Arama Sonuçları..

Toplam 781 kayıt bulundu.
Adım Adım Fotoğraf Makinesi Satın Alma Rehberi

Adım Adım Fotoğraf Makinesi Satın Alma Rehberi

Fotoğraf makinesi almak aslında otomobil almaya benzer biraz. Bir fotoğraf makinesi almaya karar verdiğinizde önünüze yüzlerce seçenek çıkıyor. Hele bir de Dslr bir makine almaya karar verdiyseniz işiniz daha da zorlaşıyor.

http://www.ulkemiz.com/adim-adim-fotograf-makinesi-satin-alma-rehberi

Bayat <b class=red>Ekmek</b>le Omlet Yapımı

Bayat Ekmekle Omlet Yapımı

Bayat ekmeklerden yapabileceginiz bir omlet. Tarifiyse şöyle bayat ekmekleri küçük küçük doğrayın. Içine biber maydanoz karabiber tuz isterseniz domates ekleyin. Üzerine istediğiniz kadar yumurta kırıp karıştırın. Muffin kalıplarına yarısı dolacak kadar koyun. Silikon muffin kalıpları olursa daha iyi olur pisince çıkartırken zorlanmazsınız şekilleride bozulmaz.Önceden 200 derecede ısıtılmış fırında pişirin.    Afiyet olsun Tarifella

http://www.ulkemiz.com/bayat-ekmekle-omlet-yapimi

Karbonhidrat Nedir, Hangi Gıdalarda Bulunur?

Karbonhidrat Nedir, Hangi Gıdalarda Bulunur?

Beslenme insanların en temel gereksinimidir. Bu gereksinimin karşılanması ile hayati fonksiyonları yerine getirebilmek mümkün olur.

http://www.ulkemiz.com/karbonhidrat-nedir-hangi-gidalarda-bulunur

Elektrikli Araçlar Zirvesi İTÜ’de

Elektrikli Araçlar Zirvesi İTÜ’de

İTÜ Elektrik Mühendisliği Kulübü olarak bu yıl 1 ARALIK 2016 tarihinde ilkini düzenleyeceğimiz ELEKTRİKLİ ARAÇLAR ZİRVESİ İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde. İTÜ Elektrik Mühendisliği Kulübü olarak etkinliğimiz ulusal çapta olup ve etkinliğimizin başlıca amaçlarını şu şekilde sıralayabiliriz: ● Elektrikli ve hibrit araç teknolojileri konusunda farkındalık yaratmak, ● Elektrikli araçlar konusunda ülkemizdeki ve diğer ülkelerdeki durumu karşılaştırma fırsatı yaratmak, ● Sektördeki son durumu akademik ve sektörel açıdan incelemek, ● Akademisyen, yatırımcı, öğrenci, bürokrat ve şirket yetkililerini bir etkinlikte buluşturmak, ● Sektör içerisindeki iletişimi güçlendirmek, ● Enerji kaynaklarının daha verimli kullanılması konusuna dikkat çekmek. Etkinliğimiz herkese açıktır. Sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Kayıt ve detaylı bilgi için tıklayın.

http://www.ulkemiz.com/elektrikli-araclar-zirvesi-itude

Frajil X Sendromu Nedir? Belirtileri Nelerdir? Teşhis Ve Tedavi Yöntemi Nedir?

Frajil X Sendromu Nedir? Belirtileri Nelerdir? Teşhis Ve Tedavi Yöntemi Nedir?

Nörogelişimsel bir bozukluk olan Frajil X Sendromu, zeka geriliğinin bilinen en önemli nedenlerinden biridir. X kromozomuyla ilişkili olan bu sendrom, X kromozomunun uzun kolundaki FMR1 geninde C-G-G tekrarı ve DNA polimeraz enziminin kaymasından kaynaklanmaktadır.6-50 CGG CCG GCC tekrarları taşıyan bireyler normaldir ancak 200-1000 tekrar taşıyan bireylerde Frajil X sendromu gözlenir. Bu sendroma bağlı olarak gelişen zeka geriliği, erkeklerde 3600 de 1, kadınlarda 6000 de 1 görülmektedir. 2000 kişide 1 ise daha hafif problemler görülür. (Bu oranlar yaklaşık olarak hesaplanmıştır.)Her iki cinsiyette de görülmektedir. Frajil X sendromu yaklaşık olarak erkeklerde 1/4000, kızlarda ortalama 1/7000 görülür. Farkında olmadan birçok insan bu geni taşıyor.Hastalık ancak ortaya çıktıktan sonra anlaşılabilmektedir. FMR1 genindeki bozukluklar nedeniyle oluşan bu hastalık babada herhangi bir sorun yapmazken çocukta bu sendrom görülebilmektedir. Erkeklerde ortalama 3 yaşında, kızlarda ise 8 yaş civarında hissedilmektedir. Frajil X Sendromlu kişilerde zihinsel davranışsal ve fiziksel farklılıklar gözlenmektedir.Frajil X Sendromlu Kişilerde (Özellikle Erkeklerde) Fiziksel Farklılıklar :Erkek çocuklarda büyük testisler (macroorchidism), kaslarda hipotoni (anormal derecede düşük kas direnci) ve otizm görülmektedir. Yüz şekilleri farklı olan bu bireylerde büyük kulaklar, uzun yüz yapısı,geniş alın, yüksek kemerli damak gözlenebilir. Ayrıca lordosis (Omurganın konveksliği öne bacak şekilde arkaya bükülmesi, kamburluk, bel kemiğinin eğriliği ) kalp defektleri (mitral prolapsus, kalpte üfürme) düz tabanlılık, el kemiklerinin kısalığı ve şaşılık gözlenebilir. Erkekler bilişsel olarak geniş bir yelpazede etkilenirler. Zeka geriliği orta düzeydedir. Bu özellikler erkeklere oranla daha hafif olarak kadınlarda da görülebilmektedir.Frajil X sendromu olan erkeklerde psikiyatrik etkilenme gözlerini kaçırma ve sosyal anksiyete şeklinde olabilmektedir.Frajil X Sendromlu Kişilerde Mental Ve Bilişsel (Kognitif) Farklılıklar:Kognitif (Bilişsel): IQ seviyesinde önemli ölçüde düşüklüğe sebep olan sendrom, öğrenme güçlüğü,ağır bilişsel bozukluk ve otizme sebep olmaktadır. Daha çok yürüme, konuşma,tuvalet eğitimi gibi temel işlevlerde bozukluk görülebildiği gibi bu çocuklarda dikkat eksikliği,matematiksel konularda zorlanma ve hiperaktivite görülmektedir. Ayrıca konuşmada gecikme,hızlı konuşma, kelimeleri tekrarlama ve heceleyerek söyleme gibi dilsel problemler de görülmektedir. Frajil sendromlu kişiler duygusal bilgileri algılamakta ve uygun yanıt vermekte zorluk çekerler. Kendilerine dokunulmasına tepki verirler. Göz teması kurmakta zorlanırlar. Sinirli ve hırçın oldukları gözlenirken el sallama,el ısırma gibi davranışlar gösterirler. Frajil Sendromlu kişilerde otistik davranış bulguları hakimdir.Kız Çocukları Ve Yetişkin Kadınlarda Frajil X Sendromu Özelikleri :Kızlarda 8’li yaşlarda farklılıklarını hissettiren Frajil X sendromu, kız çocuklarının hemen hemen yarısında (tam mutasyon taşıyanlarda) zeka geriliği ve entelektüel bozulmaya sebep oluyor. Kalan yarısında ise normal zeka ya da öğrenme problemi olmaktadır. Özellikle matematik ile ilgili ders ve konularda düşük başar performansı gözlenmektedir. Erkeklerdeki görülme oranından daha az olmakla birlikte motor öğrenme ve konuşma bozuklukları görülmektedir.Frajil X Sendromlu kızların bazıları otistiktir bazılarında ise normal IQ ile birlikte sosyal anksiyete, depresif duygu durumu, sosyal çekilme, dikkat sorunları, kronik depresyona eğilim yaratan duygu durum bozuklukları görülebilmektedir.Frajil X Sendromu Kimlerde Görülebilir? Nasıl Tanı Konur?– Nedeni açıklanamayan zeka geriliği veya otizmi olan kişiler– Hiperaktivite, öğrenme güçlüğü, hafif bilişsel geriliği olan kişiler– Yukarıda bahsetmiş olduğumuz Frajil X sendromuna ait fiziksel yada davranışsal özellikleri taşıyan herkes– Ailesinde Frajil X tanısı konmuş ya da ailesinde zeka geriliği öyküsü olan herkesEğer yukarıda bahsettiğimiz belirtilere siz ya da çocuğunuz sahipse Frajil X sendromu için kan testi yaptırmanız gerekmektedir. Bu test Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda Genetik Bölümünde yapılabilmektedir. Alınan kandan DNA analizi PCR ve Southern Blot metotlarıyla tespit edilmektedir. Bu yöntemle ailesinde Frajil X Sendromu olan kişilere doğum öncesinde erken tanı olanağı sağlanabilmektedir.Frajil X Sendromu Tedavi Yöntemi Nasıldır?Frajil X Sendromunun etkin ve rahatsızlığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavisi maalesef bulunmamaktadır. Ama tedaviye yönelik özel eğitim, konuşma ve dil terapisi, fizik tedavi ve farklı beceriler kazandırma amaçlı terapiler uygulanabilmektedir. İlaç tedavisi sendromun belirtileri olan hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı üzerinde ayrıca anksiyete bozukluğu ve depresyon tedavisinde kullanılmaktadır.Farajil X Sendromlu çocuklar belli konularda potansiyel sahibi,sevilen,birlikte zaman geçirmekten hoşlanabileceğiniz, hassas ve zarif kişilikleri olması gibi yönleriyle dikkat çekerler.Sevimli,duyarlı,cana yakın, sosyal ilişkilerinde pozitif, taklit yetenekleri çok kuvvetli ve esprili kişiliğe sahiptirler. Hayal güçleri çok zengindir. Sözel ve okumaya dayalı çalışmaları severler. Müzik, sanat ve spordan çok hoşlanırlar. Bu aktiviteler gelişimlerini hızlandırır ve potansiyellerini en üst düzeyde kullanmalarına yardımcı olur.En iyi tedavi iyi bir terapi ve Frajil X Sendromunda gelişim gösteren fiziksel,davranışsal ve bilişsel durumların yakın takibi ile mümkün olabilmektedir. Bu tür rahatsızlıklarda ailenin çok iyi bilgilendirilmesi ve aile bireylerinin de araştırıcı, bilinçli, donanımlı olması çocuğun hayatını kolaylaştıracak faktörlerden en önemlisidir.Unutmamak gerekir ki, çocuğunuzun hayatını kolaylaştırmanız, onu nasıl mutlu edeceğinizi ve mutsuz olduğu anlarda ona nasıl destek olacağınızı bilmeniz sizi de endişelerinizden uzaklaştıracak ve yüzünüzün gülmesini sağlayacaktır.Sağlıklı,mutlu,umut dolu yarınlar için bilinçli bir birey olabilmek adına yapacağımız ilk şey; hastalıklar konusunda bilinçlenmeyi o hastalık başımıza gelmeden önce gerçekleştirmemiz diye düşünüyorum.Kaynakça:www.rehabilitasyon.com/ct/Frajil_X_Sendromutr.wikipedia.orgwww.turkpsikiyatri.org/blog/2012/03/…/frajil-x-sendromuYazar: Eda Şahanhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/frajil-x-sendromu-nedir-belirtileri-nelerdir-teshis-ve-tedavi-yontemi-nedir

Prof.Dr. Fahire BATTALGAZİ

Prof.Dr. Fahire BATTALGAZİ

1930'lu yıllar... Genç Türkiye Cumhuriyeti'nde ne elektrik, ne doğru dürüst yol, ne de akademik çekişmeler varken; bir yandan da eskilerin deyimiyle "II. Cihan Harbi başlamıştı. Onlar, bütün imkansızlıklara rağmen; katır sırtında Anadolu ve Trakya'yı karış karış gezip, veri topluyor, çalışma yapıyordu. Fahriye Hanım gibi pek çoğunun hakkında günlerce arama yaptığım halde, uzun yıllardır sahip olduğum makaleleri dışında fazla bir şeye ulaşamamıştım. Küçük bir fotoğraf ve birkaç not ile nihayet O'nu anlatan kısa bir yazı yazabildim. Bu değerli hocamızı herkes tanısın istedim. İlk Türk İhtiyolog [Balıkbilimi uzmanı] ve ilk bayan profesörlerimizden olan Fahire Hanım, 1902 (Kosswig (1948)'e göre 1905)'de İstanbul'da doğmuştur. Müşir Akif Paşa ve Dr. Müşir Ömer Paşa’nın torunu; Adli Tıbbın önemli hekimlerinden Prof.Dr. Etem Akif Bey’in kızıdır. İlk öğrenimini babasının görev yaptığı Şam'da Notre Dame de Sion Fransız Mektebi'nde, orta öğrenimini Bezmi Alem Lisesi'nde yapmış ve buradan 1924'te mezun olmuştur. İstanbul Dârülfünûnu (Fen Fakültesi) Tabii İlimler kısmından 1926'da mezun olmuştur. 1 Nisan 1926'dan 1 Ekim 1927'ye kadar Tercan Kazası İlk Mektep Başmuallimliği'nde bulunmuş ve 1 Haziran 1927'de Fen Fakültesi Teşrih ve Fizyoloji asistanlığına tayin edilmiştir. Aynı yılın Ağustos ayında Hayvanat Enstitüsü asistanlığına nakledilmiş; Haziran 1927'de de başasistanlığı terfi etmiştir. 1931 yılında Hayvanat (Zooloji) Enstitüsü laboratuvar şefliğine tayin edildikten sonra 1931-32 yılında tahsilini tamamlamak üzere Paris'te Sorbonne Üniversitesi Zooloji ve Karşılaştırmalı Anatomi (Zoologie et Anatomie Compareé) Enstitüsü'ne devam etmiştir. 1 Aralık 1932'den itibaren Müderris Muavini vekilliği yapan Battalgazi, Üniversite Reformu ile birlikte 30 Kasım 1933'te hayvanat (zooloji) doçentliğine tayin edilmiştir. 1-12 Kasım 1935 tarihleri arasında Balıkçılık Enstitüsü tarafından düzenlenen bilimsel araştırmalara katılmıştır. Prof. Andre Naville'in verdiği dersleri onun ölümüne kadar Suat Nigâr ile birlikte Türkçe'ye çevirmiştir. Naville'in ölümü ile 31 Mart 1937'den itibaren onun derslerini vermeye başlamıştır. 1938'de doçentlik imtihanının bütün safhalarını başarıyla geçmiş; 1944'te de profesör olmuştur. Hazırlamakta olduğu Türkiye Balıkları'na ait bir eserini bitirmeye uğraştığı bir sırada dimağı yorgunluk neticesi pek genç yaşta vazifesi başında ebediyen gözlerini hayata kapamıştır. Cenazesi, 23.02.1948 Pazartesi günü Beyazıd Camii’nden öğle namazını müteakip, Süleymaniye’de Biyoloji Enstitüsü’ndeki törenin ardından Beşiktaş'ta Kılıçali Yahya Efendi aile kabristanına defnedilmiştir. Fahire Akif Hanım, Soyadı Kanunu'ndan sonra Fahire Battalgil adıyla çalışmalarını yazmış; 1943'ten sonra ise Fahire Battalgazi adını kullanmıştır. Türkiye tatlısu balıkları alanındaki pek çok ilke imza atmış; faunistik çalışmalarında çok sayıda yeni taksonu keşfedip adlandırdığı gibi, Türkiye Zoocoğrafyası'nın ortaya çıkarılmasında önemli çalışmalarıyla katkıda bulunmuştur. Ruhu şad, mekanı cennet olsun. Adlandırdığı bazı taksonlar Tamamı içsu balıklarından olan 30 takson (tür veya alttür) tanımlamıştır. Bunlardan bazıları: * Alburnus nasreddini Battalgil, 1943 * Gobio gobio intermedius Battalgil, 1943 (geçerli adı: Gobio intermedius) * Alburnus sellal adanensis Battalgazi, 1944 (geçerli adı: Alburnus adanensis) Adına ithaf edilen taksonlar Adına ithaf edilen türlerden bazıları: Phoxinellus fahirae Ladiges, 1960 (geçerli adı: Pseudophoxinus fahirae) Cobitis fahirae Erk'akan, Atalay-Ekmekçi et Nalbant, 1998 Yayınları Yayınlarından bazıları: Battalgil, F. (1940): Eine neue Cyprinidenart [Yeni bir Cyprinid nev'i], Revue de la Faculté des Sciences de l'Université d'Instanbul, Série B: Sciences Naturelles, 5 (1-2): 74-77 (1-4). Battalgil, F. (1941): Les poissons des eaux douces de la Turquie [Türkiye'nin tatlısu balıkları], Revue de la Faculté des Sciences de l'Université d'Instanbul, Série B: Sciences Naturelles, 6 (1-2): 170-186. Battalgazi, F. (1944): Poissons nouveaux et peu connus de la Turquie [Türkiye'de yeni ve az tanınmış balıklar], Revue de la Faculté des Sciences de l'Université d'Instanbul, Série B: Sciences Naturelles, 9 (4): 299-305. Kaynakça Cumhuriyet Gazetesi, 21.02.1948. İshakoğlu-Kadıoğlu, S., 1998: İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Tarihçesi (1900-1946), İ.Ü. Yay. No: 4106, İstanbul, s. 191-192. Karataş, A., 2012: "Prof.Dr. Fahire Battalgazi" tr.wikipedia.org/wiki/Fahire_Battalgazi HAZIRLAYAN : Prof Dr. Ahmet KARATAŞ Türkiye'de Biyolojik Çeşitlilik

http://www.ulkemiz.com/prof-dr-fahire-battalgazi

Kuş Gözleminde Kullanılan Malzemeler

Dürbün ve Teleskop Dürbün kuş gözlemcisinin ayrılmaz parçasıdır. Kullandığımız dürbün ne kadar kaliteli olursa yapacağımız gözlemde o kadar zevkli olur. Gözlemci, dürbününü seçerken bazı noktaları göz önünde bulundurmalıdır. Sonuçta her dürbün ile kuş gözlemi yapılmaz. Eğer bir dürbünümüz yoksa, yapacağımız ilk iş bir dürbün almak olacaktır. Dürbünümüzü, konusunda uzman ve daha sonra bize teknik destek sağlayabilecek yerlerden almalıyız. Aksi takdirde, bir arıza durumda sorun yaşayabiliriz. Satın alacağımız ya da gözleme götüreceğimiz dürbünü seçmeden önce gözlem için en ideal dürbün nasıldır bunu belirleyelim. Gözlem yapacağımız dürbünde arayacağımız ilk özellik görüntü kalitesidir. Peki bir dürbünün kaliteli görüntü verdiğini nasıl anlarız? Bütün dürbünlerin üzerinde bazı sayılar vardır. Örneğin:6x42, 10x50 gibi. Buradaki sayılardan ilki (örneğin 6x42 büyütmedeki 6 rakamı) dürbünün Okülerinin, diğer sayı ise (42) dürbünün Objektif lensinin mm değerinden çapını ifade eder. Bu sayılar kuş gözlem için iyi bir dürbün almamızda bize yardımcı olurlar. Bir dürbünün kuş gözlem için uygun olup olmadığını anlamak için o dürbünün “Büyütme Değeri”ne bakarı. Dürbünün büyütme değerini, Objektif lens çapını Oküler Çapına bölerek bulabiliriz. Büyütme değeri 5-7 arasında olan dürbünler kuş gözlem için idealdir. Yukarıda ki örnek için Büyütme değeri 42/6=7’dir. Objektif lens çapı ne kadar büyük olursa dürbün o kadar çok ışık toplar. Büyük lense sahip dürbünler iyi ışık topladığından güzel görüntü verir. Bu tip dürbünler ışık şiddetinin düşük olduğunu, sabaha karşı, akşama doğru gibi kapalı havalarda gözlem yapmak için idealdir. Büyük mercekli dürbünlerin dezavantajı ise, büyük merceğe sahip oldukları için boyutları büyük ve ağırlıkları fazladır. Bu dürbünler uzun süreli yapılan gözlemlerde, gözlemciyi yorabilir. Eğer ışık şiddetinin düşük olduğu zamanlarda ve yerlerde gözlem yapmayacaksak mercek çapı küçük olan dürbünleri tercih etmeliyiz. Dürbünümüzde arayacağımız diğer özellikler ise şöyle olmalıdır; -Dürbünümüz demir ya da benzeri malzemelerden değil, plastik gibi hafif ve herhangi bir darbe anında merceğe zarar vermeyecek malzemeden yapılmış olmalıdır. Bu tür dürbünler ayrıca hafif oldukları için fazla ağırlık yapmazlar. -Dürbünümüz, elimizin büyüklüğüne uygun olmalı ve parmaklarımız ayar vidalarına rahatlıkla yetişebilmelidir. -Dürbünle baktığımızda nesneleri normal şekillerinde görmeliyiz. Ayrıca dürbünün ışığı halkalar biçiminde gösterip göstermediğine de dikkat etmeliyiz. Teleskoplar dürbünlere göre daha büyük, ağır ve kullanması deneyim isteyen aletlerdir. Teleskopların büyütme gücü x20 ve üzeridir. Bu büyütmeye sahip aletlerin gözlem esnasında titremesi görüntüyü bozar, bunun için teleskoplar, üçayakla (tripod) birlikte kullanılırlar. Bilimsel bir çalışma yapmıyor ve sürekli yerimizi değiştiriyorsak, gözlemimize teleskop götürmeye gerek yoktur. Çünkü bir teleskopu arazide saatlerce taşımak oldukça zordur ve gözlem açısından pratik değildir. Eğer teleskop alacaksak dikkat etmemiz gereken bazı noktalar vardır. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz: -Teleskopumuz plastik malzemeden yapılmış olmalıdır. -Gözü yoran düz teleskoplar yerine üstten bakmalı teleskopları tercih etmeliyiz.   Arazi Rehberi Arazi Rehberi, dürbün ve not defteri ile birlikte kuş gözlemcisinin ayrılmaz parçasıdır. Eğer uzman bir ornitolog değilseniz yanınızda mutlaka iyi bir Arazi Rehberi bulundurmanız gerekir. İyi bir Arazi Rehberi nasıl olmalıdır? Arazi Rehberi içinde, kendisine konu edindiği bölgenin kuş türlerine ait resim, fotoğraf, dağılım haritası, boy, kilo gibi özellikleri anlatır. Türkiye, Batı Palearktik Bölge olarak adlandırdığımız Kuzey Afrika’yı, Avrupa’nın tamamını, Asya’nın Batısını ve Ortadoğu’yu içine alan bölgede yer alır. Bir Arazi Rehberi alırken önce bu özelliğe dikkat etmeliyiz. Arazi rehberlerinde kuşların isimleri, Latince ve kitabın yayınlandığı dilde olarak yazılı olmalıdır. Kitap kaliteli fotoğraf ve resimlerle her kuş türünün çeşitlenmesini, yavru, erişkin birey, dişi ve erkekteki tüy dimorfizmini, kuşun uçuş şeklini varsa albino bireyleri ve kuşun doğal ortamını göstermelidir. Bunların dışında kuş türünün çok karakteristik bir özelliği varsa bunu fotoğraf ya da resimle göstermelidir. İyi bir Arazi Rehberi kuşun bulunduğu tehlike statüsünü, türü tehdit eden unsurları da içine alan kısa bir açıklama yapmalıdır. Arazi Rehberleri kuşları familyalar halinde (ya da fiziksel büyüklük sırasına göre) gösterir, çok iyi bir Arazi Rehberi alıp hangi familyanın hangi sayfalarda bulunduğu ve kuş familyalarının özelliklerini iyi biliyorsak yeni gördüğümüz bir kuşu teşhis etmemiz kolaylaşır. Arazi rehberlerinde ayrıca her türün dağılımını gösteren haritalar bulunur. Bu haritalar kuş türünün; -Göç Yolunu -Yerli Olduğu Bölgeyi -Kışı Geçirdiği Bölgeyi -Yazı Geçirdiği Bölgeyi -Populasyonun Tehlikede Olduğu Bölgeyi -Çok Seyrek Uğradı Bölgeyi gösterir. Bu bilgiler harita üzerinde genelde her bilgi bir renk veya şekille ifade edilmiş biçimde gösterir. Bu harita “Dağılım Haritası” olarak adlandırılır ve haritalarla ilgili bilgi kitabın en başında aşağıdaki şekilde olduğu gibi verilir. Arazi rehber kitabımızı çok iyi bir şekilde ciltlemeli ve dış etkilerden korumak için özel bir çanta içerisinde saklamalıyız. Arazide Arazi Rehberimıza çok dikkat etmeliyiz. Yeni gördüğümüz bir türü hemen Arazi Rehberindan bulmaya kalkışmamalı ilk önce türün özelliklerini not defterimize not etmeli gözlem bitince ya da bir boşluk anında Arazi Rehberindan gördüğümüz kuşun hangi tür olduğuna bakmalıyız. Batı Palearktik bölgenin ve Türkiye’nin kuşlarını konu edinen en iyi birkaç Arazi Rehberi şunlardır: -Collins Bird Guide -Parey Vogelbuch -The Raptor of Europe and The Middle East -Türkiye Kuşları -İ.Kiziroğlu III.Elbise Gözlem alanına gitmeden önce, gözlem alanının bulunduğu bölge ile ilgili bilgiler edinmeliyiz. Bu bilgiler gözlememiz öncesinde ve sonrasında çok işe yarayacaktır. Gözlem bölgesi ile ilgili edindiğimiz arazi yapısı ve hava durumu bilgileri elbise seçimimizde bize yardımcı olacaktır. Hava durumu ve arazi yapısı ne olursa olsun, elbiselerimizle ilgili unutmayacağımız temel kurallar şunlardır; -Elbiselerimiz koyu renk tonlarında olmalıdır. Örneğin; koyu yeşil, kahverengi, gri gibi. Çünkü doğadaki birçok hayvan açık ve canlı renklerden ürker. Birçok kuş türünün de gözlerinin çok iyi gördüğünü düşünürsek, açık renkli kıyafetlerimizle kuşlar tarafından hemen fark ediliriz ve biz çok uzakta olsak bile ürküp kaçarlar. Bu durum bizim sağlıklı gözlem yapmamızı engelleyecektir. Ayrıca kuşların bizi fark etmemesi için doğada kamufle olmamız gerekmektedir. Bu sebeplerden dolayı koyu renkli kıyafetler giymeye özen göstermeliyiz. -Elbiselerimizle ilgili ikinci temel ilke ise ayakkabımızdır, seçtiğimiz ayakkabı mutlaka ayağımızı bileklerimizden sarmalı ve tabanı kalın olmalıdır. Terlik, sandalet ve bileğimizi sarmayan ayakkabılar arazi koşullarına ve gözlemin hareketliliğine göre her an ayağımızdan çıkabilir ve yaralanmalara sebep olabilirler. Bu iki temel kural dışında seçim yaparken gözlem alanımızın arazi ve hava şartlarını göz önünde bulundurmalıyız. Hava şartlarını önceden öğrendiğimiz için elbisemizi ona göre ayarlamalıyız. Hava şartları ne olursa olsun seçtiğimiz elbisenin kollarımızı ve bacaklarımızı tamamen örtmesine özen göstermeliyiz. Aksi taktirde gözlem alanında ki böceklerden hastalık kapabiliriz, otlardan ve ağaçlardan kollarımız ve bacaklarımız yaralanabilir. Seçtiğimiz kıyafetlerin bol cepli olması, not defteri ve kalemimizi koyacağımız yerlerin olması arazide bize fayda sağlar. Kayalık alanlarda ve dik yamaçlarda gözlem yapacaksak ayakkabımızın ayağımızı bileğimizden sarması, tabanının kalın ve dişli olmasına özen göstermeliyiz. Gözlemimizi sulak ve çamurlu alanlar da yapacaksak ayakkabımız bir bot olmalıdır ve ayağımızı sıkıca sarmalıdır. Yanımıza bizi yormayacak ve eşyalarımızı koyabileceğimiz küçük bir sırt çantası ile birlikte susuz kalma ihtimaline karşı su ihtiyacımızı karşılayabilecek birde matara almalıyız. Çantamız sağlam ve sırtımızı terletemeyecek şekilde olmalıdır. Sıcak ve yağmurlu havalara karşı şapka olmayı da ihmal etmemeliyiz. IV.Not Defteri Arazide gözlem yaparken elde ettiğimiz verileri kaydetmemiz gerekir, bunun için iyi ve kaplı bir not defteri kullanmalıyız. Not defterimizi yeni gördüğümüz kuş türlerinin çizimini, gözlemlediğimiz türlerin kaydını yapmak ve gözlem raporlarımızı yazmak için kullanırız. V.Ölçüm ve Araştırma Malzemeleri Gözlem yaptığımız bölgede materyal toplamak ve basit ölçümler yapmak için bazı aletlere ihtiyacımız olabilir. Gerekli gördüğümüz bu malzemeleri de almalıyız. Bu malzemelerden pens ve saklama kutuları arazide çok işimize yarayabilir. VI.İlk Yardım Malzemesi Gözlem yapmak için gittiğimiz yerler çoğunlukla doğal hayatın bozulmadan korunduğu yerler olduğu için, çok küçükte olsa bazı tehlikeleri içinde barındırmaktadır. Bu tehlikeler günlük hayatta karşılaşabileceğimiz tehlikeler gibide olabilir ya da ilk defa karşılaşacağımız durumlarda olabilir. Bütün bunlar için önlemimizi önceden almalıyız. Arazide en sık karşılaşılan olaylar; -Hafif yaralanmalar, sıyrıklar -Böcek sokmaları -Eklem incinmeleri -Sıcak havalarda burun kanaması ve tansiyon düşmesi Olarak sıralayabiliriz. Önceliği bu durumlara vererek, gözleme çıkmadan bir ilk yardım çantası hazırlamalıyız. Böcek sokmalarına karşı hassasiyeti fazla olan kişiler gözleme çıkmadan önce mutlaka yanlarına gerekli ilaçlarını da almalılar.

http://www.ulkemiz.com/kus-gozleminde-kullanilan-malzemeler

ALADAĞLAR MİLLİ PARKI

ALADAĞLAR MİLLİ PARKI

İli : ADANA Adı : ALADAĞLAR MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1995 Alanı : 54.524 ha. Konumu : Niğde, Kayseri ve Adana illeri sınırları içerisindedir. Ulaşım : Niğde ili Çamardı ilçesine yaklaşık 15 km., Kayseri ili Yahyalı ilçesine ise 30 km. uzaklıktadır. Kaynak Değerleri :           Aladağlar Milli Parkı jeolojik yapı açısından değişik zamanlara ait formasyonlarla temsil edilmekle birlikte, en yaygın formasyon Mesozoik yaşlı kireç taşlarıdır. Bunun yanında sahada derinlik volkanizmanın ürünü olan gabro, piroksenit gibi kayaçlarla, subofiolitik metamorfitlere ve daha genç dönemleri karakterize eden Tersiyer ve Kuvaterner yaşlı oluşumlara da rastlanılmaktadır.           Aladağlar yöresi ülkemizin tektonik açıdan en faal bölgelerinden birisidir. Yöre özellikle Alp orojenezi sırasında şaryaj ve bindirmelere sahne olmuştur. Tektonik literatürüne “Ecemiş Kasidosu” olarak da giren bu sahada düşey ve yatay atımlı birçok fay bulunmaktadır. Aladağlar çeşitli jeolojik süreçler ve tektonizma sonucu oluşan naplar, klipler, tektonik pencereler gibi ilginç yapısal unsurlarıyla da dikkat çekmektedir.           Aladağlar Milli Parkı gerçek anlamda bir jeomorfolojik açık hava müzesidir. Yörenin şekillenmesinde yapı ile birlikte flüvial koşullar ve Pleistosen buzullaşması önemli bir rol oynamıştır. Yörede bu üç unsura ait değişik morfolojik birimlere rastlamak çok olağandır. Yörenin belli başlı jeomorfolojik karakteri derin vadilerle parçalanmış olmasıdır. Buzul morfolojisine ait birçok ize rastlanmakta, özellikle yöredeki birçok sirk gölleri ve morenler bu morfolojinin kılavuz şekilleri olarak göze çarpmaktadır.           Yöre klimatik açıdan kendine has özelliklere sahiptir. Yazları sıcak, kışları soğuk ve kar yağışlı olarak tanımlanabilecek bu klimatik yapı yörenin yüksek kesimlerinde kalıcı karların barınmasına imkan sağlamaktadır. Yörede gece ile gündüz sıcaklık farkı (günlük amplitüd) oldukça fazla olup, geceleri göllerin donmasına neden olan düşük sıcaklık, gündüzleri 30 dereceye kadar çıkmaktadır.           Aladağlar Milli Parkı vejetasyon açısından çok zengin olup, ormanı oluşturan hakim türler karaçam ve kızılçamdır. Karaçamdan kızılçama geçiş zonunda yer yer bu iki türün oluşturduğu karışık meşcerelere de rastlanmaktadır. Karaçamın yayılış alanındaki güney bakılı kesimlerde ise meşcere oluşturmayan sedir ve kuzey bakılı nem bakımından daha elverişli yerlerde de göknarlara rastlanılmaktadır.           Ormanın üst sınırından itibaren Alpin Zonu başlar. Bu zonda Alpin çayırları yer almaktadır. Alpin Zonu ve daha yüksek kesimlerde yükseklik ve eğim koşullarından kaynaklanan çıplak kayalık mostralara ulaşılmaktadır. Yaban hayatı sakinleri yaban keçisi, ayı, tilki, kurt, vaşak, sansar ve su samurudur.  Görünecek Yerler : Milli parkın peyzaj güzelliği ile Kapuzbaşı Şelaleleri ile buzul gölleri görülmeye değer niteliktedir. Mevcut Hizmetler : Milli parkta Yaban Hayatı Koruma Bölgesi ayrılmış olup, üretme istasyonu mevcuttur.          Kamp alanı, günübirlik alanlar, mola alanları, yürüyüş parkurları, doğa yürüyüş patikaları, bazı noktalarda yayla gelişimleri mevcuttur.         Akarsularında alabalık üretimi ve spesifik olta balıkçılığı yapma olanağı bulunan Aladağlar, ülkemiz turizmine alternatif seçenekler yaratacak potansiyele sahiptir. Konaklama : Çadırla konaklanabilir. İrtibat :           Çevre ve Orman Bakanlığı          Adana Çevre Orman İl Müdürlüğü : 0 322 3250707          Adana DKMP Şube Müdürlüğü : 0 322 3220602          Niğde Çevre Orman İl Müdürlüğü : 0 388 2329634          Niğde DKMP Şube Müdürlüğü : 0 388 2320902

http://www.ulkemiz.com/aladaglar-milli-parki

Amasya’da Gezilecek Yerler

Amasya’da Gezilecek Yerler

Amasya, sahip olduğu tarihi yerleri ve muhteşem doğası ile birçok insanı kendine çekmektedir. Hem yurt içi hem de yurt dışından birçok turisti yıl boyunca ağırlamaktadır. Ayrıca hem eski konumu hem de şimdiki konumu itibari ile önemli yolların geçiş noktasında bulunmaktadır. Amasya’ da gezilmesi ve görülmesi gereken belli başlı yerler aşağıda sıralanmıştır.Amasya Kalesi: Konumu itibariyle Yeşilırmak’ ın çevresinde yer alan ve Hititler zamanında yapılmış, zamanla genişletilmiş Amasya’ nın ünlü kalesidir. İçinde birçok tarihi olayı ve eseri barındırmaktadır.Amasya Müzesi: Müzede Osmanlı, Bizans, Roma, Selçuklu ve Hitit dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. İçinde adeta tarihin kokusu yer almaktadır. Birçok yerde yapılan kazılarda çıkan eserler, Tunç seramikleri, Hitit Tanrı heykeli de bu müzede sergilenmektedir. Amasya Şehzadeler Müzesi: Amasya Harşena Kalesi’ ne yakın bir konumda, Yeşilırmak Nehri kıyısında, sur duvarları üzerine kurulmuş tarihi bir müze olmaktadır. İki katlı olan bu müze, 2008 yılında ziyarete açılmıştır. Selçuklu dönemine ait birçok desen ve motif Şehzadeler Müzesi’ nde sergiye açılmıştır.Amasya Köprüleri: Amasya’ nın 6 adet köprüye sahip olduğu bilinmektedir. Ancak sadece Kuş Köprüsü eski hali ile günümüze gelmiş olmakta ve eski hali ile kullanılmaktadır. Sultan Gıyaseddin tarafından yaptırılmıştır. Eski halini koruması ile ülkemizin de en önemli köprülerinden biri olmaktadır. Amasya’ da bulunan diğer köprüler sonradan eskilere benzetilerek yeniden yapılmaya çalışılmıştır.Amasya Hazeranlar Konağı (Etnoğrafya Müzesi): Türkiye’nin en önemli müzelerinden olan Etnoğrafya Müzesi, Hasan Talat Efendi tarafından yaptırılmıştır.Yukarıda sayılan önemli yerler dışında da birçok tarihi ve görsel mekanları bulunan Amasya, gelecek yıllarda önemli turizm merkezlerinden biri olacaktır. Yatırımcılar ve çeşitli devlet organları Amasya’ ya yatırım yaptığı ve tesislerini geliştirdiği taktirde tüm bu güzellikler daha da ön plana çıkarak Amasya’ nın ekonomisine büyük bir katkı sağlayacaktır.Türkiye’yi gezmeye karar verdiyseniz; duraklarınızdan biri de Amasya olmalı.http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/amasyada-gezilecek-yerler

