Arama Sonuçları..

Toplam 636 kayıt bulundu.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi

Adres: Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörlüğü PK:67100 İncivez/ZONGULDAK Telefon: 0372 257 40 10 Web: www.karaelmas.edu.tr/ Zonguldak Karaelmas Üniversitesi(ZKÜ),11 Temmuz 1992 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 3837 sayılı Kanunla Zonguldak'ta "Zonguldak Karaelmas Üniversitesi" adı ile kurularak 1 Ocak 1993 tarihinde tüzel kişilik kazanmıştır. Batı Karadeniz havzasındaki maden kömürünün yeterli teknik bilgiye sahip elemanlarca işletilebilmesi amacıyla Zonguldak'ta 1924 yılında bir Maden Mühendisi Mektebi kurulmuş ancak bir süre sonra kapatılarak yerine Maden Meslek ve Başçavuşları Okulu açılmıştır. 1949 yılında Maden Teknik Okulu haline dönüştürülen bu kuruluş 1961 yılında İstanbul'a taşınmıştır. Daha sonra 1962 yılında çıkarılan 165 sayılı "Zonguldak'ta yeni bir teknik okul açılması hakkındaki yasa" ile çalışmalar yeniden başlamış, bina inşaatları devam ederken bu teknik okul 1184 Sayılı Yasa ile Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi haline dönüştürülmüştür. 1184 Sayılı Yasaya göre Maden, Makina, Elektrik ve İnşaat Bölümlerini kapsayan akademi, 1981 yılında çıkarılan 41 sayılı kanun hakkında kararname ile Maden ve Makina Mühendisliği Bölümlerinden oluşan Mühendislik Fakültesi haline getirilmiş ve Zonguldak Mühendislik Fakültesi adı ile 20.07.1982 tarihinde Hacettepe Üniversitesi'ne bağlanmıştır. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'nin 3837 sayılı yasa ile kurulması üzerine yeni fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokulları açılmıştır. Batı Karadeniz Bölgesinde etkin bir yörede kurulmuş olan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Zonguldak ili ve çevre ilçelerinde halen işlerlik kazandırılmış 7 fakülte, 3 enstitü, 3 yüksekokul, 6 meslek yüksekokulu, 1 devlet konservatuvarından oluşan yapısıyla eğitim ve öğretimini sürdürmektedir. Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu Denizcilik İşletmeleri Yönetimi (Yüksekokul) Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hekimliği Ereğli Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği İlköğretim Matematik Öğretmenliği Okul Öncesi Öğretmenliği Okul Öncesi Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Sınıf Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Türkçe Öğretmenliği Türkçe Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Zihin Engelliler Öğretmenliği Zihin Engelliler Öğretmenliği(İkinci Öğretim) İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji(İkinci Öğretim) Biyoloji Kimya(İkinci Öğretim) Kimya Matematik(İkinci Öğretim) Matematik İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri İktisat(İkinci Öğretim) İktisat İşletme(İkinci Öğretim) İşletme Maliye(İkinci Öğretim) Maliye Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik (Fakülte) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Elektrik-Elektronik Mühendisliği İnşaat Mühendisliği Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Maden Mühendisliği Makine Mühendisliği Makine Mühendisliği(İkinci Öğretim) Çevre Mühendisliği(İkinci Öğretim) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İkinci Öğretim) İnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim) Jeoloji Mühendisliği Tıp Fakültesi Tıp Zonguldak Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik (Yüksekokul) Fen-Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Türk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim) Türk Dili ve Edebiyatı

http://www.ulkemiz.com/zonguldak-karaelmas-universitesi

Aşık Fotonları Uzay-Zaman Ayıramıyor

Aşık Fotonları Uzay-Zaman Ayıramıyor

İşte size hayal edilebilecek en küçük ölçekte bir aşk hikayesi: Dolaşıklık. Bu durumda bulunan parçacıklar birbirleriyle içsel olarak öyle bir bağlantı içindedirler ki, aralarındaki uzaklık ne olursa olsun, birini etkileyen herhangi bir değişiklik diğeri üzerinde de eşzamanlı bir etki yaratır. Dolaşıklık da dahil olmak üzere, pek çok doğaüstü gibi görünen olayın sürekli olarak gerçekleşmekte olduğu parçacıklar düzeyindeki evrenin incelenmesi kuantum mekaniğinin alanındadır. Bu en küçük ölçekte, parçacıkların bazı özellikleri bütünüyle olasılıksaldır. Diğer bir deyişle, gerçekleşene dek hiçbir şeyin kesinliği yoktur. Bell Teoremi’nin Sınanması Albert Einstein kuantum mekaniği yasalarının gerçekliği tanımladığına pek inanmıyordu. O ve kendisi gibi düşünen diğer bilimciler işin içinde kuantum sistemlerin öngörülemez olmasını sağlayan gizli değişkenler olduğunu ileri sürdüler. Ancak 1964 yılında yayımladığı makalesinde John Bell şu düşünceyi ortaya koydu: Söz konusu gizli değişkenleri içeren herhangi bir fiziksel gerçeklik modeli, bir parçacığın diğeri üzerinde anlık etki yaratmasını da izinli kılmak zorundadır. Einstein enformasyonun ışıktan daha hızlı ilerleyemeyeceğini kanıtlamış olsa da, Bell’e göre parçacıklar çok uzak mesafelerdeyken bile birbirlerini etkileyebilirlerdi. Bilimciler Bell’in teoremini modern fiziğin önemli dayanaklarından biri kabul ediyor. Teoremi kanıtlamak amacıyla çok sayıda deney yapılmış olmasına rağmen, yakın zamana kadar Bell’e gereken eksiksiz ve uygun bir sınama yapılamamıştı. 2015 yılında bu konuya ilişkin üç ayrı çalışma yayımlandı ve hepsi de kuantum mekaniğinin öngörüleri ile uyumluydu. Yayımlanan makalelerden birinin baş yazarı olan Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’nden (NIST) Krister Shalm şöyle anlatıyor: “En heyecan verici yanı, bir anlamda deneysel felsefe yapıyor oluşumuz. İnsanlar hep dünyanın nasıl işlediği hakkında belli beklentiler içinde oldu. Sonra kuantum mekaniği çıkageldiğinde, işlerin bekledikleri gibi yürümediğini gördüler.” ‘Alis ile Bob’ Kuantum Mekaniğini Nasıl Sınadı? “Bizim makalemiz ve geçen yıl yayımlanan diğer iki makale Bell’in haklı olduğunu gösterdi: Gizli değişkenler içeren bir evren modeli, dolaşık parçacıkların herhangi bir uzaklıktan birbirlerini etkilemesine izin vermek zorunda,” diyor Francesco Marsili. Kendisi NASA’da çalışıyor ve Shalm ile aynı araştırma ekibinde yer alıyor. Makaleleri geçtiğimiz yıl Physical Review Letters dergisinde şu akıl karıştırıcı başlıkla yayımlanmıştı: “Yerel Gerçekçiliğin Güçlü Kaçamaksız Sınaması.” NIST laboratuvarında gerçekleştirilen deneyi anlamamıza yardımcı olacak bir benzeşim kuralım: A ve B dolaşık iki foton olsun. A fotonu Alis’e, B fotonu da Bob’a gönderilsin. Alis ile Bob arasındaki uzaklık da 185 metre olsun. Alis ve Bob fotonlarını dürtüp kurcalayarak her türlü yolla özelliklerini öğrenmeye çalışıyorlar. İkisi de fotonlarını nasıl ölçeceklerine birbirleriyle konuşmadan ve rastgele sayı üretecinden çıkan sayılar doğrultusunda rastgele karar veriyor. Alis ile Bob notlarını karşılaştırdıklarında, yaptıkları bağımsız deneylerin sonuçlarının bağlaşık olduğunu görüp şaşırıyorlar. Çok uzaklardayken bile, dolaşık foton çiftinden birini ölçmenin, diğer fotonun özelliklerini etkilediğini anlıyorlar. “Sanki Alis ile Bob fotonları birbirinden ayırmaya çalışmış, ama fotonların aşkı sürmüş gibi,” diyor Shalm. Dolaşık fotonlar uzayda ayrı düşseler bile tek bir sistem gibi davranmaya devam eder. Alis ve Bob, yapılan deneydeki foton dedektörlerini temsil ediyor. Deneyi çok sayıda başka aşık yani dolaşık fotonla yineliyorlar ve her seferinde aynı görüngü ile karşılaşıyorlar. Tabi gerçekte bu dedektörler insan değil, süperiletken nano kablolu tekil foton dedektörleri (SNSPD [İng. superconducting nanowire single photon detector]). SNSPD dedektörler süperiletken duruma gelene dek, yani elektriksel dirençlerini kaybedinceye kadar soğutulmuş metal şeritlerdir. Şerite çarpan bir foton, şeritin bir anlığına normal metale dönüşmesine neden olur. Dolayısıyla şeritin direnci sıfırdan sonlu bir değere fırlar. Dirençteki bu değişim sayesinde araştırmacılar olayı kaydeder. Deneyi laboratuvarda gerçekleştirirken en büyük güçlük, fotonları dedektörlere gönderirken optik fiberlerde kaybolmalarının önüne geçmektir. NASA’nın JPL laboratuvarı ve NIST bu amaçla SNSPD dedektörlerini dünya rekoru kıran bir performansta üretti ve %90’dan yüksek bir verim elde etti. Fotonun varış zamanındaki belirsizlik düşürüldü. SNPSD olmadan böyle bir deney gerçekleştirilemezdi. Bu Neden Yararlı? Deney tasarımının kriptografide kullanılma olanağı bulunuyor. Rastgele sayı üreteci kullandığı için bu yöntem bilgiyi ve iletişimi güvenli kılacaktır. “Evren hakkında bize çok derin bilgiler veren deney düzeneğimiz, aynı zamanda bilgiyi güvenli tutmanın gerektiği uygulamalarda da kullanılabilir,” diyor Shalm. Kriptografi bu araştırmanın tek potansiyeli uygulaması değil. Kullanılanlara benzer dedektörler, uzayın derinliklerinde optik haberleşme için de işe yarayabilir. Sinyal varış zamanı hususunda verimi yüksek, belirsizliği düşük olduğu için bu dedektörler optik izgedeki (spektrumdaki) ışık atımları ile bilgi iletimi için çok uygun. “Güneş sisteminde gezinen uzay araçları ile iletişim için şu anda Derin Uzay Ağı (İng. Deep Space Network) kullanılıyor. Bu ağ enformasyonu radyo sinyali olarak kodluyor. Optik iletişim kullanabilirsek ağin veri hızını 10 ila 100 kat arttırabiliriz,” diye ekliyor Marsili. Einstein’ın dediği gibi enformasyonun ışıktan hızlı ilerleyemeyeceğini, ancak optik iletişim araştırmaları ile gönderilen veri miktarının yükseltilebileceğini belirten Marsili, deneylerinde kullandıkları dedektörlerin bu açıdan önemini vurguluyor.   Kaynak: NASA, “Particles in Love: Quantum Mechanics Explored in New Study”< http://www.nasa.gov/feature/jpl/particles-in-love-quantum-mechanics-explored-in-new-study > Sevkan Uzel http://bilimfili.com/asik-fotonlari-uzay-zaman-ayiramiyor/

http://www.ulkemiz.com/asik-fotonlari-uzay-zaman-ayiramiyor

<b class=red>Elektrik</b>li Araçlar Zirvesi İTÜ’de

Elektrikli Araçlar Zirvesi İTÜ’de

İTÜ Elektrik Mühendisliği Kulübü olarak bu yıl 1 ARALIK 2016 tarihinde ilkini düzenleyeceğimiz ELEKTRİKLİ ARAÇLAR ZİRVESİ İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde. İTÜ Elektrik Mühendisliği Kulübü olarak etkinliğimiz ulusal çapta olup ve etkinliğimizin başlıca amaçlarını şu şekilde sıralayabiliriz: ● Elektrikli ve hibrit araç teknolojileri konusunda farkındalık yaratmak, ● Elektrikli araçlar konusunda ülkemizdeki ve diğer ülkelerdeki durumu karşılaştırma fırsatı yaratmak, ● Sektördeki son durumu akademik ve sektörel açıdan incelemek, ● Akademisyen, yatırımcı, öğrenci, bürokrat ve şirket yetkililerini bir etkinlikte buluşturmak, ● Sektör içerisindeki iletişimi güçlendirmek, ● Enerji kaynaklarının daha verimli kullanılması konusuna dikkat çekmek. Etkinliğimiz herkese açıktır. Sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Kayıt ve detaylı bilgi için tıklayın.

http://www.ulkemiz.com/elektrikli-araclar-zirvesi-itude

Prof.Dr. Fahire BATTALGAZİ

Prof.Dr. Fahire BATTALGAZİ

1930'lu yıllar... Genç Türkiye Cumhuriyeti'nde ne elektrik, ne doğru dürüst yol, ne de akademik çekişmeler varken; bir yandan da eskilerin deyimiyle "II. Cihan Harbi başlamıştı. Onlar, bütün imkansızlıklara rağmen; katır sırtında Anadolu ve Trakya'yı karış karış gezip, veri topluyor, çalışma yapıyordu. Fahriye Hanım gibi pek çoğunun hakkında günlerce arama yaptığım halde, uzun yıllardır sahip olduğum makaleleri dışında fazla bir şeye ulaşamamıştım. Küçük bir fotoğraf ve birkaç not ile nihayet O'nu anlatan kısa bir yazı yazabildim. Bu değerli hocamızı herkes tanısın istedim. İlk Türk İhtiyolog [Balıkbilimi uzmanı] ve ilk bayan profesörlerimizden olan Fahire Hanım, 1902 (Kosswig (1948)'e göre 1905)'de İstanbul'da doğmuştur. Müşir Akif Paşa ve Dr. Müşir Ömer Paşa’nın torunu; Adli Tıbbın önemli hekimlerinden Prof.Dr. Etem Akif Bey’in kızıdır. İlk öğrenimini babasının görev yaptığı Şam'da Notre Dame de Sion Fransız Mektebi'nde, orta öğrenimini Bezmi Alem Lisesi'nde yapmış ve buradan 1924'te mezun olmuştur. İstanbul Dârülfünûnu (Fen Fakültesi) Tabii İlimler kısmından 1926'da mezun olmuştur. 1 Nisan 1926'dan 1 Ekim 1927'ye kadar Tercan Kazası İlk Mektep Başmuallimliği'nde bulunmuş ve 1 Haziran 1927'de Fen Fakültesi Teşrih ve Fizyoloji asistanlığına tayin edilmiştir. Aynı yılın Ağustos ayında Hayvanat Enstitüsü asistanlığına nakledilmiş; Haziran 1927'de de başasistanlığı terfi etmiştir. 1931 yılında Hayvanat (Zooloji) Enstitüsü laboratuvar şefliğine tayin edildikten sonra 1931-32 yılında tahsilini tamamlamak üzere Paris'te Sorbonne Üniversitesi Zooloji ve Karşılaştırmalı Anatomi (Zoologie et Anatomie Compareé) Enstitüsü'ne devam etmiştir. 1 Aralık 1932'den itibaren Müderris Muavini vekilliği yapan Battalgazi, Üniversite Reformu ile birlikte 30 Kasım 1933'te hayvanat (zooloji) doçentliğine tayin edilmiştir. 1-12 Kasım 1935 tarihleri arasında Balıkçılık Enstitüsü tarafından düzenlenen bilimsel araştırmalara katılmıştır. Prof. Andre Naville'in verdiği dersleri onun ölümüne kadar Suat Nigâr ile birlikte Türkçe'ye çevirmiştir. Naville'in ölümü ile 31 Mart 1937'den itibaren onun derslerini vermeye başlamıştır. 1938'de doçentlik imtihanının bütün safhalarını başarıyla geçmiş; 1944'te de profesör olmuştur. Hazırlamakta olduğu Türkiye Balıkları'na ait bir eserini bitirmeye uğraştığı bir sırada dimağı yorgunluk neticesi pek genç yaşta vazifesi başında ebediyen gözlerini hayata kapamıştır. Cenazesi, 23.02.1948 Pazartesi günü Beyazıd Camii’nden öğle namazını müteakip, Süleymaniye’de Biyoloji Enstitüsü’ndeki törenin ardından Beşiktaş'ta Kılıçali Yahya Efendi aile kabristanına defnedilmiştir. Fahire Akif Hanım, Soyadı Kanunu'ndan sonra Fahire Battalgil adıyla çalışmalarını yazmış; 1943'ten sonra ise Fahire Battalgazi adını kullanmıştır. Türkiye tatlısu balıkları alanındaki pek çok ilke imza atmış; faunistik çalışmalarında çok sayıda yeni taksonu keşfedip adlandırdığı gibi, Türkiye Zoocoğrafyası'nın ortaya çıkarılmasında önemli çalışmalarıyla katkıda bulunmuştur. Ruhu şad, mekanı cennet olsun. Adlandırdığı bazı taksonlar Tamamı içsu balıklarından olan 30 takson (tür veya alttür) tanımlamıştır. Bunlardan bazıları: * Alburnus nasreddini Battalgil, 1943 * Gobio gobio intermedius Battalgil, 1943 (geçerli adı: Gobio intermedius) * Alburnus sellal adanensis Battalgazi, 1944 (geçerli adı: Alburnus adanensis) Adına ithaf edilen taksonlar Adına ithaf edilen türlerden bazıları: Phoxinellus fahirae Ladiges, 1960 (geçerli adı: Pseudophoxinus fahirae) Cobitis fahirae Erk'akan, Atalay-Ekmekçi et Nalbant, 1998 Yayınları Yayınlarından bazıları: Battalgil, F. (1940): Eine neue Cyprinidenart [Yeni bir Cyprinid nev'i], Revue de la Faculté des Sciences de l'Université d'Instanbul, Série B: Sciences Naturelles, 5 (1-2): 74-77 (1-4). Battalgil, F. (1941): Les poissons des eaux douces de la Turquie [Türkiye'nin tatlısu balıkları], Revue de la Faculté des Sciences de l'Université d'Instanbul, Série B: Sciences Naturelles, 6 (1-2): 170-186. Battalgazi, F. (1944): Poissons nouveaux et peu connus de la Turquie [Türkiye'de yeni ve az tanınmış balıklar], Revue de la Faculté des Sciences de l'Université d'Instanbul, Série B: Sciences Naturelles, 9 (4): 299-305. Kaynakça Cumhuriyet Gazetesi, 21.02.1948. İshakoğlu-Kadıoğlu, S., 1998: İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Tarihçesi (1900-1946), İ.Ü. Yay. No: 4106, İstanbul, s. 191-192. Karataş, A., 2012: "Prof.Dr. Fahire Battalgazi" tr.wikipedia.org/wiki/Fahire_Battalgazi HAZIRLAYAN : Prof Dr. Ahmet KARATAŞ Türkiye'de Biyolojik Çeşitlilik

http://www.ulkemiz.com/prof-dr-fahire-battalgazi

Düden Şelalesi

Düden Şelalesi

Düden Şelalesi Antalya şehir merkezine yaklaşık 10 km uzaklıktadır. Kaynağını Kepez Hidroelektrik Santrali’nden alır ve Düdenbaşı denilen noktada yer yüzüne çıkar. Düden Çayı boyunca iki kola ayrılır. Antalya'ya yaklaşık 7 km uzaklıkta olan kolu Aşağı Düden (ya da Karpuzkaldıran Şelalesi) ve Varsak'a 1 km uzaklıkta olan kolu Yukarı Düden Şelalesi'dir. Bu iki kola ayrılan şelaler Akdeniz'e dökülür. Aşağı Düden Şelalesi, Lara yakınlarında şehir merkezine 8 km. uzaklıktadır. Bu bölümü yaklaşık 40 metrelik falezlerden denize dökülmektedir. Çok yakınında Gençlik Parkı ve Karpuzkaldıran Askeri Tesisleri bulunur. Yukarı Düden Şelalesi'ne aynı zamanda İskender Şelalesi de denilir. MÖ 334-333 yıllarında Pamphylia'yı fetheden Büyük İskender'in bu bölgeden geçerken atlarını sulattığı söylenmektedir. Yukarı Düden Şelalesi'nin bulunduğu alan 1970 - 1972 yılları arasında Devlet Su İşleri tarafından piknik ve mesire yeri haline getirilmiştir

