorunda kalır.Tanrılar tanrısı Zeus'un pek de sevmediği tanrı Ares bir destanda şöyle geçmiştir:Ares ile AphroditeBulutları devşiren Zeus yan yan baktı, dedi ki;Böyle ağlayıp durma dizimin dibinde dönek.Olympos'ta oturan tanrılar arasında benim en tiksindiğim tanrısın sen !Hep hır gür kavga, savaş senin işin gücün, ele avuca sığmaz huysuzluğun, biliyorum,Annen Hera'dan miras sana.Ben de ona zorla dinletirim sözümü,Onun öğütlerinden geldi başına, ne geldiyse.Ama böyle acı çekmene de dayanamam, benim soyumdan gelmişsin bir kere, benden doğurdu anan seni,Yoksa bu yıkıcı bu karıştırıcı huyunla, bir başka tanrıdan doğmuş olsaydın sen,Çoktan Uranüsoğullarının yurdundan ta aşağılarda bulurdun kendini.Apollon ile Athena'nın Ares hakkında söyledikleri ise şöyledir:Ares, İnsanların baş belası Ares,Ey kaleler yıkan, elleri kanlı Ares...Yaklaş ona saldırgan Ares'ten çekinme,Delinin biridir, kötünün kötüsüdür o,Bir o yana döner bir bu yana...Antikçağın tragedya ozanı Ayshilos; bir tragedyasında tanrı Ares'in savaş anındaki dehşetini açık açık şöyle dillendirmiştir:"Bu masum kentin göklerinde, Sayıklar gibi gürül gürül soluyor Yakıp yıkıyor acımadan Nesi varsa sevip saydığı insanlarınAres adlı bu acımasız tanrı! Dehşet çığlıklarıyla doluyor sokaklar, Asker askerin önünde düşüyor. Bu dinmeyen bebek çığlıklarıKan gölü sokaklardan geliyor!"'Ares 4 büyük yardımcılarıyla Phobos(korku), Deimos(dehşet), Eris ve Enyo ile tüm dünyaya dehşet verir. (Trakya'da katliamlar yapar. 3 nehir insan kanı akıtır.) Sonunda Olympos tanrıları Ares'e karşı savaş açarlar fakat ne yazık ki çıkan savaşta Olympos düşer. Phobos öyle bir korku salmıştı ki Zeus'un tamamen Olymposdan düşmesini sağlıyordu. Fakat Ares sadece Olympos'a katılmak isteyip Zeus'u eski yerine geçirir. Böylece 5 tanrı, Ares ve yardımcıları, Olympos'un en büyükleri oldular. Zeus yine de Ares'i sevmesede Ares'in bağlılık yemini sürekli devam ettirecekti.Yunan mitolojisinin en büyüklerindendir. Dünyanın yönetimini tamamen elinde tutmuş, insanlara her türlü korkuyu ve acıyı tattırmıştır. Amacına ulaşan Ares Olympos'a girdikten sonra Zeus'la son anlaşmasını yaparak artık hiçbir tanrının dünyaya karışmaması zorunluluğu koyar. Eğer Zeus bu şartı kabul etmezse Olympos düşecektir ve Ares dünyanın hakimi olacaktır. Fakat Zeus Ares'in şartını kabul eder ve dünyaya giden kapıların hepsini kapatır.Ares asıl ilgiyi İtalyanlarda, Mars adı altında Roma'da görür. Roma'nın kurucusu Romulus'un efsanevi babası olan Mars (Ares) Romalılar tarafından ataları olarak benimsenmiştir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ares

http://www.ulkemiz.com/ares-savas-tanrisi

Akropolis Nerededir ?

Akropolis Nerededir ?

Akropolis Atina şehri; ortasında boy gösteren, tepesi dümdüz olan sarp bir kayalığa verilen addır. Konumuna bakılarak Eski Yunan dilinde sözcük yukarı kent anlamına gelmektedir. Eski tarihlerde Akropolis’de Eski Yunanlılar otururdu ve buradan çevre köylere hakim olurdu. Akropolis, eskiden gerçek bir kale gibiydi. Kale olmasının yanında bir de din merkeziydi. Bir ara Persler burayı ele geçirmiş ve Akropolisi büyük bir şekilde tahrip etmişti ancak M.Ö 450 yıllarında Perikles öncülüğünde yeniden onarılıp düzeltildi. Eski Yunanlılar, yeni bir yere yerleşecekleri zaman, savunma kolaylığı olsun diye, daima çevresindeki topraklardan daha yüksek, sarp kenarlı yerleri seçerlerdi. Zamanla şehir tepeden eteklerine yayılırdı. Bu tepeye «yukarı şehir» anlamına «akropolis» denirdi. Şehirler kuvvetlenmeye başlayınca akropolislere tapınak yapmak adet oldu. Bugün Akropolis diye tanınan yer Atina Akropolisi’dir. Şehrin içinde 270 metre kadar yükseklikte bir tepedir. Tepenin üstü 310 metre uzunlukta, 140 metre genişliktedir ve hemen hemen tamamen düzdür. İlk yerleşenler buranın etrafını surlarla çevirerek kale haline getirmişler, çok daha sonraları Atina Akropolisini Yunan mimarlık sanatının en güzel eserleri süslemiştir.Akropolis’teki başlıca yapı Parthenon, Erekhtheion, Nike tapınağı, Propyleia (giriş kapısı) dır.Parthenon: Akropolis’in altın çağı ünlü devlet adamı Perikles’le başlar. Önceleri siyasetle uğraşmaktan göz açamıyan Perikles, M. Ö. 447 yılında, bir tapınak yapılmasını emretti. Heykeltıraş Pheidias’ı bu işle görevlendirdi. Pheidias aynı yıl Iktinus, Mnesikles ve Kallikrates adındaki mimar yardımcılarıyla işe başladı. Dört sanatkar Atina’nın en güzel mimarlık eserini yaratmak istiyor, belki binlerce yıl sonra bile görenlerin hayran olacağı bir eser yapmaya çalışıyordu.Parthenon’un açılışı M. Ö. 438 yılında yapıldı. Gerçekten, tapınağın nisbetleri öylesine güzeldi ki, mimarlar yüzyıllar boyunca o nispetleri kendilerine örnek aldılar. Boyu 75, eni 33, yüksekliği de 21,5 metre kadardır.Tapınağın içinde gene Pheidias’ın şaheseri olan Athena Parthenos heykeli vardı. Boyu 13 metre kadar olan bu heykelin sağ elinde iki metre kadar boyunda zafer tanrıçası Nike’nin heykeli bulunuyordu. Heykelin vücut kısımları fildişinden, elbisesi som altından yapılmıştı. Parthenon, Dor mimarlık tarzının en güzel örneğidir.Erekhtheion: M. Ö. 420-393 yılları arasında yapılan tapınak adını Atinalı Kral Erekhteus’tan almıştır. Erekhteus, tapınağın odalarından birini kendi ibadetine ayırmıştı. Tapınakta diğer tanrılar ve kahramanlar için de özel yerler vardı. 12 metreye 20 metre kadar bir alan üzerine yapılan Erekhtheion İyon tarzının en güzel örneklerinden biridir.Nike Tapınağı: Akropolis’teki tapınakların en küçüğüdür. M. Ö. 426 yılında yapılmıştır. Kabartma heykelleriyle tanınmıştır. Eskiden odalarının birinde zekâ ve sanat tanrıçası Athena’nın heykeli bulunuyordu.Propyleia: Akropolis’in batısında, şahane bir giriş kapısıdır. M. Ö. 437-432 yıllarında mimar Mnesikles tarafından yapılmıştır. Propyleia, yapılışından 2.200 yıl sonra Berlin’deki Brandenburg Kapısına ilham kaynağı olacak kadar güzel bîr eserdi.Akropolis’in hemen dışında Dionysos Tiyatrosu ile hatip Herodes Atticus’un yaptırdığı Odeion vardır.Akropolis en parlak devrini Roma zamanında yaşamış, sonraları birçok istilalara sahne olmuştur. Bizanslılar V. yüzyılda paha biçilmez birçok heykeli İstanbul’a taşımışlar, 1458 yılında da Akropolis Türkler tarafından zaptedilmiştir.1645 te Propyleia’ya düşen yıldırım, içine saklanan barutun patlamasına sebep olmuştur. O tarihten beri bu güzel eser harabe halindedir. 1687 yılında Parthenon da buna benzer bir akibete uğramıştır. Venediklilerin kuşatması sırasında, Türkler Parthenon’a barut depo etmiş bulunuyordu. Bir düşman teğmeni bunu bile bile Parthenon’u bombalamış ve bu büyük sanat eserinin infilak ederek bugünkü hale gelmesine sebep olmuştur. Olay sırasında 300 kişi ölmüştür.XVIII. ve XIX. yüzyıllarda yabancı koleksiyon meraklıları en kıymetli heykelleri Batı memleketlerine taşıdılar. Bugün Akropolis’in hazine değerindeki heykellerinden çoğu British Museum (Londra) dadır. Bunları İngiltere’nin o zamanki Türkiye elçisi Lord Elgin, aldığı özel bir fermanla, götürmüş, eserler kendi adı verilen bir salona konmuştur. Paris’teki Louvre Müzesinde ve diğer bazı Avrupa müzelerinde de Akropolis’ten götürülmüş eserler vardır.XIX. yüzyılın sonlarından itibaren Akropolis onarılmıştır. 1878 de bir Akropolis müzesi kurulmuş, birçok kıymetli eserler buraya konmuştur. Ayrıca Erekhtheion ve Propyleia da kısmen tamir görmüş, Parthenon’un bazı sütunları düzeltilmiştir. www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/akropolis-nerededir-

Göçmen Kuşların Korunması Nasıl Yapılmalı

Binlerce kilometreyi aşan zorlu göç yolculukları boyunca kuşlar zor hava koşulları, avcı türlerin baskısı gibi doğal zorlukların yanı sıra yüksek gerilim hatları, ışık kaynakları, çevre kirliliği, avcılık ve konaklama alanlarının kaybolması gibi insan kaynaklı tehditlerle baş etmek zorundadır. Doğal engellere karşı evrim sürecinde değişik adaptasyonlar geliştirmiş olmalarına rağmen göç sırasında kuşlar büyük kayıplar veriyorlar. Göç etmenin bu dezavantajını geliştirdikleri yüksek üreme başarısı ile telafi edebilmelerine rağmen ne yazık ki teknolojinin hızlı gelişimi ile artan insan kaynaklı tehditler karşısında kuşlar tamamen çaresiz kalıyorlar. Açık denizlerdeki petrol platformlarının üzerinde yanan dev alevlerin etrafında dönerek uçmaktan yorgun düşen, puslu havalarda elektrik tellerini göremeyerek çarpan, konaklama alanında besin bulamayan veya bir avcıya hedef olan göçmen kuşların ortak kaderi insan kaynaklı ölüm olmakta. İnsanoğlu, yarattığı bu tehlikelere karşı uluslararası düzeydeki sözleşmeler ile koruma çabalarına küresel ölçekte yasal zemin kazandırmıştır. Göçmen kuşların korunması amacıyla doğrudan ilgili Bonn Sözleşmesi dışındaki, Ramsar Sözleşmesi`ne (özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme) ve Bern Sözleşmesi`ne (Avrupa`nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi) ülkemiz taraf olmuş. Taraf olunan uluslararası sözleşmeler milli yasa hükmünde geçerliliğe sahip. Uluslararası sözleşmelerin yanısıra 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu`nun 4. ve 5. maddelerine göre de göç dönemlerinde türlerin rahatsız edilemeyeceği ve göçmen türlerin korunması için tedbirlerin alınmasından Çevre ve Orman Bakanlığı`nın yetkili olduğu belirtiliyor. Göçmen kuşların koruması için mevcut yasal dayanaklara rağmen koruma çalışmaları insan kaynaklı mevcut tehditleri ortadan kaldırmakta yetersiz kalıyor. Uçuş Güvenliği Kuşlar için tehlike oluşturan kuş-uçak çarpışmalarında zarar gören taraf bu sefer sadece kanatlı dostlarımızla sınırlı kalmıyor. Bu çarpışmalar yüksek maliyetlerinin yanısıra uçakların düşmesine kadar varan ölümcül kazalara sebep olmakta. 1912¬1995 yılları arasında dünyada en az 30 ölümcül kaza, harap olan 52 sivil uçak ve 190 ölüm kaydedilmiş. 1983-1998 yılları arasında kuş-uçak çarpışması nedeniyle Türkiye`de 11 askeri uçak düşmüş ve 4 pilotumuz şehit olmuş. Askeri havacılık kadar sivil havacılık için de kuş-uçak çarpışmaları büyük sorun oluşturmakta. Sivil havacılıkta yapılan bir araştırmada 1990-1995 yılları arasında Türkiye`de meydana gelen çarpışmaların dünya ortalamasının iki katı olduğu belirtilmiş. Bu çarpışmalar özellikle göç dönemlerinde ve kuşların binlerce yıllık tecrübeleriyle oluşturdukları kuş göç rotaları üzerinde yoğunlaşmakta. İnsan etkisi ile göç rotalarını değiştirmenin hem imkansızlığı hem de etik açıdan yanlış olması nedeniyle ilk bakışta kuş-uçak çarpışmaları kaçınılmaz bir tehlike olarak düşünülebilir. Bu tehlike karşısında uçuş güvenliği uzmanları gürültü, kuşlara ateş etmek gibi değişik önlemler denemişler. Bu yöntemlerin çoğunun ancak geçici süreler için başarı sağlaması nedeniyle uçuş güvenliğindeki yeni yöntemler kuş göçünü ve ekolojisini anlamaya yönelik, kuşlarla uyumlu tedbirler oluşturacak şekilde gelişmiş. Modern uçuş güvenliği uygulamaları yerden gözlemler ve aynı zamanla radarla eşgüdümlü göç izleme çalışmalarına dayanmakta.  Radarların ilk kullanılmaya başladığı yıllarda ekranda görülen ve radar operatörleri tarafından "melekler" olarak tanımlanan parıltılar, gökyüzünün gerçek sahipleri olan kanatlı dostlarımızın ekrandaki izlerinden başka bir şey değildi. Askeri amaçlı radarların İkinci Dünya Savaşı`ndan sonra bilimsel çalışmalar için kullanılmaya başlaması ile her canlı gibi vücudunun büyük bir kısmı sudan oluşan ve bu sayede radar dalgaları tarafından algılanabilen kuşları izlemek için ornitologların çok fazla beklemesi gerekmedi. Yerden yapılan kuş gözlemleri ve sayımlarının radar görüntüleri ile eşleştirilmesi ile gerçekleştirilen göç izleme çalışmaları kuş göçünün hangi saatte, hangi rota üzerinde ne kadar yoğunlukta olacağını havacılık uzmanlarına uçuş öncesi bildirilmesini sağlamakta. Böyle bir erken uyarı sistemini kullanan ABD, Hollanda ve İsrail`de kuş-uçak çarpışmalarında %70`e varan azalma sağlanmış.  

http://www.ulkemiz.com/gocmen-kuslarin-korunmasi-nasil-yapilmali

Dionisos Şarap, Üzüm, Eğlence ve Partiler Tanrısı

Dionisos Şarap, Üzüm, Eğlence ve Partiler Tanrısı

Dionysus veya Dionysos (Yunanca: Διώνυσος veya Διόνυσος; hem Roma mitolojisinde Bacchus olarak da bilinir) Bazı mitolojik eserlerde ve özellikle tragedyalarda Bromios, Euhios, Dithyrambos, İakkhos, İobakkhos olarak da adlandırılır. Çal'lı şarap tanrısı. Şarabın sadece sarhoş ediciliğini değil, sosyal ve faydalı etkilerini de temsil eder. Medeniyetin destekçisi ve barış aşığıdır.On iki Olympos tanrısından biri olan Dionysos, Zeus ile Semele’nin oğludur. Doğuş efsanesi şöyle anlatılır: Zeus Semele’ye aşık olur, ama karısı Hera onu kıskanır. Hera yaşlı bir kadın kılığına girer ve Semele’ye Zeus’un ona güçlerini göstermesini söylemesini söyler. Zeus bütün parlaklığıyla gücünü gösterirken Semele yanar ve karnındaki yedi aylık bebeğini düşürür. Zeus bu sırada mucizevi olarak orada biten sık yapraklı bir sarmaşığın yanmaktan koruduğu Dionysos'u kurtarır ve baldırında saklar. Daha sonra Tanrı Dionysos Zeus’un baldırından doğar. Fakat bu sefer de Ama Hera, Kuretalar'a rüşvet vererek çocuğa eğlenmesi için oyuncaklar verir, ustaca yapılmış bir ayna çocuğu bir çalılığın içine çeker ve Hera'nın emri üzerine Titanlar, Dionysos'u kaçırıp küçük parçalara böler ve bir kazanda pişirirler. Ancak çocuğun büyükannesi Rhea torununa acır ve Athena'nın yardımıyla onu kurtarır ve parçalarını birleştirir. Bundan sonra Dionysos( İki kere doğan) Hera'dan saklamak için çocuk önce kız gibi giydirilir, sonra Semele'nin kızı kardeşi İno ve eşi Athamas'a yollanır. Ama bunu fark eden Hera ise İno'yu delirtir ve İno da oğlunu bir kaynar su kazanına atıp öldürürken kocasını da bir geyik zannedip vurur. Zeus ise Dionysos'u kıskanç Hera'nın elinden zor kurtarır ve onu bir keçiye dönüştürerek Nysa dağındaki nemflerin arasına yollar. Daha sonra genç Dionysos, Nysa Dağı'nda şarabı icat eder. Sonra, nemflerden ve satirlerden oluşan alayı ile dünyayı dolaşmaya başlar. Apollodoros'a göre Şarap Tanrısı Mısır'a gittiğinde delilikten hala kurtulamamıştır. Frigya'ya vardığında Rhea tarafından iyileştirilir. Daha sonra Trakya'ya geçer. Kral Lykorgas, üzüm ve şarap düşmanıdır. Dionysos'un bütün alayını tutuklar. Dionysos'un kendisi ise, deniz dibinde Thetis'in yanına zor sığınır. Ama kutsal öç gecikmez ve Kral Lykorgas delirir. Asma ağacı sanarak oğluna saldırır ve onun bacaklarını yok ettikten sonra kendisine gelir. Şarap Tanrısı Dionysos Adalar'a geçer. Bu yolculukla ilgili şu efsane anlatılır: Dionysos, kayalık bir adanın sahilindeyken korsanlarca yakalanır ve bir köle olarak satılmak üzere Mısır ya da Kıbrıs'a götürülmek istenir. Ama Dionysos'u her bağlayışlarında, üstündeki iplerin kendiliğinden düşmesi dümencinin dikkatini çeker; bu gencin bir Tanrı olabileceğini düşünerek onu salıvermeleri için arkadaşlarını uyarır. Ne var ki dümenciyi kimse dikkate almaz. Bu sırada bütün gemi şarap terler, yelken ve direkleri asma dalları, üzüm salkımları kaplamaya başlar. Tutsak genç ise kaptanın üstüne atlayarak kükreyen bir aslana dönüşür. Bunu gören korsanlar korkudan denize atlarlar ve atlamalarıyla yunus balığına dönüşürler. Bu felaketten sadece dümenci kurtulur. Naksos adasına gittiği zaman ise Theseus’un bırakıp gittiği Ariadne’yi bulur. Apollodoros, Dionysos’un, Minos’un kızı güzel Ariadne’yi Lemnos adasına götürdüğünü, ondan üç veya dört çocuğu olduğunu söyler. Ariadne, sonunda, Zeus’tan ölümsüzlük armağanını elde eder ve Şarap tanrısının sürekli eşi haline gelir.Bekilli yöresinde yaşamıştır. Helen pantheonuna aykırı düşen bir tanrıdır. Bütün efsaneleri bir tek motif üstüne kuruludur: tepki ve direnç.Dionysos ve nemfler, John Reinhard WeguelinSembolü olan asma ağacı gibi ölüp yeniden doğar, haz ve acı arasında iki uçta gider gelir. Bu yüzden psikiyatride manik depresif duygu durumunu temsil eder.Genel olarak Zeus ile Semele'nin oğlu olarak geçse de, bazı kaynaklarda Zeus ile Persephone'nin ya da Zeus ile Demeter'ın oğlu olarak gösterilir.Dionysos kültünün, hıristiyanlık dinini de doğrudan etkilediği iddia edilmektedir.Dionysos bağ bozumu tanrısı olarak da bilinir. Onun adına düzenlenen bağ bozumu şenliklerinde tiyatronun temeli atılmıştır. Bu şenliklerde bir koro bulunmaktaydı; daha sonraları koronun önüne bir oyuncu, daha sonra ikinci bir oyuncu geçmiş, böylece tiyatronun temelleri atılmıştır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Dionysos

http://www.ulkemiz.com/dionisos-sarap-uzum-eglence-ve-partiler-tanrisi

Mümin Sarıkaya - Ben Yoruldum Hayat

Mümin Sarıkaya - Ben Yoruldum Hayat

Söz - Müzik: Mümin SarıkayaPiyano Eşlik: Özgür ÇorumBağlama Eşlik: İbrahim EkiciYönetmen: Selim DurakMümin Sarıkaya - Ben Yoruldum Hayat Ben yoruldum hayat, gelme üstümeDiz çöktüm dünyanın namert yüzüneGözümden, gönlümden düşen düşeneBu öksüz başıma gözdağı vermeBen yanıldım hayat, vurma yüzümeYol verdim sevdanın en delisineO yüzden ömrümden giden gideneŞu yalnız başımı eğdirme benimBen pişmanım hayat, sorguya çekmeDilersen infaz et, kar etmez dilimeSözlerim ağırdır, dokunur kalbeŞu suskun ağzımı açtırma benim

http://www.ulkemiz.com/mumin-sarikaya-ben-yoruldum-hayat

Tortum Şelalesi

Tortum Şelalesi

Tortum Şelalesi, Erzurum/Tortum Tortum Çayı'nın üzerinde oluşan Tortum Gölü'nün sonunda bulunan bir şelaledir.Tortum Gölü, 1700'lü yılların ortalarında bugünkü Balıklı Köyü batısında bulunan bir dağın heyelan sonucu Tortum Çayı'nın önünü kapatmasıyla oluşmuş bir göldür. Tortum Şelalesi, Tortum gölü'nün Tev Vadisi ile gölün kuzey ucu arasındaki heyelan kütlesini aşarak dökülmesiyle oluşmaktadır. Tortum Gölü'nün döküldüğü akar yatağa yakın dirençli kireç taşı katmanları üzerinden geçmektedir. 22 metrelik genişlikten ve 48 metre yükseklikten düşmektedir. Düşen sular, üstte gökkuşağı, altta koca bir dev kazanı meydana getirmektedir. Ayrıca bu göl bir doğal anıttır. Erzurum'un Uzundere ilçesindedir.Çevre halkı şelaleye öz Türkçe karşılığı olarak "sudökülen" demektedir. Bölgenin en önde gelen ziyaretçi kitlesini Atatürk Üniversitesi'nin Diğer bölgelerden gelen öğrencileri oluşturmaktadır. Bunun yanında Tortum Şelalesi Uluslararası Turizm'e de açık bir alandır ve yabancı turistleride ağırlamaktadır.Şelalenin bulunduğu bölgede ziyaretçiler için piknik alanı ve hemen şelalenin altına inen merdivenlerin ücerinde Demir korkuluklu İzleme Balkonu bulunmaktadır. Merdivenleri takip ederek Şelalenin altına inilebilir ve diğer taraftaki merdivenleri takip ederek yukarıya çıkılabilmektedir. Şelale bahar aylarında balkon izleyicilerini ıslatmaktadır. İzleyenlere doğa ile iç içe bir ortam yaşatan şelale özellikle doğa tutkunları için hayranlık uyandıracak görüntüler barındırmaktadır. Tortum Şelalesi bir rivayete göre izleme merdivenlerini şelale tarafından inip, elektrik santrali tarafından çıkanlarda nefes darlığı ve kalp rahatsızlıklarını önlüyormuş.

http://www.ulkemiz.com/tortum-selalesi-1

Fotoğraf makinesi nasıl çalışır?

Fotoğraf makinesi nasıl çalışır?

Fotoğraf makinelerinin günümüzde bin bir çeşidi var desek yalan olmaz. İşte bu makinelerin elektronik parçalarını çıkardığımız zaman geriye kalan ışık geçirmez bir kutudur.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-makinesi-nasil-calisir

Tcg Atılay Denızaltısı: (1938-1942) Batığı

Tcg Atılay Denızaltısı: (1938-1942) Batığı

14 Temmuz 1942'de mayına çarpıp battı. Gökçeada yakınlarındadır. Atılay denizaltısı, yaklaşık, elli yıllık bir aradan sonra, İstanbul tersanelerinde inşa edilen ilk denizaltı gemisiydi. 1939 yılında, Haliç tersanelerinde denize indirilmişti. Atılay'la birlikte, benzer üç denizaltının isim babalığını Atatürk yapmıştı. Başbakan Celal Bayar'a ulaştırılan notun sağ üst köşesinde "17.1.1938" tarihi yazmaktadır: "Yeni dört denizaltı gemimiz için bulduğumuz isimler şunlardır; 1. Saldıray, 2. Batıray, 3. Atılay, 4. Yıldıray. Bunların manalarını izaha bile hacet olmadığı kanaatindeyim. Manaları, son Türkçe olan bu kelimelerin kendisindedir yani saldıran, batıran, atılan, yıldıran." Haliç'te Valide taş kızaklarında yapılan Atılay denizaltısı, 1939 yılının 19 Mayıs günü, Donanma Komutanı Amiral Şükrü Okan'ın eşi Nadire Okan'ın "Atılay sana muzafferiyetler, muvaffakiyetler dilerim" sözünün ardından şampanya şişesinin baş tarafına vurulup kırılmasıyla denize indirilir. Atılay'ın sessiz dünyaya ilk kez "Merhaba" dediği gün son derece anlamlıdır. Bağımsız bir ülke kurma amacıyla yola koyulan Bandırma vapuru yolcularının, 1919 yılının 19 Mayıs günü Samsun'da karaya adım atışlarının 20. yıldönümüdür, törenin yapıldığı gün... Ve üç denizaltıyla birlikte Atılay'ın da adını koyan Mustafa Kemal Atatürk'tür. Bu denizaltı battıktan yıllar sonra Almanyadan alınan denizatlıların isimleri de bu denizaltıların isimleriyle aynı koyulmuştur. Denizaltılar ikinci dünya savası sırasında etkin bir şekilde kullanılıyordu. Türkiye, gelebilecek her türlü tehlikeye, bilhassa boğazlara yöneltilecek bir denizaltı hücumuna karşı tetikteydi. 14 Temmuz 1942'de, Türk denizaltılarından biri, Çanakkale Boğazı'nda yer alan, manyetik güvenlik hatlarını kontrol etmek için, boğazın derinliklerine daldı. Bir emniyet botu, yüzeyden, Atılay'ı takip ediyordu. Bu takip, bir süre sonra, kötü hava nedeniyle yarım kaldı.... Saatler geçti.... Atılay'dan hiç bir ses çıkmadı. Aynı gece, saat 8:30'a doğru, denizaltının battı şamandırası bulundu. Şamandıradaki telefon işliyor, ancak mürettebattan ses çıkmıyordu. Atılay denizaltısı, 38 personeli ile birlikte batmıştı. 14 Temmuz 1942'de, Üsteğmen Fahir Karayel, Çanakkale Boğazı'nın Ege Denizi çıkışında saat 20.30'da gördüğü "Battı" şamandırasına "belki bir umut" diyerek yaklaşır. Telefonun ahizesini kaldırıp seslenir ama karşılık alamaz. Saat 14.30'da, Boğaz'ın Morta yakınlarında dalan Atılay'ın geri dönmeyişiyle yüreklere düşen ateş, denizaltının "Battı"şamandırasının bulunduğu haberinin duyulmasıyla yangına dönüşür. Serseri bir mayına çarpan, komutanlığını Binbaşı Sadi Gürcan'ın yaptığı Atılay, 39 denizciyle batık gemiler mezarlığı olan Çanakkale'deki yerini alır. Hamiyet Yüceses'in, ardından ünlü "Makber" şarkısını söylediği eşi "Elektrikçi Başçavuş" Fethi Yüceses de, Atılay'da görev yapan denizaltıcılar arasındadır! Atılay, batan ilk denizaltımızdır. Ayhan Hünalp'in, Dumlupınar'ın batışının hüznüyle yazdığı "Teğmenim" adlı şiirde, Çanakkale'de batan bu iki denizaltı birlikte anılır. Araştırmacı Selçuk Kolay ekibi ile , batık denizaltı Atılay'ı aramak üzere, 2 Haziran 1994 tarihinde Çanakkale'nin Morto koyundan denize açıldı. Atılay'ın 1942'de takip ettiği yaklaşık rota üzerinden, Ege'ye doğru yol almaya başladılar. Araştırma teknesi, her türlü manyetometrik ve sonar araştırmasına uygun bir donanıma sahipti. Ekiptekiler, araştırma sahası olarak belirledikleri bölgelerin koordinatlarını harita üzerinde son kez gözden geçirdiler. Araştırmacılar, hava ve akıntı durumunu göz önüne alarak, öncelikli araştırma bölgesini saptadılar. Yan taramalı sonar vericisi, denizin derinliklerine salındı. Sonar ekranının önünde heyecanlı bir bekleyiş başladı. Birkaç saat geçmiş, ancak henüz bir sonuç alınamamıştı. GPS adı verilen uydudan sinyal alan, mevki tayin cihazından faydalanılıyordu. Açık denizde Atılay'ı aramak, çölde toplu iğne aramaya benziyordu. Günün sonunda bölgenin dörtte üçünü taramış, ancak sonuç alamamışlardı. Gün biterken, araştırma ekibi, son araştırma bölgesini bir şamandırayla belirleyip, geceyi geçirmek üzere yakın bir koya döndüler. Ertesi gün çalışmalarına, bıraktıkları yerden devam ettiler. Çalışmaya balamalarından bir kaç saat sonra yan taramalı sonarda şekiller belirmeye başladı. Yaklaşık seksen metre boyunda bir batığın kaydı çıkmaya başlamıştı. Kayıtta görünen pozisyonun üstünden geçtiklerinde, sonar ekranında, altmış sekiz metre derinlikte bir batık açıkça görülüyordu. Yan taramalı sonar kaydını tekrar incelediklerinde, bunun bir denizaltı olduğundan, artık emindiler. Başarmışlardı. Dalış hazırlıklarına başladılar. 68 metre, kısıtlı dalış süresi veren bir derinlikti.Hesapladılar, ve bu derinlikte, en fazla on dört dakika kalmaya karar verdiler. Geminin planları üzerinde çalışarak, aşağıda yapacakları araştırmaya hazırlandılar. Ve dalış başladı. Batışın gerçek sebebi neydi? Çanakkale Boğazı'nda 14 Temmuz 1942'de kaybolan ilk Türk denizaltısı Atılay. Yıllarca nerede olduğu, niye battığı anlaşılamayan bu denizaltıyı 52 yıl sonra Selçuk Kolay ve ekibi buldu. Denizaltında yapılan araştırmada 1.5 cm.'lik bir delik görüldü. Böylece Atılay'ın, I. Dünya Savaşı'ndan kalma bir mayına çarparak battığı anlaşıldı

http://www.ulkemiz.com/tcg-atilay-denizaltisi-1938-1942-batigi

Rize Off-Road Kulübü

Rize Off-Road Kulübü

Rize Off Road & Kurtarma Kulübü Derneği 22.08.2011 tarihinde altı kişi ile kurulmuş bir dernektedir. Şu an itibari ile 40 üyesi bulunmaktadır. 01.02.2012 tarihi itibari ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü tarafından, 01.01.2013 tarihinde de TOSFED (Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu) tarafından tescil edilmiştir. Federasyon tarafından 2013 yılı için federasyon faaliyetilerine katılmaya ve organizasyon yapmaya yetkilendirilmiştir. Araç sayısını ve teknik ekipmanlarını yenileyen Rizoff Rescue, üyelerine dernek içi eğitimler vermeye başlayarak üyelerinin beceri ve yeteneklerini ön plana çıkartarak profesyonel bir spor kulübü olma yolunda ilerlemektedir.    İlkesi "Doğaya Saygı Yaşayana Saygı" olan Rizoff Rescue sadece bir gezi kulübü anlayşında değildir. Üzerine düşen toplumsal görevlerini de yerine getirmeye çalışmaktadır. Topluma, bireye yönelik kurumlarla ve derneklerle dirsek teması kuran Rizoff Rescue kendine verilen vazifeyi en iyi şekilde yerie getirmeye çalışmaktadır.Profesyonel bir eğitim almak için AFAD Sivil Savunma İl Müdürlüğü UMKE Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi, Rize İl Sağlık Müdürlüğü ve 5 Sivil toplum kurumları ile 01.07.2012 yılında kurulan RİKE Rize Arama Kurtarma Ekibinin kurulmasına öncülük yapmış olup yakın zamanda kulübümüzle bir protokol imzalanacaktır. Doğal afetlerde gönüllülük esasına dayalı olarak her an hazırda bekleyen Arama Kurtarma timimiz ile bölgemizde bir çok vatandaşımızın yardımına koşmuştur. Rizoff Rescue kulüp üyelerimiz ayrıca Amatör Teslzici Ünvanına sahiptir.Profesyonel Doğa Sporları ve Offroad kulübü olarak, iki kulübümüz ilimiz Rize'nin tanıtılmasına katkı sağlamak amacıyla çalışmalar yapılmıştır. Kulüp olarak başlattığımız bu tanıtım çalışmalarının ilk meyvesi, Aralık 2011 tarihinde TRT1 de yayınlanan Zor Yollar, Ayder, Zilkale ve Verçenik'de çekimleri yapılmış ve TRT1'de 3 hafta yayınlanmıştır. http://www.rizoff.com/

http://www.ulkemiz.com/rize-off-road-kulubu

Vezirköprü Alternatif Doğa Sporları ve Offroad Kulübü Derneği

Vezirköprü Alternatif Doğa Sporları ve Offroad Kulübü Derneği

Vezirköprü Alternatif Doğa Sporları ve Offroad Kulübü Derneği 08/07/2010 tarihinde  dokuz kişi ile kurulmuş bir dernektir. Şu an itibari ile 30 üyesi bulunan 01.02.2012 tarihi itibari ile de Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü tarafından TESCİL edilmiş,resmi olarak ‘’Kulüp Tescil Belgesini’’ almış bir spor kulübüdür. Araç sayısını ve teknik ekipmanını yenileyen Veziroff , üyelerine dernek içi eğitimler vermeye başlayarak üyelerinin beceri ve yeteneklerini ön plana çıkartarak profesyonel bir spor kulübü olma yolunda ilerlemektedir. İlkesi ‘Doğaya Saygı Yaşayana Saygı’ olan Veziroff sadece bir gezi kulübü  anlayışında  değildir. Üzerine düşen toplumsal görevlerini de yerine getirmeye çalışmaktadır. Topluma ve bireye yönelik kurumlarla ve derneklerle dirsek teması kuran Veziroff  kendine verilen vazifeyi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmaktadır. 23 Nisan 2011 Tarihinde  Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’nun Samsun İl Temsilciliği girişimleri sonucu açılan Eğitim Seminerine Dernek üyelerimiz tarafından ve yine derneğimizin organizasyonu sonucu İlçemizde bulunan Vezirköprü Meslek Yüksek Okulu Çocuk Gelişimi Programı öğrencilerinin de katılımı sağlanmıştır. Seminerde motor sporlarında gözetmen, hakem olma gibi konularda bilgiler verildi ve  D sınıfı Lisanslı Gözetmen olma hakkı kazanmışlardır. Doğal afetlerde gönüllülük esasına dayalı olarak her an hazırda bekleyen kulüp üyelerimiz  ayrıca Amatör Telsizci Unvanına sahiptir.  Profesyonel Doğa Sporları ve Offroad kulübü olarak ilçemiz Vezirköprü’nün tanıtılmasına katkı sağlamak amacıyla çalışmalar yapılmıştır. Dernek olarak başlattığımız bu tanıtım çalışmalarının ilk meyvesi, 18 Aralık 2011 tarihinde Yaban TV İzci Programı’nın yaptığı Soğucak Köyü mevkii ve Şahin Kaya Kanyonun tanıtımına yönelik çekimler yapılıp yayınlanmıştır.İlçemizin ve Offroad sporunun tanıtımı çalışmalara devam edilmektedir. Vezirköprü Alternatif Doğa Sporları ve Offroad Kulübü Derneği 08/07/2010 tarihinde dokuz kişi ile kurulmuş bir dernektir. Şu an itibari ile 34 üyesi bulunan 01.02.2012 tarihi itibari ile de Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü tarafından TESCİL edilmiş,resmi olarak ‘’Kulüp Tescil Belgesini’’ almış bir spor kulübüdür. Vezirköprü Alternatif Doğa Sporları ve Offroad Kulübü Adres: Bedesten içi No:8 Vezirköprü/SAMSUN 55900Türkiye Başkan: Metin Yılmaz 0(505)-937 44 93  e-Mail: my@veziroff.org Başkan Yardımcısı: Bilal Altunay 0(507)-655 27 97 Kulüp e-Mail: iletisim@veziroff.org http://www.veziroff.org/

http://www.ulkemiz.com/vezirkopru-alternatif-doga-sporlari-ve-offroad-kulubu-dernegi

Fotoğraf Makinesinde A Modu

Fotoğraf Makinesinde A Modu

Bildiğimiz üzere fotoğraf makinemizin üst kısmında mod kadranı dediğimiz bir bölüm var. Bu kısım için çeşitli tanımlar kullanılsa da mod kadranı, ayar kadranı, mod tekeri gibi ifadeler kullanılır.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-makinesinde-a-modu

 Kaz Yetiştiriciliği - Kaz ırkları  ve Kaz Bakım Teknikleri

Kaz Yetiştiriciliği - Kaz ırkları ve Kaz Bakım Teknikleri

Hayvansal kaynaklı protein tüketiminin arttırılması ucuz üretim ile mümkündür. Kanatlı etleri ise bu bakımdan ucuza mal edilebilen hayvansal bir protein kaynağıdır.

http://www.ulkemiz.com/kaz-yetistiriciligi-kaz-irklari-ve-kaz-bakim-teknikleri

KOVADA GÖLÜ MİLLİ PARKI

KOVADA GÖLÜ MİLLİ PARKI

İli : ISPARTA Adı : KOVADA GÖLÜ MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1970 Alanı : 6.534 ha. Konumu : Akdeniz Bölgesi’nde, Isparta ili Eğirdir ilçesinde yer almaktadır. Ulaşım : Isparta-Eğirdir-Konya devlet karayolundan ayrılıp güneye dönen 23 km’lik bir yol ile ulaşılmaktadır. Kaynak Değerleri :           Kovada Gölü’nün meydana gelişi, Batı Toroslar’da görülen karstik göllere benzer. Havzaya düşen yağmur sularının fiziksel ve kimyasal aşınmasına eklenen tektonik yer hareketleriyle şekillenen göl, karstik tektonik bir polyedir. Eğirdir Gölü’nün güneye doğru uzantısı olan Kovada Gölü, sonradan aradaki dar vadinin alüvyonlarla dolması sonucunda bugünkü şeklini almıştır.           Tatlısu levreği (sudak), tatlısu istakozu ve sazandan meydana gelen göl faunası sayı olarak oldukça iyi durumdadır. Milli Parkın ana kaynak değeri olan kızılçam, meşe, çınar ağaçlarından meydana gelen bitki örtüsü ve parkın tabii güzellikleri, açıkhava da dinlenme ve kullanma potansiyeline katkıda bulunmaktadır.           Sahanın meydana gelişini hazırlayan karst morfolojisi; bakir doğanın araştırılması, yürüyüş, manzara seyretme, tırmanma ve basit kampçılık imkanı sağlamaktadır. Görünecek Yerler : Milli parka adını veren Kovada Gölü, çevresindeki zengin flora gibi doğal peyzajın pek çok çeşidini sunan bir sahadır. Mevcut Hizmetler : Saha; günübirlik rekreasyonel faaliyetlerden doğa yürüyüşü uygun olup, primitif kamping de yapılmaktadır. Sahadaki kır gazinosu ziyaretçilere hizmet vermektedir. Konaklama : Çadır ve karavanla konaklama mümkündür. Sahada konaklama tesisi bulunmadığı için ziyaretçiler Eğirdir ilçesinde bulunan otellerden faydalanabilirler. İrtibat :           Çevre ve Orman Bakanlığı          Isparta Çevre Orman İl Müdürlüğü : 0 246 2287464          Isparta DKMP Şube Müdürlüğü : 0 246 2287463

http://www.ulkemiz.com/kovada-golu-milli-parki

Fotoğraf Makinesinde S Modu

Fotoğraf Makinesinde S Modu

Bildiğimiz üzere fotoğraf makinemizin üst kısmında mod kadranı dediğimiz bir bölüm var. Bu kısım için çeşitli tanımlar kullanılsa da mod kadranı, ayar kadranı, mod tekeri gibi ifadeler kullanılır.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-makinesinde-s-modu

Herbaryum Nedir ? Herbaryum Teknikleri Nelerdir ?

Herbaryum Nedir ? Herbaryum Teknikleri Nelerdir ?