KOZAN (SİS) KALESİ

KOZAN (SİS) KALESİ

Çukurova'nın en önemli kalelerinden biri olan Kozan (Sis) Kalesi, "Amfi tiyatro" şeklinde inşa edilmiş olup, Kalenin alçak surları, Tarsus Kalesi örnek alınarak yapılmıştır.  Kale, kalkerden meydana gelen oldukça dik bir tepe üzerinde bulunmaktadır. 400 m. rakımlı olan bu tepe ilçeye hâkim bir konumdadır. Kozan Kalesi tamirattan geçmiştir. Günümüzde ise oldukça sağlam bir durumdadır. Sis Kalesi'nin, çeşitli kaynaklarda, Asurlular tarafından yapıldığı ve sonradan da birçok el değiştirdiği belirtilmektedir. Fakat Asurluların, Çukurova bölgesine 50-60 yıl gibi kısa bir süre egemen oldukları ve bölgeyi sömürge olarak kullandıkları göz önünde tutulur ise, bu yukarda belirtilen bilgiye şüphe ile bakmak gerekmektedir. 700 yıla yakın bir süre bölgeye hâkim olan Hititlerin de bu kaleyi yapmış olabileceği düşünülebilir. Yörede bulunulan birçok antik şehir ve kale kalıntıları ile ilgili tarihi ve arkeolojik araştırmaların yetersizliği, araştırmacıları farklı düşüncelere sevk etmiştir. Dileğimiz, ilçe ve yakın çevresindeki bilimsel araştırmaların bir an önce başlatılması yönün dedir. Yörenin en eski kalelerinden biri olan Kozan Kalesi, "Dağ kaleleri" zincirinin dördüncü halkasını teşkil etmektedir. Kalenin, iki grup halinde inşa edilmiş 44 kule ve burcu bulunmaktadır. Güney kesimindeki tepede bir iç kale (Ahmedek) vardır. Kalede 20-30 basamak merdivenle inilen mahzenler ve gizli yollar mevcut tur. İç kale de dahil altı bölümden oluşmaktadır. Bütün bölümleri birbirine bağlayan kapılar vardır. Kalenin su ihtiyacı ise, büyük su sarnıçları sayesinde karşılanmakta idi. Sis kalesi, kuzey ve güney olmak üze re iki ayrı kale grubundan oluşur. Bu bölümler bir sur ile birbirine bağlanmıştır. Daha dışarıda olan ikinci sur ile, Kalede Asur, Roma ve Ermeni dillerinde yazılmış bir kaç yazıt bulunmuştur. Bu yazıtlar kalenin, tarih çağlarından günümüze kadar çok sayıda el değiştirdiğini ortaya koyar. Kozan Kalesinden Anavarza, Karasis ve Andıl Kalelerinin görüldüğü bilinmektedir. Ayrıca berrak bir havada Akdeniz'in bile görülebileceği kaleye farklı bir önem kazandırır. Kozan Belediyesi tarafından kale eteklerinden yapılan çevre düzenleme çalışmaları ile kale şimdi vatandaşların yoğun olarak gittiği sosyal mekânlardan biri oldu.

http://www.ulkemiz.com/kozan-sis-kalesi

Kaçkar Dağcılık Rafting Kayak Spor Kulübü

Kaçkar Dağcılık Rafting Kayak Spor Kulübü

Kulübümüz Türkiye Dağcılık Federasyonu’na üye olup sporcu yetiştirme ve eğitim çalışmalarında U.İ.A.A. (Dünya Dağcılık Birliği) standartlarını esas alarak eğitim ve tırmanış faaliyetlerini yapmaktadır. KDRK sağladığı eğitim olanaklarıyla; faaliyet gösterdiği dallarda yetiştirdiği sporcuların yanında, konusunda uzman eğitmenleri ülkemize kazandırmıştır.     KDRK ilimizde kurulu bulunan otuza yakın dağcılık kulübünün ilham kaynağıdır. Kulübümüz dağcılık alanında ülkemizde bütün zirvelere bayrağını dikmiş, uluslararası tırmanışlar yapmış, milli takımımıza da sürekli sporcu vermiştir. Kaçkar Dağcılık Rafting Kayak İhtisas Spor Kulübü (KDRK), adından da anlaşılacağı gibi söz konusu doğa sporlarına ilgi gösteren ve önem veren, bu sporu yapan gönüllerini doğaya adamış bir grubun önderliğinde 1998 yılının Temmuz ayında tüzel kişiliğini kazanmış, kısa sürede büyüyen etkin bir doğa sporları kulübümüz olmuştur.     Kuruluşundan günümüze hedefleri ve ufku geniş olan kulübümüz ilk yılında yapmış olduğu 1. Kaçkar Dağcılık ve Turizm Şenliği ile Türkiye geneline yaymış ve ilerleyen yıllarda düzenli olarak yapmış olduğu bu şenliği uluslararası boyuta taşımıştır. Kulübümüz, dağcıların yanında, rafting sporunu da ilimizde tanıtmış, Türkiye Rafting federasyonunun ilk defa düzenlemiş olduğu müsabakalara iştirak etmiş, 2002 ve 2003 yılında yapılan yarışmalarda dereceler elde etmiştir. Ayrıca kulübümüzü bünyesinde yetişen rafting sporcularımız milli takımda da yer almıştır.     KDRK, 1999 marmara depreminden bu yana bölgemizde ve ülkemizde aramakurtarma çalışmalarında etkin bir şekilde rol almıştır. Bölgemizdeki arama-kurtarma faaliyetlerini bizzat üstlenmiş, kamu kuruluşlarıyla yaptığı protokollerle kamusal bilincini ortaya koymuştur. Kış aylarının vazgeçilmez sporu olan kayak sporunu, tur kayağı ve klasik kayak oılarak sürdürmekteyiz. Bu alanda ikisi eğitmen on sporcudan oluşan bir takımımız bulunmaktadır. KRDK olarak bizler sivil toplum örgütü olma sorumluluğumuzla bölgemizin güncel konularına karşı da ilgimizi göstermekteyiz. Bu manada Ovit Tünel projesine kamuoyunun dikkatini çekmek için, kış mevsiminde sürekli kapalı olan Ovit dağı (İspir-İkizdere karayolu) yürüyüşünü gerçekleştirdik.      KDRK on iki yılı bulan geçmişinde sürekli kendini geliştirmiş, hızla gelişen ve değişen dünya gerçeklerine göre faaliyet olanaklarını zorlayarak sürdürmektedir. http://www.kdrk.org.tr

http://www.ulkemiz.com/kackar-dagcilik-rafting-kayak-spor-kulubu

Alan derinliği nedir ? Nasıl kontrol edilir?

Alan derinliği nedir ? Nasıl kontrol edilir?

Bir fotoğrafın vereceği mesajın belirlenmesinde fotoğraf makinesi ile obje arasındaki alanın ne kadar net olması gerektiği önem arz etmektedir.

http://www.ulkemiz.com/alan-derinligi-nedir-nasil-kontrol-edilir

İnegöl Köfte Tarifi

İnegöl Köfte Tarifi

Malzemeler1 kg dana kıyma1 su bardağı galeta unu yada robottan cekilmis bayat ekmek1,5 tatlı kaşığı karbonat2 adet kuru soğan1 yemek kaşığı limonun suyu1 cay bardağı su1 cay kasıgı karabiber1 yemek kaşığı tuzYapılışıKarbonatı limon suyu ile köpürene kadar karistirin. Soganlari rendeleyin suyunu süzün. Bütün malzemeleri bir kapta iyice yoğurun ve üzerini strecleyerek en az 12saat buzdolabinda bekletin. Bekletme suresinin sonunda tekrar az yogurarak sekil verin ister fırında ister tavada pişirin.Afiyet olsun

http://www.ulkemiz.com/inegol-kofte-tarifi

Kavurmalı Pita

Kavurmalı Pita

Malzemeler 1 su bardağı ılık süt Yarım su bardağı oda ısısına getirilmiş yoğurt Yarım su bardağı ılık su 2 su bardağı beyaz un 2 su bardağı kepekli un 1 yemek kaşığı kuru maya 1 yemek kaşığı zeytinyağı 1 tatlı kaşığı toz şeker 1 tatlı kaşığı tuz〰 İç Malzemesi İçin 〰markette satilan kavurmalardan Karabiber ✔YapılışıSüt, yoğurt ve suyu karıştırın. Un, maya, tuz ve şekeri harmanlayıp sütlü karışıma azar azar ilave ederek hafif nemli ama ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edene kadar 15 dk. yoğurun. Yoğurma kabınızı 1 kaşık zeytinyağı ile yağlayın, hamuru koyup üzerini nemli bezle örtün. Hamurunuz iki katı kabarıncaya kadar mayalandırın.Bu arada iç harcını hazırlayın. Kıymayı kavurun. Soğan koyacaksanız soğanları da küçük küçük doğrayın salçayla kavurun karabiber,tuz ve kırmızı toz biberi ilave edin.Kabaran hamurunuzu, hafif unlanmış tezgahın üzerine alarak rulo yapın.Bıçakla keserek 12 eşit bezeye ayırın her bezeyi ince bir şekilde açın içine iç harcınızdan koyun açtığınız diğer bezeyi üzerine kapatın. Kenarlarını yapıştırın. Üzerine yumurta sarısı sürün. İsteğe göre üzerine susam,çörek otu atabilirsiniz.Yağlı kağıt serilmiş tepsiye ekmekleri koyarak önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında üzeri kızarana kadar pişirin.Afiyet olsun

http://www.ulkemiz.com/kavurmali-pita

“Diyette Posayı Artıralım”… derken?

“Diyette Posayı Artıralım”… derken?

Fazla kilolar hareketsiz bir yaşam ve sağlıksız beslenme sonucu ortaya çıkan pek çoğumuzun sıkıntısını çektiği kötü bir sonuç. Aslında bununla baş etmenin birçok yolu var. Beslenme uzmanları sofralara mümkün olduğunca lifli ve posalı yiyeceklerin girmesi gerektiğini söylüyor

http://www.ulkemiz.com/diyette-posayi-artiralim-derken

Enstantane nedir?

Enstantane nedir?

Fotoğraf makinesi üzerinde yer alan perdenin (obtüratör de denir) açılıp kapanma süresine enstantane adı verilir. Enstantane, obtüratör hızı ya da perde hızı olarak da adlandırılır.

http://www.ulkemiz.com/enstantane-nedir

Türkiye’de Kuş Gözlemciliği Turizmi

Türkiye’de kuş gözlemciliği turizmine ilişkin bazı notları sıralamak istiyorum... Özellikle kuş göç yolları üzerinde yer alan sulak alanların kuşlar açısından çok önemli potansiyel içerdiği dikkat çekmektedir. Türkiye’de kuş gözlemciliği son yıllarda hızla yayılmaktadır. Ülkemizin kuşlar açısından zengin olmasının en önemli nedenleri, zengin sulak alanlara sahip olması ve kuş göç yolları üzerinde bulunmasıdır. Türkiye’de kuş gözlemciliği son yıllarda dünyadaki gelişmelere paralel olarak hızla yayılmaktadır.Ülkemizde 1 milyon hektarı aşkın 250 civarında sulak alan mevcuttur. Bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda Türkiye’de uluslararası ölçütlere göre 81 sulak alanın uluslararası öneme sahip olduğu belirlenmiştir. Bunlardan 18’i “A” sınıfı nitelikte sulak alandır. Kuş gözlemciliği doğayı kuşların dünyasından tanımayı sağlayan bir gözlem sporudur. Türkiye’deki toplam kuş türlerinin sayısı Avrupa’nın tamamında bulunan kuş türleri kadardır.Sağlıklı bir çevrenin en iyi göstergesi olan kuşlar her türlü yaşam ortamında bulunurlar. Kent içerisinde parkta, sulak alanda, bozkır, orman, çöl gibi hemen her yerde kuş gözlemciliği yapılabilir. Kuş gözlemciliğinin mevsimi, zamanı da sınırlı değildir; 365 gün 24 saat yapılabilir. Türkiye’de şimdiye kadar 502 çeşit kuş türü kaydedilmiştir.Ülkemizin önemli sulak alanlarında (Manyas, İzmir, Göksu Deltası vb gibi) kuş gözlem istasyonları ve gözlem kuleleri kurularak ornitoturizm ile ilgili atılımlar yapılmıştır.

http://www.ulkemiz.com/turkiyede-kus-gozlemciligi-turizmi

Objektif nedir?

Objektif nedir?

Fotoğrafın yeterli aydınlık ve netlikte oluşmasını sağlayan mercek yada mercekler topluluğudur.

http://www.ulkemiz.com/objektif-nedir

Kuş ve Doğa Fotoğrafçılığı

Fotoğrafik Donanım Fotoğrafa yeni başlayanlar için piyasadaki seçeneklerin fazlalığı büyük bir kaybolmuşluk ve şaşkınlık yaratabilir. Bu psikoloji içinde ve arkadaşlardan alınan duyumlarla bilinçsiz seçimler yapabiliriz. Ancak fotoğraf malzemelerinin pahalı olması yanlışlardan dönmeyi zorlaştırır. Bu yüzden seçimimizi bilinçli yapmak büyük önem taşır. Teknoloji süratle gelişmekte olduğundan, son yenilikleri içeren modelleri seçmekte yarar vardır. İyi fotoğraf çekmek için iyi bir fotoğrafçı oluncaya dek yüksek teknolojili malzemelerin sağladığı avantajlardan yararlanmak hayatı kolaylaştıracaktır. Analog Fotoğraf Makineleri Özellikle küçük boyutları, taşıma kolaylığı ve değiştirilebilir lens (objektif) sistemi yüzünden 35mm SLR kameralar (fotoğraf makineleri) doğa fotoğrafçılarının tercih sebebidir. Büyük format (6x6 cm gibi) kameralara oranla daha küçük ve hafif olan 35mm SLR kameralar kayalık alanlarda tırmanırken veya sulak alanlarda ilerlerken hareket yeteneğinizi sınırlamayacak ve sizi yormayacaktır. Diğer taraftan, çoğu zaman bu kameraların içinde bulunan sarma motorları, saniyede 4-5 kare film sararak örneğin bir kuşun kanat çırpma aşamalarını film üzerine ard arda kaydetmenize olanak sağlayacaktır. Gene bu özellik sayesinde uzaktan kumanda aygıtları kullanarak veya sehpa üzerinde (makineye el sürmeden) deklanşör kablosu ile çekim yapmak mümkün olacaktır. Fotoğrafta görülen EOS5 in sarma motoru ve ayna refleksi olağanüstü sessizdir. Kuşlar ve diğer hayvanlar sese karşı aşırı duyarlı olduklarından ilk kare çekimden sonra korkup kaçabilirler, bu açıdan kullanacağınız makinenin sessiz olması önem taşımaktadır. Otomatik netleme yapan (AF) makinalar, netleme hatalarınızı en aza indireceğinden bu tip kameraları seçmenizde fayda vardır. Dijital Fotograf Makineleri Dijital sistemleri tercih edenler için yukarıda tavsiye edilen 35 mm SLR analog kameraların eşdeğeri dijital SLR kameralardır. Dijital kameralar sizleri film ve banyo (tab) masraflarından kurtaracak, çektiğiniz fotografı anında görmenizi sağlayacak, beğenmediğiniz kareleri tekrar çekmenize olanak verecek, daha sonra bilgisayarınız başında çektiğiniz kareleri üzerinde bazı manipülasyonlar yapmanızı sağlayacaktır. Bu kameraların dezavantajı analog SLR lere oranla pahalı olmalarıdır. Ayrıca hafıza kartları da oldukça fiyatlıdır. Öte yandan mevcut AF lenslerinizi bu makinelerle de kullanabilirsiniz. Objektifler Kuş fotoğrafları için gerekli en gerekli lens uzun bir tele-objektifdir. Bu uzunluk en az 400mm olmalıdır. Bunun yanında 2x gücünde bir teleconverter (TC) lensinizin gücünü 800mm ye çıkaracaktır (400x2=800). Ancak unutulmaması gerekir ki TC ler görüntüyü yaklaştırma çarpanları oranında filme ulaşan ışığı azaltırlar. Örneğin 400mm f/2.8 bir lense 2x TC taktığınızda ışık iki durak azalır; yani artık 800 mm f/5.6 değerinde bir lensiniz var demektir. Fotoğrafta hem daha ucuz, hem de daha hafif olması nedeniyle tercih edilebilecek EF 400mm f/5.6 Canon lens görülmektedir. Bu lensler içinde bulunan yassı ultrasonik motorlar (USM) sessiz ve hızlı otomatik netleme için vazgeçilmez özelliklerdir. Canon serisi bazı lenslerde uygulanmaya başlayan titreşim engelleme sistemi (IS: Image Stabilizer) ışığın yeterli olmadığı ortamlarda iki durak değerinde avantaj sağlamakta; makinenin sallamasından doğan istenmeyen efektleri en aza indirmektedirler. IS teknolojisinin başarısına bakılırsa yakın gelecekte bu teknolojinin yaygınlaşacağını söyleyebiliriz. ***Aynı lensi dijital SLR kamerada kullanmanız halinde dijital makine içindeki çipin, 35mm film alanından küçük olması nedeniyle lensiniz 640mm (400x1.6) ye eşdeğer olacaktır. Önemli Not: Lenslerin "f" (diyafram) değeri yükseldikçe ışığın filme ulaşma süresi uzar, kuşlar genellikle sürekli olarak hareket halinde bulunduklarından, "f" değerinin yükselmesi kuş çekimleri için bir dezavantajdır. Bunun yanında böcek, kelebek ve çiçek çekimleri için 1:1 (doğal büyüklükte) çekim yapma imkanı veren 100mm makro bir lens ile manzara çekimleri için geniş açısı 24mm veya 28mm olan bir zoom lensin de çantanızda bulunması gerekmektedir. Alternatif Objektifler Konvansiyonel tele-objektiflerin ağır ve pahalı olması nedeniyle saha teleskoplarını bunlara alternatif olarak kullanmak mümkündür. Bir adaptör aracılığıyla kameranıza bağlayabileceğınız teleskop ile 800mm f/10.4 eşdeğerinde bir tele-objektif sağlamış olursunuz. Bunun yanı sıra, SLR kameralar için bağımsız objektif üreticilerinin sağladığı aynalı lensler, ucuz ve hafif olmaları nedeniyle tercih edilebilir. Bu tür lenslerde, bunların içinde bulunan toplayıcı ve yansıtıcı aynalardan kaynaklanan görüntü kayıpları ile özellikle su kenarlarında istenmeyen halkacıklar sorunu yaşanabilir, her şeye rağmen, bol ışıklı ortamlarda aynalı lenslerle iyi sonuçlar elde edebilirsiniz. Önemli Not: alternatif objektiflerin "f" değerleri yüksek ve sabittir. Filtreler Objektiflerinizi çizilmekten, tozdan, rezinden, yağdan korumak ve güneşin ultraviole ışınlarını kesmek için lenslerin çaplarına uygun UV veya skylight filtreleri devamlı üzerlerinde takılı bulundurmak gerekir. Ayrıca özellikle manzara fotoğrafı çekerken istenmeyen yansımaları ortadan kaldırmak ve arzu edilen renk ısısını elde etmek için polarize filtre vazgeçilmez bir eklentidir. Modern kameralarda ışık ölçüm (TTL) sistemlerin yanılmasını önlemek için dairesel (Circular-CPL) polarizerlerin seçilmesi lazımdır. Alternatif Dijital Fotoğraf Makineleri Fiyatları çok yüksek olan Dijital SLR makineleri yerine daha ucuz alternatif arayanlar için bu alanda kullanılabilecek en uygun dijital fotograf makinesi döner başlıklı Nikon Coolpix serisidir. Nikon Coolpix ler digiscoping olarak adlandırılan kuş fotograflama yöntemi için çok uygundur. Digiscoping yöntemi dijital bir fotograf makinesiyle bir saha teleskobunun kombinasyonundan oluşmaktadır. Bu yöntem kullanılarak örneğin 20x yakınlaştırma değeri olan bir saha teleskobuna 3x yakınlaştırma değerli bir dijital makine eklendiğinde 35 mm formatında 2800mm ye eşdeğer bir sistem kurulabilmektedir. Kamerayı sağ üstte görüldüğü gibi bir destek ünitesi yardımıyla veya bir adaptör kullanarak teleskopla birleştirmek veya kamerayı elle tutarak, okülere yaklaştırıp çekim yapmak mümkündür. Benzer şekilde dürbün-coolpix kombinasyonu da kullanılabilir. Netleme konusunda bolca egzersiz yapıldıktan sonra bu yöntemle çok başarılı fotograflar çekilebilir: Sehpa , döner başlık ve diğer sabitleyiciler Tele-objektif, teleskop veya makro lens kullanırken titreşimi önlemek ve net görüntü yakalayabilmek için sehpa kullanmak şarttır. Profesyoneller, manzara fotoğrafı çekerken dahi sehpa kullanırlar. Taşınma kolaylığı açısından hafif sehpa almayı düşünenler bunu hemen unutsunlar, zira hafif sehpalar arazide sıkça görülen rüzgarlardan hemen etkilenir, titreşimi kameraya yansıtır hatta rüzgar veya arazi eğiminden dolayı üzerindeki kıymetli teçhizatla birlikte devrilebilirler. Burada tavsiye edeceğim sehpa hafif olmayan, ayakları birbirinden bağlantısız, su ve özellikle çamurun ayak kanallarına dolmasına olanak vermeyen tiplerdir. Sehpa ayaklarının ve merkez dikitinin birbirlerinden bağımsız olarak hareket ettirilebilmesi sehpayı alçak seviyelerde kullanmaya (çiçek, böcek çekimlerinde gerekli) veya düz olmayan kayalık alanlarda, değişik açılarda farklı yükseltilere yerleştirmeye imkan verir. Öte yandan özellikle araba içinden kuşları çekmek için pencereye kelepçelenen aparatlar da büyük kolaylık sağlarlar, ancak bunlar kullanılırken titreşimi kesmek için arabanın motoru kapatılmalıdır. Bu aparatın takıldığı pencerenin üzerine bir perde geçirildiği takdirde arabalar kolaylıkla bir gözlem evine dönüştürülebilir. Diğer taraftan kullanılan sehpalar üzerinde yön değiştirmeye, ince ayar yapmaya, fotoğrafı çekilecek kuşu izlemeye yarayan bir döner başlık yerleştirmek gerekir. Bu konuda en başarılı modeller top kafalı döner başlıklardır. Flaş ve Aksesuarları Kuşları ve doğal yaşamı fotoğraflarken flaş genellikle güneş ışığına ek olarak ve yaprak-dal gölgelerini gidermek, gölgede duran objeyi aydınlatmak üzere yardımcı olarak kullanılır. Kullandığınız filmin ISO değeri yükseldikçe veya objektifte daha düşük "f" değeri kullanıldıkça flaşın etki alanı da artar. Seçeceğiniz flaş ünitelerinin, kameranız ile uyumlu olmasını öneririm, bunlar çoğu kez ön parlama ile çekim öncesi ölçüm yapma özelliğine sahip TTL flaş tipleridir. Flaş seçerken serinin en büyük GN* değerine sahip olan döner başlıklı modelleri tercih etmek yararlı olur. Kullandığınız kamera için üretilen orijinal flaşlara yardımcı olarak daha ucuz olan ve bağımsız firmalar tarafından üretilen flaşları ek olarak kullanabilirsiniz. Bu tip ek flaş üniteleri fotoselli algılayıcılar sayesinde kablo kullanmaya gerek kalmadan ana flaş ünitesi ile eşzamanlı olarak tetiklenebilirler. Diğer taraftan, tele-objektiflerle çalışırken flaş ışığının dağılmasını önleyerek huzmeyi daha uzağa iletmek için, yanda resmi görülene benzer yardımcı aparatlar kullanılabilir. Yakın çekimlerde ise makro lenslerin ağzına yerleştirilen daire şeklinde özel makro flaşların kullanımı fotoğraf kalitesini yükseltecektir. Not: GN=Guide Number= Rehber Numara flaşın gücünü belirler (ISO100 film için) örneğin 28GN bir flaş, f5.6 da 5 metreye kadar etkili olabilir 28/5=5.6 Uzaktan Kumanda ve Kızılötesi Tetikleme Aygıtları, Kablolu deklanşör Kuşlara veya diğer hayvanlara yaklaşmak kimi zaman olanaksız, kimi zaman ise sakıncalı olabilir (üreme dönemleri). Bu durumda gözden uzak uygun bir yerde konuşlanarak uzaktan kumanda ile veya kızıl ötesi tetikleme yöntemiyle çekim yapmak gereklidir. Uzaktan kumanda aygıtlarını elektronik ve mekanik olarak iki gurupta ele alabiliriz. Elektronik aygıt seçerken kamera üreticileri tarafından söz konusu makine için özel olarak üretilen modelleri kullanmak yerinde olur. Mekanik aparatlar ise uzun kablolu deklanşörler niteliğindedir ve hava basıncı ile çalışır.Bu tür aparatların etki alanları 5-15 metre arasındadır. Kimi profesyoneller, radyo frekansları çalışan ile daha uzun mesafelerde (50-100m) etkili alıcı-verici sistemleri de kullanmaktadır. Diğer taraftan fotoğraf çekerken hassas ayarların bozulmasını ve titreşimi engellemek için kablolu deklanşör kullanmak gereklidir. Aygıtları yerleştirirken kuşların etrafta bulunmadığı zamanlar tercih edilmelidir. Film Çektiğiniz fotoğrafların ticari değer ifade etmesi, bozulmadan uzun süre saklanması ve kolaylıkla arşivlenmesi açılarından pozitif (slayt-dia) film kullanmanızda yarar vardır. Filmin ISO (ışık hassasiyet) değeri yükseldikçe ışığa duyarlığı artar ancak gren seviyesi yükselip , renk tonları solgunlaşabilir (ISO 200-400) . Bu dezavantajlar yüzünden düşük grenli ve düşük ISO değerli filmler (50-100) kullanmakta fayda vardır. Ancak "f" değeri yüksek, ışığı geç geçiren (yavaş) lensler kullanırken yüksek ISO değerli filmler kullanmak kaçınılmaz gibidir. Diğer Yardımcı Malzemeler Fotoğraf Makinelerinizi boynunuzda taşımanız gerektiğinde boyuna ağırlık yüklemeyecek, geniş yüzeyli, ağırlığı yayan özel kamera kayışları kullanılmalıdır dar kayışlar, efor gerektiren etaplarda boyundaki damarlar ve ense omurları üzerindeki bası nedeniyle baş ağrısına yol açabilirler. Fotoğraf malzemelerini taşımak için konvansiyonel çantalar yerine mevcut sırt çantalarınızı kullanmanızı öneririm, objektif, kamera, vd.nin birbirine çarpmasını önlemek için yedek iç çamaşırı, t-shirt , polar şapka kullanabilir veya mevcut çantalarınız içindeki muflonlu seperatörleri bunların arasına yerleştirebilirsiniz. Piyasada sırt çantası şeklinde tasarlanmış kamera çantaları da vardır. Ancak ben içinde matara (su), güneşten koruyucu krem (kokusuz), su kenarına gidiliyorsa sivriler için sinek-kov spreyi, çakı, çakmak ve rehber kitap, not defteri ve kalem bulundurduğum çok fonksiyonlu sırt çantamı tercih ediyorum. Arıların ve diğer hayvanların dikkatini çekmemek için parfüm kullanmamanızı tavsiye ederim. Bakım Ürünleri Toz ve nem, makine ve objektiflerin düşmanıdır. Her yolculuktan sonra araç ve gereçlerinizin tozunu almak için yumuşak temizleme fırçası ve lekeleri gidermek için lens temizleme kağıtları bulundurmak gereklidir. Toz almak amacıyla satılan basınçlı hava spreylerini dikkatli kullanmak ve fotoğraf makinelerinin içine kesinlikle tutmamak gerekir, bu işlem makinenin elektronik perdesine zarar verebilir. Lens temizlemek için satılan solüsyonları mercek üzerinde yapışkan-inatçı lekeler oluşmadıkça önermiyorum, bu tip kimyasallar imalat sırasında mercekler üzerine uygulanmış bulunan kaplamalara zarar verebilir.