http://www.ulkemiz.com/duden-selalesi

Nuri Bilge Ceylan Kimdir

Nuri Bilge Ceylan Kimdir

Nuri Bilge Ceylan (Doğum tarihi 26 Ocak 1959, Yenice) Altın Palmiye ödüllü Türk yönetmen, senarist ve fotoğraf sanatçısı.Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde iki yıl sinema eğitimi gördü. Boğaziçi Üniversitesi'ndeki eğitimi sırasında üniversitenin fotoğrafçılık (BÜFOK), dağcılık ve mağaracılık kulüplerine katılarak, doğa etkinlikleri ile ilgilendi. 1980'lerde kimi portföyleri Gergedan gibi dönemin nitelikli kültür ve sanat dergilerinde yayınlanan Ceylan, yaptığı dört filmin de, yönetmenliğini, senaryo yazarlığını ve yapımcılığını üstlendi. Sinemaya Koza adlı kısa filmiyle adımını atan Ceylan bu filmiyle, Cannes Film Festivali'nin ilgili bölümüne katılma başarısını gösterdi. Ceylan 1997'de ilk uzun metrajlı filmi olan ve başta Berlin Film Festivali olarak pek çok dünya festivalinde gösterilen üç bölümlü, otobiyografik ve pastoral Kasaba filmini, 1999 yılında da bir meta-film olan ve ilk iki filmdeki otobiyografik izleği sürdüren ve büyük başarı kazanan Mayıs Sıkıntısı'nı çekti. Film, Berlin Film Festivali'nin yarışmalı bölümünde gösterilmişti.56. Cannes Film Festivali’nde yarışan ve favori filmler arasında gösterilen Nuri Bilge Ceylan’ın 2002 yapımlı dram filmi Uzak, Altın Palmiye’den sonra festivalin ikinci önemli ödülü olan ‘Büyük Jüri Ödülü’nü (‘Grand Prix’) aldı. Filmde yalnız ve yabancılaşmış iki kuzeni oynayan filmin başrol oyuncuları Muzaffer Özdemir ve film tamamlandıktan hemen sonra bir trafik kazasında ölen Mehmet Emin Toprak da ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylaşarak Türk sinema tarihinin en parlak başarılarından birine imza attılar.Ceylan'ın dördüncü uzun metrajlı filmi olan İklimler, 2006 Cannes Film Festivali'nin yarışma bölümüne kabul edildi. Ceylan'ın o güne kadar çektiği en büyük bütçeli eser olan film, dijital görüntü teknolojisiyle kotarıldı ve görüntü yönetmenliğini Ceylan'ın kendisinin üstlenmediği ilk filmi olma özelliğini kazandı. Filmin bir diğer önemli özelliği ise, Nuri Bilge Ceylan'ın bu kez kamera önüne de geçerek, eşi Ebru Ceylan'la başrolleri paylaşmış olmasıdır.2008 Cannes Film Festivali'nde küçük zaafların büyük yalanları doğurmasıyla parçalanan bir ailenin, gerçeklerin üzerini örterek bir arada kalma çabasını anlatan Üç Maymun filmiyle "En İyi Yönetmen Ödülü"nü aldı. Ödülü aldıktan sonra yaptığı teşekkür konuşmasında "Bu ödülü birisine adamak istiyorum: Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme..." dedi. 64.Cannes Film Festivalinde Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyle Büyük jüri ödülüne layık görüldü.Nuri Bilge Ceylan'in "Kış Uykusu" isimli filmi 2014 yılında 67. Cannes Film Festivali'nde büyük ödül olan Altın Palmiye'ye layık görüldü. Böylece Yılmaz Güney'in Yol filminin ardından ikinci kez bir Türk filmi bu ödülü kazanmış oldu.

http://www.ulkemiz.com/nuri-bilge-ceylan-kimdir

Yüzüncü Yıl Üniversitesi

Yüzüncü Yıl Üniversitesi

Adres: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü 65080 Kampüs / VAN Telefon: 0432 225 10 24 Web: www.yyu.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 20 Temmuz 1982 tarih ve 41 sayılı kanun hükmünde kararname ile kurulmuştur. Üniversite Van Gölü'nün kuzey kıyısında ve Erciş yolu 15. km'de yerleşmiştir. Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hekimliği Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği Biyoloji Öğretmenliği Fen Bilgisi Öğretmenliği Fen Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Fizik Öğretmenliği İlköğretim Matematik Öğretmenliği Kimya Öğretmenliği Matematik Öğretmenliği Okul Öncesi Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Tarih Öğretmenliği Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Türkçe Öğretmenliği Erciş İşletme Fakültesi İşletme(Erciş) Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Antropoloji Arkeoloji Coğrafya İngiliz Dili ve Edebiyatı Sanat Tarihi(İkinci Öğretim) Sanat Tarihi Sosyoloji Tarih Türk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim) Türk Dili ve Edebiyatı Fen Fakültesi Biyoloji(İkinci Öğretim) Biyoloji Fizik Kimya Matematik(İkinci Öğretim) Matematik Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat(İkinci Öğretim) İktisat İşletme(İkinci Öğretim) İşletme Kamu Yönetimi Kamu Yönetimi(İkinci Öğretim) İlahiyat Fakültesi İlahiyat İlahiyat(İkinci Öğretim) Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Gıda Mühendisliği İnşaat Mühendisliği Jeoloji Mühendisliği Kimya Mühendisliği Mimarlık Tıp Fakültesi Tıp Van Sağlık Yüksekokulu Ebelik (Yüksekokul) Hemşirelik (Yüksekokul) Veteriner Fakültesi Veterinerlik(İkinci Öğretim) Veterinerlik Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bitki Koruma Tarla Bitkileri Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Zootekni Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Mühendisliği

http://www.ulkemiz.com/yuzuncu-yil-universitesi

DOLMABAHÇE SARAYI

DOLMABAHÇE SARAYI

Dolmabahçe Sarayı, otuz birinci Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid (1839-1861) tarafından yaptırılmıştır. İnşasına 13 Haziran 1843 tarihinde başlanan Saray, çevre duvarlarının tamamlanması ile birlikte 7 Haziran 1856 tarihinde kullanıma açılmıştır. Saray'ın ana yapısı; Mâbeyn-i Hümâyûn (Selâmlık), Muâyede Salonu (Tören Salonu) ve Harem-i Hümâyûn adlarını taşıyan üç bölümden oluşur. Mâbeyn-i Hümâyûn; devletin yönetim işleri, Harem-i Hümâyûn; Padişah ve ailesinin özel yaşamı, bu iki bölümün arasında yer alan Muâyede Salonu ise; Padişah'ın devlet ileri gelenleriyle bayramlaşması ve kimi önemli devlet törenleri için ayrılmıştır. Ana yapı; denize paralel bölüm boyunca bodrumla birlikte üç katlıdır. Harem dairelerinin bulunduğu kara tarafına uzanan bölümde ise musandıra (tavan arası) katlarıyla birlikte dört katlı bir yapı özelliği kazanmaktadır. Biçimde, ayrıntılarda ve süslemelerde gözlenen belirgin Batı etkileri, İmparatorluğun son döneminde değişen estetik değerlerin bir yansımasıdır. Öte yandan mekân örgütlenmesi, oda ve salon ilişkileri açısından, geleneksel Türk Evi plan tipinin çok büyük boyutlarda uygulandığı bir yapı bütünüdür. Beden duvarları taştan, iç duvarları tuğladan, döşemeleri ahşaptan yapılmıştır. Çağın teknolojisine açık olan Saray’a, 1910-1912 yıllarında elektrik ve kalorifer sistemi eklenmiştir. 45.000 m²lik kullanılır döşeme alanı, 285 odası, 44 salonu ve 6 hamamı vardır. Padişah'ın devlet işlerini yürüttüğü Mâbeyn; işlevi ve görkemiyle Dolmabahçe Sarayı'nın en önemli bölümüdür. Girişte karşılaşılan Medhal Salon, üst kat ile bağlantıyı sağlayan ve protokol özelliği taşıyan Kristal Merdiven, elçilerin ağırlandığı Süferâ Salonu ve Padişah'ın huzuruna çıktıkları Kırmızı Oda; İmparatorluğun tarihsel görkemini vurgulayacak biçimde süslenmiş ve döşenmiştir. Üst katta yer alan Zülvecheyn Salonu; Padişah'ın Mâbeyn'de kendine özel olarak ayrılmış dairesine bir tür geçiş mekânı oluşturmaktadır. Bu özel dairede, Padişah için, mermerleri Mısır'dan getirilmiş görkemli bir hamam, çalışma odaları ve Sultan’ın günlük yaşantısını sürdürdüğü yemek ve dinlenme odaları yer almaktadır. Aynı bölümde bulunan ve Halife Abdülmecid'in kitaplarından oluşan kütüphane dikkat çekici mekânlardandır. Harem ve Mâbeyn bölümleri arasında yer alan Muâyede Salonu; Dolmabahçe Sarayı'nın en yüksek ve en görkemli salonudur. 2000 m²yi aşan alanı, 56 sütunu, yüksekliği 36 m.yi bulan kubbesi ve bu kubbeye bağlı yaklaşık 4,5 tonluk İngiliz yapımı avizesiyle bu salon, Saray’ın diğer bölümlerinden belirgin bir biçimde ayrılmaktadır. Salonun avizesi, Sultan Abdülmecid tarafından İngiltere’den sipariş verilerek satın alınmıştır. Dolmabahçe Sarayı'nın Batı etkileri altında, Avrupa saraylarından örnek alınarak yapılmış bir saray olmasına karşılık, işlevsel kuruluşu ve iç mekân yapısında, "Harem"in -eskisi kadar kesin çizgilerle olmasa da- ayrı bir bölüm olarak kurulmasına özen gösterilmiştir. Ancak Topkapı Sarayı'nın tersine, Harem, artık Saray’dan ayrı tutulmuş bir yapı ya da yapılar topluluğu değildir; aynı çatı altında, aynı yapı bütünlüğü içinde yerleştirilmiş özel bir yaşama birimidir. Dolmabahçe Sarayı, hizmete açıldığı 1856 yılından, halifeliğin kaldırıldığı 1924’e kadar aralıklarla 6 padişaha ve son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi’ye ev sahipliği yapmıştır. 1927- 1949 yılları arasında Saray, Cumhurbaşkanlığı makamı olarak kullanılmıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1927-1938 yılları arasında İstanbul’daki çalışmalarında Dolmabahçe Sarayı’nı kullanmış ve burada vefat etmiştir. 1926-1984 yılları arasında protokol ve ziyarete kısmen açık olan Saray, 1984 yılından itibaren “müze- saray” olarak geziye açılmıştır. İLETİŞİM BİLGİLERİAdres : Dolmabahçe Cad. Beşiktaş 34357Tel : (0212) 236 90 00

http://www.ulkemiz.com/dolmabahce-sarayi

Yıldız Teknik Üniversitesi

Yıldız Teknik Üniversitesi

Adres: 34349 Beşiktaş - İstanbul Telefon: 0212 383 70 70 Web: www.yildiz.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yıldız Teknik Üniversitesi (en:Yıldız Technical University)(kısaca YTÜ), İstanbul'da bulunan yedi devlet üniversitesinden biridir ayrıca 1911'e uzanan tarihi ile Türkiye'nin en eski 3. üniversitesi ve en eski 2. teknik üniversitesidir. Türkiyenin en iyi ve en köklü üniversitelerinden biri olarak kabul edilir. Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği İngilizce Öğretmenliği Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Elektrik-Elektronik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Elektrik Mühendisliği Elektrik Mühendisliği(İkinci Öğretim) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik İstatistik Kimya Matematik Mütercim-Tercümanlık(Fransızca) Türk Dili ve Edebiyatı Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği(İkinci Öğretim) Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat İktisat(İkinci Öğretim) İşletme Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Çevre Mühendisliği(İkinci Öğretim) Harita Mühendisliği(İkinci Öğretim) Harita Mühendisliği İnşaat Mühendisliği İnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim) Kimya-Metalurji Fakültesi Biyomühendislik Kimya Mühendisliği Matematik Mühendisliği Matematik Mühendisliği(İkinci Öğretim) Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Metalurji ve Malzeme Mühendisliği(İkinci Öğretim) Makine Fakültesi Endüstri Mühendisliği Endüstri Mühendisliği(İkinci Öğretim) Makine Mühendisliği Makine Mühendisliği(İkinci Öğretim) Mekatronik Mühendisliği Mekatronik Mühendisliği(İkinci Öğretim) Mimarlık Fakültesi Mimarlık Şehir ve Bölge Planlama

http://www.ulkemiz.com/yildiz-teknik-universitesi

Thomas Alva Edison Kimdir? Ampulün İcadı

Thomas Alva Edison Kimdir? Ampulün İcadı

Thomas Alva Edison, yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan’daki Port Huron’a yerleşti. İlköğrenimine burada başladıysa da yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl boyunca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı bir kişiliğe sahip olan Edison, 10 yaşına geldiğinde kendisini fizik ve kimya kitaplarına verdi. Bu arada evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurdu. Özellikle kimya deneylerine ve Volta kaplarından elektrik akımı elde etmeye yönelik araştırmalara ilgi duydu; bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı. Oniki yaşına geldiğinde ailesine yardım etmek için Port Huron ile Detroit arasında çalışan trende gazete satmaya başlayan Edison, evlerindeki Laboratuvarını trenin yük vagonuna taşıyarak, çalışmalarını burada sürdürdü. Bu dönemde Edison, Michael Faraday’ın Experimental Research in Electricity adlı yapıtını okudu ve derinden etkilendi. Bunun üzerine bir yandan Faraday’ın deneylerini tekrarladı bir yandan da kendi deneylerine ağırlık vererek daha düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başladı. 1868′de kendine atölye kurdu. Aynı yıl geliştirdiği elektrikli bir oy kayıt makinasının patentini aldı. Aygıt oldukça ilgi topladı ama kimse tarafından satın alınmadı. Tüm parasını yitiren Edison Borç içinde Boston’dan ayrılarak New York’a yerleşti. Edison’un şansı altın borsasının düzenlenmesinde kullanılan telgrafın bozulması üzerine döndü. Borsa yetkililerinin isteği üzerine aygıtı ustaca tamir eden Edison, Western Union Telegraph company’den geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerinde yetkinleştirme çalışması yapma önerisi aldı. Bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte Edison Universal Stock Printer mühendislik şirketini kurdu. Sattığı patentlerle kısa sürede önemli miktarda para kazandı. Bu parayla New Jersey’deki Newark’ta bir imalathane kurarak telgraf ve telem aygıtları üretmeye başladı. Bir süre sonra imalathanesini kapatarak New Jersey’deki Menlo Park‘ta bir araştırma laboratuvarı kurdu ve tüm zamanını yeni buluşlar yapmaya yönelik çalışmalara ayırdı. 1876′da Graham Bell’in geliştirdiği konuşan telgraf(telefon) üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir iletici ekleyerek telefonu yetkinleştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877′de sesi kaydedip yineleyebilen gramafonu geliştirdi. Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslar arası düzeyde yayılmasına neden oldu. 1878′de William Wallace’in yaptığı 500 mum güçündeki ark lambasından etkilenen Edison, bundan daha güvenli olan ve daha ucuz bir yöntemle çalışan yeni bir elektrik lambasını geliştirme çalışmasına girişti. Bu amaçla açtığı bir kampanyanın yardımıyla önde gelen işadamlarının parasal desteğini sağladı ve Edison Electric Light Company’yi kurdu. Oksijenle yanan elektrik arkı yerine havası boşaltılmış bir ortamda(vakum) ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı tasarlıyordu. Bu amaçla flaman olarak kullanabileceği bir metal tel yapmaya uğraştı. Sonunda 21 Ekim 1879′da özel yüksek voltajlı elektrik üreteçlerinden elde ettiği akımla çalışan karbon flamanlı elektrik ampulünü halka tanıttı. Üç yıl sonra New York sokakları bu lambalarla aydınlanacaktı. 1887′de Menlo Park’tan New Jersey’deki West Orange’a taşınan Edison burada önceki laboratuvarlarının on katı büyüklüğünde Edison Laboratuvarını açtı. 1890′lara doğru uzun erimli iletime daha uygun olan alternatif akım geliştirildi. Doğru akımın üstünlüğüne inanan Edison, bir kampanya başlatarak kamuoyunu, yüksek gerilimli alternatif akım sistemlerinin son derece tehlikeli olduğu yolunda uyarmaya çalıştı. 1892′de ise Edison General Electric Company’nin denetimini yitirdi.Ve şirketi General Electric Company ile birleşti. İki kez evlenen Edison’un altı çocuğu oldu. Yaşamının sonuna değin yeni buluşlar yapmak için uğraş verdi. Ampulün İcadı Edison bir dinleme gezisi sırasında metal fabrikatörü ve Amerika dinamo makinesinin imalatçısı Willam Wallace’ın yaptığı yeni elektrik lambasını gözden geçirmeye davet edildi. Edison tahta çerçeveyle hareket eden iki koldan ibaret basit cihazın karşısına grafit plaka iliştirilmişti. Her iki plakayı birleştiren elektrik akımı ve mavi ışık yayı gibi görünüyordu. Gözleri kamaştıran bu alev, grafit plakaları çabucak eritiveriyordu. Edison’un 40-50 iş arkadaşıyla işe koyulma tarzı, bilim araştırmaları tarihinde eşsizdir. Ara vermeden çalışıyorlardı. Atölyede yapılan ufak cam ampullerin içerisindeki hava, elektrik akımının kızgın hale getireceği maddenin yanmasına engel olmak için boşaltıyordu. Fakat esas mesele bu maddenin ne olacağı konusundaydı. Kimi maddeler çok az dayanabiliyor, kimileri çok pahalıya mal oluyordu. Halbuki Edison öylesine ucuz bir lamba yapmak istiyordu ki, herkes alıp evine takabilsin.Kömürleştirme işleminden geçmiş mukavva, hindistan cevizi kabuğu, mantar, hatta laboratuarı gezmeye gelen bir misafirin kızıl sakalından bir iki tel bile denendi. Durmadan çalışmak yüzünden Edison’un gözleri yanıyor, dayanılmaz sancılar veriyordu. Ama o bunları kimseye söylemiyor, sadece hatıra defterine kaydediyordu. Peşpeşe deneylerin sürdüğü bir gün asistanı “Artık bu işten vazgeçsek, çünkü şu ana kadar bine yakın deney yaptık ve hiçbirinden sonuç alamadık!” dedi. Edison hemen itiraz etti ve: “Bu doğru değil! Evet, amacımıza ulaşamadık ama hiçbir netice elde edemediğimiz doğru değildir. Çünkü aradığımız şeyin bin farklı yapılamama şeklini öğrenmiş olduk.” dedi. Bu Edison’un tarihe geçmiş en önemli sözüdür. 1879 Kasım’ında Edison bir gece yazı masasının başına oturmuş, sönük bir puroyu emerek ne yapacağını düşünüyordu. Dalgın dalgın ceketinin düğmelerinden birini çevirirken düğme koptu. Üstünden bir iplik parçası sarkıyordu. Birden yerinden fırladı, laboratuvara geçti ve teknisyenlerine iplik parçasını gösterdi. Bir yumak ip alıp, ufak parçalar halinde bölmelerini ve kömürleştirip lambaya takmalarını söyledi. Asistanları sonuç ummamakla beraber hemen söylenileni yaptılar. Edison’un bu fikri, çalışmalarından vazgeçmeden önce başvurulacak son çare gibi görülüyordu. Kömürleştirilen iplikler her seferinde kırılmasına rağmen bir tanesi kırılmadan lambaya takılabildi. Lambanın havası hemen boşaltıldı. Lambaya elektrik verildiğinde iplik kızdı ve tatlı sarı bir ışık meydana geldi. Edison ve arkadaşları ışığa büyülenmiş gibi bakıp, acaba ne kadar sürecek diye kara kara düşünüyorlardı. Ampul saatlerce sönmedi. Süren çalışmalar sonunda elektrik santrali yapmak, 900 binada elektrik şebekesi kurmak, binlerce sayaç yerleştirmek,duylarıyla beraber 14.000 ampul yapmak gerekti. 4 eylül 1882’de meşhur mucidin bir işareti üzerine akım verildiği zaman, bütün mahallenin yüzlerce binasında binlerce elektrik hallenin yüzlerce binasında binlerce elektrik ampulü yandı ve etrafa parlak, tatlı ışıklar saçılmaya başladı. Edison devrinin en büyük meraklısı ilan edildi. Herkes sadece lambaları değil, onu da görebilmek için akın etti. Edison’u tanımayan kimse kalmadı. Edison’un en önemli yeri Menlo Park, New Jersey’deki ilk endüstriyel araştırma laboratuarıydı. Sürekli olarak teknolojik keşifler ve geliştirmeler-iyileştirmeler yapmak gibi özel bir amaç için kurulmuş ilk kurumdu. Edison birçok icadını resmi olarak bu laboratuarda üretmiş, birçok çalışanı onun direktifleri doğrultusunda icatların araştırma ve geliştirmesinde görev almıştır. Elektrik mühendisi William Joseph Hammer, 1879 Aralık’ında Edison’un laboratuar asistanı olarak görevine başlamıştır. Telefon, fonograf, elektrikli tren, demir madeni ayıracı, elektrikli aydınlatma ve diğer birçok icatta büyük katkılarda bulunmuştur. Hammer’ı özel kılansa elektrik ampulünün icadındaki ve bu aletin geliştirme ve testleri sırasındaki çalışmalarıdır. Hammer 1880’de Edison’un lamba çalışmalarının şef mühendisi olmuş, bu mevkiideki ilk yılında Francis Robbins Upton’ın genel müdürlüğünü yaptığı fabrika 50.000 ampul üretmiştir. Edison’a göre Hammer elektrik ampulünün bir öncüsüdür. http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/thomas-alva-edison-kimdir-ampulun-icadi

Alessandro Volta Kimdir ?