Kurutulmuş bitki örneklerinin belli bir sistemle düzenlenerek saklandığı yerdir.Doğadan toplanan bitki örnekleri preslenerek kurutulur. Özel kartonlar üzerine yapıştırılır. Karton üzerinde bitki örneğinin familya ve tür ismi ile örneğin toplandığı yer, toplandığı yükseklik ve tarih, örneği toplayanın adı, örneği adlandıran kişinin adı ve diğer bilgiler (habitat, habitus özellikleri) yer alır. Örnekler tür, cins, familya olarak gruplandırılır. Özel dolaplar içinde yatay olarak muhafaza edilir. Herbaryum Yapmanin Amacı Herbaryum yapmanin amaci çalisan kisiye göre degismekle birlikte genel olarak su sekilde siralanabilir; a) Bitkiyi tanimak, b) Bitkinin varligini kanitlamak (bitkinin nerede ve ne zaman yetistigini ögrenmek), c) Daha sonraki bitkilerle ilgili konularda çalismak, d) Bitkiye ulasilmasinin mümkün olmadigi zamanlarda elde hazir materyal bulunmasini saglamak, e) Hastalik ve zararlilara konukçuluk yapan bitkileri toplamak, daha sonra teshiste kullanmak. Herbaryum Örneklerinin Kullanim Alanları Herbaryum örneklerinin kullanilma amaçlari ise asagidaki gibi siralanabilir; a) Herbaryumlarda bulunan bitki örnekleri, morfolojik çalismalar yaninda söz konusu bitkinin kök, gövde, yaprak ve çiçek gibi degisik organlarinin mikroskobik olarak incelenmesinde materyal olusturur. b) Florasi incelenen bölgelerde, bitki gruplarinin dagilisi büyük oranda herbaryum kayitlarina göre belirlenir. c) Bitkisel üretim, ekoloji ve taksonomi gibi konularda, okul içi egitimde ögrenim amaçli herbaryumlardan faydalanilmaktadir. Ögrencilere özellikle iklim ve mevsimin uygun olmadigi ortamlarda, bitki karakterlerinin gösterilmesi, cins ve türlerin tanitilmasi, herbaryumlardaki bitki örnekleri ile pratik olarak gerçeklesir. d) Çayir - mera vejetasyonlarini olusturan türlerin, süs bitkilerinin, kültür bitkilerinin ve yabanci otlarin teshisinde herbaryumlar en degerli kaynagi olusturur. Zira son yillarda taksonomik yayinlari inceleyerek bitki tanima teknigi önemini büyük ölçüde kaybetmistir. e) Özellikle tür ve varyete isimleri temel kabul edilerek, düzenlenen herbaryumlardaki bitki örnekleri kromozomlarla yapilan poliploidi çalismalarinda (zaman içinde seri olustugundan) degerli birer belgesel kayit anlami tasir. f) Entomolojik ve fitopatolojik çalismalarda konukçu bitkiye bagli teshislerde de büyük önem arz eder. Herbaryumda Örneklerin Düzenlenmesi Her bitki koleksiyoncusu, belli bir amaçla topladigi malzemenin tasnifine yönelik sorunlarla karsilasabilmektedir. Herbaryum hangi bakimdan kurulmak ve devam ettirilmek isteniyorsa, basit olarak tasarlanmalidir. Iyi düsünülmüs bir yapi ve açik seçik bir düzenleme, her bitkiyi hizli bir sekilde bulmamiza yardimci olur. Her bitki koleksiyonu basit bir alfabetik siralama ile düzenlenir. Çiçekli bitkilerde, familyasina göre düzenleme yapmak yeterli olmaktadir. Fakat pratik nedenlerden dolayi alfabetik siralama tercih edilir. Böylece cinslerin bulunmasi kolaylasir. Cinslerin içinde bulunan türlerin siralamasi da alfabetik olarak yapilir. Familya siralamasin da ise bitki topluluklarina ait eserlerden yararlanila bilinir (Stehli und Brünner, 1981). Toplanan bitkiler, biyolojik sisteme göre (tür, cins, familya, takim, sinif) düzenlenebilir veya akrabalik iliskilerine göre bir arada tutulabilirler. Her iki yöntemin de olumlu ve olumsuz yönleri vardir. Sinifina, takimina, familyasina, cins ve türüne göre biyolojik sirayla düzenlenmis koleksiyon sayesinde biçimsel olarak birbirine benzeyen bitkiler iyi karsilastirila bilinirler. Biyolojik sisteme göre düzenlemenin temel birimi tür dür. Bunu takip eden basamak, genelde daha fazla türü kapsayan cins (genus) tir. Cinsler ise familya'da toplanirlar. Bunlar, biyolojik sistemdeki isaretlere göre benzerlik gösterirler. Tür, ayni atadan gelen ve birbirleriyle çiftleserek fertil döller verebilen bireyler topluluguna denir. Fakat önemli türleri birbirine benzer olabilen bitki topluluklarinin biyolojik sisteme göre tek tek düzenlenmesi yorucu olmaktadir. Eger koleksiyon faaliyetinde daha fazla bitki topluluguna yönelme olursa, bitki sosyolojisine göre tasnif amaca uygun olur. Bunlar disinda herbaryumlar, tedaviye yönelik bitkilerin kurutulmus yapraklarina, çiçeklerine, türüne, bitkinin bünyesindeki alkoloidlere ve glikozitlere göre düzenlene bilinir. Bitkinin Bulundugu Yer ve Çevre Her bitki türü yeryüzündeki bütün kitalar üzerinde yaygin degildir, bazi türler belirli bir bölgeye aittir. Bir bitki doga içinde sistemin bir parçasi olarak görülmelidir. Sicaklik, su, toprak, isik gibi dis faktörler bitkilerin yasama imkanlarini belirlemektedir. Farkli bir bitki de ihtiyaçlarina uygun bir ortam buldugunda o yere yerlesebilmektedir. Böyle düzenli bir ekolojik dönüsüm bitki türlerinin tesadüfi olarak ortaya çikmadigini belirlemektedir. Bir çok tür, bulunduklari yerin çevre sartlarina bagli olarak, birbiriyle ve diger bitki türleri ile rekabet halindedir. Bu sekilde iklim ve rekabete dayanan, tarihsel bir iklim süreci kosullari ile, bitki türlerinin kombinasyonu sonucu bitki topluluklari olusmustur. Bitki topluluklarini, ekolojik iliskilere bagli çevre faktörlerini, bitki gelisimlerini, türlerini ve yayilimlarini Bitki Sosyolojisi bilimi incelemektedir. Süphesiz koleksiyonun olusturulmasinda, bitkilerin bulundugu yerlerin en küçük ünitesine kadar siniflandirilmasina çalisilmalidir. Bu ise, çok büyük deneyim isteyen bir konudur. Çalisma baslangiç olarak kaba bir sekilde fundalik, alçak çayirlik, yaprakli agaçlar ormani olarak siniflandirilabilir. Dogal bitki topluluklarinin yani sira insan müdahalesiyle ortaya çikmis çesitli türlerle de (çayir, tarla vb.) ilgilenebiliriz. Bunlar bitki sosyolojisinin karakter türleri olarak tanimlanirlar ve bitki sosyolojisine ait birimlerin isimlendirilmesinde büyük rol oynarlar. Tam bir çalisma için ilk önce kolay görülebilir ve açik karakterize edilmis bitki toplulugunu seçmek gerekmektedir. Örnegin; yüksek bataklik çayin ve su bitkileri gibi (Stehli und Brünner, 1981). Bitkinin Bulundugu Yer Hakkinda Notlar Öncelikle bulunan türün adi, araziden toplanma, sira numarasi, tarih ve bulundugu yer bir kagida veya etikete yazilir. Bir deftere bu bilgiler aktarilir. Bulundugu yer, toprak durumu (islak, nemli, kuru, balçik, kum, humus, besin degeri düsüldügü v.b.), isik durumu, örnegin diger bitkinin gölgesinde olmasi gibi bilgiler de verilir. Bütün bu bilgilerle mümkün oldugu kadar bitkinin bulundugu yerin kapsamli bir görüntüsü verilir. Bitkinin fenolojik durumu da belirtilir. Mümkün oldugu kadar bitkinin bir çok parçasi kaydedilir. Böylece bitki sosyolojisi hakkindaki bilgiler verilmis olunur. Bu islemler yeni baslayanlar için kolay degil ve zaman alicidir. Bu sekilde hazirlanan buluntu yeri notlan çok önemlidir. Eger koleksiyonumuzu taksonomik açidan olusturmak istiyorsak, bitkinin gelisme dönemi hakkindaki bilgilere önem vermeliyiz. Örnegin; çiçek rengi, kokusu, çiçeklenme sekli ile süresi, tek veya çok yillik olusu ve reçinesi taksonomik isaretlerdendir (Stehli und Brünner, 1981).Herbaryum Yapiminda Bazi Önemli Kurallar Dogayi korumak iyi bir koleksiyoncu için en basta gelen yasa olmalidir. Korunulan bitkilere ait tam bilgiye sahip olmak, yasalara karsi kasitli olmayan durumlar karsisinda koleksiyoncuyu korur. Bitkiler özenle toplanmalidir. Toplama esnasinda bitkinin korunmasi zorunludur. Çignenen bitkiler ve hos görünmeyecek sekilde açilan çukurlar koleksiyoncular için iyi bir izlenim vermez. Buna ilaveten bitkinin diger gelisme devreleri, tohumlan ve meyveleri de toplanmalidir. Materyalin toplanmasinda zamana .ihtiyaç duyulur. Hiç bir zaman bir seferde çok bitki toplamaya çalisilmamalidir. Bitkileri toplayip preslemeden önce renk ve formunun uygunluguna bakmak gerekir. Bir defalik presleme ile is birakilmamali, bitkinin rutubeti sürekli alinmalidir. Aksi halde bitki kurumadan çürür ve çogu zaman da kararir. Preslemeden çikan bitki çok çabuk kirilabilir. Bu nedenle bitkiler kartonlarin arasina konularak saklanir. Toplanan materyal böceklerle bulasiksa, öncelikle temizlenmeli daha sonra preslenmelidir. Kuru bitkiler kolay yanabilir olduklarindan, sigara içilmemeli ve atesten sakinarak çalisilmalidir. Not almada 7 x 10 cm boyutlarinda sert ve suya dayanikli kagitlar ve kursun kalem gereklidir. Böylece isim, bulundugu yer, tarih ve gerekiyorsa örnek numarasi yazilir. Mümkünse bitkinin bulundugu yerin bir kaç bölümünü alabilen bir fotograf makinesi ile büyük bitkilerin fotografi çekilebilir. Büyük sapli ve etli bitkileri birkaç parçaya ayirmak için bir ameliyat biçagina (bisturiye) ihtiyaç duyulur. Araziye giderken bitki tohumlarinin toplanmasi amaciyla mutlaka mektup zarfi veya kesekagidi da götürülmelidir. Toplama esnasinda bitkinin adi yazilir, materyal bir evrak çantasina veya prese konur. Evrak çantasinda kaygan kagitli bölümlere yerlestirilen bitkiler, hafif bir baski altinda tutulmus olur. Kesin olarak preslemeden önce laboratuarda düzenleme yapilabilir. Böylece daha yakin bir inceleme yapilmis olur. Rüzgarli havalarda presleme isini laboratuarda yapmak daha uygun olur. Toplanan materyal plastik torbalara da yerlestirile bilinir (Ismi ve bulundugu yeri belirten bir kagit bantla üzerine yapistirilir). Torbalar çantanin içine ayri ayri konur. Yerlestirme esnasinda bitkilerin birbirine baski yapmamasina dikkat edilmelidir. Materyalin nakliyesi söz konusu ise nemli bir gazete kagidina sarilabilir. Çiçekler materyalin üzerinde bulunmalidir. Plastik torba ve nakil kaplari mümkün Oldugunca günesli ortamdan uzak tutulmalidir. Zira, günes isinlari bitki materyalinin rengini bozabilir. Eger bitkiler nemli olarak prese alinirsa bu iyi sonuç vermez. Bu nedenle laboratuarda kisa süre bekletilmelidir. Daha sonra hemen prese alinmali veya teshis çalismalarina baslanmalidir. Binoküler ile küçük çiçeklerin parçalanarak incelenmesi mümkündür. Kesit almada ve meyve çekirdeklerini kesmek için bisturiye göre jilet kullanimi daha uygun olmaktadir (Stehli und Brünner, 1981). Örneklerde teshis karakterlerinin bulunmasi gerekir. Tatminkar bir materyal, genç çiçek ve genç meyvelere sahip olan normal bir habitusta, fakat genis bir populasyondan alinan örneklerdir. Bu özellikler, turu n tam hayat dönemlerini ve degisen özelliklerini verirler. Otsu bitkilerde kök, gövde, taban, gövde yapraklari, çiçek ve meyvenin örnekte bulunmasi teshis için sarttir. Odunsu bitkilerde ise yaprak, çiçek ve meyve bulunan bir dal yeterli olabilir. Soganli ve rizomlu bitkilerde, örnegin; Crocus sp. (Çigdem)'de toprakalti kisminin da alinmasi gerekir. Bitki toplayicisi hangi grup bitkilerin toprak alti kisimlarinin teshis için gerekli olacagini, hangilerinin gerekli olmayacagini bilmelidir. Otsu bitkilerin kök sistemlerinin yeterli miktarda toplanmasi bir bitkinin genel karakterini çizmeye yarar. Bitkilerin solmasini geciktirmek için bitkileri islatmak yerine örnek toplama kabinin alt kismina nemli bir kagit koymak yararlidir. Baska bir yol da; kök kisimlarindaki topraklari temizlenen ve her istasyondan toplanan örnekler büyük birer naylon torbaya konarak içine suya batirilmis sünger atilir ve torbanin agzi sikica baglanir.Böylece pres yapilincaya kadar bitkilerin solmamasi saglanmis olur. Naylon torbalarin içine örneklerin yazildigi etiket de konur. Örnegin Ankara, Beynam ormani, Step, Kuzeye bakan % 30 egimli, taslik yamaç, 1200 m, tarih: 11.4.1990, toplayan: Uzm. Metin KURÇMAN gibi. Bitkilerin araziden toplanmasi sirasinda ayni türe ait birden fazla bitki örnegi alinmalidir. Örneklerden biri herbaryum materyali olarak prese alinirken, digeri adlandirmada kullanilir (Yildirim ve Ercis, 1990). Toplama Çalismalari Için Gerekli Malzemeler Arazi Çalismalari Için Gerekli Malzemeler 1. Bitki koleksiyoncusu araziye çikarken her türlü çevre kosullarini önceden düsünerek, ortamda rahat dolasabilecegi giysiler seçmelidir. Özellikle uygun bir ayakkabi ya da çizme ve ayrica yagmurluga ihtiyaci vardir. 2. Orta boylu saglam ve kullanisli bir not defteri ile bir kursun kalem gereklidir. Deftere arastiricinin verdigi tarla (arazi) numarasi, örnegin alindigi yer, flora hakkinda temel bilgiler, toplama tarihi, bitkinin mahalli adi, biliniyorsa örnegin bilimsel adi, çiçek rengi ve arazinin yüksekligi gibi bilgiler yazilmalidir. 3. Arastirilacak bölgenin haritasi; 1:100.000'lik harita ideal olmakla birlikte 1:250.000'lik haritalar da kullanilabilir. Bitki toplama çalismasi yapilan istasyon harita üzerine isaretlenir. 4. Altimetre (yükseklik ölçer) ve Fotograf makinesi 5. 6x veya l0x büyütmeli bir el büyüteci. 6. Toplanan bitkileri içine koymak için plastik torbalar veya metal çantalar, sünger ve ip. 7. Amaca göre degismekle beraber, 45 x 30 cm. boyutlarinda tahtadan veya metalden yapilmis degisik tiplerde presler ve presleri sikmak için örgü kemerler. 8. Bitkileri toplarken sökmeye yarayan batirici alet (zipkin), kisa sapli kazma, saglam bir kürek, güçlü bir cep biçagi, agaç dallarini ayirmak için bahçe biçagi, acemiler için el biçagi, çaki, budama makasi gibi aletler. 9. Bir pusula. 10. Kurutma kagitlari ve gazete kagitlari (44x28 cm. boyutlarinda), oluklu mukavva, filtreli kagit. 11. Bahçivan eldiveni. 12. Tohumlar için küçük kese kagidi veya kagit zarflar. 13. Su bitkilerini yakalamak için kanca. 14. Canli materyal için islanmaz küçük kutular. 15. Toprak örnekleri için küçük bez torbalar. Laboratuar çalismalari için gerekli malzemeler 1. Binoküler. 2. Bisturi , pens, sapli igne, cimbiz, damlalik. 3. Kurutma dolabi. 4. Herbaryum yapistirmak için karton ve koruyucu metal. 5. Yapistirici. 6. Tohumlarin saklanmasi için küçük siseler. Daha sonra gerekli malzemeler 1. Bitki isimlerinin yazilmasi için etiketler. 2. Teshiste kullanilacak literatürler. 3. Herbaryum dolabi. 4.Herbaryumlari korumak için naftalin yada benzeri koruyucu malzemeler. Örneklerin Toplanma Zamani ve Sekli Toplanacak bitkiler kolaylikla taninabilir büyüklükte olmalidir. Ayrica bitkilerin tanisinda resimli teshis kitaplarina ihtiyaç vardir (Aichele, 1975; Rauh, 1954; Schindelmayr, 1968; Olberg, 1963; Volger, 1962; Bursche, 1963; Rytz, 1989; Özer ve ark., 1996). Yeni baslayanlar için hata yapmak kolaydir. Fazla miktarda toplanan bitkilerin Laboratuvarda götürülmesi kolay degildir. Bitkiler kisa zamanda pörsüyerek bozulabilirler. Ayrica, bitkileri toplamak veya preslemek, daha sonra kurutulmus bitki topluluklarina isim vermek kolay degildir. Böyle malzemenin belirlenmesi deneyim sahibi olmayanlar için mutlaka güvenilir degildir. Deneyimsiz bir koleksiyoncu, bitkilerin sadece siniflarini bulur ve prese koyar, daha sonra deneyimli birine bu konuda danismalidir. Bitkileri en uygun toplama zamani, ögleden önce veya sonradir. Sabahin erken saatlerinde bitkinin üstü çigli olur. Ögle günesinde ise bazi türler gevser. Bitkiler yagmurlu havalarda toplanmamalidir. Bitki yetistigi yerde aranmali, karsilastirarak, seçerek ve itina ile toplanmalidir. Her önüne gelen bitkiyi degil, aksine ayirt edici özelliklere sahip uygun bir örnek alinmalidir. Bitkinin kök kisimlarini sökerken ihtiyatli davranilmalidir. Özellikle çok yillik bitkilerde bitkinin kök kismini sökmekten kaçinilmalidir. Hiç bir zaman ülkeye özgü yani endemik bitki topluluklarina zarar verilmemelidir. Bütün büyük çali formundaki bitkiler parçalar halinde alinmalidir. Istege göre tipik özellikte bir dal seçilebilir. Çiçegin, yapraklarin ve dallarin bir arada bulundugu bir dal seçilebilir. Toplu olarak bitkinin bir fotografi da çekilebilir. Küçük bitkilerden genellikle iki örnek alinir. Zira, bazi türlerde çiçekler ve yapraklar farkli zamanlarda gelisir. Öksürük otunda (Tussilago farfara L.) oldugu gibi. Ayrica meyve ve tohumlar da toplanmalidir. Genellikle kalin sapli olan bitkilerde sapin yarisi alinir, diger yarisi atilir. Böylece bitki daha iyi preslenir (Stehli und Brünner, 1981).  Örneklerin Toplanmasinda Dikkat Edilecek Hususlar 1. Herbaryum örnekleri yagissiz, kuru ve günesli havada alinmalidir. Çünkü uygun olmayan hava sartlarinda alinan örneklerin korunmasi zordur. 2. Bitki örnekleri, üzerinde çalisilabilecek büyüklük ve sayida alinmalidir. 3).Toprak alti kismi çamurlu olmamalidir. Eger çamurlu ise yikandiktan sonra kurutulmalidir. 4). Hastalik ve böcek zarari olmamalidir. 5). Soganli ya da yumrulu ise bu organlar bitkiden ayrilmalidir. Aksi halde bitki bu organlardaki depo besinlerini kullanarak gelismeye devam edebilir. 6). Çiçeksiz bitkilerin örnekleri (Equisetum spp. ) mutlaka spor üreten organlariyla birlikte toplanmalidir. 7). Bitkinin tüm karakteristik organlar ile birlikte örneklenmesi saglan malidir. Bu durum özellikle bitkilerin toprak alti organlarinin da örnekte yer almasi için topraktan sökülmeleri zorunlulugunu ortaya çikarmaktadir. Zira, bitkilerin toprakalti organlari; kök, yumru, sogan gibi degisik organlar olusturmakta ve bunlar bitkilerin teshisinde çok defa ayirt edici temel özellikleri vermektedir. Örnegin; kökleri rizom, stolon ve saçak formunda olan bugdaygillerin teshisinde belirtilen olusumlar anahtar görevi görmektedirler. Genellemek gerekirse; a. Gymnospermlerin (Açik tohumlular) örneklerinde kozalak ve tohumlar bulunmalidir. b. Angiospermlerin (Kapali tohumlular),-Monokotiledon (Tek çenekli) bitkiler çiçekli ve meyveli olmalidir.-Dikotiledon (Iki çenekli) bitkilerde ise çiçek bulunmalidir 8).Diger bir husus ise örneklemenin bitkinin degisik gelisme dönemlerinde birkaç defa yapilmasidir. Böylece çiçeklenme devresinde toplanan bir bitkinin tohum baglama periyodunda örneklenmesi gerçeklestirilecek hazirlanan herbaryumda tüm organlarinin bulunmasi saglanmis olacaktir. 9). Herbaryum için toplanan bitki öreklerinin uzun süre saklanabilmesi ve onlardan çok amaçli yararlanilabilmesi için iyi seçilmis olmalari gerekir (Stehli und Brünner, 1981; Zengin, 1992). Farkli Bitkileri Toplama ve Kurutma Yöntemleri Suyosunlari a)Tatli suyosunlari: Bunlari toplamak için agzi vidali plastik siseler kullanilmalidir. Plankton organizmalar plankton agi ile sudan çikarilarak yogunlastirilirlar. Plankton aglari perlon kumastan yapilmalidir. Fitoplankton agi için hafif seyreklestirilmis aralikli örgüden yapilmis ince tül kullanilir. Bu tülün örgü araliklar yaklasik 56-75 mikron olmalidir. Mikroskobik olan bu organizmalar çesitli yöntemlerle preparat haline getirilerek uzun süre saklanabilirler (Saya ve Misirdali, 1982). Tatli suyosunlari ve tuzu giderilmis deniz yosunlari yaklasik 2-3 cm kadar musluk suyu ile doldurulmus yassi, çukur bir kaba (Örnegin; fotograf banyo kabi) birakilir. Daha sonra yosunun üzerindeki yabanci maddeler (kir, diger suyosunlari, kabuklular ve böcekler vs.) temizlenir. Karton bir levha, yassi ve saglam bir alt levhasi ile birlikte suyosununun altina sürülür. Suyosununun taban kismi asagida olacak sekilde karton üzerine çekilir. Su altinda iken dal kisimlari dogal durumlarina en yakin sekle getirilerek düzeltildikten sonra karton, alt levhasi ile birlikte sudan çikarilir. Sudan çikarilan su yosunlari havada biraz kurumaya birakildiktan sonra filtre kagidi arasinda hafif basinç altinda mümkün oldugu kadar çabuk bir sekilde kurutulur, aksi halde kararir. Daha sonra etiketlenerek saklanirlar. b) Deniz yosunlari: Deniz yosunlan çekme kancasi ile veya elle toplanarak tatlisu ile doldurulmus bir kabin içine konur. Çünkü suyosunlarinin üzerindeki tuz, kurutma esnasinda kristalize olarak mantarlasmayi kolaylastiracagindan bunlarin tatlisuyla eritilmeleri gerekmektedir. Tuzu giderilmis suyosunlari kurutularak karton üzerine tespit edilir. Birçok suyosununun sümüksü hücre zarlari bulundugundan kurutma esnasinda karton üzerine kolayca yapisirlar. Mantarlar Mikroskobik mantarlar (funguslar) üzerinde yasadigi ortam parçasiyla birlikte toplanir. Bu m sporangium (spor yataklari) ve fruktifikasyonlarini (spor olusumlarini) tamamlamis olmalarina dikkat edilmelidir. Funguslar toplandiktan sonra kutu veya cam kaplar içinde kuru halde saklanirlar. Sapkali mantarlar ise bir çaki vasitasiyla topraktan sökülür. Bu mantarlarin tayininde spor renkleri de önemli oldugundan sporlar beyaz bir kagit üzerinde toplanirlar. Bunun için mantarin sapka kismi kesilerek beyaz kagit üzerine konulur. Bir gün sonra kagit üzerine düsen sporlar toplanirlar. Dolayisiyla bu mantarlardan en az iki örnek toplamak gerekir. Bu örneklerden biri herbaryum örnegi halinde saklanir. Ikincisi spor elde edilerek teshiste faydalanmak amaciyla kullanilir (Saya ve Misirdali, 1982). Sapkali mantarlar ya % 70'lik etil alkol veya % 4'lük formal eriyigi içine konularak ya da dondurma - kurutma yöntemi ile kurutularak cam kaplar içinde saklanir. Dondurma-kurutma yönteminde kurutmayi hizlandirmak amaciyla, mantar ince nelerle delinir. Daha sonra kutu içine serilerek dondurma aletinde kurutulur ve saklanir. Mikroskobik olan funguslarda da ayni yöntem uygulana bilinir. Likenler ve Karayosunlari Likenler ve karayosunlari, üzerine gerekli bulgularin yazildigi mektup zarflari veya özel olarak hazirlanan zarflar içine konularak saklanirlar. Odun ve kabuk üzerinde yasayan likenler ve karayosunlari bir çaki vasitasiyla çikarilarak toplanirlar. Tas üzerinde yasayan kuru likenler ise çekiç ve kalem keski ile çikarilarak toplanirlar. Tas üzerindeki nemlenmis likenler çaki ile çikarila bilinirler. Kirilabilen likenler yumusak kagitlara sarilarak tasinirlar. Zarf içine konan liken ve karayosunlari etiketlenir ve herbaryum kartonlari üzerine yapistirilarak saklanirlar. Daha büyük yaprakli karayosunlari ve turba yosununun gametofitleri de ileride açiklanacak olan presleme yöntemi ile kurutulup herbaryum kartonu üzerine yapistirilarak saklanabilirler (Saya ve Misirdali, 1982). Egreltiotlari ve Tohumlu Bitkiler Egreltiotlari ve tohumlu bitkiler mümkün oldugu kadar zarar görmemis olarak kök, çiçek, yaprak, meyve ve tohumlariyla birlikte toplanmalidirlar. Korunmaya alinmis bitkilerin ancak fotograflari çekilebilir. Bunlar toplanmamalidirlar. Zira bunlar az bulunan kaybolmaya yüz tutmus veya endemik bitkilerdir (Saya ve Misirdali, 1982). BITKILERDE ISTENMEYEN RENK DEGISIMLERI Presteki renk degistiren bitkiyi bulmak veya taze yesil yapragin korunmasi sonucunda, zamanla kahverengimsi renge dogru gidisini gözlemlemek koleksiyoncu için istenmeyen olaydir. Bu arzu edilmeyen renk degisimi neye dayandirila bilinir? Bu kötü görünüse engel olabilmek için ne yapilabilir? Bunun için bitkinin mümkün oldugunca çabuk suyu alinmalidir. Canli bitki hücresinde bir düzen ve harmoni vardir, reaksiyonlar biyokimyasal bir süreç içerisinde cereyan etmektedir. Korunma döneminde - bitki koruma yöntemleri-, çok sayida kontrol edilemeyen ve degistirilemeyen olaylar baslatmaktadir. Hücrenin iç basinci (Turgor) gevser ve özsu renk maddesi (Chromogene) plazmanin içine girer. Hücrenin renk degistirmesine neden olur. Adi geçen Chromogene, belirli maya gruplarini harekete geçirir ve kahverengimsi renk degisikligine neden olur. Olay, sivilarin korunmasinda madde içeriginin degisimine ve özsu renk maddesinin erimesine kadar varir. Bunlar sadece birkaç örnektir. Maya (Ferment), sicaklik sayesinde etkisiz hale getirilebilir ve özsu renk maddesinin neden oldugu renk degisimi engellenmis olur. Renk degistirmeye meyilli olan suca zengin bitkilerde kisa süreli isi tavsiye edilir. Genelde kurutmada diger bir yol daha seçilir. Mayalanmaya bagli kosullardaki renk degisikligini genis ölçüde etkisiz hale getirmek gerekir. Bitkinin mümkün oldugu kadar çabuk suyunu alarak, yas kurumalarda mayanin (Ferment) arzu edilmeyen aktivitesine asit ilavesiyle engel olunur. Rengi kuvvetlendirici islemler (kireç tozu, alçi gibi su emen maddeler ve itinali renk açici okside maddeler kullanilarak) ile özellikle yesil yapraklarda iyi bir renk korunmasi saglanabilir. HABITUSU BOZMADAN KURUTMA Bir kap içerisine yerlestirilen kurutulacak materyalin etrafi iyice kurutulmus kum ile dondurulur. Doldurma islemine bitki tamamen kumla örtülünceye kadar devam edilir. Bitkinin durumuna bagli olarak 5-10 gün böylece birakilir. Daha sonra kap hafifçe egilerek kumun akip dökülmesi saglanir. Bu esnada örnegin zarar görmemesi için kumun dökülmesi islemi son derece dikkatli yapilmalidir. Bilinmesi gereken diger bir konu da sudur; bütün kurutulmus bitkiler, özellikle çiçek renkleri isiga çok fazla duyarlidirlar. Bunun gibi benzeri bitki kisimlari günes isiginda uzun süre birakilirsa renkleri solar. Bu nedenle isiga karsi koruma bütün bitkilerde bir yasa gibidir. Buna kesinlikle dikkat edilmelidir. BITKILERIN PRESLENMESI Kisa bir süre için torbalarda korunan veya hemen kurutulmak istenen bitki örneklerinin dogal for ve renklerini koruyabilmeleri için ‘Pres” adi verilen baski araçlarinda kurutulmalari gerekir. Araziden toplanan örnekler, üzerinde bulunabilecek toz ve çamurlar uzaklastirildiktan sonra pres altina ve nem emici kagitlar arasina yerlestirilmis sekilde konmalidir. Pres tahtasinin düzgün yüzeyi üste gelecek sekilde konur. Bunun üzerine yüzeyi üste gelecek sekilde oluklu mukavva ve üzerine kurutma kagidi yerlestirilir. Daha sonra araya bir gazete konulur. Içerisine bitki örnegi yerlestirilir ve kapatilir. Üzerine kurutma kagidi konur ve tekrar bir gazete kagidi açilarak içine bitki örnegi yerlestirilip kapatilir. Üzerine kurutma kagidi konur. Bu islem her bir bitki örnegi için tekrarlanir. Mümkünse 2-5 bitki örnegi bulunan kurutma kagitlari arasina oluklu mukavva veya oluklu metalden yapilmis sert bir malzeme konularak bitkiler arasindan hava akiminin geçisi saglanmis olunur. Böylece, kurutma islemi hizlandirilir. Araya konan oluklu mukavvadan ilkinin oluklu yüzeyi asagiya, ikincisinin ise yukari gelecek sekilde yerlestirilmesi gerekir. Pres belirli bir yükseklige eristikten (20-30 cm.) sonra üzerine kurutma kagidi konur. Onun üzerine de oluklu yüzeyi asagiya gelecek sekilde mukavva, son olarak en üste düzgün yüzeyi alta gelecek sekilde pres tahtasi konularak örgü kemerleri iyice sikilir. Daha sonra üzerine bir agirlik konur. Aradaki kurutma kagitlari her gün degistirilir. Ancak özellikle özsuca zengin bitkilerde ara tabakalar birkaç saat sonra degistirilmeli, filtre kagitlari da yenilenmelidir. Hassas bitkilerde ilk 24 saat içinde ara tabakalarin en az üç defa degistirilmesi gerekir. Daha sonra degistirme islemi günlük olarak yapilabilir. Presler genellikle yan gölge veya hava akiminin oldugu bir yerde kurumaya birakilir. Presi, kurutma islemi esnasinda sicak havali bir odaya da asabiliriz. Bitkilerden suyun uzaklastirilmasi ne kadar hizli bir sekilde yapilabilirse, o derecede renk ve yapi korunmus olur. Bu yüzden presleme olayina özel bir dikkat gösterilmelidir. Genelde kurutma islemi 10-14 günde tamamlanir. Fazla miktarda bitki toplamak ve preslemek gerekiyorsa iki prese sahip olunmalidir. Preslerden birisine taze bitkiler yerlestirilirken, digerinde kurutulmus bitkiler korunabilir. Amatör bir toplayicinin kullanacagi uygun pres ölçüleri 26 x 40 cm.liktir. Presin alt tarafina 10-20 mm. kalinliginda filtreli kagit konulur. Bu presin kuvvetli olmasini Saglar (Stehli und Brünner, 1981). Preslemede Dikkat Edilecek Hususlar 1. Kurutma kagitlari arasina yerlestirilen bitki örneklerinde, yapraklarin alt ve üst yüzeyleri görülebilmeli ve üst üste yigilmadan açarak yerlestirilmelidir. Bu amaçla, üst üste binmis bitki kisimlari, aralarina sokulan filtre kagidi parçalan ile birbirlerinden ayrilirlar. 2. Örnek üzerindeki yapraklar çiçekleri örtmemelidir. 3. Çiçekleri çan ve boru seklinde olan öneklerde, çiçeklerden bazilari uygun bir biçakla kesilip açilmali ve çiçek organlari görülebilir sekilde yerlestirilmelidir. 4. Preslenecek bitki örneginde kopmus olan çiçek, tohum, meyve ve diger küçük parçalar kagit torbalara konularak, asil örnekle birlikte preslenmelidir. 5. Kurutma kagidi ve pres boyutlarindan büyük bitki örnekleri V, W, N seklinde kivrilarak prese yerlestirilmelidir. 6. Soganli bitkilerin toprakalti kisimlari çaki ile ikiye bölünerek, yumrulu olanlar ise yumrulari birkaç yerden igne ile delinerek veya kaynar suya batirilarak yumrudaki nisastanin disari çikmasi saglandiktan sonra pres altina alinmalidir. 7. Kolay kuruyan bitkilerde (çayirlar) ince ara tabaka kullanilir ve presin baski gücünden tamamen yararlanilir. Ancak pres çok ince olmamalidir. Yoksa baski zayif kalir. 8. Özsuyu zengin olan bitkilerde ara tabakalar birkaç saat sonra degistirilmeli, filtre kagitlari da yenilenmelidir. 9. Hassas bitkilerde ilk 24 saat içinde ara tabakanin degisiminin 3 defa yapilmasi yararlidir. Daha sonra günlük olarak degistirilir. Bunu takiben her iki üç günde bir degistirilir. 10. Kalin gövdeli bitkilerde kurutma kagitlari parçalar halinde kesilerek yaprak ve çiçeklerin üzerine yerlestirilir. Aksi halde bitkinin gövdesi kalin, yuvarlak ve çiçekler ince oldugu için gazete kagidina tam degmez ve kurutma sirasinda burusurlar. Herbaryum Yaparken Familya Düzeyinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar (Yildirim ve Ercis, 1990; Seçmen ve Ark., 1995) Alismataceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, erkek ve disi çiçekler toplanmalidir. Amaranthaceae: Olgunlasmis meyve örnegi alinmali, Monoik veya dioik oldugu not edilmelidir. Apiaceae (Umbelliferae): Uzun boylu bitkilerde taban ve gövde yapraklarindan da örnekler alinmali, bitki boyu not edilmeli, özellikle meyveli örnek toplanmasina dikkat edilmelidir. Aracea: Bitki toplanirken meyveli örnek tek basina pek yeterli olmamaktadir. Çiçekler, çiçek durumu, toprak alti parçalari ve yapraklar daha önemli olmaktadir. Aristolochiaceae: Periant'in rengi ve sekli not edilmeli,bir kaç periant açilarak preslenmelidir. Asteraceae (Compositae): Kapitula'daki tüpsü ve dilsi çiçeklerin renkleri ayri ayri not edilmeli, büyük kapitulali örneklerde 1-2 kapitula ortadan ikiye kesilerek preslenmeli, büyük boylu bitkilerde taban yapraklarindan da örnekler alinmalidir. Boraginaceae: Korolla tüpünün iç özelliklerini not etmek yani bogaz kisminda tüylerin veya pulsu yapilarin bulunup bulunmadigim belirtmek,ayrica stamenlerin baglanma yerlerini not etmek; meyveli örneklerden de toplamaya çalismak yararli olur. Brassicaceae (Cruciferae): Cruciferae taksonomisinde meyve özellikleri büyük önem tasidigindan, meyvesiz örneklerin teshisi cins düzeyinde de olsa hemen hemen imkansiz gibidir. Bu bakimdan çiçekli örneklerin yani sira olgun meyveli örneklerin toplanmasina dikkat edilmelidir. Campanulaceae: Korollanin dis sekli ve gözlenebildigi kadariyla kapsüllerin açilis yerleri, stigma, lop sayisi not edilmelidir. Caryophyllaceae: Stilus sayisi ile kapsül dis veya kapaklarinin sayisi not edilmelidir. Chenopodiaceae. Bu familyada monoik ve polygam esey dagilimi yaygindir. Özellikle meyveli örneklerin toplanmasi gerekir. Mümkün olabildigince periant parçalari, stamen ve stiluslarin sayilari not edilmelidir. Bu is için %10'luk el büyüteci gerekir. Türlerin pek çogu halofittir (turlu topraklarda yetisen), çorak ve ruderal yerlere adapte olmuslardir. Çiçeklenme ve meyvelenmeleri geç oldugundan genellikle ideal örneklerin toplanmasi Agustos-Eylül sonlarindan itibaren olmalidir. Convolvulaceae: Birkaç petal yaprak yarilarak preslenmelidir. Cucurbitaceae: Monoik veya dioik esey dagilimi, korollanin sekli not edilmelidir. Cuscutaceae: Üzerinde yasadigi bitki not edilmeli, çiçekli ve meyveli örnekler toplanmalidir. Cyperaceae: Olgunlasmis meyve, çiçek ve toprak alti kisimlari toplanmalidir. Dipsacaceae: Olgunlasmis meyve toplanmali, Kapitula sekli ve çiçek rengi not edilmelidir. Euphorbiaceae: Glandlarin sekli ve rengi gerektiginde çizilerek not edilmelidir. Fabaceae (Leguminosae): Çiçekli ve meyveli örneklerin toplanmasi, korolla renginin not edilmesi gerekir. Geraniaceae: Olgunlasmis meyve, yaprak ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, bitkinin genel durusu not edilmelidir. Iridaceae: Bir kaç çiçek yarilarak preslenmeli; yumrulu örneklerde tunikanin doku sekli ve rengi not edilmelidir. Juncaceae: Meyve ve toprak alti kisimlardan örnekler alinmali, stamen sayisi, yaprak sekli not edilmelidir. Lamiaceae (Labiatae): Stamenlerin sekli, pozisyonu, sayisi ve stilus çikis yeri not edilmelidir. Lemnaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmali, köklerin sayisina dikkat edilmelidir. Liliaceae: Yaprak sekilleri not edilmeli,muhakkak toprak alti organlari ile birlikte toplanmali. Soganli örneklerde ikiye yarilarak preslenmeli, tunikanin doku sekli (ipliksi,levhali,agsi) not edilmelidir. Linaceae: Petalleri çabuk döküldügünden ayri naylon torbalarda korunarak bir an önce dikkatlice preslenmelidir. Loranthaceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, çiçek sekilleri ve hangi agacin üzerinde bulunduguna dikkat edilmelidir. Malvaceae: Çiçek, olgun meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, çiçeklerin rengi not edilmeli ve yarilarak preslenmelidir. Orchidaceae: Çiçek rengi ve sekli not edilmeli.Mümkünse renkli fotografi çekilmelidir. Orabanchaceae: Çiçek rengi ve hangi bitki kökleri üzerinde yasadigi not edilmeli, ayrica gövdeleri succulent (suca zengin) oldugundan boyuna yarilarak veya gövde üzerinde çaki ile boyuna çizilip açilarak preslenmelidir. Papaveraceae: Çiçek rengi ve petallerin sekli not edilmelidir. Meyveli örneklerden de toplanmalidir. Papaver(Gelincik) de petaller çok ince ve kolay döküldügünden bunlar ayri naylon torbalarda toplanmali ve kisa zamanda preslenmelidir. Ayrica preslerken çiçekli kisimlarin altina kagit mendil sermek yararli olur. Poaceae (Gramineae): Anterlerin renkleri; ligulanin bulunup bulunmadigi, sekli, uzunlugu not edilmelidir. Polygonaceae: Meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, bitkinin genel durusu ve çiçek rengi not edilmelidir. Potamogetonaceae: Meyve, stipül ve suya yatik yapraklardan örnekler alinmali, Stipuller düzgün ve kolaylikla görülebilecek bir sekilde pres edilmelidir. Primulaceae: Çiçek, yaprak, olgunlasmis meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, çiçek sekli ve rengi not edilmelidir. Ranunculaceae: Meyveli örneklerin de toplanmasina gayret edilmeli; petallerin sayi, renk ve sekilleri, sepallerin geriye dönük olup olmadigi not edilmelidir. Resedaceae: Olgunlasmis meyvelerden örnekler alinmali, çiçek rengi edilmelidir. Rosaceae: Hem çiçekli hem de meyveli örneklerin toplanmasina gayret edilmelidir. Drupa ve elma tipi meyveye sahip örneklerde birkaç meyve ortadan kesilerek preslenmelidir. Rubiaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmali, çiçek rengi not edilmelidir. Salicaceae: Erkek ve disi bitkilerden çiçekli ve yaprakli örneklerin ayri ayri toplanmasina özen gösterilmelidir. Scrophulariaceae: Özellikle Verbascum cinsinin taban ve gövde yapraklarindan örnekler alinmali; stamenlerin sayisi, fiamentlerin tüylülük durumu ve tüylerin rengi, anterlerin baglanis sekilleri not edilmelidir. Korollalari çabuk döküldügünden preslemede itina gösterilmelidir. Solanaceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, çiçekler yarilarak preslenmeli ve meyve rengi not edilmelidir. Typhaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmalidir. Violaceae: Petallerin rengi, mahmuzlarin rengi ve boyu not edilmelidir. Havalandirmali Presleme Ara kagit tabakalari yerine bu yöntemde oluklu karton veya iskeletli metal folya kullanilir. Iskelet içerisinden sicak hava geçirilir, böylece filtreli kagittan nem buharlasarak uzaklasir. Diger preslere göre üstünlüklerine bakacak olursak; 1- Ara tabakali preslerdeki tabaka degistirme zahmetinden kurtulunur. 2- Hizli su çikisi sayesinde renk çok daha iyi korunur ve yapi bozulmaz. Bu yöntem diger tel kafesli presler için de elverislidir. Paket malzemesi olarak uygun büyüklükte karton iskelet olusturulabilir. Metal folya ise izolasyon amaçli olarak kullanilabilir. Kartonun iskeleti paralel olarak dizilir. En iyisi kartonlari birbirine yapistirmaktir. Uzun süreli dayaniklilik için ince alüminyum levhalar kullanilirsa sicakligi daha çabuk iletir. Karton iskelet zaman zaman degistirilir. Presin doldurulmasi kolaydir; önce filtreli kagit, üzerine karton iskelet, onun üzerine iki tabaka filtreli kagit, gazete kagidi veya sünger karton serilir. Yeniden üzerine karton iskelet konulur. Bu yöntemde sürekli, yumusak bir sicak hava akimi gerekir. Kendi kendimize de basit bir kurutma sistemi yapabiliriz. Sabit bir tahta kutudan olusan bu sistem sikça kullanilan preslere de uygundur. Isitma islemi ampullerle yapilir. Sandigin üzerine konulan bu preslerin içine kutudaki isinan hava girer ve sirkülasyon ile disari çikar. Sicakligi, ampullerin açma kapatma dügmeleri ile ayarlayabiliriz. Ancak 48 saat sonra ilk presteki bitki kurutulmus olur. Çok kuvvetli su içeren bitkiler bu yöntemle bir kaç günde kurur. Ideal olani termostatli olarak düzenlenmis olan kurutma dolaplaridir (Stehli und Brünner, 1981). Ütüleme veya Fotopresli Hizli Kurutma Sistemi Genelde 45 °C ve üzerindeki sicaklik dereceleri kurutmada uygun degildir. Bitkilerde fermantasyona sebep olan renk degisimlerine neden olur. Hizli kurutma ile renkler bozulmadan korunabilir. Bu sirada fermantasyon olayi aktif olmamali, çiçek renkleri zarar görmemelidir. Sicaklik iyi ayarlanmalidir. Örnegin; elektrikli ütü ile yapilacak bir islemde sicaklik seçimi “Sentetik” ayarinda olmalidir. Yani, sentetik kumasi eritmeyecek derecede olmalidir. Basit yöntem; filtreli kagitlar arasindaki bitkinin ütülenmesidir. Bunun için iki sert lifli kartona ihtiyaç vardir. Iki filtreli kagit arasina bitki yerlestirilmis halde bu sert lifli karton arasina konularak, hafif baski ile ütülenir. Filtreli kagittan çikan nem buharlasir. Daha sonra hepsi bütün olarak ters çevrilerek yeniden ütülenir, 20 dakika sonra bitkinin kuruyup kurumadigi kontrol edilir. Kesinlikle uzun süre fazla isi ile ütülenmemelidir, aksi halde bitki kirisir ve dalgali burusukluklar olusur. Elektrikli Fotopreste kurutma yöntemi; Bunda dolgu maddesi, iki filtreli kagit levha ve basit bir örgü bez ile kurutma isi yapilir. Fotopreste ayarlanabilir isi basamaklari vardir. Kurutma süresi her bitkinin su içerigine ve presin isisina göre yarim saatten bir saate kadar sürebilir. Kuruyan yüzeyin bombelesmesi yüzünden küçük bitkiler tercih edilir. Basarili ütü metodunda “Ön çalisma” için kalin, öz suyu bol bitkiler kullanila bilinir (Stehli und Brünner, 1981). Preslenmesi Zor Bitkilere Buhar Islemi Uygulanmasi Bazi bitki türlerinin preslenmesinde çesitli sorunlar ortaya çika bilmektedir. Örnegin Cirsium arvense (Köy göçüren)' de oldugu gibi dikenli yapraklar sorun yaratabilir. Kalin çiçek baslari preste kubbemsilesir, preslenmesi zorlasir. Diger bazi bitkilerde dikenler çok yer tutar ve filtreli kagidi delebilir. Bu bitkiler 2 sert lifli kartonun arasina konularak preslenir. Özsuyu bol ince kabuklu meyveler çizilir ve böylece özsu uzaklastirilmis olur. Büyük meyvelerde yas koruma yapilir. Sogan ve yumru kökler ortadan bölünüp, pörsümesi için önce bekletilmesi önerilir. Çünkü ölü dokular suyu filtreli kagida çok çabuk verirler. Kalin yaprakli etli bitkileri haslamak veya buhara tutmak preslemede kolaylik saglar. Çok saglam yapili bitkiler haslanabilirler. Bu amaçla bitki tele baglanarak birkaç saniye kaynar suya daldirilirlar. Diger bir yöntem de isi islemi özel bir buhar odasinda yapilabilir. Bitkiler levha üzerine yatirilir ve yapisina göre yarim ile iki saate kadar yogun buhara birakilirlar. Daha sonra disari alinip filtreli kagit levhalar arasinda preslenirler. Hizli su alimi ile bitkileri kurutma islemi kismen kisa sürer. Suyun buharlasmasi önce çok hizli olur. Bu yüzden 1 saat sonra ara tabakalar degistirilir. Çiçekler her kisa isitmadan önce bitkiden veya iki saate kadar yogun buhara birakilirlar. Daha sonra disari alinip filtreli kagit levhalar arasinda preslenirler. Hizli su alimi ile bitkileri kurutma islemi kismen kisa sürer. Suyun buharlasmasi önce çok hizli olur. Bu yüzden 1 saat sonra ara tabakalar degistirilir. Çiçekler her kisa isitmadan önce bitkiden uzaklastirilir ve özel olarak preslenirler (Stehhi und Brünner, 1981).Preslenmis Bitkinin Yapistirilmasi Presten alinan bitkiler, karton levhalar arasinda bir tabakaya yapistirilana kadar yeniden korunurlar. Yapistirilacak levha mümkün oldugunca sert kagittan olmalidir. Ince karton bu is için daha uygundur. Böylece bitki kirilmaktan korunmus olur. Levhanin ölçüleri presin ölçülerine uygun olmalidir. Pres ölçüsü 26 x 40 cm olmakla birlikte, levhanin bundan büyük olmasi daha uygundur. Levha ölçüsü genelde 29 x 42 cm, amatörler için ise yaklasik 22 x 34 cm.dir. Koleksiyonun masrafi ve yer ihtiyacinin artmamasi için karar kilinan levha büyüklügü sabit tutulmalidir. Bitki kartona yapistirilirken dikkat edilmesi gereken ilk sey sag alt kösede etiket için yeterli bir yer birakilmasidir. Böylece preslenmis bitki yüzeye düzenli sekilde yapistirilir Bitkinin sabitlestirilmesi için yapiskan bant kullanilmalidir. Burada genellikle 3 mm genislikte kesilen yapistirici bantlar kullanilir. Yapistirici bant bitkiyi sabit tutar ve ihtiyaca göre yeniden açilabilir. Sap ve yaprak, uygun olan ve az zarar görebilecek noktalarindan yapistirilir. Bant sapi iyi çevrelemelidir, aksi taktirde gevser. Köseli kalin saplar söz konusu oldugunda,önce kartonda bir yer açilarak sap buradan geçirilir ve karton ile birlikte yapistirilir. Yapistirici olarak kullanilan bandin seloteyp olmasi tavsiye edilmez, çünkü birkaç yil sonra rengi solar ve yapiskanligini kaybeder. Bu yüzden zamkli kagidi tercih etmek daha dogru olur. Bütün kisimlarin tutup tutmadigim kontrol için herbaryum levhasi dikkatlice ters çevrilir. Bitkinin bütününün levhaya yapistirilmasi iyi degildir. Çünkü daha sonraki arastirmalarda yeniden ayirmak gerekebilmektedir. Bununla birlikte, bu yöntemin kullanilmasi kirilma tehlikesini önemli ölçüde azaltmaktadir. Çünkü bütün kisimlar levha ile sabitlesmektedir. Bu yöntem, yumusak bitkilerde yararli olmaktadir. Laboratuar dersleri için yapilan toplamalarda da s nedeniyle arzu edilmektedir. Cam levha üzerine su ile inceltilmis elastik reçine ince bir tabaka halinde sürülür ve yapistirilmak istenen bitki cam üzerine yatirilir. Bundan sonra pens ile itinali bir sekilde kaldirilip, levha üzerine konulur. Daha sonra kum torbasi veya baska bir agirlikla desteklenmis olan sert lif levha ile 2 saat presleme yapilir. Herbaryumlar böylece kurumaya birakilir. Kalin agaç dallari, ne bandajla, ne de yapistirici ile levha üzerine sürekli olarak sabitlestirilemez. Bu nedenle ip kullanilarak levhaya dikilir. Bunun için levha ince kartondan olmamalidir. Çiçekli bitkilere ait gevsek tohum ve meyveler küçük bir kagit zarf ile uygun olan yerinden levhaya yapistirilir. Çiçekler parçalanarak preslenebilir. Daha sonra çanak, taç yapraklan vb. ayri ayri yapistirilir. Açik renkli çiçekler koyu kartona yapistirilmalidir. Son islem olarak, gerekli verilen içeren etiket sag alt kisma yapistirilir. Küçük olmayan ve ölçülere sahip etiketler kullanilmalidir. Bitki hakkindaki bütün materyaller, örnegin; literatür özeti, gazete kupürü, fotograflar veya yayilim bölgesinin küçük bir taslagi bu levhaya ilave edilebilir. HERBARYUM ÖRNEKLERININ ETIKETLENMESI Toplanip preslenmis materyalin devamli kullanilabilmesi için etiketlenmesi sarttir. Burada bilimsel isimleri kullanmak gerekir. Zorunlu olmamakla birlikte Autor (Yazar) isimlerinin etikete konulmasi önerilir. Örnegin; Bellisperennis L. (Koyun gözü) ‘deki L.: Linne'nin bas harfinde oldugu gibi Autor ismi de bitkinin ilmi isminin yaninda verilir. Eger bir bitki için iki isim geçiyorsa geçerli olan isimden sonra basa Sinonim yazilip parantez içerisinde verilir. Örnegin Cirsium arvense (L.) Scop. (Köygöçüren)'un Sinonimi Serratula arvensis L.'dir (Davis, 1975). Etikette mümkün oldugunca bitkinin toplandigi yer hakkinda bilgi verilmelidir. Cam tüplerdeki tohum koleksiyonlarinda etiket çok küçük tutulmalidir. Sadece bilimsel isim ve düzenleme numarasi yazilabilir. Etiketler için beyaz ve iyi bir kagit seçilmelidir. Okunakli bir yazi, koleksiyona dis görünüs itibariyle iyi not verir. Yazimda uygun bir daktilo da kullanila bilinir. Tükenmez kalem kesinlikle kullanilmamalidir. Çünkü zamanla yazilar silinir. Yazim isinde yazi sablonu da kullanila bilinir. Etiketi yapistirmak için reçine yapistirici kullanilmalidir. Zamk veya kola kullanilmamalidir. Akici preparatlarda etiket, kaplama koruyucu bir yapistirici ile korunmalidir. Bitki örnekleri kartonlara tutturulup, kaydedilen bilgiler etikete yazilir ve sonra kartonun sag alt kösesine yapistirilir. Etiketler degisik ölçülerde olmakla birlikte en çok kullanilanlar 5 x 8; 7.5 x 12.5 ve 11 x 13 cm ölçülerinde olanlaridir. Etiket Üzerinde Bulunmasi Gereken Bilgiler 1. Etiketin üst kisminda herbaryumun uluslararasi adi bulunmalidir. Sayet bitki bir bölge veya ülke florasi çalismasi için toplanmissa,çalisilan bölge veya ülkenin adi etiketin en üstüne yazilabilir, 2. Bitkinin türü, 3. Familyasi, 4. Mahalli adi (yöresel ismi), 5. Toplandigi yer, ekolojisi (bulundugu çevre ve toprak özellikleri), 6. Toplanma tarihi, 7. Yükseklik (bitkinin yetistigi yerin denizden yüksekligi), 8. Toplayanin adi, 9. Teshis edenin adi, 10. Toplayicinin verdigi arazi numarasi (Davis'in Türkiye haritasina hangi karede oldugunu belirten numara). Herbaryum örneklerinin toplanma yeri hakkindaki bilgiler ve örneklerin adlari bir herbaryum listesi haline getirile bilinir. Gelismis bir herbaryumda örnekler hakkindaki bilgiler bir kartoteks sistemine geçirilir. Kartoteks sistemi; toplama tarihi, alfabetik familya, cins veya tür sirasina göre düzenlene bilinir. Bu is için özel olarak kesilmis kartonlar (10x15 cm boyutlarinda) kullanilir. Bu kartonlarin üzerine bitkinin numarasi, bitkinin familya, cins ve tür adi, Türkiye florasinda uygulanan kare nosu, toplandigi yer, yetisme yeri, denizden yüksekligi, toplama tarihi, toplayanin adi ve soyadi, teshis edenin adi ve soyadi ile teshis tarihini yazmak gerekir (Saya ve Misirdali,1982). Kare Sistemi: 36°-42° enlem ve 26° boylamlari arasinda yer al Türkiye, her iki enlem ve boylamdan bir çizgi geçirilerek toplam 27 kare bölünmüstür (Davis,1965). Enlem çizgilerinin arasi A, B, C olar adlandirilirken, boylam çizgilerinin arasi 1, 2, 3.. .9 olarak numaralandirilmistir Dolayisiyla enlem ve boylam çizgilerinin çakismasi ile olusan her kare kendine özgü bir adi vardir. Örnegin C.2 karesi harita üzerinde 1 olarak adlandirilan Mugla, Denizli, Burdur ve Antalya illerinin bir kismini kapsayan karedir. A.6 ise, (2) Samsun, Amasya, Tokat, Sivas ve Ordu illerinin bir kismini kapsamaktadir. ÖRNEKLERIN KORUNMASI Herbaryum ve teshisi yapilan bitki örneklerinin korunmasi ileride yapilacak çalismalar içinde büyük önem tasir. Bunun için örnekler genellikle özel olarak yapilmis dolaplarda korunurlar. Dolaplar, küflenmenin önüne geçmek için rutubetsiz yerlerde bulundurulmalidir. Büyük herbaryumlarda örnekler özel çelik kasalarda korunur. Bu kasalar yangin, tozlanma vb. gibi tehlikelere karsi örnekleri korur. Bitki öreklerinin dolap veya kasalardaki düzeni, familyalar içinde cinslerin, cinsler içinde türlerin alfabetik siraya göre tanzim edilmesi esasina dayanir (Yildirim ve Ercis, 1990). Taksonomik siralamada ayri ayri zarflarda korunan herbaryum türleri, cinslere ait zarflarda toplanmis olurlar. Cins zarflari alfabetik familya dosyalarinda toplanirlar. Herbaryum dosyalari daima hafif baski altinda bulunmali ve daima dik bir sekilde korunmalidirlar. Yiginlasan dosyalara kapak arkasina yapisan ve bükülen karton askilar gerekir. Ayrica açilabilir karton kutular da korumada kullanila bilinir. Levhalar gevsek bir sekilde konulup, birkaç kartonla agirlastirilmalidir. Bir herbaryum mümkün oldugu kadar kuru, tozsuz ve karanlik ortamda korunmalidir. Bitki koleksiyonu yapan kimse mümkün oldugu kadar tam bir koleksiyona sahip olmaya gayret eder.Gittikçe büyüyen bir koleksiyonda ilerleyen çalismalar sonucunda bir liste yapilmaya çalisilarak koleksiyonda eksik olan türler kaydedilir ve böylece o bitkilere dogru bir yönelis baslar (Stehli und Brünner, 1981). Kaynak: Özer, Z., Tursun, N., Önen, H., Uygur, F. N., Erol, D., 1998, "Herbaryum Yapma Teknikleri ve Yabanci Ot Teshis Yöntemleri", Gaziosmanpasa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Yayinlari No:22, Kitaplar Serisi No: 12, Tokat, 214 s.