http://www.ulkemiz.com/kus-ve-doga-fotografciligi

3.Ulusal ( Uluslararası Katılımlı) Biyologlar Kongresi

16 Nisan 2016DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KONGRE MERKEZİDeğerli Meslektaşlarımız,Biyologlar Dayanışma Derneği olarak 3.Ulusal (Uluslararası Katılımlı) Biyologlar Kongresi’ni düzenliyor olmanın gurur ve sevincini yaşıyoruz.Her geçen gün Biyologlar açısından daha kritik hale gelen düzenlemelere karşı gösterilmesi gereken duruşu sergilemek için Biyologlar Odasının kurulması ihtiyacına dikkat çekmek,  karşılaştığımız sorunların çözüme kavuşması ve biyolojinin hak ettiği yere gelmesi için farkındalık yaratmak amacını güttüğümüz ve bu yıl 3.sü gerçekleştirilecek kongremizi "Dünya’nın Kalbi Biyoloji" temasıyla 16 Nisan 2016 tarihinde sizlerin de katkılarınızla gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu büyük organizasyonda sizleri de yanımızda görmekten onur duyacağız.Kongremize bilimsel katkıda bulunan ve biyolojinin çeşitli dallarındaki gelişmeleri bize aktaran değerli öğretim üyesi hocalarımız, farklı kurumlarda ve özel sektörde çalışan meslektaşlarımız ve kongremize katılarak genç enerjileriyle sinerjimize katılacak  öğrencilerimizle bu ortamı paylaşmak istiyoruz.Yeni yaklaşımların  gözlenmesi, biyolog olarak yaşadığımız sorunlara çözüm bulunması ve  meslektaşlarımızı bir araya getirme, birlik ve beraberliğin sağlanması açısından kongrelerin rolü çok önemlidir. Bu sene üçüncüsünü düzenlediğimiz kongremizde her sene artan sayıda katılımcının olması bizi daha çok heyecanlandırmakta ve sorumluluğumuzu arttırmaktadır.Gün boyu devam edecek olan oturumlarla Dünyanın kalbi olan Biyoloji'nin önemini vurgulayacak, sizlerin de değerli katkılarınızla Biyologların sesini en gür tonda haykıracağız.Mesleğimizin saygınlığının, etki gücünün, ülkemize katkılarının bu işbirliği ile güçleneceği ve bu alanın önemini vurgulamak için bir fırsat yaratacağını biliyor, bu nedenle Yaşamın Olduğu Her Yerde Biyologların Varolması Gerektiği" farkındalığının doğduğu Ankara’ya tüm meslektaşlarımızı bekliyoruz.       16 Nisan 2016 tarihinde Ankara’da yapılacak 3. Ulusal (Uluslararası Katılımlı) Biyologlar  Kongresi’nde buluşmak dileklerimizle…Saygılarımızla,Düzenleme Kurulu AdınaBiyologlar Dayanışma DerneğiKongre Sekreterliği

http://www.ulkemiz.com/3-ulusal-uluslararasi-katilimli-biyologlar-kongresi

Pide Tarifi, Pide Nasıl Yapılır

Pide Tarifi, Pide Nasıl Yapılır

Malzemeler1 paket maya2 su bardağı ılık sütYarım su bardağı ılık suYarım çay bardağı sıvıyağı1 tatlı kaşığı şeker1 yemek kaşığı tuz5 - 5.5 su bardağı unHamura şekil vermek için 1 yemek kaşığı un 5 yemek kaşığı su (un ve suyu iyice karıştırın,sıvı bir karışım olması gerek,koyu olduysa su ilave edin.) Üzeri için 1 yumurta sarısı1 yemek kaşığı sıvıyağıSusamÇörek otuYapılışıDerin bir kaba mayayı, sütü ve şekeri ekleyin 10 dakika bekletin. Diğer malzemeleri ekleyin ve yoğurun. 45 dakika mayalanması için bekletin. Mayalanan hamuru 3 parçaya bölün, tezgaha un serpin ve her parçayı elinizi unlayarak açın, istediğiniz şekli verin. Açtığınız hamuru yağlı kağıt sermiş olduğunuz tepsiye yerleştirin. Elinizi unlu sulu karışıma batırarak önce kenar kısımlarına sonra orta kısma iyice bastırarak kare veya baklava dilimi şekli verin. Bu işlemi yaparken sürekli eliniz unlu sulu karışama batırarak yapın. Bu pişerken şeklinin kaybolmaması için önemlidir. Unlu sulu karışımla yapmak istemeyen bıçakla çizikler atarakta yapabilir. Hazırladığınız ekmeklerin yarım saat mayalanmasını bekleyin. İz yaptığınız yerlere tekrar çatal ile izler yapın. Üzerine yumurta sarısı sürün bolca çörek otu ve susam serperek önceden ısıttığınız 200 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin. Afiyet olsun

http://www.ulkemiz.com/pide-tarifi-pide-nasil-yapilir

Aşure Tarifi

Aşure Tarifi

Malzemeler3 su bardağı buğday,1 su bardağı nohut,1 su bardağı fasulye,1 su bardağı fındık,1 çay bardağı pirinç,1 fincan kuru üzüm,1 fincan kıyılmış kuru kayısı,1 portakal kabuğu,1/2 kg. süt,1 kg. toz şekersusam,nar,badem,ceviz,Akşamdan:1-)Buğday bir taşım kaynatılır ve sıcak suyun içinde bırakılır,2-)Nohut bir taşım kaynatılır ve sıcak suyun içinde bırakılır,3-)Fasulye de bir taşım kaynatılır ve sıcak suyun içinde bırakılır,Sabah:1-)Şişmiş ve yumuşamış fasulyelerin kabukları çıkartılır,2-)Aynı şekilde nohutların da kabukları çıkartılır,3-)Her ikisi iyice durulanır ve bir tencerede birlikte yumuşayıncaya kadar kaynatılır.Bir kenara alınır.4-)Buğday yedi-sekiz kez sarı suyu tamamen çıkana kadar yıkanır.Aşure tenceresine alınır.Tencerenin yeterli büyüklükte olmasına dikkat edilir.Üstünü üç-dört parmak geçecek şekilde sıcak su eklenerek önce harlı ateşte , kaynamaya başladıktan  sonra  orta ateşte pişirilmeye başlanır.5-)Bir kenarda sürekli sıcak suyun hazır olması gerekmektedir.6-)Buğdayların pişmesine yakın ayrı bir kapta yıkanan ve durulanan pirinçler süzülüp aşure tenceresine ilave olunur.10-15 dakika pişirilmeye devam olunur.7-)Buğdaylar ve pirinçle pişince daha önce hazırlanıp bir kenara alınan fasulyeler ve nohutlar da aşure tenceresine ilave olunarak 10-15 dakika daha devam olunur,8-)Bu arada kuru üzümler ve ince kıyılmış kuru  kayısılar ayrı bir yerde sıcak su ile renkli suları çıkana kadar yıkanır,süzülür ve bunlar da aşure tenceresine fındıklarla birlikte  eklenerek 10 dakika kadar pişirilmeye devam olunur.9-)Bir portakal yıkanır.Kabuğu çok ince rendelenir. Bir yemek kaşığı kadar ince rendelenmiş portakal kabuğu da tencereye eklenir.10-)Süt ve şeker  de aşure tenceresine ilave olunarak 15 dakika daha pişirilir.11-)Kaselere alınır.Üstü kavrulmuş susam ,nar ,ceviz ve bademle süslenerek sunulur.Dikkat edilecek hususlar:1-)Aşure buğdayın ilk kaynama aşamasında harlı daha sonra sürekli olarak orta ateşte pişirilmelidir,2-)Aşure tenceresi sık sık karıştırılarak dibinin tutması engellenmelidir,3-)Suyu azaldıkça sıcak su ilavesi yapılmalıdır.Aşurenin kıvamı sıcak su ile ayarlanır. Fikret ESMEROK

http://www.ulkemiz.com/asure-tarifi

Sandoz  İlaç kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir

Sandoz İlaç kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir

İlk olarak Basel’de Dr. Alfred Kern (1850 – 1893) ve Edouard Sandoz (1850 – 1893) tarafından Kern & Sandoz Kimya Şirketi kurulur.

http://www.ulkemiz.com/sandoz-ilac-kim-kurdu-sektordeki-yeri-nedir

Fuzuli Kimdir ?

Fuzuli Kimdir ?

Türk Edebiyatı, lehçe özellikleri göz önünde tutularak üç kısımda incelenir; Çağatay Edebiyatı, Anadolu Edebiyatı ve Azeri Edebiyatı. Fuzûlî, Azeri Edebiyatına mensup bir şairdir. Fakat Fuzûlî her ne kadar Azeri Edebiyatına mensup olsa da, ünü sınırlarını aşmış, tüm dünya tarafından tanınan bir şair olmuştur.Fuzûlî, 16. yüzyılda yaşamış bir şairdir. Fuzûlî’nin asıl adı mehmed ya da mehemmed’dir. Babasının adı Molla Süleyman’dır. Fuzûlî’nin adı kaynaklarda Fuzûlî Mehmed (Mehemmed) bin Süleyman olarak geçer. Bunların dışında Fuzûlî’nin doğum-ölüm yeri, tarihi hakkında bilinenler sınırlıdır. Riyazi Tezkiresi’ndeki “Çün hak-i Kerbelast Fuzûlî makam-ı men” cümleye dayanılarak Fuzûlî’nin Kerbela’lı olduğu söylenmiştir. Müverrih Ali, Künhü’l ahbar adlı eserinde Fuzûlî’nin Bağdat’lı olduğunu söyler. Hasan Çelebi ve Sadıki de tezkirelerinde Fuzûlî’nin Hille’li olduğunu söylerler. Sonuç olarak Fuzûlî’nin doğum yeri tam olarak bilinmese de Kerbela-Bağdat-Orta Doğu civarlarında olduğu anlaşılır.Fuzûlî, eski bir Oğuz aşireti olan Bayat boyundandır. Ve Fuzûlî’nin Farsça Divan’ının öz sözünde belirttiğine göre ana dili Türkçe’dir. Fuzûlî’nin ne derecede bir öğrenim yaptığı tam olarak bilinmese de, Türkçe Divan’ının ön sözünde belirttiği üzere küçük yaşta okula başladığı, önce aşıkane şiirler yazdığı, sonra bunları sığ bulup bilime yöneldiğini, tüm bilimleri öğrenip şiirlerine temel olarak bilimi oturttuğunu ve şiirlerindeki ustalığı göz önünde tutarsak Fuzûlî’nin çok iyi bir eğitim aldığını anlarız. Fuzûlî, çocuk yaşta şiirler yazmaya başlamıştır ve ilk yazdığı şiirler aşıkane şiirlerdir. Daha sonra Fuzûlî kendi şiirlerine baktığında bu tamamen maddi aşka yönelmiş şiirleri beğenmemiş ve kendi deyimiyle hepsini yırtıp atmıştır. Daha sonra Fuzûlî ilim tahsiline yönelmiş, bütün akli ve nakli ilimleri öğrenmiş, şiirlerini bu doğrultuda şekillendirmiştir. Kaynakların Fuzûlî’yi Mevlana diye anmalarından ve eserlerinden de Fuzûlî’nin alim bir şair olduğu anlaşılmaktadır.Fuzûlî, tüm ömrünü Hille-Kerbela-Necef-Bağdat arasında çok dar bir bölgede geçirmiştir. Bunu Türkçe Divan’ının ön sözünde şöyle açıklamıştır; “Menşe’ ve mebde’im Irak-ı Arab olup, tamami-i ömrümde gayrı memleketlerde bulunmadığıma….” Fuzûlî’nin yaşadığı topraklar o devirde Osmanlı ve İran orduları tarafından pek çok kez alınmış, elden ele geçmiş, pek çok savaş görmüştür. Bu karışık devirde Fuzûlî’nin bir koruyucu bulamadan (o devirde iyi ve tanınmış şairler, padişahlar, devlet büyükleri vs tarafından korunup kollanırlardı) yoksulluk içinde bir ömür sürdüğünü hem kendi eserlerinden hem de başka kaynaklardan anlıyoruz. Hatta bazı kaynaklarda Fuzûlî’nin türbe bekçiliği yaptığından, geçimini bununla sağlamaya çalıştığından söz edilir.Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı aldığı sıralarda Fuzûlî’nin biraz rahata kavuşmuş olduğu söylenebilir. Bu arada şair, padişaha “Geldi burc-ı evliyaya padişah-ı namdar” dizesinin bulunduğu kasideyi sunmuştur. Bununla kalmayıp padişaha birkaç kaside daha, İbrahim Paşa ve çeşitli devlet büyüklerine de kasideler, gazeller sunmuştur. Bu kasidelerin karşılığı olarak devlet büyüklerinden, özellikle bir çok kaside yazdığı Ayas Paşa’dan yardım gördüğü anlaşılıyor. Fuzûlî’nin, Hayali Beg ve Yahya Beg gibi tanınmış şairlerle tanışması da bu sefer sırasında olmuştur. Hatta Hayali Beg ve Yahya Beg Fuzûlî’yi Leyla ve Mecnun’u yazmasında teşvik etmişlerdir.Fuzûlî’nin devlet büyüklerine sunduğu bu kadar kasideye karşlık Osmanlı’dan yeteri kadar ilgi görmediği, hayatını güvence altına alamadığı da açıktır. Hatta kendisine vakıf gelirlerinden bağlanan 9 akçe maaşını alamamış ve bunun üstüne Nişancı Celalzade’ye o ünlü “selam verdim, rüşvet değildür deyü almadılar…” beyitli Şikayetname’yi yazmıştır.Fuzûlî ister isen izdiyad-ı rütbe-i fazlDiyar-ı Rumı gözet terk- baki-i Bağdat etBu beyitlerden anladığımız üzere Fuzûlî çektiği geçim sıkıntısı sebebiyle Anadolu şairlerinin gördükleri saygı ve yaşadıkları rahat hayata imrendiği, vatanı olan Bağdat’ı bırakıp Osmanlı ülkesine gitmek istediğini anlıyoruz. Fuzûlî her ne kadar bunun için uğraşsa da hatta şehzade Bayezid’e mektuplar yazıp kendisini yanına aldırtmaya çalışsa da bunda başarılı olamamıştır.Fuzûlî, devrin çeşitli şairlerinin tezkirelerinde “Göçdi Fuzûlî” tamlamasıyla verdikleri parçalara bakarak Fuzûlî’nin 1556 yılı civarlarında öldüğünü anlıyoruz.Fuzûlî, “boş, gereksiz” anlamına gelen bu mahlası niye aldığını Türkçe Divanında açıklamıştır. Fuzûlî önceleri daha güzel mahlaslar almış ve bu mahlaslarla güzel şiirler yazmıştır. Fakat bu mahlasların bir çok şair tarafından da benimsenip kullanılmasından ve ortaya bir karışıklık çıkmasından korkmuş ve kendisine kimsenin beğenip almayacağı Fuzûlî mahlasını almıştır.Fuzûlî, alim bir şairdir. Arap, Fars ve Türk dillerini ve bu dilin edebiyatını çok iyi öğrenmiştir. Zamanının bütün geçerli ilimlerini okumuş, bilgi sahibi olmuştur. Türkçe Divan’ının mukaddimesinde şiir hakkındaki düşüncelerini açıklarken şöyle demiştir: ” ilimsiz şiir esası (temeli) olmayan bir divar (duvar) gibidir. Esassız divar gayette bi-itibar olur (yıkılır)”. Gençliğinde aşk şiirleri yazdığını, ama sonradan gençlik hevesiyle yazılmış bu şiirlerin uzun ömürlü olamayacaklarını ve şiirin ilimle beslenmesi gerektiğini anlayarak ilime yöneldiğini anlatır.Fuzûlî cahilliği asla bağışlamaz. Yine Türkçe Divan’ının mukaddimesinde üç türlü insandan yakınır. birincisi cahil katipleri ikincisi kötü şiir okuyanları üçüncüsü şair geçinenler.Fuzûlî hemen hemen doğrudan hiçbir şairin etkisi altında kalmamıştır. Üstün ve yetenekli bir şairdir. Kendisinin de dediği gibi doğduğu çevreden çıkmamış, başka şairlerle pek fazla etkileşim kurmamıştır. Fakat bununla birlikte, Fuzûlî’nin her üç edebiyatı (Arap, Fars, Türk) da takip ettiği bellidir. Her şair gibi onun da beğendiği şairler vardır. Mesela Habibi Fuzûlî’nin beğendiği bir şairdir. Keza Necati Beg’de öyle. Fakat daha önce dediğim gibi Fuzûlî hiç bir şairden doğrudan etkilenmeyecek kadar üstün bir şairdir.Fuzûlî’nin bu kadar üstün olmasının sebebi ne? Fuzûlî’yi diğer şairlerden farklı kılan ne? Bunları anlamak için Fuzûlî’nin şiirlerinin özelliklerine bakmalıyız. Fuzûlî’nin şiir özelliklerini şöyle sıralayabiliriz;1) Fuzûlî, her şeyden önce bir aşk şairidir. Tüm şiirlerinde aşkını anlatmıştır. Bu aşk, maddi aşktan başlayarak ilahi aşka doğru gider. Fuzûlî’de aşkın böyle beşeri aşktan yavaş yavaş sıyrılıp ilahi aşka gittiğini en güzel Leyla ve Mecnun mesnevisinde görürüz. Leyla ile Mecnun’un aşkları okulda maddi aşk olarak başlar ve sonunda ilahi aşka dönüşür. Fuzûlî’nin aşkına konu olan sevgili, somut olarak kendini belli etmez.Tasavvuf, Fuzûlî’nin şiirlerinde çok önemli bir unsurdur fakat Fuzûlî’de tasavvuf bir gaye değildir. Fuzûlî, tasavvufu sanat yönünden görmüştür. İlk amaç sanattır, tasavvuf bu sanatın içinde eritilmiştir. Yani Fuzûlî’nin şiirlerinde tasavvuf açıkta değil, şiirin derinliklerine gizlenmiştir. Bu durum Fuzûlî’nin eserlerinde benzersiz, girift bir yapı oluşturur. Anlaşılması için okuyucunun hazırlıklı olması gerekir.2) Fuzûlî bir ızdırap şairidir. Aşkı hep hüzün, keder, acı yönüyle görür. Kavuşmayı, neşeyi, mutluluğu istemez. Acı çekmekten hoşlanır. Fuzûlî’ye göre çekilen acılar insanı olgunlaştırır. Bu durumun, yani Fuzûlî’nin bir ızdırap şairi olmasının nedeni, yaşadığı çevre ve hayat koşullarıdır. Fuzûlî’nin bu ızdırap yönü sayesinde, Türk Edebiyatında bir çok kez yazılan Leyla ve Mecnun hikayesin, en mükemmel şekilde Fuzûlî yazmıştır. Çünkü eserin konusu Fuzûlî’ye oldukça uygundur.3) Mazmun bulmak ve kullanmadaki ustalığı, Fuzûlî’yi diğer şairlerden ayırır. Fuzûlî’nin bu konudaki ustalığı, mazmunları şiirinde bir hasırın telleri gibi örülmüş ve iç içe geçmiş girift bir yapıda kullanmasıdır. Fuzûlî’nin şiirlerine baktığımızda anladığımız bir ilk anlam vardır. Bunu çoğu kişi ilk bakışında anlar ve beğenir. Fakat şiirlerde bir de derinlere inildikçe anlaşılan, üzerine düşüldükçe idrak edilen başka anlamlar da vardır ki bu anlamları bulabilmek için konuya hakim olmak, belli bir bilgi birikimine sahip olmak gerekir. Yani her bilgi ve kültür düzeyindeki insan Fuzûlî’yi kendi seviyesine göre anlar ve sever. Herkes Fuzûlî’nin şiirlerinden kendine göre bir anlam çıkartabilir. İşte bu Fuzûlî nin şiirlerine benzersiz ve değerli kılar.4) Fuzûlî’nin şiirlerindeki dil içten ve samimidir. Lirizm yüksektir. Fuzûlî’nin şiirleri anlam bakımından kusursuzdur fakat beyitlere ilk baktığımızda sanki üzerinde hiç düşünmeden, o anda aklına geldiği gibi söylenmiş gibi hissederiz. Bu sanata sehl-i mümteni denir.Her büyük şair gibi Fuzûlî’nin de kendi devrinde ve daha sonra yaşayan şairler üzerinde şüphesiz ki büyük etkileri olmuştur. Şiirleri çok geniş kesimlere yayılmış, okunmuş ve benimsenmiştir. Çoğu şair kendi örnek olarak Fuzûlî’yi almış ve onun şiirlerine nazireler yazmıştır. Fuzûlî hiç şüphesiz ki geçmişten beri şairlerin ve şiir tutkunlarının en büyük üstadlarından biri olmuş, okunmuş ve sevilmiştir.Son olarak Fuzûlî’nin bir kaç şiirine örnek verelim:Hansı gülşen gülbüni serv-i hıramanunca var Hansı gülbün üzre gonce la’l-i handanunca var(Hangi gül bahçesinin gül fidanı senin salınan selvi boyun kadar uzundur? Hangi gül fidanındaki gonca senin gülen dudaklarına benzer)Hansı gülzar içre bir gül açılur hüsnün kimi Hansı gül bergi leb-i la’l-i dür-efşanunca var(Hangi gül bahçesinde senin yüzün gibi bir gül açılır? Hangi gül yaprağı senin inci saçan kırmızı dudağın gibidir?)Hansı bağun var bir nahli kadün tek bar-ver Hansı nahlün hasılı sib-i zenahdanunca var(Hangi bağın senin boyun gibi meyveli bir fidanı var? Hangi fidanın meyvesi senin çenenin elmasına benzer?)Hansı huni sen kimi cellada olmuşdur esir Hansı celladun kılıcı nevk-i müjganunca var(Hangi idam mahkumu senin gibi bir cellada tutsak olmuştur? Hangi celladın kılıcı senin kirpiklerinin ucu gibi sivri ve keskindir?)Hansı bezm olmış münevver bir kadün tek şem’den Hansı şem’ün şu’lesi ruhsar-ı tabanunca var(Hangi toplantı senin boyun gibi bir mumla aydınlanmıştır? Hangi mumun ışığı senin parlak yanağın gibidir?)Hansı yerde tapılur nisbet sana bir genc-i hüsn Hansı gencün ejderi zülf-i perişanunca var(Sana benzeyen bir hazine nerede bulunur? Hangi hazineyi bekleyen ejderha senin dağınık saçlarına benzer.)Hansı gülşen-i bülbülin derler Fuzuli sen kimi Hansı bülbül nalesi feryad-u efganunca var(Fuzuli, hangi gülbahçesinin bülbülünün sana benzediğini söylerler? Hangi bülbülün iniltisi senin haykırışın gibidir?* * * *Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mıFelekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mıKamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mıŞeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mıGûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mıGâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mıDeğildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mıFuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mıDiğer önemli eserleri ise şunlardır:-Arapça Divanı-Farsça Divanı-Türkçe Divanı-Şikayetname-Leyla vü Mecnun-Hadikatü’s Süeada-Hef-Cam-Su KasidesiYazar: Gazanfer TUFANKaynak: http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/fuzuli-kimdir-

Azot Döngüsü Nedir? Nasıl Gerçekleşir?

Azot Döngüsü Nedir? Nasıl Gerçekleşir?

İsmi özellikle coğrafya ve fen alanında oldukça sık duyulan azot döngüsü olayı doğadaki azotun madenler, hayvanlar ve bitkiler arasındaki dağılımını saplayan döngüdür.Azot elementi ise, proteinin oluşmasındaki temel bileşendir. Sadece buradan düşünüldüğünde, protein hücreyi meydana getirir ve azot olmasa canlı olmaz denilebilir.Yani azot elementi canlıların yaşamı için oldukça önemli bir elementtir.Azot elementinin canlı vücudundaki oranına bakıldığında ise, vücutta yer alan vitaminlerin, nükleik asitlerin ve proteinlerin yapısında %15 oranına azot yer almaktadır.Atmosfer açısından bakıldığında ise, atmosferin %78’ini azot elementi oluşturmaktadır. Azot, havada serbest halde bulunmasına rağmen, canlılar bu elementi doğadaki haliyle kullanamazlar. Azot gazının canlıların kullanabilmesi ve doğada tüketimden dolayı bitmemesi için, bir döngüye ihtiyaç duyulmaktadır. Havada bulunan azot elementi, birtakım değişimlere uğramaktadır. Doğada gaz halinde yer alan azot, toprakta azot tuzları haline getirilir. Bu işlem ise, ancak iki tür gerçekleşmektedir.Bunların birincisinde ise; havada yer alan azot, yeryüzüne yağmur, yıldırım ve şimşek gibi hava olayları sayesinde, nitrik asite dönüşerek inmektedir. Yeryüzüne inen nitrik asit, toprakta bakteriler tarafından azot tuzlarına ve nitratlara dönüştürülür ve azot dolaylı yoldan bitkiler tarafından kullanılır.İkinci olarak ise; azottaki dönüşüm azot bakterileri tarafından gerçekleştirilir. Bu bakteriler toprakta yer alır ve havadaki azotu doğrudan olarak toprağa çekerler. Havada gaz halinde bulunan azot, bazı baklagillerin köklerinde yer alan ve azot bakterileri tarafından, suda kolay çözünme özelliği olan azot tuzlarına dönüştürülür. Suda oldukça kolay çözünebilen bu tuzlar, çözünme işleminden sonra bitkilerin kökü tarafından suyla birlikte emilir.Bilindiği gibi, bitki yaprakları fotosentez yapmaktadır.Bu fotosentezin sonucunda, azot kullanılır ve bitkisel yapıda protein üretilmiş olur.Bu proteinler, bitkilerin yenilmesiyle hayvanlara geçer.Hayvanlardan da, insanlara geçer. Bitkilerce bitkisel protein olarak üretilen besin, insan ve hayvanların yapısında hayvansal proteine dönüştürülür.Bu olay, azotun tüketilmesiyle alakalıdır. Fakat azot döngüsünde, azotun hem tüketilmesi hem de bitmemesi öngörülür. Yani azotların havaya tekrar dönmesi gerekmektedir. Bu da, canlıların öldükten sonra toprağa karışmasına ve burada azot bakterileri tarafından proteinlerin ayrıştırılıp doğaya verilmesiyle mümkündür.Canlı yaşamı için oldukça önemli bir yapıya sahip olan azot, canlılar tarafından dolaylı olarak kullanılır ve yaşamın devamı sağlanır. Azot döngüsünün bu devamlılık içerisindeki rolü bu şekildedir.Yazar: erdoğan gulhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/azot-dongusu-nedir-nasil-gerceklesir

Kuşların Göç Rotaları

Göç stratejisi ve rotaları türler arasında değişiklik göstermesine rağmen süzülen göçmen kuşların göçü daha çok ilgi çekmekte. Leylek, kartal, şahin gibi geniş, büyük kanatlı ve iri kuşlar göç sırasında sürekli kanat çırpma (aktif uçuş) yerine süzülerek uçuşu tercih ederler. Bu uçuş şeklinin aktif uçuşa göre 23 kat daha az enerji gerektiriyor olması bu iri kuşların niye süzülerek göç ettiğini açıklıyor. Güneş ışığının yeryüzünü ısıtmasıyla birlikte yerden yükselen sıcak hava akımları (termaller) içine giren kuşları hızla yukarı kaldırabilmekte. Bu yükselme sırasında dönerek sıcak hava sütunu içinde kalmayı başaran kuşlar termalin gücüne göre zaman zaman kilometrelerce yüksekliğe ulaşmaktalar. Bir sonraki termale kadar göç rotası üzerinde süzülerek ilerleyen kuşlar çok az kanat çırparak termallerin uygun olduğu zamanlarda bir günde 400 kilometrelik mesafeleri katedebilirler. Termaller sadece gündüz saatlerinde ve karalar üzerinde oluşur. Bu sebeple süzülen göçmen kuşların rotaları karalar üzerinde ve büyük su kütlelerini en dar noktadan geçen güzergahlardan oluşuyor. Doğu Avrupa ve Afrika arasındaki en kısa karasal bağlantı Türkiye üzerinden geçer. Süzülen kuşlar denizi geçmek zorunda oldukları durumlarda Boğaziçi, Çanakkale Boğazı gibi en dar noktaları tercih ederler. Ayrıca yüksek dağları da aşarken Arhavi ve Borçka /Artvin ve Belen/Hatay gibi daha alçak olan geçitleri kullanırlar.  İlkbahar göçünde Afrika Rift vadisi uzantısı takip ederek Hatay`a ulaşan süzülen göçmen kuşlar kuzeydoğu ve kuzeybatı yönlerine doğru göçe devam ederek, Boğaziçi`ni geçerek kuzey Trakya`ya ve Balkanlar`a, diğer kol da Artvin üzerinden Kafkaslar`a ve daha kuzeydeki üreme alanlarına ulaşırlar. Sonbahar göçünde de aynı güzergah üzerinden Afrika`ya geri dönerler. Bu kuşların bir kısmı Türkiye üzerinden sadece geçit yaparken Leylek (Ciconia ciconia) gibi bazı türler de hem geçit yapmakta, hem de üremek amacıyla kalmakta. Küçük Orman Kartalı`nın (Aquila pomarina) bütün dünya populasyonu Türkiye üzerinden göç etmekte. Boğaziçi, Belen Geçidi (Hatay) ve Arhavi-Borçka`dan ilkbahar ve sonbahar göçünde yüzbinlerce süzülen kuş geçmesine rağmen bu noktalar göç izleme ve koruma çalışmaları açısından uluslar arası düzeyde yeterince tanınmıyor. Kuş Araştırmaları Derneği tarafından Hatay Belen Geçidi`nde gerçekleştirilen süzülen kuş göçü çalışmasında ilkbahar ve sonbaharda toplam 150.000`den fazla süzülen göçmen kuş kaydı ile türlerin göç rotaları, takvimleri ve göçün mevsimsel ve gün içerisindeki dağılımı ortaya çıkartıldı.   bet365 Bonus joomla & wordpress theme bet365 Greec

http://www.ulkemiz.com/kuslarin-goc-rotalari

ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları

ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları

Türkiye'de varolan dağcılık örgütleri içerisinde sürekli olarak önder konumunu korumuş, Türkiye Dağcılık Federasyonu'ndan (TDF) bile daha köklü bir geçmişe sahip olmuş, Türkiye'nin bilimsel ve sistematik bir yaklaşımla dağcılık ve kayak eğitimleri veren ilk ve tek doğa sporları okulu olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Dağcılık ve Kış Sporları Kolu'nun (ODTÜ-DKSK) temel eğitim programı dahilinde her yıl tekrarlanan teorik eğitimlerinin ilk ayağı Dünya dağcılık tarihi, Türkiye Dağcılık tarihi, DKSK tarihi ve de son olarak Dağcılığın etik tarafı, diğer bir deyişle "felsefe" adı altında topladığımız DKSK'nın ilkeleridir. DKSK içinde yürüyüş ve kampçılık ile başlayan ve yıllar süren dağcılık eğitimi sonunda kişi eğer isterse 8000 metrelik Himalaya doruklarına çıkabilecek bir bilgi ve tecrübe seviyesine erişebilmekte veya Türkiye'de bulunan çok ileri zorluk derecesi olan kaya duvarlarına tırmanabilmektedir. Ancak bu somut teorik ve pratik eğitimler ve tırmanışlar dışında, kağıda dökülmesi zor olan bir başka boyut vardır ki, bu da DKSK'da özellikle 1970'lerde şekillenmiş olan dağcılık anlayışı ve pratiğidir. Türkiye'de dağcılık alanında bir "DKSK ekolü" olarak tanımlanan yaklaşımın olması ve diğer tüm dağcılık uygulamalarından farklılık göstermesi de buna bağlıdır. Dolayısı ile DKSK'da yapılan spor anlayışını bu yaklaşım ve ilkeler zincirinden ayırmak imkansızdır. Yaptığımız sporu tek yönlü olarak görmeyip, ekip anlayışı, çevre koruması, yöre insanlarına saygı gibi konularla beraber algılamak gerekmektedir. Olduğu yerde sayan bir dağcılık anlayışını red ettiğimizden dolayı, bireysel dağcılık anlayışımızı ve Türkiye dağcılığını ilerilere taşımak için geçmişi de bilmek gerekir. Her ne kadar yeni başlayan arkadaşlara önemsiz gözükse de, ileride bu bilgilerin anlamı çok daha belirginleşecektir. Aynı şekilde tamamı ile amatör bir şekilde varlığını 32 yıldır sürdüren DKSK'nın iç yapısını ve işleyişini bilmek gerekmektedir. Anlatacaklarım bu çerçevede olacaktır. Ancak dağlara bizleri asıl bağlayan duygulaşımları elbette ki burada sizlere anlatmam imkansızdır. Onları ancak yaşayarak elde edeceksiniz. Yine de o coşkuyu bir parça da koklamanız için anlatımın sonunda sizlere bir dizi slayt göstereceğim. http://dksk.metu.edu.tr

http://www.ulkemiz.com/odtu-dagcilik-ve-kis-sporlari

Fotoğraf makinesi nasıl çalışır?

Fotoğraf makinesi nasıl çalışır?

Fotoğraf makinelerinin günümüzde bin bir çeşidi var desek yalan olmaz. İşte bu makinelerin elektronik parçalarını çıkardığımız zaman geriye kalan ışık geçirmez bir kutudur.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-makinesi-nasil-calisir

Fotoğraf Nedir ?

Fotoğraf Nedir ?