Alessandro Volta Kimdir ?

Doğum 18 Şubat, 1745 Ölüm 5 Mart, 1827 Milliyeti italyan Aldığı ödüller Copley Medal (1794) Volta İtalya’nın bir ili olan Como’da doğdu. 1774'te, Royal Okulunda fizik profesörü oldu. Bir yıl sonra, statik elektrik üretebilen elektroforu icat etti ve tanıttı. Bu icadı ile sık sık fon alacağına inanmıştı. Volta, 1776 ve 1778 yılları arasında gazların kimyasını çalıştı. Amerikalı Benjamin Franklin’in “yanabilen hava” kâğıdını okuduktan sonra metanı keşfetti ve İtalya’da dikkatli bir şekilde metan aradı. Kasım 1776da, Moggiore Gölünde metan buldu ve 1778de metan tecrit etmeye başladı. Kapalı bir kutu içinde kıvılcım yardımıyla metan ateşleyerek deneyler yaptı. Volta ayrıca kapasitans konusuna çalıştı. Elektrik potansiyelini ve yükü ayrı ayrı inceledi ve birbirleriyle bağlantılı olduklarını keşfetti. Bu Volta’nın kapasitans yasası olarak adlandırabilirdi. Bunun için elektrik potansiyelinin birimi volt olarak isimlendirildi. 1779'da, Pavia Üniversitesinde deneysel fizik profesörü oldu. Neredeyse kırk yıl bu mevkiisini korudu. 1794de Volta, Comolı aristokratik bir kadın olan Teresa Peregrini ile evlendi ve Giovanni, Flaminio ve Zanino isimlerine sahip 3 çocukları oldu. Çalışmalarının onuruna, Napoleon Bonaparte Volta’nın sayılmasını sağladı. Volta 1819da yılında emekli oldu ve onun onuruna Como’da bulunan Camnago arazisine “Camnago Volta” ismi verildi. Volta 5 Mart 1827de öldü. Volta’nın bedeni Camnago Volta’ya gömüldü. Volta’nın mirası olan Tempio Voltiano’nun anıtı göl kenarındaki kamu bahçelerinde bulunmaktadır. Volta’nın deneylerinde kullandığı orijinal mirası bir müzede onu onurlandırmak için sergilenmektedir. Yine Como’da bulunan Villa Olma evinde, Volta’nın deneyleri icatları ve ürettikleri inceleniyor sergiletiliyor ve öğretiliyor.

http://www.ulkemiz.com/alessandro-volta-kimdir-

Yeni Yüzyıl Üniversitesi

Yeni Yüzyıl Üniversitesi

Adres: Sıraselviler Caddesi, Taksim / İSTANBUL Telefon: 0 212 444 50 01 Web: www.yeniyuzyil.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Üniversite, Vatan Sağlık ve Eğitim Vakfı (VASEV) tarafından 5839 sayılı Yasa ile 28 Şubat 2009 tarihinde kurulmuştur. Yüksek Öğretim Yasası çerçevesinde kamu tüzel kişiliği, mali ve idari özerkliği olan bir vakıf üniversitesidir. Kurucusu, Vakfın başkanı Dr. Azmi Ofluoğlu'dur. Eczacılık Fakültesi Eczacılık Eczacılık(Tam Burslu) Fen-Edebiyat Fakültesi Antropoloji Antropoloji(%50 Burslu) Antropoloji(%25 Burslu) Antropoloji(Tam Burslu) İngiliz Dili ve Edebiyatı İngiliz Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu) İngiliz Dili ve Edebiyatı(%25 Burslu) İngiliz Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu) Mütercim-Tercümanlık(İngilizce) Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(%50 Burslu) Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(%25 Burslu) Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(Tam Burslu) Moleküler Biyoloji ve Genetik(Tam Burslu) Moleküler Biyoloji ve Genetik(%50 Burslu) Moleküler Biyoloji ve Genetik(%25 Burslu) Moleküler Biyoloji ve Genetik İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Uluslararası İlişkiler(%25 Burslu) Uluslararası İlişkiler(%50 Burslu) Uluslararası İlişkiler(Tam Burslu) Uluslararası Ticaret (Fakülte) Uluslararası Ticaret (Fakülte)(Tam Burslu) Uluslararası Ticaret (Fakülte)(%50 Burslu) Uluslararası Ticaret (Fakülte)(%25 Burslu) İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte) Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte)(%25 Burslu) Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte)(%50 Burslu) Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte)(Tam Burslu) Radyo, Televizyon ve Sinema Radyo, Televizyon ve Sinema(%25 Burslu) Radyo, Televizyon ve Sinema(%50 Burslu) Radyo, Televizyon ve Sinema(Tam Burslu) Görsel İletişim Tasarımı Görsel İletişim Tasarımı(Tam Burslu) Görsel İletişim Tasarımı(%50 Burslu) Görsel İletişim Tasarımı(%25 Burslu) Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Mimarlık Mimarlık(Tam Burslu) Biyomedikal Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği(Tam Burslu) Biyomedikal Mühendisliği(%50 Burslu) Biyomedikal Mühendisliği(%25 Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği Elektrik-Elektronik Mühendisliği(Tam Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(%50 Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(%25 Burslu) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik (Fakülte) Hemşirelik (Fakülte)(%25 Burslu) Hemşirelik (Fakülte)(%50 Burslu) Hemşirelik (Fakülte)(Tam Burslu) Sağlık Yönetimi (Fakülte) Sağlık Yönetimi (Fakülte)(%25 Burslu) Sağlık Yönetimi (Fakülte)(%50 Burslu) Sağlık Yönetimi (Fakülte)(Tam Burslu) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)(Tam Burslu) Hukuk Fakültesi Hukuk Hukuk(Tam Burslu)

http://www.ulkemiz.com/yeni-yuzyil-universitesi

Yeditepe Üniversitesi

Yeditepe Üniversitesi

Adres: İnönü Mah. Kayışdağı Cad. 26 Ağustos Yerleşimi 34755 Kadıköy - İstanbul Telefon: 0216 578 02 90 Web: www.yeditepe.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yeditepe Üniversitesi İstanbul'da eğitim veren, İstanbul Eğitim ve Kültür Vakfı (İSTEK Vakfı) tarafından 4142 sayılı Yasa ile 1996 yılında kurulan Yüksek Öğretim Yasası çerçevesinde kamu tüzel kişiliği, mali ve idari özerkliği olan bir vakıf üniversitesidir. Kurucusu Bedrettin Dalan'dır. Türkiye'nin birçok alanda öncüleri olan seçkin, başarılı, uzman akademik ve yönetsel kadroları ile Atatürkçü düşüncelerin ışığında, onun ilke ve inkılaplarına tam bağlı laik, çağdaş, araştırmacı ve yenilikçi, temel kültür konularına ve teknolojiye hakim, dünya kültürüne erişmiş, kendi özbenliğini güçlendirmiş gençler yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Yeditepe Üniversitesi, çağdaş eğitim program ve uygulamalarıyla bilgi çağına dönük bir eğitim yapmaktadır. Üniversitenin ana yerleşimi "26 Ağustos Yerleşimi" adını taşımaktadır. Diş Hekimliği Fakültesi dışındaki tüm lisans ve yüksek lisans eğitimi2000/2001 Akademik yılından beri 26 Ağustos Yerleşimi'nde yapılmaktadır. Diş Hekimliği Fakültesi ve Uygulamalı Hastahanesi Göztepe'de,Bağdat Caddesi üzerinde bulunan binasında eğitim vermektedir. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ise E-5 Karayolu'nun üzerindeBostancı'da 2005-2006 akademik yılında hizmete girmiştir. Üniversitenin 26 Ağustos Yerleşimi, İstanbul'un Anadolu Yakası'nda Kayışdağı'nın eteklerinde kendine özgü mimarisi ile 125 bin metrekarelik bir alana yerleşmiştir. Ziyarete gelenleri adeta büyüleyen 26 Ağustos Yerleşimi'nin mimari konsepti, üniversitenin kurucusu Bedrettin Dalan'a aittir. Selçuklu mimarisinden esinlenerek yapılan 26 Ağustos Yerleşimi'nde her biri 5-8 katlı bina ve bu binaları çevreleyen üç ayrı öğrenci oteli bulunmaktadır. Binaların içine, yüksekliği 22 metreye ulaşan büyük kapılardan girilmekte; bol ışıklı avluları ile tipik Selçuklu mimarisinden günümüze aktarılan modern yapı özelliğini taşımaktadır. Binaların dış yüzü, Anadolu'dan getirilen doğal taşlarla kaplıdır. Üniversitenin sembolü, Selçuklu mimarisine özgü, kadın ve erkeği temsil eden çift başlı kartaldır. Bu sembolü, yerleşimin ana giriş kapısında ve binaların çeşitli yerlerinde görebilirsiniz.16400 öğrenci sayısı ile en çok öğrenciye sahip vakıf üniversitesidir.Ayrıca 60 bölüme sahiptir.Bu özelliği ile Türkiye 'de vakıf üniversiteleri arasında en çok bölümü olan okuldur. 26 Ağustos adı ise Türk tarihinin önemli olaylarının olduğu tarihtir. Yüksek lisans düzeyinde ise sosyal bilimler, fen bilimleri, eğitim bilimleri,Atatürk İlkeleri ve inkılap tarihi ve sağlık bilimleri alanlarında eğitim vermektedir. Lisans ve önlisans eğitimleri, Kayışdağı?nda 26 Ağustos Yerleşimi'nde, Göztepe?de Diş Hekimliği Fakültesi ve Uygulamalı Hastanesi'nde, lisansüstü eğitimi ise Kayışdağı 26 Ağustos Yerleşimi ve Göztepe Yerleşimi?nde yapılmaktadır.   Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hekimliği Diş Hekimliği(Tam Burslu) Eczacılık Fakültesi Eczacılık Eczacılık (%50 Burslu) Eczacılık(Tam Burslu) Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(%50 Burslu) Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(Tam Burslu) İngilizce Öğretmenliği İngilizce Öğretmenliği(%50 Burslu) İngilizce Öğretmenliği(Tam Burslu) Matematik Öğretmenliği(%50 Burslu) Matematik Öğretmenliği(Tam Burslu) Matematik Öğretmenliği Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(%50 Burslu) Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(Tam Burslu) Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği(%50 Burslu) Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği(Tam Burslu) Fen-Edebiyat Fakültesi Antropoloji Antropoloji(%50 Burslu) Antropoloji(Tam Burslu) Çeviribilim Çeviribilim(%50 Burslu) Çeviribilim(Tam Burslu) Felsefe Felsefe(%50 Burslu) Felsefe(Tam Burslu) Fizik(%50 Burslu) Fizik(Tam Burslu) İngiliz Dili ve Edebiyatı İngiliz Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu) İngiliz Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu) Matematik Matematik(%50 Burslu) Matematik(Tam Burslu) Psikoloji Psikoloji(%50 Burslu) Psikoloji(Tam Burslu) Sosyoloji(%50 Burslu) Sosyoloji(Tam Burslu) Tarih Tarih(%50 Burslu) Tarih(Tam Burslu) Türk Dili ve Edebiyatı Türk Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu) Türk Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu) Güzel Sanatlar Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Peyzaj Mimarlığı(%50 Burslu) Peyzaj Mimarlığı(Tam Burslu) Hukuk Fakültesi Hukuk Hukuk(%50 Burslu) Hukuk(Tam Burslu) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat İktisat(%50 Burslu) İktisat(Tam Burslu) İşletme İşletme(%50 Burslu) İşletme(Tam Burslu) Kamu Yönetimi Kamu Yönetimi(%50 Burslu) Kamu Yönetimi(Tam Burslu) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Fransızca) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Fransızca)(%50 Burslu) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(%50 Burslu) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Fransızca)(Tam Burslu) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Tam Burslu) Uluslararası İşletme Yönetimi(Almanca) Uluslararası İşletme Yönetimi(Almanca)(%50 Burslu) Uluslararası İşletme Yönetimi(Almanca)(Tam Burslu) İletişim Fakültesi Gazetecilik Gazetecilik(%50 Burslu) Gazetecilik(Tam Burslu) Halkla İlişkiler ve Tanıtım Halkla İlişkiler ve Tanıtım(%50 Burslu) Halkla İlişkiler ve Tanıtım(Tam Burslu) Radyo, Televizyon ve Sinema Radyo, Televizyon ve Sinema(%50 Burslu) Radyo, Televizyon ve Sinema(Tam Burslu) Reklam Tasarımı ve İletişimi Reklam Tasarımı ve İletişimi(%50 Burslu) Reklam Tasarımı ve İletişimi(Tam Burslu) Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bilgisayar Mühendisliği(%50 Burslu) Bilgisayar Mühendisliği(Tam Burslu) Biyomedikal Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği(%50 Burslu) Biyomedikal Mühendisliği(Tam Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği Elektrik-Elektronik Mühendisliği(%50 Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(Tam Burslu) Genetik ve Biyomühendislik Genetik ve Biyomühendislik(%50 Burslu) Genetik ve Biyomühendislik(Tam Burslu) Gıda Mühendisliği Gıda Mühendisliği(%50 Burslu) Gıda Mühendisliği(Tam Burslu) İnşaat Mühendisliği İnşaat Mühendisliği(%50 Burslu) İnşaat Mühendisliği(Tam Burslu) Kimya Mühendisliği Kimya Mühendisliği(%50 Burslu) Kimya Mühendisliği(Tam Burslu) Makine Mühendisliği Makine Mühendisliği(%50 Burslu) Makine Mühendisliği(Tam Burslu) Mimarlık Mimarlık(%50 Burslu) Mimarlık(Tam Burslu) Sistem Mühendisliği Sistem Mühendisliği(%50 Burslu) Sistem Mühendisliği(Tam Burslu) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik (Fakülte) Beslenme ve Diyetetik (Fakülte)(%50 Burslu) Beslenme ve Diyetetik (Fakülte)(Tam Burslu) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)(%50 Burslu) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)(Tam Burslu) Hemşirelik ve Sağlık Hizmetleri Hemşirelik ve Sağlık Hizmetleri(%50 Burslu) Hemşirelik ve Sağlık Hizmetleri(Tam Burslu) Tıp Fakültesi Tıp Tıp(%50 Burslu) Tıp(Tam Burslu) Ticari Bilimler Fakültesi Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri (Fakülte) Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri (Fakülte)(%50 Burslu) Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri (Fakülte)(Tam Burslu) Turizm ve Otel İşletmeciliği (Fakülte) Turizm ve Otel İşletmeciliği (Fakülte)(%50 Burslu) Turizm ve Otel İşletmeciliği (Fakülte)(Tam Burslu) Uluslararası Finans (Fakülte) Uluslararası Finans (Fakülte)(%50 Burslu) Uluslararası Finans (Fakülte)(Tam Burslu) Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık (Fakülte) Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık (Fakülte)(%50 Burslu) Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık (Fakülte)(Tam Burslu) Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik (Fakülte) Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik (Fakülte)(%50 Burslu) Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik (Fakülte)(Tam Burslu) Yönetim Bilişim Sistemleri (Fakülte) Yönetim Bilişim Sistemleri (Fakülte)(%50 Burslu) Yönetim Bilişim Sistemleri (Fakülte)(Tam Burslu)

http://www.ulkemiz.com/yeditepe-universitesi

Yaşar Üniversitesi

Yaşar Üniversitesi

Adres: Üniversite Caddesi, No:35-37, Ağaçlı Yol, Bornova, İzmir PK. 35100Telefon: 0232 411 50 00Web: www.yasar.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Kuruluş Kararı  : Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfı 1999 yılında Yaşar Üniversitesi adıyla bir üniversite kurma kararı aldı. Endüstriye olan katkısı ve öncülüğü ile bilinen Yaşar Topluluğu yine öncü niteliği taşımayı amaçlayan bir üniversite yaratmak için yola çıktı.Kuruluş Kanunu ve Kampus : Yaşar Üniversitesi, 29 Mart 2001 tarihinde TBMM'ce onaylanan 4633 sayılı kanun ile yasalaştı ve 2002-2003 akademik yılında kent içindeki Alsancak Kampusü'nde eğitime başladı. Alsancak kampüsünde hazırlık öğrencileri eğitim görmektedir. Selçuk Yaşar (Bornova/ Ağaçlıyol) kampüsünde lisans ve ön lisans eğitimleri verilmektedir.Stratejik Oryantasyon : Vizyon ve misyon tanımlamaları Yaşar Üniversitesi'nin, teknoloji ve bilimi entegre eden, fen ağırlıklı, dünyaya açılmış bir üniversite olabilmesi için "Yapılması Gerekenler Çalıştayı" gerçekleştirilerek, bir yol haritası belirlenmiş; yeni bölümler, yeni gereksinimler ve toplumdaki geleceğe ilişkin eğilimler saptanarak bir eylem planı oluşturulmuştur.Mühendislik FakültesiBilgisayar Mühendisliği(İngilizce)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Yazılım Mühendisliği(İngilizce)Yazılım Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Yazılım Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Yazılım Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)Sanat ve Tasarım FakültesiEndüstriyel Tasarım(İngilizce)Endüstriyel Tasarım(İngilizce)(%50 Burslu)Endüstriyel Tasarım(İngilizce)(Tam Burslu)Endüstriyel Tasarım(İngilizce)(%25 Burslu)Film Tasarımı(İngilizce)Film Tasarımı(İngilizce)(Tam Burslu)Film Tasarımı(İngilizce)(%50 Burslu)Film Tasarımı(İngilizce)(%25 Burslu)İletişim FakültesiGörsel İletişim Tasarımı(İngilizce)Görsel İletişim Tasarımı(İngilizce)(Tam Burslu)Görsel İletişim Tasarımı(İngilizce)(%50 Burslu)Görsel İletişim Tasarımı(İngilizce)(%25 Burslu)Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte)(İngilizce)Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte)(İngilizce)(%50 Burslu)Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte)(İngilizce)(Tam Burslu)Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Fakülte)(İngilizce)(%25 Burslu)Radyo, Televizyon ve Sinema(İngilizce)Radyo, Televizyon ve Sinema(İngilizce)(%50 Burslu)Radyo, Televizyon ve Sinema(İngilizce)(Tam Burslu)Radyo, Televizyon ve Sinema(İngilizce)(%25 Burslu)Hukuk FakültesiHukukHukuk(%50 Burslu)Hukuk(Tam Burslu)Mimarlık Fakültesiİç Mimarlık ve Çevre Tasarımı(İngilizce)İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı(İngilizce)(Tam Burslu)İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı(İngilizce)(%50 Burslu)İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı(İngilizce)(%25 Burslu)Mimarlık(İngilizce)Mimarlık(İngilizce)(%50 Burslu)Mimarlık(İngilizce)(Tam Burslu)İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİktisat(İngilizce)İktisat(İngilizce)(%50 Burslu)İktisat(İngilizce)(Tam Burslu)İktisat(İngilizce)(%25 Burslu)İşletme(İngilizce)İşletme(İngilizce)(%50 Burslu)İşletme(İngilizce)(Tam Burslu)İşletme(İngilizce)(%25 Burslu)Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği (Fakülte)(İngilizce)Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği (Fakülte)(İngilizce)(Tam Burslu)Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği (Fakülte)(İngilizce)(%50 Burslu)Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği (Fakülte)(İngilizce)(%25 Burslu)Turizm İşletmeciliği (Fakülte)(İngilizce)Turizm İşletmeciliği (Fakülte)(İngilizce)(%50 Burslu)Turizm İşletmeciliği (Fakülte)(İngilizce)(Tam Burslu)Turizm İşletmeciliği (Fakülte)(İngilizce)(%25 Burslu)Uluslararası İlişkiler(İngilizce)Uluslararası İlişkiler(İngilizce)(Tam Burslu)Uluslararası İlişkiler(İngilizce)(%50 Burslu)Uluslararası İlişkiler(İngilizce)(%25 Burslu)Uluslararası Lojistik Yönetimi(İngilizce)Uluslararası Lojistik Yönetimi(İngilizce)(%50 Burslu)Uluslararası Lojistik Yönetimi(İngilizce)(Tam Burslu)Uluslararası Ticaret ve Finansman(İngilizce)Uluslararası Ticaret ve Finansman(İngilizce)(%50 Burslu)Uluslararası Ticaret ve Finansman(İngilizce)(Tam Burslu)Fen-Edebiyat Fakültesiİngiliz Dili ve Edebiyatıİngiliz Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)İngiliz Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu)İngiliz Dili ve Edebiyatı(%25 Burslu)Matematik(İngilizce)(%50 Burslu)Matematik(İngilizce)(Tam Burslu)Matematik(İngilizce)(%25 Burslu)Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(%50 Burslu)Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(Tam Burslu)Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(%25 Burslu)

http://www.ulkemiz.com/yasar-universitesi

Arçelik A.Ş nin kurucusu kimdir ? Sektördeki yeri nedir ?