http://www.ulkemiz.com/herbaryum-nedir-herbaryum-teknikleri-nelerdir-

SPİL DAĞI MİLLİ PARKI

SPİL DAĞI MİLLİ PARKI

İli : MANİSA Adı : SPİL DAĞI MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1968 Alanı : 6.693,5 ha. Konumu : Ege Bölgesi’nde, Manisa ili içindeki Spil Dağı üzerinde yer almaktadır. Ulaşım : Manisa’dan 24 km’ lik bir karayolu ile ulaşılmaktadır. Kaynak Değerleri :           Spil Dağı, Ege Bölgesi\'nin doğu-batı uzantılı masiflerinden birisi olan Bozdağlar horstunun kuzey batı parçasını oluşturan önemli bir tektonik ve jeomorfolojik birimdir.           Kanyonlar, vadiler, inler, mağaralar, dolinler ve lapyalar gibi karstik oluşumlar yörenin jeolojik yapısından kaynaklanan ilgi çekici yer şekilleridir.           Çam, ardıç, kavak, ceviz, kızılağaç, karaağaç ve meşe ağaçlarından meydana gelen bölgenin zengin bitki türleri yanında, milli parkta bilimsel araştırmalarla belirlenen 20’den fazla endemik bitki türü bulunmaktadır. Osmanlı İmparator-luğu’nun bir devrine adını veren ve Avrupa ülkelerine de götürülen Manisa laleleri de milli parkta doğal olarak yetişmektedir.           Ayı, karaca, kurt, çakal, domuz, tilki, sansar, porsuk, dağ keçisi, akbaba, kartal ve sülün yörede yaşayan yaban hayvanlarıdır. Milli parkta sülün üretme istasyonu kurulmuştur.           Milli parkın tarihi ve mitolojik yönü de zengindir. Mitolojiye göre Spil Dağı’na adını veren, Zaman Tanrısı Kronos’un karısı Kybele’dir (Sipylene). Kybele bütün tanrıların, tanrıçaların olduğu gibi bitkilerin, hayvanların ve insanların bereket tanrıçasıdır. Bir diğer kaynağa göre de Frigya Kralı Menos’un kızı Sibel’in bu dağa atılarak vahşi hayvanlar tarafından büyütülmesinden dolayı dağa Spilos adı verilmiştir. Sonraları Kral, Tantal Kalesi’ni yaptırmış, kalenin bitmesi şerefine verdiği ziyafette oğlunu kurban ettiği için tanrılar tarafından cezalandırılmıştır. “Ağlayan Kaya” olarak bilinen yer ise, mitolojiye göre 14 çocuğunun Leto tarafından öldürülmesi sonucu çocuklarının ardından ağlayan Niobe’ye aittir.           Arazinin jeomorfolojik yapısı dağcılık, tracking ve atıcılık sporlarına uygundur. Atalanı mevkiinde halkın kamp ve günübirlik rekreasyon ihtiyaçları karşılanmaktadır. Görünecek Yerler : Spil Dağı Milli Parkı değişik jeolojik oluşumlar, zengin flora ile tarihi ve mitolojik özelliklerin bir arada, doğal ve kültürel peyzajın en güzel örneklerinin sergilendiği bir sahadır. Ağlayan Kaya, Dulkadın mevkiindeki eskiden yerleşim yeri olarak kullanılan mağaralar ilgi çekici ve görülmesi gereken diğer özelliklerdir.          Milli parkın doğusunda 600 m. yüksekliğindeki kalkerlerin erimesi ile meydana gelmiş olan dolin gölü, içerisinde bol miktarda sülük barındırmasından dolayı Sülüklügöl olarak isimlendirilmekte ve doğal peyzajın en güzel örneklerinden birini sergilemektedir. Paşaini gibi suların kalker serilerinin altını eritip oymaları ile oluşan çok sayıda in bulunmaktadır. Ayrıca parkın yakınında sıcaklığı en az 21 C’ye kadar düşen bir ılıca da mevcuttur. Mevcut Hizmetler : Park, bölge halkının rekreasyon ihtiyacını gidermektedir. Arazinin jeomorfolojik yapısı dağcılık sporuna uygundur. Aynı zamanda tracking (doğa yürüyüşleri) ve atıcılık sporları da yapılmaktadır. Milli parkın Atalanı mevkiinde düzenlenen günübirlik ve kamp alanı bölge halkının yaz-kış rekreasyon ihtiyacını büyük ölçüde karşılamaktadır. Konaklama : Milli park içerisinde Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’ne ait bungalowlarda geceleme mümkündür. İrtibat :           Çevre ve Orman Bakanlığı          Manisa DKMP Şube Müdürlüğü :          Tel : 0236-237 10 63          0236-237 10 65          Fax : 0236-237 15 42

http://www.ulkemiz.com/spil-dagi-milli-parki

Fotoğrafta Işığın Önemi

Fotoğrafta Işığın Önemi

Işık fotoğrafçının temel malzemesidir. Fotoğraf ışıkla çizilir çünkü fotoğrafın kaynağı ışıktır. Işığın kullanımı da bu yüzden çok önemlidir. Fotoğrafı çekmeye başlamadan önce ışığı tanımalı, bilmeliyiz.

http://www.ulkemiz.com/fotografta-isigin-onemi

Akrepler ve Özellikleri

Akrepler ve Özellikleri

Akrep, örümceğimsiler sınıfının Scorpiones takımını oluşturan genellikle sıcak ve nemli bölgelerde yaşayan, vücutları sert kitin bir tabaka ile örtülü, kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehir iğnesi bulunan eklembacaklılara verilen ad.2009 yılı rakamlarına göre akreplerin yaşayan 1753 türü bulunur. Türkiye'de[1] 11 cinste toplanan 23 türü bulunur. Dünyanın en uzun birinci akrebi 23 cm boyuyla Heterometrus swammerdami, ikincisi ise 20 cm boyuyla Pandinus imperator türleridir. Teraryumda bakılan bazı akrepler 8 yıla kadar yaşasa da, doğada ömürleri bundan daha kısadır.Akrepler, araknoloji bilim dalı içerisinde araknologlar tarafından incelenir.Habitat ( Yaşama Alanı)Karlı bölgeler hariç hemen hemen her yerde, ormanlık bölgelerde, çöllerde, taşlık ve kayalık yerlerde yaşarlar. Genellikle tropikal ve tropik altı iklim kuşaklarında yaygındır. Akrepler fazla sıcaklığa duyarlı ve neme bağımlı olduklarından her zaman ılık ve ıslak bölgeleri tercih ederler. Gündüz, taşların altında, duvar yarıklarında, kurumuş ağaç kabukları altında ya da yer altında kazdıkları dehlizlerde rastlamak mümkündür. Geceleri aktiftir. Kaygan yüzeylere tırmanamaz. Habitatına göre akrep sınıflandırması:Topraküstü akrepleri Ağaç akrepleri (arboreal akrepler) : Ağaç yarıklarında ve ağaçların kabukları arasında bulunurlar. Avustralya'da Liocheles australiensis türünden akrepler bir kozalıklı ağaç türünün (Araucaria huntsteinii) 40 m üstünde yaşarlar.Taşaltı akrepleri (litofilik akrepler) : Taş altlarında kaya yarıklarında yaşarlar.Toprakaltı akrepleri Kumcul akrepler (psammofil akrepler) : Çöl gibi yumuşak kumlu ortamlarda yaşarlar ve geniş tarsal tırnaklar ile birçok sert uzun kıl (macro-setae) taşırlar. Uroplectes, Opistophtalmus ve Parabuthus cinslerinden akrepler bu gruptandır.Kazıcı akrepler (fossorial akrepler) : Yengeç benzeri geniş chela bulunur. Kısa sert ve kuvvetli bacaklara sahiptir. Cheloctonus, Karasbergia ve Lisposoma cinslerinden akrepler kazıcıdr.Morfoloji ve FizyolojiKarakteristik yapıları ile çok kolay tanınan ve uzunlukları 13–220 mm arasında değişen eklembacaklılardır. Yaşadıkları ortama göre saman renginden sarıya, açık kahverenginden siyaha kadar değişen tonlarda renklere sahiptir. Sırttan ve karından (dorso-ventral) basık olup vücutları, başlıgöğüs ve karın olmak üzere iki bölümden oluşur.BaşlıgöğüsBaşlıgöğüs (cephalothorax ya da prosoma), "gövde" olarak da nitelendirilir. Baş ile göğsün kaynaşmasıyla oluşmuş tek parça segmentsiz yapıdır. Nispeten kısa, sırt taraftan da tek parça bir zırh ya da baş kalkanı (karapaks) denilen kabukla örtülüdür. Bir çift pedipalp, bir çift zehir çengeli ya da keliser (chelicera) ve dört çift bacak bulunur. Erkek akreplerin pedipalpleri daha ince yapılı olmasıyla dişilerden ayrılırlar.Pedipalp[değiştir | kaynağı değiştir]Pedipalp : Başlıgöğsün önünden iki yana doğru uzanan ve bacak ( = kol) gibi görünen bir çift pedipalpleri vardır. Bütün ektsremitelerin en büyüğü ve en kalınıdır. Bunlar, makas formunda adeta eğitilmiş organellerdir. Avlarını yaralamak, yakalamak ve ezmek için bu organelleri kullanırlar. Ayrıca dokunum organı görevi de görürler. Pedipalplerin üzerinde havadaki titreşimleri algılayan ve trichobothrium olarak adlandırılan küçük duyu tüyleri bulunur. Trichobotrium’un alt kısmı fincan gibi ve ince uzun tek bir tüy bulunmaktadır. Pedipalpler, coxa, trochanter, femur, patella, tibia ve tarsus olmak üzere beş bölümden oluşur. Kalça (coxa), başlıgöğse eklenmiş pedipalpin ilk proksimal segmentidir. Uyluk bileziği (trochanter), coxa ile femur arasında ikinci segment olup kısadır. Uyluk (femur), trochanter ile patella arasında uzun ve silindirik üçüncü segmenttir. Baldır (tibia) kısmında dikenlere benzer oluşumlar bulunur. Pedipalplerin kıskaçlı dördüncü ve beşinci segmentine kıskaç ya da makas (chela) denir. Chela’ yı oluşturan bu kıskaçların üst bölümü sabit, alt kısmı ise hareketlidir. Hareketli veya eklemli parmağı olan dördüncü segment tarsus olup büyük ve çok net bir şekilde görülür. Kıskaçların şekli türlere göre değişiklik gösterir. Buthidae familyasında tarsuslar tipik sıralı dişlerle doludurlar. Akreplere özgü olarak tarsusda abduksiyon kas bulunmaz. Tarsusun açılması, başlıgöğsün dorso-ventral yönde kontraksiyonu ve buna bağlı olarak hidrostatik basıncın artmasıyla gerçekleşir. Tibia, beşinci ve son segment olup sabit, hareketsiz kalın kısımdır.KeliserKeliser (chelicera) : Pedipalplerin hemen ventralinde yeralan ve onlara oranla çok daha küçük olan başlıgöğsün ilk çift ekstremitesidir. Coxa, tibia ve tarsus olmak üzere üç segmentten oluşmuştur. Genelde pençe tırnaklı çeneler halindedirler. Familyasına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Son iki segment (tarsus ve tibia) hareketli parmak (tarsus) ve sabit parmak (tibia) tarzında kıskaçlı bir makas oluşturacak şekilde birbirlerine eklemlidir. Bunlardan birinin çevresi sarılmış gibidir ve karapaks sınırı ile örtülüdür. İkinci segment biraz daha uzun olup üst kısmı dışa doğru konvekstir (dışbükey). İç yüzünde ise ince dikenimsi kıllarla (setea) kaplı yakalama işlemine yarayan dişe benzer oluşumlar vardır. Üçüncü segment hareket edebilen parçadır. Bu parça yakalama işlemi için ikinci makası taşıyan segment (coxa) olarak ifade edilir. Bu kısım eğilip bükülür ve avını emmeden önce yakalamaya yarar. Fakat iki nokta arasındaki uzaklık nedeniyle dinlenme esnasında sabittirler. Bu parçalardaki dişler sınıflandırmada dikkate alınır. Zehir çengelleri, avlarını tutmaya ve bazen de birbirlerine sürtülmek suretiyle ses çıkarmaya yararlar.BacakBacak: Her göğüs halkasında bir çift olmak üzere dört çift bacak vardır. Geniş bir coxa ile başlayan bacaklar yedi eklemlidir: coxa, trochanter, femur, patella, tibia, basitarsus ve telotarsus. Bacakların en uçtaki tarsal segmentinde tırnaklar (vantuz) bulunur. segmentler ince membranla birbirlerine bağlanırlar. Bacaklar, birbirlerine yakın olarak başlıgöğsün alt kısmından çıkarlar. En küçük olan birinci coxa, ikinci coxa ’ nın köşeleri arasında yer alır. En uzun coxa, dördüncü coxa’dır. Başlıgöğsün ventral yüzeyinde birinci ve ikinci coxa’ da kitinli plaklar ve salgı bezleri vardır. Bu oluşumların sindirim olayında önemli görev yaptıkları düşünülmektedir. Akrep yürüdüğünde tarsus ile son iki segment ağırlığı çeker. Bacakları, hareket ve kazma organı olarak kullanırlar. Dişi akrepler bacaklarını yavruların hareket etmesinde kullanırlar. Bacaklar üzerinde yerdeki titreşimleri algılamaya yarayan ince tüyler bulunmaktadır.GözlerGözler: Akrepler, karapaks üzerinde bir çift basit median göz ve her biri lateralde bulunan iki ile beş çift arası bir grup küçük göz taşırlar. Median gözler, genellikle aynı yönde alttaki oküler tümsek üzerinde karapaksın anterior sınırından sonra, birlikte yerleşim gösteririler. Median gözler, iki tabakadan oluşmuştur. Lateral gözler, karapaksın ön kısmında köşelerde bulunur. Eşit büyüklükte beş, dört, üç ve iki küçük osellerin grup halinde birleşmesi sonucu oluşmuştur. Bazı türlerde bu gözler körelmiştir. Bazı mağara ve mesken türleri (Sotanochactas elliotti) gözsüz de olabilir. Göz sayısı ve dağılımı tür ayrımında değerlendirilir.KarınKarın (abdomen ya da opisthosoma) : preabdomen (ya da mesosoma) ve postabdomen (ya da metasoma) olarak iki bölüme ayrılır. Ovaryum içinde gelişmenin ilk döneminde, sekiz segmetli olan preabdomen ilk yedi segmentinde, sonradan kaybolan ekstremite taslaklarına sahiptir. Küçük taslaklar halinde beliren abdomen ekstremiteleri sonradan kaybolduklarından yetişkin hayvanlarda preabdomen ve postabdomen tamamen ekstremitesizdir.PreabdomenPreabdomen : Genelde "karın" kelimesi daha çok bu bölüm için kullanılır. Başlıgöğse bütün genişliğiyle bağlanan preabdomen yedi geniş halka segmentten oluşur. oluşmuştur. Bu segmentlerin sırt taraflarında tergit, karın taraflarında sternit adı verilen kitin plak bulunur. Preabdomenin birinci segmenti dar sternitlidir. Bu sternitin ortasında, serbest kenarı yuvarlak ve ortası yarık olan eşey kapağı (genital operculum) bulunur. İkinci sternit üzerinde dokunum ve iz bulma görevi yapan bir çift tarak (pecten) organı, 3, 4, 5 ve 6. halkalarda "kitap trakeleri" adını alan solunum organına ait birer çift olmak üzere toplam dört çift solunum deliği (stigma) vardır.PostabdomenKuyruk ya da postabdomen : Halka biçiminde 6 segmentten oluşur. İlk beş segmentin her biri tek parça kitin zırhla örtülüdür. Birçoğunda ince olan bu 5 segment, Androctonus cinsinde belirgin biçimde kalındır. Postabdomen halkaları, preabdomen halkalarına oranla daha incedir. Kuyruk halkaları (postabdomen) zehir kesesi hariç aynı kalınlıktadır. Postabdomen, dinlenme sırasında yana doğru kıvrık durur. Yürüme sırasında arkaya uzanır. Sokma anında ise, herkesçe bilinen klasik akrep görüntüsüne uygun olarak, kuyruk tamamen yay biçiminde ve üstten olmak üzere başlıgöğse doğru kıvrıktır. Postabdomenin en son halkasında armuda benzeyen zehir kesesi (telson) ve zehir kesesinin ucunda kıvrık duran bir de zehir iğnesi vardır . Kesenin içinde ayrıca iki tane zehir bezi bulunur. Zehir bezleri birbirinden bağımsız olarak ve birer kanalla iğneye açılırlar. Zehir kesesi aşağı yön hariç her yöne hareket edebilir. Zehir kesesinin ucundaki iğnenin çıkış yeri (terminal, subterminal gibi) türlere göre değişebilmektedir. İçinden bağırsak geçmekte olan telsonun sondan bir önceki halkasında dışkılık son bulmaktadır.CinsiyetEşey kapağı (genital operculum) : Dördüncü çift coxa’ya yakın ve birinci mesosomal segmentin (genital segment) ventral yüzeyinde sternum ile taraklar arasında akreplerin üreme organlarını örten yarık bir kapaktır. Bu kapağın altında, dışarı açılan tek bir genital delik (dişilerde) bulunur. Eşey kapağı farklı ve çeşitli şekildedir. Sadece farklı türde değil aynı türün erkek ve dişisinde de farklılık gösterir. Dişilerde her iki operculum orta çizgi boyunca birleşir. Erkeklerde eşey kapağı genellikle kısmen veya tamamen ayrılmıştır. Erkeklerde konik çiftleşme aygıtı (papillae genitale) sternitin altındaki eşey açıklığında bulunur.Eşey organları : Abdomenin birinci mesosomal segmenti üzerinde bulunur.Erkeklerde bir çift testis vardır. Testislerin şekilleri değişkenlik gösterebilir. Her iki testis bir çapraz bağ ile birleşir. Testislere ait sperm kanalları birleştiğinden bir tek eşey deliği bulunur. Spermaları iplik şeklindedir.Dişi üreme organları ağ şeklinde ve parçalanmamıştır. Preabdomende ortabarsak bezleri arasına gömülmüş bir tek ovaryum bulunur. Ovaryumun biri ortada ikisi de yanlarda uzanan üç boru ile bu boruları bir ip merdiveni gibi birbirlerine bağlayan beş çift enine borucuktan oluşmuştur. Boru ve borucukların alt taraflarında küçük küreler şeklinde olgun yumurta fölikülleri görülür. Yumurtaların yapısı ve gelişmeleri, folikülleri ve yumurta kanalları gruplara göre değişkenlik gösterir. Birçok akrepte yumurtaların gelişimi ve büyümesi over duvarlarında olur. Yumurtalar özel uzama keselerinde döllenirler. Oviduktlar, sperm hazinesi meydana getirmek üzere genişledikten sonra birleşerek, genital operkülün altında bulunan bir tek delikle dışarı açılır. Akrepler canlı olarak yavruladıkları (vivipar) için gelişme ovaryumun içinde geçer.TarakTarak (pektines) : İkinci sternitin üzerinde ekstremitelerin değişmesiyle meydana gelmiş genital deliğin ön tarafında bir çift tarak yer alır. Bu tarağımsı yapı akreplere özgü morfolojik bir özelliktir. Her bir tarak bir sap kısmı ile bu sapın üzerine sıra ile dizilmiş dişlerden oluşmuştur. Pektin üç parçadan oluşmuştur; proksimal parça en uzunu, orta parça ise an kısasıdır. Bu tarakların kemoreseptör olarak çiftleşmede rol aldığı ve yüzey titreşimlerini algılayarak mekano-reseptör olarak görev yaptığı sanılmaktadır. Her iki cinste de bulunan taraklar, erkeklerde daha geniş olup daha fazla sayıda küçük diş taşırlar. Yörüklerin kıl keçeden yapılma çadırlarında, keçenin tüyleri akrebin hassas tarak organına itici etki yaptığından, akrepten korunma malzemesi olarak keçenin adı geçer.SternumSternum : Üçüncü ve dördüncü coxa arasındaki çok küçük plaklardan oluşur. Bazı cinslerin sternum, kitinin eni dar şeritler halinde dizilmesi ile oluşmaktadır. Bazılarında bir küçük üçgen plak ve geri kalan kısmında ise bütün genç bireylerde olduğu gibi beşgen şekildedir. Sternumun şekli familyaların tanımlanmasında önemlidir. Buthidae familyasında boyu eninden fazla, üçgen şeklinde ve öne doğru oldukça daralmıştır. Chactidae familyasında boyu ekseriya genişliğinden uzun değildir. Bothriuridae familyasında çok belirgin olmasa bile iki ayrı parçalıdır. Sternumu oldukça geniş ve belirgindir. Scorpionidae familyasında genellikle beş köşeli, yan kenarları birbirine paralel ve boyu eninin yarısı kadardır.Sindirim sistemiPedipalpler ile 1. ve 2. yürüme bacaklarının dip parçaları arasında, atriyumun içinde ve bir üst dudağın altında çok küçük ağız bulunur. Emici yutaktan sonra içerisine tükürük bezleri açılmış kısa yemek borusu gelir. Median hatta dar ve uzun bir orta bağırsak bulunur. Orta bağırsak boyunca uzanan büyük bir bezden ayrılan beş çift kanal orta barsağa açılır. Son bağırsak kısadır. Akrepler böcek, örümcek, çıyan, kırkayak, tespih böceği ve bazen de küçük kemirgenlerle beslenirler. Pedipalpleriyle avlarını canlı halde yaralayarak, yakalar ve ezerler. Birinci ve ikinci yürüme bacaklarının başlıgöğse bağlandığı yerde çiğneyici eklentiler arasında ezilir, sonra da yutak vasıtasıyla emilir.Boşaltım sistemiBoşaltım organları Malpighi tüpleri ve koksa bezleridir. Malpighi türlerinin sayısı bir veya iki çift olabilir. Bunlar preabdomenin son segmenti içinde bulunur ve orta bağırsağın son kısmına açılırlar. Koksa bezleri bir çift olup başlıgöğüste diyaframın hemen önünde yer alırlar. Bu bezlerde bir başlangıç kesesi ile bir toplama kanalı ve bir de bu kanalın son kısmını oluşturan, boşaltım kanalı ayırt edilir. Boşaltım kanalları üçüncü yürüme bacaklarının diplerinden dışarı açılır.Dolaşım sistemiAkrepler, örümceğimsiler sınıfı içinde dolaşım sistemleri en iyi gelişmiş olan eklembacaklılardır. Dolaşım sistemi; kalp, kan damarları, sinüslerden meydana gelmiştir. Kalp, sırt tarafta bütün karın (preabdomen) boyunca 7. segmentten 13. segmente kadar uzanan sekiz çift ostiyumlu bir boru biçimindedir. Ön ve arka uçlarından ayrılan birer büyük aorttan başka yanlarından da yedi çift arter çıkar. Ön aortta birçok kanallara bölünür. Bu kanallardan ikisi yemek borusunun yanlarından aşağı inerek, karın sinir sisteminin yanlarından, arkaya uzanır. Kan renksizdir. Lenf sıvısı yoğun granüllü yuvarlak kan hücreleri ile granülsüz ve merkezi olmayan nükleuslu lökositleri içerir. Kontraksiyonda kan, kalp tarafından altı ön damardan aorta cephalica içine itilir. Arterlerin hepsi vena lakünlerinde sonlanır. Lakünlerin içindeki kan, karın tarafta bir sinüste toplandıktan sonra solunum organlarına gider. Burada temizlenir ve perikard boşluğuna geri döner.Sinir sistemiSinir sistemleri; iki loplu bir beyin ile büyük bir göğüs gangliyonu kitlesi ve 7 - 8 karın gangliyonundan oluşmuştur. Karın (abdomen) gangliyonlarından son dördü post abdomende bulunur. Yemek borusunun başlangıç kısmında da küçük bir gangliyon vardır. Sinirlerle beyne bağlı olan bu gangliyondan sindirim borusuna giden ve viseral sinir sistemini oluşturan sinirler ayrılır. Ayrıca, vücudun ön kısmındaki yutak gangliyonundan çıkan, lateral ve ana gözler ile mandibulalara bağlanan sinirler bulunur.Solunum sistemiAkreplerde solunum organları preabdomen’in 3. - 6. sternitlerinde, eliptikal veya sirkular açılımlı dört parçadan ibaret kitap trakeleridir. Kitap trakeleri, vücudun orta kısmının ventral yüzünde bulunurlar; ince kütikula tabakasından oluşan yüzü ve iki akciğer boşluğunun iç yüzleri farklı kalınlıktadır. Akreplerin değişik gruplarında farklı amaçlar ve özellikler gösterirler. Bu yüzden sistematikte önemleri çok büyüktür. Ayrıca kitap trakelerine ait birer çift solunum deliği (stigma) vardır. Bunlar yelpaze şeklinde olup ana solunum organına bağlıdırlar. 5. ve 6. halkalarda stigma yoktur. Stigmaların her biri ayrı olarak vücut boşluğuna açılır.Salgı sistemiAkreplerin salgı sistemleri koksa bezleri ile lymphatik ve lymphoid bezlerden oluşur. Koksa bezleri, üçüncü yürüme bacaklarının vücuda bağlandığı yerde bulunur. Lymphatik bezler; tam halka, yarım halka ve küçük oval olmak üzere üç şekilde görülür. Lymphoid bezler bir çifttir. İki kısa keseden oluşmuş olup ön uçları ile diyaframa bağlanmışlardır. Vücut boşluğu içinde serbest olarak sallanır. Lymphatik ve lymphoid bezlerin salgıları, akrebin vücudundaki yabancı maddeleri absorbe etme ve bakterileri de zararsız hale getirme özelliğindedirler.Duyu sistemiDuyu organı olarak dokunum tüyleri, bacaklardaki ince tüyler, abdomenin ikinci sternitindeki taraklar ve başlıgöğüsteki median ve lateral gözlerdir. Akrepler yürürken etrafı kollamak üzere pedipalplerini biraz yukarıda tutarlar. Pedipalplerin üzerinde bulunan küçük duyu tüyleri (trichobothrium) ile havadaki titreşimleri algılar. İkinci sternitin ve eşey açıklığının ön tarafında bulunan taraklar yüzeydeki, bacaklar üzerinde bulunan ince tüyler ise yerdeki titreşimleri algılar.Üreme ve yaşam döngüsüÇiftleşmeİlkbaharda çok kısa bir dönemde erkekler, dişileri arayıp döllemeye çalışırlar. Spermler, genellikle eşey açıklığından dışarı çıkmış durumda bir kese içerisinde bulunurlar. Bu kese içerisindeki spermleri kıskaçları ile alır ve bir dişiyi gördüğü anda onu oyalayarak ya da ansızın yakalayarak, kıskacı ile taşıdığı sperm kesesini dişinin eşey açıklığına yapıştırır. Bu olayı gerçekleştirdikten sonra hemen kaçar. Çiftleşmeleri erkek açısından oldukça tehlikelidir. Akrepler yamyamdır ve çiftleşme teşebbüsü erkeğin dişi tarafından yenmesiyle sonuçlanabilir.DoğumGebelik süreleri yaklaşık 7 - 12 aydır. Her bir dişi akrep 10-60 larva doğurur (vivipar). Genelde yavrular baş önde, kuyruk önde ya da sağ yan geliş pozisyonunda doğarlar. Türüne bağlı olarak yavru sayısı 34 ilâ 110 arasında değişir.Pro-juvenilNeonatal veya birinci instar yavruları, doğdukları an akrepten ziyade, toplu beyaz cisimcikler gibidirler. İnce kıskaçlı, bacaklı ve bir kuyruklu büyük sinek kurtçukları gibi görünürler. Annelerinin bacakları yardımıyla sırtlarına tırmanırlar. Anne akrep yavrularını bir süre sırtında taşır. Bu dönem içerisinde annelerinin sırtından düşen yavrular tekrar annelerinin sırtına çıkamazlarsa su kaybı sonucu ölürler. İlk deri (= kabuk) değişimini annelerinin sırtında yaparlar.JuvenilBirinci deri değişimini tamamlayan yavrular juvenil olarak kabul edilir. Yenilenen kabuklarıyla pembe renkli görünen ikinci instar yavruları erginlerin minik versiyonları gibidirler. Ancak birkaç gün sonra renkleri giderek grimsi kahverengine dönüşür ve annelerinin sırtında kalmaya devam ederler. Birkaç hafta içerisinde yavrular bulundukları çevreyi keşfetmek için annelerinden ayrılarak kısa geziler yaparlar. Geziden sonra annelerinin pedipalpleri yardımıyla sırtına tekrar çıkarlar. Zamanla kısa geziler uzun gezilere dönüşür. Sırttan inen yavrular yaklaşık 6-7 ay kadar annelerinin arkasında dolaşırlar. Bağımsız hayat sürmeye başladıktan 3-4 yıl sonra yetişkin hâle gelirler. Akreplerin yaşam süreleri 3-8 yıldır. Yetişkin hâle gelinceye kadar 6-9 kere deri (= kabuk) değiştirirler.BesiniGeceleri aktiftirler. Yırtıcı ve yağmacı tabiatlı olmakla birlikte, avlanmada uzmanlaşmamış ve yemek konusunda titiz olmayan hayvanlardır. Havadan ve yerden gelen titreşimlerle algıladıkları avlarını, peşine düşmek yerine, sabırlı bir şekilde pusuda bekleyerek avlarlar. Başlıca besinleri eklembacaklılar olup, daha çok böcekler, örümcekler ve kırkayaklardır. Ayrıca büyük akrepler, küçük yılanları, kertenkele ve fareleri dahi yiyebilir . Yamyamlık, akreplerde sıklıkla görülmektedir.Avlarını kıskaçlarıyla yakalayarak sıkan ve kuyruğunu avına uzatarak sokan akrep, zehri ile böcekleri hemen öldürür. Akrepler, ne kadar zehir enjekte edeceklerini avlarına göre belirleyebilir. Büyük kıskaçlara sahip akrepler, küçük avlarını güçlü kıskaçlarını kullanarak öldürürken, ince ve zayıf kıskaçlı akrepler avlarını yakalar, çok etkili zehirlerini kullanarak avı sokar ve felç ederek öldürür. Birinci bacakların altındaki boşlukta bulunan keliserini avına tamamen yerleştirir. Tükürük ve sindirim enzimleri salgılayarak dokuları sıvılaştırıncaya kadar bekler ve oluşan sıvıyı emer.Soğukkanlı hayvanlar arasında metabolik hızları en düşük hayvanlar olduğu için az yiyecekle yetinebilir ve aylarca hatta iki yıl kadar uzun bir süre açlığa dayanabilirler. Besinlerden aldığı sıvıdan dolayı uzun süre susuz da yaşayabilirler.