Fotoğraf: Yunanca Photos ‘ışık’ ve Graphos ‘çizmek’ sözcüklerinin birleşmesinden oluşan terim. Optik ve kimyasal süreçleri kullanarak yüzey üzerinde kalıcı görüntü elde etme. İngilizce ‘Photography’ sözcüğünün karşılığıdır.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-nedir-

Selçuk Efes Müzesi

Selçuk Efes Müzesi

Efes Müzesi, Efes ve yakın çevresinde bulunan Miken, Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait önemli eserlerin yanı sıra kültürel faaliyetleri ve ziyaretçi kapasitesi ile de Türkiye'nin en önemli müzelerinden biridir.  Efes Müzesi'nin ağırlıklı olarak bir antik kentin eserlerini sergileyen müze olması nedeniyle kronolojik ve tipolojik bir sergileme yerine eserlerin buluntu yerlerine göre sergilenmeleri tercih edilmiştir. Buna göre salonlar Yamaç Evler ve  Ev Buluntuları Salonu, Sikke ve Hazine Bölümü, Mezar Buluntuları Salonu, Efes Artemisi Salonu, İmparator Kültleri Salonu olarak düzenlenmiştir. Bu salonların yanı sıra müze iç ve orta bahçelerinde çeşitli mimari ve heykeltraşlık eserleri bahçe dekoru içinde ve uyumlu olarak sergilenmektedir. İki büyük Artemis heykeli, Eros başı, Yunuslu Eros heykelciği, Sokrates başı, Efes Müzesi'nin dünyaca tanınmış ünlü eserlerinden bazılarıdır.  Efes Müzesi koleksiyonlarında halen yaklaşık 50.000 eser bulunmaktadır. Bu sayı her yıl sürdürülen arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan veya çevre halkının bağış yoluyla getirdiği eserler ile artmakta, müze koleksiyonları zenginleşmektedir. Bu eserlerin kısa süre içinde bilim dünyasının ve insanlığın hizmetine sunulması düşüncesiyle Efes Müzesi'nde "Yeni Buluntular Salonu" oluşturulmuştur. Ancak, bu salon her zaman yeterli gelmemekte, diğer salonlardaki sergilemelerin de yeni buluntular ışığında ve çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak yenilenmesi gerekmektedir.  Bu anlayışa uygun olarak Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonunda yapılan yeni düzenlemede buluntu gruplarını bir arada sergileyerek konu bütünlüğü oluşturulması amaçlanmıştır. Salonda günlük yaşam konusu içinde her çağdaki insan için vazgeçilmez gereksinimler olan tıp ve kozmetik aletleri, takıları, ağırlıklar, aydınlanma araçları, müzik ve eğlence buluntuları ve dokuma araçlarından örnekler; ev kültü ve dekorasyonunda kullanılan heykelcikler, imparator ve tanrı heykelleri, büstleri ve mobilyalar sergilenmektedir. Salonun bir bölümünde Efes Yamaç Evler'den "Sokrates Odası" olarak bilinen bir oda fresk, mozaik ve çeşitli mobilyalardan oluşan dekoru içinde foto-mankenler ile düzenlenmiştir.  Efes Müzesi'nin müze, Efes ve Selçuk içinde yeni düzenlemeler sonucu ziyarete açılan yeni bölümleri;  1- Arasta ve Hamam Bölümü: Müzenin orta bahçesine bitişik, müze ile bütünlük oluşturan bölümde eski Türk kasabalarında ticaret hayatı ve kaybolmaya yüz tutan çeşitli el sanatları canlı olarak sergilenmektedir. Tarıma bağlı yöresel yaşamda önemli yer tutan tahıl öğütme sistemi (değirmenler) gelişimi ve farklı tipleri ile; bakırcılık ve gözboncuğu yapımı; Türk çadırlarının sergilendiği bölüm içinde eski Türk yapısı ve 16. yüzyıla ait Osmanlı hamamı da restore edilerek sergi alanında değerlendirilmiştir.  2- Ayasuluk Kitaplığı: Efes Müzesi'nin arka sokağı içindeki eski bir Türk yapısı (14. yüzyıl) müze tarafından restore edilmiş ve semt halkının günlük gazete veya kitap okuyabileceği küçük bir kitaplık işlevi kazandırılmıştır.  3- Görme Engelliler Müzesi: Efes aşağı Agoradaki antik dükkânlardan biri restorasyonu yapılarak görme engellilerin gezebileceği bir müzeye dönüştürülmüştür. İki bölümden oluşan bu müzede kopya ve orijinal eserler sergilenmektedir.  

http://www.ulkemiz.com/selcuk-efes-muzesi

Astronomi Fotoğrafçılığı

Astronomi Fotoğrafçılığı

Öncelikle ”Uzun Pozlama Nedir ?” Sorusuyla Başlayalım. Uzun Pozlama Enstantane Hızının Çok Yavaş olduğu Pozlamalardır.

http://www.ulkemiz.com/astronomi-fotografciligi

Manzara Fotoğrafçılığı

Manzara Fotoğrafçılığı

Birkarefotoğraf olarak yeni bir yazı dizimizle karşınızdayız. Bu yazı dizimizde sizlere çekim tekniklerinden bahsetmeye çalışacağım. Çekim teknikleri ‘’fotoğraf öğretisi ‘’nin temel direklerinden biridir.

http://www.ulkemiz.com/manzara-fotografciligi

II. Mustafa (1695 - 1703)

II. Mustafa (1695 - 1703)

Sultan İkinci Mustafa, 6 Şubat 1664 günü, İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Sultan Dördüncü Mehmed, annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan'dır. Annesi Girit asıllıdır. Kuvvetli bir ilim tahsili yaptı. Tahta geçtiğinin üçüncü günü yapacağı işleri anlatan bir hatt-ı hümâyûn yayınladı. Yazısında: "Zevk, sefa ve rahatı kendimize haram eylemişizdir" diyordu. Yine vezirlerinden birine yazmış olduğu yazı şöyledir: "Bana ağırlık ve hazine lâzım değil. Yerine göre kuru ekmek yerim. Vücudumu din uğruna harcarım. Sıkıntının her çeşidine sabrederim. Milletime hizmet tamam olmadıkça, seferden dönmem. Elbette sefere bizzat kendim giderim". Erkek çocukları: Birinci Mahmud, Üçüncü Osman, Üçüncü Ahmed, Küçük Ahmed, Hüseyin, Selim, Mehmed, Murad, Osman Kız çocukları: Ümmügülsüm, Ayşe, Emetullah, Emine, Rukiye, Safiye, Zahide, Atike, Fatma, Zeyneb, Zahide.

http://www.ulkemiz.com/ii-mustafa-1695-1703

Adana Usulü Peynirli Sıkma Tarifi

Adana Usulü Peynirli Sıkma Tarifi

Hamur Malzemeleri; 4 su bardağı elenmiş un 1 yemek kaşığı tuz 1 yemek kaşığı toz maya 1 tatlı kaşığı şeker Alabildiğine un Unu, yoğurma kabının içine eleyelim,ortasını elimizle açıp içine maya ve şekeri katıp, az su ile mayayı eritelim.tuzunu serpelim az az ılık su ekleyerek ortadan dışa doğru karıştırıp ele yapışmayan bir hamur yoğuralım.Üzerini örtüp yarım saat dinlendirelim.Dinlenen hamurdan yumurta büyüklüğünde parçalar kopartıp yuvarlayalım.bir hamur bezesi alıp üzerini altını unlayalım, merdane yardımıyla tatlı tabağı büyüklüğünde çok kalın kalmamak şartıyla açalım.Açılan hamurları unlayıp pişirmek üzere kenara alalım.Tüm hamurlar bitene kadar işlemi tekrarlayalım. Sıkma İç Malzemeleri; 600 gram karışık peynir(Lor,Bidon,Beyaz peynir,) 2 orta boy soğan(Küp doğranacak) 1 demet maydanoz(İnce kıyılacak) 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber 3 yemek kaşığı zeytinyağ 2 yemek kaşığı tere yağ (Hamuru yağlamak için) Zeytinyağ, kırmızı biber ve soğanları kavuralım, soğuduktan sonra, kıyılmış maydanoz ve peynir karışımını ekleyip iyice karıştırıp iç harcı hazır hale getirelim.Tuzunu kontrol edip, gerekliyse ekleyelim.Teflon tavayı ocağa alıp altını açalım tava ısınınca açtığımız hamurdan bir tane tavaya alıp önlü arkalı çok kurutmadan pişirelim, pişen hamuru ekmek tahtasının üzerine alıp içine tereyağ sürelim bir yemek kaşığı kadar peynir harcından katıp hızlıca hamur soğumadan kendi etrafın da rulo yapar gibi yuvarlayarak saralım.Tüm açılan hamur ve iç bitene kadar işlemi tekrarlayalım.Pişen sıkmaları kuruma yapmasın diye bir saklama kabı içine alıp üst üste dizelim. Hemen yenilecekse sıcak servis yapalım sonra yenilecek ise tavada tekrar ısıtıp servis yapılır. Afiyet olsun.. https://www.facebook.com/yemektarifsitesi

http://www.ulkemiz.com/adana-usulu-peynirli-sikma-tarifi

Abiyogenez Hipotezi Nedir?

Abiyogenez Hipotezi Nedir?

Yunan filozofu Aristo canlıların, cansız maddelerden kendiliğinden meydana geldiğine inanıyordu. (Abiyogenez hipotezi) Bu hipoteze göre döllenmiş yumurta gibi bazı madde parçaları bir aktif öz taşır. Bu aktif öz şartlar uygun olduğunda bir canlı meydana gelir. Aristo’nun bu görüşü ortaçağda birçok bilim insanı tarafından kabul edilmiştir. Aristo’nun görüşleri önce F. Redi’nin daha sonradan Louis Pasteur’ün düzenledikleri kontrollü deneylerde çürütülmüştür.F. Redi “Böcek sayıları üzerinde deneyler” adlı eserinde abiyogenez hipotezinin geçersizliğini şöyle anlatmıştır.Doğa bilimlerinde abiyogenez, yaşamın kökeni sorusu, yeryüzünde yaşamın canlı olmayandan nasıl gelişebildiğinin araştırılmasıdır. Bilimsel uzlaşmaya göre abiyogenez günümüzün 4,4 milyar yıl öncesi ile 2,7 milyar yıl öncesi arasında meydana gelmiştir. Bu zaman aralığının başı olan 4,4 milyar yıl öncesi, su buharının sıvılaştığı zamandır. 2,7 milyar yıl öncesi ise, sabit karbon (12C ve 13C ), demir (56Fe, 57Fe, ve 58Fe) ve kükürt (32S, 33S, 34S, ve 36S) izotop oranlarının mineral ve çökeltilerin biyolojik kaynaklı olduğuna, biyolojik göstergelerin ise fotosenteze [ölü/kırık bağlantı] işaret ettiği zamandır. Bu konu aynı zamanda, Büyük Patlama'dan beri evrenin 13,7 milyar yıllık gelişimi sırasında gerçekleşmiş olabileceği düşünülen, güneş sistemi veya dünya dışından yaşamın kaynaklandığını öne süren panspermia ve dış kaynaklı (eksojen) kuramlarını da içermektedir.Yaşamın kökeni çalışmaları biyoloji ve insanın doğal dünyayı anlaması üzerinde çok büyük etkisi olmasına rağmen sınırlı bir araştırma alanıdır. Bu sahadaki ilerlemeler, araştırılan sorunun önemi yüzünden birçok insanın ilgisini çekse de genellikle yavaş ve aralıklıdır. Önerilen birçok kuram içinde demir-kükürt kuramı (önce metabolizma) ve RNA dünya hipotezi (önce genler) en çok rağbet görenlerdir.Abiyogenezin klasik anlayışı olan, günümüzde daha açık olarak kendiliğinden oluş olarak bilinen kavrama göre, karmaşık, canlı organizmalar organik maddelerin çürümesi ile meydana gelir; örnek vermek gerekirse fareler depolanmış tahıldan veya kurtçuklar kendiliğinden ette oluşur.Aristo'ya göre yaprak bitlerinin bitkilerin üstüne sinen nemden, pirelerin kokuşmuş maddelerden, farelerin kirli tahıldan, timsahların suyun derinliklerindeki çürümüş ağaç kütüklerinden meydana geldikleri su götürmez bir gerçekti. 17. yüzyılda bu iddialar sorgulanmaya başlandı; mesela Sir Thomas Browne'ın 1646’da yayımlanan Pesudoxia Epidemica'sı (Genel Kabul Gören Öğretilerin ve Gerçeklerin Sorgulanması alt başlıklı), yanlış inanışlara ve kabaca işlenen hatalara bir saldırıydı. Çıkarımları büyük oranda kabul görmedi; örneğin çağdaşı Alexander Ross şunları yazmıştı: “Bunu (kendiliğinden oluşu) sorgulamak, nedeni, algıyı ve deneyimi sorgulamaktır. Eğer şüphesi varsa bırakalım Mısır'a gitsin, orada yerliler için bir felaket olan Nil'in çamurundan doğan tarlalar dolusu fare bulacaktır." Akşemseddin (1389-1459) Maddet-ül Hayat'ta geçen "Hastalıkların insanlarda teker teker peyda olduğunu zannetmek yanlıştır. Hastalıklar insandan insana gözle görülmeyecek kadar küçük tohumlar vasıtasıyla geçer" cümlesi ile ilk mikrop teorilerinden birini ortaya atmıştır. Daha sonra 1546'da fizikçi Girolamo Fracastoro salgın hastalıkların canlı olmayabilecek çok küçük, görünmez parçacıklardan ve sporlardan kaynaklanabileceğini kuramsallaştırdı, ancak bu görüş yaygın kabul görmedi. Daha sonra Robert Hooke 1665’te bir mikroorganizmanın ilk çizimlerini yayımladı. Kendisi aynı zamanda mantar örneklerini gözlemlerken keşfettiği hücreyi adlandırmış olmasıyla kayda geçmiştir.1676'da Anton van Leeuwenhoek mikroorganizmaları keşfetti; yaptığı çizimlere göre bunların protozoa ve bakteriler olduğu düşünülmektedir. Bu mikroskobik dünyaya olan ilgiyi ateşledi.İlk adım 1688'de bir et parçasına sineklerin yumurtalarını bırakması engellendiğinde larvaların oluşamadığının kanıtlamasıyla İtalyan Francesco Redi tarafından atıldı. Redi, deneyinde ilk başta ağzı açık kavanozların içine et parçaları koydu. Daha sonra bir süre beklediğinde et parçalarının üzerinde larvaların oluştuğunu gördü. Daha sonra sekiz kavanozun içine et koydu ve dördünün ağzını kapattı ve diğer dördünü açık bırakarak bir deney yaptı. Deneyin sonucunda sadece ağzı açık olan kavanozların yani sineklerin yumurtalarını bırakabileceği kavanozların içinde kurtçukların oluştuğunu gördü. Redi'nin karşıtları yani abiyogenezi savunanlar ise dört kavanozun hava almadığı için larvaların oluşmadığını savundular. Redi, bunun üzerine o dört kavanozun ağzını sadece hava alabilecek kadar küçük gözenekleri bulunan bezlerle kapatıp deneyi tekrarladı ve yine larvaların oluşmadığını gözlemledi. Redi'nin bu deneyi biyogenez'i destekler nitelikte bir deney olmuştur. 17. yüzyıldan günümüze en azından bütün yüksek ve gözle görülür organizmalarda, daha önceki kendiliğinden oluş kanaatinin yanlış olduğu açık bir şekilde gösterilmiştir. Alternatif görüş Latince tabiriyle "omne vivum ex ovo" idi: Her canlı daha önce yaşayan bir canlıdan (bir yumurtadan) gelir.1768'de Lazzaro Spallanzani mikropların havadan geldiklerini ve kaynatılarak öldürülebileceklerini kanıtladı. Ancak 1861'de Louis Pasteur hücre kuramıni destekleyen dikkatlice planlanmış deneylerle bakteri ve mantarlar gibi organizmaların besleyici ortamlarda canlı olmayan maddelerden kendiliğinden üreyemeyeceğini kanıtladı, böylece hücre teorisini güçlendirdi. Charles Darwin19. yüzyılın ortalarında Pasteur ve diğer araştırmacılar canlıların cansız maddeden kendiliğinden üreyemeyeceğini kanıtlayınca, yaşamın doğal yollardan nasıl meydana geldiği sorusu ortaya çıktı.[kaynak belirtilmeli]Charles Darwin, 1 Şubat 1871'de Joseph Dalton Hooker’a yazdığı mektupta yaşamın ilk kıvılcımının “amonyak ve fosfor tuzları, güneş ışığı, sıcaklık, elektrik akımı vb. unsurların bulunduğu ılık bir su birikintisinde" oluşmuş olabileceğini, "böylece daha karmaşık değişimlere gidebilecek bir protein bileşiğinin kimyasal olarak oluşabileceğini” öne sürmüştür. Bu iddiasını şöyle açıklamaya devam etmiştir: “canlı organizmaların oluşumundan önceki bir olgu olarak artık tespit edilemeyecek şekilde günümüzde bu madde çoktan ortadan kalkmış veya sindirilmiştir.” Diğer bir deyişle yaşamın kökeninin ancak arınık (steril) laboratuvar ortamında araştırılabileceğini ifade ediyordu.Haldane ve Oparin1924'te Aleksandr Ivanovich Oparin, yaşamın evrimi için gerekli yapıların oluşmasında ihtiyaç duyulan organik moleküllerin sentezlenmesini atmosferde bulunan oksijenin engellediğini deneyle kanıtlayana kadar abiyogenez konusunda elle tutulur bir ilerleme kaydedilemedi. Oparin, Yeryüzünde Yaşamın Kökeni  isimli eserinde güneş ışığının etkisinde, oksijensiz bir atmosfer ortamında organik moleküllerden bir “ilkel çorba” oluşabileceğini iddia etti. Bunlar giderek daha karmaşık şekillerde bir araya gelip nihayet bir koaservat damlacığının içinde çözünmüş olabilirlerdi. Bu damlalar diğer damlalarla kaynaşarak "büyümüş" ve kardeş damlalara bölünerek "üremiş" olabilirdi. Böylece "hücre bütünlüğünü" sağlayan unsurları içeren ilkel bir metabolizma içeren damlacıklar varlıklarını sürdürmüş, diğerleri de yok olmuş olabilirdi. Günümüzdeki birçok yaşam kökeni kuramı Oparin’in düşüncelerini başlangıç noktası olarak alır. Aynı tarihlerde J.B.S. Haldane de –şimdiki okyanuslardan çok farklı olan- yaşam öncesi okyanusların, yaşamın yapı taşları olan organik bileşikleri içeren “sıcak derişik çorbalar” oluşturmuş olabileceklerini öne sürdü. Bu düşünce, biyopoyez veya biyopoez (canlıların canlı olmayan ama kendi kendini üreten maddelerden oluşması işlemi) olarak adlandırılmıştır.Dünyanın Oluşumundaki Şartlar Morse ve MacKenzie, okyanusların dünya oluştuktan 200 milyon yıl kadar sonra, yüksek sıcaklık (100 °C) indirgeyici bir ortamda meydana gelmiş olabileceğini ve o dönemde 5,8 olan doğal pH'nin hızla nötralleşmekte olduğunu öne sürdüler. Bu iddia Wilde tarafından desteklenmektedir, Batı Avustralya’daki Narryer Dağı’nda değişime uğramış kuvarsitteki zirkon kristallerinin daha önceleri 4,1–4,2 milyar yaşında olduğu sanılırken Wilde bunların yaşını 4.404 milyar yaşında olduğunu göstermiştir.Kuvarsit Bu şu anlama gelmektedir: Okyanuslar ve kıtasal kabuk Dünya’nın oluşumunu takip eden 150 milyon yıl içinde oluştu. Buna rağmen Hadean döneminin iklimi yaşamın oluşması için uygun değildi. Bu dönemde çapı 500 kilometreyi bulan büyüklükteki cisimlerin sık sık dünyaya çarpması muhtemeldi, böyle bir çarpmadan birkaç ay sonra okyanus tamamen buharlaşıp, su buharı ve kaya tozları dünyayı çepeçevre saran bulutlanmaya neden olmuş olabilir. Birkaç aydan sonra bulutların yüksekliği azalmaya başlamış ancak bulut seviyesi sonraki bin yıl boyunca yüksek kalmış olabilir. Daha sonraki iki bin yıl içinde yağmurlar yavaşça bulutların yüksekliğini düşürdüğünden çarpma olayından ancak 3000 yıl sonra okyanuslar orijinal derinliklerine ulaşmıştır. Ay ve iç gezegenleri (Merkür, Mars ve muhtemelen Dünya ve Venüs) 3,8 milyar yıl ile 4,1 milyar yıl arasında çiçek bozuğu gibi yüzeylere sahip hale getiren Geç Dönem Ağır Bombardıman, eğer o zamana kadar yeryüzünde yaşam meydana gelmişse büyük olasılıkla onu ortadan kaldırmıştır.Çarpma sonucu meydana gelen yıkıcı çevresel hasarlar arasındaki zaman aralıklarının, kendi kendini üreten proto-organizmaların oluşumu için gereken süreden daha uzun olması gerektiği göz önüne alınırsa, yaşamın kendi kendine oluşabileceği dönem farklı ortamlar için hesaplanabilir. Maher ve Stephenson’un çalışması eğer derin denizde hidrotermal ortam yaşamın kökeni için uygun bir ortam sağlamışsa, abiyogenez 4 ila 4,2 milyar yıl önce meydana gelmiş olabilir. Eğer yeryüzünün yüzeyinde olmuşsa abiyogenez 3,7 ila 4 milyar yıl önce meydana gelmiş olabilir.Başka bir araştırma yaşam için daha serin bir başlangıç önermektedir. Stanley Lloyd Miller tarafından yapılan araştırma, sentezlenmek için adenin ve guanin'in suyun donma sıcaklığı, ancak sitozin ve urasil’in kaynama sıcaklıklarına ihtiyaç duyduğunu göstermiştir. AdeninAraştırmasına dayanarak yaşamın kökeninin dondurucu soğuğa ve patlayan meteoritlere ihtiyaç duyduğunu iddia etmiştir.[21]. 1972 – 1997 arasında Antarktika’da buzda bırakılan amonyak ve siyanürün yedi değişik amino asit ve 11 tip nükleobaz oluşturduğu bulunmuştur. Hauke Twins ise donma koşullarında tek iplikli bir RNA zincirinin kalıp olarak kullanılarak 400 baz uzunluğunda yeni bir RNA moleküllünün oluştuğunu göstermiştir. Bu yeni RNA ipliği büyüdükçe kalıp molekülüne bağlanmaktadır. Bu kadar düşük sıcaklıkta bu tepkimelerin sıra dışı hızının açıklaması ötektik donmadır. Buz kristali oluşurken, saf halde kalır: yalnızca su molkülleri büyüyen kristale katılır, tuz veya siyanür gibi katışıklar ise dışlanır. Bu katışık maddeler buz içindeki mikroskopik sıvı ceplerde birikir ve bu birikme moleküllerin daha sık birbirleriyle çarpışmasına neden olur.Yaşamın erken dönemde belirmesinin kanıtı Batı Grönland’daki Isua süper kabuk kemerinde ve yakınındaki Akilia Adası’ndaki benzer oluşumlarda bulunmaktadır. Kaya oluşumlarına giren karbonun δ13C değeri yaklaşık -5'dir, oysa canlıların 12C'yi tercihli kullanımı nedeniyle biokütlenin δ13C değeri -20 ile -30 arasındadır. Bu izotopik parmak izleri çökeltilerde saklanmıştır ve Mojzis bu tekniği kullanarak yeryüzünde yaşamın yaklaşık olarak 3.85 milyar yıl önce başlamış olduğunu kanıtlamıştır. Lazcano ve Miller (1994) yaşamın evrimleşme hızının orta okyanustaki denizaltı sıcak su kaynakları ekseninde suyun devinimiyla belirlendiğini iddia etmektedir. Bir devinim 10 milyon yıl sürmektedir, böylece üretilen herhangi bir organik bileşik 300 °C’yi geçen sıcaklıklarla ya değişime uğramış ya da imha olmuştur. DNA ve proteinli, 100 kilobaz genomlu ilkel bir heterotroftan 7000 genli flamentöz bir siyanobakteriye evrimleşmesi için 7 milyon yıla ihtiyaç olduğunu tahmin edilmektedir.Günümüzdeki modellerYaşamın kökeni için standart bir model yoktur. Ancak günümüzdeki modellerin çoğu, aşağıda kabaca ortaya çıkma sırasında göre sıralanmış, yaşam için gerekli moleküler ve hücresel unsurların keşiflerine dayandırılmıştır:Fenilalanin temel amino asitlerden biridir1.Makul canlılık öncesi şartlar, amino asitler gibi yaşamın temel basit moleküllerinin (monomerlerinin) oluşmasını sağlar. Bu Miller-Urey deneyi ile 1953'te Stanley Lloyd Miller ve Harold Clayton Urey tarafından gösterilmiştir.2.Uygun bir uzunlukta fosfolipidler hücre duvarının temel bir bileşeni olan çift katlı lipit katmanını kendiliğinden oluşturabilir.3.Nükleotidlerin polimerizasyonu ile oluşan rastgele RNA molekülleri kendi kendini üreten ribozimlerin oluşmasına neden olmuş olabilir. (RNA dünya hipotezi)4.Katalitik etkililik ve çeşitlilik için doğal seçim baskısı, peptidil transfer katalileyebilen (ve dolayıyla küçük proteinlerin oluşturabilen) ribozimler meydana getirebilir, çünkü oligonükleotitler RNA ile birleşip daha iyi katalizürler oluştururlar. Böylece ilk ribozom meydana gelir ve protein sentezi daha yaygınlaşır.5.Proteinler katalitik yetenek açısından ribozimlerle rekabet ederek geçmişlerdir ve dolayısıyla dominant biopolimer olmuşlardır. Nükleik asitler başlıca genom kullanımına sınırlanmışlardır.Temel biyomoleküllerin kaynağı daha kesinleşmemiş olmakla beraber, yukarıdaki 2. ve 3. adımların önemi ve sıralması kadar tartışmalı değildir. Yaşamın kaynaklandığı düşünülen temel kimyasal maddeler şunlardır:1.Metan (CH4),2.Amonyak (NH3),3.Su (H2O),4.Hidrojen sülfür (H2S),5.Karbon dioksit (CO2) veya karbonmonoksit (CO), ve6.Fosfat (PO43-).Moleküler oksijen (O2) ve ozon (O3) ya çok azdı veya yoktu.2008 yılı itibarıyla yaşamın gerekli özelliklerini taşıyacak temel bileşikleri kullanarak henüz hiç kimse bir "proto hücre" oluşturabilmiş değildir ("tabandan başlayan yaklaşım"). Bu yönde bir belirti olmayınca açıklamalardaki ayrıntıları eksik kalmaktadır. Ancak, bazı araştırmacılar, mesela Steen Rasmussen Los Alamos Ulusal Laboratuarı'nda ve Jack Szostak Harvard Üniversitesi'nde bu konuda çalışmalarını sürdürmekteler. Diğer araştırmacılar ise "tepeden inme yaklaşım"ın daha verimli olduğunu öne sürmüşlerdir. Craig Venter ve Genom Araştırma Enstitüsü'ndeki bir grubun bu yaklaşım ile mevcut prokaryotların gen sayısını gittikçe azaltmaktalar, böylece yaşam için en az sayıda gereksinimleri belirlemeye çalışmaktalar. Biyolog John Desmond Bernal, bu işlem için Biyopoez terimini geliştirmiş ve yaşamın kökenini açıklamada belirlenebilecek belli sayıda tanımlı "aşama" olduğunu iddia etmektedir:Aşama 1: Biyolojik monomerlerin oluşumuAşama 2: Biyolojik polimerlerin oluşumuAşama 3: Moleküllerin hücreye evrimiBernal, Darwinci evrimin çok önceden, 1. ve 2. aşamalar arasında başlamış olabileceğini öne sürmüştür.Organik moleküllerin kökeniDünyanın oluşumunda organik moleküllerin üç adet kökeni vardı:1.diğer enerji kaynakları (ultraviyole ışığı veya elektrik boşalmaları gibi) aracılığıyla organik sentez (örnek:Miller'ın deneyleri).2.dünyadışı nesneler (ör: karbon kondirit);3.ani şoklardan kaynaklanan organik sentezlerBu kaynaklara dair son zamanlarda yapılan tahminlerde dünyanın erken dönemine ait atmosfer ortamında, 3,5 milyar yıldan önceki zamanda meydana gelen ağır bombardıman sonucu meydana gelen organik madde miktarının diğerleri ile kıyaslanınca çok daha fazla olduğu iddia edilmektedir.Miller deneyleri (İlkel Çorba Kuramı)Ayrıca bakınız: Miller deneyi1953'te profesör Harold Urey ve asistanı Stanley Lloyd Miller bir deneyle, organik moleküllerin dünyanın oluşum döneminde inorganik maddelerden kendiliğinden oluşabileceğini gösterdi. Günümüzde çok ünlü olan bu deney temel organik monomerlerin oluşumunu sağlamak için ileri derecede indirgenmiş moleküllerden oluşmuş bir gaz karışımı - metan, amonyak ve hidrojen- kullanmıştı.Ancak Miller-Urey deneyindeki gaz karışımının dünyanın ilk dönemlerindeki atmosferi ne kadar yansıttığı tartışmalı bir konudur. Diğer daha az indirgenmiş gazlar daha düşük bir birikim ve çeşitlilik göstermektedir. Önceleri yaşam öncesi atmosferde önemli miktarda oksijen olduğu tahmin ediliyordu bu da organik moleküllerin oluşumunu engellerdi; ancak hâlen bunun öyle olmadığı konusunda fikir birliği vardır. Bakınız Oksijen Felaketi.Basit organik moleküller elbette tam anlamıyla işlevsel kendi kendini üreten bir yaşam formundan daha çok uzaktı. Ancak yaşam öncesi hiçbir oluşumun olmadığı bir ortamda bunlar bir araya gelip ve kimyasal evrim ("çorba teorisi") için zengin bir ortamın oluşturmuş olabilirler. Diğer taraftan bu şartlar altında cansız maddelerden oluşan monomerler sayesinde üst düzey polimerlerin kendiliğinden oluşumu basit bir süreç değildir. Deneylerde, yaşamın oluşumu için gerekli temel organik monomerlerin yanı sıra polimerlerin oluşumunu engelleyecek bileşikler de oluşmuştur.Bu teorinin çözümsüz bıraktığı en önemli sorunun, “bir proto hücre oluşturmak için yoğun etkileşim içindeyken görece olarak basit organik yapı bloklarının nasıl polimerize olduğu ve daha karmaşık yapılar oluşturdukları” olduğu söylenebilir. Mesela sulu ortamda oligomerlerin/polimerlerin kendi bileşenleri olan monomerlere hidrolizi, tek monomerlerin polimerlere yoğunlaşmasına tercih edilecektir. Aynı zamanda Miller deneyi amino asitlerle tepkimeye girecek veya peptid zincirini kıracak birçok ürün ortaya çıkarmaktadır.Derin deniz sıcak su kaynağı teorisi Derin deniz sıcak su kaynağıDünyada yaşamın kökenine dair derin deniz sıcak su kaynağı teorisi, gezegeni çevreleyen ay veya gezegenlerin çekim kuvveti gibi mekanizmalar nedeniyle ısınan, kimyasal açıdan zengin sıvıların deniz tabanından yükselmesiyle yaşamın başlamış olabileceğini iddia etmektedir. Sıcak su kaynağından gelen hidrojen sülfit ve hidrojen ile karbon dioksit gibi indirgenmiş gazlar ile uygun bir oksitleyici arasındaki redoks reaksiyonları (tepkimeleri) sonunda kimyasal enerji elde edilebilir.Fox deneyleri1950'lerde ve 1960'larda Sidney W. Fox, dünyanın ilk oluşum zamanındaki muhtemel koşullar altında peptit yapılarının kendiliğinden oluşumu üzerinde çalıştı. Amino asitlerin kendiliğinden küçük peptitler oluşturabileceğini gösterdi. Bu amino asitler ve küçük peptitler mikroküreler olarak adlandırılan kapalı küresel yapılar oluşturmuş olabilirdi.Eigen hipotezi1970'lerin başında yaşamın kökeni sorunu için Max Planck Biyofizik Kimya Enstitüsü'nden (Max Planck Institut für biophysikalische Chemie) Manfred Eigen ve Peter Schuster konuya eğildiler. Yaşam öncesi çorbada moleküler kaos ve kendi kendini üreten hiper daire arasındaki geçiş süreçlerini incelediler.Bir hiper dairede, bilgi bir depolama sistemi (muhtemelen RNA) bir enzim üretir, bu da başka bir bilgi sisteminin olşumunu katalizler, bu işlem birçok kere tekrarlandıktan sonra en sonuncu ürün ilk bilgi sisteminin oluşumunu sağlar. Matematiksel olarak hiper dairelerin, doğal seçim ekseninde bir çeşit Darwinci evrime uğrayan quasispecies'ler (Türkçede türümsü öneriliyor) meydana getirebileceğini göstermişlerdir. Hiper daire teorisine önemli bir destek, RNA’nın bazı durumlarda kendi kimyasal tepkimelerini katalizleyebilme yeteneğine sahip olan ribozimler oluşturabilmesinin keşfedilmesiyle geldi. Ancak bu tepkimeler (uzun bir RNA molekülünün daha kısalaştığı) kendi kendine kısaltmalarla ve herhangi bir yararlı proteini kodlama yeteneğinden yoksun daha nadir küçük eklemelerle sınırlıdır. Hiper daire teorisini zayıflatan bir diğer nokta, söz konusu RNA moleküllerinin nükleotit gibi biyokimyasallara gerek duyacağı, Miller-Urey deneyinin gerçekleştiği şartlarda ise bu kompleks moleküllerin oluşmadığıdır.Wächtershäuser’ın hipoteziİçinden çıkılmaz bir soruna dönen polimerizasyon problemine getirilen yanıtlardan birisi ise 1980'lerde Günter Wächtershäuser’ın demir-kükürt kuramı oldu. Bu teoriye göre teorisyen (biyo)kimyasal patikaların yaşamın evriminin temeli olduğunu öne sürdü. Bugünün basit gaz bileşiklerinden organik yapı bloklarının sentezi için alternatif yollar sağlayan en eski reaksiyonlardan bugünün biyokimyasına kadar götüren tutarlı bir sistem sundu.Dış enerji kaynaklarına (yıldırım veya mor ötesi ışınlara) ihtiyaç duyan klasik Miller deneylerinin aksine "Wächtershäuser sistemleri" kendi içinden enerji kaynaklarını içermektedir: demir sülfürleri ve diğer mineraller (örneğin pirit). Bu metal sülfürlerin redoks reaksiyonlarından ortaya çıkan enerji sadece organik moleküllerin sentezi için değil, aynı zamanda oligomerlerin ve polimerlerin sentezi için de müsaittir.Yapılan deneyde az bir miktar dipeptid (%0,4 ten % 12,4’e kadar) ve az bir miktar tripeptid (%0.10) üretildi. Ancak yazarlar aynı zamanda şu notu eklediler: “aynı benzer koşullar altında dipeptitler hızlıca hidrolize edildi (suyla kesime uğradılar)”Radyoaktif sahil teorisiWashington Üniversitesi, Seattle'dan Zachary Adam şimdikinden çok daha yakında olan bir aydan kaynaklanan gelgitlerin uranyumun radyoaktif taneciklerinin ve diğer radyoaktif elementlerin o zaman varolan kıyılarda suların üst seviyelerinde yoğunlaşmasına neden olabileceğini, bunların buralarda yaşamı oluşturan yapı blokları üretmiş olabileceğini iddia etmektedir. Astrobiyoloji dergisinin cilt 7 sayfa 852'deki bilgisayar modellemesine göre, benzer radyoaktif maddelerin Gabon'da Oklo uranyum maden yatağında belirlendiği gibi benzer şekilde kendi kendini sürdüren nükleer reaksiyonlar gösterebilmektedir. Bu tip radyoaktif sahil kumu, sudaki asetonitrilden amino asit ve şeker gibi organik moleküller üretmeye yetecek enerji sağlamaktadır. Aynı zamanda radyoaktif monazit, kum tanecikleri arasındaki ortama çözünür fosfat salarak onun biyolojik olarak "erişilebilir" kılar. Böylece amino asitler, şekerler ve çözünür fosfatlar eş zamanlı olarak bu teoriye göre üretilebilirler. Radyoaktif aktinitler organik-metalik komplekslerin (karmaşıkların) içinde yer almış olabilir. Bu kompleksler yaşam süreçlerinin erken katalizörleri olmuş olabilir.Aberdeen Üniversitesi'nden John Parnell, böylesi bir sürecin ıslak kayalık herhangi bir gezegenin ilk dönemlerinde yaşamın potasının bir parçasını oluşturabileceğini düşünmektedir; yeter ki radyoaktif mineralleri yüzeye çıkaran kıtasal levha hareketleri sistemini üretecek kadar büyük olsun bu gezegen. Dünyanın ilk oluşum dönemlerinde gezegenin küçük "levhacıktan" oluştuğu düşünüldüğü için bu durum bu süreçler için uygun bir ortam mevcuttu.HomokiraliteAyrıca bakınız: HomokiraliteKimyasal evrimdeki bazı süreçler homokiralitenin kaynağını oluşturduğu düşünülmelidir; örnek vermek gerekirse canlı organizmalarda tüm yapı blokları benzer özelliklere sahiptir: sol elli amino asitler, sağ elli nükleik asit şekerleri riboz ve deoksiriboz ve kiral fosfogliseritler. Kiral moleküller sentezlenebilir ancak bir kiral kaynak veya bir kiral katalist olmazsa iki enantiyomer eşit oranda oluşur. Buna rasemik karışım denir. Clark, homokiralitenin uzayda başlamış olabileceğini ileri sürmüştür, çünkü Murchison göktaşındaki amino asitler üzerinde yapılan araştırmalar, L-alaninin D formundan iki kat daha fazla ve L-glutamik asidin de D formundan 3 kat daha sık bulunmuştur. Gezegenin oluşum döneminde etrafını saran halkanın içinde polarize ışığın bir enantiomeri yok edecek güce sahip olduğu öne sürülmektedir. Noyes Beta bozunumunun rasemik bir karışımda D-lösinin parçaladığını ve dünyanın erken devrelerinde çokca bulunan 14C’ün bunun nedeni olabileceğini gösterdi. Robert M. Hazen, değişik kiral kristal yüzeylerin makro moleküllere dönüşen kiral monomer birimlerinin olası yoğunlaşması ve bir araya gelmesi için kümeleşme ve sentez mekanları olabildiğini bildirmektedir. Bir kez oluştuktan sonra doğal seleksiyon kiralite lehine olacaktır. Şekerler sağ ellilik özelliği gösterirken amino asitler sol ellilik özelliği gösterdiğinden, göktaşlarında bulunan organik bileşiklerde yapılan çalışmalar kiralitenin abiyojenik sentezin bir karakteristiği olduğunu düşündürtmektedir.Kendi kendine organize olma ve kopyalamaKendi kendine organize olma ve kendini kopyalama özellikleri sıklıkla canlı sistemlerinin tanımlayıcı özelliği olarak olarak düşünülür; ancak uygun koşullarda benzer özellikleri gösteren birçok abiyotik (cansız) molekül örnekleri vardır. Mesela Martin ve Russel bulunduğu çevreden hücre zarları ile fiziksel olarak kompartımanlaşmasının ve kendi içinde bulunan redox reaksiyonlarının (tepkimelerinin) kendi kendine organize olmasının canlı varlıkların en korunmuş nitelikleri olduğunu göstermekte ve dolayısıyla bu niteliklere sahip olan inorganik maddelerin yaşamın en yakın atası olduğunu tartışmaktadırlar.Organik moleküllerden protocel'lere (ata hücrelere)"Basit organik moleküller nasıl bir proto-hücre (ön hücre) oluşturabilir?" sorusu büyük oranda yanıtsızdır ancak birçok hipotez vardır. Bazıları ("önce genler diyenler) nükleik asitlerin erkenden ortaya çıktıklarını öne sürerken , diğerleri (önce metabolizma diyenler) biyokimyasal reaksiyon ve yolların evrimini başlangıç olarak ileri sürmektedir. Son zamanlarda her ikisini birleştiren hibrid modelleri öne çıkaran eğilimler söz konusudur."Önce Genler" Modelleri: RNA dünya hipoteziAyrıca bakınız: RNA dünya hipoteziRNA dünya hipotezi, kendiliğinden oluşan göreceli kısa RNA moleküllerinin kendi kopyalanmalarını katalizleme yeteneğine sahip olmuş olabileceğini ileri sürmektedir. Bu oluşumun olasılığını tahmin etmek güçtür. Bu oluşum ile ilgili çeşitli teoriler öne sürülmüştür. İlk hücre membranları kendiliğinden, proteinoitlerden oluşmuş olabilir. Proteinoitler amino asit çözeltileri (solüsyonları) ısıtıldığında oluşan protein benzeri moleküllerdir, bunlar sulu çözeltide doğru konsantrasyonda bulunduklarında bunların kapalı zar (membran) kompartımanlarına benzer mikroküreler oluştururular. Diğer olasılıklar kilde veya pirit kayaların yüzeyinde meydana gelen kimyasal reaksiyon sistemlerini içermektedir. Dünyanın oluşumunda RNA'nın önemli bir ol oynadığını destekleyen unsurlar,1.Onun hem bilgi depolama hem de (bir ribozim olarak) kimyasal reaksiyon katalizleme yeteneği,2.Modern organizmalarda (DNA biçiminde) genetik bilginin ifadesi ve muhafazasında bir araç olarak sahip olduğu önemli roller;3.Dünyanın ilk oluşumundaki şartlara yakın şartlar altında onu oluşturan bileşiklerin (nükleotitlerin) kolayca kimyasal sentezinin olabilmesidir.Diğerlerini kopyalayacak görece kısa RNA molekülleri laboratuvar ortamında üretilebilmiştir.Araştırmacılar sitozin ve urasilden nükleotidlerin abiyojenik sentezinin çok zor olduğunu dikkati çekmişlerdir. Sitozin 100 °C'de 19 günlük, donmuş suda ise 17.000 senelik bir yarı ömre sahiptir. Larralde ve arkadaşları "ribozun genelde kabul görmüş prebiyotik sentezi olan formoz reaksiyonu, herhangi bir seçicilik olmaksızın pek çok şeker tipi üretmektedir" demektedir. ve şu sonuca varmaktadırlar: "sonuçlar ilk genetik materyalin omurgasının riboz ve diğer şekerleri, dengesiz yapılarından dolayı, içermediğini düşündürmekteir." RNA'daki riboz ve fosforik asidin ester bağı hidrolize olmaya eğilimli olarak bilinmektedir.Bu hipotezin biraz farklı bir biçimine göre, ilk kendi kendini üreten molekül PNA, TNA veya GNA gibi bir nükleik asit tipiydi, bu daha sonra RNA ile yer değiştirdi."Önce Metabolizma" modelleri: demir-kükürt kuramı ve diğerleriBirçok model bir "çıplak gen"in kendini kopyaladığı düşüncesini reddetmekte ve sonradan RNA kopyalamasının ortaya çıkışı için bir ortam sağlayabilecek ilkel bir metabolizmanın meydana gelmesi gerektiğini varsaymaktadır.Bu düşüncenin ilk ortaya konuluşlarından birisi 1924'te Aleksandr Ivanovich Oparin'in, DNA yapısının keşfinin evveline dayanan, kendi kendini kopyalayan vezikül kavramıdır. 1980'lerde ve 1990'lardaki en son geliştirmeler ise Günter Wächtershäuser'in demir-kükürt kuramı ve Christian de Duve'ün tiyoesterlere dayanan modelleridir. Genler olmaksızın bir metabolizmanın ortaya çıkışı konusunda daha soyut ve teorik iddialar 1980lerin başında Freeman Dyson tarafından ortaya konan bir matematiksel model ve bu on yılın sonuna doğru tartışılan Stuart Kauffman'ın toplu otokatalitik kümeler kavramıdır.Ne var ki, Günter Wächtershäuser tarafından ileri sürülen, indirgeyici sitrik asit döngüsü gibi kapalı bir metabolik döngününün kendiliğinden oluşabileceği iddiası kanıtlanamamış durumdadır. Son yirmi yıldır yaşamın kökeni konusundaki çalışmalara liderlik etmiş Leslie Orgel'e göre bu iddianın kanıtsız kalacağını düşünmek için yeterli gerekçe var. "Kendi kendini Organize eden Biyokimyasal Çevrimler" başlıklı bir makalede  Orgel şu cümle ile kendi iddiasının açıklamasını özetlemektedir: "Halen indirgeyici sitrik asit döngüsü gibi çok adımlı bir döngünün FeS/FeS2'in veya benzer başka bir mineralin yüzeyinde kendi kendini organize etmesini beklemek için bir neden yoktur." Yaşamın başlangıcında başka tip bir metabolik yolun takip edilmiş olması muhtemeldir. Mesela, indirgeyici bir sitrik asit döngüsü yerine (bugün doğada karbon dioksit sabitlemesinin dört yönteminden biri olan) "açık" asetil CoA yolu, bir metal sülfür yüzey üzerinde kendi kendine organize olma fikriyle daha uyumlu olacaktır. Bu seçeneğin anahtar enzimi olan karbon monoksit dehidrojenaz/asetil KoA sentaz, reaksiyon merkezlerindeki karışık nikel-demir-kükürt öbekleri bulundurur ve tek bir adımda (asetil-tiyol'ün modern bir biçimi olarak kabul edilebilecek olan) asetil KoA'nın oluşumunu katalizler.Kabarcık teorisiSahilde sonlanan dalgalar kabarcıklardan oluşan kırılgan bir köpük oluşturur. Okyanus boyunca esen rüzgarların sahilde biriken ağaç dal parçaları gibi nesneleri kıyıya doğru sürükleme özellikleri vardır. Organik moleküllerin benzer şekilde sahillerde birikmesi olasıdır. Sığ kıyı suları, ayrıca daha sonra buharlaşma yoluyla molekülleri daha da yoğunlaştırabilecek şekilde ılıktır. Başlıca sudan oluşan kabarcıklar kolayca patlamasına karşın, amfifil bulunduran sudada oluşan kabarcıklar çok daha dayanıklıdır, önemli denemeleri gerçekleştirmek için daha fazla zamana sahiptir.Amfifililer, hidrofobik bir molekülün bir veya her iki ucunda hidrofilik bir başı olan yağlı bileşklerdir. Bazı amfifiler suda kendiliğinden zarlar oluşturmaya eğilimlidir. Küre şeklinde kapalı bir zar su içerir ve günümüzdeki hücre zarının hipotetik olarak öncüsüdür. Eğer bir protein gelip ana kabarcığın bütünlüğünü artırıyorsa, bu durum o kabarcığa bir üstünlük sağlamakta ve doğal seçilimin bekleme listesinde o en üst sıraya yerleştirilmiş olur. Kabarcıkların patlaması sonucunda deneyin sonuçlarını çevrelerine saçmaları ilkel bir üreme olarak düşünülebilir. Ortama yeterince doğru eleman dağıtıldığında ilk prokaryot, ökaryot ve çok hücreli organizmalar yaşamaya başlamış olabilir.Benzer şekilde, mikro küre olarak adlandırılan protein benzeri moleküllerden oluşturulan kabarcıklar, doğru şartlar altında kendiliklerinden oluşacaktır. Ancak hücre zarları muhtemelen amino asit bileşiklerinin öncülleri değildir, çünkü hücre zarları başlıca lipitlerden oluşur. (Abiyogenez ile ilişkili zar küre tipleri için bakınız protobiontlar, misel, koaservat.)Fernando ve Rowe tarafından geliştirilen son bir model enzimatik olmayan otokatalitik metabolizmaların proto-hücrelerin içine alınmasının, daha evvelki modellerin metabolizmasına has yan reaksiyon sorununun önünü almak için bir çözüm olmuş olabileceğini önermektedir.Diğer modellerOtokatalizİngiliz etolog Richard Dawkins 2004'te yayınlanan Ataların Hikayesi isimli kitabında yaşamın kökeni için olası bir açıklama olarak oto katalizleme hakkında yazdı. Otokatalistler kendilerinin oluşumunu katalizleyen maddelerdir ve dolayısıyla basit bir molekül koplayıcısı olma özelliğine sahiptirler. Kitabında Dawkins, Kaliforniya'da Scripps Araştırma Enstitüsünde Julius Rebek ve meslektaşları tarafından yapılan, otokatalist amino adenozin triasit ester (AATE) ile amino adenozin ve pentaflorofenil esteri birleştirdiği deneylere değinir. Deneydeki bir sistem kendi sentezlerini katalizleyen AATE'nin türevlerini içermekteydi. Bu deney, otokatalistlerin kalıtsallık göstererek bir topluluk içinde birbirleriyle rekabet edebilecekleri olasılığını göstermiş oldu; bu sistem doğal seçimin ilkel bir biçimi olarak yorumlanabilir.Kil teorisiGlasgow Üniversitesi'nden Dr A.Graham Cairns-Smith 1985’te kile dayanarak yaşamın kökenini açıklayan bir model ortaya koydu ve Richard Dawkins de dahil olmak üzere başka birçok bilim insanı tarafından akla yatkın bir açıklama olarak kabul edildi.Kil Teorisi karmaşık organik moleküllerin daha önceden var olan, inorganik bir kopyalama tabanı –çözelti içinde silikat kristalleri- üzerinden aşamalı olarak geliştiğini öne sürmektedir. Farklı tip kil kristal yüzeyleri organik moleküllere farklı seçici baskılar uygulayarak onların karmaşıklaşmasını sağlamış olabilir, belli bir aşamadan sonra bu moleküllerin kendilerin kopyalama yeteneği silikat “çıkış noktalarından” bağımsız olarak devam edebilir hale gelmiş olabilir.Cairns-Smith kimyasal evrimin diğer modellerinin sıkı bir eleştirmenidir. Ancak kendisi, kendi modelinin de diğer modeller gibi yetersizlikleri olduğunu kabul etmektedir (Horgan 1991).2007’de Kahr ve arkadaşları potasyum hidrojen ftalat kristalleri kullanarak kristallerin bilgi aktarma aracı olarak kullanılabileceği fikrini inceleyen deneylerini duyurdular. Deneyde, kusurları olan “ana” kristaller kesildiler ve çözeltiden “yavru” kristalleri büyütmek için tohum olarak kullanıldılar. Araştırmacılar, daha sonra kristal sistemi içinde kusur dağılımlarını incelediler ve ana kristallerdeki kusurların “yavrularında” da aynen tekrarlandığını tespit ettiler. Yavru kristallerin fazladan birçok kusuru daha vardı. Gen tarzı bir davranışta ek kusurların “çocuklarda” daha az olmalıdır; bu nedenle Kahr kristallerin “bir nesilden sonrakine mesaj depolama ve aktarmada yeterince yetkin olmadığı” olmadığı sonucuna varmıştır. ".Gold'un "Derin Sıcak Biyosfer Modeli"1990'ların sonuna doğru nanob olarak adlandırılan, derin kayalarda bulunan, bakteriden daha küçük ama DNA içeren ipliksi yapılar keşfedildi. Bu keşif 1970'lerde Thomas Gold tarafından savunulan ve yaşamın dünyanın yüzeyinde değil kilometrelerce altında meydana geldiğini öne süren teori ile ilişkilendirildi Günümüzde mikrobiyal yaşamın Yeryüzünün sığ derinliklerinde (yüzeyden itibaren beş kilometre) başlıca aşırı şartlara dayanıklı arkelerden oluştuğu genel kabul görmüştür; bakteriler yaşamak için yüzeye daha yakın ortamlarda yaşamaktadır. Güneş Sistemimiz içerisinde başka bir cismin yüzeyinin altında mikrobiyal yaşamın keşfinin bu teoriye inanılırlık sağlayacağı iddia edilmektedir. Thomas Gold organik bir madde birikintisi içinde gelişen yaşamın orada bulunan bütün besini tüketip yok olacağından dolayı, varlığını sürdürebilmesi için aynı zamanda derin, ulaşılamaz bir kaynaktan besin sızıntısı olması gerektiğini savunmuştur. Gold’un teorisine göre besin akışı Dünyanın mantosundan ilk başta varolan metan çıkışına bağlıdır. Derinlerde bulunan ve tortulardaki karbon bileşiklerinden uzakta olan mikropların besin temini için daha geleneksel açıklamalara ise, bu organizmaların su ve kayalardaki (indirgenmiş) demir bileşikleri arasındaki etkileşim sonucu ortaya çıkan hidrojenden yararlandığıdır."İlkel" dünyadışı yaşamDünyada başlayan bir abiogenez düşüncesine alternatif oluşturacak bir hipotez ilkel yaşamın dünyanın dışında oluşmuş olabileceğidir; uzayda veya yakın bir gezegende (Mars). (Eksogenez olarak adlandırılan bu kuram ile panspermia kavramları ilişkilidir ama eşanlamlı değidir.). Bu teoriyi savunanlardan birisi de Francis Crick'di.Organik bileşikler uzayda göreceli olarak yaygındır, özellikle uçucu maddelerin güneş ısısıyla buharlaştığı dış güneş bölgesinde. Kuyruklu yıldızların dışı koyu bir malzeme ile kaplıdır, bu katran benzeri maddenin, basit karbon bileşiklerinin ultraviyole ışınımı ile tepkimesi ile oluşan karmaşık organik malzeme olduğu düşünülmektedir. Bir kuyruklu yıldız yağmurunun bu içerikteki önemli miktarda karmaşık organik molekülleri dünyaya getirmiş olabileceği tahmin edilmektedir.Yukardaki hipotezle ilişkili ama ona alternatif bir diğer hipotez, yaşamın Mars'ta oluştuğudur. Bu hipoteze göre dünyanın soğumasıyla üzerinde yaşamın belirmesi arasında geçen zaman çok kısadır ve bu, prebiyotik evrim için açıkça çok kısadır. Daha küçük boyutundan dolayı Mars Dünya'dan birkaç milyon yıl önce soğumuş, Dünya'nın hâlâ çok sıcakken orada prebiyotik süreçlere olanak kılmıştır. Daha sonra, Mars’a asteroit ve kuyrukluyıldız çarpmalarıyla savrulan kabuk malzemesi ile birlikte yaşam Dünya'ya taşınmıştır. Bu arada Mars hızla soğumaya devam etti ve sonuçta evrimın ve hatta yaşamın devamı için uygunsuz hale geldi (Mars, volkanik faaliyetlerinden dolayı atmosferini kaybetmiştir); Dünya da Mars ile benzer bir kaderi paylaşmaktadır ama o yönde yavaş ilerlemektedir.Bu hipotezlerin her ikisi de yaşamın ilk nasıl başladığına dair soruyu yanıtsız bırakıyor, sadece soruyu başka bir gezegen ya da kuyrukluyıldıza kaydırıyor. Ancak ilkel yaşamın Dünya dışı bir kaynağı olduğu tezinin avantajı, yaşamın bulunduğu her gezegende oluşmak zorunda olmaması, bunu yerine tek bir yerde oluşup daha sonra kuyruklu yıldızlar veya göktaşları aracılığıyla diğer yıldız sistemlerine ulaşabildiğini savunmasıdır. Bu yaklaşımın mantıklılığını destekleyecek kanıt yetersizdir ancak son yıllarda Antartika’da bulunan göktaşları üzerinde yapılan araştırmalarda ve ekstremofil mikroorganizmalarla ilgili incelemlerde bu varsayım için destek bulunmaya başlamıştır. Ek bir destek ise enerji kaynağı ışınetkinlik  olan bir bakteriyal ekosistemin bulunmasıyla geldi.Yakın bir tarihte Jason Dworkin tarafından düzenlenen bir deneyde, dünyadışı ortamın şartlarını taklit ederek, donmuş su, metanol, amonyak ve karbon monoksidi ultraviyole ışığına tabi tutulmuştur. Bu bileşim suya daldırıldığında, çok sayıda organik madde ortaya çıktı, bunlar kendi kendine organize olup kabarcıklar meydana getirdiler. Dworkin bu kabarcıkların hücre zarlarına benzediğini, yaşamın kimyasının içine alan ve onu yoğunlaştıran, onu dış dünyadan ayıran bir duvar oluşturduğunu düşünmektedir.Bu deneylerde üretilen kabarcıklar 10 ila 40 mikrometre veya yaklaşık alyuvar boyutunda idi. Dikkat çekici bir biçimde kabarcıklar ultraviyole ışığına tutulduğunda floresan ışıma gösteriyordu. Ultraviyoleyi emmesi ve onu bu yolla görünebilir ışığa çevirmesi ilkel hücreye enerji sağlamanın yollarından biri olarak düşünüldü. Eğer bu tip kabarcıklar yaşamın kökeni için bir rol oynadıysa, floresans ilkel fotosentez için bir öncü olmuş olabilirdi. Bu tip bir floresan ışıma aynı zamanda UV radyasyonu tarafından meydana getirilebilecek herhangi bir zararı da güneş koruma etkeni gibi işlev görerek ortadan kaldırmış olabilir. Böylesi bir koruma işlevi ilkel dünyada yaşam için hayati önem taşımış olmalıdır, çünkü güneşin en zararlı ultraviyole ışınlarını kesen ozon tabakası, fotosenteze bağlı yaşam oksijen üretmeye başlayıncaya kadar oluşamamıştır.Lipit DünyasıKendini kendini ilk kopyalayan nesnenin bir lipit olduğunu savunan bir teori de mevcuttur. Fosfolipitler su içinde çalkalandıklarında iki katlı tabakalar oluştururular, aynen hücre zarlarında olduğu gibi. Bu moleküller ilkel dünyada yoktular ancak diğer amfililik uzun zincir moleküller de zar oluşturmaktadır. Dahası bu cisimler ek lipitlerin eklenmesiyle büyüyebilirler ve aşırı genişleme sonucunda kendiliğinden ikiye bölünebilirler; iki "yavru" cisimde aynı boyut ve lipit bileşimind korunacaktır. Bu teorideki ana fikir, lipit yapılarının moleküler bileşiminin bilgi depolama için bir başlangıç aşaması olduğu ve evrim sonucunda bilgiyi daha uygun bir şekilde depolayabilen RNA veya DNA gibi polimer yapıların belirdiğidir. Henüz Lipit Dünyası teorisini destekleyecek herhangi bir biyokimyasal mekanizma ortaya konamamıştır.Polifosfat DünyasıAbiogeneszin birçok senaryosundaki sorun amino asitlerle peptitler arasındaki termodinamik dengenin peptitlerin aleyhinde olmasıdır. Teorilerde eksik olan, polimerizasyonu teşvik edecek bir güçtür. Bu sorunun çözümü polifosfatların özelliklerinde olabilir. Polifosfatlar sıradan monofosfat iyonlarının PO4−3 ultraviyole ışınlarıyla polimerizasyonu sonucu oluşur. Polifosfatlar aminoasitlerin peptitlere polimerize olmasına neden olur. İlkel okyanuslar üzerinde yeterince bol miktarda ultraviyole ışını olmalıdır. Anahtar sorun kalsiyumun fosfta ile tepkiyerek çözünmez kalsiyum fosfat (apatit) oluşturmasıdır, dolayısıyla serbest kalsiyum iyonlarını çözeltiden uzak tutacak makul bir mekanizmanın bulunması gerekmektedir.Polisiklik Aromatik Hidrokarbon DünyasıKarmaşık moleküllerin diğer kaynakları öne sürülmüştür, Dünya dışı yıldız sistemleri ve yıldızlararası kaynaklar dahil olmak üzere. Mesela, tayf çözümlemelerinden, organik moleküllerin kuyruklu yıldızlarda ve göktaşlarında bulunduğu bilinmektedir. 2004’te bir grup araştırmacı bir nebulada polisiklik aromatik hidrokarbonların izini belirledi. Bunlar bu güne kadar uzayda bulunan en karmaşık moleküllerdir. RNA Dünyası'nın oluşumunda PAH’ların kullanılığı PAH Dünya Hipotezi’nde önerilmiştir. Spitzer Uzay Teleskobu yakın bir tarihte güneşe benzer bir şekilde oluşmakta olan HH 46-IR isimli bir yıldız tespit etti. Yıldızı çevreleyen diskte, siyanür bileşikleri, hidrokarbonlar ve karbon monoksit içeren geniş bir molekül yelpazesi bulunmaktadır. PAH'lerin uzayda geniş bir alana dağıldıkları teyid olmuştur; PAH'ler dünyadan 12 milyon ışık yılı uzakta galaksi M81'in yüzeyinde de bulunmuştur.Çoklu başlangıçDünyanın tarihinin başlarında farklı yaşam biçimleri yaklaşık eş zamanlı olarak belirmiş olabilir. Diğer yaşam biçimler ya yok olmuş, kendi farklı biyokimyalarıyla farklı fosiller bırakmış olabilir, ya ekstremofiller olarak varlıklarını sürdürüyor olabilir, ya da mevcut yaşam ağacının organizmalarına benzemelerinden dolayı fark edilmeden basitçe yaşıyor olabilirler. Mesela Hartman birkaç teoriyi bir araya getirmektedir;İlk organizmalar karbon dioksit sabitleyerek oksalik ve diğer dikarboksilik asitleri oluşturan, kendini kopyalayan demir zengini killerdi. Bu kendini kopyalayan kil sistemi ve onların metabolik fenotipi daha sonra sıcak su kaynaklarının kükürt zengini bölgelerine evrimleşerek azot sabitleme yeteneğini kazandı. Bu evrimleşen sisteme en sonunda fosfat katılması, nükleotit ve fosfolipitlerin sentezine olanak sağladı. Eğer biyo-sentez biopoezin evrelerini tekrarlıyorsa o zaman amino asitlerin sentezi pürin ve pirimidin bazlarının sentezinden önce gelmiştir. Amino asit tiyoesterlerinin polipeptitlere polimerizasyonu da, amino asit esterlerinin polinükleotitler tarafından yönlendirilmiş polimerizasyonundan önce meydana gelmiştir.Kaynaklar- Brooks, J; Shaw, G. (1973). Origins and Development of Living Systems.. Academic Press. ss. 359. ISBN 0-12-135740-6.-De Duve, Christian (Jan 1996). Vital Dust: The Origin and Evolution of Life on Earth. Basic Books. ISBN 0-465-09045-1.-Fernando CT, Rowe, J (2007). "Natural selection in chemical evolution.". Journal of Theoretical Biology 247: 152–67.-Horgan, J (1991). "In the beginning". Scientific American 264: 100–109.-Huber, C. and Wächterhäuser, G., (1998). "Peptides by activation of amino acids with CO on (Ni,Fe)S surfaces: implications for the origin of life". Science 281: 670–672.-Martin, W. and Russell M.J. (2002). "On the origins of cells: a hypothesis for the evolutionary transitions from abiotic geochemistry to chemoautotrophic prokaryotes, and from prokaryotes to nucleated cells". Philosophical Transactions of the -Royal Society: Biological sciences 358: 59–85.Russell MJ, Hall AJ, Cairns-Smith AG, Braterman PS (1988). "Submarine hot springs and the origin of life". Nature 336: 117.-Schopf, J. W.; et al. (2002). "Laser-Raman imagery of Earth's earliest fossils". Nature 416: 73–76. doi:10.1038/416073a. PMID 11882894.-Maynard Smith, John; Szathmary, Eors (2000-03-16). The Origins of Life: From the Birth of Life to the Origin of Language. Oxford Paperbacks. ISBN 0-19-286209-X.-Hazen, Robert M. (Dec 2005). [http://newton.nap.edu/books/0309094321/html Genesis: The Scientific Quest for Life's Origins]. Joseph Henry Press. ISBN 0-309-09432-1.-Morowitz, Harold J. (1992) "Beginnings of Cellular Life: Metabolism Recapitulates Biogenesis". Yale University Press. ISBN 0-300-05483-1-http://publishing.royalsociety.org/cell-evolution Dedicated issue of Philosophical Transactions B on Major Steps in Cell Evolution freely available.]-http://publishing.royalsociety.org/emergence-of-life Dedicated issue of Philosophical Transactions B on the Emergence of Life on the Early Earth freely available.]-Luisi, Pier L. (2006). [http://www.cambridge.org/catalogue/catalogue.asp?isbn=9780521821179 Emergence of Life: From Chemical Origins to Synthetic Biology]. Cambridge University Press. ISBN 0-521-82117-7.