Arçelik A.Ş nin kurucusu kimdir ? Sektördeki yeri nedir ?

Arçelik, 1955 yılında Vehbi Koç ve Lütfi Doruk tarafından kurulan, Türkiye merkezli bir beyaz eşya ve teknoloji şirketidir.

http://www.ulkemiz.com/arcelik-a-s-nin-kurucusu-kimdir-sektordeki-yeri-nedir-

Göçmen Kuşların Korunması Nasıl Yapılmalı

Binlerce kilometreyi aşan zorlu göç yolculukları boyunca kuşlar zor hava koşulları, avcı türlerin baskısı gibi doğal zorlukların yanı sıra yüksek gerilim hatları, ışık kaynakları, çevre kirliliği, avcılık ve konaklama alanlarının kaybolması gibi insan kaynaklı tehditlerle baş etmek zorundadır. Doğal engellere karşı evrim sürecinde değişik adaptasyonlar geliştirmiş olmalarına rağmen göç sırasında kuşlar büyük kayıplar veriyorlar. Göç etmenin bu dezavantajını geliştirdikleri yüksek üreme başarısı ile telafi edebilmelerine rağmen ne yazık ki teknolojinin hızlı gelişimi ile artan insan kaynaklı tehditler karşısında kuşlar tamamen çaresiz kalıyorlar. Açık denizlerdeki petrol platformlarının üzerinde yanan dev alevlerin etrafında dönerek uçmaktan yorgun düşen, puslu havalarda elektrik tellerini göremeyerek çarpan, konaklama alanında besin bulamayan veya bir avcıya hedef olan göçmen kuşların ortak kaderi insan kaynaklı ölüm olmakta. İnsanoğlu, yarattığı bu tehlikelere karşı uluslararası düzeydeki sözleşmeler ile koruma çabalarına küresel ölçekte yasal zemin kazandırmıştır. Göçmen kuşların korunması amacıyla doğrudan ilgili Bonn Sözleşmesi dışındaki, Ramsar Sözleşmesi`ne (özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme) ve Bern Sözleşmesi`ne (Avrupa`nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi) ülkemiz taraf olmuş. Taraf olunan uluslararası sözleşmeler milli yasa hükmünde geçerliliğe sahip. Uluslararası sözleşmelerin yanısıra 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu`nun 4. ve 5. maddelerine göre de göç dönemlerinde türlerin rahatsız edilemeyeceği ve göçmen türlerin korunması için tedbirlerin alınmasından Çevre ve Orman Bakanlığı`nın yetkili olduğu belirtiliyor. Göçmen kuşların koruması için mevcut yasal dayanaklara rağmen koruma çalışmaları insan kaynaklı mevcut tehditleri ortadan kaldırmakta yetersiz kalıyor. Uçuş Güvenliği Kuşlar için tehlike oluşturan kuş-uçak çarpışmalarında zarar gören taraf bu sefer sadece kanatlı dostlarımızla sınırlı kalmıyor. Bu çarpışmalar yüksek maliyetlerinin yanısıra uçakların düşmesine kadar varan ölümcül kazalara sebep olmakta. 1912¬1995 yılları arasında dünyada en az 30 ölümcül kaza, harap olan 52 sivil uçak ve 190 ölüm kaydedilmiş. 1983-1998 yılları arasında kuş-uçak çarpışması nedeniyle Türkiye`de 11 askeri uçak düşmüş ve 4 pilotumuz şehit olmuş. Askeri havacılık kadar sivil havacılık için de kuş-uçak çarpışmaları büyük sorun oluşturmakta. Sivil havacılıkta yapılan bir araştırmada 1990-1995 yılları arasında Türkiye`de meydana gelen çarpışmaların dünya ortalamasının iki katı olduğu belirtilmiş. Bu çarpışmalar özellikle göç dönemlerinde ve kuşların binlerce yıllık tecrübeleriyle oluşturdukları kuş göç rotaları üzerinde yoğunlaşmakta. İnsan etkisi ile göç rotalarını değiştirmenin hem imkansızlığı hem de etik açıdan yanlış olması nedeniyle ilk bakışta kuş-uçak çarpışmaları kaçınılmaz bir tehlike olarak düşünülebilir. Bu tehlike karşısında uçuş güvenliği uzmanları gürültü, kuşlara ateş etmek gibi değişik önlemler denemişler. Bu yöntemlerin çoğunun ancak geçici süreler için başarı sağlaması nedeniyle uçuş güvenliğindeki yeni yöntemler kuş göçünü ve ekolojisini anlamaya yönelik, kuşlarla uyumlu tedbirler oluşturacak şekilde gelişmiş. Modern uçuş güvenliği uygulamaları yerden gözlemler ve aynı zamanla radarla eşgüdümlü göç izleme çalışmalarına dayanmakta.  Radarların ilk kullanılmaya başladığı yıllarda ekranda görülen ve radar operatörleri tarafından "melekler" olarak tanımlanan parıltılar, gökyüzünün gerçek sahipleri olan kanatlı dostlarımızın ekrandaki izlerinden başka bir şey değildi. Askeri amaçlı radarların İkinci Dünya Savaşı`ndan sonra bilimsel çalışmalar için kullanılmaya başlaması ile her canlı gibi vücudunun büyük bir kısmı sudan oluşan ve bu sayede radar dalgaları tarafından algılanabilen kuşları izlemek için ornitologların çok fazla beklemesi gerekmedi. Yerden yapılan kuş gözlemleri ve sayımlarının radar görüntüleri ile eşleştirilmesi ile gerçekleştirilen göç izleme çalışmaları kuş göçünün hangi saatte, hangi rota üzerinde ne kadar yoğunlukta olacağını havacılık uzmanlarına uçuş öncesi bildirilmesini sağlamakta. Böyle bir erken uyarı sistemini kullanan ABD, Hollanda ve İsrail`de kuş-uçak çarpışmalarında %70`e varan azalma sağlanmış.  

http://www.ulkemiz.com/gocmen-kuslarin-korunmasi-nasil-yapilmali

Yakın Doğu Üniversitesi

Yakın Doğu Üniversitesi

Adres: Yakın Doğu Bulvarı, PK: 922022 Lefkoşa / KKTCTelefon: 0392 444 0 YDUWeb: www.neu.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yakın Doğu Üniversitesi, 1988 yılında KKTC Milli Eğitim Bakanlığı?nın 17/1986 sayılı Milli Eğitim Yasası?na bağlı olarak Bakanlar Kurulu onayı ile Lefkoşa?da kurulmuştur. Bugün 50'ye yakın ülkeden gelen öğrencileriyle, uluslararası bir kimlikte; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti?nin başkenti Lefkoşa?da etkinlik gösteren bir yükseköğretim kurumudur.Yakın Doğu Üniversitesi, Avrupa Üniversiteler Birliği'ne (EUA), UNESCO bünyesindeki Dünya Üniversiteler Birliği'ne (IAU) ve İslam Dünyası Üniversiteler Federasyonu'na (FUIW) tam üyedir.Çağdaş bir kampüs alanı içerisinde yapılanmış olan Yakın Doğu Üniversitesi, bütün fakülteleri, yüksekokulları, enstitüleri, laboratuvarları, atölyeleri, bilgisayar merkezleri, kültür merkezleri, kütüphanesi, yurtları, olimpik kapalı yüzme havuzu ve diğer sosyal ve sportif tesisleri ile Özel Yakın Doğu İlkokulu ve Özel Yakın Doğu Koleji bir bütün oluşturmaktadır. Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünde bulunan YDÜ-IBM İleri Araştırmalar Merkezi ile dünya sorunlarına çözüm aramaktadır.Tüm akademik ve idari birimleriyle Yakın Doğu Üniversitesi?nin tek amacı, 13 Fakülte ve 3 Yüksekokuldaki seçkin öğrencilerine en iyi eğitim ve öğretim ortamı sağlamaktır.Yakın Doğu Üniversitesi, kuruluşundan bu yana geçen ve bir kurumun tarihi bakımından son derece kısa sayılan bir zaman dilimi içerisinde olağanüstü bir hızla gelişmiş ve Kıbrıs?ın bir eğitim ve kültür merkezi olmuştur.Atatürk Eğitim FakültesiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri ÖğretmenliğiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(%50 Burslu)İngilizce Öğretmenliği(ELT)İngilizce Öğretmenliği(ELT)(%50 Burslu)Okul Öncesi ÖğretmenliğiRehberlik ve Psikolojik DanışmanlıkRehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(Tam Burslu)Sınıf ÖğretmenliğiTarih ÖğretmenliğiTarih Öğretmenliği(%50 Burslu)Türkçe ÖğretmenliğiTürkçe Öğretmenliği(%50 Burslu)İlköğretim Matematik Öğretmenliği(%50 Burslu)Sınıf Öğretmenliği(%50 Burslu)Denizcilik FakültesiDeniz İşletmeciliği ve Yönetimi(%50 Burslu)Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği(%50 Burslu)Güverte (Fakülte)(%50 Burslu)Diş Hekimliği FakültesiDiş HekimliğiDiş Hekimliği(Tam Burslu)Eczacılık FakültesiEczacılıkFen-Edebiyat Fakültesiİngiliz Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)Matematik(%50 Burslu)PsikolojiPsikoloji(Tam Burslu)Türk Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(%50 Burslu)Hukuk FakültesiHukukHukuk(Tam Burslu)İktisadi ve İdari Bilimler FakültesiAvrupa Birliği İlişkileri(%50 Burslu)Bankacılık ve Finans (Fakülte)(%50 Burslu)Bilgi ve Belge Yönetimi(%50 Burslu)Bilgisayar-Enformatik(%50 Burslu)Ekonomi(%50 Burslu)İnsan Kaynakları Yönetimi (Fakülte)(%50 Burslu)İşletme(%50 Burslu)Pazarlama (Fakülte)(%50 Burslu)Siyaset Bilimi(%50 Burslu)Uluslararası İlişkiler(%50 Burslu)Uluslararası İşletme(%50 Burslu)İletişim FakültesiGazetecilik(%50 Burslu)Halkla İlişkiler ve Tanıtım(%50 Burslu)Radyo, Televizyon ve Sinema(%50 Burslu)Mimarlık FakültesiMimarlıkMimarlık(Tam Burslu)Peyzaj MimarlığıPeyzaj Mimarlığı(%50 Burslu)Mühendislik FakültesiBilgisayar Mühendisliği(%50 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(%50 Burslu)Makine Mühendisliği(%50 Burslu)Bilişim Sistemleri Mühendisliği(%50 Burslu)Biyomedikal Mühendisliği(%50 Burslu)Gıda Mühendisliği(%50 Burslu)İnşaat Mühendisliği(%50 Burslu)Sağlık Bilimleri FakültesiBeslenme ve Diyetetik (Fakülte)Beslenme ve Diyetetik (Fakülte)(Tam Burslu)Hemşirelik (Fakülte)(Tam Burslu)Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)(Tam Burslu)Tıp FakültesiTıpTıp(Tam Burslu)Turizm ve Otelcilik YüksekokuluTurizm ve Otel İşletmeciliği (Yüksekokul)(%50 Burslu)Veteriner FakültesiVeterinerlikVeterinerlik(%50 Burslu)İlahiyat Fakültesiİlahiyat(Tam Burslu)

http://www.ulkemiz.com/yakin-dogu-universitesi

Tortum Şelalesi

Tortum Şelalesi

Tortum Şelalesi, Erzurum/Tortum Tortum Çayı'nın üzerinde oluşan Tortum Gölü'nün sonunda bulunan bir şelaledir.Tortum Gölü, 1700'lü yılların ortalarında bugünkü Balıklı Köyü batısında bulunan bir dağın heyelan sonucu Tortum Çayı'nın önünü kapatmasıyla oluşmuş bir göldür. Tortum Şelalesi, Tortum gölü'nün Tev Vadisi ile gölün kuzey ucu arasındaki heyelan kütlesini aşarak dökülmesiyle oluşmaktadır. Tortum Gölü'nün döküldüğü akar yatağa yakın dirençli kireç taşı katmanları üzerinden geçmektedir. 22 metrelik genişlikten ve 48 metre yükseklikten düşmektedir. Düşen sular, üstte gökkuşağı, altta koca bir dev kazanı meydana getirmektedir. Ayrıca bu göl bir doğal anıttır. Erzurum'un Uzundere ilçesindedir.Çevre halkı şelaleye öz Türkçe karşılığı olarak "sudökülen" demektedir. Bölgenin en önde gelen ziyaretçi kitlesini Atatürk Üniversitesi'nin Diğer bölgelerden gelen öğrencileri oluşturmaktadır. Bunun yanında Tortum Şelalesi Uluslararası Turizm'e de açık bir alandır ve yabancı turistleride ağırlamaktadır.Şelalenin bulunduğu bölgede ziyaretçiler için piknik alanı ve hemen şelalenin altına inen merdivenlerin ücerinde Demir korkuluklu İzleme Balkonu bulunmaktadır. Merdivenleri takip ederek Şelalenin altına inilebilir ve diğer taraftaki merdivenleri takip ederek yukarıya çıkılabilmektedir. Şelale bahar aylarında balkon izleyicilerini ıslatmaktadır. İzleyenlere doğa ile iç içe bir ortam yaşatan şelale özellikle doğa tutkunları için hayranlık uyandıracak görüntüler barındırmaktadır. Tortum Şelalesi bir rivayete göre izleme merdivenlerini şelale tarafından inip, elektrik santrali tarafından çıkanlarda nefes darlığı ve kalp rahatsızlıklarını önlüyormuş.

http://www.ulkemiz.com/tortum-selalesi-1

Tcg Atılay Denızaltısı: (1938-1942) Batığı

Tcg Atılay Denızaltısı: (1938-1942) Batığı

14 Temmuz 1942'de mayına çarpıp battı. Gökçeada yakınlarındadır. Atılay denizaltısı, yaklaşık, elli yıllık bir aradan sonra, İstanbul tersanelerinde inşa edilen ilk denizaltı gemisiydi. 1939 yılında, Haliç tersanelerinde denize indirilmişti. Atılay'la birlikte, benzer üç denizaltının isim babalığını Atatürk yapmıştı. Başbakan Celal Bayar'a ulaştırılan notun sağ üst köşesinde "17.1.1938" tarihi yazmaktadır: "Yeni dört denizaltı gemimiz için bulduğumuz isimler şunlardır; 1. Saldıray, 2. Batıray, 3. Atılay, 4. Yıldıray. Bunların manalarını izaha bile hacet olmadığı kanaatindeyim. Manaları, son Türkçe olan bu kelimelerin kendisindedir yani saldıran, batıran, atılan, yıldıran." Haliç'te Valide taş kızaklarında yapılan Atılay denizaltısı, 1939 yılının 19 Mayıs günü, Donanma Komutanı Amiral Şükrü Okan'ın eşi Nadire Okan'ın "Atılay sana muzafferiyetler, muvaffakiyetler dilerim" sözünün ardından şampanya şişesinin baş tarafına vurulup kırılmasıyla denize indirilir. Atılay'ın sessiz dünyaya ilk kez "Merhaba" dediği gün son derece anlamlıdır. Bağımsız bir ülke kurma amacıyla yola koyulan Bandırma vapuru yolcularının, 1919 yılının 19 Mayıs günü Samsun'da karaya adım atışlarının 20. yıldönümüdür, törenin yapıldığı gün... Ve üç denizaltıyla birlikte Atılay'ın da adını koyan Mustafa Kemal Atatürk'tür. Bu denizaltı battıktan yıllar sonra Almanyadan alınan denizatlıların isimleri de bu denizaltıların isimleriyle aynı koyulmuştur. Denizaltılar ikinci dünya savası sırasında etkin bir şekilde kullanılıyordu. Türkiye, gelebilecek her türlü tehlikeye, bilhassa boğazlara yöneltilecek bir denizaltı hücumuna karşı tetikteydi. 14 Temmuz 1942'de, Türk denizaltılarından biri, Çanakkale Boğazı'nda yer alan, manyetik güvenlik hatlarını kontrol etmek için, boğazın derinliklerine daldı. Bir emniyet botu, yüzeyden, Atılay'ı takip ediyordu. Bu takip, bir süre sonra, kötü hava nedeniyle yarım kaldı.... Saatler geçti.... Atılay'dan hiç bir ses çıkmadı. Aynı gece, saat 8:30'a doğru, denizaltının battı şamandırası bulundu. Şamandıradaki telefon işliyor, ancak mürettebattan ses çıkmıyordu. Atılay denizaltısı, 38 personeli ile birlikte batmıştı. 14 Temmuz 1942'de, Üsteğmen Fahir Karayel, Çanakkale Boğazı'nın Ege Denizi çıkışında saat 20.30'da gördüğü "Battı" şamandırasına "belki bir umut" diyerek yaklaşır. Telefonun ahizesini kaldırıp seslenir ama karşılık alamaz. Saat 14.30'da, Boğaz'ın Morta yakınlarında dalan Atılay'ın geri dönmeyişiyle yüreklere düşen ateş, denizaltının "Battı"şamandırasının bulunduğu haberinin duyulmasıyla yangına dönüşür. Serseri bir mayına çarpan, komutanlığını Binbaşı Sadi Gürcan'ın yaptığı Atılay, 39 denizciyle batık gemiler mezarlığı olan Çanakkale'deki yerini alır. Hamiyet Yüceses'in, ardından ünlü "Makber" şarkısını söylediği eşi "Elektrikçi Başçavuş" Fethi Yüceses de, Atılay'da görev yapan denizaltıcılar arasındadır! Atılay, batan ilk denizaltımızdır. Ayhan Hünalp'in, Dumlupınar'ın batışının hüznüyle yazdığı "Teğmenim" adlı şiirde, Çanakkale'de batan bu iki denizaltı birlikte anılır. Araştırmacı Selçuk Kolay ekibi ile , batık denizaltı Atılay'ı aramak üzere, 2 Haziran 1994 tarihinde Çanakkale'nin Morto koyundan denize açıldı. Atılay'ın 1942'de takip ettiği yaklaşık rota üzerinden, Ege'ye doğru yol almaya başladılar. Araştırma teknesi, her türlü manyetometrik ve sonar araştırmasına uygun bir donanıma sahipti. Ekiptekiler, araştırma sahası olarak belirledikleri bölgelerin koordinatlarını harita üzerinde son kez gözden geçirdiler. Araştırmacılar, hava ve akıntı durumunu göz önüne alarak, öncelikli araştırma bölgesini saptadılar. Yan taramalı sonar vericisi, denizin derinliklerine salındı. Sonar ekranının önünde heyecanlı bir bekleyiş başladı. Birkaç saat geçmiş, ancak henüz bir sonuç alınamamıştı. GPS adı verilen uydudan sinyal alan, mevki tayin cihazından faydalanılıyordu. Açık denizde Atılay'ı aramak, çölde toplu iğne aramaya benziyordu. Günün sonunda bölgenin dörtte üçünü taramış, ancak sonuç alamamışlardı. Gün biterken, araştırma ekibi, son araştırma bölgesini bir şamandırayla belirleyip, geceyi geçirmek üzere yakın bir koya döndüler. Ertesi gün çalışmalarına, bıraktıkları yerden devam ettiler. Çalışmaya balamalarından bir kaç saat sonra yan taramalı sonarda şekiller belirmeye başladı. Yaklaşık seksen metre boyunda bir batığın kaydı çıkmaya başlamıştı. Kayıtta görünen pozisyonun üstünden geçtiklerinde, sonar ekranında, altmış sekiz metre derinlikte bir batık açıkça görülüyordu. Yan taramalı sonar kaydını tekrar incelediklerinde, bunun bir denizaltı olduğundan, artık emindiler. Başarmışlardı. Dalış hazırlıklarına başladılar. 68 metre, kısıtlı dalış süresi veren bir derinlikti.Hesapladılar, ve bu derinlikte, en fazla on dört dakika kalmaya karar verdiler. Geminin planları üzerinde çalışarak, aşağıda yapacakları araştırmaya hazırlandılar. Ve dalış başladı. Batışın gerçek sebebi neydi? Çanakkale Boğazı'nda 14 Temmuz 1942'de kaybolan ilk Türk denizaltısı Atılay. Yıllarca nerede olduğu, niye battığı anlaşılamayan bu denizaltıyı 52 yıl sonra Selçuk Kolay ve ekibi buldu. Denizaltında yapılan araştırmada 1.5 cm.'lik bir delik görüldü. Böylece Atılay'ın, I. Dünya Savaşı'ndan kalma bir mayına çarparak battığı anlaşıldı