http://www.ulkemiz.com/akrepler-ve-ozellikleri

Meteor - Mete­orit Nedir ?

Meteor - Mete­orit Nedir ?

Meteor ve mete­oritler, Güneş sistemimizdeki en küçük gökci­simleridir. Bunlar aslında gezegenler arası uzayın engin boşluğunda, Güneş'in çevresin­de dolanan kayaç ve demir parçalarıdır. Dünya atmosferine girenler meteor ve meteo­rit olarak adlandırılır. Aralarındaki en önemli fark, meteoritlerin meteorlardan daha büyük olmasıdır. Meteorlar, Dünya atmosferine gir­dikten kısa bir süre sonra yanıp yok olur. Meteoritler ise daha büyük kayaç ve metal kütleleri olduklarından, atmosferden geçerek yere düşer.Meteoritler, gezegenler arası uzaydan Dünya atmosferine girdiklerinde tümüyle yanıp yok olmadan yeryüzüne düşen demir ve kayaç parçalarıdır. Meteorlardan daha büyük ol­dukları için tümüyle yanıp tükenmezler. Bun­ların 1 gram ile onlarca ton arasında değişen kütleleri olabilir. Meteoritler genellikle mete­or yağmurları sırasında düşmez. Küçük geze­genler gibi meteo­ritlerin de gezegenleri oluşturan maddelerden artakalmış parçaları olduğu sanılmaktadır. Meteoritler, "gökten gelen taş" olarak kav­randığından, Türkçe'de "göktaşı" olarak ad­landırılmıştır.Meteoritler, parlak bir ışık saçarak düşer ve yere bir ateş topu halinde çarpar. Bazı meteo­ritler düşerken ya da yere çarptıklarında pat­lar. Meteoritler aslında uzayda dolanan gök­cisimleridir; bunların Dünya'ya düşmelerinin nedeni, yakınından geçerken Dünya'nın kütleçekimine yakalanmalarıdır. Yeni düşmüş bir meteoritin üzerinde si­yah bir kabuk görülür; buna, atmosferde dü­şerken sürtünme etkisiyle oluşan ısı neden olur. Bazı büyük meteoritler yere düştüğün­de, yüzeyde büyük kraterler oluşturur; bunla­ra çarpma krateri denir.  Başlıca iki tür meteo­rit vardır: •Taş meteoritler•Demir meteorit­lerAerolit olarak da adlandırılan taş meteo­ritler, bir miktar demir içermekle birlikte te­mel olarak kayaç yapısındadır. Siderit olarak da adlandırılan demir meteoritler ise, genel­likle bir miktar da nikel içerir.Yere düştüğü görülen meteoritlerin çoğu­nun taş yapısında olduğu belirlenmiştir. Taş meteoritlerin büyük bölümü, gökkumu denen küçük, yuvarlak parçacıklar içerir. Bu parçacıklar, kondrit denen ve çeşitli mineraller içe­ren kayaç benzeri bir maddeden oluşur; bu maddenin Güneş sistemiyle aynı zamanda oluştuğu sanılmaktadır. Bazı kondritlerde karbon bulunur; bu karbonun çoğunlukla, canlılardakine benzer organik bileşikler biçi­minde olduğu saptanmıştır. Bilim adamları bu meteoritleri inceleyerek, uzayda hangi ele­mentlerin bulunduğunu öğrenirler. Bazı bilim adamları, meteoritlerin Dünya'ya taşıdıkları organik maddelerin canlıların ortaya çıkma­sında ve gelişmesinde etkili olduğuna, ayrıca bugünkü hastalıklara yol açan bazı mikropla­rın bu yolla Dünya'ya geldiğine inanmak­tadır.Bugüne kadar bulunmuş olan en büyük me­teorit 60 ton ağırlığındadır; bu meteorit Namibia'daki Grootfontein'e düşmüştür. Çok eski jeolojik çağlarda Dünya'ya düşmüş olan meteoritlerin açtığı ünlü kraterler vardır. ABD'de Arizona'nın orta kesimlerindeki Me­teor Krateri'nin çapı 1 kilometrenin biraz üze­rindedir ve derinliği 180 metredir. Kraterin yakınlarında çok sayıda küçük meteorit par­çası bulunmuş, ama büyük tek bir parçaya rastlanmamıştır. Meteoritin, yere çarptığında patladığı sanılmaktadır. Öteki en büyük me­teorit olan Grönland'daki Ahnighito Meteoriti'ni kâşif Robert Edwin Peary 1897'de bul­muştur. Antarktika kıtasının buzulları üzerinde de binlerce meteorit bulunmuştur.

http://www.ulkemiz.com/meteor-meteorit-nedir-

İyi Fotoğraf Çekmenin Sırları

İyi Fotoğraf Çekmenin Sırları

Bakış noktanızı iyi seçin. Bunun için fotoğrafını çekeceğiniz konuyu nasıl göstermek istediğinizi düşünün. Sabit bir konunuz varsa (bina, çeşme vs.) etrafında biraz dolaştıktan sonra en iyi açısını bulmaya çalışın. Perspektif hatalarını hesaba katmayı unutmayın! Farklı bakış açıları geliştirmeye çalışın. Ortalama uzunluktaki bir insanın göz hizası yerine, çok daha yukarıdan ya da aşağıdan da çekimler yapmayı deneyebilirsiniz. Herhangi bir konunun fotoğrafını çekerken, kompozisyonu yatay ya da dikey oluşturmanız konusunda önceki bilgi ve deneyimleriniz size yol gösterecektir. Bazı konular yatay çekildiğinde bazıları ise dikey çekildiğinde doğru ve güzel fotoğraf verirler. Bunun için ilk başta konunuzu kadrajladığınızda, büyük boşluklar kalıp kalmadığına ve konunuzun kesilen yerlerine bakabilirsiniz. Çekilecek konuya göre doğru objektif seçimi çok önemlidir. Bazı konular yakından, bazıları ise uzaktan fotoğraflanmalıdır. Bir futbol karşılaşmasında ya da vahşi hayvan fotoğrafları çekerken mutlaka belli bir uzaklıktan fotoğraf çekmemiz gerekir. Bunun için tele objektiflere ihtiyacımız olur. Doğru objektif seçimi için, objektif çeşitlerini ve nerelerde işimize yarayıp yaramayacaklarını iyi analiz etmeliyiz. Özellikle insan fotoğrafları ve portre çekiyorsanız, arka planlarının sade olmasına dikkat edin. Karışık bir arka plan, konumuzla karışacak ve belirginlikten uzak, seçici olmayan sıradan bir fotoğraf karesi olacaktır. Yakından tanıdığınız ya da ilk defa karşılaştığınız birinin fotoğrafını çekerken konunuzu hatırlatmaya çalışın. Kendinizden emin olun ve karşınızdaki kişiyle bir şekilde iletişim kurmaya çalışın. Fotoğraf çekerken kurulan iletişim sadece konuşarak değil, göz temasıyla ya da beden diliyle de yapılabilir. Yakından çektiğiniz portre fotoğraflarda göze netlik yapın. Gözlerin net çıkması diğer alanlardan çok daha önemlidir. Fotoğraf konunuza göre deklanşöre basma anınız değişebilir. Bir manzara ya da hatıra fotoğrafında başka, hız ve hareket olan fotoğraf konularında ise çok daha dikkatli deklanşöre basmak gerekir. Kısaca “kritik an” dediğimiz konu, zamanlama ile ilgilidir. Konunuzu veya olayı iyi takip ederek en can alıcı noktasında deklanşöre basılmalıdır. Bir daha tekrarlanamayacak önemli bir konu çekiliyorsa mutlaka deneme çekimi yapın ve normal zamanlardan daha fazla sayıda fotoğraf çekin. Güneşin tam tepede olduğu saatlerde (daha çok 12.00 ile 14.00 arası) mümkünse fotoğraf çekmemeye çalışın. Özellikle insan fotoğrafları üzerinde hoş olmayan sert gölgeler belirginleşebilir. Fotoğraf çekmek için geniş vaktiniz varsa, yanınızda bir tripod taşıyarak fotoğraflarınızı tripod ile çekin. Böylece kadrajlarınızı daha kontrollü yapma ve yüksek diyafram değerleri kullanma imkanınız olur. Seyahatlerinizde çantanızda mutlaka mini bir tripod bulundurun. Nerede gerekeceği hiç belli olmaz! Tripodunuz olmadan elde fotoğraf çekerken, enstantane değerlerinizi mutlaka kontrol edin. Enstantane değeriniz en azından kullandığınız objektifin odak uzunluğuna yakın olmalıdır. Örneğin, 50mm için 1/60sn, 200mm için 1/250sn, 300mm için 1/500sn gibi… Özellikle portre çekimlerinde ışık konunuzun arkasından geliyorsa konunuz ters ışıkta kalacak ve yüzü neredeyse tamamen karanlık çıkacaktır. Eğer portrenizin yüzünü karanlık değil de daha aydınlık şekilde göstermek isterseniz en basit yöntem olarak dolgu flaşı kullanabilirsiniz. Böylece portrenizin yüzü de arka plan ile dengeli şekilde aydınlanacaktır. Fotoğraf çekimlerinizde bir tripod kullansanız bile deklanşöre basma anınızda bir titreşim meydana gelebilir. Bunu önlemek için kablo deklanşör, uzaktan kumanda ya da hemen hemen tüm fotoğraf makinelerinde olan “self timer” modunu kullanabilirsiniz. Çok büyük ya da çok küçük şeylerin fotoğrafını çekerken karemizin içerisine, konunun boyutunu gösterebileceğimiz ve herkes tarafından bilinen referans alınabilecek bir nesne koymakta fayda var. Örneğin, çok küçük bir obje çekerken, kibrit çöpü ya da bir bozuk para kullanmak gibi… Ufuk çizgisi, fotoğraf karesinin alt kenarına paralel olmalıdır. Aksi takdirde hoş olmayan yamuk bir fotoğraf karemiz olur. Özellikle ters ışıkta ve güneş ışığının çok parlak olduğu yerlerde fotoğraf çekerken mutlaka objektifinizin parasoleyini (güneşliğini) kullanın. Panoramik çekim yapacağınız zaman makinenizi (daha çok kullanılan) yatay yerine tripodunuza dikey olarak bağlayın. Böylece çekmek istediğiniz alanda daha fazla fotoğraf çekebilecek ve perspektif bozulmalarını da en aza indirmiş olacaksınız. Hızlı konuların (spor karşılaşmaları, araba yarışları… fotoğrafını çekerken makinenizin obtüratör hızını kontrol edin. Enstantaneniz en azından 1/500sn olsun! Önemli ve hızlı fotoğraf karelerini kaçırmamak için makinenizin (drive) modunu önceden seri çekime getirin. Netliği konunun gerçekleşebileceği yere önceden yaparak da zaman kazanabilirsiniz. Böylece objektifiniz netlik yapmak için ekstra zaman harcamayacaktır. Fotoğraflarınıza hız efekti katmak için, nispeten düşük obtüratör hızlarında (1/30, 1/15… makineniz ile konuyu takip edip uygun yere geldiğini düşündüğünüzde deklanşöre basın ve takip etmeyi biraz daha sürdürün. Böylece pan tekniğini kullanmış olursunuz. Bu teknikle konunuzun bazı yerleri ve arka alanı netsiz çıkacak ve konunuz hareketli gözükecektir. Özel mekanlarda çekim ve tripod kullanmak için mutlaka izin alın. Başınızın derde girebileceği yerlerden uzak durun. En zor fotoğraflanabilecek konulardan biri bebek ve küçük çocuklardır. Çok hızlı ve sürekli hareket ettikleri için fotoğraf karelerine ya çok flu ya da istenmeyen bir anda çekilmiş halleri yansır. Yeni doğmuş bir bebek fotoğrafı çekecekseniz kesinlikle flaş kullanmayın ve flaşınızın kapalı olduğunu bir kez daha kontrol edin. Çocuk fotoğrafları çekerken de onları oyalayacak bir şeyler bulun. Oyuncaklar bu işe yarar! Arada bir de size bakması için ona seslenin. Unutmayın, küçük bir çocuğun dikkatini sürekli olarak aynı noktada tutamazsınız. Çekeceğiniz objeyi fotoğraf karenizin tam ortasına getirmeyin. Bilinenin aksine konuyu ortalamak yerine karenin alttan, üstten, sağdan veya soldan 1/3’üne yerleştirmek çok daha iyi bir sonuç verir. Ormanlık veya ağaçların çok olduğu alanlarda fotoğraf çekiyorsanız çıkan sonuç genellikle gözümüzün gördüğü kadar güzel olmayabilir. Ağaçların arasından süzülen parçalı ışık fotoğraf karenizde delik deşik (açık-koyu bölgeler) bir görüntü oluşturabilir. Çektiğiniz fotoğrafları mutlaka kontrol edin. Parçalı ışık etkisini yumuşatmak için flaş da kullanabilirsiniz. Çiçek fotoğrafları çekerken rüzgarın hızını hesaba katın. Çiçeğin arka alanına ve üzerine düşen ışığa dikkat edin. Bazı çiçekler ters ışıkta daha güzel fotoğraf verebilir. Sis, duman ve ters ışık fotoğraflarının her zaman ilgi çekeceğini unutmayın. İnsan ve yaşamlar üzerine fotoğraflar çekiyorsanız, sade kıyafetler giymeye özen gösterin. Gösterişli fotoğraf çantaları ve büyük fotoğraf makineleri işinizi zorlaştıracaktır. Hemen her kompakt dijital fotoğraf makinesinde bulunan dijital zoom özelliği gerçek zoom demek değildir. Bizim tek bakacağımız optik zoom özelliğidir. Objektifin içerisindeki mercek sistemlerinin ileri geri gitmesiyle optik zoom (yani gerçek zoom) yapılır. Dijital zoom ise, çekilecek olan konunun yazılımsal olarak büyütülmesiyle elde edilir. Görüntü kalitesini negatif yönde etkileyeceğinden dijital zoom özelliğinin kapalı olmasında ve hiç kullanılmamasında fayda vardır. Dijital fotoğraf makinelerimizdeki LCD ekranlar pil tüketimini en fazla artıran kısımdır. LCD ekranları mümkün olduğunca az kullanmaya çalışın. Her fotoğraf çekildikten sonra otomatik olarak gösterme özelliğini kapatın, ihtiyaç duyduğunuzda siz LCD ekrana getirin. Özellikle fotoğrafa yeni başlayanlarda LCD ekranın sık kullanılması istenmeyen kötü bir reflekse dönüşecek ve “nasıl olsa kötüyse siler yenisini çekerim” gibi bir anlayışa yol açacaktır. Seyahatlerinizde, depolama işinizi nasıl yapacağınızı ve ne kadar fotoğraf çekebileceğinizi hesap etmeye çalışın. Gideceğiniz yere göre taşınabilir bilgisayar, taşınabilir hard disk veya diğer depolama ürünlerini kullanın. Kısa seyahatlerinizde ise sadece hafıza kartlarınız da işinizi görebilir. Birden çok hafıza kartı taşıyın. Ancak onlarca hafıza kartı ile çalışmak işinizi güçleştirecek ve hata yapmanıza sebep olacaktır. En az 2GB hafıza kartları alın! Hafıza kartını takıp çıkarırken dijital fotoğraf makinenizin mutlaka kapalı olduğundan emin olun. Aksi takdirde hafıza kartınızdaki bilgiler kaybolabilir, kartınız ve fotoğraf makineniz bozulabilir. Hafıza kartlarınızı silmek içerisindeki bilgileri güvenli şekilde silmeye yetmez. Hafıza kartlarınızı formatlayarak kullanın! Yeni aldığınız bir dijital fotoğraf makinesinin kullanma kılavuzuna mutlaka göz gezdirin. Hatta üşenmeden hepsini okuyun! Makinenize özel veya daha önce hiç kullanmadığınız bir özelliği olabilir. Uzun seyahatlerinizde yanınızda yedek pil bulundurmaya çalışın. Eğer makineniz kendi özel şarjlı pili ile çalışıyorsa akşamları mutlaka şarj edin. Kalem pil ile çalışan bir makineniz varsa da kaliteli alkalin piller kullanın. Karanlık ortamlarda fotoğraf çekerken, genellikle 3-4 metreden uzak mesafelere flaşınızın gücünün yetmeyeceğini unutmayın. Konularınızı daha yakında çekin. Makinenizin üzerine takılan bir flaşınız varsa, direkt olarak konuya doğrultmak yerine yansıtmalı olarak kullanmaya çalışın. Bunun için duvar ve tavanları kullanabilirsiniz. Bazı üreticilerin flaşlara takılabilen yansıtıcı ve yumuşatıcı gibi aksesuarları da işinize oldukça yarayacaktır. Otomatik ve manuel olarak kullanılabilen ISO ve WB (White Balance-Beyaz Ayarı) özelliklerini çekimlerinizden önce kontrol etmeyi unutmayın! Özellikle zor ışık şartlarında fotoğraf çekiyorsanız RAW formatını kullanın. DSLR fotoğraf makinelerinde objektif değiştirirken hızlı davranmaya çalışın. Mümkünse tozun en az olabileceği tuvalet ve banyo gibi ortamlarda değiştirin. Fotoğraf makinenizin temizliğine önem verin. Dijital fotoğraf makinelerinin en büyük düşmanlarından biri tozdur. Özellikle objektiflerinizi temizlerken elinize ne geçerse onunla temizlik yapmaya çalışmayın. Kolonya benzeri çözücü maddeleri asla kullanmayın. Sadece objektif ve optik malzemelerin temizliğinde kullanılan özel kimyasalları ve kağıtları tercih edin. Fotoğraf makinelerinizi ve objektifleri fotoğraf çantasında taşıyın. Fotoğraf çantanızın su ve toz geçirmemesine, darbelere karşı korunaklı olmasına dikkat edin. Uzun yürüyüşlerde ve seyahatlerinizde sırtınızda, iki omuzda taşınabilen fotoğraf çantalarını tercih edin. Uzun süre tek omuzda taşınan ağır bir fotoğraf çantası belinizde ve sırtınızda ağrılara neden olabilir. Fotoğraflarınızı depolarken kendinize özgü bir sistematik geliştirin. Önemli fotoğraflarınızı hem hard diskte hem de CD/DVD ortamında saklayın. Kumsal ve çöl gibi ortamlarda fotoğraf çekiyorsanız makinenizi korumaya özen gösterin. Çekiminiz bittikten sonra mutlaka fotoğraf çantanıza yerleştirin. Uzun süreli fotoğraf çekimlerinden sonra makinenizin bakımını yapın. Özellikle DSLR fotoğraf makinesi kullanıyorsanız görüntü algılayıcınız (CCD/CMOS sensör) kirlenmiş olabilir. Bu gibi durumlarda da en ufak bir toz tanesi bile fotoğraf karenizde kocaman bir leke olarak görülecektir. Fotoğrafınızı internet üzerinde kullanacaksanız (web sayfası, mail vs) görüntü boyutunu düşürün ve mutlaka JPEG çekin. Yağmur altında fotoğraf çekerken fotoğraf makinenizin ıslanmaması için özel yağmurluklardan faydalanabilirsiniz. Makineniz ıslandığında da bir an önce kuru bir bezle temizlemenizde fayda var. Soğuk havalarda ve özellikle de kar altında fotoğraf çekerken pillerinizin sorun yaratabileceğini ve sizi yarı yolda bırakabileceğini unutmayın. Yanınızda mutlaka yedek bir pil bulundurun. Ani hava değişikliklerinden uzak durmaya çalışın. Çok soğuk bir ortamdan çok sıcak bir ortama geçtiğinizde, fotoğraf makinenizi direkt olarak ısı kaynağından uzak tutmaya çalışın. Objektiflerinizin önünde koruyucu filtre olarak UV ya da Skylight’i kullanabilirsiniz. Böylece objektifiniz dış kaynaklı sorunlara (çizilme, tozlanma, kırılma… karşı korunmuş olur. Alıntıdır (www.mustafabalta.net) http://www.birkarefotograf.com/iyi-fotograf-cekmenin-sirlari/

http://www.ulkemiz.com/iyi-fotograf-cekmenin-sirlari

Yüz Yıllar Önce Ramses Tapınağı’na Kazınmış İsimler

Yüz Yıllar Önce Ramses Tapınağı’na Kazınmış İsimler

Günümüzden yaklaşık 150 yıl önce 2. Ramses Tapınaklarına kazınan isimler, tarihi eserlere isim kazıma alışkanlığının yeni olmadığını gösteriyor.Tarihte iz bırakmanın eylemsel boyutu çoğunlukla bir kişinin ya da bir grubun belli bir kişiyle ya da grupla mücadelesine dayanmakta. Bu boyutun biraz ironik de olsa bir diğer bileşeni, kişinin ismini tarihsel anıtlara kazımasıdır. Kişi ismini bu tip anıtlara kazıyarak gerçekten de o anıtın yapıldığı dönemin tarihine önemli izler bırakmakta. Bunun son örneklerinden biri geçtiğimiz hafta Roma’da yaşandı. Gezgin bir öğrenci Roma’daki Palatino Tepesi’nde MÖ. 2. yüzyıldan kalan sütunlardan birine adını kazıyarak Roma tarihine geçti. Bunun gibi birçok örnek dünyanın neredeyse her yerinde görülmekte. Keşfedildiği An Başlayan VandalizmTarihte anıt üstüne isim kazıyarak iz bırakmanın bir başka örneği de Mısır’ın güneyinde Asvan kentine 300 kilometre uzaklıkta yer alan Abu Simbel‘de görülmekte. MÖ. 13. yüzyılda o zamanlar Mısır Firavunu olan 2. Ramses Abu Simbel’e iki tapınak yaptırmış. Bu tapınaklardan biri 2. Ramses’in kendi adıyla anılan Ramses Tapınağı, diğeri ise yine 2. Ramses’in eşi Nefertari’ye olan sevgisini göstermek için kendi tapınağının yanına yaptırdığı Nefertari Tapınağı.Ramses Tapınağı’nı ve sonrasında Nefertari Tapınağı’nı 1813-1817 yılları arasında İsviçreli Arkeolog Jean Louis Bourchart ile  İtalyan Arkeolog Giovanni Battista Polzoni buldu. Daha sonra bu bölgeye 1869 yılından itibaren gelmeye başlayan gezginler, Ramses Tapınağı’nın içindeki figürlerin ve heykellerin üstüne isimlerini kazıdılar. İsimler ve kazındıkları tarihler tapınağın içini gündüz gezen biri tarafından kolaylıkla fark edilebilir.2. Ramses’in Yaptırdığı TapınaklarBu tapınak, dışarıdaki ve içerideki 20 metrelik Ramses heykelleriyle ve içindeki Mısır Tanrıları figürleriyle büyük bir kutsal alan. 2. Ramses bu tapınağı MÖ. 1263-1243 yılları arasında yaptırmış. Kendi adını verdiği Ramses Tapınağı’nı yaptırmasındaki amaç Hititlerle girmiş olduğu Kadeş Savaşı’nı kazandıktan sonra, bu savaşta elde ettiği zaferi onurlandırmaktır. Bir diğer amacı ise Nübye halkının yer aldığı Yukarı Nil’de yaşayan Nübyelilere güç gösterisi yapmaktır. 2. Ramses zamanında en güçlü oldukları dönemleri yaşayan Mısırlılar, MÖ. 945 yılına kadar Yukarı Nil’i yönetip Nübyelilerden vergi aldılar.Abu Simbel’deki Ramses Tapınağı’nın ikinci bir özelliği daha var ki bu, Antik Mısır’dan çok postkolonyal Mısır tarihini kapsar. Ramses Tapınağı ve Nefertari Tapınakları dünya tarihinde kütlesel olarak yerleri değiştirilmiş ilk tarihi anıtlardır. İngilizlerden bağımsızlığını 1956 yılında elde eden Mısır, 1960’lı yılların ortalarında Asvan Barajı’nı yapmaya başladı. Bu barajın yapımı sırasında daha önceden Nasser Gölü’nün hemen kıyısında bulunan Ramses ve Nefertari Tapınakları’nın su altında kalma tehlikesi doğdu. Bunun üzerine bu iki tapınak sekiz yıllık bir çalışma sonucunda göl kıyısından tepeye taşındı. İşte o dönemde Ramses Tapınağı’na isimlerini kazıyan bu gezginler izlerini böyle bir tarihe bıraktılar.Günümüzde ise Abu Simbel’deki Ramses ve Nefertari tapınakları Mısır devleti görevlileri tarafından son derece sıkı denetimle korunmakta. Tapınağa fotoğraf makinesiyle veya yazıcı herhangi bir aletle girmenin çok ciddi cezaları var. Ancak o dönemde bu isimleri kazıyan kişilere gerekli cezalar verilmiş midir ya da aslında verilebilmiş midir, araştırmaya değer bir konu. Şimdilik bize düşen arkeolojik olarak her yerinden zenginlik fışkıran Mısır’ı keşfetmek ve Mısır’da çürümeye bırakılmış turizmin yeniden canlanmasına destek vermek.Arkeofili için yazan: Dr. Volkan İpekhttp://arkeofili.com

http://www.ulkemiz.com/yuz-yillar-once-ramses-tapinagina-kazinmis-isimler

Recep Tayyip Erdoğan

Recep Tayyip Erdoğan

Aslen Rizeli olan Recep Tayyip Erdoğan 26 Şubat 1954'te İstanbul'da doğdu. 1965 yılında Kasımpaşa Piyale İlkokulu'ndan, 1973 yılında ise İstanbul İmam Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Fark dersleri sınavını vererek Eyüp Lisesi'nden de diploma aldı. Üniversiteyi Marmara Üniversitesi İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi'nde okuyan Erdoğan, bu okuldan 1981 yılında mezun oldu.Gençlik yıllarından itibaren sosyal hayat ve siyasetle içice bir yaşamı tercih eden Erdoğan, disiplinli ekip çalışmasının ve takım ruhunun önemini kendisine çok genç yaşlarda öğreten futbolla 1969-1982 yılları arasında amatör olarak ilgilendi. Aynı zamanda bu yıllar, genç bir idealist olarak memleket meseleleri ve toplumsal sorunlarla ilgilenen Recep Tayyip Erdoğan'ın aktif politikaya adım attığı döneme rastlamaktadır.Lise ve üniversite yıllarında Milli Türk Talebe Birliği öğrenci kollarında aktif görev alan Recep Tayyip Erdoğan, 1976 yılında MSP Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı'na ve aynı yıl MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı'na seçildi. 1980 yılına kadar bu görevlerini sürdüren Erdoğan, siyasi partilerin kapatıldığı 12 Eylül döneminde, özel sektörde bir süre müşavirlik ve üst düzey yöneticilik yaptı. 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile fiilî siyasete geri dönen Recep Tayyip Erdoğan, 1984 yılında Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında ise Refah Partisi İstanbul İl Başkanı ve Refah Partisi MKYK üyesi oldu. İstanbul İl Başkanlığı görevi sırasında diğer siyasi partiler için de model olan yeni bir örgütsel yapı geliştiren Erdoğan, bu dönemde özellikle kadınların ve gençlerin siyasete katılımını artırmaya yönelik çalışmalar yaptı; siyasetin tabana yayılarak geniş halk kitleleri tarafından benimsenip itibar görmesi yolunda önemli adımlar attı. Bu yapılanma, mensubu bulunduğu Refah Partisi'ne 1989 Beyoğlu yerel seçimlerinde büyük bir başarı kazandırırken, yurt genelinde de parti çalışmaları için örnek teşkil etti.27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan, siyasî yeteneği, ekip çalışmasına verdiği önem, insan kaynakları ve malî konulardaki başarılı yönetimiyle dünyanın en önemli metropollerinden biri olan İstanbul'un kronikleşmiş sorunlarına doğru teşhis ve çözümler üretti. Su sorunu, yüzlerce kilometrelik yeni boru hatlarının döşenmesiyle; çöp sorunu ise dönemin en modern geri-dönüşüm tesislerinin kurulmasıyla çözümlendi. Hava kirliliği sorunu Erdoğan döneminde geliştirilen doğalgaza geçiş projeleriyle son bulurken, kentin trafik ve ulaşım açmazına karşı 50'den fazla köprü, geçit ve çevre yolu inşa edildi; sonraki dönemlere ışık tutacak birçok proje geliştirildi. Belediye kaynaklarının doğru kullanımı ve yolsuzluğun önlenmesi amacıyla olağanüstü önlemler alan Erdoğan, 2 milyar dolar borçla devraldığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin borçlarını büyük ölçüde ödedi ve bu arada 4 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. Böylece, Türkiye'nin belediyecilik tarihinde yeni bir çığır açan Erdoğan, bir yandan diğer belediyelere örnek olurken, bir yandan da halk nezdinde büyük bir güven kazandı.Recep Tayyip Erdoğan, 12 Aralık 1997'de Siirt'te halka hitaben yaptığı konuşma sırasında, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenlere tavsiye edilen ve bir devlet kuruluşu tarafından yayınlanan bir kitaptaki şiiri okuduğu için hapis cezasına mahkum edildi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine son verildi.Recep Tayyip Erdoğan, 4 ay kaldığı cezaevinden çıktıktan sonra kamuoyunun ısrarlı talebi ve gelişen demokratik sürecin bir sonucu olarak 14 Ağustos 2001'de arkadaşlarıyla birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AK Parti) kurdu ve Kurucular Kurulu tarafından AK Parti'nin Kurucu Genel Başkanı seçildi. Milletin teveccüh ve güveni AK Parti'yi daha kuruluşunun ilk yılında Türkiye'nin en geniş halk desteğine sahip siyasî hareketi haline getirdi ve 2002 yılı genel seçimlerinde üçte iki parlamento çoğunluğuyla tek başına iktidara taşıdı.Hakkındaki mahkeme kararı nedeniyle 3 Kasım 2002 seçimlerinde milletvekili adayı olamayan Erdoğan, yapılan yasal düzenlemeyle milletvekili adaylığının önündeki yasal engelin kalkması üzerine, 9 Mart 2003'te Siirt ili milletvekili yenileme seçimine katıldı. Bu seçimde oyların yüzde 85'ini alan Erdoğan, 22. Dönem Siirt Milletvekili olarak parlamentoya girdi.15 Mart 2003 tarihinde Başbakanlık görevini üstlenen Recep Tayyip Erdoğan, aydınlık ve sürekli kalkınan bir Türkiye idealiyle, hayatî öneme sahip birçok reform paketini kısa süre içinde uygulamaya koydu. Demokratikleşme, şeffaflaşma ve yolsuzlukların engellenmesi yolunda büyük mesafeler katedildi. Buna paralel olarak ülke ekonomisi ve toplum psikolojisini olumsuz yönde etkileyen ve onyıllardır çözülemeyen enflasyon kontrol altına alındı, itibarını yeniden kazanan Türk Lirası'ndan 6 sıfır atıldı. Devletin borçlanma faiz oranları aşağı çekildi, kişi başına düşen millî gelirde büyük artış gerçekleştirildi. Ülke tarihinde daha önce görülmemiş hız ve sayıda baraj, konut, okul, yol, hastane ve enerji santrali hizmete girdi. Bütün bu olumlu gelişmeler, bazı yabancı gözlemciler ve Batılı liderler tarafından "Sessiz Devrim" olarak adlandırıldı.Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde ülke tarihinin dönüm noktası olarak nitelenen başarılı girişimlerine ek olarak, akılcı dış politikası ve yoğun ziyaret-temas trafiğiyle Kıbrıs sorununun kalıcı çözüme kavuşturulması ve dünyanın çeşitli ülkeleriyle verimli ilişkiler geliştirilmesi konularında önemli adımlar attı. Tesis edilen istikrar ortamı iç dinamikleri harekete geçirirken, Türkiye'yi bir merkez ülke haline getirdi. Türkiye'nin ticaret hacmi ve siyasal gücü, yalnız içinde bulunduğu coğrafî bölgede değil, uluslararası alanda da hissedilir düzeyde arttı.Recep Tayyip Erdoğan, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde %46.6 oy alarak büyük bir zafer kazanan Ak Parti’nin Genel Başkanı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. Hükümeti’ni kurdu ve tekrar güvenoyu aldı.Recep Tayyip Erdoğan, 12 Haziran 2011 seçimlerinden de daha büyük bir zaferle çıktı ve % 49.8 oy alarak 61. Hükümeti kurdu.10 Ağustos 2014 Pazar günü halkın oyları ile 12. Cumhurbaşkanı seçildi.Recep Tayyip Erdoğan evli ve 4 çocuk babasıdır.