http://www.ulkemiz.com/abiyogenez-hipotezi-nedir

Persephone  Zeus ile Demeter'in kızı

Persephone Zeus ile Demeter'in kızı

Persephone, Yunan mitolojisinde Zeus ile Demeter'in kızıdır. Persephone'nin asıl ismi Kore'dir. Hades Persephone ismini, O'nu yeraltına kaçırdıktan sonra vermiştir. Kaçırılıp Persephone orada, Hades'in sunduğu nardan biraz yedikten sonra, "ölüler ülkesinde bir şey yiyenlerin yeryüzüne çıkma hakları bulunmamaktadır" kuralı nedeniyle, ölüler ülkesinde kalmak zorunda kalmıştır. Hades'in eşi ve ölüler ülkesinin tanrıçası olmuştur fakat doğan hiçbir çocuğu Hades'ten değildir. Annesi Demeter'in ısrarları sonucunda, kış dönemi hariç kalan kısmını yeryüzünde geçirmeye hak kazanmıştır. Bu yüzden ölülerle ve yeraltıyla olduğu kadar hasatla da ilişkilendirilir. Aynı zamanda Zeus'un eşlerinden biridir.Persephone'nin Kaçırılışı: Roma mitolojisinde, Proserpina olarak da bilinir. Tüm dünyaya buğday ekmekle görevli tanrıça Demeter'in Zeus'tan olan kızıdır.Hades Persephone'yi sevdiğini söyler. Zeus onav kızını kaçırmasını söyler. Bir gün Persephone arkadaşlarıyla çiçek toplamaya gider. Çiçekleri toplarken arkadaşlarından biraz uzaklaşır. Tam o sırada oldukça güzel, göz kamaştırıcı bir nergis çiçeğiyle karşılaşır. Bu çiçek oraya Zeus tarafından yerleştirilmiştir ve ışıl ışıl parlıyordur. Çiçeğin güzelliğinden, ışıltısından gözleri kamaşan Persephone çiçeği koparmaya gider. Çiçeğe doğru elini uzattığında yer yarılır ve Hades siyah atlı arabasıyla yarıktan çıkarak Persephone’u kaçırır. Demeter ise kızını çok sevmektedir. Günlerden bir gün kızının çığlığını duyar. Onu arar ama bulamaz. Bu yaşadığı acıyla Demeter dokuz gün boyunca dünyayı dolaşır ve kızını arar.Demeter büyü ve sis titanı Hekateye sorar ve Heliosa gitmesi gerektiğini söyler. Onuncu gün Güneş titanı Helios'a rastlar. Helios, ona Zeus'un gizli rızasıyla Hades'in Persephone'u kaçırıp ölüler ülkesinde ebedi karısı yaptığını açıklar. Demeter bu olaya isyan eder ve Olimpos'u terk ederek insanlar arasında yaşamaya başlar. Yaşlı bir kadın kılığında Eleusis'e varır. Bir kuyunun yanında zeytin ağaçlarının altında oturur. Kuyudan su almaya giden kral Keleos'un kızları yaşlı kadını alıp eve götürürler. Böylece Demeter kızların küçük kardeşi Demophon'un dadısı olur. Demeter, küçük çocuğa ölümsüzlük kazandırmak için geceleri çocuğun bedenini ambrosia ile sıvayıp yanmakta olan ateşe tutmaktadır. Bir gece çocuğun annesi olaya tanık olur ve dehşete düşer. Demeter şaşkınlıkla çocuğu elinden ateşe düşürür. Bu olay üzerine Demeter, kral Keleos ve eşinden özür dilemek için, Persephone'un kardeşi olan oğlu Tripolemos'a kanatlı ejderhaların çektiği bir araba verir ve ona buğday serpe serpe tüm dünyayı dolaşmasını emreder. Günler geçer ve Eleusis'te kaldığı süre içinde Demeter toprağı verimli kılmayı reddeder, böylece açlık hüküm sürmeye başlar. İnsanların çektiği acılara üzülen tanrılar Demeter'e yakarırlar, o da kızını görmek şartını öne sürer. Zeus'un yardımıyla kızını yeraltı dünyasından çıkarmak ister. Yeraltı dünyasında bir şeyler yiyenler yeraltı dünyasından ayrılamazlar. Yediği dört tane nar tanesi yüzünden Persophone yılın üç ayını yeraltı dünyasında, dokuz ayını ise dünyada geçirmeye mahkûm edilmiştir. Kızını görmenin coşkusuyla Demeter, toprağı çiçekler ve yapraklarla kaplar. Böylece ilkbahar olur. Kızının yeraltı dünyasında geçirdiği üç ayda ise kış olur. Yunan mitolojisinde baharın başlangıcı olarak Demeter anılır. Ancak Persephone, kibirli olmayışı nedeniyle Hades'e, yavaş yavaş aşık olmaya başlamıştır.Diğer;    Baharla ilişkili bir başka efsanede Adonis üzerinedir. Afroditin sevgilisi Adonis ölür ve yeraltına gider. Orada Adonise aşık olan Persophone, onu Afrodit'e vermek istemez. Zeus da Adonis'i, yılın bir bölümünde Afrodit'in, bir bölümünde Persephone'nin yanında kalacak şekilde uzlaşma sağlar. Adonis, Persephone'nin yanındayken kış başlar.    Ozan Orfeus, çok sevdiği ölen eşini kurtarmak için ölüler ülkesine gider. Ozanın, hüzünlü şarkısından etkilenen Persephone, Orfeus'a eşini götürmesi için izin verir. Ama bir şartı vardır tanrıçanın, çıkışa kadar Orfeus önden gidecek, karısı arkasından gelecek ve ozan ikisi de dışarı çıkana kadar, arkasına dönüp bakmayacaktır. Kendisi çıkar çıkmaz hevesle arkasını dönen Orfeus, kuralı bozar ve eşini yeniden kaybeder.    Görevleri sırasında Herkül ile de karşılaşan tanrıça ona yardım eder.    Hades, Menthe adlı güzeller güzeli bir peri kızı ile gizli bir aşk yaşar. Bir gün Yer altı kraliçesi Persephone bu yasak aşkın farkına varır ve genç periyi acımasızca ayakları altında ezer. Yeraltının tanrısı Hades, bu duruma üzülür sevgilisini hoş kokulu bir naneye çevirir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Persephone

http://www.ulkemiz.com/persephone-zeus-ile-demeterin-kizi

Sahne Fotoğrafçısı Olmak

Sahne Fotoğrafçısı Olmak

Bu güne değin fotoğraf konusunda çok şey yazıldı ve söylendi. Sergiler, paneller, seminerler, sempozyumlar yapıldı. Yeterli olmasa da fotoğraf albümleri yayınlandı.