http://www.ulkemiz.com/tcg-atilay-denizaltisi-1938-1942-batigi

Albert Einstein Hayatı ve Buluşları

Albert Einstein Hayatı ve Buluşları

Einstein'ın gazetecilere dil çıkarmasıEinstein'ın fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık İzafiyet Teorisi ile tanındı.Bu teori üç bölüme ayrılır:Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren Özel Görecelik (1905);Eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren Genel Görecelik (1916);Elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri.İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar. Einstein'ın atom ile ilgili olarak: "Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar." demiştir. Ayrıca birçok kişinin ilgisini çeken "Neden Sosyalizm?" adlı yazısı Monthly Review adlı aylık dergisinin, ilk sayısının, ilk yazısıdır. Yaşamı1879 yılında Güney Almanya'nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda sağlıklı bir çocuk olduğu anlaşıldı.Einstein: buluş ve çalışmalarındaki esin kaynağını ise kendisi: "Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklit geometrisi. Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!" sözleri ile açıklamıştır.1921'de Albert EinsteinLise öğrenimini 1894'te İsviçre'de tamamladı ve 1896'da Zürih Politeknik Enstitüsü'ne (ETH) girdi. Sırp asıllı Mileva Maric adlı bir fizik öğrencisi ile evlendi. Mileva, Einstein'nın 1905'te çıkardığı araştırmanın matematik hesaplarında yardımcı olmuştur.1955'te yaşamını yitirene kadar bilim dünyasına pek çok katkıda bulundu. 1916'da yayımladığı "Genel Görelilik Kuramı", 1921'de "fotoelektrik etki ve kuramsal fizik alanında çalışmalarıyla Nobel Fizik Ödülü'nü aldı.Bern'de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde bir çok araştırma yaptı. Önce atomun yapısı ve Max Planck'ın kuantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, ışık tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını ve fotoelektrik olayını açıklayabilmesini sağladı.1905 yılında "Annalen der Physik" dergisinde bu çalışmalarını açıklayan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görecelik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909'da Zürih Üniversitesi'nde öğretim görevlisi oldu. Prag'da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü'nde profesör oldu. 1913'de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsü'nde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi.Bir bilim adamı olarak 1. Dünya Savaşı'nda tarafsız kaldı. . İlk eşinden Hans ve Eduard isminde iki erkek çocuk sahibi olan bilim adamını 1914 yılında eşi terk etti. Birinci Dünya Savaşı nedeniyle yiyecek kıtlığı sırasında mide ağrıları çeken bilim adamına kuzeni Elsa bakmış ve ikinci defa kuzeni Elsa (takma ismi Else) ile evlenmiştir.Einstein'a Amerikan yurttaşlığı belgesi verilirkenYabancı ülkelere birçok gezi yapmakla birlikte 1933'e kadar Berlin'de yaşadı. Almanya'da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya'dan ayrıldı. Paris'te College de France'ta ders verdi; burdan Belçika'ya oradan da İngiltere'ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study'de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti.Küçük oğlu Eduard akıl hastalığı nedeni ile Zürih yakınlarında bir bakım evinde hayatını geçirmiş; büyük oğlu Albert, babası ve annesinin karşılaştığı Zürih Polytechnic'te mühendislik okumuş ve daha sonra University of California, Berkley'de profesörlük yapmıştır. 1955'de Princeton'da ölmüştür; oğlu Albert yanında bulunmuştur.Einstein, İsrail'li diplomat ve politikacı Abba Eban'la birlikte.Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış ve kendisinin ölümünden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmisti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler sunulmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/albert-einstein-hayati-ve-buluslari

Uluslararasi Kıbrıs Üniversitesi

Uluslararasi Kıbrıs Üniversitesi

Adres: Haspolat Lefkoşa KKTCTelefon: 0392 671 1111Web: www.ciu.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi, Türkiye, KKTC ve çevre ülkelerdeki yabancı dilde eğitim veren üniversitelere doğan ihtiyaç ve İngiliz dilinde eğitim veren yüksek öğrenim kurumlarına ilginin artması sonucunda, beş yıllık bir çalışma ön çalışma sonrası, 1997'de Lefkoşa'da kurulmuştur. T.C. Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından daha ilk yıldan tüm bölümlerine denklik alarak ÖSYM kılavuzuna dahil edilmiştir.İktisadi ve İdari Bilimler FakültesiAvrupa Birliği İlişkileriAvrupa Birliği İlişkileri(%50 Burslu)Avrupa Birliği İlişkileri(Tam Burslu)İşletmeİşletme(%50 Burslu)İşletme(Tam Burslu)Sosyal Hizmet (Fakülte)Sosyal Hizmet (Fakülte)(Tam Burslu)Sosyal Hizmet (Fakülte)(%50 Burslu)Uluslararası İlişkilerUluslararası İlişkiler(%50 Burslu)Uluslararası İlişkiler(Tam Burslu)Mühendislik FakültesiBilgisayar MühendisliğiBilgisayar Mühendisliği(%50 Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(Tam Burslu)Bilişim Sistemleri MühendisliğiBilişim Sistemleri Mühendisliği(%50 Burslu)Bilişim Sistemleri Mühendisliği(Tam Burslu)Çevre MühendisliğiÇevre Mühendisliği(%50 Burslu)Çevre Mühendisliği(Tam Burslu)Elektrik-Elektronik MühendisliğiElektrik-Elektronik Mühendisliği(%50 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(Tam Burslu)Endüstri MühendisliğiEndüstri Mühendisliği(%50 Burslu)Endüstri Mühendisliği(Tam Burslu)Enerji Sistemleri MühendisliğiEnerji Sistemleri Mühendisliği(%50 Burslu)Enerji Sistemleri Mühendisliği(Tam Burslu)İnşaat Mühendisliğiİnşaat Mühendisliği(%50 Burslu)İnşaat Mühendisliği(Tam Burslu)Eğitim FakültesiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(%50 Burslu)Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri ÖğretmenliğiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(Tam Burslu)İngilizce Öğretmenliğiİngilizce Öğretmenliği(%50 Burslu)İngilizce Öğretmenliği(Tam Burslu)Okul Öncesi Öğretmenliği(%50 Burslu)Okul Öncesi ÖğretmenliğiOkul Öncesi Öğretmenliği(Tam Burslu)Rehberlik ve Psikolojik DanışmanlıkRehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(%50 Burslu)Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(Tam Burslu)Sınıf ÖğretmenliğiSınıf Öğretmenliği(Tam Burslu)Sınıf Öğretmenliği(%50 Burslu)Türkçe Öğretmenliği(%50 Burslu)Türkçe ÖğretmenliğiTürkçe Öğretmenliği(Tam Burslu)Zihin Engelliler ÖğretmenliğiZihin Engelliler Öğretmenliği(%50 Burslu)Zihin Engelliler Öğretmenliği(Tam Burslu)Tarım Bilimleri ve Teknolojileri FakültesiBitkisel Üretim ve TeknolojileriBitkisel Üretim ve Teknolojileri(Tam Burslu)Bitkisel Üretim ve Teknolojileri(%50 Burslu)Biyosistem MühendisliğiBiyosistem Mühendisliği(Tam Burslu)Biyosistem Mühendisliği(%50 Burslu)Eczacılık FakültesiEczacılık(T.C. Vatandaşları)İletişim FakültesiGazetecilikGazetecilik(%50 Burslu)Gazetecilik(Tam Burslu)Radyo ve TelevizyonRadyo ve Televizyon(%50 Burslu)Radyo ve Televizyon(Tam Burslu)Reklamcılık ve Halkla İlişkilerReklamcılık ve Halkla İlişkiler(%50 Burslu)Reklamcılık ve Halkla İlişkiler(Tam Burslu)Hukuk FakültesiHukukHukuk(Tam Burslu)Hukuk(%50 Burslu)Fen-Edebiyat Fakültesiİngiliz Dili ve Edebiyatıİngiliz Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)PsikolojiPsikoloji(%50 Burslu)Psikoloji(Tam Burslu)Türk Dili ve EdebiyatıTürk Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)Türk Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu)Güzel Sanatlar FakültesiMimarlıkMimarlık(%50 Burslu)Mimarlık(Tam Burslu)Turizm ve Otel İşletmeciliği YüksekokuluTurizm ve Otel İşletmeciliği (Yüksekokul)Turizm ve Otel İşletmeciliği (Yüksekokul)(%50 Burslu)Uygulamalı Bilimler YüksekokuluYönetim Bilişim Sistemleri (Yüksekokul)Yönetim Bilişim Sistemleri (Yüksekokul)(%50 Burslu)

http://www.ulkemiz.com/uluslararasi-kibris-universitesi

Thomas Edison Hayatı ve Buluşları

Thomas Edison Hayatı ve Buluşları

Thomas Alva Edison, Milan, Ohio'da doğdu. Yedi kardeşin 7.si olmaktadır. Babası Samuel Edison, anneside Nancy Matthews Elliott dur. Kendisinin Hollandalı olduğu düşünülmektedir.Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan'daki Port Huron'a yerleşti ve ilköğrenimine burada başladı. Fakat başladıktan yaklaşık 4 ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı.Bu arada evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurdu. Özellikle kimya deneylerine ve Volta kaplarından elektrik akımı elde etmeye yönelik araştırmalara ilgi duydu.bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları zor işitmeye başladı.1880'lerde Fort Myers, Florida'dan bir arsa satın aldı ve daha sonra burada kışları kalmak için kendine küçük bir ev inşa ettirdi. Otomobil endüstrisinin büyük adamı Henry Ford yakın bir zaman sonra Edison'un evinin birkaç yüz metre ötesine taşındı. Bu nedenle Edison ve Ford ölene dek arkadaş kaldılar. 24 Şubat 1886 Edison ikinci evliliğini 19 yaşındaki Mina Miller ile gerçekleştirdi. Bu evliliğinden de üç çocuk sahibi oldu.   1879'da Edison bir elektrik ampulü icat etti. Kömürleştirilmiş iplikten Flamanlarla deneyler yaptıktan sonra karbonlaştırılmış kâğıt flamanda karar kıldı. 1880'de evde güvenle kullanılabilecek ampuller üreterek tanesini 2,5 dolara satmaya başladı. Ancak 1878 yılında bir İngiliz bilim adamı olan Joseph Wilson Swan da bir elektrik ampulü icat etmiştir. Ampul camdı ve içinde kömürleştirilmiş bir flaman bulunuyordu. Swan, ampulün içindeki havayı boşaltdı çünkü havasız ortamda flaman yanıp tükenmiyordu. Bu iki bilim adamı güçlerini birleştirmeye karar vererek Edison ve Swan Elektrikli Aydınlatma Şirketi'ni kurdular.1883'de hayatının en büyük icadı olan Edison etkisi denen olayı gerçekleştirdi; yani ısıtılmış bir filamanın moleküler boşlukta elektron yayılmasını buldu. 1883'te bulduğu bu olay sıcak katotlu tüplerin temelini oluşturdu. Daha sonra Akkor lambanın üretimini geliştirmeyi başardı, bu da ampulün halk arasında yaygınlaşmasını sağladı. http://ilgiliforum.com

http://www.ulkemiz.com/thomas-edison-hayati-ve-buluslari

Ototrof ve Heterotrof Hipotezi Nedir?

Ototrof ve Heterotrof Hipotezi Nedir?

Ototrof Hipotezi Nedir? Ototrof hipotezine göre, dünyada ilk meydana gelen canlı ototroftur. Ototroflar kendi besinlerini üretebildiğine göre karmaşık organizmalardır. Bazı bilim adamları ilk oluşan canlının kendi besinini üretebilecek kadar bir yapıya sahip olamayacağını ileri sürerek, ototrof hipotezini kabul etmemektedirler. Kendi besinini üreten organizmanın nasıl meydana geldiği açıklanamadığında bu hipoteze karşı heterotrof hipotezi ileri sürülmüştür. Heterotrof Hipotezi Nedir? Heterotrof hipotezi bulunabileceği, ilk canlı heterotrof olup, cansız maddelerin uzun bir kimyasal evrim gerçirmesiyle meydana gelmiştir. Cansız maddelerin bir araya gelerek canlıları nasıl oluşturduğuna ait görüşler, Oparin ve Haldane gibi bazı bilim adamlarının hipotezlerine dayandırılmaktadır. Bu bilim adamları, ilk atmosferde serbest oksijenin bulunmadığını iddia etmiştir. Heterotrof Hipotezi Nedir? Heterotrof hipotezi bulunabileceği, ilk canlı heterotrof olup, cansız maddelerin uzun bir kimyasal evrim gerçirmesiyle meydana gelmiştir. Cansız maddelerin bir araya gelerek canlıları nasıl oluşturduğuna ait görüşler, Oparin ve Haldane gibi bazı bilim adamlarının hipotezlerine dayandırılmaktadır. Bu bilim adamları, ilk atmosferde serbest oksijenin bulunmadığını iddia etmiştir. Ayrıca ilk atmosferde metan, amonyak ve su buharının da bulunabileceği fikrini ileri sürmüşlerdir. Bu maddelerin yoğun mor ötesi ışınların enerjisi ile kompleks bileşikler yapabilecek reaksiyonlara girdiklerini iddia etmişlerdir. Bu reaksiyonlar sonucu oluşan maddelerin denizlere taşınarak basit organik bileşikleri oluşturdukları ileri sürülmüştür. Stanley Miller 1953′te ilk atmosferde metan, amonyak, hidrojen ve su buharı gazlarının bulunduğunu varsayarak bir deney düzenledi. Miller, yukarıda verilenleri bir cam balon içinde 7 gün elektrik arkına tutarak, balonda aminoasit benzeri bazı basit organik bileşiklerin meydana geldiğini gösterdi. İlk dünya şartlarının kesin olarak bilinmemesinden dolayı bu deneyin doğruluğu kabul görmemiştir. Ayrıca son yıllarda yapılan uzay çalışmaları, dünyamızın atmosferinde, S. Miller’in tahmin ettiğinden bin kat fazla oksijen bulunduğunu göstermiştir. Şimdiye kadar organik moleküllerden yeni bir canlı yapılmadığına göre, düzenlenen deneylerin tahmine dayalı olduğu söylenebilir.

http://www.ulkemiz.com/ototrof-ve-heterotrof-hipotezi-nedir

Hobi bahçesi ev yapımı aşamaları

Hobi bahçesi ev yapımı aşamaları

Kullanılan malzemeler 10 metreküp ( 1 mikser) beton 40 x 40 50  adet profil demir 50 x 50 37 adet  profil demir 25 x 50 20 adet  profil demir Betopan 12 mm 40 adet Alçıpan 11mm 50  adet Omdivit 3 m 10 adet Omdivit 2.5 m 10 adet Omdivit 2.5 m  8  adet Omdivit 2 m   10 Omdivit 10 adet mahya Omdivit 5 adet mahya sırtı Lavabo Klozet taşı Duş teknesi Musluklar Mutfak dolabı Banyo için ayna Perde kormeşleri Banyo zemini için Fayans Ahşap Parke Pimapen pencereler Parmak demir 20 boy Çelik kapı İç kapılar 3 adet Dış cepe kaplama boya Dolgu harcı Strafor köpük 20 paket Çeşitli boylarda vidalar Elektrot Kaynak makinesi Spiral taşı Kalıp tahtaları Matkap Hilti Seyyar kablo Jeneratör Piriz Elektrik dügmeleri 5 Lamba Duyu 5 adet 75 m Elektrik kablosu Elektrik Pirizi 5 adet Yaklaşık 30 ton harfiyat Su terazisi Diğer alet ve edavatlar Öncelikle evin yapılacağı alanı belirliyoruz. Biz  7 m x 8 m : 56 metre karelik bir alan belirleyip kalıp tahtalarımızı bu alana göre hazırladık. Temel kalıplarını teraziye alıp kalıpların içine yaklaşık 30 tonluk bir harfiyatla doldurduk. Evimizİn temel alanı 56 m kare olup temel yüksekliği yerden 50cm kadardır. Daha sonra 1 mikser (10 metre küp) hazır beton getirerek temelimizi attık. 24 saat sonra kalıpları söküp beton çatlamasını önlemek için ertesi gün temeli ( betonun üzerini ) suladık. Daha önceden çizdiğimiz proje kapsamında evimiz için gerekli olan ana kolon direklerini ( 50 x50 mm profil) spiralle kesip (2.5 mt yükseklik) yerde tek duvar şeklinde hazırlayıp kaynattık ana direklerin arasındaki diğer panel direklerini 25 mm x 50 mm profilleri ile  kaynatarak doldurduk. ( her bir dikme profil aralığı 60 cm dir.) Bu şekilde ilk 8 mt lik paneli ve ikinci 7 mt lik paneli yerde hazırlayıp temel üzerine dikip duvarları kaynak yardımı ile birleştirdik. Tüm duvarları tamaladıktan sonra evin çatı yapımına geçildi çatı fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi 3 ayrı bölümden oluşmaktadır. Önce büyük olan çayı tamamlayıp daha sonra diğer çatıların yapımına geçilmiştir. Çatıda kullanılan demir profil 40 x 40 mm dir. Betopanla evin dış cepeleri tamamen kapatılıp evin pencere bölümleri açık bırakılmıştır. Daha önceden ölçüleri alınıp yaptırılan Pimapen pencereler profile monte edildi. Çatının kaplanmasında  ondivit adı verilen çatı kaplama malzemesi kullanılmıştır. Evin iç duvarları komple strafor köpük ile (5 cm kalınlığında) kaplanmış, evin duvarları soğuk ve sıcağa karşı izole edilmiş daha sonra evin tavanından başlayarak duvarları ve oda bölmeleri alçıpan ile kaplanmıştır. İç kapılar ve dış çelik kapı montajı, Üst kata çıkış merdiveni ve Mutfak dolaplarının montajı Zemin ıslak alanların fayans diğer oturum alanlarının ahşap parke ile kaplanması, Elektirik tesisatı ve banyo montajı ( ıslak zemin fayanslarının döşenmesi) ile ev oturulur bir hale getirlmiştir. Ev giriş katı 1 +1 şeklinde tasarlanmış olup 3m x 4m: 12 metre kare oda ve 3m x 7m : 21 metrekare salondan oluşmaktadır. Yine evin planında kullanılan yüksek çatının içi 4m x 4m : 16 metre kare tavanarası oda şeklinde dizayn edilmiştir. Çatı katındaki oda zemini tamamen ahşap kullanılarak kapatılmıştır.  AŞAMA AŞAMA EV YAPIMINI AŞAĞIDAKİ FOTOĞRAFLARDAN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ.

http://www.ulkemiz.com/hobi-bahcesi-ev-yapimi-asamalari

Abiyogenez Hipotezi Nedir?