http://www.ulkemiz.com/recep-tayyip-erdogan

Anıtkabir Müzesi

Anıtkabir Müzesi

I. ANITKABİR DÜŞÜNCESİTürk Kurtuluş Savaşı'nın ve Türk İnkılâplarının büyük önderi Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türk vatanının bağımsızlığını kazanması için giriştiği savaş ve Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmak amacıyla gerçekleştirdiği inkılâplarla geçen yaşamı 57 yıl sürmüş ve Büyük Önder 10 Kasım 1938'de ebediyete intikal etmiştir.Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'yi bütün kurumları ile çağdaş uygarlığın bir üyesi yapan, insanlık tarihine mal olmuş büyük bir önderdir. O'nun yüceliğini her yönüyle temsil edecek, ilke ve inkılâpları ile çağdaşlaşmaya yönelik düşüncelerini yansıtacak bir anıtmezar yapma fikri, Atatürk'ü kaybetmenin derin hüznü içindeki Türk milletinin ortak isteği olarak belirmiş ve yapımına karar verilmiştir.II. RASATTEPE (ANITTEPE)Anıtkabir yapılmadan önce rasat istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe'nin ismi Rasattepe idi.Bu tepede, M.Ö 12. yüzyılda Anadolu'da devlet kuran Frig uygarlığına ait tümülüsler (mezar yapıları) bulunmaktaydı. Anıtkabir'in Rasattepe'de yapılmasına karar verildikten sonra bu tümülüslerin kaldırılması için arkeolojik kazılar yapıldı. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.III. ANITKABİR'İN İNŞAASIAnıtkabir projesinin belirlenmesinden sonra, inşaatın başlayabilmesi için ilk aşamada kamulaştırılma çalışmalarına başlandı. Anıtkabir'in inşaatı ise 9 Ekim 1944'de görkemli bir temel atma töreni ile başladı. Anıtkabir'in inşası 9 yıllık bir süre içinde 4 aşamalı olarak yapılmıştır.Birinci Kısım İnşaat: 1944-1945Toprak seviyesi ve aslanlı yolun istinat duvarının yapılmasını kapsayan birinci kısım inşaata 9 Ekim 1944'te başlamış ve 1945'te tamamlanmıştır.İkinci Kısım İnşaat: 1945-1950Mozole ve tören meydanını çevreleyen yardımcı binaların yapılmasını kapsayan ikinci kısım inşaat 29 Eylül 1945'te başlamış, 8 Ağustos 1950'de tamamlanmıştır. Bu aşamada inşaatın kâgir ve betonarme yapı sistemine göre, temel basıncının azaltılması göz önünde tutularak, anıt kütlesinin 'temel projesinin' hazırlanması kararlaştırılmıştır. 1947 yılı sonuna kadar mozolenin temel kazısı ve izolasyonu tamamlanmış ve her türlü çöküntüleri engelleyecek olan 11 metre yüksekliğinde betonarme temel sisteminin demir montajı bitirilme aşamasına gelmiştir.Giriş kuleleri ile yol düzeninin önemli bir kısmı, fidanlık tesisi, ağaçlandırma çalışmaları ve arazinin sulama sisteminin büyük bir bölümü tamamlanmıştır.Üçüncü Kısım İnşaat: 1950Anıtkabir üçüncü kısım inşaatı, anıta çıkan yollar, aslanlı yol, tören meydanı ve mozole üst döşemesinin taş kaplaması, merdiven basamaklarının yapılması, lahit taşının yerine konması ve tesisat işlerinin yapılmasını kapsıyordu.Dördüncü Kısım İnşaat: 1950-1953Anıtkabir'in 4. kısım inşaatı ise şeref holü döşemesi, tonozlar alt döşemeleri ve şeref holü çevresi taş profilleri ile saçak süslemelerinin yapılmasını kapsıyordu. Dördüncü kısım inşaat 20 Kasım 1950'de başlamış ve 1 Eylül 1953'te bitirilmiştir.'Anıtkabir Projesi'nde mozolenin kolonat üstünde yükselen tonoz bir bölüm vardı. 4 Aralık 1951 tarihinde hükümet, şeref holünün 28 m.lik yüksekliğinin azaltılması ile yapının daha çabuk bitirilmesinin mümkün olup olmadığını mimarlara sordu.Mimarlar yaptıkları çalışmalar sonunda şeref holünü taş bir tonoz yerine, bir betonarme tavan ile örtmenin mümkün olduğunu bildirdiler. Böylece tonoz yapının zemine vereceği ağırlık ve bunun doğuracağı teknik mahzurlar da ortadan kalkıyordu.Anıtkabir yapımında beton üzerine dış kaplama malzemesi olarak kolay işlenebilen gözenekli, çeşitli renklerde traverten, mozole içi kaplamalarında ise mermer kullanılmıştır.Heykel grupları, aslan heykelleri ve mozole kolonlarında kullanılan beyaz travertenler Kayseri Pınarbaşı İlçesi'nden, kulenin iç duvarlarında kullanılan beyaz travertenler ise Polatlı ve Malıköy'den getirilmiştir. Kayseri Boğazköprü mevkiinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler tören meydanı ve kulelerin zemin döşemelerinde, Çankırı Eskipazar'dan getirilen sarı travertenler zafer kabartmaları, şeref holü dış, duvarları ve tören meydanını çevreleyen kolonların yapımında kullanılmıştır.Şeref holünün zemininde kullanılan krem, kırmızı ve siyah mermerler Çanakkale, Hatay ve Adana'dan, şeref holü iç yan duvarlarında kullanılan kaplan postu Afyon'dan, yeşil renk mermer Bilecik'ten getirilmiştir. 40 ton ağırlığındaki yekpare lahit taşı Adana'nın Osmaniye İlçesi'nden, lahitin yan duvarlarını kaplayan beyaz mermer ise Afyon'dan getirilmiştir.IV. ANITKABİR'İN MİMARİ ÖZELLİKLERİTürk mimarlığında 1940-1950 yılları arası, 'II. Ulusal Mimarlık Dönemi' olarak adlandırılır. Bu dönemde daha çok anıtsal yönü ağır basan, simetriye önem veren, kesme taş malzemenin kullanıldığı binalar yapılmıştır. Anıtkabir bu dönemin özelliklerini taşımaktadır.Bu dönem özellikleri ile birlikte Anıtkabir'de Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme öğelerine sıkça rastlanır.Örneğin dış cephelerde, duvarların çatı ile birleştiği yerde kuleleri dört yandan saran Selçuklu taş işçiliğinde testere dişi olarak adlandırılan bordür bulunmaktadır. Ayrıca Anıtkabir'in bazı yerlerinde (Mehmetçik Kulesi, Müze Müdürlüğü) kullanılan çarkıfelek ve rozet denilen taş süslemeler Selçuklu ve Osmanlı sanatında da göze çarpmaktadır.Bütün bu özellikleriyle yapıldığı dönemin en iyi örneklerinden biri olan Anıtkabir yaklaşık 750.000 m² lik bir alanı kaplamakta olup, Barış Parkı ve Anıt Bloku olarak iki kısma ayrılır.A- BARIŞ PARKIAnıtkabir; Atatürk'ün 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' özdeyişinden ilham alınarak, çeşitli yabancı ülkelerden ve Türkiye'nin bazı bölgelerinden getirilen fidanlarla oluşturulan Barış Parkı içinde yükselmektedir.Afganistan, A.B.D., Almanya, Avusturya, Belçika, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hindistan, Irak, İngiltere, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Kıbrıs, Mısır, Norveç, Portekiz, Yugoslavya ve Yunanistan'dan çeşitli ağaç ve fidanlar getirilmiştir. Bugün Barış Parkı'nda 104 ayrı türden yaklaşık 48.500 adet süs ağacı, ağaççık ve süs bitkisi bulunmaktadır.B- ANIT BLOKUAnıtkabir Anıt Bloku üç bölümden oluşmaktadır.1- Aslanlı Yol2- Tören Meydanı3- MozoleAnıtkabir'e Tandoğan kapısından girildiğinde Barış Parkı içerisinde uzanan yoldan Aslanlı Yol başındaki 26 basamaklı geniş merdivenlere ulaşılır. Merdivenin hemen başında karşılıklı olarak istiklal ve hürriyet kuleleri yer alır.Anıtkabir yapı topluluğu içinde, simetri gözetilerek yerleştirilmiş olan on adet kule vardır. Bu kulelere ulusumuzun ve devletimizin oluşumunda büyük tesirleri olan yüce kavramları temsil eden isimler verilmiştir. Kuleler, plan ve yapı bakımından birbirinin benzeridir. Kareye yakın 12 x14 x7,20 m. boyutlarında dikdörtgen plan üzerine kurulmuş olan kulelerin üzeri piramit biçiminde çatılarla örtülüdür. Çatıların tepelerinde, eski Türk çadırlarında görülen tunç mızrak ucu vardır. Eski Türk kilim desenlerinden alınmış geometrik süslemeler, fresk tekniğinde uygulanmıştır.Ayrıca kulelerin iç duvarlarında, o kulenin ismiyle ilgili bir kompozisyon ve Atatürk'ün özlü sözleri bulunmaktadır.1. İSTİKLAL KULESİAslanlı yolun sağ başındaki İstiklal Kulesi'nin iç duvarlarında bulunan kabartmada, ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan bir gencin yanında bir kaya üzerine konmuş kartal figürü görülmektedir. Kartal, mitolojide ve Selçuklu sanatında gücün, istiklâl ve bağımsızlığın sembolü olarak tasvir edilmiştir. Kılıç tutan genç ise istiklali savunan Türk milletini temsil etmektedir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.Ayrıca kule duvarlarında yazı bordürü olarak Atatürk'ün istiklalle ilgili şu sözleri yer almaktadır:'Ulusumuz en korkunç yok oluşla son buluyor gibi görünmüşken, tutsak edilmesine karşı evladını ayaklanmaya davet eden atalarının sesi, kalplerimiz içinde yükseldi ve bizi son Kurtuluş Savaşı'na çağırdı.' (1921)'Hayat demek savaşma, çarpışma demektir. Hayatta başarı kesinlikle savaşta başarı kazanmakla mümkündür.' (1927)'Biz hayat ve bağımsızlık isteyen ulusuz ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı hiçe sayarız.' (1921)'İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk ulusu, Türkiye'nin gelecekteki çocukları, bunu bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar.' (1927)'Bu ulus bağımsızlıktan yoksun olarak yaşamamıştır, yaşıyamaz ve yaşamıyacaktır, ya istiklal ya ölüm.' (1919)Kulenin içinde ise Anıtkabir maketi ile Anıtkabir'i tanıtıcı ışıklı panolar bulunmaktadır.2. HÜRRİYET KULESİAslanlı Yol'un sol başında bulunan Hürriyet Kulesi içindeki kabartmada; elinde kağıt tutan melek figürü ile meleğin yanında şaha kalkmış bir at tasvir edilmiştir. Melek figürü bağımsızlığın kutsallığını, elindeki kağıt 'Hürriyet Beyannamesi'ni sembolize etmektedir. At figürü ise hürriyet ve bağımsızlık sembolüdür. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.Kule duvarlarında Atatürk'ün hürriyet ile ilgili şu sözleri yazılıdır.'Esas, Türk ulusunun saygın ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir işleme hak kazanamaz.' (1927)'Bence, bir ulusta şerefin, onurun, namusun ve insanlığın sürekli olarak bulunabilmesi kesinlikle o ulusun özgürlük ve bağımsızlığına sahip olabilmesiyle mümkündür.''Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayandığı ulusal egemenliktir.''Bütün tarihsel yaşantımızda özgürlük ve bağımsızlığa sembol olmuş bir ulusuz.'Kule içinde Anıtkabir'in inşaat çalışmalarını gösteren fotoğraf sergisi ve inşaatta kullanılan taş örnekleri bulunmaktadır.3. KADIN HEYKEL GRUBUİstiklal kulesinin önünde, ulusal giysiler giymiş üç kadından oluşan bir heykel grubu vardır. Bu kadınlardan kenarlardaki ikisi yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadır. Başak demetlerinin meydana getirdiği çelenk bereketli yurdumuzu temsil etmektedir. Soldaki kadın, ileri uzattığı elindeki kapla Atatürk'e tanrıdan rahmet dilemekte, ortadaki kadın eliyle yüzünü kapamış ağlamaktadır.Bu üçlü grup, Türk kadınlarının Atatürk'ün ölümünün derin acısı içinde bile gururlu, ağırbaşlı ve azimli oluşunu dile getirmektedir. Heykel grubu Hüseyin Özkan'ın eseridir.4. ERKEK HEYKEL GRUBUHürriyet Kulesi'nin önünde üç erkekten oluşan heykel grubu vardır. Sağdaki erkek başında miğferi ve kalın kaputu ile Türk askerini temsil ederken, onun yanında elinde kitabı ile Türk gençliğini ve aydın insanı, biraz gerisinde ise yerel kıyafetlerle Türk köylüsü temsil edilmiştir. Her üç heykelin yüzünde derin acı ile Türk milletinin kendine özgü ağırbaşlılığı ve yüksek irade gücü dile getirilmiştir. Heykel grubu, Hüseyin Özkan'ın eseridir.5. ASLANLI YOLZiyaretçileri Atatürk'ün yüce huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 m. uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Atatürk'ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem sebebiyle, Anadolu'da uygarlık kuran Hititlerin sanat üslubu ile yapılan aslan heykelleri kuvvet ve sükuneti temsil etmektedir. Heykeller Hüseyin Özkan'ın eseridir.6. TÖREN MEYDANIAslanlı yolun sonunda yer alan tören meydanı 129 x84,25 m. boyutlarındadır. 15.000 kişi kapasiteli bu alanın zemini; siyah, kırmızı, sarı ve beyaz renkte traverten taşlardan oluşan 373 adet halı ve kilim deseniyle bezenmiştir.7. MEHMETÇİK KULESİAslanlı yolun bitiminde sağda Mehmetçik Kulesi yer almaktadır. Kulenin dış yüzeyinde yer alan kabartmada; cepheye gitmekte olan Mehmetçiğin evinden ayrılışı ifade edilmektedir. Bu komposizyonda, elini asker oğlunun omuzuna atmış onu vatan için savaşa gönderen hüzünlü, fakat gururlu anne tasvir edilmiştir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Mehmetçik ve Türk kadınları hakkında söylediği özlü sözler yer almaktadır:'Kahraman Türk eri Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülke ile savaşmıştır.' (1921)'Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ulusunda Anadolu köylü kadının üstünde kadın çalışmasından söz etmek imkânı yoktur.' (1923)'Bu ulusun çocuklarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü birimi bulunamaz.'Kulenin içinde; Anıtkabir ve Atatürk ile ilgili çeşitli kitaplar ve hediyelik eşyalar ziyaretçilere sunulmaktadır.8. ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ KÜTÜPHANESİMehmetçik ve Zafer kuleleri arasında yer alan; müze, kitaplık ve Kültürel Faaliyetler Müdürlüğü'nün içindeki birimde 'Atatürk ve Türk Devrimi Kütüphanesi' bulunmaktadır. Atatürk, milli mücadele ve inkılâplar konulu Türkçe ve yabancı dillerde kitapların bulunduğu bir 'İhtisas Kütüphanesi' olarak, her kesimden araştırmacı ve okuyucuya hafta içi 09.00-12.30 / 13.30-17.00 saatleri arasında hizmet vermektedir.9. ZAFER KULESİKulenin duvarlarında Atatürk'ün en önemli üç zaferinin tarihi ve zaferle ilgili özlü sözleri yazılıdır.Kule içinde Atatürk'ün naaşını 19 Kasım 1938'de İstanbul Dolmabahçe Sarayı'ndan alarak Sarayburnu'nda donanmaya teslim eden top arabası sergilenmektedir.10. İSMET İNÖNÜ'NÜN LAHTİBarış ve Zafer Kuleleri arasında yanları açık sütunların oluşturduğu galerinin ortasında 25 Aralık 1973 yılında vefat eden Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı, Türk Milli Mücadelesinin Batı Cephesi komutanı ve ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün sembolik lahdi bulunmaktadır. Mezar odası alt kattadır.İsmet İnönü, Anıtkabir'e 28 Aralık 1973'te Bakanlar Kurulu Kararı ile defnedilmiştir.11. BARIŞ KULESİKulenin iç duvarında Atatürk'ün 'Yurtta Barış, Dünyada Barış' ilkesini dile getiren bir kabartma kompozisyonu yer almaktadır. Bu kabartmada çiftçilik yapan köylüler ve yanlarında kılıcını uzatarak onları koruyan bir asker figür tasvir edilmiştir. Bu asker barışın sağlam ve güvenli kaynağı olan Türk ordusunu sembolize etmektedir. Bu şekilde insanlar Türk ordusunun sağladığı huzur ortamı içinde günlük hayatlarını devam ettirmektedirler. Kabartma, Nusret Suman'ın eseridir.Kule duvarlarında Atatürk'ün barış ile ilgili şu sözleri yer almaktadır.'Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir.' (1935)'Yurtta Barış, Cihanda Barış.''Ulusun hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir.' (1923)Kulenin içinde ise Atatürk'ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören ve makam otomobilleri sergilenmektedir.12. 23 NİSAN KULESİKulenin iç duvarında 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışını temsil eden bir kabartma yer almaktadır. Bu kabartmada, ayakta duran kadının tuttuğu kağıdın üzerinde 23 Nisan 1920 yazılıdır. Kadının diğer elinde Millet Meclisimizin açılışını simgeleyen bir anahtar bulunmaktadır. Kabartma, Hakkı Atamulu'nun eseridir.Kule duvarlarında meclisin açılışıyla ilgili Atatürk'ün özlü sözleri yer almaktadır:'Bir tek karar vardı: O da ulusal egemenliğe dayalı, hiçbir koşula bağlı olmayan bağımsız, yeni bir Türk Devleti kurmak.' (1919)'Türkiye Devletinin tek ve gerçek temsilcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir.''Bizim bakış açılarımız kuvvetin, gücün, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır.'Kulede Atatürk'ün 1936-1938 yılları arasında kullandığı Cadillac marka özel otomobili sergilenmektedir.13. BAYRAK DİREĞİAnıtkabir'in Çankaya yönündeki 28 basamaklı tören meydanına giriş merdivenlerinin ortasında, tek parçalı yüksek bir direk üzerinde Türk bayrağı dalgalanır. Amerika'da özel olarak yaptırılan 33.53 m. yüksekliğindeki bu direk, Avrupa'daki tek parça çelik bayrak direklerinin en yükseğidir. Direğin 4 metresi kaidenin altında kalmaktadır. Amerika'da yaşayan Türk asıllı Amerika vatandaşı Nazmi Cemal tarafından, kendi bayrak direği fabrikasında imal edilerek 1946 yılında Anıtkabir'e hediye edilmiştir. Bayrak direğinin kaidesinde yer alan kabartmada; meşale Türk medeniyetini, kılıç taarruz gücünü, miğfer savunma gücünü, meşe dalı zaferi, zeytin dalı ise barışı simgelemektedir. Türk bayrağı, ulusumuzun yurdunu savunma, zafer kazanma, barışı koruma ve uygarlık kurma gibi yüce değerleri üzerinde dalgalanmaktadır. Kabartma Kenan Yontuç'un eseridir.14. MİSAK-I MİLLİ KULESİMüzenin girişindeki bu kulenin içinde bulunan kabartma, tek vücut olarak kenetlenmemizi sembolize etmektedir. Kabartma, bir kılıç kabzası üzerinde üst üste konmuş dört elden ibarettir. Bu komposizyon Türk vatanının kurtarılması için içilen millet andını ifade etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Milli Misak ile ilgili şu sözleri yazılıdır:'Kurtuluşumuzun genel kuralı olan ulusal andı tarih safhasına yazan ulusun demir elidir.' (1923)'Ulusal sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz.' (1921)'Ulusal benliği bulamayan uluslar başka ulusların avıdır.' (1923)Kulenin ortasında Anıtkabir'de icra edilen törenlere katılan heyetlerin özel defteri imzalamaları için imza kürsüsü yer almaktadır. Müzenin girişi olan bu kulede bulunan aktüalite panolarında Anıtkabir'de yapılan önemli törenlere ait fotoğraflar da sergilenmektedir.15. ANITKABİR ATATÜRK MÜZESİAnıtkabir Proje Yarışması şartlarına uygun olarak, Misak-ı Milli ve İnkılâp kuleleri arasındaki bölüm müze olarak belirlenmiştir. Bu amaçla 21 Haziran 1960'ta Anıtkabir Atatürk Müzesi açılmıştır. Burada Atatürk'ün kullandığı eşyalar ve kendisine hediye edilen armağanlar ve giysileri teşhir edilmektedir.Müzede ayrıca Atatürk'ün madalya ve nişanları ile manevi evlatlarından A. Afet İnan, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen'in müzeye armağan ettikleri Atatürk'e ait eşyalar sergilenmektedir.16. İNKILAP KULESİMüzenin devamı olan bu kulede Atatürk'ün giydiği elbiseler sergilenmektedir. Kulenin iç duvarında yer alan kabartmada zayıf, güçsüz bir elin tuttuğu sönmek üzere olan bir meşale, çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu'nu simgelemektedir. Güçlü bir elin göklere doğru kaldırdığı ışıklar saçan diğer bir meşale ise, yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk'ün Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için yaptığı inkılâpları simgelemektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.Kule duvarlarında Atatürk'ün inkılâplarla ilgili şu sözleri yazılıdır:'Bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine, uygarlaşmasına teknik imkân ve bilimsel ihtimal yoktur.''Biz ilhamlarımızı gökten ve bilinmeyen alemden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.'Müzenin giysi bölümü olarak kullanılan bu kulede; Anadolu Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr.Yılmaz Büyükerşen'in yaptığı Atatürk'ün gerçek boyutlarında balmumu heykeli bulunmaktadır.17. CUMHURİYET KULESİSanat Galerisi'nin girişi olan bu kulenin duvarlarında Atatürk'ün Cumhuriyet ile ilgili şu özlü sözü bulunmaktadır.'En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi kavramış ve onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi gerçekten kanıtlamış olduğumuzdur.'Kulenin içinde, Atatürk'ün öğrenim gördüğü Manastır Askeri İdadisi ile Sivas ve Erzurum Kongre binaları ve I. T.B.M.M. binalarının maketleri ve o dönemlere ait fotoğraflar sergilenmektedir.18. SANAT GALERİSİCumhuriyet Kulesi ve Müdafaa-i Hukuk Kuleleri arasında yer alan bu bölümde Atatürk'ün özel kitaplığı teşhir edilmektedir.Duvarlarda Atatürk'ü ziyaret etmiş olan yabancı devlet adamları ile Atatürk'ü birlikte tasvir eden yağlı boya tablolar bulunmaktadır. Bu tablolar, ressam Rahmi Pehlivanlı'nın eseridir.Galeride ayrıca, Atatürk, Milli Mücadele ve Anıtkabir konulu belgesel filmlerin gösterildiği sinevizyon bölümü yer almaktadır.19. MÜDAFAA-İ HUKUK KULESİBu kule duvarının dış yüzeyinde yer alan kabartmada, Kurtuluş Savaşımızda ulusal birliğimizin temeli olan Müdafaa-i Hukuk dile getirilmektedir. Kabartmada, bir elinde kılıç tutarken diğer elini ileri uzatmış sınırlarımızı geçen düşmana 'Dur!' diyen bir erkek figür tasvir edilmiştir. İleri uzatılan elin altında bulunan ulu ağaç yurdumuzu, onu koruyan erkek figürü ise kurtuluş amacıyla birleşmiş olan milletimizi temsil etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Müdafaa-i Hukuk konusunda söylediği sözler yer almaktadır:'Ulusal gücü etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır.' (1919)'Ulus bundan sonra hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına şahsen kendisi sahip çıkacaktır.' (1923)'Tarih; bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez.' (1919)'Türk ulusunun kalbinden, vicdanından doğan ve onu esinlendiren en esaslı, en belirgin istek ve iman belli olmuştu: Kurtuluş.' (1927)Kulenin içinde 'Atatürk ve Milli Mücadele' konulu periyodik sergiler düzenlenmektedir. Ayrıca Atatürk'ün öğrenim gördüğü Harbiye Mektebi'nin maketi bulunmaktadır.20. SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ KONULU KABARTMAKomposizyonun sağında bir genç, iki at, bir kadın ve bir erkek bulunmaktadır.Bunlar, savaşın ilk döneminde düşman saldırıları karşısında evlerini bırakıp yurt savunması için yollara düşmüştür. Sağdaki delikanlı arkaya dönmüş, sol elini kaldırıp yumruğunu sıkarak düşmanlara; 'Bir gün döneceğiz ve sizden öcümüzü alacağız' demektedir.Bu üçlü grubun önünde çamura batmış bir araba, çabalayan atlar, tekerleği döndürmeye çalışan bir erkek ve iki kadın ile ayakta bir yiğit ve ona bir kılıç sunan diz çökmüş bir kadın vardır. Bu grup figürleri, Sakarya Muharebesi başlamadan önceki dönemi temsil etmektedir. Bu grubun solunda, yere oturmuş iki kadın ve bir çocuk, düşman istilası altında, Türk ordusunu bekleyen halkımızı simgelemektedir. Bu halkın üzerinden uçarak Başkomutan Mustafa Kemal'e çelenk sunan bir zafer meleği vardır.Komposizyonun sonunda yere oturan kadın vatan anayı, diz çöken genç Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanan Türk ordusunu, meşe ağacı ise zaferi simgelemektedir. Vatan ana, Türk ordusunun zaferinin simgesi olan meşe ağacını göstermektedir. Kabartma İlhan Koman'ın eseridir.21. BAŞKOMUTAN MEYDAN MUHAREBESİ KONULU KABARTMAKomposizyonun solunda yer alan ve bir köylü kadın, bir erkek çocuk ve bir attan oluşan grup milletçe savaşa hazırlık dönemini temsil etmektedir. Sonraki bölümde; Atatürk bir elini ileri uzatmış ve 'Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!' diyerek ordularımıza hedefi göstermektedir. Öndeki melek, Ata'nın emrini borusu ile uzak ufuklara iletmektedir. Bundan sonraki bölümüde, Atatürk'ün emrini yerine getiren Türk ordusunun fedakarlıklarını ve kahramanlıklarını temsil eden kabartmada, vurulup düşen bir erin elindeki bayrağı kavrayan bir yiğit ile siperde ellerinde kalkan ve kılıçlı bir asker Türk ordusunun taarruzunu sembolize etmektedir. Önde ise elinde Türk bayrağı ile Türk ordusunu çağıran zafer meleği bulunmaktadır. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.22. MOZOLEAnıtkabir'in en önemli bölümü olan mozoleye çıkan 42 basamaklı merdivenlerin ortasında 'hitabet kürsüsü' yer almaktadır. Mermer kürsünün tören meydanı cephesi dairesel geometrik motiflerle süslü olup, ortasında Atatürk'ün 'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' sözü yazılıdır. Kürsü Kenan Yontuç'un eseridir.Mozole 72x52x17 m. boyutlarında uzunca dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş olup, ön ve arka sekiz, yan cepheler ise 14.40 m. yüksekliğinde ondört kolonatla çevrelenmiştir. Mozole cephesinde, solda Atatürk'ün Türk gençliğine hitabı, sağda ise Cumhuriyet'in kuruluşunun 10. yıldönümünde söylediği nutku yer almaktadır. Harfler taş kabartma üzerine altın yaldızlarla yazılmıştır.23. ŞEREF HOLÜŞeref holüne bronz kapılardan girilir. Girişte sağda Atatürk'ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk ordusuna son mesajı, solda ise 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Atatürk'ün ölümü üzerine yayınladığı 21 Kasım 1938 tarihli Türk milletine taziye mesajı yer almaktadır. Bu iki yazıt Atatürk'ün doğumunun 100. yılı olan 1981'de yazılmıştır.Girişin tam karşısında büyük pencerenin yer aldığı nişin içinde, Atatürk'ün sembolik lahdi bulunmaktadır. Lahit taşı tek parça kırmızı mermer olup 40 ton ağırlığındadır. Lahit taşının yer aldığı bölüm ise beyaz Afyon mermeri ile kaplıdır. Şeref holünün zemini Adana ve Hatay'dan, yan duvarları ise Afyon ve Bilecik'ten getirilen kırmızı, siyah, yeşil ve kaplan postu mermerlerle kaplanmıştır.Şeref holünün 27 kirişten oluşan tavanı ile yan galeri tavanları mozaik ile süslenmiştir. Şeref holünün yüksekliği 17 m. olup, yan duvarlarında altışardan 12 adet bronz meşale bulunmaktadır. Mozole yapısının üstü, düz kurşun çatı ile örtülüdür.24. MEZAR ODASIAtatürk'ün aziz naaşı, mozolenin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunmaktadır. Mozolenin birinci katı olan şeref holündeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası Selçuklu ve Osmanlı mimari stilinde sekizgen planlı olup, piramidal külahlı, tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz, kırmızı mermerlerle kaplanmıştır. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Mermer sandukanın çevresinde bütün illerden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/anitkabir-muzesi

Bermuda Şeytan Üçgeninin Sırrı Nedir?

Bermuda Şeytan Üçgeninin Sırrı Nedir?

Elinize bir harita alıp bakınca üçgen şeklinde görülen bu bölgede, bu zamana kadar açıklanamayan birçok esrarengiz olay gerçekleşmiştir. Kaybolan gemi, uçak ve insanların sayısı tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle uzun bir dönem lanetli yer veya şeytanın üçgeni gibi isimlerle anılmıştır, hatta günümüzde de bu isimleri zaman zaman kullanmaktayız.Bermuda üçgeni, Atlantik okyanusunun 500.000 mil karelik bir alanını kaplayan, Amerika’nın Atlantik okyanusuna açılan güneydoğu sahillerinde yer alan, kuşbakışı bakıldığında ise Miami, Bermuda ve Puerto Rico sınırları içerisinde kalan üçgen şeklinde bir alandır. Okyanusun bu kısmında yüzlerce gemi ve uçak enkazı bulunur. Son 100 sene içerisinde batan gemi, düşen uçak ve kaybolan insan sayısı 1000’lerle ifade ediliyor. Bu bölgede suyun altında çok büyük mıknatıs maden kaynaklarının yer aldığı ve bu nedenle uçakların bu yoğun manyetik çekimden etkilenerek elektronik sistemlerinin bozulduğu, buna bağlı olarak da düştükleri söyleniyordu. Buna o kadar uzun seneler inanıldı ki, kimilerine göre başka bir açıklaması kesinlikle olamazdı. Fakat diğer taraftan biraz düşünürsek, eğer böyle birşey olsaydı gemiler niye batıyor? Yoksa bir gemiyi bile çekip yutabilecek kadar kuvvetli miydi bu manyetizma? Kesinlikle hayır. Eğer mıknatıs etkisi olsa ve zıt kutuplar prensibiyle gemi çekilse bile, su yüzünde duran bir gemiyi batıracak kadar güç üretebilmesi mümkün olmazdı. Ayrıca o bölgede yapılan ölçümler aşırı veya normalin üstünde bir manyetik alan olmadığını defalarca kanıtladı. Bölgede asıl şüphe uyandıran ise, insanların “denizde beyaz bir su oluşuyor” şeklinde ifade ettikleri sıradışı olaylardı. Bunun üzerine robot kameralı su araçlarıyla yapılan dalışlar sonucunda suyun tabanının bembeyaz bir örtüyle kaplı olduğu görüldü ve batan gemi ve uçak enkazlarının hepsi bulundu. Şu an en kuvvetli ihtimal olarak ortaya atılan güncel teoriye göre, bu tabaka denizin dibinde yer alan büyük doğalgaz kaynağından çıkan gazların suyun altında yüksek basınç ve düşük sıcaklığın etkisiyle katılaşıp beyaz hidrat parçacıkları haline gelmesi şeklinde açıklanıyor. Bu bölgeden aynı zamanda Gulf Stream adı verilen bir sıcak su akıntısı geçer. Suyun tabanındaki hidrat parçacıkları sıcak su akıntısıyla karşılaştıklarında eriyip su yüzüne doğru harekete geçerler. Bunun sonucunda binlerce metreküp doğalgaz suya karışmış olur ve suyun yoğunluğunu çok azaltırlar. O esnada bölgeden geçen bir gemi varsa, yoğunluk farkından dolayı suyun kaldırma kuvveti gemiyi taşıyamaz ve gemi batar. Sıcak su akıntısıyla beraber hidritlerin erimesi bittiğinde su yüzünde oluşan bu beyaz tabaka da yok olur ve gemi sanki az önce orada değilmiş gibi gözden tamamen kaybolur.Aynı şekilde su yüzeyinden havaya dağılan gazlar, atmosferdeki havadan bile daha az yoğunluğa sahiptirler ve aynı sebepten yani yoğunluk farkından dolayı uçaklar hava tarafından yeterli sürtünmeyi alamayıp irtifa kaybederler ve doğalgaz moleküllerinin havadaki oksijeni tutmasından dolayı uçağın motorları yanma için gerekli oksijeni alamayıp dururlar.Şeytan üçgeninde kaybolarak en fazla ünlenen olay “Flight 19″ idi. Oysa aynı zamanda çok sayıda uçak kaybolmuştu. Bunlar ikinci dünya savaşında Amerikan donanmasına ait bombardıman uçaklarıydı. Grumman IBM Florida Avenger tipindeki beş uçak, 5 Aralık 1945 tarihinde saat 14.00 civarında Florida’daki Fort Lauderdale donanma üssünden ayrıldıktan sonra pilotlar uçuş koşullarının gayet iyi olduğunu bildirmişlerdi.Fakat sonra Bermuda Şeytan Üçgeni’nde birden bire yok oldular. Flight 19 uçağından son haber alındığında büyük bir deniz uçağı arama çalışmaları için yola çıkmıştı ve beş bombardıman uçağının tahmini yerine varıldığında alınan bir sinyal bir müddet sonra aniden yok oldu. Aynı gün birkaç saat içinde altı uçağın kaybolmasından sonra tarihin en büyük arama çalışmaları başladı. Fakat uçaklara ait tek bir parça bile bulunamadı.Bermuda üçgeninin sırrı çözülmüş fakat herşeyi henüz tam olarak bilinememektedir. İleriki yıllarda “Bermuda Şeytan Üçgeni” olarak bilinen bölgenin, halen yapılmakta olan araştırmaların ışığında herşeyinin öğrenileceğini düşünüyorum.http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/bermuda-seytan-ucgeninin-sirri-nedir

Myndos Antik Kenti

Myndos Antik Kenti

Myndos ya da Türkçede okunuşuyla Mindos, Antik yazarların sıkça sözünü ettiği, Mausolos'un kurmuş olduğu şehridir. Bodrum yarımadasının en batısına düşen, bugünkü Gümüşlük ilçesindedir. Ege Denizi ile Akdeniz'in kesişme noktasında bulunan bu antik kent MÖ 640 yılında Anadolu'nun en eski medeniyetlerinden Lelegler tarafından kurulmuştur. Antik yazarların sözünü ettiği stadyum ve tiyatrodan hiçbir iz kalmamıştır. Bizans Çağı kilisesi, birkaç sur duvarı, tepe üzerinde yanlışlıkla Leleg duvarı diye tanınan su kalıntısı ile su içinde kalan dalgakıran ve kule kalıntısının dışında toprak üstünde görülen hemen hiçbir şey yoktur. Ancak iyi gözlendiği takdirde, toprak altında yarı örtülü sütunlar, mozaik izleri, seramik parçaları hemen her yerde görülür. İskender'in kuşatıp da almadığı bu şehir, bugün şirin bir balıkçı köyüdür. Pergamon Kralı Aristonikos döneminde sikke yapımı bu kentte yapılmıştır. Uzun süre Perslerin, Rodoslularin ve Halikarnassoslularin egemenliği altında kalmıştır. Büyük bir deprem sonucunda antik kentin büyük bir bölümü sular altında kalmıştır. Myndos, Strabon'un da tanımladığı gibi, Halikarnassos'un hemen yakınında, Kos'un Scandaria Burnu'nun karşısında, Termerium Burnu üzerindedir. Gümüşlük batı uzantısı yüksek bir yarımadadır ve bağlantıyı sağlayan dar boğaz, erken dönemlerde bir koridorla birbirinden ayrılmaktadır. Myndos'u Halikarnassos'a bağlayan alanda tepelerin arasında pek çok zengin ve verimli vadiler, bu vadilerdeki karşılıklı bayırlarda rüzgar değirmenleri ve yerleşimlerin olduğu tali alanlar bulunmaktadır. Myndos, Bodrum yarımadasının batı ucunda, bugünkü Gümüşlük beldesinin yanındaki Bozdağın üzerinde kurulmuştur. Myndos sözcüğü etimoloji yönünden incelendiğinde “Ana Tanrıça’ya Tapınma” anlamına gelir. Aynı zamanda Luwi dilinde de buradan “Munda” olarak söz edilir. Ayrıca Herodotos’da da bir ilk çağ kenti olarak ismi geçer. Myndos’un arkasındaki tepelerde, uzun burnun ucunda gümüş ocakları bulunuyordu. Daha sonra buraya verilen Gümüşlük ismi bu maden ocaklarından kaynaklanıyordu. Yapılan kazılar sonucunda 2 bin yıl önce taş üzerine yazılmış Myndos kent yazısını bulan Arkeologlar yazıyı Turizm ve Kültür bakanlığına sundu. Yazının ortaya çıkması ile antik kentin isminin Myndos olduğu tescillenerek onaylandı. 2009 yılında Prof. Dr. Mustafa Şahin başkanlığında başlatılan kazılara Uludağ Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Arkeoloji bölümü öğrencileri tarafından tarih kalıntıları bulunmaya başladı. 4 yıllık süren çalışma ile bulunan eserler içerisinde Papazların mezarları, kilise ve kilise yol, o döneme ait depolar, sarnıçlar ve antik seramik parçaları bulundu. Kazılara devam eden öğrenciler M.S. 53-117 yıllarında yaşayan Roma İmparatoru Traianus’a ait tapınak bulundu. En son olarak Antik Myndos Kenti adının üzerinde yazılı bulunduğu taş tabletler ortaya çıkması ile yıllardır arkeologların söylediği Myndos kenti olduğa iddiaları doğrulanmış oldu.     Tarihçi Pausanias’a göre Halikarnassosla beraber Troizen kökenli göçmenlerce kurulmuştur. Plinius ise Eski Myndos diye adlandırdığı alanda Leleg yerleşimi olduğunu söyler. Aslında Myndos’un ilk sakinleri Leleglerdir. M.Ö.IV.yy. da Pers Satrabı Mausollos’un Halikarnassos’a taşımadığı iki Leleg yerleşiminden biridir. Attika-Delos Deniz Birliğinin ilk üyelerinden biri olan bu kent birliğe on ikide bir talent ödeme yapmıştır. Mausollos kenti biraz daha kuzeye taşımış ve adeta yeniden inşa etmiştir. Lelegler'in yaşadığı Myndos'un  MÖ 5. yy'da Attika-Delos Deniz Birliği'ne bağlı olduğu ve bir talentin on ikide biri kadar vergi ödediği bilinir. Her ne kadar Pausanias [Pausanias 2; 30; 9] Myndos'un; Troizen Kralı Aetios'un sülalesinden gelen kişiler tarafından kurulmuş olduğunu bildirmişse de; Bean bunun bir hayal ürünü olduğu görüşündedir. MÖ 453-420 yılları arasında Attika-Delos Deniz Birliği'ne bir talentin on ikide biri kadar vergi ödediği bilinmektedir. Maussollos döneminde çevredeki diğer Leleg kentlerinin; Halikarnassos'a göç etmek zorunda bırakılmalarına karşın Myndos; Theangela ile beraber bu uygulamanın dışında tutulmuştur. Herodotos’dan öğrendiğimize göre İonia’lıların Perslere karşı başlattığı ayaklanmaya bir gemi vererek katılmışlardır. Ayrıca Büyük İskender’in ordularına karşı tek başına karşı koymasıyla ünlenmiştir. MÖ 334'te İskender tarafından kuşatılan kent; bir yıl sonra İskender'in komutanı Orontobades tarafından ele geçirilmiştir. MÖ 308-275 yılları arasında Ptolemaioslar'ın elinde olan Myndos; Büyük İskender Karia’yı ele geçirdikten sonra komutanlarından Ptolemaios ile Asandros M.Ö. 333’de yörenin Pers komutanı Orontabates’i ağır bir yenilgiye uğratmıştı. İskender’in ölümünden sonra generallerinden Ptolemaios’un Mısır’da kurduğu Ptolemais hanedanının egemenliğinde kalmıştır. Roma’nın Burasını ele geçirmesinden sonra MÖ 200 civarında Lysimakhos'un egemenliği altına girmiştir. Sonraki yıllarda Pergamon Krallığı'na dahil olup; M.Ö. 197 de Rodos’un idaresine bırakılmış,ardından da özgürlüğüne kavuşmuştur. ilk sikkelerini basmak suretiyle bağımsız bir kent olmuştur.Kısa bir süre sonra da kent göçler nedeniyle terkedilmiştir. Kent II.yy. ın başında kendi adına sikke basmıştır. MÖ 133'te Roma'nın hakimiyetini tanımıştır. MÖ 131'de; bir asi olan Aristonikos'un; kentin kontrolünü kısa bir süreliğine ele geçirdiği bilinmektedir. MÖ 43'te Cassius; filosunu Myndos'ta savaşa hazırlamıştır. Kos Adası'nda bulunan bir yazıta göre bu kenttte Apollon şenlikleri düzenlendiği bilinmektedir. Bizans Dönemi'nde Karia Eparchiası'na bağlıdır ve ismi Amyndos olarak adlandırılan bir piskoposluk merkezi olmuştur. Mausolos zamanında kurulan Yeni Myndos’un kalıntılarından kaya mezarları, sur duvarları, tiyatro ve stadium’un olduğunu eski kaynaklardan öğreniliyorsa da bunlardan yeterli bir iz günümüze ulaşamamıştır.    Günümüzde Gümüşlük beldesinin altında antik Myndos’un kalıntıları bulunmaktadır. Nitekim Gümüşlük’deki birçok evin duvarlarında Helenistik döneme tarihlenen sütun başlıkları, mimari parçalar kullanılmıştır. Mausolous’un liman kenti olan Myndos’un liman taşlarından yararlanılarak Romalılar kuzey-batıya askeri bir liman yapmışlardır. Bu limanın yapımında çevreden getirilen topraklarla dolgular yapılmış, üzeri de Koyun Babadan çıkarılan yeşil granitlerle kaplanmıştır. Oldukça kaliteli mermerlerden yapılmış sütun kaideleri bugün de dikkati çekmektedir. Beldenin içerisindeki küçük dalga kıranın bulunduğu adadaki kalıntılar görülebilmektedir. Bunun yanı sıra Gümüşlük’ün kuzeyindeki Dönmez Burnu ile İnce Burun arasında da antik çağın ev kalıntıları dikkati çekmektedir. Kenti çepeçevre kuşatan surlar yıkılmış olmasına karşılık yine de bazı kalıntıları görülebilmektedir. Bu surları Mausolos’un inşa ettirmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca yarımada üzerinde Leleg suru denilen kiklopik teknikte duvarlardan bazı parçalar görülmektedir Antik kentin kalıntıları daha çok Karatoprak (Turgut Reis) ile Gümüşlük arasındaki yolun üzerinde, denize 1 km. uzaklıktaki Bozdağ’ın tepelerinde görülebilmektedir. Bu kalıntılar dışında yöredeki yüzey araştırmalarında çok yaygın biçimde çanak-çömlek parçalarına rastlanmıştır.