http://www.ulkemiz.com/sahne-fotografcisi-olmak

1.Ulusal İnsan Mikrobiyotası ve Sağlığımıza Etkileri Kongresi

1.Ulusal İnsan Mikrobiyotası ve Sağlığımıza Etkileri Kongresi

Tarih: 08 Ara 2016 - 10 Ara 2016 Lokasyon: Swissotel Ankara Şehir: ANKARA Web Sitesi: www.mikrobiyota2016.org/ Değerli Meslektaşlarımız, Tıp ve teknolojideki ilerlemeler sağlıklı bir yaşamın  vücut, özellikle de bağırsak mikrobiotası ile çok yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Artık vücudumuzun içinde ve üzerinde 100 trilyon civarında bakteri, mantar, parazit vb mikrop, katrilyonlarca (= 10 24) virus taşıdığımızı bilmekteyiz.Bu mikropların ve virüslerin tümüne mikrobiota denilmektedir. Mikrobiota bazı araştırmacılar tarafından, yeni bir organ gibi de düşünülmektedir. Mikrobiotanın bakterilerden oluşan kısmıyla ilgil son yıllarda ayrıntılı çalışmalar yapılmıştır. ABD Ulusal Sağlık Enstitüsünün 2005 yılında başlattığı, çok merkezli “İnsan Mİkrobiota Projesi” sonuçlarının da bu yıl sonunda açıklanması beklenmektedir. Muhtemelen çok kısa süre içerisinde sonuçları bilimsel dergilerde yayınlanacaktır.Sağlıklı bir mikrobiotaya sahip olmanın tam olarak ne olduğu henüz bilinmemektedir. Ancak araştırmalar obezite, Tip II diyabet, astım, inflamatuar bağırsak hastalıkları, (IBS), nörodejeneratif ve otoimmün hastalıklar, psoriazis, bazı kanser türleri, metabolik sendrom ve kardiyovasküler hastalıklar  vb pek çok kronik hastalığın mikrobiotayla ilişkili olduğunu  göstermektedir.  Hastalıklara neden olan mikrobiota değişiklikleri çeşitli nedenlere bağlı olabilirse de sık ve gereksiz antibiyotik kullanımının, gelişen antibiyotik dirençli mikroorganizmaların patogenezdeki yeri,  yine son yıllarda yaygın kullanılan pre/probiyotiklerin  mikrobiota dolayısıyla immün sistem ve kronik hastalıklar üzerindeki etkileri  araştırılmaktadır.Doğum şeklinin, anne sütü almanın, diyetle alınan gıdaların da mikrobiota üzerindeki etkileri artık bilinmektedir.  Araştırmalar düşük yağ, yüksek lif içeren diyetten yüksek yağlı ve şekerli  batı tipi diyete geçen farelerde bağırsak  mikrobiotasının bir gün içerisinde bile  değiştiğini göstermektedir.  Bu sonuçlar sağlıklı bir mikrobiota için ne yemeli, ne yemememliyiz tartışmasını da beraberinde getirmektedir.Mikrobiotanın sağlık ve hastalıklardaki etkisi artık şekillenmekle birlikte,  cevabı aranan pek çok da soru bulunmaktadır.  Çok önemli olduğunu düşündüğümüz mikrobiotayla ilgili yeni bilgilerin, hem genel tebabet yapan hem de değişik  uzmanlık alanlarında çalışan meslektaşlarımıza  aktarılabilmesi için  YİSAV tarafından, 8-10 Aralık 2016 tarihinde , Ankara’da I.Ulusal Mikrobiota Kongresi düzenlenmektedir.  Bu kongrede mikrobiota konusunda  çok önemli çalışmaları olan, çok sayıdaki yabancı bilim adamından güncel gelişmeleri  de dinlemek fırsatı bulunabilecektir.  YISAV daha çok  üreme sağlığı , anne ve çocuk sağlığı ile ilgili, çoğu TC Sağlık Bakanlı ile birlikte yaptığı  projeler ve bilimsel toplantılarla tanınan, kar amacı olmayan bir sivil toplum kuruluşudur.  Kongrenin bilimsel  programı ,  her biri kendi alanında çok önemli  bir değer olan , değişik branşlardaki  akademisyen  meslektaşlarımızın oluşturduğu çok saygın bir  Bilimsel Kurul tarafından hazırlanmıştır. Sizleri bu önemli kongreye katılmaya, katkıda bulunmaya, siz ya da arkadaşlarınızı serbest sunumlar ve posterlerle çalışmalarınızı sergilemeye davet ediyoruz.Ankara’da 8-10 Aralık 2016 tarihlerinde, kongrede görüşmek üzere YİSAV ve Kongre Bilimsel Kurulu adına sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.Kongre Tarihi ve Yeri1.Ulusal İnsan Mikrobiyotası ve Sağlığımıza Etkileri Kongresi, 08 – 10 Aralık 2016 tarihleri arasında Ankara, Swissotel’de gerçekleştirilecektir.Kongre MerkeziSwissotel Ankara Jose Marti Cd (21. Sk.) No:2, 06550 ÇankayaTel: +90 312 409 30 00 (pbx)Kongre DiliKongrenin dili Türkçe’dir.Davet MektubuKayıt işlemini yaptıran tüm katılımcılara talep ederlerse davet mektubu gönderilecektir. Bu mektup sadece katılımcının kurumundan izin almasına yardımcı olmak amacını taşımaktadır.Yaka KartıTüm katılımcılar, refakatçiler ve firma temsilcileri kayıt masasından yaka kartlarını temin edebilirler. Kongre süresince tüm bilimsel ve sosyal aktivitelerde yaka kartı takılması gerekmektedir.Katılım SertifikasıKongreye kayıt yaptıran tüm katılımcılara katılım sertifikası verilecektir.Stand AlanlarıKongre süresince ilaç, tıbbi malzeme, cihaz ve kitap alanlarında ürün sahibi firmaların, ürünlerini sergileyebilmesi amacıyla geniş bir alan ayrılmıştır. Sergi alanlarına girişte kongre kaydı yaptırmış olma şartı aranmaktadır.ÖdemeÖdemeler TL ve Euro olarak yapılacak ve banka transferi yada kredi kartı ile gerçekleşecektir.Banka havalesinden doğacak masraflardan katılımcı sorumlu olacaktır. Ödemelerini TL olarak yapacak katılımcılar ödemenin yapıldığı günün Merkez Bankası Efektif Satış kuruna göre ödeme yapmaları gerekmektedir.İptal / İade ŞartlarıKongrenin iptal ve iade koşulları ile ilgili detaylı bilgi kayıt – konaklama sayfalarında belirtilmiş olup, bunların dışında bir uygulama sözkonusu olmayacaktır.

http://www.ulkemiz.com/1-ulusal-insan-mikrobiyotasi-ve-sagligimiza-etkileri-kongresi

Analog Nedir ?

Analog Nedir ?

Analog, kökenlerinin benzer olmasına gerek olmaksızın aynı görevi gören organlar.Evrimsel gelişim aşamasında canlıların yaşadıkları ortama göre seçilimlerinin gerçekleştiği göz önüne alındığında, analog organların gelişimi icin benzer yaşam alanları ya da ihtiyaçlar gerekmektedir. Analog organlara verilebilecek örnekler midyedeki ve balıklardaki solungaçlardır. Bu iki organ da sudaki oksijeni vücuda almakta görevlidir ancak ikisinin de embriyonik gelişimleri ve kökleri birbirinden farklıdır.Analog organlar, evrim tartışmalarında uzun süre karşı görüşlere yol açmıştır. Lamarck tarafından savunulan teze göre analog organların oluşumu, canlıların ihtiyaçları olduğu için gerçekleşmiştir. Ancak ihtiyaçların moleküler evrimi tetiklemesi tezi Darwin´in Doğal Seçilim teziyle çürütülmüştür. Darwin´e göre analog organlarin oluşumu isteğe bağlı değil ancak dogal cesitliligin icinden, ortama en uygun olanlarin secilmesi yoluyla gerceklesir. Midye ve balık örneklerindeki gibi, suda yaşayan canlıların çevresel etkileşimleri, bu canlılarda solungaç oluşumunu evrimsel olarak seçmistir.

http://www.ulkemiz.com/analog-nedir-

Limon Ağacı yetiştiriciliği ve Limon Türleri

Limon Ağacı yetiştiriciliği ve Limon Türleri

Limonun latince adı Citrus× limon dur. Limon ve diğer turunçgiller farklı tutarlarda kimyasal içerirler. Bu yapıların sağlığa faydalı olduğu düşünülür. Terpene (hidrokarbon) olarak adlandırılan D-limone içerirler. Bunlar limonun koku ve tadını verirler.

http://www.ulkemiz.com/limon-agaci-yetistiriciligi-ve-limon-turleri

6. Uluslararası Sağlık ve Hastane Yönetimi Kongresi, 16-19 Aralık 2015, Antalya

6. Uluslararası Sağlık ve Hastane Yönetimi Kongresi, 16-19 Aralık 2015, Antalya

Tarih: 16 Ara 2016 - 19 Ara 2016 Lokasyon: Spice Hotels & SPA, Belek Şehir: Belek – Antalya Web Sitesi: www.hsyk-antalya.org/tr Gelecek yüzyılda sağlık sistemleri teknolojik gelişmeler başta olmak üzere yeni gelişmelerle birlikte toplumların refah düzeyine daha fazla katkı sağlayacaktır. Özellikle internet ve bilişim alanlarında yaşanan gelişmelerle dünya daha da küçülecek, tüketiciler sağlık ve sağlık hizmetleri ile ilgili bilgileri evlerinden kolayca takip edebileceklerdir. Sağlık hizmeti sunan ve alanlar arasındaki bilgi alış verişi daha da artacaktır. Küreselleşme teknoloji transferi, araştırma geliştirme çalışmaları ile veri ve bilginin yayılması gibi bir takım gelişmelerle toplumlara sağlığı geliştirme yönünde önemli fırsatlar sunmakla birlikte kaynaklara ulaşımdaki eşitsizlikler gibi olumsuz sonuçları da beraberinde getirmektedir.Bu nedenle gelecek yıllarda sağlık sektöründe yaşanacak gloabal değişim ve gelişmelerin “fırsat” ve “tehditler” açısından şimdiden tahmin edilmesi ve ülke sağlık sistemlerinin buna göre yeniden örgütlenmesi gerekmektedir. 21.yüzyılın ilk yirmi yılında sağlık sistemlerinin hem sağlık sisteminin içinden hem de dışından gelen bir dizi yeni baskılarla yüz yüze kalacağı öne sürülmektedir. Dışsal baskıların gelecekteki sağlık sistemlerine şekil vermede en az içsel olanlar kadar güçlü olacağı yönünde çok güçlü göstergeler bulunmaktadır. En güçlü dışsal gerçeğin ise, sağlık sistemlerinin içinde yer aldığı çevrenin artık ayrılmaz bir parçası olarak kalacağı tahmin edilen “piyasaların küreselleşmesi” olgusu olduğu öne sürülmektedir. Küreselleşmedeki trendler yeni olmamasına rağmen 20. yüzyılın sonunda etki alanının büyüdüğü gözden kaçmamaktadır. Bu nedenle Beşinci Uluslararası Hastane ve Sağlık Hizmetleri Yönetimi kongresinin ana teması Geleceğin Sağlık Sistemleri ve Küreselleşme olacaktır.Kongre 16-19 2015 Aralık tarihlerinde Antalya’da gerçekleşecektir. Birçok uluslar arası kurum temsilcisi ve uzmanın katılacağı kongrenin amacı öncelikle Türkiye’de olmak üzere tüm dünyada sağlık hizmetleri sunumunda gelinen son noktayı, sunumda ve finansmandaki sorunları, bu sorunların kurumsal performans iyileştirme, verimlilik ve kalite üzerine etkilerini ve çözüm önerilerini Türkiye’den ve dünyadan katılacak sağlık profesyonelleri ile birlikte tartışma ortamı yaratmaktır. Amerika Sağlıkta Kalite Enstitüsü (AIHQ) ve Sağlık Akademisyenleri Derneği’nin işbirliği ve sektörde bulunan ilgili pek çok dernek ve kuruluşun desteği ile düzenlenecek olan Altıncı Uluslar arası Hastane ve Sağlık Yönetimi kongresine bildiri özeti ve poster sunumlarınız için davetlisiniz.Altıncı Uluslararası Hastane ve Sağlık Yönetimi Kongresi, siz, sağlık yöneticilerine, sektörde lider olan sizlere yalın yönetim gibi yeni yönetim yöntemleri, etkili ve yeni yönetim becerileri, stratejik yönetim ve ilkeleri ve önemli insan kaynakları kapasiteleri yoluyla geleceği güvence altına alan çözümleri gösterecektir. Kongre süresince şu anki sağlık hizmetlerindeki trendler, gelecekteki yeniliklerin neler olduğu, kurumlarımızda uygulanabilirliliği ve teknolojik yenilikleri takip edebilmek için izlenmesi gereken adımlar, örnek uygulamalar, paneller, sizin katkıda bulunduğunuz sözlü ve poster sunumları ve çalıştaylar şeklinde tartışılacaktır. Ayrıca kongrede sağlık ekonomisinden, hasta akışı ve sağlık turizmine, kalite ve akreditasyon sistemlerinden, yeni ve çağdaş yönetim biçimlerine kadar sağlık yönetimi sorumluluklarının gerektirdiği tüm yönler ele alınacaktır.Bu kongre katılımcılara;    Sağlık Kuruluşlarının verimlilik ve etkinliğini arttırabilmek için pratik fikirlere sahip olmak,    Her düzeydeki sağlık çalışanları ile sağlık hizmetlerinden yararlanan toplum üyelerinin, sağlık sorunları ve çözümleri konusundaki farkındalık ve bilinç düzeylerini geliştirmeye katkıda bulunacak bilgi ve öneriler sunmak,    Sağlık yöneticileri ve uzmanları ile toplumun diğer kesimleri arasında, sağlık ve hastane yönetimiyle ilgili dünya çapında geliştirilmiş bilgi ve deneyim birikiminin paylaşılması için gerekli işbirliğini ve koordinasyonu teşvik etmek gibi pek çok bilgi ve beceri sağlayacaktır.Altıncı Hastane ve Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kongresinde (www.hsyk-antalya.org) yer alan ana ve paralel oturumlarda sağlık sektörünün yönetim boyutu, bilgi yönetimi ve bilgi teknolojileri gibi aşağıda sunulan 20’ye yakın ayrı konu başlığı işlenecektir. 16-19 Aralık tarihleri arasında Antalya’ da gerçekleşecek olan kongremize akademik çevrelerden, kamu ve özel sektör uygulayıcılarına, bilim adamlarından, uzmanlara kadar seçkin yaklaşık 40 konuşmacı katılacak, konuyla ilgili ulusal ve evrensel çaptaki bilgi birikimlerini, konunun ilgili tarafıyla tartışmaya imkan sağlayacağı gibi uygulanabilir önerilerin yaşama geçirilmesini de teşvik edici bir zemin yaratacaklardır.Kongrede tartışılacak bazı kongre başlıkları;    Geleceğin Sağlık Sistemleri    Kurumsal Mükemmelik    Kanıta Dayalı Yönetim    Küreselleşme ve Sağlık    Sağlık hizmetlerinde teknolojik gelişmeler    Sağlık Kuruluşları Yönetimi,    Sağlık kuruluşlarında finans yönetimi    Sağlık programı geliştirme    Hastane Organizasyonu ve Yönetimi    Sağlık hizmetlerinde pazarlama,    Sağlık kuruluşlarında stratejik yönetim    İnsan kaynakları yönetimi    Sağlık politikaları    Sağlık hizmetleri mevzuatı ve Etik    Sağlık enformasyon sistemler (sağlık bilişimi)    Sağlık Reformları    Sağlık Ekonomisi    Sağlık yönetiminde tahmin yöntemleri    Sağlık Hizmetlerinde Halkla İlişkiler    Sağlık Ve Sosyal Güvenlik Sistemler, Sağlık Sigortacılığı    Sağlık İletişimi.    Medikal TurizmKongrenin eş başkanları olarak toplumumuzun sağlık sorunları ve çözümleri konusundaki farkındalık ve bilinç düzeyinin de yükseltilmesine katkıda bulunacağına inandığımız, Antalya da gerçekleşecek kongremizde bize katılacağınızı umuyoruz.Sizleri Aralık ayında aramızda görmekten onur duyarız.Saygılarımızla, Prof. Dr. Seval AKGÜNKongre Adı    6. ULUSLARARASI SAĞLIK VE HASTANE YÖNETİMİ KONGRESİAna Tema    “Geleceğin Sağlık Sistemleri ve Küreselleşme”Yeri    Spice Hotels & SPA, Belek, ANTALYA /TÜRKİYETarih    16-19 Aralık 2015Kongre Başkanları    PROF. DR. SEVAL AKGÜN, TÜRKİYE, (Başkan)PROF. DR. A.F. Al ASSAF (Eş Başkan)Düzenleyen Kuruluşlar    SAD – Sağlık Akademisyenleri Derneği, TÜRKIYEAIQH – Amerika Kalite Enstitüsü, USAKongre Sekreteri    Müzeyyen BAYDOĞRUL / muzeyyen@dunyacongress.comWeb Adres; www.hsyk-antalya.org

http://www.ulkemiz.com/6-uluslararasi-saglik-ve-hastane-yonetimi-kongresi-16-19-aralik-2015-antalya

Limon Depolama İşlemi Nasıl Olmalıdır ?

Limon Depolama İşlemi Nasıl Olmalıdır ?

Limonlarda en önmeli hususlardan birisi de depolamadır. Depolamanın çok önemli avantajları bulunmaktadır. Bunlar;

http://www.ulkemiz.com/limon-depolama-islemi-nasil-olmalidir-

Sardunya Nasıl Bir Çiçektir ?

Sardunya Nasıl Bir Çiçektir ?

Sardunya, çoğu kaynakta ve ifadede, süs bitkisi ya da süs çiçeği olarak tanımlanmaktadır. Zaten evlerde, balkonlarda ya da büyük alış veriş merkezlerinin bahçelerinde görmeye alışık olunan bir süs bitkisi özelliğinde olması, bu açıklamayı da haklı kılmaktadır. Ancak botanik bilimi adına incelendiğinde ise, sardunyadan “Scented Leaved” adı ile bahsedilmektedir. Yine bu bilim çerçevesinde yapılan araştırmalara göre, sardunyanın turnagagasıgiller familyasına ait olan bir bitki türü olduğu açık bir şekilde ortaya konabilmektedir.Sardunya’nın Memleketi ve Sevdiği Coğrafi YerlerGüney Afrika, sardunya bitkisinin ana vatanı, asıl ev sahibidir. Genel anlamda ise, Akdeniz’e kıyısı olan çoğu ülkede, sıklıkla sardunya bitkisini görebilmek mümkündür. Zaten sırf bu gözlemden ve bilgiden yola çıkarak, sardunyanın Akdeniz ile özdeşleştiği, bitki tütü olarak bu coğrafyadan kopamayacağı, akıllarda yer etmiştir. Yapısı ve ÖzellikleriYapı itibari ile, sardunya oldukça dayanıklı bir bitki türüdür. Bu dayanıklılık o kadar iyi bir durumdadır ki, sardunya kışın bile canlılığını çok düzgün bir şekilde koruyabilmektedir. Fakat yine de, sardunyanın yaşadığı kış şartlarında, sıcaklık 11 ya da 12 derecenin altına inmemelidir.Üreme açısından incelendiğinde ise, sardunya bitkisinin üremesinin oldukça kolay ve çok az uğraştıran cinsten olduğunu söylemek mümkündür. Hatta bu durum, kırık bir dal sardunyadan yeni bir sardunya bitkisinin oluşması ile de açıklanabilmektedir.Sardunya, çiçek açan, bu nedenle de süs bitkisi olarak kullanılan, sahip olduğu renkli çiçekler ile göz kamaştıran bir bitkidir. Pembe, kırmızı, beyaz, sarı ve daha birçok renk çeşidi, sardunyanın çiçek renklerindendir.Sardunya Yetiştirilebilmesi İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler* Sardunya bitkisi, güneşi oldukça seven bir bitkidir. Çok ve güzel çiçekli bir sardunya bitkisine sahip olunmak isteniyorsa, sardunya bol bol güneş görmelidir. Zaten sardunya bitkisi, bu konuda da size yardımcı olacaktır. Eğer doğrudan güneş alamazsa bile, dolaylı olarak aldığı güneş ışınlarından da beslenerek sahibini yormayacaktır.* Sardunya bitkisi, büyüyebilmek için neme çok da fazla ihtiyaç duymayan bir bitki türüdür. Fakat yine de, özellikle yaz koşullarında, haftada en az iki kere sulanarak nem ihtiyacı giderilmelidir.* Sardunya bitkisi, hava akımı olan ortamlarda etkilenebildiği için, bu tarz ortamlarda tutulmamalı ve muhafaza edilmemelidir.* Sardunya bitkisinin saksısı, sık aralıklarla değiştirilmemelidir. Aynı zamanda, çok büyük saksılarda da sardunya yetiştirilmemelidir.* Şubat ve Mart aylarında, sardunyaların budanması gerekmektedir.Sardunya bitkisi, dört ana grup altında toplanarak çeşitlere ayrılmaktadır. Bu çeşitler ise şu şekildedir;- Zonal (genel) sardunya: En sık rastlanan sardunya bitkisi türüdür. Yaprakları oldukça tüylü, yuvarlak, ve düz renklidir. Ancak kimi zaman ebruli olanları da görülebilmektedir. Bu çeşit sardunyanın çiçekleri demet şeklindedir. Sarı ve mavi renkler hariç tutularak, neredeyse her renkten olanlarını görebilmek mümkündür.- Trailing (sakız sardunyası): Bu sardunya çeşidinin dalları sarkık durumdadır. Yaprakları etlidir ve parlak bir görünüme sahiptir. Çiçekleri ise katmerli olabilmekte; aynı zamanda yalın kat çiçekli olan sardunyalar da görülebilmektedir. Sakız sardunyası, diğer sardunya çeşitlerine nazaran, soğuğa karşı en hassas olanıdır.- Regal (ceylan): Oldukça gösterişli olan bu sardunya türü, aynı zamanda açelyayı da andırmaktadır. Yaprakları tüylüdür ve sivri uçlara sahiptir. Çiçeklerinin ortası ise siyah renklidir. Ancak kenarlara doğru gidildikçe canlı ve parlak renkler ortaya çıkmaktadır.- Scented leaved (Itır): Bu sardunya türü, diğer türler ile kıyaslandığında, koku olarak hepsinden güzel; ancak yaprak olarak hepsinden gösterişsizdir.Kaynakça:http://www.merakname.com/sardunya-nedir/ http://www.bilgiustam.comYazar: Baran Akçok

http://www.ulkemiz.com/sardunya-nasil-bir-cicektir-

Deniz Mağaraları

Deniz Mağaraları

Deniz mağaraları, deniz kıyısında bulunan kayaç yarlarının, dalgaların darbesi ve şiddeti sebebi ile aşınması ve erozyona uğraması sonucu meydana gelmektedir. Bu aşınan bölgeler daha çok fay kırıklarında meydana gelmekte ya da farklı katmanların birleşim yerleri daha zayıf olduğu için bu bölgelerde oluşmaktadır. Deniz mağaraları çoğunlukla 5 ila 50 metre civarında olurlar; ancak 300 metreyi geçen deniz mağaraları da vardır. Kıyı mağarası veya dalga oyuğu adı ile de anılan deniz mağaraları aşınmanın başlarında milimetrik boyutlarda olup uzun yıllar sonucundaki erozyon ile meydana gelmektedir.Deniz Mağaralarını Oluşumu ve Yapıları Erozyon dalgaların vurduğu her yerde, meydana gelebilmektedir. Mağara oluşumunda zayıf bölgelerin çok büyük rolü vardır. Deniz mağaralarının meydana gelmesini sağlayan bir diğer etki de yağmur sularıdır. Yağmur yağışı ile topraktan sızmış olan organik ve karbonik asitler, yarıkların içine sızarak kayaların daha çok zayıflamasına sebep olurlar. Bu sayede deniz mağaralarının oluşumu hızlanmış olmaktadır. Birçok deniz mağarasında duvarlar parça parça koparak oluşur ve bu yüzden düzensiz gözükürler. Kireç oranı yüksek olan kayaçlarda kopma daha kolay olduğu için bu düzensiz görüntüyü ortaya çıkartmaktadır. Bazı deniz mağaralarının duvarları ise düzgün ve yuvarlak hatlara sahiptir. Bu tamamen kaya katmanlarının cinsiyle ilgili bir durumdur. Bazen de dalgaların basıncı ile tavan delikleri açılmaktadır. Bu tip mağaralar genellikle çok büyük değildir. Çünkü tepeden açılan delik basıncın düşmesine yol açar ve aşınma çok düşük seviyede olduğu için çok fazla etki etmez.Deniz mağaralarında şekli ve oluşumu etkileyen pek çok sebep olabilir. Kayanın içeriği ve yapısı, mağaranın denize olan konumu ve o bölgedeki dalga boyutu, şiddeti gibi faktörler mağaranın şekil ve oluşumunu belirleyici etkilerdir. En zor aşınan kayaç cinsi, bazalt olanlardır. Bazalt kayaç bölgesinde oluşan mağaraların büyüyebilmesi için çok uzun zaman gerekmektedir. Bunun yanı sıra jeolojik ölçekte oluşan iklim değişiklikleri ve deniz seviyelerindeki değişiklikler, deniz mağaralarının şekil ve oluşumunda etken faktörlerdir. Örneğin milyonlarca yıllar önce deniz seviyesi 200-250 metre daha yukarıdaydı. İklim farklılıkları ve yer kabuğu hareketleri bu gün deniz seviyesinin çok yükseğinde bulunan, deniz mağaralarının oluşumunu da açıklamaktadır. Bu durumun tam tersi de yaklaşık 10.000 yıldan bu yana, deniz seviyesinin yükselmesi ile yaşanmaktadır. Bu yüzden de oluşmuş birçok deniz mağarası şuan sular altında kalmıştır.Dünyanın En Büyük 5 Deniz MağarasıDünyanın en uzun deniz mağarası Yeni Zelanda’da bulunan Matainaka Mağarasıdır. Otago kıyısında bulunan bu mağara, 5051 metre uzunluğundadır. Matainaka Mağarası dünyanın en uzun mağarası olsa da en büyüğü değildir. Matainaka Mağarası jeolojik özelliği açısından uzun olmasının sebebi kum taşından oluşmuş olmasıdır. İkinci en uzun deniz mağarası da yine Otago kıyısında bulunur. Matainaka Mağarası’na çok yakın olan bu mağara Mor Katedral adını duvarındaki mor renkli alglerden almaktadır. 1325 metre olan Mor Katedral Mağarası’nın sadece bir girişi vardır. Sea Lion mağarası ise dünyanın en uzun üçüncü deniz mağarasıdır. Sea Lion mağarasının uzunluğu 1315 metredir ve floransa sahillerinde bulunur. Boyalı mağarası dünyadaki en uzun dördüncü mağaradır. Uzunluğu 1227 metredir. Kaliforniyadaki Santa Cruz’da bulunur. Beşinci sıradaki mağara 1155 metre uzunluğunda olan Kutsal Su Mağarası olarak da bilinen Waiahuakua Mağarasıdır. Havayi’de Na Pali sahilindedir.Ülkemizdeki deniz mağaralarıÜlkemizde bulunan deniz mağaraları genellikle Akdeniz kıyılarında yoğunlaşmıştır. İrili ufaklı yüzlerce mağara bulunan Akdeniz kıyılarının da mağara oluşumunun en büyük sebebi, kayaç yapısının karstik kayaç olmasıdır. Bilinen en büyük deniz mağaralarımız arasında, 124 metrelik uzunluğu ile Derya Mağarası, 110 metre uzunluğu ile Yerköprü Mağarası, 60 metrelik uzunluğu ile Konakaltı Mağarası sayılabilir. Ülkemizin tektonik plaka hareketleri ve kısa kıyıları sebebiyle birçok mağara kısa zamanda yok olmaktadır.Kaynakça:http://tr.wikipedia.org/wiki/Deniz_ma%C4%9Faras%C4%B1Yazar: Ensar Türkoğluhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/deniz-magaralari

Uludağ Anatomi Kış Kongresi 2017, 26 – 28 Şubat, Bursa

Uludağ Anatomi Kış Kongresi 2017, 26 – 28 Şubat, Bursa

Tarih: 26 Şub 2017 - 28 Şub 2017 Lokasyon: Ağaoğlu My Mountain Otel - Uludağ Şehir: Bursa Web Sitesi: www.uludaganatomi.org Değerli Katılımcılar; Bursa’da 1991’de ilk Ulusal Anatomi Kongremizi gerçekleştirme ve 2011’de bir Uluslararası Anatomi kongresi yapmanın onurundan sonra şimdi ise Anatomi Günleri 2017’yi Uludağ’da sizlerin katılımı ile yapacak olmanın heyecanını yaşıyoruz. Anatomi Kongrelerimizin başlangıcında büyük emekleri olan merhum Hocamız Prof. Dr. Ahmet Çimen anısına düzenlenecek olan toplantı 26 – 28 Şubat 2017 tarihlerinde ülkemizin önemli turizm merkezlerinden olan Uludağ’da yapılacaktır. Toplantıda Ulusal ÇEP ile igili çalışmaların yanısıra Teknolojinin Anatomi Bilimi ve Eğitimine Getirileri ana başlıklar olarak ele alınacaktır. Anatomi Günleri 2017 – Uludağ toplantımızın sizlerin katılım ve katkılarıyla değer kazanacağından dolayı birlikte olmaktan büyük mutluluk duyacağımızı belirterek “Düzenleme Kurulu” olarak sizi Bursa-Uludağ’a davet ediyoruz. Prof. Dr. İhsaniye COŞKUN U.Ü. Tıp Fak. Anatomi ABD Başkanı Sempozyum Merkezi Ağaoğlu My Mountain Otel – Uludağ Sempozyum Tarihleri Sempozyum 26 – 28 Şubat 2017 tarihleri arasında Ağaoğlu My Mountain Otel Uludağ’ da yapılacaktır. Sponsorluk Sponsor olmak için sponsor@burkon.com ile irtibata geçebilirsiniz. Stand Alanları  Toplantı süresince sektördeki firmaların oluşturacağı stand alanı ziyarete açık olacaktır. Yaka Kartı  Tüm bilimsel ve sosyal aktiviteler için yaka kartı bulundurulmalıdır. Yaka kartsız toplantı salonlarına girilemeyecektir. Katılım Belgesi  Toplantıya kayıtlı katılımcıların belgeleri 26 Şubat 2017 tarihinden itibaren kayıt masasından verilecektir. Sunu Teslim / Kontrol Odası Sunumlarınız sırasında zorluk yaşamamanız için CD ve taşınabilir belleklerinizi Microsoft Office altında çalışan programlarda hazırlamanız ve yedeklerini yanınızda bulundurmanız gerekmektedir. Sunumunuzdan önce mutlaka CD ve taşınabilir belleklerinizi herhangi bir aksaklık yaşanmaması için sunu teslim / kontrol odasında kontrol etmeniz rica olunur. Tüm salonlarda dizüstü bilgisayar ve görüntüleme cihazları bulunacaktır. Sunumlar CD ya da taşınabilir bellek ile teslim edilmelidir. Kişisel bilgisayarlardan sunum yapılmayacaktır. Herhangi bir aksaklık yaşanmaması için sunumlarınızı oturum saatinizden en az 2 saat önce yayına hazırlanması için sunu teslim / kontrol odasına teslim etmeniz gerekmektedir.

http://www.ulkemiz.com/uludag-anatomi-kis-kongresi-2017-26-28-subat-bursa

Hindi Yetiştiriciliği - Hindi büyütme ve bakım teknikleri

Hindi Yetiştiriciliği - Hindi büyütme ve bakım teknikleri

Dünya nüfusundaki hızlı artış, beslenme sorununun önemini ortaya koymaktadır. Bu durum yeni kaynaklar aramaya ve alternatif besin maddelerine yönelik araştırma yapmaya ihtiyaç duyulur hale getirmektedir.

http://www.ulkemiz.com/hindi-yetistiriciligi

Herbaryum Nedir ? Herbaryum Teknikleri Nelerdir ?

Herbaryum Nedir ? Herbaryum Teknikleri Nelerdir ?