Abiyogenez Hipotezi Nedir?

Yunan filozofu Aristo canlıların, cansız maddelerden kendiliğinden meydana geldiğine inanıyordu. (Abiyogenez hipotezi) Bu hipoteze göre döllenmiş yumurta gibi bazı madde parçaları bir aktif öz taşır. Bu aktif öz şartlar uygun olduğunda bir canlı meydana gelir. Aristo’nun bu görüşü ortaçağda birçok bilim insanı tarafından kabul edilmiştir. Aristo’nun görüşleri önce F. Redi’nin daha sonradan Louis Pasteur’ün düzenledikleri kontrollü deneylerde çürütülmüştür.F. Redi “Böcek sayıları üzerinde deneyler” adlı eserinde abiyogenez hipotezinin geçersizliğini şöyle anlatmıştır.Doğa bilimlerinde abiyogenez, yaşamın kökeni sorusu, yeryüzünde yaşamın canlı olmayandan nasıl gelişebildiğinin araştırılmasıdır. Bilimsel uzlaşmaya göre abiyogenez günümüzün 4,4 milyar yıl öncesi ile 2,7 milyar yıl öncesi arasında meydana gelmiştir. Bu zaman aralığının başı olan 4,4 milyar yıl öncesi, su buharının sıvılaştığı zamandır. 2,7 milyar yıl öncesi ise, sabit karbon (12C ve 13C ), demir (56Fe, 57Fe, ve 58Fe) ve kükürt (32S, 33S, 34S, ve 36S) izotop oranlarının mineral ve çökeltilerin biyolojik kaynaklı olduğuna, biyolojik göstergelerin ise fotosenteze [ölü/kırık bağlantı] işaret ettiği zamandır. Bu konu aynı zamanda, Büyük Patlama'dan beri evrenin 13,7 milyar yıllık gelişimi sırasında gerçekleşmiş olabileceği düşünülen, güneş sistemi veya dünya dışından yaşamın kaynaklandığını öne süren panspermia ve dış kaynaklı (eksojen) kuramlarını da içermektedir.Yaşamın kökeni çalışmaları biyoloji ve insanın doğal dünyayı anlaması üzerinde çok büyük etkisi olmasına rağmen sınırlı bir araştırma alanıdır. Bu sahadaki ilerlemeler, araştırılan sorunun önemi yüzünden birçok insanın ilgisini çekse de genellikle yavaş ve aralıklıdır. Önerilen birçok kuram içinde demir-kükürt kuramı (önce metabolizma) ve RNA dünya hipotezi (önce genler) en çok rağbet görenlerdir.Abiyogenezin klasik anlayışı olan, günümüzde daha açık olarak kendiliğinden oluş olarak bilinen kavrama göre, karmaşık, canlı organizmalar organik maddelerin çürümesi ile meydana gelir; örnek vermek gerekirse fareler depolanmış tahıldan veya kurtçuklar kendiliğinden ette oluşur.Aristo'ya göre yaprak bitlerinin bitkilerin üstüne sinen nemden, pirelerin kokuşmuş maddelerden, farelerin kirli tahıldan, timsahların suyun derinliklerindeki çürümüş ağaç kütüklerinden meydana geldikleri su götürmez bir gerçekti. 17. yüzyılda bu iddialar sorgulanmaya başlandı; mesela Sir Thomas Browne'ın 1646’da yayımlanan Pesudoxia Epidemica'sı (Genel Kabul Gören Öğretilerin ve Gerçeklerin Sorgulanması alt başlıklı), yanlış inanışlara ve kabaca işlenen hatalara bir saldırıydı. Çıkarımları büyük oranda kabul görmedi; örneğin çağdaşı Alexander Ross şunları yazmıştı: “Bunu (kendiliğinden oluşu) sorgulamak, nedeni, algıyı ve deneyimi sorgulamaktır. Eğer şüphesi varsa bırakalım Mısır'a gitsin, orada yerliler için bir felaket olan Nil'in çamurundan doğan tarlalar dolusu fare bulacaktır." Akşemseddin (1389-1459) Maddet-ül Hayat'ta geçen "Hastalıkların insanlarda teker teker peyda olduğunu zannetmek yanlıştır. Hastalıklar insandan insana gözle görülmeyecek kadar küçük tohumlar vasıtasıyla geçer" cümlesi ile ilk mikrop teorilerinden birini ortaya atmıştır. Daha sonra 1546'da fizikçi Girolamo Fracastoro salgın hastalıkların canlı olmayabilecek çok küçük, görünmez parçacıklardan ve sporlardan kaynaklanabileceğini kuramsallaştırdı, ancak bu görüş yaygın kabul görmedi. Daha sonra Robert Hooke 1665’te bir mikroorganizmanın ilk çizimlerini yayımladı. Kendisi aynı zamanda mantar örneklerini gözlemlerken keşfettiği hücreyi adlandırmış olmasıyla kayda geçmiştir.1676'da Anton van Leeuwenhoek mikroorganizmaları keşfetti; yaptığı çizimlere göre bunların protozoa ve bakteriler olduğu düşünülmektedir. Bu mikroskobik dünyaya olan ilgiyi ateşledi.İlk adım 1688'de bir et parçasına sineklerin yumurtalarını bırakması engellendiğinde larvaların oluşamadığının kanıtlamasıyla İtalyan Francesco Redi tarafından atıldı. Redi, deneyinde ilk başta ağzı açık kavanozların içine et parçaları koydu. Daha sonra bir süre beklediğinde et parçalarının üzerinde larvaların oluştuğunu gördü. Daha sonra sekiz kavanozun içine et koydu ve dördünün ağzını kapattı ve diğer dördünü açık bırakarak bir deney yaptı. Deneyin sonucunda sadece ağzı açık olan kavanozların yani sineklerin yumurtalarını bırakabileceği kavanozların içinde kurtçukların oluştuğunu gördü. Redi'nin karşıtları yani abiyogenezi savunanlar ise dört kavanozun hava almadığı için larvaların oluşmadığını savundular. Redi, bunun üzerine o dört kavanozun ağzını sadece hava alabilecek kadar küçük gözenekleri bulunan bezlerle kapatıp deneyi tekrarladı ve yine larvaların oluşmadığını gözlemledi. Redi'nin bu deneyi biyogenez'i destekler nitelikte bir deney olmuştur. 17. yüzyıldan günümüze en azından bütün yüksek ve gözle görülür organizmalarda, daha önceki kendiliğinden oluş kanaatinin yanlış olduğu açık bir şekilde gösterilmiştir. Alternatif görüş Latince tabiriyle "omne vivum ex ovo" idi: Her canlı daha önce yaşayan bir canlıdan (bir yumurtadan) gelir.1768'de Lazzaro Spallanzani mikropların havadan geldiklerini ve kaynatılarak öldürülebileceklerini kanıtladı. Ancak 1861'de Louis Pasteur hücre kuramıni destekleyen dikkatlice planlanmış deneylerle bakteri ve mantarlar gibi organizmaların besleyici ortamlarda canlı olmayan maddelerden kendiliğinden üreyemeyeceğini kanıtladı, böylece hücre teorisini güçlendirdi. Charles Darwin19. yüzyılın ortalarında Pasteur ve diğer araştırmacılar canlıların cansız maddeden kendiliğinden üreyemeyeceğini kanıtlayınca, yaşamın doğal yollardan nasıl meydana geldiği sorusu ortaya çıktı.[kaynak belirtilmeli]Charles Darwin, 1 Şubat 1871'de Joseph Dalton Hooker’a yazdığı mektupta yaşamın ilk kıvılcımının “amonyak ve fosfor tuzları, güneş ışığı, sıcaklık, elektrik akımı vb. unsurların bulunduğu ılık bir su birikintisinde" oluşmuş olabileceğini, "böylece daha karmaşık değişimlere gidebilecek bir protein bileşiğinin kimyasal olarak oluşabileceğini” öne sürmüştür. Bu iddiasını şöyle açıklamaya devam etmiştir: “canlı organizmaların oluşumundan önceki bir olgu olarak artık tespit edilemeyecek şekilde günümüzde bu madde çoktan ortadan kalkmış veya sindirilmiştir.” Diğer bir deyişle yaşamın kökeninin ancak arınık (steril) laboratuvar ortamında araştırılabileceğini ifade ediyordu.Haldane ve Oparin1924'te Aleksandr Ivanovich Oparin, yaşamın evrimi için gerekli yapıların oluşmasında ihtiyaç duyulan organik moleküllerin sentezlenmesini atmosferde bulunan oksijenin engellediğini deneyle kanıtlayana kadar abiyogenez konusunda elle tutulur bir ilerleme kaydedilemedi. Oparin, Yeryüzünde Yaşamın Kökeni  isimli eserinde güneş ışığının etkisinde, oksijensiz bir atmosfer ortamında organik moleküllerden bir “ilkel çorba” oluşabileceğini iddia etti. Bunlar giderek daha karmaşık şekillerde bir araya gelip nihayet bir koaservat damlacığının içinde çözünmüş olabilirlerdi. Bu damlalar diğer damlalarla kaynaşarak "büyümüş" ve kardeş damlalara bölünerek "üremiş" olabilirdi. Böylece "hücre bütünlüğünü" sağlayan unsurları içeren ilkel bir metabolizma içeren damlacıklar varlıklarını sürdürmüş, diğerleri de yok olmuş olabilirdi. Günümüzdeki birçok yaşam kökeni kuramı Oparin’in düşüncelerini başlangıç noktası olarak alır. Aynı tarihlerde J.B.S. Haldane de –şimdiki okyanuslardan çok farklı olan- yaşam öncesi okyanusların, yaşamın yapı taşları olan organik bileşikleri içeren “sıcak derişik çorbalar” oluşturmuş olabileceklerini öne sürdü. Bu düşünce, biyopoyez veya biyopoez (canlıların canlı olmayan ama kendi kendini üreten maddelerden oluşması işlemi) olarak adlandırılmıştır.Dünyanın Oluşumundaki Şartlar Morse ve MacKenzie, okyanusların dünya oluştuktan 200 milyon yıl kadar sonra, yüksek sıcaklık (100 °C) indirgeyici bir ortamda meydana gelmiş olabileceğini ve o dönemde 5,8 olan doğal pH'nin hızla nötralleşmekte olduğunu öne sürdüler. Bu iddia Wilde tarafından desteklenmektedir, Batı Avustralya’daki Narryer Dağı’nda değişime uğramış kuvarsitteki zirkon kristallerinin daha önceleri 4,1–4,2 milyar yaşında olduğu sanılırken Wilde bunların yaşını 4.404 milyar yaşında olduğunu göstermiştir.Kuvarsit Bu şu anlama gelmektedir: Okyanuslar ve kıtasal kabuk Dünya’nın oluşumunu takip eden 150 milyon yıl içinde oluştu. Buna rağmen Hadean döneminin iklimi yaşamın oluşması için uygun değildi. Bu dönemde çapı 500 kilometreyi bulan büyüklükteki cisimlerin sık sık dünyaya çarpması muhtemeldi, böyle bir çarpmadan birkaç ay sonra okyanus tamamen buharlaşıp, su buharı ve kaya tozları dünyayı çepeçevre saran bulutlanmaya neden olmuş olabilir. Birkaç aydan sonra bulutların yüksekliği azalmaya başlamış ancak bulut seviyesi sonraki bin yıl boyunca yüksek kalmış olabilir. Daha sonraki iki bin yıl içinde yağmurlar yavaşça bulutların yüksekliğini düşürdüğünden çarpma olayından ancak 3000 yıl sonra okyanuslar orijinal derinliklerine ulaşmıştır. Ay ve iç gezegenleri (Merkür, Mars ve muhtemelen Dünya ve Venüs) 3,8 milyar yıl ile 4,1 milyar yıl arasında çiçek bozuğu gibi yüzeylere sahip hale getiren Geç Dönem Ağır Bombardıman, eğer o zamana kadar yeryüzünde yaşam meydana gelmişse büyük olasılıkla onu ortadan kaldırmıştır.Çarpma sonucu meydana gelen yıkıcı çevresel hasarlar arasındaki zaman aralıklarının, kendi kendini üreten proto-organizmaların oluşumu için gereken süreden daha uzun olması gerektiği göz önüne alınırsa, yaşamın kendi kendine oluşabileceği dönem farklı ortamlar için hesaplanabilir. Maher ve Stephenson’un çalışması eğer derin denizde hidrotermal ortam yaşamın kökeni için uygun bir ortam sağlamışsa, abiyogenez 4 ila 4,2 milyar yıl önce meydana gelmiş olabilir. Eğer yeryüzünün yüzeyinde olmuşsa abiyogenez 3,7 ila 4 milyar yıl önce meydana gelmiş olabilir.Başka bir araştırma yaşam için daha serin bir başlangıç önermektedir. Stanley Lloyd Miller tarafından yapılan araştırma, sentezlenmek için adenin ve guanin'in suyun donma sıcaklığı, ancak sitozin ve urasil’in kaynama sıcaklıklarına ihtiyaç duyduğunu göstermiştir. AdeninAraştırmasına dayanarak yaşamın kökeninin dondurucu soğuğa ve patlayan meteoritlere ihtiyaç duyduğunu iddia etmiştir.[21]. 1972 – 1997 arasında Antarktika’da buzda bırakılan amonyak ve siyanürün yedi değişik amino asit ve 11 tip nükleobaz oluşturduğu bulunmuştur. Hauke Twins ise donma koşullarında tek iplikli bir RNA zincirinin kalıp olarak kullanılarak 400 baz uzunluğunda yeni bir RNA moleküllünün oluştuğunu göstermiştir. Bu yeni RNA ipliği büyüdükçe kalıp molekülüne bağlanmaktadır. Bu kadar düşük sıcaklıkta bu tepkimelerin sıra dışı hızının açıklaması ötektik donmadır. Buz kristali oluşurken, saf halde kalır: yalnızca su molkülleri büyüyen kristale katılır, tuz veya siyanür gibi katışıklar ise dışlanır. Bu katışık maddeler buz içindeki mikroskopik sıvı ceplerde birikir ve bu birikme moleküllerin daha sık birbirleriyle çarpışmasına neden olur.Yaşamın erken dönemde belirmesinin kanıtı Batı Grönland’daki Isua süper kabuk kemerinde ve yakınındaki Akilia Adası’ndaki benzer oluşumlarda bulunmaktadır. Kaya oluşumlarına giren karbonun δ13C değeri yaklaşık -5'dir, oysa canlıların 12C'yi tercihli kullanımı nedeniyle biokütlenin δ13C değeri -20 ile -30 arasındadır. Bu izotopik parmak izleri çökeltilerde saklanmıştır ve Mojzis bu tekniği kullanarak yeryüzünde yaşamın yaklaşık olarak 3.85 milyar yıl önce başlamış olduğunu kanıtlamıştır. Lazcano ve Miller (1994) yaşamın evrimleşme hızının orta okyanustaki denizaltı sıcak su kaynakları ekseninde suyun devinimiyla belirlendiğini iddia etmektedir. Bir devinim 10 milyon yıl sürmektedir, böylece üretilen herhangi bir organik bileşik 300 °C’yi geçen sıcaklıklarla ya değişime uğramış ya da imha olmuştur. DNA ve proteinli, 100 kilobaz genomlu ilkel bir heterotroftan 7000 genli flamentöz bir siyanobakteriye evrimleşmesi için 7 milyon yıla ihtiyaç olduğunu tahmin edilmektedir.Günümüzdeki modellerYaşamın kökeni için standart bir model yoktur. Ancak günümüzdeki modellerin çoğu, aşağıda kabaca ortaya çıkma sırasında göre sıralanmış, yaşam için gerekli moleküler ve hücresel unsurların keşiflerine dayandırılmıştır:Fenilalanin temel amino asitlerden biridir1.Makul canlılık öncesi şartlar, amino asitler gibi yaşamın temel basit moleküllerinin (monomerlerinin) oluşmasını sağlar. Bu Miller-Urey deneyi ile 1953'te Stanley Lloyd Miller ve Harold Clayton Urey tarafından gösterilmiştir.2.Uygun bir uzunlukta fosfolipidler hücre duvarının temel bir bileşeni olan çift katlı lipit katmanını kendiliğinden oluşturabilir.3.Nükleotidlerin polimerizasyonu ile oluşan rastgele RNA molekülleri kendi kendini üreten ribozimlerin oluşmasına neden olmuş olabilir. (RNA dünya hipotezi)4.Katalitik etkililik ve çeşitlilik için doğal seçim baskısı, peptidil transfer katalileyebilen (ve dolayıyla küçük proteinlerin oluşturabilen) ribozimler meydana getirebilir, çünkü oligonükleotitler RNA ile birleşip daha iyi katalizürler oluştururlar. Böylece ilk ribozom meydana gelir ve protein sentezi daha yaygınlaşır.5.Proteinler katalitik yetenek açısından ribozimlerle rekabet ederek geçmişlerdir ve dolayısıyla dominant biopolimer olmuşlardır. Nükleik asitler başlıca genom kullanımına sınırlanmışlardır.Temel biyomoleküllerin kaynağı daha kesinleşmemiş olmakla beraber, yukarıdaki 2. ve 3. adımların önemi ve sıralması kadar tartışmalı değildir. Yaşamın kaynaklandığı düşünülen temel kimyasal maddeler şunlardır:1.Metan (CH4),2.Amonyak (NH3),3.Su (H2O),4.Hidrojen sülfür (H2S),5.Karbon dioksit (CO2) veya karbonmonoksit (CO), ve6.Fosfat (PO43-).Moleküler oksijen (O2) ve ozon (O3) ya çok azdı veya yoktu.2008 yılı itibarıyla yaşamın gerekli özelliklerini taşıyacak temel bileşikleri kullanarak henüz hiç kimse bir "proto hücre" oluşturabilmiş değildir ("tabandan başlayan yaklaşım"). Bu yönde bir belirti olmayınca açıklamalardaki ayrıntıları eksik kalmaktadır. Ancak, bazı araştırmacılar, mesela Steen Rasmussen Los Alamos Ulusal Laboratuarı'nda ve Jack Szostak Harvard Üniversitesi'nde bu konuda çalışmalarını sürdürmekteler. Diğer araştırmacılar ise "tepeden inme yaklaşım"ın daha verimli olduğunu öne sürmüşlerdir. Craig Venter ve Genom Araştırma Enstitüsü'ndeki bir grubun bu yaklaşım ile mevcut prokaryotların gen sayısını gittikçe azaltmaktalar, böylece yaşam için en az sayıda gereksinimleri belirlemeye çalışmaktalar. Biyolog John Desmond Bernal, bu işlem için Biyopoez terimini geliştirmiş ve yaşamın kökenini açıklamada belirlenebilecek belli sayıda tanımlı "aşama" olduğunu iddia etmektedir:Aşama 1: Biyolojik monomerlerin oluşumuAşama 2: Biyolojik polimerlerin oluşumuAşama 3: Moleküllerin hücreye evrimiBernal, Darwinci evrimin çok önceden, 1. ve 2. aşamalar arasında başlamış olabileceğini öne sürmüştür.Organik moleküllerin kökeniDünyanın oluşumunda organik moleküllerin üç adet kökeni vardı:1.diğer enerji kaynakları (ultraviyole ışığı veya elektrik boşalmaları gibi) aracılığıyla organik sentez (örnek:Miller'ın deneyleri).2.dünyadışı nesneler (ör: karbon kondirit);3.ani şoklardan kaynaklanan organik sentezlerBu kaynaklara dair son zamanlarda yapılan tahminlerde dünyanın erken dönemine ait atmosfer ortamında, 3,5 milyar yıldan önceki zamanda meydana gelen ağır bombardıman sonucu meydana gelen organik madde miktarının diğerleri ile kıyaslanınca çok daha fazla olduğu iddia edilmektedir.Miller deneyleri (İlkel Çorba Kuramı)Ayrıca bakınız: Miller deneyi1953'te profesör Harold Urey ve asistanı Stanley Lloyd Miller bir deneyle, organik moleküllerin dünyanın oluşum döneminde inorganik maddelerden kendiliğinden oluşabileceğini gösterdi. Günümüzde çok ünlü olan bu deney temel organik monomerlerin oluşumunu sağlamak için ileri derecede indirgenmiş moleküllerden oluşmuş bir gaz karışımı - metan, amonyak ve hidrojen- kullanmıştı.Ancak Miller-Urey deneyindeki gaz karışımının dünyanın ilk dönemlerindeki atmosferi ne kadar yansıttığı tartışmalı bir konudur. Diğer daha az indirgenmiş gazlar daha düşük bir birikim ve çeşitlilik göstermektedir. Önceleri yaşam öncesi atmosferde önemli miktarda oksijen olduğu tahmin ediliyordu bu da organik moleküllerin oluşumunu engellerdi; ancak hâlen bunun öyle olmadığı konusunda fikir birliği vardır. Bakınız Oksijen Felaketi.Basit organik moleküller elbette tam anlamıyla işlevsel kendi kendini üreten bir yaşam formundan daha çok uzaktı. Ancak yaşam öncesi hiçbir oluşumun olmadığı bir ortamda bunlar bir araya gelip ve kimyasal evrim ("çorba teorisi") için zengin bir ortamın oluşturmuş olabilirler. Diğer taraftan bu şartlar altında cansız maddelerden oluşan monomerler sayesinde üst düzey polimerlerin kendiliğinden oluşumu basit bir süreç değildir. Deneylerde, yaşamın oluşumu için gerekli temel organik monomerlerin yanı sıra polimerlerin oluşumunu engelleyecek bileşikler de oluşmuştur.Bu teorinin çözümsüz bıraktığı en önemli sorunun, “bir proto hücre oluşturmak için yoğun etkileşim içindeyken görece olarak basit organik yapı bloklarının nasıl polimerize olduğu ve daha karmaşık yapılar oluşturdukları” olduğu söylenebilir. Mesela sulu ortamda oligomerlerin/polimerlerin kendi bileşenleri olan monomerlere hidrolizi, tek monomerlerin polimerlere yoğunlaşmasına tercih edilecektir. Aynı zamanda Miller deneyi amino asitlerle tepkimeye girecek veya peptid zincirini kıracak birçok ürün ortaya çıkarmaktadır.Derin deniz sıcak su kaynağı teorisi Derin deniz sıcak su kaynağıDünyada yaşamın kökenine dair derin deniz sıcak su kaynağı teorisi, gezegeni çevreleyen ay veya gezegenlerin çekim kuvveti gibi mekanizmalar nedeniyle ısınan, kimyasal açıdan zengin sıvıların deniz tabanından yükselmesiyle yaşamın başlamış olabileceğini iddia etmektedir. Sıcak su kaynağından gelen hidrojen sülfit ve hidrojen ile karbon dioksit gibi indirgenmiş gazlar ile uygun bir oksitleyici arasındaki redoks reaksiyonları (tepkimeleri) sonunda kimyasal enerji elde edilebilir.Fox deneyleri1950'lerde ve 1960'larda Sidney W. Fox, dünyanın ilk oluşum zamanındaki muhtemel koşullar altında peptit yapılarının kendiliğinden oluşumu üzerinde çalıştı. Amino asitlerin kendiliğinden küçük peptitler oluşturabileceğini gösterdi. Bu amino asitler ve küçük peptitler mikroküreler olarak adlandırılan kapalı küresel yapılar oluşturmuş olabilirdi.Eigen hipotezi1970'lerin başında yaşamın kökeni sorunu için Max Planck Biyofizik Kimya Enstitüsü'nden (Max Planck Institut für biophysikalische Chemie) Manfred Eigen ve Peter Schuster konuya eğildiler. Yaşam öncesi çorbada moleküler kaos ve kendi kendini üreten hiper daire arasındaki geçiş süreçlerini incelediler.Bir hiper dairede, bilgi bir depolama sistemi (muhtemelen RNA) bir enzim üretir, bu da başka bir bilgi sisteminin olşumunu katalizler, bu işlem birçok kere tekrarlandıktan sonra en sonuncu ürün ilk bilgi sisteminin oluşumunu sağlar. Matematiksel olarak hiper dairelerin, doğal seçim ekseninde bir çeşit Darwinci evrime uğrayan quasispecies'ler (Türkçede türümsü öneriliyor) meydana getirebileceğini göstermişlerdir. Hiper daire teorisine önemli bir destek, RNA’nın bazı durumlarda kendi kimyasal tepkimelerini katalizleyebilme yeteneğine sahip olan ribozimler oluşturabilmesinin keşfedilmesiyle geldi. Ancak bu tepkimeler (uzun bir RNA molekülünün daha kısalaştığı) kendi kendine kısaltmalarla ve herhangi bir yararlı proteini kodlama yeteneğinden yoksun daha nadir küçük eklemelerle sınırlıdır. Hiper daire teorisini zayıflatan bir diğer nokta, söz konusu RNA moleküllerinin nükleotit gibi biyokimyasallara gerek duyacağı, Miller-Urey deneyinin gerçekleştiği şartlarda ise bu kompleks moleküllerin oluşmadığıdır.Wächtershäuser’ın hipoteziİçinden çıkılmaz bir soruna dönen polimerizasyon problemine getirilen yanıtlardan birisi ise 1980'lerde Günter Wächtershäuser’ın demir-kükürt kuramı oldu. Bu teoriye göre teorisyen (biyo)kimyasal patikaların yaşamın evriminin temeli olduğunu öne sürdü. Bugünün basit gaz bileşiklerinden organik yapı bloklarının sentezi için alternatif yollar sağlayan en eski reaksiyonlardan bugünün biyokimyasına kadar götüren tutarlı bir sistem sundu.Dış enerji kaynaklarına (yıldırım veya mor ötesi ışınlara) ihtiyaç duyan klasik Miller deneylerinin aksine "Wächtershäuser sistemleri" kendi içinden enerji kaynaklarını içermektedir: demir sülfürleri ve diğer mineraller (örneğin pirit). Bu metal sülfürlerin redoks reaksiyonlarından ortaya çıkan enerji sadece organik moleküllerin sentezi için değil, aynı zamanda oligomerlerin ve polimerlerin sentezi için de müsaittir.Yapılan deneyde az bir miktar dipeptid (%0,4 ten % 12,4’e kadar) ve az bir miktar tripeptid (%0.10) üretildi. Ancak yazarlar aynı zamanda şu notu eklediler: “aynı benzer koşullar altında dipeptitler hızlıca hidrolize edildi (suyla kesime uğradılar)”Radyoaktif sahil teorisiWashington Üniversitesi, Seattle'dan Zachary Adam şimdikinden çok daha yakında olan bir aydan kaynaklanan gelgitlerin uranyumun radyoaktif taneciklerinin ve diğer radyoaktif elementlerin o zaman varolan kıyılarda suların üst seviyelerinde yoğunlaşmasına neden olabileceğini, bunların buralarda yaşamı oluşturan yapı blokları üretmiş olabileceğini iddia etmektedir. Astrobiyoloji dergisinin cilt 7 sayfa 852'deki bilgisayar modellemesine göre, benzer radyoaktif maddelerin Gabon'da Oklo uranyum maden yatağında belirlendiği gibi benzer şekilde kendi kendini sürdüren nükleer reaksiyonlar gösterebilmektedir. Bu tip radyoaktif sahil kumu, sudaki asetonitrilden amino asit ve şeker gibi organik moleküller üretmeye yetecek enerji sağlamaktadır. Aynı zamanda radyoaktif monazit, kum tanecikleri arasındaki ortama çözünür fosfat salarak onun biyolojik olarak "erişilebilir" kılar. Böylece amino asitler, şekerler ve çözünür fosfatlar eş zamanlı olarak bu teoriye göre üretilebilirler. Radyoaktif aktinitler organik-metalik komplekslerin (karmaşıkların) içinde yer almış olabilir. Bu kompleksler yaşam süreçlerinin erken katalizörleri olmuş olabilir.Aberdeen Üniversitesi'nden John Parnell, böylesi bir sürecin ıslak kayalık herhangi bir gezegenin ilk dönemlerinde yaşamın potasının bir parçasını oluşturabileceğini düşünmektedir; yeter ki radyoaktif mineralleri yüzeye çıkaran kıtasal levha hareketleri sistemini üretecek kadar büyük olsun bu gezegen. Dünyanın ilk oluşum dönemlerinde gezegenin küçük "levhacıktan" oluştuğu düşünüldüğü için bu durum bu süreçler için uygun bir ortam mevcuttu.HomokiraliteAyrıca bakınız: HomokiraliteKimyasal evrimdeki bazı süreçler homokiralitenin kaynağını oluşturduğu düşünülmelidir; örnek vermek gerekirse canlı organizmalarda tüm yapı blokları benzer özelliklere sahiptir: sol elli amino asitler, sağ elli nükleik asit şekerleri riboz ve deoksiriboz ve kiral fosfogliseritler. Kiral moleküller sentezlenebilir ancak bir kiral kaynak veya bir kiral katalist olmazsa iki enantiyomer eşit oranda oluşur. Buna rasemik karışım denir. Clark, homokiralitenin uzayda başlamış olabileceğini ileri sürmüştür, çünkü Murchison göktaşındaki amino asitler üzerinde yapılan araştırmalar, L-alaninin D formundan iki kat daha fazla ve L-glutamik asidin de D formundan 3 kat daha sık bulunmuştur. Gezegenin oluşum döneminde etrafını saran halkanın içinde polarize ışığın bir enantiomeri yok edecek güce sahip olduğu öne sürülmektedir. Noyes Beta bozunumunun rasemik bir karışımda D-lösinin parçaladığını ve dünyanın erken devrelerinde çokca bulunan 14C’ün bunun nedeni olabileceğini gösterdi. Robert M. Hazen, değişik kiral kristal yüzeylerin makro moleküllere dönüşen kiral monomer birimlerinin olası yoğunlaşması ve bir araya gelmesi için kümeleşme ve sentez mekanları olabildiğini bildirmektedir. Bir kez oluştuktan sonra doğal seleksiyon kiralite lehine olacaktır. Şekerler sağ ellilik özelliği gösterirken amino asitler sol ellilik özelliği gösterdiğinden, göktaşlarında bulunan organik bileşiklerde yapılan çalışmalar kiralitenin abiyojenik sentezin bir karakteristiği olduğunu düşündürtmektedir.Kendi kendine organize olma ve kopyalamaKendi kendine organize olma ve kendini kopyalama özellikleri sıklıkla canlı sistemlerinin tanımlayıcı özelliği olarak olarak düşünülür; ancak uygun koşullarda benzer özellikleri gösteren birçok abiyotik (cansız) molekül örnekleri vardır. Mesela Martin ve Russel bulunduğu çevreden hücre zarları ile fiziksel olarak kompartımanlaşmasının ve kendi içinde bulunan redox reaksiyonlarının (tepkimelerinin) kendi kendine organize olmasının canlı varlıkların en korunmuş nitelikleri olduğunu göstermekte ve dolayısıyla bu niteliklere sahip olan inorganik maddelerin yaşamın en yakın atası olduğunu tartışmaktadırlar.Organik moleküllerden protocel'lere (ata hücrelere)"Basit organik moleküller nasıl bir proto-hücre (ön hücre) oluşturabilir?" sorusu büyük oranda yanıtsızdır ancak birçok hipotez vardır. Bazıları ("önce genler diyenler) nükleik asitlerin erkenden ortaya çıktıklarını öne sürerken , diğerleri (önce metabolizma diyenler) biyokimyasal reaksiyon ve yolların evrimini başlangıç olarak ileri sürmektedir. Son zamanlarda her ikisini birleştiren hibrid modelleri öne çıkaran eğilimler söz konusudur."