http://www.ulkemiz.com/myndos-antik-kenti

Hubble Uzay Teleskopu

Hubble Uzay Teleskopu

Ad: Hubble Uzay TeleskopuUzaya fırlatılma tarihi: 24 Nisan 1990(Uzay mekiği Discovery’den)Boyu: 13,2 metreAğırlık: 11.110 kilogramÇap: 4,2 metre (en genifl yeri)Yörüngesi: Yeryüzünden 569 kilometre yukar›da Hubble Uzay Teleskobu (HUT), ismi Amerikalı astronom Edwin Hubble'ın anısına verilmiş; Nisan 1990'da STS-31 Görevi esnasında Uzay Mekiği Discovery tarafından Dünya etrafındaki yörüngesine taşınmış bir uzay teleskopudur. İlk uzay teleskopu olmamasına rağmen, HUT en büyüklerindendir ve birçok üstün özelliğe sahiptir. Ayrıca hem hayati öneme sahip bir araştırma aracı olması hem de astronomi için etkili bir halkla ilişkiler unsuru olması nedeniyle çok tanınmıştır.HUT, NASA ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA) arasında ortak bir çalışmadır ve Compton Gama Işını Gözlemevi, Chandra X-ışını Gözlemevi ve Spitzer Uzay Teleskobu projelerinden oluşan NASA'nın Büyük Gözlemevleri programının bir parçasıdır. Uzay teleskopların yapımı ilk olarak 1923'te düşünüldü. HUT için 1970'lerde, 1983'te uzaya gönderilmesi hedefiyle fon bulundu ancak proje teknik gecikmeler, bütçe sorunları ve Challenger faciası nedeniyle gecikti. 1990'da yörüngeye yerleştirildikten sonra bilimadamları ana aynanın teleskopun çalışmalarını kısıtlayacak şekilde yanlış yerleştirildiğini tespit etti. 1993 yılında bir uzay mekiği yolculuğunda bu sorun giderildi.HUT, Dünya atmosferinin dışında konumlanması sayesinde, yeryüzündeki teleskoplara kıyasla pek çok avantaja sahip olabilmektedir: Atmosferin olumsuz etkilerinden (Görüntüde bulanıklık ve havadaki partiküllerden yansıyan ışığın oluşturduğu arka-plan kirliliği gibi) bağımsız görüntü elde edilmesinin yanı sıra, Ozon tabakası tarafından tutulan morötesi ışığın gözlemlenmesi ancak bu şekilde mümkün olabilmektedir.1990 yılında fırlatılmasının ardından, astronomi tarihindeki en önemli enstrümanlardan biri haline gelmiştir. Astronomların astrofizik alanındaki temel problemlerine çözüm bulmakta büyük yarar sağlamıştır. Hubble teleskopu tarafından kaydedilmiş olan Hubble ultra derin alan adlı fotoğraf, bugüne kadar görünür ışık ile en uzak mesafeden alınmış detaylı görüntüdür. Birçok Hubble gözlemi, en kesin biçimde hesaplanan evrenin genişleme oranı gibi astrofizik alanında birçok çığır açıcı sonuç doğurmuştur.HUT, uzayda bakımı astronotlar tarafından yapılacak şekilde tasarlanmış tek teleskoptur. Sonuncusu Mayıs 2009'da olmak üzere beş adet bakım uçuşu gerçekleştirilmiştir. İlk servis uçuşu Aralık 1993'te Hubble'ın görüntüleme hatasının düzeltilmesi için gerçekleştirildi. 2, 3A ve 3B bakım uçuşları sırasında çok sayıda alt sistem onarılmış ve birçok gözlem cihazı daha modern ve yetkin olanlarıyla değiştirilmiştir. Ancak 2003 yılında Columbia Uzay Mekiği'nin yaşadığı kazadan sonra beşinci bakım uçuşu güvenlik gerekçeleri ile iptal edildi. Uzun tartışmalardan sonra NASA kararını tekrar gözden geçirdi ve kurumun yöneticisi Mike Griffin son kez olmak üzere bir servis uçuşu yapılmasına karar verdi. STS-125 Mayıs 2009'da gerçekleştirildi; iki yeni cihaz takıldı ve çok sayıda tamir yapıldı. Yeni cihazların test ve düzeltmelerinin sorunsuz olması durumunda HUT rutin işlemlerine Eylül 2009'da tekrar başlayacak.Son uçuşta yapılan bakım ile 2014'te uzaya gönderilmesi planlanan ve HUT'un ardılı olan James Webb Uzay Teleskopu (JWUT), çalışmaya başlayana kadar HUT'un görev yapması beklenmektedir. (JWUT) birçok açıdan daha üstün astronomik araştırma programlarına sahip olacak ancak kızılötesi gözlem yapacağından dolayı Hubble'ın spektrumun görünür ve ultraviyole ölçeğinde gözlem yapma yeteneğini (yerine geçmeyecek) tamamlayacak.1923 yılında, Hermann Oberth— füzeciliğin babaları olarak düşünülen Robert H. Goddard ve Konstantin Tsiolkovski ile beraber bir füze yardımıyla dünya çevresinde bir teleskobun nasıl yörüngeye oturtulabileceğini anlattıkları (Almanca:Die Rakete zu den Planetenräumen, İngilizce:The Rocket into Planetary Space, Türkçe: Gezegenler Arası Uzaya Roket Yollamak) bir kitap yayınladı.Hubble Uzay Teleskobunun tarihçesi, gökbilimci Lyman Spitzer'ın 1946'da yazdığı "Dünya dışına konumlandırılmış bir teleskobun üstünlükleri" isimli yazıya kadar takip edilebilir. Bu çalışmasında uzayda kurulacak bir gözlemevinin dünyadaki bir gözlemevine göre iki temel üstünlüğünü tartıştı. Birincisi açısal çözünürlük (nesnelerin açık bir biçimde ayrıştırılabildiği en küçük ayrım), atmosferin ters akıntısı yüzünden yıldızların göz kırpar gibi görünmesine yol açan ve gökbilimciler tarafından verilen isimle gökbilimsel görmeye nazaran sadece kırınım ile kısıtlanacaktı. O yıllarda, dünyadaki teleskoplar, çapı 2.5 m olan bir aynası olan, teorik olarak yaklaşık 0.05 arcsec'lik kırınım sınırlılık çözünürlüğe sahip bir teleskop ile karşılaştırıldığında 0.5–1.0 açısal dakikalık çözünürlükle sınırlıydılar. İkinci olarak uzaydaki bir teleskop atmosfer tarafından güçlü biçimde emilen kızılötesi ve ultraviyole ışınlarını gözlemleyebilirdi.Spitzer hayatının büyük bir kısmını bir uzay teleskobunun geliştirilmesine adadı. 1962'de ABD Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan bir rapor insanlı uzay uçuş programının bir parçası olarak bir uzay teleskobunun geliştirilmesini tavsiye etti ve 1965'te Spitzer, büyük bir uzay teleskobu için bilimsel hedefler taslağı hazırlamakla görevlendirilen komitenin başına atandı.Uzay tabanlı astronomi II.Dünya Savaşı'nı takip eden kısa süreli bir boşluktan hemen sonra bilimadamlarının roket teknolojisinde etkili olan geliştirmeler gerçekleştirmelerini takiben başladı. Güneşin ilk morötesi elektromanyetik tayfı 1946'da elde edildi, ve NASA 1962'de morötesi, x-ray ve gama ışın spektrumlarını elde etmek için Uydu Güneş Gözlemevi'ni uzaya gönderdi. Dünya çevresinde dönen bir güneş teleskobu Ariel 3 programı çerçevesinde İngiltere tarafından 1962 yılında dünya yörüngesine oturtuldu ve 1966'da NASA ilk Uydusal Astronomik Gözlemevi'ni (OAO) uzaya fırlattı. OAO-1 üç gün sonra güç kaynağının bozulması sonucu görev dışı kaldı. Bu uyduyu 1968 ve 1972 arası, normal planlanan ömründen bir sene fazla çalışarak yıldız ve galaksilerin morötesi gözlemlerini yapan OAO-2 takip etti.OSO ve OAO çalışmaları, uzay tabanlı gözlemlerin astronomide oynayabileceği önemli rolü sergiledi. 1968'de NASA'nın, 1979'da fırlatılmak üzere o dönem için geçici olarak en Büyük Uydu Teleskobu veya Büyük Uzay teleskobu olarak bilinen 3 metre çaplı bir aynaya sahip uzay tabanlı bir yansımalı teleskop için ciddi planlar geliştirdiği görüldü. Bu planlar, bu kadar pahalı bir programın uzun bir çalışma ömrünün olması için insanlı destek uçuşlarına ihtiyaç olduğunu vurguladı ve eş zamanlı olarak geliştirilen tekrar kullanılabilecek Uzay mekiği programının planları bunu gerçekleştirebilecek teknolojinin çok yakında kullanıma sunulabileceğini gösterdi.OAO programının devamlılık gösteren başarısı LST'nin ana hedef olması gerektiği konusunda astronomi dünyasında giderek artan fikirbirliğini cesaretlendirdi.1970 yılında NASA iki komite kurdu; biri uzay teleskobu projesinin mühendislik yanıyla diğeri bu çalışmanın bilimsel hedeflerinin belirlenmesi ilgilenmek üzere. Bu komiteler kurulduktan sonra NASA'nın önündeki ikinci engel dünyada kurulacak herhangi bir benzer cihaz ile karşılaştırıldığında bu aletin çok daha yüksek olan maliyetinin karşılanmasını sağlamaktı. ABD Kongresi teleskop için öngörülen bütçenin birçok öğesini sorguladı ve o dönem olası aletler ve teleskop için gerekli donanım hakkında oldukça detaylı çalışmasını içeren planlama safhalarının bütçelerinde kısıntılara zorladı. 1974'te Gerald Ford tarafından bütçeye getirilen kısıtlamalar yüzünden teleskop projesinin bütün fonu kesildi.Buna karşılık olarak, gök bilimciler arasında ülke çapında bir lobi çalışması yürütüldü. Birçok gök bilimci Kongre üyeleri ve Senato üyeleri ile yüzyüze görüştü ve büyük katılımlı bir mektup gönderme kampanyası düzenlendi. Ulusal Bilimler Akademisi bir uzay teleskobuna duyulan ihtiyaç ile ilgili bir rapor yayınladı ve sonuçta Senato daha önce Kongre tarafından onaylanan bütçenin yarısını kabul etmeye ikna oldu. Fon tartışmaları projenin büyüklüğünde bir küçülmeye gidilmesine yol açtı; planlanan ayna çapı 3 m'den 2.4 m'ye indirilirken, diğer harcamalara da kısıntı getirildi ve teleskop donanımı için daha etkili ve sınırlı bir tasarım ile yapılacak harcamaya izin verildi. Ana teleskopta kullanılacak sistemin denenmesi için düşünülen 1.5 m çapındaki ön çalışma teleskobundan vazgeçildi ve bütçe için Avrupa Uzay Ajansı ile işbirliğinin araştırılmasına karar verildi. ESA, Avrupalı gök bilimcilerin teleskobun gözlem süresinin en az % 15'inde yer almalarının garanti edilmesi karşılığında teleskobu destekleyecek güneş pillerinin ve ABD'de teleskop üzerinde çalışacak teknik personelinin sağlanması kadar teleskop için gereken birinci nesil cihazlara mali kaynak yaratılmasına ve bunların teminine karar verdi. Kongre 1978 yılında 36,000,000 US$'lık fonu onayladı ve LST'nin tasarımı en erken 1983 yılında bitirilip fırlatılmak üzere başladı. 1983 yılında teleskoba şu isim verildi: Edwin Hubble; evrenin genişlediğini keşfederek 20. yüzyılın çığır açan keşiflerinden birini yapan gök bilimci.Uzay Teleskobu projesine karar verildikten sonra, programdaki çalışma birçok kurum arasında paylaştırıldı.Marshall Space Flight Center(MSFC)'ye teleskobun tasarım, geliştirme ve yapım sorumluluğu verilirken Goddard Space Flight Center (GSFC)'ye bu çalışmanın bilimsel cihazlarının tüm kontrolü yapma ve yer-kontrol merkezi olma sorumluluğu verildi. MSFC Perkin-Elmer şirketini uzay teleskobunun optik yapısını ve hassas kılavuz alıcılarını tasarlamak ve inşa etmekle görevlendirdi. Lockheed firması ise teleskobun içine yerleştirileceği uzay gemisini yapmakla görevlendirildi.Optik Teleskop Aracı (OTA)Optik açıdan, Hubble, çoğu büyük profesyonel teleskop gibi, Ritchey-Chrétien tasarımına sahiptir. Bu tasarım,iki hiperbolik aynası ile; bu aynaların şeklinden dolayı üretilmelerinin ve test edilmelerinin zor olmaları dezavantajına rağmen geniş görüş alanlarında görüntülemede iyi olarak bilinmektedir. Teleskobun ayna ve optik sistemleri en son başarımı belirler ve bunlar teknik özellikleri yerine getirmek üzere tasarlanır. Optik teleskoplar geleneksel olarak görülebilir ışığın onuncu dalga boyuna kadar netliğe ulaşacak şekilde parlatılmış aynalara sahiptir ancak Uzay Teleskobu morötesi (kısa dalga boyu olan ışınlar) ışınları gözlemlemek için kullanılacaktı ve uzayda bulunmanın bütün üstünlüklerini kullanarak kırınım sorununu aşmak üzere özellikle tasarlandı. Dolayısıyla aynasının 10 nanometre netliğinde olması veya yaklaşık olarak kırmızı ışığın 65’te 1 dalga boyunda parlatılması gerekmekteydi.Perkin-Elmer aynanın istenen şekli alması için gereken aşındırmada özel tasarlanmış ve üst düzeyde geliştirilmiş bilgisayar kontrollü özel parlatma makineleri kullandı. Ancak, onların en son teknoloji ürünü cihazları zorlanınca, NASA, PE’nin Kodak firmasıyla geleneksel ayna parlatma tekniklerini kullanarak bir tane yedek ayna yapması konusunda işbirliği yapmasını istedi.(Kodak ve Itek ekibi aynı zamanda orijinal aynanın parlatılmasına da katıldılar. Daha sonra ortaya çıkan çeşitli sorunlara yol açacak olan parlatma hatasına neden olacak şekilde, yapılan anlaşmayla her iki şirketin birbirinin işini denetlemesi öngörüldü.) Kodak tarafından yapılan ayna günümüzde Smithsonian Enstitüsü'nde sergilenmektedir. Bu çalışmanın bir parçası olarak üretilen bir Itek aynası günümüzde Magdalena Ridge Gözlemevi'ndeki 2.4 m'lik teleskopta kullanılmaktadır.Perkin-Elmer aynasının yapımına Corning şirketinin çok düşük genleşmeli camından üretilen bir altyapı ile 1979 yılında başlandı. Ağırlığını en alt seviyede tutmak için ayna, balpeteği şeklindeki kafesi aralarında sıkıştıran bir inç kalınlığında alt ve üst plakalar içermekteydi. Perkin-Elmer, değişik oranlarda kuvvet uygulayan 138 adet çubuk ile aynayı çift taraflı olarak destekleyerek mikro çekim benzetimini (simülasyon) gerçekleştirdi. Bu, aynanın son halinin doğru olmasını ve sonuç olarak uygulandığında hedeflenen işlevi görmesini sağladı. Aynanın parlatılması 1981 Mayıs'ına kadar sürdü. O sırada hazırlanan NASA raporları doğrultusunda Perkin-Elmer şirketinin yönetimi sorgulandı; parlatma işlemi takvimi sarkmaya ve bütçe aşılmaya başlandı. Bütçede tasarruf yapmak için NASA yedek aynanın yapım çalışmasını askıya aldı ve teleskopun fırlatılışını Ekim 1984 tarihine erteledi. Ayna 1981'in sonunda tamamlandı; 2400 galon sıcak, de-iyonize su ile yıkandıktan sonra yansıtıcı katman olarak 65 nm- kalınlığında alüminyum ve koruyucu katman olarak 25 nm-kalınlığında magnezyum florit ile kaplandı.[OTA'nın tamamı için bütçe ve takvim aşılmaya devam ettikçe Perkin-Elmer şirketinin bu kadar önemli bir proje için yeterliliği konusundaki şüpheler dile getirilmeye artarak devam etti. "Günlük olarak değişen ve oturmayan" olarak ifade edilen plana bir cevap olarak NASA teleskopun fırlatılışını Nisan 1985 tarihine erteledi.Perkin-Elmer'in programı her dört ayda bir düzenli olarak bir ay sarkmaya devam etti bazı zamanlarda bu sarkma bir iş gününe karşılık bir gün olarak gerçekleşti. NASA fırlatışı önce Mart sonra da Eylül 1986'ya çekmek zorunda kaldı. Bu sırada toplam proje bütçesi 1.175 milyar dolara yükseldi.Uzay Gemisi SistemleriTeleskop ve diğer cihazları taşıyacak uzay gemisinin yapımı başka bir büyük mühendislik sorunuydu. Bu noktada cihaz, bir yandan teleskobun çok keskin bir şekilde hedefleme yapmasını sağlarken bir yandan da doğrudan güneş ışığına maruz kalma ve dünyanın gölgesinin üstüne düşmesine bağlı olarak sıcaklık açısından meydana gelecek değişikliklerle başa çıkabilmeliydi. Çok katmanlı bir yalıtım teleskobun içindeki sıcaklığı sabit tutmakta; teleskop ve cihazların içine oturduğu ince bir alüminyum kabuğu da sarmaktadır.Kabuğun içinde, bir grafit epoksi (karbon fiber ile güçlendirilmiş bir çeşit plastikten imal edilmiş) iskelet teleskobun çalışan parçalarını sağlam bir biçimde bir arada tutulmasını sağlamaktadır. Grafit kompozitler higroskobik oldukları için Lockheed'in temiz odasındaki destek çatı tarafından emilen su buharının daha sonra uzay boşluğunda dışarı çıkma riski vardı; bu durumda teleskobun cihazları buz ile kaplanacaktı. Bu riski azaltmak için teleskop uzaya bırakılmadan önce içine bir nitrogen gaz boşaltımı yapıldı.Teleskobun ve diğer cihazların içine yerleştirileceği uzay gemisinin yapımı sırasında OTA yapımına göre daha az bir gecikme yaşansa da, Lockheed firması bütçeyi ve takvimi bir miktar aşmıştı; 1985 yazı itibarıyla uzay gemisinin yapımı bütçeyi %30 aşmış ve takvimin üç ay gerisinde kalmıştı. Bir MSFC raporuna göre Lockheed firması geminin yapımı konusunda kendi kararlarından ziyade NASA'nın talimatlarına göre hareket etme eğilimindeydi.Temel cihazlarFırlatıldığında HUT beş bilimsel cihaz taşıyordu; Geniş Alan ve Gezegen Kamerası (WF/PC), Goddard Yüksek Çözünürlük Tayfölçeri (GHRS), Yüksek Hız Fotometresi (HSP), Silik Nesne Kamerası (FOC) ve Silik Nesne Tayfölçeri (FOS). Geniş Alan ve Gezegen Kamerası (WF/PC), esas olarak optik gözlemler için geliştirilmiş bir yüksek çözünürlük görüntüleme aracıydı. Bu cihaz NASA'nın Jet Roket Laboratuvarı tarafından geliştirilmiş ve özel astrofiziksel araştırmalar için tayf çizgilerini izole eden 48 tane filtreden oluşturulmuştu. Cihaz, her biri dört tanesini kullanacak şekilde iki kamera arasında bölüştürülmüş sekiz tane CCD çipi içermektedir. "Geniş alan kamerası"(WFC) çözünürlüğün çoğalmasına bağlı olarak geniş açıda bir alanı kapsamaktaydı; "gezegen kamerası" (PC) ise sahip olduğu daha büyük büyültme gücü ile WF çiplerine nazaran daha etkili odak uzaklığındaki görüntüleri almaktaydı.Goddard Yüksek Çözünürlük Tayfölçeri (GHRS), ultraviyole ışığında çalışmak üzere tasarlanmış bir tayfölçerdi. Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde imal edilmişti ve 90,000'lik spektral çözünürlüğü gerçekleştirebiliyordu. Ultraviyole gözlemleri için imal edilen diğer cihazlar FOC ve FOS'du; bunlar Hubble'da yer alan cihazlar arasında en üst düzey uzamsal yeterliliği olan araçlardı. CDD'lere nazaran bu üç cihaz algılayıcı olarak foton-sayıcı digicon (doğrudan fotoelektrik etkiyi kullanarak uzayda ışık çözünürlüğünü algılayan bir algılayıcı) kullanıyordu. FOC, ESA tarafından yapılırken, FOS Martin Marietta şirketi tarafından imal edilmişti.Son cihaz ise Madison'daki Wisconsin Üniversitesi tarafından tasarlanıp imal edilen HSP'ydi. Farklı yıldızların ve parlaklık açısından değişiklik gösteren diğer astronomik nesnelerin görülebilir ve ultraviyole ışınlarının gözlemlenebilmesi için geliştirilmişti. Cihaz, % 2'lik veya daha üstün bir ışık ölçümü keskinliğinde saniyede 100,000'e yakın ölçüm yapabiliyordu.HUT'un kılavuz sistemi de bilimsel bir cihaz olarak da kullanılabilmektedir.Cihazın üç adet Hassas Kılavuz Algılayıcıları (FGS'ler) bir gözlem sırasında teleskobu sabit tutmak için kullanıldıkları gibi yaklaşık olarak 0.0003 arc saniye kesinlikte en ileri seviyede astronometri ölçümleri de yapabilmektedirler.Uzay Teleskop Bilimi Enstitüsü;(UTBE)/(STScI), teleskobun bilimsel işleyişinden ve bilgilerin astronomlara iletilmesinden sorumludur. UTBE (STScI), Üniversiteler Arası Astronomi Araştırmaları Birliği(AURA)tarafından yönetilmektedir ve AURA birliğini oluşturan 33 ABD üniversitesi ve 7 uluslararası yapıdan biri olan Johns Hopkins Üniversitesi'nin Baltimore, Maryland'de yer alan Homewood kampüsünde yer almaktadır. UTBE (STScI), 1983 yılında NASA ve geri kalan büyük bir bilimsel topluluk arasında meydana gelen güç çatışmasından sonra kuruldu. NASA bu işlevi kendi bünyesi içinde tutmak istedi ancak bilim insanları bunun akademik bir oluşum içinde değerlendirilmesini istedi.[33][34] 1984'te Münih yakınlarında Garching'de kurulan Uzay Teleskobu Avrupa Koordinasyon Kurumu (UTAKK / ST-ECF) Avrupalı astronomlar için benzer bir işlev görmektedir.(UTBE)/(STScI)'in payına düşen zor görevlerden birisi de teleskobun gözlemlerini takvimlendirmektir. Hubble alçak dünya yörüngesine oturutulmuştur dolayısıyla uzay mekikleri tarafından kolaylıkla ulaşılabilmektedir ancak bu aynı zamanda yörünge dönüşünün yarısından biraz daha az bölmünde hedeflenen birçok astronomik nesnenin dünyanın kütlesi nedeniyle görüntülenememesi anlamına gelmektedir. Teleskop, Güney Atlantik Anomalisinin üzerinden geçerken ortaya çıkan yüksek radyasyon nedeniyle gözlem yapılamamaktadır ve aynı zamanda Güneş (aynı zamanda Merkür'ün gözlemlenmesini engelleyen), Ay ve Dünya'nın etrafında gözlem yapmayı önemli miktarda engelleyen alanlar bulunmaktadır. OTA'nın herhangi bir parçasının güneş ışığına maruz kalarak yanmasını engellemek için özel olarak geliştirilen güneşten korunma açısı yaklaşık 50°'dir. Dünya ve aydan sakınmanın amacı yoğun parlak ışığı FGS'lere doğrudan gelmesini ve dağılmış ışığın cihazların içine girmesini engellemektir. FGS'ler çalıştırılmadığında ay ve dünya gözlemlenebilmektedir. Dünya gözlemleri, programın ilk yıllarında WFPC1 cihazının dijital görüntüleme kalitesini artırmak için yapılırdı. Hubble'ın yörünge düzlemine, doksan derece açıyla sürekli görüntülenen ve uzun süreli dönemler için düzeltme yapılmayan hedefler içeren bir bölge vardır. Yörüngenin değişmesine bağlı olarak CVZ'nin konumu yaklaşık olarak sekiz hafta içinde yavaşça değişir. CVZ(Sürekli Gözlemlenen Bölgeler)deki alanlarda dünyanın eğimi her zaman yaklaşık olarak 30° olduğundan dolayı, dünyanın yayılan ışığının parlaklığı CVZ gözlemleri sırasında uzun süre kaldırılabilmektedir.Hubble atmosferin üst katmanlarının içinde kalacak şekilde dünya etrafında döndüğü için yörüngesi önceden belirlenebilir olmaksızın zaman içinde değişebilmektedir. Üst atmosfer katmanlarının yoğunluğu birçok etkene göre değişebilmektedir ve bu durum altı haftalık bir süre içerisinde Hubble'ın tahmin edilen konumunda 4,000 km'ye yakın hatalı bir sapma olabilir anlamına gelmektedir. Gözlem takvimleri çalışmaya başlanmadan sadece birkaç gün önce belirlenmektedir; çünkü daha uzun bir süre söz konusu olduğunda gözlenmek istenen bölge gözlem saatinde gözlenemeyebilmektedir.HUT için mühendislik desteği, Uzay Teleskop Bilimi Enstitüsü;(UTBE)/(STScI)'nin 48 km güneyinde Greenbelt, Maryland'da kurulu Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde çalışan teknik elemanlar ve NASA tarafından verilmektedir.

http://www.ulkemiz.com/hubble-uzay-teleskopu

Erozyon ve Çölleşme Nedir ?

Erozyon ve Çölleşme Nedir ?

Erozyon (toprak aşınımı, toprağın aşınmasını önleyen bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu koruyucu örtüden yoksun kalan toprağın su ve rüzgarın etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır. Erozyonun başlıca nedeni, toprağı koruyan bitki örtüsünün yok olmasıdır. Arazi eğimi, toprak yapısı, yıllık yağış miktarı, iklim faktörleri, bitki örtüsü, toprak ve bitkiye yapılan çeşitli müdahaleler, erozyonun şiddetini belirleyen öğelerdir.TEMA'nın erozyonla mücadeleye bu kadar önem vermesinin altında, erozyonun ülkemizin yaşam koşullarını olumsuz etkileyecek kadar büyük bir tehlike olması yatmaktadır. Erozyon, Türkiye'nin gıda açısından kendine yeterli bir ülke olmasını tehlikeye düşürmektedir. Ülkemizin topraklarının % 63'ü çok şiddetli ve siddetli erozyon tehlikesine maruzdur. Rüzgar ve yağmur, verimli toprakları sürükleyerek, baraj göllerine, akarsu yataklarına ve denizlere taşımaktadır. Ülke yüzeyinden bir yılda kaybedilen toprak miktarı yaklaşık 1.4 milyar tondur. Bu topraklarla birlikte mineral ve organik madde de kaybedilmektedir. Türkiye'nin kimyevi gübrelere ayırdığı yıllık kaynağın 4.5 trilyon lira olduğu düşünülürse, ekonomik kaybın büyüklüğü daha net anlaşılabilir. Erozyonla kaybedilen bir başka değer ise sudur. Kaybolan toprak yüzünden her yıl yaklaşık 50 milyar m 3 yağış depolanamamaktadır. Erozyon toplumsal sorunların artmasına da yol açmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, tarım alanlarının verimini azaltmaktadır. Doğduğu ve büyüdüğü yerde geçim şansı ortadan kalkan insanların, kentlere göçmekten başka seçeneği kalmamaktadır. Köyden kente göç ise, alt yapının yetersiz olduğu kentlerdeki ekonomik ve toplumsal sorunları daha da ağırlaştırmaktadır. Barajlar ve yeraltı suları da, erozyonun etkilerinden nasibini almaktadır. Yerinden kopup giden topraklar, baraj göllerini doldurarak su depolama hacimlerini azaltmakta ve barajların ömrünün kısalmasına neden olmaktadır. Erozyon sonucunda toprağın altındaki cansız tabaka (ana kaya) ortaya çıkmaktadır. Faydalı toprak katmanlarını kaybeden arazilerde çölleşme başlamaktadır. NASA'nın yaptığı bir araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi halinde Türkiye'nin büyük bir bölümü yakın bir gelecekte çöl olacaktır. Toprakları çölleşen bir ülkenin temel sorunları, açlık, susuzluk, işsizlik ve iç göç olacaktır. TÜRKİYE DE EROZYONDünyada olduğu gibi Türkiye'de de toprak kaybı sürecinin en önemli etkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanısıra, insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etken, erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir. Türkiye kara yüzeyinin %90'ında çeşitli şiddetlerde erozyon cereyan etmektedir. Arazinin %63'ü çok şiddetli ve şiddetli, %20'si ise orta şiddetli, % 7'si ise hafif şiddetli erozyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır. İşlenen tarım alanların %75'inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoğun erozyon görülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0 milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5'inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok kural iklime sahip olan Konya ve dolaylarında görülmektedir.Türkiye'de akarsularla birlikte alandan taşınan toprak, ABD'nin 7, Avrupa'nın 17 ve Afrika'nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri, yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Her yıl Keban barajı'na 32 milyon, Karakaya Barajı'na 31 milyon ton toprak birikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin maddesi toprak birlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 cm kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğerdir.Amaç dışı arazi kullanımı, hatalı tarım teknikleri, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci ise erozyonun hızını arttırdı. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarım arazileri, özellikle de verimli tarım arazileri, tarım dışı kullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya. 1978-1996 yıllarında amaç dışı tarım toprağı %33 artmış ve betonlaşarak elden çıkan verimli tarım toprağı 600 bin hektara, yani verimli alanların yaklaşık onda birine yaklaşmıştır  EROZYONUN ZARARLARIBitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır. Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçü arttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar. Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken, gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur. Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması,  taşkın ve çığ felaketlerini artırır. Erozyon sonucu taşınan verimli topraklar, baraj göllerini doldurarak, ekonomik ömürlerini kısaltır. Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklim değişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğal varlık kaybedilerek ekonomik zarara uğratır. Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, kar ve yağmur sularını emmemediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarak beslenemez. Kaybedilen toprak örtüsünün yeniden oluşması için binlerce yıl gerekir. EROZYON VE ÇÖLLEŞME EROZYON: Toprağın bulunduğu yerden; yağışlar, sel suları, rüzgar, çığ vb. etkenlerle taşınması olayıdır.Erozyon, topraklarımızın yok olmasına sebep olan etkenlerin başında gelmektedir. Avrupa'dan 12, Afrika'dan 17 kat daha fazladır. Ülkemiz topraklarının %14'ünde hafif, %20'sinde orta ve %63'ünde şiddetli ve çok şiddetli derecede erozyon tehlikesi mevcuttur. Sadece %3'lük kayalık alan ise erozyona maruz bulunmamaktadır. Erozyon sebebi ile toprağın verimi azalmakta, besin maddeleri yok olmakta, sular kirlenmekte, ürünlerde verim ve kalite düşmektedir. Ülkemizde erozyon sonucu her yıl 500 milyon ton verimli toprağımız kaybolmaktadır. Erozyon, nedenlerine göre şöyle sınıflandırılır: 1. Su Erozyonu:Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkilisidir. Eğimli arazilerde, vejetasyonun (bitki örtüsünün) zayıfladığı veya tamamen yok olduğu bölgelerde; yere düşen yağmur damlaları darbe etkisi ile bir kısım toprak parçasını yerinden kopararak parçalar. Böylece yüzeysel akışa geçen yağmur suları, bu toprak parçalarını sürükleyerek aşağılara taşır. Yüzeysel akış halindeki sular aşağılara indikçe, diğer yüzeysel akış suları ile birleşerek güçlenir ve giderek taşıma gücü de artar. Böylece akış sularının beraberinde taşıdığı toprak ve iri materyal miktarı çoğalarak, taşkın şeklinde akan ve büyük zararlara sebep olan seller meydana gelir. Su erozyonunun ileri boyutlarında büyük derelerin ve yarıkların oluşumu görülmektedir. Bu olayın diğer bir sonucu da, taban sularının yeteri kadar beslenememesi ve kuraklığa sebep olmasıdır. Yüzey toprağı besin maddeleri yönünden çok zengindir. Su erozyonu sonucu yüzey toprağının kaybolması, toprağı fakirleştirmekte ve toprağın verimini düşürmektedir. Bu erozyon çeşidi bütün ülkelerde görülmekte olup, erozyonla kaybolan toprak verimliliğinin yeniden kazanılması mümkün değildir. Rüzgar erozyonu ile mücadelede başarı sağlanmasına rağmen, su erozyonu ile mücadele çalışmalarında henüz yeterli mesafe alınamamıştır. 2. Rüzgar Erozyonu Kurak ve yarı kurak iklime sahip bölgelerde yaygın olan rüzgar erozyonu; yeterli bitki  Örtüsü bulunmayan oldukça düz ve geniş arazilerde, gevşek yapıdaki kuru ve ince bünyeli toprağın şiddetli rüzgarların etkisi ile parçacıklar halinde yerinden oynatılarak, toz bulutları şeklinde yer değiştirmesi olayıdır. Rüzgar erozyonu ile toprakta yer yer çukurlar oluşur. Bu çukurlardan çıkan toprak, başka yerlerde toplanarak kum tepeleri meydana getirir. Rüzgar erozyonu; yolları, binaları ve su yollarını etkileyebilir, ayrıca tarımsal alanlarda hasara sebep olabilir. 3. Çığ Erozyonu: Çığ; yamaç üzerinde toplanan kar kütlesinin, yeni yağan karlarla aşırı yüklenmesi veya yamaçla bağlantısının zayıflaması halinde, herhangi bir etki ile dengesini kaybederek dağ yamacından aşağıya doğru kayması ve yuvarlanması olayıdır. Çığlar önlerine gelen engelleri tahrip eder, beraberinde toprak, taş ve ağaçları söker götürür. Bu şekilde meydana gelen aşınma ve taşınma olayına çığ erozyonu denir. 4. Yerçekimi Erozyonu (Kitle Hareketleri):Kitle hareketleri, genellikle ayrışma ürünü olan ve sağlam kaya üzerine oturmuş bulunan örtünün, esas itibariyle yerçekimi etkisi ile küçük veya büyük kitleler halinde yamacın aşağısına doğru yer değiştirmesi olayıdır. 5. Buzul Erozyonu:Yüksek dağlık arazilerdeki derelerde, çeşitli zamanlarda oluşmuş buzulların parça parça aşağılara doğru kayması sırasında, beraberinde moren (buzultaş) denilen çeşitli büyüklükteki materyal kitlelerini sürüklemesi ile meydana gelen aşınma ve taşınma olayına buzul erozyonu denir.  ÇÖLLEŞME: Kurak, yarı kurak ve az yağışlı alanlarda iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dahil olmak üzere, çeşitli faktörlerden kaynaklanan toprak bozulmasıdır. Toprağın aşırı kullanımı, aşırı otlatma, sağlıksız sulama yöntemleri, ormanların tahribi ve özellikle son yıllarda ekolojik dengenin bozulması sonucunda meydana gelen iklim değişiklikleri, çölleşmeyi meydana getiren en önemli etkenlerdir. Çölleşme ve kuraklık sorunları küresel bir nitelik taşımakta ve dünyanın bütün bölgelerini etkilemektedir. Bu sebeple çölleşmeyle mücadele etmek ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için, uluslararası ortak bir eyleme ihtiyaç duyulmaktadır. Erozyon ve Çölleşmeyi Önlemek İçin Alınabilecek Tedbirler * Erozyon riski yüksek olan, yetersiz toprak özelliklerine sahip, ıslaklık ve iklim şartları dolayısıyla işlenmeye uygun olmayan arazilerde tarım yapılmaması, bu tip arazilerin mera olarak ayrılması veya orman örtüsü altına alınmasının sağlanması, * Yanlış toprak işlenmesi, yanlış ekim ve sulamanın önlenmesi, * Çayır ve mera alanlarının tahribinin önlenmesi ve mevcut alanların geliştirilmesi, * Orman tahribatına son verilmesi, ağaçlandırmanın hızlandırılması ve orman yangınlarına karşı gerekli tedbirlerin alınması, * Su kaynaklarının kaybolması sonucu taban suyunun düşmesiyle toprak tuzlanması oluşmakta, bu yüzden su kaynaklarının korunması gerekmektedir. AĞAÇLANDIRMA PROJELERİ                    TEMA Vakfı özellikle Gelibolu, Marmaris ve İstanbul yangınlarından sonra, toplumumuzda gelişen ağaç dikme arzusunu, erozyonla mücadele çalışmaları için önemli bir adım olarak değerlendirmektedir. Kişi ve kuruluşların her gün artan talepleri doğrultusunda fidan dikimleri gerçekleştirilmektedir.                   TEMA Vakfı bir bölgede, yapılacak olan ağaçlandırmalarda yöreye uygun olan ağaç türlerinin dikilmesini ve dikilecek olan fidanların da yine aynı yörede yetişen ağaçların orijinlerinden olmasından yanadır ve ağaçlandırma çalışmalarında bu konuya büyük ölçüde dikkat edilmektedir. Bu nedenle ağaç dikmek isteyen kişi ve kuruluşlarımızı şiddetli ve çok şiddetli erozyona tabi olan 18.5 milyon hektar büyüklüğündeki çıplak alanların ağaçlandırılmasına davet ediyoruz.