Kurutulmuş bitki örneklerinin belli bir sistemle düzenlenerek saklandığı yerdir.Doğadan toplanan bitki örnekleri preslenerek kurutulur. Özel kartonlar üzerine yapıştırılır. Karton üzerinde bitki örneğinin familya ve tür ismi ile örneğin toplandığı yer, toplandığı yükseklik ve tarih, örneği toplayanın adı, örneği adlandıran kişinin adı ve diğer bilgiler (habitat, habitus özellikleri) yer alır. Örnekler tür, cins, familya olarak gruplandırılır. Özel dolaplar içinde yatay olarak muhafaza edilir. Herbaryum Yapmanin Amacı Herbaryum yapmanin amaci çalisan kisiye göre degismekle birlikte genel olarak su sekilde siralanabilir; a) Bitkiyi tanimak, b) Bitkinin varligini kanitlamak (bitkinin nerede ve ne zaman yetistigini ögrenmek), c) Daha sonraki bitkilerle ilgili konularda çalismak, d) Bitkiye ulasilmasinin mümkün olmadigi zamanlarda elde hazir materyal bulunmasini saglamak, e) Hastalik ve zararlilara konukçuluk yapan bitkileri toplamak, daha sonra teshiste kullanmak. Herbaryum Örneklerinin Kullanim Alanları Herbaryum örneklerinin kullanilma amaçlari ise asagidaki gibi siralanabilir; a) Herbaryumlarda bulunan bitki örnekleri, morfolojik çalismalar yaninda söz konusu bitkinin kök, gövde, yaprak ve çiçek gibi degisik organlarinin mikroskobik olarak incelenmesinde materyal olusturur. b) Florasi incelenen bölgelerde, bitki gruplarinin dagilisi büyük oranda herbaryum kayitlarina göre belirlenir. c) Bitkisel üretim, ekoloji ve taksonomi gibi konularda, okul içi egitimde ögrenim amaçli herbaryumlardan faydalanilmaktadir. Ögrencilere özellikle iklim ve mevsimin uygun olmadigi ortamlarda, bitki karakterlerinin gösterilmesi, cins ve türlerin tanitilmasi, herbaryumlardaki bitki örnekleri ile pratik olarak gerçeklesir. d) Çayir - mera vejetasyonlarini olusturan türlerin, süs bitkilerinin, kültür bitkilerinin ve yabanci otlarin teshisinde herbaryumlar en degerli kaynagi olusturur. Zira son yillarda taksonomik yayinlari inceleyerek bitki tanima teknigi önemini büyük ölçüde kaybetmistir. e) Özellikle tür ve varyete isimleri temel kabul edilerek, düzenlenen herbaryumlardaki bitki örnekleri kromozomlarla yapilan poliploidi çalismalarinda (zaman içinde seri olustugundan) degerli birer belgesel kayit anlami tasir. f) Entomolojik ve fitopatolojik çalismalarda konukçu bitkiye bagli teshislerde de büyük önem arz eder. Herbaryumda Örneklerin Düzenlenmesi Her bitki koleksiyoncusu, belli bir amaçla topladigi malzemenin tasnifine yönelik sorunlarla karsilasabilmektedir. Herbaryum hangi bakimdan kurulmak ve devam ettirilmek isteniyorsa, basit olarak tasarlanmalidir. Iyi düsünülmüs bir yapi ve açik seçik bir düzenleme, her bitkiyi hizli bir sekilde bulmamiza yardimci olur. Her bitki koleksiyonu basit bir alfabetik siralama ile düzenlenir. Çiçekli bitkilerde, familyasina göre düzenleme yapmak yeterli olmaktadir. Fakat pratik nedenlerden dolayi alfabetik siralama tercih edilir. Böylece cinslerin bulunmasi kolaylasir. Cinslerin içinde bulunan türlerin siralamasi da alfabetik olarak yapilir. Familya siralamasin da ise bitki topluluklarina ait eserlerden yararlanila bilinir (Stehli und Brünner, 1981). Toplanan bitkiler, biyolojik sisteme göre (tür, cins, familya, takim, sinif) düzenlenebilir veya akrabalik iliskilerine göre bir arada tutulabilirler. Her iki yöntemin de olumlu ve olumsuz yönleri vardir. Sinifina, takimina, familyasina, cins ve türüne göre biyolojik sirayla düzenlenmis koleksiyon sayesinde biçimsel olarak birbirine benzeyen bitkiler iyi karsilastirila bilinirler. Biyolojik sisteme göre düzenlemenin temel birimi tür dür. Bunu takip eden basamak, genelde daha fazla türü kapsayan cins (genus) tir. Cinsler ise familya'da toplanirlar. Bunlar, biyolojik sistemdeki isaretlere göre benzerlik gösterirler. Tür, ayni atadan gelen ve birbirleriyle çiftleserek fertil döller verebilen bireyler topluluguna denir. Fakat önemli türleri birbirine benzer olabilen bitki topluluklarinin biyolojik sisteme göre tek tek düzenlenmesi yorucu olmaktadir. Eger koleksiyon faaliyetinde daha fazla bitki topluluguna yönelme olursa, bitki sosyolojisine göre tasnif amaca uygun olur. Bunlar disinda herbaryumlar, tedaviye yönelik bitkilerin kurutulmus yapraklarina, çiçeklerine, türüne, bitkinin bünyesindeki alkoloidlere ve glikozitlere göre düzenlene bilinir. Bitkinin Bulundugu Yer ve Çevre Her bitki türü yeryüzündeki bütün kitalar üzerinde yaygin degildir, bazi türler belirli bir bölgeye aittir. Bir bitki doga içinde sistemin bir parçasi olarak görülmelidir. Sicaklik, su, toprak, isik gibi dis faktörler bitkilerin yasama imkanlarini belirlemektedir. Farkli bir bitki de ihtiyaçlarina uygun bir ortam buldugunda o yere yerlesebilmektedir. Böyle düzenli bir ekolojik dönüsüm bitki türlerinin tesadüfi olarak ortaya çikmadigini belirlemektedir. Bir çok tür, bulunduklari yerin çevre sartlarina bagli olarak, birbiriyle ve diger bitki türleri ile rekabet halindedir. Bu sekilde iklim ve rekabete dayanan, tarihsel bir iklim süreci kosullari ile, bitki türlerinin kombinasyonu sonucu bitki topluluklari olusmustur. Bitki topluluklarini, ekolojik iliskilere bagli çevre faktörlerini, bitki gelisimlerini, türlerini ve yayilimlarini Bitki Sosyolojisi bilimi incelemektedir. Süphesiz koleksiyonun olusturulmasinda, bitkilerin bulundugu yerlerin en küçük ünitesine kadar siniflandirilmasina çalisilmalidir. Bu ise, çok büyük deneyim isteyen bir konudur. Çalisma baslangiç olarak kaba bir sekilde fundalik, alçak çayirlik, yaprakli agaçlar ormani olarak siniflandirilabilir. Dogal bitki topluluklarinin yani sira insan müdahalesiyle ortaya çikmis çesitli türlerle de (çayir, tarla vb.) ilgilenebiliriz. Bunlar bitki sosyolojisinin karakter türleri olarak tanimlanirlar ve bitki sosyolojisine ait birimlerin isimlendirilmesinde büyük rol oynarlar. Tam bir çalisma için ilk önce kolay görülebilir ve açik karakterize edilmis bitki toplulugunu seçmek gerekmektedir. Örnegin; yüksek bataklik çayin ve su bitkileri gibi (Stehli und Brünner, 1981). Bitkinin Bulundugu Yer Hakkinda Notlar Öncelikle bulunan türün adi, araziden toplanma, sira numarasi, tarih ve bulundugu yer bir kagida veya etikete yazilir. Bir deftere bu bilgiler aktarilir. Bulundugu yer, toprak durumu (islak, nemli, kuru, balçik, kum, humus, besin degeri düsüldügü v.b.), isik durumu, örnegin diger bitkinin gölgesinde olmasi gibi bilgiler de verilir. Bütün bu bilgilerle mümkün oldugu kadar bitkinin bulundugu yerin kapsamli bir görüntüsü verilir. Bitkinin fenolojik durumu da belirtilir. Mümkün oldugu kadar bitkinin bir çok parçasi kaydedilir. Böylece bitki sosyolojisi hakkindaki bilgiler verilmis olunur. Bu islemler yeni baslayanlar için kolay degil ve zaman alicidir. Bu sekilde hazirlanan buluntu yeri notlan çok önemlidir. Eger koleksiyonumuzu taksonomik açidan olusturmak istiyorsak, bitkinin gelisme dönemi hakkindaki bilgilere önem vermeliyiz. Örnegin; çiçek rengi, kokusu, çiçeklenme sekli ile süresi, tek veya çok yillik olusu ve reçinesi taksonomik isaretlerdendir (Stehli und Brünner, 1981).Herbaryum Yapiminda Bazi Önemli Kurallar Dogayi korumak iyi bir koleksiyoncu için en basta gelen yasa olmalidir. Korunulan bitkilere ait tam bilgiye sahip olmak, yasalara karsi kasitli olmayan durumlar karsisinda koleksiyoncuyu korur. Bitkiler özenle toplanmalidir. Toplama esnasinda bitkinin korunmasi zorunludur. Çignenen bitkiler ve hos görünmeyecek sekilde açilan çukurlar koleksiyoncular için iyi bir izlenim vermez. Buna ilaveten bitkinin diger gelisme devreleri, tohumlan ve meyveleri de toplanmalidir. Materyalin toplanmasinda zamana .ihtiyaç duyulur. Hiç bir zaman bir seferde çok bitki toplamaya çalisilmamalidir. Bitkileri toplayip preslemeden önce renk ve formunun uygunluguna bakmak gerekir. Bir defalik presleme ile is birakilmamali, bitkinin rutubeti sürekli alinmalidir. Aksi halde bitki kurumadan çürür ve çogu zaman da kararir. Preslemeden çikan bitki çok çabuk kirilabilir. Bu nedenle bitkiler kartonlarin arasina konularak saklanir. Toplanan materyal böceklerle bulasiksa, öncelikle temizlenmeli daha sonra preslenmelidir. Kuru bitkiler kolay yanabilir olduklarindan, sigara içilmemeli ve atesten sakinarak çalisilmalidir. Not almada 7 x 10 cm boyutlarinda sert ve suya dayanikli kagitlar ve kursun kalem gereklidir. Böylece isim, bulundugu yer, tarih ve gerekiyorsa örnek numarasi yazilir. Mümkünse bitkinin bulundugu yerin bir kaç bölümünü alabilen bir fotograf makinesi ile büyük bitkilerin fotografi çekilebilir. Büyük sapli ve etli bitkileri birkaç parçaya ayirmak için bir ameliyat biçagina (bisturiye) ihtiyaç duyulur. Araziye giderken bitki tohumlarinin toplanmasi amaciyla mutlaka mektup zarfi veya kesekagidi da götürülmelidir. Toplama esnasinda bitkinin adi yazilir, materyal bir evrak çantasina veya prese konur. Evrak çantasinda kaygan kagitli bölümlere yerlestirilen bitkiler, hafif bir baski altinda tutulmus olur. Kesin olarak preslemeden önce laboratuarda düzenleme yapilabilir. Böylece daha yakin bir inceleme yapilmis olur. Rüzgarli havalarda presleme isini laboratuarda yapmak daha uygun olur. Toplanan materyal plastik torbalara da yerlestirile bilinir (Ismi ve bulundugu yeri belirten bir kagit bantla üzerine yapistirilir). Torbalar çantanin içine ayri ayri konur. Yerlestirme esnasinda bitkilerin birbirine baski yapmamasina dikkat edilmelidir. Materyalin nakliyesi söz konusu ise nemli bir gazete kagidina sarilabilir. Çiçekler materyalin üzerinde bulunmalidir. Plastik torba ve nakil kaplari mümkün Oldugunca günesli ortamdan uzak tutulmalidir. Zira, günes isinlari bitki materyalinin rengini bozabilir. Eger bitkiler nemli olarak prese alinirsa bu iyi sonuç vermez. Bu nedenle laboratuarda kisa süre bekletilmelidir. Daha sonra hemen prese alinmali veya teshis çalismalarina baslanmalidir. Binoküler ile küçük çiçeklerin parçalanarak incelenmesi mümkündür. Kesit almada ve meyve çekirdeklerini kesmek için bisturiye göre jilet kullanimi daha uygun olmaktadir (Stehli und Brünner, 1981). Örneklerde teshis karakterlerinin bulunmasi gerekir. Tatminkar bir materyal, genç çiçek ve genç meyvelere sahip olan normal bir habitusta, fakat genis bir populasyondan alinan örneklerdir. Bu özellikler, turu n tam hayat dönemlerini ve degisen özelliklerini verirler. Otsu bitkilerde kök, gövde, taban, gövde yapraklari, çiçek ve meyvenin örnekte bulunmasi teshis için sarttir. Odunsu bitkilerde ise yaprak, çiçek ve meyve bulunan bir dal yeterli olabilir. Soganli ve rizomlu bitkilerde, örnegin; Crocus sp. (Çigdem)'de toprakalti kisminin da alinmasi gerekir. Bitki toplayicisi hangi grup bitkilerin toprak alti kisimlarinin teshis için gerekli olacagini, hangilerinin gerekli olmayacagini bilmelidir. Otsu bitkilerin kök sistemlerinin yeterli miktarda toplanmasi bir bitkinin genel karakterini çizmeye yarar. Bitkilerin solmasini geciktirmek için bitkileri islatmak yerine örnek toplama kabinin alt kismina nemli bir kagit koymak yararlidir. Baska bir yol da; kök kisimlarindaki topraklari temizlenen ve her istasyondan toplanan örnekler büyük birer naylon torbaya konarak içine suya batirilmis sünger atilir ve torbanin agzi sikica baglanir.Böylece pres yapilincaya kadar bitkilerin solmamasi saglanmis olur. Naylon torbalarin içine örneklerin yazildigi etiket de konur. Örnegin Ankara, Beynam ormani, Step, Kuzeye bakan % 30 egimli, taslik yamaç, 1200 m, tarih: 11.4.1990, toplayan: Uzm. Metin KURÇMAN gibi. Bitkilerin araziden toplanmasi sirasinda ayni türe ait birden fazla bitki örnegi alinmalidir. Örneklerden biri herbaryum materyali olarak prese alinirken, digeri adlandirmada kullanilir (Yildirim ve Ercis, 1990). Toplama Çalismalari Için Gerekli Malzemeler Arazi Çalismalari Için Gerekli Malzemeler 1. Bitki koleksiyoncusu araziye çikarken her türlü çevre kosullarini önceden düsünerek, ortamda rahat dolasabilecegi giysiler seçmelidir. Özellikle uygun bir ayakkabi ya da çizme ve ayrica yagmurluga ihtiyaci vardir. 2. Orta boylu saglam ve kullanisli bir not defteri ile bir kursun kalem gereklidir. Deftere arastiricinin verdigi tarla (arazi) numarasi, örnegin alindigi yer, flora hakkinda temel bilgiler, toplama tarihi, bitkinin mahalli adi, biliniyorsa örnegin bilimsel adi, çiçek rengi ve arazinin yüksekligi gibi bilgiler yazilmalidir. 3. Arastirilacak bölgenin haritasi; 1:100.000'lik harita ideal olmakla birlikte 1:250.000'lik haritalar da kullanilabilir. Bitki toplama çalismasi yapilan istasyon harita üzerine isaretlenir. 4. Altimetre (yükseklik ölçer) ve Fotograf makinesi 5. 6x veya l0x büyütmeli bir el büyüteci. 6. Toplanan bitkileri içine koymak için plastik torbalar veya metal çantalar, sünger ve ip. 7. Amaca göre degismekle beraber, 45 x 30 cm. boyutlarinda tahtadan veya metalden yapilmis degisik tiplerde presler ve presleri sikmak için örgü kemerler. 8. Bitkileri toplarken sökmeye yarayan batirici alet (zipkin), kisa sapli kazma, saglam bir kürek, güçlü bir cep biçagi, agaç dallarini ayirmak için bahçe biçagi, acemiler için el biçagi, çaki, budama makasi gibi aletler. 9. Bir pusula. 10. Kurutma kagitlari ve gazete kagitlari (44x28 cm. boyutlarinda), oluklu mukavva, filtreli kagit. 11. Bahçivan eldiveni. 12. Tohumlar için küçük kese kagidi veya kagit zarflar. 13. Su bitkilerini yakalamak için kanca. 14. Canli materyal için islanmaz küçük kutular. 15. Toprak örnekleri için küçük bez torbalar. Laboratuar çalismalari için gerekli malzemeler 1. Binoküler. 2. Bisturi , pens, sapli igne, cimbiz, damlalik. 3. Kurutma dolabi. 4. Herbaryum yapistirmak için karton ve koruyucu metal. 5. Yapistirici. 6. Tohumlarin saklanmasi için küçük siseler. Daha sonra gerekli malzemeler 1. Bitki isimlerinin yazilmasi için etiketler. 2. Teshiste kullanilacak literatürler. 3. Herbaryum dolabi. 4.Herbaryumlari korumak için naftalin yada benzeri koruyucu malzemeler. Örneklerin Toplanma Zamani ve Sekli Toplanacak bitkiler kolaylikla taninabilir büyüklükte olmalidir. Ayrica bitkilerin tanisinda resimli teshis kitaplarina ihtiyaç vardir (Aichele, 1975; Rauh, 1954; Schindelmayr, 1968; Olberg, 1963; Volger, 1962; Bursche, 1963; Rytz, 1989; Özer ve ark., 1996). Yeni baslayanlar için hata yapmak kolaydir. Fazla miktarda toplanan bitkilerin Laboratuvarda götürülmesi kolay degildir. Bitkiler kisa zamanda pörsüyerek bozulabilirler. Ayrica, bitkileri toplamak veya preslemek, daha sonra kurutulmus bitki topluluklarina isim vermek kolay degildir. Böyle malzemenin belirlenmesi deneyim sahibi olmayanlar için mutlaka güvenilir degildir. Deneyimsiz bir koleksiyoncu, bitkilerin sadece siniflarini bulur ve prese koyar, daha sonra deneyimli birine bu konuda danismalidir. Bitkileri en uygun toplama zamani, ögleden önce veya sonradir. Sabahin erken saatlerinde bitkinin üstü çigli olur. Ögle günesinde ise bazi türler gevser. Bitkiler yagmurlu havalarda toplanmamalidir. Bitki yetistigi yerde aranmali, karsilastirarak, seçerek ve itina ile toplanmalidir. Her önüne gelen bitkiyi degil, aksine ayirt edici özelliklere sahip uygun bir örnek alinmalidir. Bitkinin kök kisimlarini sökerken ihtiyatli davranilmalidir. Özellikle çok yillik bitkilerde bitkinin kök kismini sökmekten kaçinilmalidir. Hiç bir zaman ülkeye özgü yani endemik bitki topluluklarina zarar verilmemelidir. Bütün büyük çali formundaki bitkiler parçalar halinde alinmalidir. Istege göre tipik özellikte bir dal seçilebilir. Çiçegin, yapraklarin ve dallarin bir arada bulundugu bir dal seçilebilir. Toplu olarak bitkinin bir fotografi da çekilebilir. Küçük bitkilerden genellikle iki örnek alinir. Zira, bazi türlerde çiçekler ve yapraklar farkli zamanlarda gelisir. Öksürük otunda (Tussilago farfara L.) oldugu gibi. Ayrica meyve ve tohumlar da toplanmalidir. Genellikle kalin sapli olan bitkilerde sapin yarisi alinir, diger yarisi atilir. Böylece bitki daha iyi preslenir (Stehli und Brünner, 1981).  Örneklerin Toplanmasinda Dikkat Edilecek Hususlar 1. Herbaryum örnekleri yagissiz, kuru ve günesli havada alinmalidir. Çünkü uygun olmayan hava sartlarinda alinan örneklerin korunmasi zordur. 2. Bitki örnekleri, üzerinde çalisilabilecek büyüklük ve sayida alinmalidir. 3).Toprak alti kismi çamurlu olmamalidir. Eger çamurlu ise yikandiktan sonra kurutulmalidir. 4). Hastalik ve böcek zarari olmamalidir. 5). Soganli ya da yumrulu ise bu organlar bitkiden ayrilmalidir. Aksi halde bitki bu organlardaki depo besinlerini kullanarak gelismeye devam edebilir. 6). Çiçeksiz bitkilerin örnekleri (Equisetum spp. ) mutlaka spor üreten organlariyla birlikte toplanmalidir. 7). Bitkinin tüm karakteristik organlar ile birlikte örneklenmesi saglan malidir. Bu durum özellikle bitkilerin toprak alti organlarinin da örnekte yer almasi için topraktan sökülmeleri zorunlulugunu ortaya çikarmaktadir. Zira, bitkilerin toprakalti organlari; kök, yumru, sogan gibi degisik organlar olusturmakta ve bunlar bitkilerin teshisinde çok defa ayirt edici temel özellikleri vermektedir. Örnegin; kökleri rizom, stolon ve saçak formunda olan bugdaygillerin teshisinde belirtilen olusumlar anahtar görevi görmektedirler. Genellemek gerekirse; a. Gymnospermlerin (Açik tohumlular) örneklerinde kozalak ve tohumlar bulunmalidir. b. Angiospermlerin (Kapali tohumlular),-Monokotiledon (Tek çenekli) bitkiler çiçekli ve meyveli olmalidir.-Dikotiledon (Iki çenekli) bitkilerde ise çiçek bulunmalidir 8).Diger bir husus ise örneklemenin bitkinin degisik gelisme dönemlerinde birkaç defa yapilmasidir. Böylece çiçeklenme devresinde toplanan bir bitkinin tohum baglama periyodunda örneklenmesi gerçeklestirilecek hazirlanan herbaryumda tüm organlarinin bulunmasi saglanmis olacaktir. 9). Herbaryum için toplanan bitki öreklerinin uzun süre saklanabilmesi ve onlardan çok amaçli yararlanilabilmesi için iyi seçilmis olmalari gerekir (Stehli und Brünner, 1981; Zengin, 1992). Farkli Bitkileri Toplama ve Kurutma Yöntemleri Suyosunlari a)Tatli suyosunlari: Bunlari toplamak için agzi vidali plastik siseler kullanilmalidir. Plankton organizmalar plankton agi ile sudan çikarilarak yogunlastirilirlar. Plankton aglari perlon kumastan yapilmalidir. Fitoplankton agi için hafif seyreklestirilmis aralikli örgüden yapilmis ince tül kullanilir. Bu tülün örgü araliklar yaklasik 56-75 mikron olmalidir. Mikroskobik olan bu organizmalar çesitli yöntemlerle preparat haline getirilerek uzun süre saklanabilirler (Saya ve Misirdali, 1982). Tatli suyosunlari ve tuzu giderilmis deniz yosunlari yaklasik 2-3 cm kadar musluk suyu ile doldurulmus yassi, çukur bir kaba (Örnegin; fotograf banyo kabi) birakilir. Daha sonra yosunun üzerindeki yabanci maddeler (kir, diger suyosunlari, kabuklular ve böcekler vs.) temizlenir. Karton bir levha, yassi ve saglam bir alt levhasi ile birlikte suyosununun altina sürülür. Suyosununun taban kismi asagida olacak sekilde karton üzerine çekilir. Su altinda iken dal kisimlari dogal durumlarina en yakin sekle getirilerek düzeltildikten sonra karton, alt levhasi ile birlikte sudan çikarilir. Sudan çikarilan su yosunlari havada biraz kurumaya birakildiktan sonra filtre kagidi arasinda hafif basinç altinda mümkün oldugu kadar çabuk bir sekilde kurutulur, aksi halde kararir. Daha sonra etiketlenerek saklanirlar. b) Deniz yosunlari: Deniz yosunlan çekme kancasi ile veya elle toplanarak tatlisu ile doldurulmus bir kabin içine konur. Çünkü suyosunlarinin üzerindeki tuz, kurutma esnasinda kristalize olarak mantarlasmayi kolaylastiracagindan bunlarin tatlisuyla eritilmeleri gerekmektedir. Tuzu giderilmis suyosunlari kurutularak karton üzerine tespit edilir. Birçok suyosununun sümüksü hücre zarlari bulundugundan kurutma esnasinda karton üzerine kolayca yapisirlar. Mantarlar Mikroskobik mantarlar (funguslar) üzerinde yasadigi ortam parçasiyla birlikte toplanir. Bu m sporangium (spor yataklari) ve fruktifikasyonlarini (spor olusumlarini) tamamlamis olmalarina dikkat edilmelidir. Funguslar toplandiktan sonra kutu veya cam kaplar içinde kuru halde saklanirlar. Sapkali mantarlar ise bir çaki vasitasiyla topraktan sökülür. Bu mantarlarin tayininde spor renkleri de önemli oldugundan sporlar beyaz bir kagit üzerinde toplanirlar. Bunun için mantarin sapka kismi kesilerek beyaz kagit üzerine konulur. Bir gün sonra kagit üzerine düsen sporlar toplanirlar. Dolayisiyla bu mantarlardan en az iki örnek toplamak gerekir. Bu örneklerden biri herbaryum örnegi halinde saklanir. Ikincisi spor elde edilerek teshiste faydalanmak amaciyla kullanilir (Saya ve Misirdali, 1982). Sapkali mantarlar ya % 70'lik etil alkol veya % 4'lük formal eriyigi içine konularak ya da dondurma - kurutma yöntemi ile kurutularak cam kaplar içinde saklanir. Dondurma-kurutma yönteminde kurutmayi hizlandirmak amaciyla, mantar ince nelerle delinir. Daha sonra kutu içine serilerek dondurma aletinde kurutulur ve saklanir. Mikroskobik olan funguslarda da ayni yöntem uygulana bilinir. Likenler ve Karayosunlari Likenler ve karayosunlari, üzerine gerekli bulgularin yazildigi mektup zarflari veya özel olarak hazirlanan zarflar içine konularak saklanirlar. Odun ve kabuk üzerinde yasayan likenler ve karayosunlari bir çaki vasitasiyla çikarilarak toplanirlar. Tas üzerinde yasayan kuru likenler ise çekiç ve kalem keski ile çikarilarak toplanirlar. Tas üzerindeki nemlenmis likenler çaki ile çikarila bilinirler. Kirilabilen likenler yumusak kagitlara sarilarak tasinirlar. Zarf içine konan liken ve karayosunlari etiketlenir ve herbaryum kartonlari üzerine yapistirilarak saklanirlar. Daha büyük yaprakli karayosunlari ve turba yosununun gametofitleri de ileride açiklanacak olan presleme yöntemi ile kurutulup herbaryum kartonu üzerine yapistirilarak saklanabilirler (Saya ve Misirdali, 1982). Egreltiotlari ve Tohumlu Bitkiler Egreltiotlari ve tohumlu bitkiler mümkün oldugu kadar zarar görmemis olarak kök, çiçek, yaprak, meyve ve tohumlariyla birlikte toplanmalidirlar. Korunmaya alinmis bitkilerin ancak fotograflari çekilebilir. Bunlar toplanmamalidirlar. Zira bunlar az bulunan kaybolmaya yüz tutmus veya endemik bitkilerdir (Saya ve Misirdali, 1982). BITKILERDE ISTENMEYEN RENK DEGISIMLERI Presteki renk degistiren bitkiyi bulmak veya taze yesil yapragin korunmasi sonucunda, zamanla kahverengimsi renge dogru gidisini gözlemlemek koleksiyoncu için istenmeyen olaydir. Bu arzu edilmeyen renk degisimi neye dayandirila bilinir? Bu kötü görünüse engel olabilmek için ne yapilabilir? Bunun için bitkinin mümkün oldugunca çabuk suyu alinmalidir. Canli bitki hücresinde bir düzen ve harmoni vardir, reaksiyonlar biyokimyasal bir süreç içerisinde cereyan etmektedir. Korunma döneminde - bitki koruma yöntemleri-, çok sayida kontrol edilemeyen ve degistirilemeyen olaylar baslatmaktadir. Hücrenin iç basinci (Turgor) gevser ve özsu renk maddesi (Chromogene) plazmanin içine girer. Hücrenin renk degistirmesine neden olur. Adi geçen Chromogene, belirli maya gruplarini harekete geçirir ve kahverengimsi renk degisikligine neden olur. Olay, sivilarin korunmasinda madde içeriginin degisimine ve özsu renk maddesinin erimesine kadar varir. Bunlar sadece birkaç örnektir. Maya (Ferment), sicaklik sayesinde etkisiz hale getirilebilir ve özsu renk maddesinin neden oldugu renk degisimi engellenmis olur. Renk degistirmeye meyilli olan suca zengin bitkilerde kisa süreli isi tavsiye edilir. Genelde kurutmada diger bir yol daha seçilir. Mayalanmaya bagli kosullardaki renk degisikligini genis ölçüde etkisiz hale getirmek gerekir. Bitkinin mümkün oldugu kadar çabuk suyunu alarak, yas kurumalarda mayanin (Ferment) arzu edilmeyen aktivitesine asit ilavesiyle engel olunur. Rengi kuvvetlendirici islemler (kireç tozu, alçi gibi su emen maddeler ve itinali renk açici okside maddeler kullanilarak) ile özellikle yesil yapraklarda iyi bir renk korunmasi saglanabilir. HABITUSU BOZMADAN KURUTMA Bir kap içerisine yerlestirilen kurutulacak materyalin etrafi iyice kurutulmus kum ile dondurulur. Doldurma islemine bitki tamamen kumla örtülünceye kadar devam edilir. Bitkinin durumuna bagli olarak 5-10 gün böylece birakilir. Daha sonra kap hafifçe egilerek kumun akip dökülmesi saglanir. Bu esnada örnegin zarar görmemesi için kumun dökülmesi islemi son derece dikkatli yapilmalidir. Bilinmesi gereken diger bir konu da sudur; bütün kurutulmus bitkiler, özellikle çiçek renkleri isiga çok fazla duyarlidirlar. Bunun gibi benzeri bitki kisimlari günes isiginda uzun süre birakilirsa renkleri solar. Bu nedenle isiga karsi koruma bütün bitkilerde bir yasa gibidir. Buna kesinlikle dikkat edilmelidir. BITKILERIN PRESLENMESI Kisa bir süre için torbalarda korunan veya hemen kurutulmak istenen bitki örneklerinin dogal for ve renklerini koruyabilmeleri için ‘Pres” adi verilen baski araçlarinda kurutulmalari gerekir. Araziden toplanan örnekler, üzerinde bulunabilecek toz ve çamurlar uzaklastirildiktan sonra pres altina ve nem emici kagitlar arasina yerlestirilmis sekilde konmalidir. Pres tahtasinin düzgün yüzeyi üste gelecek sekilde konur. Bunun üzerine yüzeyi üste gelecek sekilde oluklu mukavva ve üzerine kurutma kagidi yerlestirilir. Daha sonra araya bir gazete konulur. Içerisine bitki örnegi yerlestirilir ve kapatilir. Üzerine kurutma kagidi konur ve tekrar bir gazete kagidi açilarak içine bitki örnegi yerlestirilip kapatilir. Üzerine kurutma kagidi konur. Bu islem her bir bitki örnegi için tekrarlanir. Mümkünse 2-5 bitki örnegi bulunan kurutma kagitlari arasina oluklu mukavva veya oluklu metalden yapilmis sert bir malzeme konularak bitkiler arasindan hava akiminin geçisi saglanmis olunur. Böylece, kurutma islemi hizlandirilir. Araya konan oluklu mukavvadan ilkinin oluklu yüzeyi asagiya, ikincisinin ise yukari gelecek sekilde yerlestirilmesi gerekir. Pres belirli bir yükseklige eristikten (20-30 cm.) sonra üzerine kurutma kagidi konur. Onun üzerine de oluklu yüzeyi asagiya gelecek sekilde mukavva, son olarak en üste düzgün yüzeyi alta gelecek sekilde pres tahtasi konularak örgü kemerleri iyice sikilir. Daha sonra üzerine bir agirlik konur. Aradaki kurutma kagitlari her gün degistirilir. Ancak özellikle özsuca zengin bitkilerde ara tabakalar birkaç saat sonra degistirilmeli, filtre kagitlari da yenilenmelidir. Hassas bitkilerde ilk 24 saat içinde ara tabakalarin en az üç defa degistirilmesi gerekir. Daha sonra degistirme islemi günlük olarak yapilabilir. Presler genellikle yan gölge veya hava akiminin oldugu bir yerde kurumaya birakilir. Presi, kurutma islemi esnasinda sicak havali bir odaya da asabiliriz. Bitkilerden suyun uzaklastirilmasi ne kadar hizli bir sekilde yapilabilirse, o derecede renk ve yapi korunmus olur. Bu yüzden presleme olayina özel bir dikkat gösterilmelidir. Genelde kurutma islemi 10-14 günde tamamlanir. Fazla miktarda bitki toplamak ve preslemek gerekiyorsa iki prese sahip olunmalidir. Preslerden birisine taze bitkiler yerlestirilirken, digerinde kurutulmus bitkiler korunabilir. Amatör bir toplayicinin kullanacagi uygun pres ölçüleri 26 x 40 cm.liktir. Presin alt tarafina 10-20 mm. kalinliginda filtreli kagit konulur. Bu presin kuvvetli olmasini Saglar (Stehli und Brünner, 1981). Preslemede Dikkat Edilecek Hususlar 1. Kurutma kagitlari arasina yerlestirilen bitki örneklerinde, yapraklarin alt ve üst yüzeyleri görülebilmeli ve üst üste yigilmadan açarak yerlestirilmelidir. Bu amaçla, üst üste binmis bitki kisimlari, aralarina sokulan filtre kagidi parçalan ile birbirlerinden ayrilirlar. 2. Örnek üzerindeki yapraklar çiçekleri örtmemelidir. 3. Çiçekleri çan ve boru seklinde olan öneklerde, çiçeklerden bazilari uygun bir biçakla kesilip açilmali ve çiçek organlari görülebilir sekilde yerlestirilmelidir. 4. Preslenecek bitki örneginde kopmus olan çiçek, tohum, meyve ve diger küçük parçalar kagit torbalara konularak, asil örnekle birlikte preslenmelidir. 5. Kurutma kagidi ve pres boyutlarindan büyük bitki örnekleri V, W, N seklinde kivrilarak prese yerlestirilmelidir. 6. Soganli bitkilerin toprakalti kisimlari çaki ile ikiye bölünerek, yumrulu olanlar ise yumrulari birkaç yerden igne ile delinerek veya kaynar suya batirilarak yumrudaki nisastanin disari çikmasi saglandiktan sonra pres altina alinmalidir. 7. Kolay kuruyan bitkilerde (çayirlar) ince ara tabaka kullanilir ve presin baski gücünden tamamen yararlanilir. Ancak pres çok ince olmamalidir. Yoksa baski zayif kalir. 8. Özsuyu zengin olan bitkilerde ara tabakalar birkaç saat sonra degistirilmeli, filtre kagitlari da yenilenmelidir. 9. Hassas bitkilerde ilk 24 saat içinde ara tabakanin degisiminin 3 defa yapilmasi yararlidir. Daha sonra günlük olarak degistirilir. Bunu takiben her iki üç günde bir degistirilir. 10. Kalin gövdeli bitkilerde kurutma kagitlari parçalar halinde kesilerek yaprak ve çiçeklerin üzerine yerlestirilir. Aksi halde bitkinin gövdesi kalin, yuvarlak ve çiçekler ince oldugu için gazete kagidina tam degmez ve kurutma sirasinda burusurlar. Herbaryum Yaparken Familya Düzeyinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar (Yildirim ve Ercis, 1990; Seçmen ve Ark., 1995) Alismataceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, erkek ve disi çiçekler toplanmalidir. Amaranthaceae: Olgunlasmis meyve örnegi alinmali, Monoik veya dioik oldugu not edilmelidir. Apiaceae (Umbelliferae): Uzun boylu bitkilerde taban ve gövde yapraklarindan da örnekler alinmali, bitki boyu not edilmeli, özellikle meyveli örnek toplanmasina dikkat edilmelidir. Aracea: Bitki toplanirken meyveli örnek tek basina pek yeterli olmamaktadir. Çiçekler, çiçek durumu, toprak alti parçalari ve yapraklar daha önemli olmaktadir. Aristolochiaceae: Periant'in rengi ve sekli not edilmeli,bir kaç periant açilarak preslenmelidir. Asteraceae (Compositae): Kapitula'daki tüpsü ve dilsi çiçeklerin renkleri ayri ayri not edilmeli, büyük kapitulali örneklerde 1-2 kapitula ortadan ikiye kesilerek preslenmeli, büyük boylu bitkilerde taban yapraklarindan da örnekler alinmalidir. Boraginaceae: Korolla tüpünün iç özelliklerini not etmek yani bogaz kisminda tüylerin veya pulsu yapilarin bulunup bulunmadigim belirtmek,ayrica stamenlerin baglanma yerlerini not etmek; meyveli örneklerden de toplamaya çalismak yararli olur. Brassicaceae (Cruciferae): Cruciferae taksonomisinde meyve özellikleri büyük önem tasidigindan, meyvesiz örneklerin teshisi cins düzeyinde de olsa hemen hemen imkansiz gibidir. Bu bakimdan çiçekli örneklerin yani sira olgun meyveli örneklerin toplanmasina dikkat edilmelidir. Campanulaceae: Korollanin dis sekli ve gözlenebildigi kadariyla kapsüllerin açilis yerleri, stigma, lop sayisi not edilmelidir. Caryophyllaceae: Stilus sayisi ile kapsül dis veya kapaklarinin sayisi not edilmelidir. Chenopodiaceae. Bu familyada monoik ve polygam esey dagilimi yaygindir. Özellikle meyveli örneklerin toplanmasi gerekir. Mümkün olabildigince periant parçalari, stamen ve stiluslarin sayilari not edilmelidir. Bu is için %10'luk el büyüteci gerekir. Türlerin pek çogu halofittir (turlu topraklarda yetisen), çorak ve ruderal yerlere adapte olmuslardir. Çiçeklenme ve meyvelenmeleri geç oldugundan genellikle ideal örneklerin toplanmasi Agustos-Eylül sonlarindan itibaren olmalidir. Convolvulaceae: Birkaç petal yaprak yarilarak preslenmelidir. Cucurbitaceae: Monoik veya dioik esey dagilimi, korollanin sekli not edilmelidir. Cuscutaceae: Üzerinde yasadigi bitki not edilmeli, çiçekli ve meyveli örnekler toplanmalidir. Cyperaceae: Olgunlasmis meyve, çiçek ve toprak alti kisimlari toplanmalidir. Dipsacaceae: Olgunlasmis meyve toplanmali, Kapitula sekli ve çiçek rengi not edilmelidir. Euphorbiaceae: Glandlarin sekli ve rengi gerektiginde çizilerek not edilmelidir. Fabaceae (Leguminosae): Çiçekli ve meyveli örneklerin toplanmasi, korolla renginin not edilmesi gerekir. Geraniaceae: Olgunlasmis meyve, yaprak ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, bitkinin genel durusu not edilmelidir. Iridaceae: Bir kaç çiçek yarilarak preslenmeli; yumrulu örneklerde tunikanin doku sekli ve rengi not edilmelidir. Juncaceae: Meyve ve toprak alti kisimlardan örnekler alinmali, stamen sayisi, yaprak sekli not edilmelidir. Lamiaceae (Labiatae): Stamenlerin sekli, pozisyonu, sayisi ve stilus çikis yeri not edilmelidir. Lemnaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmali, köklerin sayisina dikkat edilmelidir. Liliaceae: Yaprak sekilleri not edilmeli,muhakkak toprak alti organlari ile birlikte toplanmali. Soganli örneklerde ikiye yarilarak preslenmeli, tunikanin doku sekli (ipliksi,levhali,agsi) not edilmelidir. Linaceae: Petalleri çabuk döküldügünden ayri naylon torbalarda korunarak bir an önce dikkatlice preslenmelidir. Loranthaceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, çiçek sekilleri ve hangi agacin üzerinde bulunduguna dikkat edilmelidir. Malvaceae: Çiçek, olgun meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, çiçeklerin rengi not edilmeli ve yarilarak preslenmelidir. Orchidaceae: Çiçek rengi ve sekli not edilmeli.Mümkünse renkli fotografi çekilmelidir. Orabanchaceae: Çiçek rengi ve hangi bitki kökleri üzerinde yasadigi not edilmeli, ayrica gövdeleri succulent (suca zengin) oldugundan boyuna yarilarak veya gövde üzerinde çaki ile boyuna çizilip açilarak preslenmelidir. Papaveraceae: Çiçek rengi ve petallerin sekli not edilmelidir. Meyveli örneklerden de toplanmalidir. Papaver(Gelincik) de petaller çok ince ve kolay döküldügünden bunlar ayri naylon torbalarda toplanmali ve kisa zamanda preslenmelidir. Ayrica preslerken çiçekli kisimlarin altina kagit mendil sermek yararli olur. Poaceae (Gramineae): Anterlerin renkleri; ligulanin bulunup bulunmadigi, sekli, uzunlugu not edilmelidir. Polygonaceae: Meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, bitkinin genel durusu ve çiçek rengi not edilmelidir. Potamogetonaceae: Meyve, stipül ve suya yatik yapraklardan örnekler alinmali, Stipuller düzgün ve kolaylikla görülebilecek bir sekilde pres edilmelidir. Primulaceae: Çiçek, yaprak, olgunlasmis meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, çiçek sekli ve rengi not edilmelidir. Ranunculaceae: Meyveli örneklerin de toplanmasina gayret edilmeli; petallerin sayi, renk ve sekilleri, sepallerin geriye dönük olup olmadigi not edilmelidir. Resedaceae: Olgunlasmis meyvelerden örnekler alinmali, çiçek rengi edilmelidir. Rosaceae: Hem çiçekli hem de meyveli örneklerin toplanmasina gayret edilmelidir. Drupa ve elma tipi meyveye sahip örneklerde birkaç meyve ortadan kesilerek preslenmelidir. Rubiaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmali, çiçek rengi not edilmelidir. Salicaceae: Erkek ve disi bitkilerden çiçekli ve yaprakli örneklerin ayri ayri toplanmasina özen gösterilmelidir. Scrophulariaceae: Özellikle Verbascum cinsinin taban ve gövde yapraklarindan örnekler alinmali; stamenlerin sayisi, fiamentlerin tüylülük durumu ve tüylerin rengi, anterlerin baglanis sekilleri not edilmelidir. Korollalari çabuk döküldügünden preslemede itina gösterilmelidir. Solanaceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, çiçekler yarilarak preslenmeli ve meyve rengi not edilmelidir. Typhaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmalidir. Violaceae: Petallerin rengi, mahmuzlarin rengi ve boyu not edilmelidir. Havalandirmali Presleme Ara kagit tabakalari yerine bu yöntemde oluklu karton veya iskeletli metal folya kullanilir. Iskelet içerisinden sicak hava geçirilir, böylece filtreli kagittan nem buharlasarak uzaklasir. Diger preslere göre üstünlüklerine bakacak olursak; 1- Ara tabakali preslerdeki tabaka degistirme zahmetinden kurtulunur. 2- Hizli su çikisi sayesinde renk çok daha iyi korunur ve yapi bozulmaz. Bu yöntem diger tel kafesli presler için de elverislidir. Paket malzemesi olarak uygun büyüklükte karton iskelet olusturulabilir. Metal folya ise izolasyon amaçli olarak kullanilabilir. Kartonun iskeleti paralel olarak dizilir. En iyisi kartonlari birbirine yapistirmaktir. Uzun süreli dayaniklilik için ince alüminyum levhalar kullanilirsa sicakligi daha çabuk iletir. Karton iskelet zaman zaman degistirilir. Presin doldurulmasi kolaydir; önce filtreli kagit, üzerine karton iskelet, onun üzerine iki tabaka filtreli kagit, gazete kagidi veya sünger karton serilir. Yeniden üzerine karton iskelet konulur. Bu yöntemde sürekli, yumusak bir sicak hava akimi gerekir. Kendi kendimize de basit bir kurutma sistemi yapabiliriz. Sabit bir tahta kutudan olusan bu sistem sikça kullanilan preslere de uygundur. Isitma islemi ampullerle yapilir. Sandigin üzerine konulan bu preslerin içine kutudaki isinan hava girer ve sirkülasyon ile disari çikar. Sicakligi, ampullerin açma kapatma dügmeleri ile ayarlayabiliriz. Ancak 48 saat sonra ilk presteki bitki kurutulmus olur. Çok kuvvetli su içeren bitkiler bu yöntemle bir kaç günde kurur. Ideal olani termostatli olarak düzenlenmis olan kurutma dolaplaridir (Stehli und Brünner, 1981). Ütüleme veya Fotopresli Hizli Kurutma Sistemi Genelde 45 °C ve üzerindeki sicaklik dereceleri kurutmada uygun degildir. Bitkilerde fermantasyona sebep olan renk degisimlerine neden olur. Hizli kurutma ile renkler bozulmadan korunabilir. Bu sirada fermantasyon olayi aktif olmamali, çiçek renkleri zarar görmemelidir. Sicaklik iyi ayarlanmalidir. Örnegin; elektrikli ütü ile yapilacak bir islemde sicaklik seçimi “Sentetik” ayarinda olmalidir. Yani, sentetik kumasi eritmeyecek derecede olmalidir. Basit yöntem; filtreli kagitlar arasindaki bitkinin ütülenmesidir. Bunun için iki sert lifli kartona ihtiyaç vardir. Iki filtreli kagit arasina bitki yerlestirilmis halde bu sert lifli karton arasina konularak, hafif baski ile ütülenir. Filtreli kagittan çikan nem buharlasir. Daha sonra hepsi bütün olarak ters çevrilerek yeniden ütülenir, 20 dakika sonra bitkinin kuruyup kurumadigi kontrol edilir. Kesinlikle uzun süre fazla isi ile ütülenmemelidir, aksi halde bitki kirisir ve dalgali burusukluklar olusur. Elektrikli Fotopreste kurutma yöntemi; Bunda dolgu maddesi, iki filtreli kagit levha ve basit bir örgü bez ile kurutma isi yapilir. Fotopreste ayarlanabilir isi basamaklari vardir. Kurutma süresi her bitkinin su içerigine ve presin isisina göre yarim saatten bir saate kadar sürebilir. Kuruyan yüzeyin bombelesmesi yüzünden küçük bitkiler tercih edilir. Basarili ütü metodunda “Ön çalisma” için kalin, öz suyu bol bitkiler kullanila bilinir (Stehli und Brünner, 1981). Preslenmesi Zor Bitkilere Buhar Islemi Uygulanmasi Bazi bitki türlerinin preslenmesinde çesitli sorunlar ortaya çika bilmektedir. Örnegin Cirsium arvense (Köy göçüren)' de oldugu gibi dikenli yapraklar sorun yaratabilir. Kalin çiçek baslari preste kubbemsilesir, preslenmesi zorlasir. Diger bazi bitkilerde dikenler çok yer tutar ve filtreli kagidi delebilir. Bu bitkiler 2 sert lifli kartonun arasina konularak preslenir. Özsuyu bol ince kabuklu meyveler çizilir ve böylece özsu uzaklastirilmis olur. Büyük meyvelerde yas koruma yapilir. Sogan ve yumru kökler ortadan bölünüp, pörsümesi için önce bekletilmesi önerilir. Çünkü ölü dokular suyu filtreli kagida çok çabuk verirler. Kalin yaprakli etli bitkileri haslamak veya buhara tutmak preslemede kolaylik saglar. Çok saglam yapili bitkiler haslanabilirler. Bu amaçla bitki tele baglanarak birkaç saniye kaynar suya daldirilirlar. Diger bir yöntem de isi islemi özel bir buhar odasinda yapilabilir. Bitkiler levha üzerine yatirilir ve yapisina göre yarim ile iki saate kadar yogun buhara birakilirlar. Daha sonra disari alinip filtreli kagit levhalar arasinda preslenirler. Hizli su alimi ile bitkileri kurutma islemi kismen kisa sürer. Suyun buharlasmasi önce çok hizli olur. Bu yüzden 1 saat sonra ara tabakalar degistirilir. Çiçekler her kisa isitmadan önce bitkiden veya iki saate kadar yogun buhara birakilirlar. Daha sonra disari alinip filtreli kagit levhalar arasinda preslenirler. Hizli su alimi ile bitkileri kurutma islemi kismen kisa sürer. Suyun buharlasmasi önce çok hizli olur. Bu yüzden 1 saat sonra ara tabakalar degistirilir. Çiçekler her kisa isitmadan önce bitkiden uzaklastirilir ve özel olarak preslenirler (Stehhi und Brünner, 1981).Preslenmis Bitkinin Yapistirilmasi Presten alinan bitkiler, karton levhalar arasinda bir tabakaya yapistirilana kadar yeniden korunurlar. Yapistirilacak levha mümkün oldugunca sert kagittan olmalidir. Ince karton bu is için daha uygundur. Böylece bitki kirilmaktan korunmus olur. Levhanin ölçüleri presin ölçülerine uygun olmalidir. Pres ölçüsü 26 x 40 cm olmakla birlikte, levhanin bundan büyük olmasi daha uygundur. Levha ölçüsü genelde 29 x 42 cm, amatörler için ise yaklasik 22 x 34 cm.dir. Koleksiyonun masrafi ve yer ihtiyacinin artmamasi için karar kilinan levha büyüklügü sabit tutulmalidir. Bitki kartona yapistirilirken dikkat edilmesi gereken ilk sey sag alt kösede etiket için yeterli bir yer birakilmasidir. Böylece preslenmis bitki yüzeye düzenli sekilde yapistirilir Bitkinin sabitlestirilmesi için yapiskan bant kullanilmalidir. Burada genellikle 3 mm genislikte kesilen yapistirici bantlar kullanilir. Yapistirici bant bitkiyi sabit tutar ve ihtiyaca göre yeniden açilabilir. Sap ve yaprak, uygun olan ve az zarar görebilecek noktalarindan yapistirilir. Bant sapi iyi çevrelemelidir, aksi taktirde gevser. Köseli kalin saplar söz konusu oldugunda,önce kartonda bir yer açilarak sap buradan geçirilir ve karton ile birlikte yapistirilir. Yapistirici olarak kullanilan bandin seloteyp olmasi tavsiye edilmez, çünkü birkaç yil sonra rengi solar ve yapiskanligini kaybeder. Bu yüzden zamkli kagidi tercih etmek daha dogru olur. Bütün kisimlarin tutup tutmadigim kontrol için herbaryum levhasi dikkatlice ters çevrilir. Bitkinin bütününün levhaya yapistirilmasi iyi degildir. Çünkü daha sonraki arastirmalarda yeniden ayirmak gerekebilmektedir. Bununla birlikte, bu yöntemin kullanilmasi kirilma tehlikesini önemli ölçüde azaltmaktadir. Çünkü bütün kisimlar levha ile sabitlesmektedir. Bu yöntem, yumusak bitkilerde yararli olmaktadir. Laboratuar dersleri için yapilan toplamalarda da s nedeniyle arzu edilmektedir. Cam levha üzerine su ile inceltilmis elastik reçine ince bir tabaka halinde sürülür ve yapistirilmak istenen bitki cam üzerine yatirilir. Bundan sonra pens ile itinali bir sekilde kaldirilip, levha üzerine konulur. Daha sonra kum torbasi veya baska bir agirlikla desteklenmis olan sert lif levha ile 2 saat presleme yapilir. Herbaryumlar böylece kurumaya birakilir. Kalin agaç dallari, ne bandajla, ne de yapistirici ile levha üzerine sürekli olarak sabitlestirilemez. Bu nedenle ip kullanilarak levhaya dikilir. Bunun için levha ince kartondan olmamalidir. Çiçekli bitkilere ait gevsek tohum ve meyveler küçük bir kagit zarf ile uygun olan yerinden levhaya yapistirilir. Çiçekler parçalanarak preslenebilir. Daha sonra çanak, taç yapraklan vb. ayri ayri yapistirilir. Açik renkli çiçekler koyu kartona yapistirilmalidir. Son islem olarak, gerekli verilen içeren etiket sag alt kisma yapistirilir. Küçük olmayan ve ölçülere sahip etiketler kullanilmalidir. Bitki hakkindaki bütün materyaller, örnegin; literatür özeti, gazete kupürü, fotograflar veya yayilim bölgesinin küçük bir taslagi bu levhaya ilave edilebilir. HERBARYUM ÖRNEKLERININ ETIKETLENMESI Toplanip preslenmis materyalin devamli kullanilabilmesi için etiketlenmesi sarttir. Burada bilimsel isimleri kullanmak gerekir. Zorunlu olmamakla birlikte Autor (Yazar) isimlerinin etikete konulmasi önerilir. Örnegin; Bellisperennis L. (Koyun gözü) ‘deki L.: Linne'nin bas harfinde oldugu gibi Autor ismi de bitkinin ilmi isminin yaninda verilir. Eger bir bitki için iki isim geçiyorsa geçerli olan isimden sonra basa Sinonim yazilip parantez içerisinde verilir. Örnegin Cirsium arvense (L.) Scop. (Köygöçüren)'un Sinonimi Serratula arvensis L.'dir (Davis, 1975). Etikette mümkün oldugunca bitkinin toplandigi yer hakkinda bilgi verilmelidir. Cam tüplerdeki tohum koleksiyonlarinda etiket çok küçük tutulmalidir. Sadece bilimsel isim ve düzenleme numarasi yazilabilir. Etiketler için beyaz ve iyi bir kagit seçilmelidir. Okunakli bir yazi, koleksiyona dis görünüs itibariyle iyi not verir. Yazimda uygun bir daktilo da kullanila bilinir. Tükenmez kalem kesinlikle kullanilmamalidir. Çünkü zamanla yazilar silinir. Yazim isinde yazi sablonu da kullanila bilinir. Etiketi yapistirmak için reçine yapistirici kullanilmalidir. Zamk veya kola kullanilmamalidir. Akici preparatlarda etiket, kaplama koruyucu bir yapistirici ile korunmalidir. Bitki örnekleri kartonlara tutturulup, kaydedilen bilgiler etikete yazilir ve sonra kartonun sag alt kösesine yapistirilir. Etiketler degisik ölçülerde olmakla birlikte en çok kullanilanlar 5 x 8; 7.5 x 12.5 ve 11 x 13 cm ölçülerinde olanlaridir. Etiket Üzerinde Bulunmasi Gereken Bilgiler 1. Etiketin üst kisminda herbaryumun uluslararasi adi bulunmalidir. Sayet bitki bir bölge veya ülke florasi çalismasi için toplanmissa,çalisilan bölge veya ülkenin adi etiketin en üstüne yazilabilir, 2. Bitkinin türü, 3. Familyasi, 4. Mahalli adi (yöresel ismi), 5. Toplandigi yer, ekolojisi (bulundugu çevre ve toprak özellikleri), 6. Toplanma tarihi, 7. Yükseklik (bitkinin yetistigi yerin denizden yüksekligi), 8. Toplayanin adi, 9. Teshis edenin adi, 10. Toplayicinin verdigi arazi numarasi (Davis'in Türkiye haritasina hangi karede oldugunu belirten numara). Herbaryum örneklerinin toplanma yeri hakkindaki bilgiler ve örneklerin adlari bir herbaryum listesi haline getirile bilinir. Gelismis bir herbaryumda örnekler hakkindaki bilgiler bir kartoteks sistemine geçirilir. Kartoteks sistemi; toplama tarihi, alfabetik familya, cins veya tür sirasina göre düzenlene bilinir. Bu is için özel olarak kesilmis kartonlar (10x15 cm boyutlarinda) kullanilir. Bu kartonlarin üzerine bitkinin numarasi, bitkinin familya, cins ve tür adi, Türkiye florasinda uygulanan kare nosu, toplandigi yer, yetisme yeri, denizden yüksekligi, toplama tarihi, toplayanin adi ve soyadi, teshis edenin adi ve soyadi ile teshis tarihini yazmak gerekir (Saya ve Misirdali,1982). Kare Sistemi: 36°-42° enlem ve 26° boylamlari arasinda yer al Türkiye, her iki enlem ve boylamdan bir çizgi geçirilerek toplam 27 kare bölünmüstür (Davis,1965). Enlem çizgilerinin arasi A, B, C olar adlandirilirken, boylam çizgilerinin arasi 1, 2, 3.. .9 olarak numaralandirilmistir Dolayisiyla enlem ve boylam çizgilerinin çakismasi ile olusan her kare kendine özgü bir adi vardir. Örnegin C.2 karesi harita üzerinde 1 olarak adlandirilan Mugla, Denizli, Burdur ve Antalya illerinin bir kismini kapsayan karedir. A.6 ise, (2) Samsun, Amasya, Tokat, Sivas ve Ordu illerinin bir kismini kapsamaktadir. ÖRNEKLERIN KORUNMASI Herbaryum ve teshisi yapilan bitki örneklerinin korunmasi ileride yapilacak çalismalar içinde büyük önem tasir. Bunun için örnekler genellikle özel olarak yapilmis dolaplarda korunurlar. Dolaplar, küflenmenin önüne geçmek için rutubetsiz yerlerde bulundurulmalidir. Büyük herbaryumlarda örnekler özel çelik kasalarda korunur. Bu kasalar yangin, tozlanma vb. gibi tehlikelere karsi örnekleri korur. Bitki öreklerinin dolap veya kasalardaki düzeni, familyalar içinde cinslerin, cinsler içinde türlerin alfabetik siraya göre tanzim edilmesi esasina dayanir (Yildirim ve Ercis, 1990). Taksonomik siralamada ayri ayri zarflarda korunan herbaryum türleri, cinslere ait zarflarda toplanmis olurlar. Cins zarflari alfabetik familya dosyalarinda toplanirlar. Herbaryum dosyalari daima hafif baski altinda bulunmali ve daima dik bir sekilde korunmalidirlar. Yiginlasan dosyalara kapak arkasina yapisan ve bükülen karton askilar gerekir. Ayrica açilabilir karton kutular da korumada kullanila bilinir. Levhalar gevsek bir sekilde konulup, birkaç kartonla agirlastirilmalidir. Bir herbaryum mümkün oldugu kadar kuru, tozsuz ve karanlik ortamda korunmalidir. Bitki koleksiyonu yapan kimse mümkün oldugu kadar tam bir koleksiyona sahip olmaya gayret eder.Gittikçe büyüyen bir koleksiyonda ilerleyen çalismalar sonucunda bir liste yapilmaya çalisilarak koleksiyonda eksik olan türler kaydedilir ve böylece o bitkilere dogru bir yönelis baslar (Stehli und Brünner, 1981). Kaynak: Özer, Z., Tursun, N., Önen, H., Uygur, F. N., Erol, D., 1998, "Herbaryum Yapma Teknikleri ve Yabanci Ot Teshis Yöntemleri", Gaziosmanpasa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Yayinlari No:22, Kitaplar Serisi No: 12, Tokat, 214 s.