Önce Genler" Modelleri: RNA dünya hipoteziAyrıca bakınız: RNA dünya hipoteziRNA dünya hipotezi, kendiliğinden oluşan göreceli kısa RNA moleküllerinin kendi kopyalanmalarını katalizleme yeteneğine sahip olmuş olabileceğini ileri sürmektedir. Bu oluşumun olasılığını tahmin etmek güçtür. Bu oluşum ile ilgili çeşitli teoriler öne sürülmüştür. İlk hücre membranları kendiliğinden, proteinoitlerden oluşmuş olabilir. Proteinoitler amino asit çözeltileri (solüsyonları) ısıtıldığında oluşan protein benzeri moleküllerdir, bunlar sulu çözeltide doğru konsantrasyonda bulunduklarında bunların kapalı zar (membran) kompartımanlarına benzer mikroküreler oluştururular. Diğer olasılıklar kilde veya pirit kayaların yüzeyinde meydana gelen kimyasal reaksiyon sistemlerini içermektedir. Dünyanın oluşumunda RNA'nın önemli bir ol oynadığını destekleyen unsurlar,1.Onun hem bilgi depolama hem de (bir ribozim olarak) kimyasal reaksiyon katalizleme yeteneği,2.Modern organizmalarda (DNA biçiminde) genetik bilginin ifadesi ve muhafazasında bir araç olarak sahip olduğu önemli roller;3.Dünyanın ilk oluşumundaki şartlara yakın şartlar altında onu oluşturan bileşiklerin (nükleotitlerin) kolayca kimyasal sentezinin olabilmesidir.Diğerlerini kopyalayacak görece kısa RNA molekülleri laboratuvar ortamında üretilebilmiştir.Araştırmacılar sitozin ve urasilden nükleotidlerin abiyojenik sentezinin çok zor olduğunu dikkati çekmişlerdir. Sitozin 100 °C'de 19 günlük, donmuş suda ise 17.000 senelik bir yarı ömre sahiptir. Larralde ve arkadaşları "ribozun genelde kabul görmüş prebiyotik sentezi olan formoz reaksiyonu, herhangi bir seçicilik olmaksızın pek çok şeker tipi üretmektedir" demektedir. ve şu sonuca varmaktadırlar: "sonuçlar ilk genetik materyalin omurgasının riboz ve diğer şekerleri, dengesiz yapılarından dolayı, içermediğini düşündürmekteir." RNA'daki riboz ve fosforik asidin ester bağı hidrolize olmaya eğilimli olarak bilinmektedir.Bu hipotezin biraz farklı bir biçimine göre, ilk kendi kendini üreten molekül PNA, TNA veya GNA gibi bir nükleik asit tipiydi, bu daha sonra RNA ile yer değiştirdi."Önce Metabolizma" modelleri: demir-kükürt kuramı ve diğerleriBirçok model bir "çıplak gen"in kendini kopyaladığı düşüncesini reddetmekte ve sonradan RNA kopyalamasının ortaya çıkışı için bir ortam sağlayabilecek ilkel bir metabolizmanın meydana gelmesi gerektiğini varsaymaktadır.Bu düşüncenin ilk ortaya konuluşlarından birisi 1924'te Aleksandr Ivanovich Oparin'in, DNA yapısının keşfinin evveline dayanan, kendi kendini kopyalayan vezikül kavramıdır. 1980'lerde ve 1990'lardaki en son geliştirmeler ise Günter Wächtershäuser'in demir-kükürt kuramı ve Christian de Duve'ün tiyoesterlere dayanan modelleridir. Genler olmaksızın bir metabolizmanın ortaya çıkışı konusunda daha soyut ve teorik iddialar 1980lerin başında Freeman Dyson tarafından ortaya konan bir matematiksel model ve bu on yılın sonuna doğru tartışılan Stuart Kauffman'ın toplu otokatalitik kümeler kavramıdır.Ne var ki, Günter Wächtershäuser tarafından ileri sürülen, indirgeyici sitrik asit döngüsü gibi kapalı bir metabolik döngününün kendiliğinden oluşabileceği iddiası kanıtlanamamış durumdadır. Son yirmi yıldır yaşamın kökeni konusundaki çalışmalara liderlik etmiş Leslie Orgel'e göre bu iddianın kanıtsız kalacağını düşünmek için yeterli gerekçe var. "Kendi kendini Organize eden Biyokimyasal Çevrimler" başlıklı bir makalede  Orgel şu cümle ile kendi iddiasının açıklamasını özetlemektedir: "Halen indirgeyici sitrik asit döngüsü gibi çok adımlı bir döngünün FeS/FeS2'in veya benzer başka bir mineralin yüzeyinde kendi kendini organize etmesini beklemek için bir neden yoktur." Yaşamın başlangıcında başka tip bir metabolik yolun takip edilmiş olması muhtemeldir. Mesela, indirgeyici bir sitrik asit döngüsü yerine (bugün doğada karbon dioksit sabitlemesinin dört yönteminden biri olan) "açık" asetil CoA yolu, bir metal sülfür yüzey üzerinde kendi kendine organize olma fikriyle daha uyumlu olacaktır. Bu seçeneğin anahtar enzimi olan karbon monoksit dehidrojenaz/asetil KoA sentaz, reaksiyon merkezlerindeki karışık nikel-demir-kükürt öbekleri bulundurur ve tek bir adımda (asetil-tiyol'ün modern bir biçimi olarak kabul edilebilecek olan) asetil KoA'nın oluşumunu katalizler.Kabarcık teorisiSahilde sonlanan dalgalar kabarcıklardan oluşan kırılgan bir köpük oluşturur. Okyanus boyunca esen rüzgarların sahilde biriken ağaç dal parçaları gibi nesneleri kıyıya doğru sürükleme özellikleri vardır. Organik moleküllerin benzer şekilde sahillerde birikmesi olasıdır. Sığ kıyı suları, ayrıca daha sonra buharlaşma yoluyla molekülleri daha da yoğunlaştırabilecek şekilde ılıktır. Başlıca sudan oluşan kabarcıklar kolayca patlamasına karşın, amfifil bulunduran sudada oluşan kabarcıklar çok daha dayanıklıdır, önemli denemeleri gerçekleştirmek için daha fazla zamana sahiptir.Amfifililer, hidrofobik bir molekülün bir veya her iki ucunda hidrofilik bir başı olan yağlı bileşklerdir. Bazı amfifiler suda kendiliğinden zarlar oluşturmaya eğilimlidir. Küre şeklinde kapalı bir zar su içerir ve günümüzdeki hücre zarının hipotetik olarak öncüsüdür. Eğer bir protein gelip ana kabarcığın bütünlüğünü artırıyorsa, bu durum o kabarcığa bir üstünlük sağlamakta ve doğal seçilimin bekleme listesinde o en üst sıraya yerleştirilmiş olur. Kabarcıkların patlaması sonucunda deneyin sonuçlarını çevrelerine saçmaları ilkel bir üreme olarak düşünülebilir. Ortama yeterince doğru eleman dağıtıldığında ilk prokaryot, ökaryot ve çok hücreli organizmalar yaşamaya başlamış olabilir.Benzer şekilde, mikro küre olarak adlandırılan protein benzeri moleküllerden oluşturulan kabarcıklar, doğru şartlar altında kendiliklerinden oluşacaktır. Ancak hücre zarları muhtemelen amino asit bileşiklerinin öncülleri değildir, çünkü hücre zarları başlıca lipitlerden oluşur. (Abiyogenez ile ilişkili zar küre tipleri için bakınız protobiontlar, misel, koaservat.)Fernando ve Rowe tarafından geliştirilen son bir model enzimatik olmayan otokatalitik metabolizmaların proto-hücrelerin içine alınmasının, daha evvelki modellerin metabolizmasına has yan reaksiyon sorununun önünü almak için bir çözüm olmuş olabileceğini önermektedir.Diğer modellerOtokatalizİngiliz etolog Richard Dawkins 2004'te yayınlanan Ataların Hikayesi isimli kitabında yaşamın kökeni için olası bir açıklama olarak oto katalizleme hakkında yazdı. Otokatalistler kendilerinin oluşumunu katalizleyen maddelerdir ve dolayısıyla basit bir molekül koplayıcısı olma özelliğine sahiptirler. Kitabında Dawkins, Kaliforniya'da Scripps Araştırma Enstitüsünde Julius Rebek ve meslektaşları tarafından yapılan, otokatalist amino adenozin triasit ester (AATE) ile amino adenozin ve pentaflorofenil esteri birleştirdiği deneylere değinir. Deneydeki bir sistem kendi sentezlerini katalizleyen AATE'nin türevlerini içermekteydi. Bu deney, otokatalistlerin kalıtsallık göstererek bir topluluk içinde birbirleriyle rekabet edebilecekleri olasılığını göstermiş oldu; bu sistem doğal seçimin ilkel bir biçimi olarak yorumlanabilir.Kil teorisiGlasgow Üniversitesi'nden Dr A.Graham Cairns-Smith 1985’te kile dayanarak yaşamın kökenini açıklayan bir model ortaya koydu ve Richard Dawkins de dahil olmak üzere başka birçok bilim insanı tarafından akla yatkın bir açıklama olarak kabul edildi.Kil Teorisi karmaşık organik moleküllerin daha önceden var olan, inorganik bir kopyalama tabanı –çözelti içinde silikat kristalleri- üzerinden aşamalı olarak geliştiğini öne sürmektedir. Farklı tip kil kristal yüzeyleri organik moleküllere farklı seçici baskılar uygulayarak onların karmaşıklaşmasını sağlamış olabilir, belli bir aşamadan sonra bu moleküllerin kendilerin kopyalama yeteneği silikat “çıkış noktalarından” bağımsız olarak devam edebilir hale gelmiş olabilir.Cairns-Smith kimyasal evrimin diğer modellerinin sıkı bir eleştirmenidir. Ancak kendisi, kendi modelinin de diğer modeller gibi yetersizlikleri olduğunu kabul etmektedir (Horgan 1991).2007’de Kahr ve arkadaşları potasyum hidrojen ftalat kristalleri kullanarak kristallerin bilgi aktarma aracı olarak kullanılabileceği fikrini inceleyen deneylerini duyurdular. Deneyde, kusurları olan “ana” kristaller kesildiler ve çözeltiden “yavru” kristalleri büyütmek için tohum olarak kullanıldılar. Araştırmacılar, daha sonra kristal sistemi içinde kusur dağılımlarını incelediler ve ana kristallerdeki kusurların “yavrularında” da aynen tekrarlandığını tespit ettiler. Yavru kristallerin fazladan birçok kusuru daha vardı. Gen tarzı bir davranışta ek kusurların “çocuklarda” daha az olmalıdır; bu nedenle Kahr kristallerin “bir nesilden sonrakine mesaj depolama ve aktarmada yeterince yetkin olmadığı” olmadığı sonucuna varmıştır. ".Gold'un "Derin Sıcak Biyosfer Modeli"1990'ların sonuna doğru nanob olarak adlandırılan, derin kayalarda bulunan, bakteriden daha küçük ama DNA içeren ipliksi yapılar keşfedildi. Bu keşif 1970'lerde Thomas Gold tarafından savunulan ve yaşamın dünyanın yüzeyinde değil kilometrelerce altında meydana geldiğini öne süren teori ile ilişkilendirildi Günümüzde mikrobiyal yaşamın Yeryüzünün sığ derinliklerinde (yüzeyden itibaren beş kilometre) başlıca aşırı şartlara dayanıklı arkelerden oluştuğu genel kabul görmüştür; bakteriler yaşamak için yüzeye daha yakın ortamlarda yaşamaktadır. Güneş Sistemimiz içerisinde başka bir cismin yüzeyinin altında mikrobiyal yaşamın keşfinin bu teoriye inanılırlık sağlayacağı iddia edilmektedir. Thomas Gold organik bir madde birikintisi içinde gelişen yaşamın orada bulunan bütün besini tüketip yok olacağından dolayı, varlığını sürdürebilmesi için aynı zamanda derin, ulaşılamaz bir kaynaktan besin sızıntısı olması gerektiğini savunmuştur. Gold’un teorisine göre besin akışı Dünyanın mantosundan ilk başta varolan metan çıkışına bağlıdır. Derinlerde bulunan ve tortulardaki karbon bileşiklerinden uzakta olan mikropların besin temini için daha geleneksel açıklamalara ise, bu organizmaların su ve kayalardaki (indirgenmiş) demir bileşikleri arasındaki etkileşim sonucu ortaya çıkan hidrojenden yararlandığıdır."İlkel" dünyadışı yaşamDünyada başlayan bir abiogenez düşüncesine alternatif oluşturacak bir hipotez ilkel yaşamın dünyanın dışında oluşmuş olabileceğidir; uzayda veya yakın bir gezegende (Mars). (Eksogenez olarak adlandırılan bu kuram ile panspermia kavramları ilişkilidir ama eşanlamlı değidir.). Bu teoriyi savunanlardan birisi de Francis Crick'di.Organik bileşikler uzayda göreceli olarak yaygındır, özellikle uçucu maddelerin güneş ısısıyla buharlaştığı dış güneş bölgesinde. Kuyruklu yıldızların dışı koyu bir malzeme ile kaplıdır, bu katran benzeri maddenin, basit karbon bileşiklerinin ultraviyole ışınımı ile tepkimesi ile oluşan karmaşık organik malzeme olduğu düşünülmektedir. Bir kuyruklu yıldız yağmurunun bu içerikteki önemli miktarda karmaşık organik molekülleri dünyaya getirmiş olabileceği tahmin edilmektedir.Yukardaki hipotezle ilişkili ama ona alternatif bir diğer hipotez, yaşamın Mars'ta oluştuğudur. Bu hipoteze göre dünyanın soğumasıyla üzerinde yaşamın belirmesi arasında geçen zaman çok kısadır ve bu, prebiyotik evrim için açıkça çok kısadır. Daha küçük boyutundan dolayı Mars Dünya'dan birkaç milyon yıl önce soğumuş, Dünya'nın hâlâ çok sıcakken orada prebiyotik süreçlere olanak kılmıştır. Daha sonra, Mars’a asteroit ve kuyrukluyıldız çarpmalarıyla savrulan kabuk malzemesi ile birlikte yaşam Dünya'ya taşınmıştır. Bu arada Mars hızla soğumaya devam etti ve sonuçta evrimın ve hatta yaşamın devamı için uygunsuz hale geldi (Mars, volkanik faaliyetlerinden dolayı atmosferini kaybetmiştir); Dünya da Mars ile benzer bir kaderi paylaşmaktadır ama o yönde yavaş ilerlemektedir.Bu hipotezlerin her ikisi de yaşamın ilk nasıl başladığına dair soruyu yanıtsız bırakıyor, sadece soruyu başka bir gezegen ya da kuyrukluyıldıza kaydırıyor. Ancak ilkel yaşamın Dünya dışı bir kaynağı olduğu tezinin avantajı, yaşamın bulunduğu her gezegende oluşmak zorunda olmaması, bunu yerine tek bir yerde oluşup daha sonra kuyruklu yıldızlar veya göktaşları aracılığıyla diğer yıldız sistemlerine ulaşabildiğini savunmasıdır. Bu yaklaşımın mantıklılığını destekleyecek kanıt yetersizdir ancak son yıllarda Antartika’da bulunan göktaşları üzerinde yapılan araştırmalarda ve ekstremofil mikroorganizmalarla ilgili incelemlerde bu varsayım için destek bulunmaya başlamıştır. Ek bir destek ise enerji kaynağı ışınetkinlik  olan bir bakteriyal ekosistemin bulunmasıyla geldi.Yakın bir tarihte Jason Dworkin tarafından düzenlenen bir deneyde, dünyadışı ortamın şartlarını taklit ederek, donmuş su, metanol, amonyak ve karbon monoksidi ultraviyole ışığına tabi tutulmuştur. Bu bileşim suya daldırıldığında, çok sayıda organik madde ortaya çıktı, bunlar kendi kendine organize olup kabarcıklar meydana getirdiler. Dworkin bu kabarcıkların hücre zarlarına benzediğini, yaşamın kimyasının içine alan ve onu yoğunlaştıran, onu dış dünyadan ayıran bir duvar oluşturduğunu düşünmektedir.Bu deneylerde üretilen kabarcıklar 10 ila 40 mikrometre veya yaklaşık alyuvar boyutunda idi. Dikkat çekici bir biçimde kabarcıklar ultraviyole ışığına tutulduğunda floresan ışıma gösteriyordu. Ultraviyoleyi emmesi ve onu bu yolla görünebilir ışığa çevirmesi ilkel hücreye enerji sağlamanın yollarından biri olarak düşünüldü. Eğer bu tip kabarcıklar yaşamın kökeni için bir rol oynadıysa, floresans ilkel fotosentez için bir öncü olmuş olabilirdi. Bu tip bir floresan ışıma aynı zamanda UV radyasyonu tarafından meydana getirilebilecek herhangi bir zararı da güneş koruma etkeni gibi işlev görerek ortadan kaldırmış olabilir. Böylesi bir koruma işlevi ilkel dünyada yaşam için hayati önem taşımış olmalıdır, çünkü güneşin en zararlı ultraviyole ışınlarını kesen ozon tabakası, fotosenteze bağlı yaşam oksijen üretmeye başlayıncaya kadar oluşamamıştır.Lipit DünyasıKendini kendini ilk kopyalayan nesnenin bir lipit olduğunu savunan bir teori de mevcuttur. Fosfolipitler su içinde çalkalandıklarında iki katlı tabakalar oluştururular, aynen hücre zarlarında olduğu gibi. Bu moleküller ilkel dünyada yoktular ancak diğer amfililik uzun zincir moleküller de zar oluşturmaktadır. Dahası bu cisimler ek lipitlerin eklenmesiyle büyüyebilirler ve aşırı genişleme sonucunda kendiliğinden ikiye bölünebilirler; iki "yavru" cisimde aynı boyut ve lipit bileşimind korunacaktır. Bu teorideki ana fikir, lipit yapılarının moleküler bileşiminin bilgi depolama için bir başlangıç aşaması olduğu ve evrim sonucunda bilgiyi daha uygun bir şekilde depolayabilen RNA veya DNA gibi polimer yapıların belirdiğidir. Henüz Lipit Dünyası teorisini destekleyecek herhangi bir biyokimyasal mekanizma ortaya konamamıştır.Polifosfat DünyasıAbiogeneszin birçok senaryosundaki sorun amino asitlerle peptitler arasındaki termodinamik dengenin peptitlerin aleyhinde olmasıdır. Teorilerde eksik olan, polimerizasyonu teşvik edecek bir güçtür. Bu sorunun çözümü polifosfatların özelliklerinde olabilir. Polifosfatlar sıradan monofosfat iyonlarının PO4−3 ultraviyole ışınlarıyla polimerizasyonu sonucu oluşur. Polifosfatlar aminoasitlerin peptitlere polimerize olmasına neden olur. İlkel okyanuslar üzerinde yeterince bol miktarda ultraviyole ışını olmalıdır. Anahtar sorun kalsiyumun fosfta ile tepkiyerek çözünmez kalsiyum fosfat (apatit) oluşturmasıdır, dolayısıyla serbest kalsiyum iyonlarını çözeltiden uzak tutacak makul bir mekanizmanın bulunması gerekmektedir.Polisiklik Aromatik Hidrokarbon DünyasıKarmaşık moleküllerin diğer kaynakları öne sürülmüştür, Dünya dışı yıldız sistemleri ve yıldızlararası kaynaklar dahil olmak üzere. Mesela, tayf çözümlemelerinden, organik moleküllerin kuyruklu yıldızlarda ve göktaşlarında bulunduğu bilinmektedir. 2004’te bir grup araştırmacı bir nebulada polisiklik aromatik hidrokarbonların izini belirledi. Bunlar bu güne kadar uzayda bulunan en karmaşık moleküllerdir. RNA Dünyası'nın oluşumunda PAH’ların kullanılığı PAH Dünya Hipotezi’nde önerilmiştir. Spitzer Uzay Teleskobu yakın bir tarihte güneşe benzer bir şekilde oluşmakta olan HH 46-IR isimli bir yıldız tespit etti. Yıldızı çevreleyen diskte, siyanür bileşikleri, hidrokarbonlar ve karbon monoksit içeren geniş bir molekül yelpazesi bulunmaktadır. PAH'lerin uzayda geniş bir alana dağıldıkları teyid olmuştur; PAH'ler dünyadan 12 milyon ışık yılı uzakta galaksi M81'in yüzeyinde de bulunmuştur.Çoklu başlangıçDünyanın tarihinin başlarında farklı yaşam biçimleri yaklaşık eş zamanlı olarak belirmiş olabilir. Diğer yaşam biçimler ya yok olmuş, kendi farklı biyokimyalarıyla farklı fosiller bırakmış olabilir, ya ekstremofiller olarak varlıklarını sürdürüyor olabilir, ya da mevcut yaşam ağacının organizmalarına benzemelerinden dolayı fark edilmeden basitçe yaşıyor olabilirler. Mesela Hartman birkaç teoriyi bir araya getirmektedir;İlk organizmalar karbon dioksit sabitleyerek oksalik ve diğer dikarboksilik asitleri oluşturan, kendini kopyalayan demir zengini killerdi. Bu kendini kopyalayan kil sistemi ve onların metabolik fenotipi daha sonra sıcak su kaynaklarının kükürt zengini bölgelerine evrimleşerek azot sabitleme yeteneğini kazandı. Bu evrimleşen sisteme en sonunda fosfat katılması, nükleotit ve fosfolipitlerin sentezine olanak sağladı. Eğer biyo-sentez biopoezin evrelerini tekrarlıyorsa o zaman amino asitlerin sentezi pürin ve pirimidin bazlarının sentezinden önce gelmiştir. Amino asit tiyoesterlerinin polipeptitlere polimerizasyonu da, amino asit esterlerinin polinükleotitler tarafından yönlendirilmiş polimerizasyonundan önce meydana gelmiştir.Kaynaklar- Brooks, J; Shaw, G. (1973). Origins and Development of Living Systems.. Academic Press. ss. 359. ISBN 0-12-135740-6.-De Duve, Christian (Jan 1996). Vital Dust: The Origin and Evolution of Life on Earth. Basic Books. ISBN 0-465-09045-1.-Fernando CT, Rowe, J (2007). "Natural selection in chemical evolution.". Journal of Theoretical Biology 247: 152–67.-Horgan, J (1991). "In the beginning". Scientific American 264: 100–109.-Huber, C. and Wächterhäuser, G., (1998). "Peptides by activation of amino acids with CO on (Ni,Fe)S surfaces: implications for the origin of life". Science 281: 670–672.-Martin, W. and Russell M.J. (2002). "On the origins of cells: a hypothesis for the evolutionary transitions from abiotic geochemistry to chemoautotrophic prokaryotes, and from prokaryotes to nucleated cells". Philosophical Transactions of the -Royal Society: Biological sciences 358: 59–85.Russell MJ, Hall AJ, Cairns-Smith AG, Braterman PS (1988). "Submarine hot springs and the origin of life". Nature 336: 117.-Schopf, J. W.; et al. (2002). "Laser-Raman imagery of Earth's earliest fossils". Nature 416: 73–76. doi:10.1038/416073a. PMID 11882894.-Maynard Smith, John; Szathmary, Eors (2000-03-16). The Origins of Life: From the Birth of Life to the Origin of Language. Oxford Paperbacks. ISBN 0-19-286209-X.-Hazen, Robert M. (Dec 2005). [http://newton.nap.edu/books/0309094321/html Genesis: The Scientific Quest for Life's Origins]. Joseph Henry Press. ISBN 0-309-09432-1.-Morowitz, Harold J. (1992) "Beginnings of Cellular Life: Metabolism Recapitulates Biogenesis". Yale University Press. ISBN 0-300-05483-1-http://publishing.royalsociety.org/cell-evolution Dedicated issue of Philosophical Transactions B on Major Steps in Cell Evolution freely available.]-http://publishing.royalsociety.org/emergence-of-life Dedicated issue of Philosophical Transactions B on the Emergence of Life on the Early Earth freely available.]-Luisi, Pier L. (2006). [http://www.cambridge.org/catalogue/catalogue.asp?isbn=9780521821179 Emergence of Life: From Chemical Origins to Synthetic Biology]. Cambridge University Press. ISBN 0-521-82117-7.