http://www.ulkemiz.com/erozyon-ve-collesme-nedir-

Toprağın Oluşumuna Etkil Eden Faktörler

Toprağın Oluşumuna Etkil Eden Faktörler

Toprak, bitki örtüsünün beslendiği kaynakların ana deposudur.Toprağın üst tabakası insanların ve diğer canlıların beslenmesinde temel kaynak teşkil etmektedir. Bir gram toprağın içerisinde milyonlarca canlı bulunmakta ve ekosistemin devamı için bunların hepsinin ayrı önemi bulunmaktadır. Toprağın verimliliğini sağlayan ve humusça zengin olan toprağın 10 cm'lik üst tabakasıdır. Bilimsel anlamda toprak bir karışımdır. Genel olarak kabul edilen bir teoriye göre Dünya Güneş'ten kopmuş ateşten bir kütle idi. Boşlukta dönerken zamanla soğuyan bu kütlenin üzeri sert bir kabuk halini almıştır. Bu sert kabuğu teşkil eden kayaların milyonlarca yıl boyunca çeşitli etkilerle ufalanıp ayrışması ve sonradan içerisine organik maddelerin karışmasından topraklar hasıl olmuştur. Bu parçalanmada fiziksel, kimyasal ve biyolojik faaliyetler müştereken rol oynamışlardır. Halen de bu kuvvetler etkilerini göstermekte ve toprakların oluşu devam etmektedir. Etrafımıza baktığımızda küçük bir arazi parçasında bile çeşitli topraklar görürüz. Bu farklılığın değişik sebepleri vardır. Toprakta bulunan maddelerin pek çoğu yeryüzünü kaplayan kayalardan meydana geldiğine göre, toprağın cinsi onu hasıl eden kayanın yapısı ile yakından ilgilidir. Fakat iklimin, canlıların, arazinin düz veya engebeli oluşunun yani topoğrafik durumunun ve zamanın etkilerinin de meydana gelen toprağın cinsinde kaya kadar önemli rolü vardır. Normal bir toprak şu bileşenlerden oluşur:     %50 katı kısmı: Organik maddeler (%45), İnorganik maddeler (%5)     %50 Boşluklar : Hava (%25) ve su (%25)Toprağın katı kısmını; Çakıl, kum, kil, mil ve tuz oluşturur. Bu katı maddelerin arasında kalan boşluklara da su ve hava yerleşir. Topraktaki hava miktarı suyun varlığına bağlıdır. Su oranı artıkça hava oranı azalır. Suyun işgal etmediği kısımlar normal atmosferden bileşiminden farklı hava ile doludur. Normalden daha fazla Karbondioksit ve nem, daha az oksijen bulunur. Toprağın oluşumunda ve toprağın belli özelliklerinin ortaya çıkmasında bazı faktörler etkili olmuştur. Bu faktörlerin başlıcaları;İklim etkisiAna kaya etkisiYer şekillerinin etkisiBitki örtüsüZamanİklim, ana kaya, topoğrafya, bitki örtüsü, zamanBu faktörler içerisinde en önemli faktör iklimdir.1) İklimin Etkisiİklim başta fiziksel ufalanma ve kimyasal çözünmeyi etkiler. Sıcaklığın ve nem oranının fazla olduğu alanlarda ise kimyasal çözünme, nem oranın az olduğu kurak ve yarı kurak alanlarda fiziksel ufalanma görülür.Bu oluşuma etki eden iklim elemanları ise, sıcaklık ve yağıştır. Bu iki önemli faktör fiziksel ve kimyasal çözünmeyi, bitki örtüsünün yetişmesini, bitki kalıntılarının ayrışarak humusa dönüşmesini ve topraktaki canlı hayatın aktivitesini etkiler.Yağışın fazla olduğu yerlerde aşırı yıkanma sonucu toprağın üst kısmındaki mineraller eriyerek sızan sularla birlikte alt kısımlara geçer. Ayrıca topraktaki humusta suyla böylece taşınır. Böylece de toprak besin yönünden fakirleşmiş olur.Yağışın az olduğu bölgelerde ise bu kez yıkanma yetersiz olduğu için topraktaki tuz ve kireç oranı fazladır.2) Ana Kayanın EtkisiToprağın altında bulunan ve ayrışarak toprağı oluşturan kayaya ana kaya denir. Bu yüzden oluşan toprak ana kayaya benzer. Toprağın rengi, geçirimlilik derecesi, gibi özellikler ana kayanın özelliklerini taşır.Örneğin; ana kayanın kalker olduğu yerlerde kireçli topraklar, kil oranın fazla olduğu ana kaya etrafında geçirimsiz topraklar yer alır. Volkanik arazi üzerinde taşlı, kumlu topraklar meydana gelir.Ancak zamanla toprak oluşumunun ileri safhalarında organik maddelerin toprağa katılmasıyla, ana kayanın toprak üzerindeki etkisi gittikçe azalır. Örnek olarak; toprağın içindeki kireç zamanla topraktan uzaklaşarak, topraktaki kireç miktarı azalır ya da olmaz.Çözünen kayaçların özelliği toprak tipini etkiler. Kireç taşları üzerinde kırmızı renkli topraklar, killi tabakalar üzerinde işlenmesi zor sertleşmiş topraklar, volkanik kayaçlar üzerinde taşlı, kumlu esmer topraklar oluşur.3) Yer Şekillerinin EtkisiToprak oluşumu üzerine yer şekillerinin etkisi, eğim, yükselti, bakı faktörleriyle açıklanır.Eğim: Eğim çok fazla olduğu yamaçlarda toprağın oluşması ve zeminde tutunması oldukça zordur. Toprak içinde suyun hareketi, eğimi yönünde olur. Eğimli yamaçlar, eğer bitki örtüsünden de yoksun ise üsteki toprak tabakası kolayca aşağılara ineceğinden çıplak kayalık alanlar oluşacaktır. Eğimin fazla olduğu alanlarda toprak tabakası daha ince olacaktır.Yükselti: Yükselti arttıkça sıcaklık da azalmaktadır. Belirli bir seviyeye kadar yağış miktarı da artar. Ancak çok yükseklerde yağışta da azalma olur.Sıcaklığın ve yağışın yükseltiye bağlı olarak gösterdiği bu farklılık, bitki örtüsü ve toprak oluşumunu da farklı şekilde etkilemekte yükselti basamaklarına bağlı olarak dağ yamaçlarında farklı toprak kuşakları oluşur.Bakı: Güneşe dönük yamaçlarda sıcaklık yağış gibi iklim elemanları güneş görmeyen yamaçlara göre farklılık gösterir. Buda toprak oluşum şartlarını değiştirir. KYK’de güney yamaçlar çok ısınır ve buharlaşma fazladır. Bu yamaçlarda toprakta buharlaşmadan dolayı tuz ve kireç oranı daha fazladır. Bu yamaçlarda toprakta buharlaşmadan dolayı tuz ve kireç oranı daha yüksektir.4) Bitki Örtüsünün EtkisiÖnce toprak oluşur, sonra toprak üzerindeki bitki gelişir. Bitki örtüsünün fazlalığı topraktaki organik çözünmeyi hızlandırır. Toprak düzeyine düşen dal, yaprak ve meyvelerden oluşan bitki kalıntıları, iklim koşullarına bağlı olarak birkaç yıl içerisinde mikroorganizmalar tarafından parçalanarak humusa dönüşmektedir. Humus toprağın rengini koyulaştırır ve daha verimli olmasını sağlar.Bitkiler kökleri ile toprağın derinliklerine iner ve kalın bir toprak örtüsünü erozyona karşı korur. Yine bitkilerin gelişen kökleri ana materyali parçalayarak toprağın derinleşmesine ve toprak profilinin gelişmesine katkıda bulunur.5) Zaman EtkisiKayaların fiziksel, kimyasal, organik ufalanması, toprağa canlıların karışması uzun zaman alır. Toprak oluşumunun süresi ana kayanın direncine ve iklim şartlarına bağlıdır. Örneğin kayaçların dirençli yağışın yeterli olmadığı, kışların çok sert geçtiği, bitki örtüsünün cılız olduğu yerlerde ayrışma süreci kesintiye uğradığından, toprak oluşumu için daha uzun zaman geçmesi gerekir. Toprak çeşitleri1-Taşlı topraklarTaşlı topraklar: İçeriği % 80 taş ve az miktarda topraktan oluşur. Kolay havalanırlar. Fakat su tutma kapasiteleri ve besin ihtiyaçları azdır. 2-Kumlu topraklarKumlu topraklar:% 80 kum ihtiva ederler. İşlenmeleri kolaydır. Su tutmadıklarından bol sulama gerektirirler buda topraktaki besinin yıkanıp gitmesine neden olur. Besince fakir ve genelliklede asit topraklarıdır.Ayrıca suyla birleşince çamur dediğimiz madde oluşur 3-Tınlı topraklarYarıdan fazlası kum ve % 30–50 arasıda kilden meydana gelirler. Tava gelmeleri ve işlenmeleri kolay olduğundan tarım için elverişli topraklardır. 4-Killi topraklarKilli topraklar: İçeriğinin yarıdan fazlasını kil oluşturur. Su tutma kapasiteleri yüksektir. Bu nedenle geç tava gelirler. Tava gelmeden işlenmesi halinde toprak tekstürü zarar görür. Ağır topraklar olup işlenmeleri zordur. Kurak zamanlarda toprak katı bir hal alır. 5-Marnlı topraklarMarnlı topraklar. İçinde kum, kil, çakıl ve humus bulunur. Bağcılık bakımından uygun topraklardır. 6-Humuslu topraklarHumuslu topraklar: Toprak sadece oluştuğu kayanın mineralleri değil bitkilerin dal kök yaprak gibi kısımlarıda içerirse böyle toprağa humuslu toprak denir. Siyah renkte bir topraktır. Koyu renk olduğu için çabuk ısınıp kolay tava gelirler. Su tutma kapasiteleri iyidir. Besin maddelerince zengindirler. Tava gelince kolay işlenirler. 7- Kireçli topraklarKireçli topraklar: Kil, kum, humus ve kireç ihtiva ederler. Kalın bir kaymak tabakası bağlarlar. Suyu geçirmezler. Zor işlenen bir toprak çeşididir.

http://www.ulkemiz.com/topragin-olusumuna-etkil-eden-faktorler

Wisconsin Nasıl Bir Yerdir?

Wisconsin Nasıl Bir Yerdir?

Wisconsin, Amerika Birleşik Devletleri’nin 50 eyaletinden biridir. Wisconsin Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzeyinde yer almaktadır. Başkenti Madison olan Wisconsin’in en büyük şehri ise Milwaukee’dir. Wisconsin, Amerika Birleşik Devletleri’nin 29 Mayıs 1848 tarihinde kabul ettiği 30’uncu eyaletidir. Eyaletin genişliği 420km iken uzunluğu 500km’dir. Wisconsin’ın en yüksek noktası deniz seviyesinden 595m iken en alçak seviyesi ise 177m’dedir. Ortalama yükseklik ise 320m’dir. Wisconsin Amerika Birleşik Devletleri’nin en eski eyaletleri arasında yer almaktadır. Bölgede ağırlıklı olarak Fransız izlerinin görüldüğünü söyleyebiliriz. Yerleşim tarihi açısında Kuzey Amerika kıtasının en eski bölgeleri arasında kabul edilen Wisconsin’da 1700’lü yıllarda kızılderili yerlilerin yaşadığı tespit edilmiştir. Şehir oldukça eski bir mimariye sahiptir. Bölgede yaşayan insanların çoğu İngiliz ve Fransız kökenli insanlardır. Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzey kısmının ortasında yer alan Wisconsin, Ortabatı ve Büyük Göl bölgesinde yer alır. Wisonsin’in Batısıda Minnesota, güneybatısında Iowa, güneyinde Illinois, doğusunda Michigan Gölü ve kuzeyinde Superior Gölü yer almaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin yüzölçümü bağlamında en büyük 23’üncü eyaleti olan Wisonsin, nüfus bakımından ise en büyük 20’nci eyaleti konumundadır. Eyaletin en büyük şehri Milwaukee’dir ve şehir Michigan Gölü’nün batı sahilinde yer almaktadır. Wisconsin eyaletinin en eski şehri Green Bay’dir. Bunun yanı sıra en eski köy ise Sauk City’dir. Wisconsin eyaleti Birleşik Devletler’in en büyük 23’üncü eyaleti olma özelliğine sahiptir ve kendi içersinde 72 il ve ilçe barındırır. Wisonsin eyaletinin 6’da 1’lik bir bölümü suyla kaplıdır. Geri kalan kısım ise kara parçalarından oluşmaktadır. Eyaletin nüfusu 5,8 milyon civarındadır ve kişi başına düşen milli gelir ise yıllık 47.220$’dır. Bu bakımında Wisconsin, Amerika Birleşik Devletleri’nin en yüksek alım gücüne sahip olan 15’inci eyaleti olma özelliğine de sahiptir. Eyaletin en yüksek noktası Timms Tepesi’dir; buranın yaklaşık yüksekliği 595m olarak tescillenmiştir. En düşük noktası ise Michigan Gölü’nün bulunduğu noktadır. Burası 176m yüksekliktedir. Wisonsin eyaletinin belediye başkanı Scott Walker’dır ve bunun yanı sıra Ron Johnson ve Tammy Baldwin de eyaletin Birleşik Devletler senatörleridir. Eyaleti 8 delege temsil etmektedir. Bu anlamda bu delegelerden 5’i Cumhuriyetçiler kanadını oluştururken geriye kalan 3’ü ise demokratları temsil etmektedir.Wisconsin Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzeyinde yer almasına karşın burada tam anlamıyla bir okyanus ikliminin görüldüğü söyleyebiliriz. Yalnız bu iklim sadece yaz aylarında görülmekte olup kış aylarında karasal bir iklim söz konusu olmaktadır. Bu anlamıyla diğer Amerika Birleşik Devletleri eyaletlerinden oldukça farklılaşan Wisconsin’da +46 ile -48 santigrat dereceler ölçülebilmiştir. Buda Wisconsin’ı Amerika’nın kuzeyinde yer alan en sıcak ve en soğuk eyaletlerden biri kılmaktadır. Bölgede yaşayan insanların neredeyse tamamı Avrupa kökenlidir. Bunların çoğu Belçika, Almanya, İrlanda, Fransa ve İngiltere’den gelen göçmenlerden oluşmaktadır. Bölgede ağırlıklı olarak ki %42.6’dır Alman kökenli insanlar yaşamaktadır. Alman nüfusunun en yoğun olduğu yerler arasında yer alan Wisconsın da sonraki oran ise %10.9’la İrlandalılara aittir.Yazar: R. Emir Karasu http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/wisconsin-nasil-bir-yerdir

Meteor Yağmuru Nedir ?

Meteor Yağmuru Nedir ?

Son yıllarda bilim ve de teknolojinin gelişmesiyle, geçmişten günümüze dek hep merak edilen konular arasında yer alan uzayla ilgili çalışmalar hız kazanmış ve edinilen bilgiler de artmıştır. Araştırmalarla birlikte, uzayın sırları çözülmeye çalışılmış ve de uzay boşluğunda yer alan cisimlerle bu cisimlerin neden olduğu olaylar hakkında detaylı bilgilere ulaşılmıştır.Meteor ve meteorların sebep olduğu meteor yağmurları ise, gelişen bilimin detaylı bilgiye sahip olduğu bir olgu haline gelmiştir. Meteor, kısaca gökyüzünde yer alan gök cisimlerinden kopmuş küçük parçalardır. Meteorun diğer bir adı da, göktaşıdır. Bu göktaşları, boşlukta yer alan gök cisimlerin etkisine girmektedir. Gök cisimlerinden kopan küçük göktaşları, bazen de atmosferin çekim alanına girmektedir. Tam da bu sırada, bu göktaşları uzayda yüksek bir hızla ilerlerken ışıklı izler bırakır ve bu izler hava yüzeyiyle sürtünür. Bu sürtünmeden dolayı ise kızışma olur. Gökyüzünde gerçekleşen bu olaya “meteor yağmuru” adı verilmektedir. Bu olay aynı zamanda gece karanlığında yeryüzünden çıplak gözle de izlenebilmektedir. Halk arasında bu olay yıldız kayması olarak da anılmaktadır. Oysa meteor yağmuru, göktaşlarının gerisinde bırakmış olduğu belirgin ışık çizgilerine denilmektedir.Güneş sisteminde yer alan dünyanın atmosferinde çeşitli katmanlar bulunmaktadır. Bu katmanlar, belirli mesafelerle sıralanmaktadır. Meteor yağmuru da atmosferin Termosfer adı verilen katında gerçekleşmektedir. Termosfer katının mesafesi yeryüzünden 80 ile 640 km kadar uzaklıktadır. Dünya atmosferinde meydana gelen meteor yağmurlarının oluşma sınırı ise yeryüzünden 80 ile 110 km uzaklıktadır. Meteorların bazıları oldukça parlak ve de ışıklı olabilmektedir. Bu tür meteorlara ise ateş topu adı verilmektedir. Yeryüzüne bazen meteor düşebilmektedir. Yeryüzüne düşen bu meteorlar, ateş topu adı verilen meteorlardır ve bunların da sadece çok az kısmı yeryüzüne kadar ulaşabilmektedir. Yapılan uzay gözlemleri sonucunda, bir yılda atmosfere düşen meteor sayısının binlerce olduğu saptanmıştır. Bu meteorlardan bazıları buharlaşmaz ve yeryüzüne göktaşı olarak iner. Bazıları ise sürtünmeden dolayı buharlaşır ve toz halinde yeryüzüne iner. Güneş sistemi içerisinde yer alan gök cisimlerinden kopan göktaşlarının, uzay boşluğundaki hareketi tek ve de belirli bir yönde görülmektedir. Uzayda yer alan böyle bir görüntü, aslında binlerce meteorun görüntüsüdür. Yeryüzünde ise bu görüntü, meteorların tek bir noktadan geliyormuş şeklinde görülmektedir.Uzay bilimiyle uğraşan bilim insanlarının en çok araştırdığı cisimlerden biri olan kuyruklu yıldızlar da meteor yağmuruna neden olabilmektedir. Her kuyruklu yıldızın kendine ait bir yörüngesi bulunur ve kuyruklu yıldızlar kendilerine ait bu yörünge etrafında hareket etmektedir. Bu hareket sırasında ise, bu yıldızların arkasında bir enkaz kalır. Dünya’nın da kendine ait bir yörüngesi bulunmaktadır. Eğer Dünya’nın yörüngesi ile kuyruklu yıldızın yörüngesi kesişirse, kuyruklu yıldızın arkasında bırakmış olduğu enkaz, Dünya’nın yörüngesi tarafından kendine doğru çekilir. Bu olay meteor yağmurudur ve de yağmurun gelmiş olduğu yönde yer alan takımyıldızının adıyla anılmaktadır. Bu tür meteor yağmurlarlarına örnek verilecek olunursa eğer, karşımıza Perseidler, Leonidler ve de Germinidler çıkmaktadır. Kuyruklu yıldızlar bazen Güneş Sistemine girebilmektedir. Bu tür durumlarda ise, meydana gelen meteor yağmuru zaman geçtikçe şiddetini daha da fazla artırmaktadır.Meteor yağmurları, uzayda gerçekleşen en sık uzay olayları arasında yer almaktadır. Bunun nedeni ise, evrende birçok gök cisminin yer alması ve bu gök cisimlerinden çeşitli olaylar nedeniyle parçaların kopmasıdır. Kopan bu ufak gök cisimleri, dünya atmosferine girdiklerinde yüksek hızın neden olduğu sürtünmeden dolayı arkasında ışık bırakır ve böylece meteor yağmuru adı verilen olay gerçekleşmiş olur. Meteor yağmurları, görüntü itibariyle zaman zaman ışık yağmuru olarak da adlandırılabilmektedir.Yazar: Erdoğan Gülhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/meteor-yagmuru-nedir-

Mexico City Nasıl Bir Yerdir?

Mexico City Nasıl Bir Yerdir?

Mexico City, Orta Amerika ülkesi Meksika’nın başkentidir. Mexico City aynı zamanda bir eyaletler ülkesi olan Meksika’nın 31 eyaletinden biridir. Mexico City, Meksika’nın en büyük ve en şöhretli şehri olmasının yanı sıra da aynı zamanda ülkenin en kalabalık şehridir. Mexico City’de yerleşik olarak ikamet eden kişi sayısı yaklaşık olarak 21.2 milyon civarındadır. Bu aynı zamanda da şehri dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri kılmaktadır. Şehirde ikamet eden 21.2 milyon kişiden yaklaşık olarak 8.6 milyonu merkezde yaşamaktadır. Merkezde yaşayan 8.6 milyon insan bu şehri dünyanın merkezleri bazında en kalabalık 2’nci şehri kılmaktadır. Ancak şehrin metrekareye düşen insan sayısı nazara alındığında dünyadaki diğer bütün şehirleri geride bırakıp 1’nci sırada yer aldığını da belirtmemiz gerekir. Mexico City’nin belediye başkanlığını Miguel Angel Mancera yürütmekte iken, Mario Martin Delgado, Alejandra Barrales ve Pablo Escudero Morales’te senatörlük görevlerini üstlenen isimler arasında yer almaktadır. Şehir dünya yüzeyinde en eski yerleşim yerlerinin başını çekmekte olup, ilk resmi keşfin 13 Mart 1325 tarihinde yapıldığını da belirtmek gerekir. 3 farklı medeniyete ev sahipliği yapmış olan Mexico City, 3 kez de fethedilmiştir. Meksika’nın kalbi konumundaki Mexico City, ülkenin ekonomik bazda lokomotifi konumundadır. Şehrin ülke ekonomisine katkısı yıllık bazda 412 milyar doları aşmış vaziyettedir. Bu anlamda şehir Meksika ekonomisinin neredeyse %25’lik bir payına sahip olmaktadır. Buda şehrin stratejik önemini daha da artırmaktadır.Orta Amerika ve Güney Amerika’nın en popüler şehirleri arasında kabul edilen Mexico City, ”Küresel Şehir” olarak adlandırılmaktadır. Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında yer alan şehirler de dahil olmak üzerinde Mexico City, bölgenin en önemli 10 finans şehri arasında kabul edilmektedir. Mexico City, Meksika’da yer alan Meksika Vadisi üzerinde kurulmuş bir şehirdir. Şehrin içinde 16 adet büyük ilçe bulunmaktadır. Bu anlamda şehir bir ülke olarak da kabul edilmektedir. Mexico City, komşu ülkeler Peru ve Kosta Rica nazara alınacak olursa, bir şehir olmasına karşın bu iki ülkenin toplam ekonomisinden daha büyük bir ekonomiye sahiptir. Mexico City, bir dönem İspanya’nın kolonisi haline de gelmiş bir şehirdir. Ancak sonrasında 1824 yılında yapılan bağımsızlık savaşı sonrasında şehir İspanya sömürgesinden kurtulmayı başarmıştır. Şehir aynı zamanda da eyalet olması sebebiyle Meksika’dan yarı bağımsız bir yapıya sahip olmasından oldukça değişik uygulamaları da bünyesinde barındırabilmektedir. Bu anlamda çoğu Avrupa Birliği ülkesinde yasak olan  eşcinsel evliliklerine ve ötenazi gibi çeşitli uygulamalara izin veren Mexico City, Kuzey ve Güney Amerika kıtasının en modern şehirleri arasında kabul edilmektedir.Bir dönem Aztek ve İspanyollara ev sahipliği yapmış olan Mexico City, günümüz itibariyle İspanya kökenli Meksikalılar ve yerlilerin kontrolü altındadır. Şehir 1900’lü yılların başında bir ayaklanma yaşanmış ve bu sayede bir siyasi devrim gerçekleştirilmiştir. Bölge 1900’lü yıllarla beraber tam anlamıyla baştan inşa edilmiştir. Son derece modern bir altyapı ve ulaşım sistemine sahip olan Mexico City, her yıl milyonlarca turistin de uğrak noktası konumunda yer almaktadır. Şehir genel olarak birçok büyük organizasyona da ev sahipliği yapmasıyla da bilinmektedir. Bunlar arasında en önemlileri 1968 yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları ve 1986 yılında gerçekleştirilmiş olan FIFA Dünya Kupası Finalleri’dir. Anca 2000’li yıllara doğru nüfusun hızla artması çeşitli sorunları da beraberinde getirmiştir. Özellikle hava kirliliği açısından halen ciddi bir sorun yaşayan Mexico City, bu sorunu çözmek için milyarlarca dolar harcama yapmaya bir türlü yanaşmamaktadır. Hava kirliliğinin yanı sıra zaman zaman da olsa su kirliliğinin de görüldüğü Mexico City’de her iki sorunun çözümü için çalışmalar yürütülmektedir. Bölge ayrıca yer altı hareketliliği bağlamında Güney Amerika ülkesi Şili’nin ardından en tehlikeli yerleşim yeri olarak kabul edilmektedir. 19 Eylül 1985 tarihinde merkez üssü Mexico City olan 8.1 büyüklüğündeki depremde birçok kişi hayatını kaybetmiştir. Bu depremde hafızalarda kalan yollarda oluşan devasa yarıklar olmuştur.Mexico City deniz seviyesi ya da bölgede yer alan iki büyük deniz yatağı yanı Pasifik ve Atlas Okyanusu nazara alınacak olursa oldukça yüksek bir bölgede yer alan şehir olarak tanımlanmaktadır. Mexico City’nin en alçak noktası deniz seviyesinden 2200m daha yüksekte yer almaktadır. Bunun yanı sıra birçok dağ silsilesinin de bulunduğu Mexico City’nin en yüksek noktası ise deniz seviyesinden yaklaşık olarak 5000m yüksektedir. Bu durum çoğu zaman bölgede solunum yolu hastalıklarının aşırı bir şekilde görülmesini tetiklemektedir. Bölgede rakım yüksek olduğunda 12 aylık sıcaklık ortalaması 12 ila 16 santigrat derece arasında farklılık göstermektedir. Bölgede sıcaklığının 3 santigrat derecenin altında düştüğü nadiren görülmekte iken aynı şekilde 30 santigrat dereceyi aştığı da pek rastlanılan bir durum değildir. Bölgede bugüne kadar ölçülmüş en yüksek sıcaklık değeri 33.9 en düşük sıcaklık değeri ise -4.4 santigrat derece olarak kayıtlara geçmiştir. Bölgeye kar yağdığı son yüzyılda sadece 2 kez tespit edilebilmiştir. Şehir merkezinin bulunduğu noktalara 5 Mart 1940 ve 12 Ocak 1967 tarihlerinde kar yağışı gerçekleşmiştir. Bu iki tarih dışında kar yağışının gerçekleştiği kayıtlara geçmemiştir. Hava kirliliğinin Çin Halk Cumhuriyeti’nden son en fazla yaşandığı bölgelerden biri olarak kabul edilen Mexico City, buna sebep olarak trafiğe çıkan araçlar göstermektedir. Mexico City’de 1 günde trafiğe çıkan araç sayısı 4 milyondan fazladır.Yazar: R. Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/mexico-city-nasil-bir-yerdir

En Fazla Yıldırımın <b class=red>Düşen</b> Yer: Maracaibo Gölü

En Fazla Yıldırımın Düşen Yer: Maracaibo Gölü

“Relmpago del Catatumbo” Catatumbo Yıldırımı’na verilen İspanyolca isimdir. Bu da Kuzey Venezuela’da bulunan Maracaibo Gölü’nde meydana gelen bir fenomendir. Dünya üzerinde yıldırımların en sık çarptığı yerdir. Diğer yıldırım çarpmalarından farklı olmasa da, Catatumbo nehir ağzının bu yıldırımlara sürekli maruz kalması onu benzersiz yapıyor.Venezüella Tarihinde Yıldırımların Önemi:Yıldırım çarpması iki düşman saldırısının önlenmesine yardımcı olmuştur. İlki 1595 yılında İngiliz Sir Francis Drake tarafından yönetilen gemiler bir yıldırım ışığı tarafından aydınlatıldığında, İngilizlerin sürpriz saldırısı başarısız olmuştur. İkincisi ise 1823 yılında Venezüella Savaşı sırasında İspanyol kuvvetleri gizlice sızmaya çalıştığında gerçekleşti.Catatumbo Yıldırım Fırtınaları:Güney Amerika, Kuzey Venezuela’ da bulunan Maracaibo Gölü yıldırımların en çok düştüğü yerdir. Tam olarak Catatumbo Nehri’ nin göl ile buluştuğu nehir ağzıdır. Burada yıldırımlar gün batımından yaklaşık bir saat sonra her gün aynı yerde görülmektedir. Bu yıldırımlar tıpkı diğer yıldırımlar gibidir ancak yıldırımların düştüğü yer ve zamanlaması adeta bir mucizedir.Neden Yıldırımlar En Çok Maracaibo Gölü’ne Düşüyor?Bölge anatomisi nedeniyle gerçekleşen kapalı rüzgar sirkülasyonu Maracaibo Gölü’ne düşen yıldırımların temel sebebidir. Karayip Denizi’ nin rüzgarları göl çevresindeki dağlar arasında sıkışıp kalmaktadır. Ovalardan ısı ve nem taşıyan rüzgarlar And Dağları’ ndan inen soğuk hava ile karışır ve fırtına bulutlarına dönüşürler.Maracaibo Feneri:Catatumbo Yıldırım fenomeni aynı zamanda Maracaibo feneri olarak da bilinmektedir ve yaklaşık 250 mil (402 km) lik bir mesafeden görülebilmektedir. Bir yılda yaklaşık 160 gün Maracaibo Gölü’nde fırtına günleridir. Fırtına bulutlarından bir kütle oluşturan, Catatumbo Yıldırımının ozon tabakasının troposfer tabakasındaki en büyük jeneratör olduğu söyleniyor. Geceleri gökyüzünü aydınlatarak aynı zamanda balıkçılar için bir yol gösterici olmaktadır.Kaynakça: http://www.buzzle.com/articles/lake-maracaibo-the-place-where-lightning-strikes-the-most.htmlYazar: Tülay Arsoyhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/en-fazla-yildirimin-dusen-yer-maracaibo-golu

Recep Tayyip Erdoğan

Recep Tayyip Erdoğan

Aslen Rizeli olan Recep Tayyip Erdoğan 26 Şubat 1954'te İstanbul'da doğdu. 1965 yılında Kasımpaşa Piyale İlkokulu'ndan, 1973 yılında ise İstanbul İmam Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Fark dersleri sınavını vererek Eyüp Lisesi'nden de diploma aldı. Üniversiteyi Marmara Üniversitesi İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi'nde okuyan Erdoğan, bu okuldan 1981 yılında mezun oldu.Gençlik yıllarından itibaren sosyal hayat ve siyasetle içice bir yaşamı tercih eden Erdoğan, disiplinli ekip çalışmasının ve takım ruhunun önemini kendisine çok genç yaşlarda öğreten futbolla 1969-1982 yılları arasında amatör olarak ilgilendi. Aynı zamanda bu yıllar, genç bir idealist olarak memleket meseleleri ve toplumsal sorunlarla ilgilenen Recep Tayyip Erdoğan'ın aktif politikaya adım attığı döneme rastlamaktadır.Lise ve üniversite yıllarında Milli Türk Talebe Birliği öğrenci kollarında aktif görev alan Recep Tayyip Erdoğan, 1976 yılında MSP Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı'na ve aynı yıl MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı'na seçildi. 1980 yılına kadar bu görevlerini sürdüren Erdoğan, siyasi partilerin kapatıldığı 12 Eylül döneminde, özel sektörde bir süre müşavirlik ve üst düzey yöneticilik yaptı. 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile fiilî siyasete geri dönen Recep Tayyip Erdoğan, 1984 yılında Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında ise Refah Partisi İstanbul İl Başkanı ve Refah Partisi MKYK üyesi oldu. İstanbul İl Başkanlığı görevi sırasında diğer siyasi partiler için de model olan yeni bir örgütsel yapı geliştiren Erdoğan, bu dönemde özellikle kadınların ve gençlerin siyasete katılımını artırmaya yönelik çalışmalar yaptı; siyasetin tabana yayılarak geniş halk kitleleri tarafından benimsenip itibar görmesi yolunda önemli adımlar attı. Bu yapılanma, mensubu bulunduğu Refah Partisi'ne 1989 Beyoğlu yerel seçimlerinde büyük bir başarı kazandırırken, yurt genelinde de parti çalışmaları için örnek teşkil etti.27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan, siyasî yeteneği, ekip çalışmasına verdiği önem, insan kaynakları ve malî konulardaki başarılı yönetimiyle dünyanın en önemli metropollerinden biri olan İstanbul'un kronikleşmiş sorunlarına doğru teşhis ve çözümler üretti. Su sorunu, yüzlerce kilometrelik yeni boru hatlarının döşenmesiyle; çöp sorunu ise dönemin en modern geri-dönüşüm tesislerinin kurulmasıyla çözümlendi. Hava kirliliği sorunu Erdoğan döneminde geliştirilen doğalgaza geçiş projeleriyle son bulurken, kentin trafik ve ulaşım açmazına karşı 50'den fazla köprü, geçit ve çevre yolu inşa edildi; sonraki dönemlere ışık tutacak birçok proje geliştirildi. Belediye kaynaklarının doğru kullanımı ve yolsuzluğun önlenmesi amacıyla olağanüstü önlemler alan Erdoğan, 2 milyar dolar borçla devraldığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin borçlarını büyük ölçüde ödedi ve bu arada 4 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. Böylece, Türkiye'nin belediyecilik tarihinde yeni bir çığır açan Erdoğan, bir yandan diğer belediyelere örnek olurken, bir yandan da halk nezdinde büyük bir güven kazandı.Recep Tayyip Erdoğan, 12 Aralık 1997'de Siirt'te halka hitaben yaptığı konuşma sırasında, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenlere tavsiye edilen ve bir devlet kuruluşu tarafından yayınlanan bir kitaptaki şiiri okuduğu için hapis cezasına mahkum edildi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine son verildi.Recep Tayyip Erdoğan, 4 ay kaldığı cezaevinden çıktıktan sonra kamuoyunun ısrarlı talebi ve gelişen demokratik sürecin bir sonucu olarak 14 Ağustos 2001'de arkadaşlarıyla birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AK Parti) kurdu ve Kurucular Kurulu tarafından AK Parti'nin Kurucu Genel Başkanı seçildi. Milletin teveccüh ve güveni AK Parti'yi daha kuruluşunun ilk yılında Türkiye'nin en geniş halk desteğine sahip siyasî hareketi haline getirdi ve 2002 yılı genel seçimlerinde üçte iki parlamento çoğunluğuyla tek başına iktidara taşıdı.Hakkındaki mahkeme kararı nedeniyle 3 Kasım 2002 seçimlerinde milletvekili adayı olamayan Erdoğan, yapılan yasal düzenlemeyle milletvekili adaylığının önündeki yasal engelin kalkması üzerine, 9 Mart 2003'te Siirt ili milletvekili yenileme seçimine katıldı. Bu seçimde oyların yüzde 85'ini alan Erdoğan, 22. Dönem Siirt Milletvekili olarak parlamentoya girdi.15 Mart 2003 tarihinde Başbakanlık görevini üstlenen Recep Tayyip Erdoğan, aydınlık ve sürekli kalkınan bir Türkiye idealiyle, hayatî öneme sahip birçok reform paketini kısa süre içinde uygulamaya koydu. Demokratikleşme, şeffaflaşma ve yolsuzlukların engellenmesi yolunda büyük mesafeler katedildi. Buna paralel olarak ülke ekonomisi ve toplum psikolojisini olumsuz yönde etkileyen ve onyıllardır çözülemeyen enflasyon kontrol altına alındı, itibarını yeniden kazanan Türk Lirası'ndan 6 sıfır atıldı. Devletin borçlanma faiz oranları aşağı çekildi, kişi başına düşen millî gelirde büyük artış gerçekleştirildi. Ülke tarihinde daha önce görülmemiş hız ve sayıda baraj, konut, okul, yol, hastane ve enerji santrali hizmete girdi. Bütün bu olumlu gelişmeler, bazı yabancı gözlemciler ve Batılı liderler tarafından "Sessiz Devrim" olarak adlandırıldı.Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde ülke tarihinin dönüm noktası olarak nitelenen başarılı girişimlerine ek olarak, akılcı dış politikası ve yoğun ziyaret-temas trafiğiyle Kıbrıs sorununun kalıcı çözüme kavuşturulması ve dünyanın çeşitli ülkeleriyle verimli ilişkiler geliştirilmesi konularında önemli adımlar attı. Tesis edilen istikrar ortamı iç dinamikleri harekete geçirirken, Türkiye'yi bir merkez ülke haline getirdi. Türkiye'nin ticaret hacmi ve siyasal gücü, yalnız içinde bulunduğu coğrafî bölgede değil, uluslararası alanda da hissedilir düzeyde arttı.Recep Tayyip Erdoğan, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde %46.6 oy alarak büyük bir zafer kazanan Ak Parti’nin Genel Başkanı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. Hükümeti’ni kurdu ve tekrar güvenoyu aldı.Recep Tayyip Erdoğan, 12 Haziran 2011 seçimlerinden de daha büyük bir zaferle çıktı ve % 49.8 oy alarak 61. Hükümeti kurdu.10 Ağustos 2014 Pazar günü halkın oyları ile 12. Cumhurbaşkanı seçildi.Recep Tayyip Erdoğan evli ve 4 çocuk babasıdır.

http://www.ulkemiz.com/recep-tayyip-erdogan-1

 Niçin Orta Doğu ve Kuzey Afrika Çöllerle Kaplıdır?

Niçin Orta Doğu ve Kuzey Afrika Çöllerle Kaplıdır?

Çöller kavrulmuş toprakları, sıcak güneşi, dayanılmaz ısıyı ve geniş kum tepelerini düşündüren arazilerdir. Her kıtada çeşitli şekillerde ve boyutlarda bulunabilir. Çöller aslında kurak alanlar olarak adlandırılan daha kapsayıcı bir ekosistemin alt başlığıdır. Dünyaya şöyle bir bakarsanız gezegendeki bazı bölgelerde çöl oluşumuna eğilim olduğunu farkedebilirsiniz. Buralar genellikle 30°enlemindeki bölgelerdir. Bunun için özel bir sebep var mı? Bu bölgeleri çöl oluşumuna duyarlı hale getiren şey nedir?Niçin Çöller 30° Enlem Etrafında Toplanır?Güney Yarımküre’de Kalahari, Atacama Çölü, Avustralya Outback (Büyük Viktorya) ve Namib var. Kuzey Yarımküre’de Sahra, Amerika güneybatısı, Arap Çölü, Lut Çölü, Thar Çölü var. Bu çöllerin hepsi ortak bir şeye sahiptir- bunlar 30° enlem civarında bulunur. Bu benzerliğin nedeni Dünya’nın üst atmosferinde büyük miktarlarda havanın taşındığı hava taşıma bantları sistemine bağlıdır. Bu çöllerden sorumlu hava taşıma bantları Hadley Hücresi olarak bilinir. Dünya her gün büyük miktarda güneş ışığı alır ve ekvator ise gezegendeki başka yerlerden daha fazla güneş ışığı alır. Bu büyük miktardaki güneş ışığı çok fazla ısı oluşturur. Sıcak hava yükselirken, ekvatordaki hava güneş tarafından ısıtıldıktan sonra dünyanın atmosferinde artacaktır ve oradan soğumaya başlayan hava kuzeye taşınacaktır. Yeteri kadar soğuduktan sonra yere doğru düşmeye başlar. Bu yükselen ve alçalan hava sistemi Hadley hücresidir.Hadley Hücresi Çölleri Nasıl Oluşturur?Sıcak hava ekvatorda yükselirken çok fazla nem ve su buharı ile doludur. Bu buhardan zengin hava artmaya devam ettikçe alçak atmosfer basıncını genişletmek için serbestleşir. Ayrıca bu genişleme sıcak havayı hafiften soğutur. Sağanak yağış ile sonuçlanan bu değişikliğe yoğunlaşan hava içindeki nem neden olur. Tropikal kuşaklar bu yüzden nemlidir ve ekvator yakınlarında yağış eğiliminin çok olmasının nedeni de budur.Ancak hava yolculuğunu henüz bitirmemiştir. Şimdi kuru bir kemik gibi, sıcak hava seyahatine devam eder ve Hadley hücre taşıma bantlarını izler. Bu kuru hava yeterince soğuduktan sonra yere iner. Bu iniş 30° enlemde olur. Bu bölge yerel hava iklimleri yada etkileşimlerinden başka bir nem kaynağı yoksa bu alan kuruyacak ve sonunda bir çöl haline gelecektir. Florida eyaleti 30° enlemde bulunan bir alandır. Kapalı körfez alanında burayı çöle dönüşmekten ve kurumaktan koruyan nemden zengin bir havanın bereketine sahiptir.Hadley Hücre Yan Etkileri30° enlemde inen hava ek bir hücrenin oluşmasına sebep olur. Hava düşerken kuzeydeki havayı aşağı çeker. Bu çekim Ferrel hücresi olarak adlandırılan ikinci bir hücreyi oluşturan başka bir taşıma kemerini yaratır. Bu ikinci hücre 30° enlemde düşen havaya sahiptir. Bir çok bitki örtüsüne sahip ve ılıman bir bölge olmasının sebebi Ferrel hücresinin 60° enlemden havayı yukarı çekmesidir. (örn. Kuzey Avrupa, Rusya’daki ormanlar, Kanada)El Nino ve La Nina Etkileri Nasıl olur?El Nino genellikle 3-7 yılda bir gerçekleşen Pasifik Okyanusu’nun büyük bir bölümündeki ısınmadır. Bu ısınma başka bir kararlı sisteme küçük bir anahtar fırlatır. Okyanusun ısınması atmosfer döngüsünün yavaşlamasına sebep olan geri besleme döngüsü sağlar. Bu yavaşlama Amerikanın Güneybatısında de nemliliğe ve Avustralya ve Endonezya da kuraklığa neden olur.La Nina temelde El Nino nun tersidir. Bunda okyanusun aynı bölümünde soğuma olur. La Nina genel olarak kısadır ve 6-9 ay sürer. La Nina etkisi daha azdır ama Asya’da musonlarda artışa, Güney Amerika da kuraklığa ve Amerika’nın güneybatısının normalden daha kuru olmasına neden olur. Bu iki atmosferik anomalilerin arasındaki sukunet “La Nada” olarak adlandırılır. İspanyolca bu “hiçbir şey” anlamına gelir.Kaynakça:http://zidbits.com/2014/05/why-are-the-middle-east-and-north-africa-deserts/Yazar: Hilal Kirdükhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/nicin-orta-dogu-ve-kuzey-afrika-collerle-kaplidir

Meteor nedir ?

Meteor nedir ?

Gök taşı ya da meteorit, uzaydan Dünya yüzeyine düşen maddelerin genel adıdır. Dünya atmosferine ortalama olarak yılda birkaç bin gök taşı girer. Ancak bunların beş yüz kadarı buharlaşmadan, yere gök taşı olarak düşer.Gök taşları, Dünya atmosferine saniyede 11–72 km arasında değişen bir hızla girerler. Sürtünmeden meydana gelen ısıdan dolayı büyük bir kısmı eriyerek toz parçacıkları halinde yeryüzüne inebilir. Büyük gök taşları atmosferde gözlenebilir. Düzenli olarak her sene gerçekleşen meteor yağmurları bulunmaktadır. Bu yağmurlardan en çok bilineni ise Perseid yağmurudur.https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6k_ta%C5%9F%C4%B1

http://www.ulkemiz.com/meteor-nedir-

Lübnan Nasıl Bir Ülkedir?

Lübnan Nasıl Bir Ülkedir?