http://www.ulkemiz.com/herbaryum-nedir-herbaryum-teknikleri-nelerdir-

Kocaeli Doğa Sporları Kulübü (KODOSK)

Kocaeli Doğa Sporları Kulübü (KODOSK)

Kocaeli Doğa Sporları Kulübü (KODOSK) 2001 yılında İzmit’te Hakan Tanta’nın kurucu başkanlığında kurulmuştur. Üyelerimizin çoğunluğunu başta doktorlar olmak üzere , öğretim görevlileri ve çeşitli meslek gruplarından oluşmaktadır. Kuruluş tarihinden itibaren yoğun bir programla ilimizdeki ve çevresindeki kanyonlarda ve doğal parkurlarda günübirlik hiking trekking ve kamplar, Körfezi çevreleyen samanlı dağları içerisindeki yaylalar ve kanyonlarda sayısız etkinlikler düzenlemiştir.Çevremizdeki yoğun ilgi ve üye sayısındaki hızlı artış ile birlikte aktivitelerimize yenileri eklenmiştir.    Kocaeli’de bulunan yuvacık soğukpınar,serindere, menekşe yaylası, eski yayla, inönü yaylası, ercüve yaylası, maşukiye yanıkdere , kartepe parkurları gebze ballıkayalar sapanca soğucak yaylası , yalova erikli yaylası , çınarlı çenedere ve çenedağında sayısız kamplar ve doğa yürüyüşlerinin yanısıra , doğayı korumak ve temizlemek amaçlı bir çok çevreci aktivitede düzenlenmiştir.    Taktik strateji ve adrenalin içeren motivasyon, ekip çalışması gerektiren daha çok doğa içerisinde takımlar halinde oynanan paintball aktiviteside kulübümüz etkinlikleri arasına girmiştir. Başta Sapanca il ormanında ve diğer ormanlık bölgelerde oynadığımız bu oyun , ilerleyen zamanlarda kulübümüzün tüm ekipmanları satın almasıyla birlikte , Bahçecikte kurulan iki parkurla üyelerine hizmet vermeye başlamıştır. Arasıra doğa yürüyüşleriyle birleştirilen aktivitelerimiz , üyelerimizin kent ortamından uzaklaşarak haftasonu hoşça vakit geçirmelerini sağlamıştır.     Kayak sporunun üyelerimiz arasında yaygınlaştırılması ile ilgili Kurulduğumuz günden bugüne üç dört günlük ve haftalık olmak üzere ülkemizin muhtekif kayak merkezlerinde onlarca büyük kamp organize edilmiş, kayak kamplarımıza bugüne kadar yaklaşık bin'e yakýn kişi katılmış ve üyelerimizin çoğu kulübümüzde bulunan eğitmenlerimiz tarafından temel ve ileri kayak eğitimi alarak kentimizde kayağa olan ilgi artmıştır.Ayrıca üyelerimize uygun konaklama sınırsız telesiyej ve kayak malzemeleriyle birlikte eşsiz bir tatil olanağı sağlanmıştır.    Dağlarımızda ve başta Kartepe’de meydana gelebilecek kaybolma ve kazalar için kocaeli doğa sporları kulübü dağ arama kurtarma (KODOSK DAK)birimini kurduk .Arama Kurtarma ve Medikal ekibimiz her kayak sezonu boyunca uzman doktorlarýmýz ve teknik personelimizle kartepe kayak tesislerinde pistlerde meydana gelebilecek kazalara ve kaybolmalara karþý gönüllü olarak hizmet vermiştir ve vermektedir. Kentimizde faaliyete geçen Kartepe Kayak Merkezinin açılmasıyla Kayak Okulu Faaliyete başlamış , ilimizdeki yüzlerce öğrenci Türkiyenin en iyi Kayak antrenörlerinden ders alma imkanı bulmuşlardır. Kayak okulumuz baþarýlý organizasyonlarý ile kentimizde kayak sporunun ilerlemesine katký saðlamıştır Üyelerimizin uygun şartlarda yararlandıkları Kartepede, tarihinin ilk Kayak kupası tarafımızdan gerçekleştirilmiştir.     Daha çok nisan aylarında köprülü kanyon , melen çayı ve diğer parkurlarda üyelerimizin yüksek katılımıyla 2 gece 3 günlük rafting, kamp ve doğa yürüyüşünü içeren paket turlar düzenlenmiş,bu aktivetimizde üyelerimize öncelikle eğitim ve malzeme imkanı sağlanmıştır.Su altı tüplü dalış aktivetisinde kulübümüz bünyesinde dalıcı eğitimlerinin yanı sıra Türkiye’nin çeşitli dalış noktalarında dalışlar organize edilmiş, yaptığımız bu etkinlikler de üyelerimize anlaştığımız dalış merkezlerinden malzeme ve hiç dalmayanlarada gezinti dalışları için eğitimler sağlayarak onlarında su altı dünyasınındaki gizemli ortamla tanışmaları sağlanmıştır. Şu anda açmış olduğumuz DALIŞ OKULU’muz vasıtası ile bu deneyimlerimizi ilimizdeki diğer sualtı sporlarına gönül verenlerle paylaşıyoruz. Okulumuz Türkiye Sualtı Sporları Federasyonunun üyesi ve CMAS 1*,2*,3* dalıcı bröveleri ve 1*,2* eğitmen bröveleri vermeye yetkilidir.Ayrıca kulübümüze satın aldığımız 22 metrelik Gulet tipli eğitim Yat'ı bundan sonra tüm eğitim ve sosyal amaçlı projelerde denizlerdeki bayrağımız olacaktır.    Yaz başlarında etkinliklerimize peri bacalarıyla süslü gizemli Kapadokya’da , binicilik, dağ bisikleti ve doğa yürüyüşleri ile aktive edilmiş yeni bir aktivite eklenmiş ,bu aktivitemizde Ata yeni binecek olanlara temel binicilik eğitimleri verilmiştir.Bu arada üyelerimizde kapadokyanın muhteşem mekanlarında hem spor yapmış , hemde doğa ile içiçe olmanın keyfini yaşamışlardır.Ayrıca kulübümüzdeki dağ bisikletleri ile samanlı dağlarında çeşitli turlar yapılmıştır.     Her yıl yaz aylarında iki kamp halinde yaptığımız ve rutin hale gelen, Fransız açık hava sporları birliği (UCPA)’ya bağlı marmaris hisar önünde gerçekleştirdiğimiz rüzgar sörfü, katamaran, kano ve dağ bisikleti aktivitesi üyelerimiz arasında yoğun ilgi görmüş, Üyelerimiz burada bu sporların temel eğitimlerini alıp bir gün sonra kendi başlarına denize açılma imkanı bulmuşlardır.     Kulübümüzde bulunan arazi araçlarıyla zaman zaman jeep safariler ve off-road aktiviteleri düzenlenmiş, Kentimizin ormanlarla çevrili başka bir dünyasında macera ve adrenalini yaşama fırsatı bulunmuştur..Bu ilgi birçok üyemizin arazi araçlarına yönelmesini sebep olmuş , offroad ve safari aktivitelerinin sayıları çoğalmıştır. Ailelerin ve izmitlilerin seveceğini umduğumuz orienteering (harita ile yön bulma) sporunun eğitimlerini verilmiş, yarışmalar düzenlenmiştir.    Dağcılık federasyonunun eğitimlerine üyelerimizi göndererek , onları finans ve malzeme olarak destekledik. Çeşitli fuarlarda standlar kurduk. Doğa sporlarının ve doğa bilincinin tanıtılması ve yerleşmesi için çesitli sivil toplum örgütleri ve kurumlara seminerler verdik , onlarla birlikte ortak aktiviteler düzenledik.      Sivil Toplum örgütü olmanın bilinci ile her yıl depremin yıldönümü olan 17 ağustosta zirvede olacak şekilde “ Yaşadığımız 17 Ağustos Marmara depreminde kaybettiklerimizi anmak , bundan sonra yaşanacak olası doğal afetler öncesi halkımızı ve yetkilileri hazırlıklı olmak konusunda dikkatlerini çekmek ve topluma afet bilincini aşılamak amacı ile” Ağrı Dağına Zirve tırmanışları yapılmıştır ve yapılmayada devam edecektir. Ayrıca 12 kasım düzce depreminde yitirdiğdiklerimizin anısınada çeşitli etkinlikler düzenlenmiştir.       Kartepenin bir an önce faaliyete geçebilmesi için geçmiş tarihlerde birçok aktivite düzenledik. Düzenlediğimiz Birinci kartepe kış sporları şenliği ile tesisler olmamasına rağmen insanların kayaklarını alarak zorlu şartlarda zirveye nasıl akın akın geldiklerini, kartepeye olan büyük ilgiyi gösterdik. Kamu oyu oluşturmak ve kartepenin kentle kucaklaşmasını sağlamak için şehrimizdeki diğer sivil toplum örgütleri ile KARTEPE PLATFORMU’nu oluşturduk. Kartepe için alternatif projeler oluşturduk , idarecilere ve kamu oyuna sunduk.      Amacımız kulübümüzü amacına uygun faaliyetlerle alanında söz sahibi olmasını sağlamak ve Üyelerimizle,kentimizde yaşayan ortak ve elit anlayışla , uyum içerisinde gülen gözlerle dolu bir kent ve sosyal bir ülkede yaşamak. Çukurbağ Mah. Bahariye cad. No 16 İZMİT/KOCAELİ  İzmit  Kocaeli  Türkiye  e-Posta:      kodosk@gmail.com     Telefon:      02623252142  Belgegeçer:      02623239795   http://www.kodosk.org.tr

http://www.ulkemiz.com/kocaeli-doga-sporlari-kulubu-kodosk

Fotoğraf Makinesinde Auto (Otomatik) Modu

Fotoğraf Makinesinde Auto (Otomatik) Modu

Bildiğimiz üzere fotoğraf makinemizin üst kısmında mod kadranı dediğimiz bir bölüm var. Bu kısım için çeşitli tanımlar kullanılsa da mod kadranı, ayar kadranı, mod tekeri gibi ifadeler kullanılır.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-makinesinde-auto-otomatik-modu

Tarihte İlk Defa Bir Kuyrukluyıldız İle Baş Başa

Tarihte İlk Defa Bir Kuyrukluyıldız İle Baş Başa

10 yıl önce fırlatılan Rosetta uydusu bugün kuyruklu yıldız 67P / Churyumov – Gerasimenko'nun yörüngesine oturdu. Boyutları 1 ile 5 km arasında değişen bozuk şekilli bir yapıya olan bu kuyrukyıld...ızın kütlesi tam 10 trilyon kilogram. Tarihte ilk defa bir kuyrukluyıldıza böylesine yaklaştık. Daha önce de çeşitli yakınlaşmalar olmuş, önemli bilgiler elde edilmişti. Fakat ilk defa bir kuyrukyıldızın yörüngesine oturuldu. Üstelik hepsi sadece yörüngeye oturup birkaç fotoğraf çekmekle bitmiyor. Rosetta'ya ait yüklerden olan "Philae" sondasının görevi ise kuyrukluyıldızın yüzeyine inmek! Orada bir takım fotoğraflar çekip, analizler yapacak ve bunları bize bildirecek. Kuyrukluyıldız üzerinde yapılacak incelemeler bize çok önemli bilgiler verecek. Bu başarının belki de en güzel yanı, ortaklaşa 8 farklı ülkenin birlikte çalışmasının sonucu olması. Yeni bilgiler geldikçe sizlere buradan yayınlayacağız. Şimdilik sizi, taze çekilmiş fotoğraflardan biriyle baş başa bırakıyoruz.-Ögetay Kaynak: KOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/tarihte-ilk-defa-bir-kuyrukluyildiz-ile-bas-basa

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0