Lebanon, Batı Asya’da bulunan bir Arap ülkesi olarak bilinmektedir. Lübnan’ın kuzey ve doğu tarafı Suriye’ye, güney tarafı ise İsrail’e komşudur. Ülkenin oldukça köklü bir geçmişi vardır ve ülke aynı zamanda da birçok medeniyetin bir arada yaşamış olduğu bölgelerden biri olması sebebiyle de oldukça kıymetli kabul edilmektedir. Lübnan’ın batısının tamamı Akdeniz kıyılarına bakar ve oldukça etkileyici plajlara kumsallara sahip olması sebebiyle de bir dönem turistlerin uğrak yerleri arasında yer almaktaydı. Sıra dışı bir kültürel geçmişe sahip olan Lübnan’da birçok etnik kökenden insan bir arada huzurlu bir yaşam sürmektedir. Bunun yanı sıra bölgede özellikle de Beyrut’ta birçok dine mensup insan yaşamaktadır. Bunlar arasında çoğunluğu Müslümanlar ve Hıristiyanlar oluşturmaktayken aynı zamanda da Musevi kesimi oluşturan guruplar da burada yaşamlarına sürdürmektedir. Ancak Lübnan’ın bu denli bir harmoni içinde olması ülkede ciddi anlamda sorunları da beraberinde getirir olmuştur. Özellikle 1976 yılı sonrasında ülkede patlak veren iç savaş sonrasında bölge yaşanılmaz bir hal almıştır. 1976 ile 1992 yılları arasında 16 yıl süren iç savaş süresince bölgede neredeyse her gün bir terörist faaliyet gerçekleştirilmiş ve bu nedenle birçok insan yaşamını yitirmiştir. Bu iç savaş ağırlıklı olarak başkent Beyrut’ta sert bir şekilde yaşanmıştır ve şehir bu anlamda iki bölünmüştür. Lübnan’ın diğer önde gelen şehirlerinden Tripoli ”Trablus”, Zahie ve Nabatiye’de de aynı şekilde çatışmalar yaşansa da bunun etkisi Beyrut’taki kadar ses getirmemiştir.Lübnan, bir zamanlar ”Ortadoğu’nun Paris”i olarak adlandırılan Beyrut’u bünyesinde barındırsa da günümüz itibariyle bölge kendisini neredeyse tamamıyla kaosa terk etmiştir. Lübnan’ın resmi dili sadece 1 tanedir buda Arapçadır. Lübnan’ın resmi kuruluş tarihi 1920’lere dayanmaktadır. Bu dönemde bölge Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası iken, I. Dünya Savaşı sonrasında Lübnan, Osmanlı himayesinden çıkmış ve Fransız mandası olmuştur. Sonrasın bağımsızlık hareketi sayesinde ülke 24 Ekim 1945 yılında Fransız mandasından ayrılmış ve kendi bağımsızlığını ilan etmiştir. Bunun üzerine Fransız Birlikleri de 31 Aralık 1946 yılında Lübnan’dan çekilmek zorunda kalmıştır. Lübnan’ın nüfusunun yarısı başkent Beyrut’ta yaşamaktadır. Bunun yanı sıra ülkenin nüfusunun birçoğu göç sebebiyle başka ülkelere akmıştır. Özellikle Latin Amerika ülkelerine yapılan göç hiç de azımsanmayacak ölçülere ulaşmıştır. Lübnan’ın 2014 verilerine göre sahip olduğu nüfus 4,467 milyon civarındadır. Ülkede kişi başına düşen milli gelir (GDP) ise, 11,067$’dır. Ülkenin para birimi resmi olarak Lübnan Pound’u olsa da piyasa da dolaşan para birimi Lübnan Lirasıdır. Dünyanın en eski yerleşim yerleri arasında kabul edilen Lübnan’da sıra dışı tarihi eserlere rastlamak mümkündür.Bu eserlerin birçoğu da Osmanlı İmparatorluğu zamanından kalmadır. Osmanlı İmparatorluğu bölgede 1516 ile 1918 yılları arasında hüküm sürmüş ve bu anlamda halen Lübnan halkının gözünde başka bir yere sahip olabilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bölgede oldukça ılıman bir hava hakim olmuş ve bu halen Lübnanlıların gözünde başka bir yere sahiptir. Ancak Lübnan Fransız mandasına geçmesinin ardından şehirsel olarak modernize çalışmasına tabi tutulmuştur. Bölgede ağırlıklı olarak Akdeniz iklimi görülmektedir ve hava sıcaklığı yazları 40 santigrat derecelere kadar ulaşabilmektedir. Bunun yanı sıra kışlar bölgede oldukça ılık bir şekilde geçmektedir.Yazar: R. Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/lubnan-nasil-bir-ulkedir

İstanbul Kültür Üniversitesi

İstanbul Kültür Üniversitesi

Adres: E5 Karayolu Üzeri Bakırköy 34156 İstanbulTelefon: 0212 498 41 41Web: www.iku.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER T.C. İstanbul Kültür Üniversitesi 15 Temmuz 1997 tarihinde 4281 sayılı yasa ile kurulan kamu tüzel kişiliğine sahip bir Vakıf Üniversitesidir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu uyarınca eğitim ve öğretim yapmaktadır ve bir devlet üniversitesinin her türlü hak ve yetkisine sahiptir.Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Türk Milletinin "çağdaş medeniyet seviyesini aşması" değişmez hedefine ulaşması, gençlerimizin, hangi aşamada olursa olsun, nitelikli bir eğitim almaları ile ancak mümkündür. Bu bağlamda İstanbul Kültür Üniversitesinin de ana amacı Kaliteli Yükseköğretim yapmaktır.Kaliteli eğitim ve öğretime ulaşabilmenin sorunları ve bunların çözüm yöntemleri İKÜ için çalışan kişilerin yeni karşılaştıkları sorunlar değildir. Çünkü İKÜ, 1930'lu yıllardan bu yana eğitim ve öğretim ile başarıyla uğraş veren eğitimci kişilerin etkin olduğu bir vakıf tarafından kurulmuştur. Üniversite, eğitimci özelliklere ve deneyimlere sahip kişilerden oluşan Mütevelli Heyet tarafından yönetilmektedir.Yıllarını Anaokuldan Yükseköğretime kadar bütün öğretim aşamalarındaki okul kuruluşlarına vermiş ve eğitim sektöründe başarılarını kanıtlamış Mütevelli Heyet Başkanı ve Üyeleri, kalitenin mükemmel bir fiziki ortam ve seçkin, deneyimli ve yaratıcı bir öğretici kadro ile mümkün olduğunu çok iyi bildiklerinden, başlangıçtan itibaren bu iki hususun gerçekleştirilmesine özen göstermişlerdir.Kent Üniversitesi tipinde Şirinevler Kampüsü'nde bulunan binalarımızdaki büro, derslik ve laboratuvarlar özenle inşa edilmiş ve özenle donatılmışlardır. Şirinevler Kampüsü'ne ek olarak 40 bin m2 kapalı alan ve 25 bin m2 açık alan olmak üzere toplam 65 bin m2 lik yeni Ataköy Kampüsü, 2004-2005 eğitim-öğretim yılında hizmete sunulmuştur. Bu kampüste çeşitli bilimsel, sosyal ve kültürel etkinliklerin yapılabileceği salonların yanında spor kompleksine de yer verilmiştir. 2009 - 2010 eğitim-öğretim yılından itibaren Meslek Yüksek Okullarında, eğitim yapan öğrenciler için 6000 m2  yeni bir kampüs açılmıştır.İKÜ Öğretim ElemanlarıİKÜ öğretim elemanları kadrosu seçkin, verimli ve yaratıcı bir kadrodur. Bu kadro ile İKÜ, çok yeni bir kuruluş olmasına karşın, Üniversitelerarası Kurul tarafından görevlendirilen değerlendirme komisyonunca tespit edilen tanınmış bilimsel dergilerde öğretim üyesi başına düşen yayın sayısı bakımından 1998 de Üniversiteler arasında ilk yarıya, 1999 da ilk on Üniversite arasına girme başarısına ulaşmıştır. Hedefimiz Vakıf Üniversiteleri arasında 4. sırada, Kamu Üniversiteleri sıralamasında 6. sırada bulunan Üniversitemizin ilk üç arasına girmesini sağlamaktır. İKÜ bu başarısını istikrarlı bir şekilde sürdürmüştür. YÖK tarafından yapılan denetlemeler ve değerlendirmeler sonucu 1999, 2000, 2001, 2002, 2003, 2004, 2005, 2006 ve 2007 yıllarında devlet desteğine hak kazanmıştır.İKÜ'de öğrencilerin genel yeteneklerini geliştiren, irdeleme ve soyutlama becerilerini kazanmasını sağlayan, kuşku duymayı, eleştirmeyi ve düşünmeyi alışkanlık haline getirmeye özendiren programlar uygulanmaktadır. Öğrencilerimizi, bilgi üretmeyi öğrenme motivasyonu ile uluslararası düzeyde rekabet yeteneğine sahip meslek adamları veya araştırmacılar olabilmeleri vizyonuna yönlendirmekteyiz. Ayrıca, bölüm veya programlardan hangisinden mezun olunursa olunsun, bir İKÜ mezununun ingilizce dilini ve bilgisayarı kullanmayı bilmesini, olmazsa olmaz türünden koşul olarak görüyoruz.İKÜ FakülteleriİKÜ'nün beş Fakültesindeki 19 Bölümde, iki Meslek Yüksekokulundaki 13 Programda ve iki Enstitüsündeki 3 doktora 28 Yükseklisans programında 2009-2010 akademik yılında 6797 öğrenci öğrenim görmektedir. Bu öğrencilere 367 kadrolu, 213 saat ücretli toplam 570 öğretim elemanı ders vermektedir. Üniversitemizde öğrenci/öğretici oranı 11 dir. Dersler ve uygulamalar küçük gruplar halinde, her öğrencinin aktif katılımını sağlayarak yapılmaktadır.Öğrencilerimizin % 24,4'ü, ÖSYM tarafından burslu programlarımıza yerleştirilen öğrencilerdir. Ayrıca Kurucu Vakıf ve öğrencilerin % 35'ine öğrenim bursu, aylık ve nakdi yardım bursu sağlanmıştır. Bu durumda yaklaşık olarak her üç öğrencimizden ikisi, burs olanaklarından yararlanmaktadır.İKÜ ilk Önlisans ve Yükseklisans mezunlarını 1998-1999, ilk lisans mezunlarını 2000-2001 Akademik yılında verdi. Mezunlarımızın tümü başarı ile hayata atıldılar veya önlisans mezunlarımız dikey geçiş ile lisans tamamlama programlarına alındılar.1999-2000 Eğitim-Öğretim Yılında yürürlüğe giren ve lisans tamamlamayı yeniden düzenleyen kuralların, önlisansta iyi yetiştirme olanağına sahip öğrencilerimize geniş imkanlar sağladığına dikkat çekmek yerinde olur düşüncesindeyiz.YükseklisansYükseklisansı, çok sayıda öğrenci ile yapılan kitle eğitimi ve öğretimi olarak kabul etmiyoruz. Usta-çırak ilişkisi içinde, kişisel eğilimlere uygun yürütülen tezli bir yükseklisansın "kültürlü olmanın ayrıcalığını" sağlayacağına inanıyoruz.İKÜ, Sanatsal, Kültürel ve Bilimsel etkinliklere özel bir önem vermektedir. Ataköy ve Şirinevler Kampüsü’ndeki çağdaş salonlarımızda periyodik klasik batı müziği konserleri, resitalleri, konferanslar, bilimsel toplantılar düzenlenmektedir. Bu etkinliklerimiz öğrencilerimizin, velilerimizin ve İstanbul halkının büyük beğenisini kazanmaktadır.Ataköy Kampüsü’ndeki kapalı spor salonumuza ek olarak spor tesisleri bakımından zengin olan (Olimpiyat Tesisleri gibi) Ataköy, Bakırköy ve Yeşilköy semtlerindeki çeşitli kuruluşlarla yapılan anlaşmalarla öğrenci kluplerimizin tesis gereksinimleri karşılanmaktadır.İKÜ öğrencilerinin sağlık, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri Sağlık Dairesi Başkanlığımızca yapılmaktadır. Gerekli hallerde bitişiğimizdeki Ataköy Hastahanesi'nden, anlaşmalı hastahane olarak yararlanılmaktadır.İKÜ'nün İstanbul'da sağladığı en önemli avantajlardan biri de kampüslerine ulaşımın kolaylığıdır. Ataköy ve Yenibosna Metro , Otobüs ve Metrobüs durakları çok yakındır. Kampüsümüz E-5 Karayolu üzerinde olup, Atatürk Havaalanı ve Bakırköy Deniz Otobüsü İskelesine 10 dakikalık mesafededir.İKÜ'ye elektronik posta ile ulaşmak çok kolaydır. Her öğrenciye e-posta adresi verilmektedir. Çağdaş web sitemiz ayrıntılı bilgiler için hizmetinizdedir.Çağdaş ve uluslararası rekabete açık eğitim öğretim yapan İKÜ, bilimsel ve teknolojik alanlarda ileri ülkelerin üniversitelerindeki gelişmeleri sürekli izlemekte ve ilişkiler kurmaktadır. Örneğin kuruluş sürecinde İngiltere'nin Herfordshire Üniversitesi ile, Amerika Birleşik Devletlerinin Idaho Devlet Üniversitesi ve Alabama Üniversitesi ile Almanya'nın Berlin Hür Üniversitesi ve Gelsenkirchen Üniversitesi ile yoğun işbirliği temasları yapılmıştır. Bilimsel işbirliği süreclerinde öğrenci program ve stajları mübadelesi, öğretim üyelerinin karşılıklı görevlendirilmesi ve müşterek bilimsel ve teknik projelerin geliştirilmesine ağırlık verilmektedir. Üniversitemiz AB Socrates / Erasmus Programlarına dahil olmak amacıyla çalışmalara başlamıştır. Bu bağlamda Üniversitemiz ile çeşitli avrupa üniversiteleri ile Erasmus / Socrates Programı için işbirliği sözleşmelerini tamamlamıştır.Bu üniversiteler ile öğrenci ve öğretim üyesi değişimi Erasmus Programına çerçevesinde devam etmektedir...İKÜ, Atatürk İlke ve İnkılaplarına severek ve inançla bağlı öğrencilerin, öğretim elemanlarının ve idari personelin Üniversitesidir. Gönül huzuru ile çağdaş bir yükseköğretim yapmak isteyen gençlerimizi Üniversitemize davet ediyorum.Fen-Edebiyat FakültesiFizik(%50 Burslu)Fizik(Tam Burslu)İngiliz Dili ve Edebiyatıİngiliz Dili ve Edebiyatı(%25 Burslu)İngiliz Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)İngiliz Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu)Matematik-BilgisayarMatematik-Bilgisayar(%25 Burslu)Matematik-Bilgisayar(%50 Burslu)Matematik-Bilgisayar(Tam Burslu)Moleküler Biyoloji ve GenetikMoleküler Biyoloji ve Genetik(%25 Burslu)Moleküler Biyoloji ve Genetik(%50 Burslu)Moleküler Biyoloji ve Genetik(Tam Burslu)PsikolojiPsikoloji(%25 Burslu)Psikoloji(%50 Burslu)Psikoloji(Tam Burslu)Türk Dili ve EdebiyatıTürk Dili ve Edebiyatı(%25 Burslu)Türk Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)Türk Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu)Hukuk FakültesiHukukHukuk(%25 Burslu)Hukuk(%50 Burslu)Hukuk(Tam Burslu)İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİktisatİktisat(%25 Burslu)İktisat(%50 Burslu)İktisat(Tam Burslu)İşletmeİşletme(%25 Burslu)İşletme(%50 Burslu)İşletme(Tam Burslu)Uluslararası İlişkiler(İngilizce)Uluslararası İlişkiler(İngilizce)(%25 Burslu)Uluslararası İlişkiler(İngilizce)(%50 Burslu)Uluslararası İlişkiler(İngilizce)(Tam Burslu)Mühendislik-Mimarlık FakültesiBilgisayar Mühendisliği(İngilizce)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Elektronik Mühendisliği(İngilizce)Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)İnşaat Mühendisliği(İngilizce)İnşaat Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)İnşaat Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)İnşaat Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)MimarlıkMimarlık(%25 Burslu)Mimarlık(%50 Burslu)Mimarlık(Tam Burslu)Sanat ve Tasarım Fakültesiİletişim Sanatlarıİletişim Sanatları(%25 Burslu)İletişim Sanatları(%50 Burslu)İletişim Sanatları(Tam Burslu)Sanat Yönetimi(%25 Burslu)Sanat YönetimiSanat Yönetimi(%50 Burslu)Sanat Yönetimi(Tam Burslu)

http://www.ulkemiz.com/istanbul-kultur-universitesi

Meteor Yağmuru Nedir ?

Meteor Yağmuru Nedir ?

Son yıllarda bilim ve de teknolojinin gelişmesiyle, geçmişten günümüze dek hep merak edilen konular arasında yer alan uzayla ilgili çalışmalar hız kazanmış ve edinilen bilgiler de artmıştır. Araştırmalarla birlikte, uzayın sırları çözülmeye çalışılmış ve de uzay boşluğunda yer alan cisimlerle bu cisimlerin neden olduğu olaylar hakkında detaylı bilgilere ulaşılmıştır.Meteor ve meteorların sebep olduğu meteor yağmurları ise, gelişen bilimin detaylı bilgiye sahip olduğu bir olgu haline gelmiştir. Meteor, kısaca gökyüzünde yer alan gök cisimlerinden kopmuş küçük parçalardır. Meteorun diğer bir adı da, göktaşıdır. Bu göktaşları, boşlukta yer alan gök cisimlerin etkisine girmektedir. Gök cisimlerinden kopan küçük göktaşları, bazen de atmosferin çekim alanına girmektedir. Tam da bu sırada, bu göktaşları uzayda yüksek bir hızla ilerlerken ışıklı izler bırakır ve bu izler hava yüzeyiyle sürtünür. Bu sürtünmeden dolayı ise kızışma olur. Gökyüzünde gerçekleşen bu olaya “meteor yağmuru” adı verilmektedir. Bu olay aynı zamanda gece karanlığında yeryüzünden çıplak gözle de izlenebilmektedir. Halk arasında bu olay yıldız kayması olarak da anılmaktadır. Oysa meteor yağmuru, göktaşlarının gerisinde bırakmış olduğu belirgin ışık çizgilerine denilmektedir.Güneş sisteminde yer alan dünyanın atmosferinde çeşitli katmanlar bulunmaktadır. Bu katmanlar, belirli mesafelerle sıralanmaktadır. Meteor yağmuru da atmosferin Termosfer adı verilen katında gerçekleşmektedir. Termosfer katının mesafesi yeryüzünden 80 ile 640 km kadar uzaklıktadır. Dünya atmosferinde meydana gelen meteor yağmurlarının oluşma sınırı ise yeryüzünden 80 ile 110 km uzaklıktadır. Meteorların bazıları oldukça parlak ve de ışıklı olabilmektedir. Bu tür meteorlara ise ateş topu adı verilmektedir. Yeryüzüne bazen meteor düşebilmektedir. Yeryüzüne düşen bu meteorlar, ateş topu adı verilen meteorlardır ve bunların da sadece çok az kısmı yeryüzüne kadar ulaşabilmektedir. Yapılan uzay gözlemleri sonucunda, bir yılda atmosfere düşen meteor sayısının binlerce olduğu saptanmıştır. Bu meteorlardan bazıları buharlaşmaz ve yeryüzüne göktaşı olarak iner. Bazıları ise sürtünmeden dolayı buharlaşır ve toz halinde yeryüzüne iner. Güneş sistemi içerisinde yer alan gök cisimlerinden kopan göktaşlarının, uzay boşluğundaki hareketi tek ve de belirli bir yönde görülmektedir. Uzayda yer alan böyle bir görüntü, aslında binlerce meteorun görüntüsüdür. Yeryüzünde ise bu görüntü, meteorların tek bir noktadan geliyormuş şeklinde görülmektedir.Uzay bilimiyle uğraşan bilim insanlarının en çok araştırdığı cisimlerden biri olan kuyruklu yıldızlar da meteor yağmuruna neden olabilmektedir. Her kuyruklu yıldızın kendine ait bir yörüngesi bulunur ve kuyruklu yıldızlar kendilerine ait bu yörünge etrafında hareket etmektedir. Bu hareket sırasında ise, bu yıldızların arkasında bir enkaz kalır. Dünya’nın da kendine ait bir yörüngesi bulunmaktadır. Eğer Dünya’nın yörüngesi ile kuyruklu yıldızın yörüngesi kesişirse, kuyruklu yıldızın arkasında bırakmış olduğu enkaz, Dünya’nın yörüngesi tarafından kendine doğru çekilir. Bu olay meteor yağmurudur ve de yağmurun gelmiş olduğu yönde yer alan takımyıldızının adıyla anılmaktadır. Bu tür meteor yağmurlarlarına örnek verilecek olunursa eğer, karşımıza Perseidler, Leonidler ve de Germinidler çıkmaktadır. Kuyruklu yıldızlar bazen Güneş Sistemine girebilmektedir. Bu tür durumlarda ise, meydana gelen meteor yağmuru zaman geçtikçe şiddetini daha da fazla artırmaktadır.Meteor yağmurları, uzayda gerçekleşen en sık uzay olayları arasında yer almaktadır. Bunun nedeni ise, evrende birçok gök cisminin yer alması ve bu gök cisimlerinden çeşitli olaylar nedeniyle parçaların kopmasıdır. Kopan bu ufak gök cisimleri, dünya atmosferine girdiklerinde yüksek hızın neden olduğu sürtünmeden dolayı arkasında ışık bırakır ve böylece meteor yağmuru adı verilen olay gerçekleşmiş olur. Meteor yağmurları, görüntü itibariyle zaman zaman ışık yağmuru olarak da adlandırılabilmektedir.Yazar: Erdoğan Gülhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/meteor-yagmuru-nedir--1

Boston Nasıl Bir Şehirdir?

Boston Nasıl Bir Şehirdir?

Boston, Amerika Birleşik Devletleri’nin Massachusets eyaletinde yer alan ve de bu eyaletin en büyük şehridir. Boston, Massachusetts eyaletinin, başkenti olmasının yanı sıra aynı zamanda da Amerika Birleşik Devletleri’nin eğitim başkentidir. 2014 verilerine göre şehrin merkezinde yaklaşık olarak 646 bin kişi ikamet etmektedir. Bunun yanı sıra şehrin sınırları içinde ise toplam 7.6 milyon insan yaşamaktadır. Buda Boston’u Amerika Birleşik Devletleri’nin en kalabalık 6. Şehri yapmaktadır. Şehrin turistik bazda gezilebilecek birçok noktası bulunmaktadır. Şehrin, Atlas Okyanusu’na kıyısı bulunmaktadır. Boston’un belediye başkanı Marty Walsh’dur. Boston Amerika Birleşik Devletleri’nin en eski şehirlerinden birisidir. Şehir 1630 yılında İngilizler tarafından keşfedilmiş ve ilk yerleşenlerde İngilizler olmuştur. Boston, Amerika Birleşik Devletleri’nin aydın olarak ifade edilen topluluğunun ağırlıklı olarak yaşadığı bir bölgedir. Şehir, Amerikan Devrimi’nin başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra şehir birçok olaya daha ev sahipliği yapmasıyla da ünlüdür. Bu olayalar arasında, Boston Çay Partisi, Boston Katliamı, Banker Hill Savaşı ve Siege of Boston vardır. Boston, Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Britanya’dan bağımsızlığını kazandığı mücadelenin başlangıç noktasıdır. Bunun dışında Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli liman şehirleri arasında yer alan Boston, Avrupa’ya ihraç edilen birçok ürününde çıkış kapısı olarak kabul edilmektedir. Şehir, eğitim ve kültür merkezi kabul edilmekte ve aynı zamanda eğitim turizminin de başkenti olarak lanse edilmektedir. Boston, Harvard Üniversitesi, Boston Üniversitesi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü olan MIT’nin de bulunduğu şehir olarak dünya çapında bir markaya sahiptir. Boston yıllık 20 milyonun üzerinde yerli ve yabancı turiste ev sahipliği yapmaktadır.Şehir, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk devlet okulu olan Boston Latin Okulunun da açılışının yapıldığı yer olarak da kayıtlara geçmiştir. Bunun yanı sıra, ilk metro ağı da burada kurulmuştur. Şehir metrekareye düşen insan oranı baz alındığında Amerika Birleşik Devletleri’nin en kalabalık 3. Şehri konumundadır. Şehrin en büyük havalimanı Boston Logon Uluslararası Havalimanı’dır. Havalimanı deniz seviyesinden yaklaşık olarak 6m yüksektedir. Şehrin en önemli noktaları, Charles River ve Back Bay bölgesidir. Bunun yanı sıra, Boston City Hall, West End, North End, Charlestown ve Boston Askeri Limanı oldukça popüler olan mekanlar arasında yer almaktadır. Boston’un en yüksek binası, John Hancock Kulesi’dir.  Bölgede Atlas Okyanusu bulunduğundan, Okyanus iklimi yaşanmaktadır. Yazları ortalama olarak 23 derecelik bir sıcaklık söz konusu iken kışları -20’ler dahi görülebilmektedir.Yazar: R. Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/boston-nasil-bir-sehirdir

Ak Balık Nedir?

Ak Balık Nedir?

Ak balık; hayvanlar âleminin, kordalılar şubesinin, ışınsal yüzgeçliler sınıfının, sazansılar takımının, sazangiller ailesinden bir canlıdır.Ak balık; tatlı su kefali, kepenez, kosna ve ak kefal isimleriyle de bilinmektedir.Boyu ortalama 40 ila 60 cm arasında değişmektedir. Ağırlığı ise ortalama 4 kg civarındadır. Şimdiye kadar tutulan en büyük ak balık 80 cm boyunda ve 5.71 kg ağırlığındadır. Ağzı geniş bir balıktır. Kafası ise vücuduna oranla oldukça büyüktür. Görünüş itibari ile Leuciscus Idus adındaki balıkla benzerlik göstermektedir. Fakat ak balık, Leuciscus Idus’tan daha iri bir balıktır. Ak balık, diğer isimlerinden de anlaşıldığı üzere bir tatlı su balığıdır. Akıntısı güçlü olan nehirlerde su yüzüyine yakın bölümlerde yaşar. Ancak bu ırmaklarda kayaların arkasında ya da durgun yerlerde durmayı tercih ederler.Diğer sazangiller gibi yırtıcı bir balık değildir. Ak balık hemen hemen her şeyi yer. Beslendiği bazı gıdalar şunlardır; böcekler, küçük hayvanlar, su bitkileri, küçük balıklar, kurbağalar, yosunlar, sülükler, midyeler ve solucanlardır.Ak balıkların üreme dönemleri; nisan, mayıs, haziran, temmuz aylarıdır. Dişileri yaklaşık olarak yüz bin yumurtayı su bitkilerinin ya da çakıl taşlarının üst kısımlarına bırakmaktadırlar.Avcılar, ak balık avlamak için ak balıkların yaşadıkları tatlısulardaki çalılıklardan su yüzeyine düşen meyveleri ayırt edemediklerinden dolayı meyve bile kullanabilmektedirler. Ak balık avlamak için kullanılan bazı meyveler; kiraz, üzüm tanesi ve böğürtlen gibi meyvelerdir.Kaynakça:http://tr.wikipedia.org/wiki/Ak_balıkhttp://www.balikavi.net/forum/archive/index.php/t-4643.htmlYazar: Ensar Türkoğluhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/ak-balik-nedir

Singapur Nasıl Bir Ülkedir?

Singapur Nasıl Bir Ülkedir?

Singapore ya da başka bir ifadeyle Singapore Cumhuriyeti, Güneydoğu Asya’nın en modern yerleşim yerleri arasında yer almaktadır. Singapore, Asya’da yer alan bir ada devlettir ve bu devlet Hint Okyanusu’nda bulunmaktadır. Ekvatora 137km kuzeyde yer alan Singapore, ayrıca birçok küçük adayı da bünyesinde barındırmaktadır. Bu küçük adalara 60 ada takımı adı da verilmekte ve birçok turist buralara gitmektedir. Singapore’un en yakın komşuları Malezya ve Endonezya’dır. Ülkede 4 resmi dil konuşulmaktadır; İngilizce, Malayca, Mandarince ve Tamilce. Bu diller dışında da konuşulan birçok dil olsa da bu 4 dil remi dil olarak Singapore Anayasası’nda yer almaktadır. Singapore’un başbakanı, Lee Hsien Loong’dur. Başkan ise, Tony Tan’dır. Bölge 1819’da keşfedilmiş ve İngilizler bölgeye hakim olmuşturlar. 1959’da Singapore kendi kendini yönetmeye başlamış ve İngilizler bu duruma engel olmayınca, 31 Ağustos 1963’te Singapore bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlığın ardından Malezya’ya katılan Singapore, 2 yıl sonra 1965’te Malezya’dan da ayrılmış ve tam anlamıyla bağımsız bir ülke olmuştur.6 milyon civarında bir nüfusa sahip olan Singapore, oldukça gelişmiş bir ülkedir ve vatandaşlarının refah seviyesi, Avrupa Birliği standartlarının da üzerindedir. Ülkenin ekonomisinin gücü yıllık olarak 430 milyar dolar civarındadır. Kişi başına düşen milli gelir ise 55 bin dolar olarak hesaplanmıştır. Ülke 1963’de Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan etse de ülkede halen İngiliz izlerini görmek fazlasıyla mümkündür. Singapore’da araç trafiği soldan akmaktadır. Ülkedeki halkın ağırlıklı bir bölümü Çin kökenlidir. Bunun yanı sıra, Malezya ve Hint kökenli birçok Sinagapore vatandaşına da rastlamak mümkündür. Bu anlamda bölge çok kültürlü kozmopolit bir yapıya sahiptir. Bölge İkinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerin önemli üslerinden biri olarak kabul görmüştür. Burada Japonya bölgeye saldırmış ve oldukça büyük yıkıma sebebiyet vermiştir.Japonya bölgeye saldırdığında ve bölgeyi işgal ettiğinde 5 bin ila 25 bin arasında Çin kökenli insan öldürülmüştür. Bunların içinde asker ve siviller de bulunmaktadır. Japonya Amerika’nın Nagazaki ve Hiroşima’ya attığı atam bombaları sonucu teslim olduğunu açıklayınca bölge tekrar İngiliz kontrolünü geçmiş ve İngiltere bölgeyi 13 yıl daha sömürmeye devam etmiştir. Singapore’da 3 ana ada ve 60’da küçük ada bulunmaktadır. Singapore’un ana kıtasına Pulau Ujong adı verilmektedir. Bu isim Malaycadır. Bunu dışında Singapore komşusu olan Malezya ile de bağlantıyı deniz yolu ile sağlamaktadır. Her iki ülke dost ve kardeş ülkeler olarak bilinmektedirler. Bölgede okyanus iklimi hakimdir. Yazları ortalama sıcaklık 22 ila 35 derece arasında farklılık göstermektedir.  Kışlar ise oldukça yağışlı geçmektedir. Ortalama nem ise 73 ila 79 arasında farklılık göstermektedir.Yazar: R. Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/singapur-nasil-bir-ulkedir

Georgia Neresidir?

Georgia Neresidir?

Georgia, Amerika Birleşik Devletleri’nin güney doğusunda yer alan bir eyalettir. Eyaletin Atlantik Okyanusu’na kıyısı bulunmaktadır. 1732’de keşfedilen Georgia, dönemin 13 kolonisinden birisidir. Adını Büyük Britanya Kralı II. George’dan alan şehir, Amerika Birleşik Devletler anayasasına katılan 4. eyalettir. Georgia, 1861’de Konfederasyon devletinin 7 eyaletinden birisi olarak kabul edilmektedir. Son olarak eyalet Amerika Birleşik Devletleri’ne katılmış, ve ülkenin en önemli eyaletlerinden biri olmuştur. Georgia, Amerika Birleşik Devletleri’nde yer alan 50 eyalet arasında en büyük 24. eyalettir. Ayrıca popülarite açısından ise, ilk 8’de yer almaktadır. Georgia, Amerika Birleşik Devletleri’nin Texas eyaletinin ardından en hızlı büyüyen ve gelişen ikinci eyaleti konumundadır. Oldukça iyi bir iklime sahip olan Georgia’da Amerika Birleşik Devletleri’nin meyve ihtiyacı karşılanmaktadır. Eyalette, binlerce şeftali ve portakal tarlaları bulunmaktadır. Florida’dan sonra en çok meyve yetiştirilen eyalet olan Georgia’ya bu yüzden ”Şeftali Eyaleti” denmektedir. Bunun yanı sıra eyalete, ”Güneyin İmparatorluk Ülkesi” adı da verilmiştir. Eyaletin başkenti ve aynı zamanda da en popüler şehri olan Atlanta, bölgenin en çok turist çeken yerleri arasında yer almaktadır. Ayrıca Atlanta’da bulunan Hartsfield Jackson Uluslararası Havalimanı dünyanın en işlek havalimanıdır. Georgia oldukça verimli toprakları ile tarım sektörünün kalbini oluştururken ekonomik açıdan ise, Amerika Birleşik Devletleri’nin en zengin 15 eyaleti arasında bulunmaktadır. Nüfusu itibariyle Amerika Birleşik Devletleri’nin en kalabalık 8. eyaleti olan Georgia’da yaklaşık olarak 10 milyon insan yerleşik olarak ikamet etmektedir. Eyalette yaşayanların yaşam standartları Amerika Birleşik Devletleri ortalamasının üzerinde yer almaktadır.Georgia’da kişi başına düşen yıllık gelir 51.000$ civarındadır. Kişi başına düşen milli gelire göre eyalet en iyi 25 eyalet arasında yer almaktadır. 1788’de Amerika Birleşik Devletleri’nin bir parçası haline gelen Georgia, güneyde Florida’ya, doğuda Güney Carolina’ya ve batıda Alabama’ya, kuzeyde Tennessee ve Kuzey Carolina’ya komşudur. Eyaletin kuzeyinde Appalachian Dağları’nın bir parçası olan Blue Ridge Dağları yer almaktadır. Eyaletin en yüksek bölgesi, Brasstown Bald’dır. Brasstown Bald’ın deniz seviyesinden yükseliği yaklaşık olarak 1,458m’dir. Atlantik Okyanusu’na kıyısı bulunan Georgia’nin iklimi okyanus iklimidir ve yazalar oldukça sıcak ve nemli geçmektedir. Yazları sıcak olan Georgia’da kışlar ise, oldukça ılıktır. Tropikal bir bölgede yer alan Florida’ya nazaran doğal afetlerin az görüldüğü bir yer olan Georgia’da sıkça hortumlara rastlanılmaktadır. Özellikle bölgede 2008’de görülen hortum ya da başka bir ifadeyle tornadoda ciddi yıkımlar yaşanmıştır.Yazar: R. Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/georgia-neresidir

San Diego Nasıl Bir Şehirdir?

San Diego Nasıl Bir Şehirdir?

San Diego, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletinde bulunan en büyük şehirlerinden biridir. Güney Kaliforniya bölgesinde yer alan San Diego’nun Pasifik Okyanusu’na kıyısı bulunmaktadır. Şehir, Kaliforniya’nın bir başka önemli şehri olan Los Angeles’in yaklaşık olarak 190km güneyinde yer almaktadır. Ayrıca şehrin, Meksika’ya da sınırı bulunmaktadır. San Diego, 1769’da kurulmuştur bir şehirdir. Şehirde yaklaşık olarak 3 milyon insan yerleşik olarak yaşamaktadır. San Diego, Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük 8. şehridir ve aynı zamanda Kaliforniya eyaletinin de en büyük 2. şehridir. San Diego, Kaliforniya’nın doğum yeri olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda şehir, Amerika Birleşik Devletleri, donanmasına da ev sahipliği yapan bir şehirdir. Şehir dünyaca ünlü limanı ve kumsalları ile meşhurdur. Şehir sağlık ve biyoteknoloji açısından Amerika Birleşik Devletleri’nin en gelişmiş şehirlerinden biri olarak kabul edilmektedir. San Diego’ya ilk ayak basanlar arasında Avrupalılar yer almaktadır. Avrupalılar 16. yüzyılda batı yakasına çıkartma yaptıklarında San Diego Körfezi’ne de ayak basmıştırlar. 1769’da İspanyol Avrupalılar tarafından inşa edilmeye başlanılan şehir, 1821’de Meksika’nın bir parçası haline gelen San Diego, Amerika-Meksika Savaşı sonrasında, Amerika Birleşik Devletleri’ne katılmıştır. 1850 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin parçası haline gelen San Diego, Kaliforniya eyaletinin de doğum yeri olarak tescillenmiştir.San Diego, Kaliforniya eyaletinin en önemli şehirlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Şehrin Kaliforniya eyaletine katkısı ciddi anlamda fazladır. Ekonomi açısından San Diego, Los Angeles ve San Francisco’nun ardından 3. sırada yer almaktadır. Şehrin en önemli noktası aynı zamanda da ekonominin motoru olarak kabul edilen Tijuana’dır. Bölge, askeri ve savunma sanayisinin bel kemiğini oluşturmaktadır. Ayrıca bölge turizm, uluslararası ticaret ve menşei merkezi olarak kabul edilmektedir. Şehrin en önemli eğitim ve araştırma kurumu University of California’dır. Üniversite, tıp alanında Amerika Birleşik Devletleri’nin Harvard, John’s Hopkins ile beraber en iyi üniversitesi olarak kabul edilmektedir. Tıp alanında ciddi bir potansiyeli olan bölgede UCSD Medical Center bulunmaktadır.Bölgede San Diego Körfezi, Rose Kanyonu, Laguna Dağları, San Diego Nehri ve Trails Bölgesel Parkı gibi birçok turistik yer bulunmaktadır. Şehirde okyanus iklimi görülmektedir. Yazları oldukça sıcak ve nemli geçmektedir. Yaz sıcaklığı yaklaşık olarak, 31C civarındadır. Kışları ise, 6C’ye kadar düşen bir sıcaklık görülebilmektedir. Ayrıca bölge ”Witch Creek Fire” adıyal anılan bir doğa olayı ile de meşhurdur. Her yıl yüz binlerce turist bu olayı görmek içi burayı ziyaret etmektedir.Yazar: R. Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/san-diego-nasil-bir-sehirdir

San Francisco Nasıl Bir Şehirdir?

San Francisco Nasıl Bir Şehirdir?

San Francisco ya da resmi adıyla City and County of San Francisco, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletinde yer alan en önemli şehirlerin arasında yer almaktadır. Şehir Kaliforniya eyaletinin kuzeyinde yer alır ve Birleşik Devletler’in en kayalık bölgelerinden birinin üzerine kuruludur. Kuzey Kaliforniya’nın en önemli şehri olan San Francisco, bölgenin kültür, turizm, ticaret ve finans merkezi olarak kabul edilmektedir. Şehir oldukça kalabalık olup, metre kareye düşen insan sayısı bakımından Amerika Birleşik Devletleri’nin en kalabalık şehirleri arasında yer almaktadır.New York’tan sonra en yoğun şehir olma özelliğine sahip San Francisco, Kaliforniya eyaletinin Los Angeles’tan sonraki en önemli şehri olarak kabul edilmektedir. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin en batısında yer alan şehirlerinden biri olması sebebiyle, saat farkının Alaska’dan sonra en çok görüldüğü bölge olarak da kayıtlara geçen San Francisco, geceleri oldukça açık bir hava rengine sahiptir. Bölgede havanın tam olarak kararmadığı dönemlerde mevcuttur. Şehir merkezinde yaklaşık olarak 900.000 insan ikamet etmekteyken, il sınırları içersinde ise ki buna, San Francisco Körfez Bölgesi ve San Francisco-San Jose-Oakland hattı da dahil yaklaşık olarak 8.6 milyon insan yerleşik olarak yaşamını sürdürmektedir.San Francisco adını İspanyolcadan alır ve İspanyolca ”Saint Francis” kelimelerinden türetilerek San Francisco adını almıştır. Şehir tam olarak 29 Haziran 1776 yılında keşfedilmiş ve bu tarihte İspanyol Kolonisi haline getirilmiştir. Uzun yıllar İspanyol etkisinde kalan şehir daha sonra resmi olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne dahil olmuş ve bu sayede günümüzdeki halini almıştır. Şehir deprem bölgesinde olması sebebiyle, birçok yıkıcı depreme maruz kalmıştır. Özellikle 1906 yılında San Francisco merkezli gerçekleşen büyük bir depremle şehir tamamıyla yerle bir olmuştur. Bunun ardından tekrardan inşa edilen şehir oldukça kısa bir süre sonra eski haline geri döndürülmüştür.Amerika Birleşik Devletleri’nin en temiz metropollerinden biri olarak kabul edilen San Francisco özellikle Golden Gate Köprüsü ile dünyaya kendisini tanıtmıştır. Yaklaşık olarak 2 km’lik bir uzunluğa sahip olan Golden Gate, San Francisco’nun Körfez Bölgesi’nde yer almaktadır. Ayrıca birçok canlı yaşamına da ev sahipliği yapan bölge birçok göçmen kuşun yolculuğu esnasında konakladığı bölgelerden biri olma özelliğine de sahiptir. Birçok kültürün iç içe yaşadığı şehir, oldukça modern bir altyapı ve ulaşım sistemine sahiptir. Özellikle yüz yıllık bir geçmişe sahip Cable Cab’leri yani tramvayları ile meşhur şehirde, trafik sorunu kısmen de olsa halen yaşanmaktadır. Yılda yaklaşık olarak 4 milyon turistin ziyaret ettiği San Francisco’da iki adet büyük uluslararası yolcu taşımacılığına tahsis edilmiş havalimanı bulunmaktadır. Bu havalimanlarına Avrupa’nın ve Asya’nın birçok havayolu şirketi tarifli uçuş düzenlemektedir. Hava sıcaklığının nispeten serin olduğu bölgede yazlar 15 ila 20C arasında değişen bir sıcaklığa sahiptir. Kışlar ise yine bu derecelere yakın seyretmektedir.Yazar: R. Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/san-francisco-nasil-bir-sehirdir

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0