http://www.ulkemiz.com/abiyogenez-hipotezi-nedir

Tunceli Üniversitesi

Tunceli Üniversitesi

Adres: Atatürk Mh. Muhlis Akarsu Cd. Merkez / TunceliTelefon: 0428 213 17 94Web: www.tunceli.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Tunceli Üniversitesi 22 Mayıs 2008 tarih ve 5765 sayılı kanun ile Bakanlar Kurulu'nda Tunceli ilinde kurulması kararlaştırılmış olan üniversitedir.Edebiyat FakültesiSosyolojiSosyoloji(İkinci Öğretim)İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİktisatİktisat(İkinci Öğretim)İşletmeİşletme(İkinci Öğretim)Kamu YönetimiKamu Yönetimi(İkinci Öğretim)Mühendislik FakültesiElektrik-Elektronik MühendisliğiElektrik-Elektronik Mühendisliği(İkinci Öğretim)Gıda MühendisliğiGıda Mühendisliği(İkinci Öğretim)İnşaat Mühendisliğiİnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim)Jeoloji MühendisliğiKimya MühendisliğiKimya Mühendisliği(İkinci Öğretim)Makine MühendisliğiÇevre MühendisliğiÇevre Mühendisliği(İkinci Öğretim)Makine Mühendisliği(İkinci Öğretim

http://www.ulkemiz.com/tunceli-universitesi

Telefonda Ses İletimi Nasıl Gerçekleşir?

Telefonda Ses İletimi Nasıl Gerçekleşir?

Günümüz teknoloji ve iletişim dünyasının en önemli nesnelerinden birisi olan telefon, artık hayatlarımızın birer parçası olmuş durumda. Haberleşme alanında kullanılmakta olan telefonda sesler diğer tarafa elektrik sayesinde gönderilir. Yani elektrik devreleri olmadan görüşme yapılamaz.Telefon Konuşmasında Gerçekleşen OlaylarElektrik devresi üzerinden telefon konuşmalarının yapılmasında ortaya çıkan bazı olaylar vardır. İlk önce ses enerjisi oluşur ve bu enerji, mekanik enerjiye dönüştürülür. Ortaya çıkan mekanik enerji de değişime uğrayarak elektrik enerjisine dönüşür. Oluşan bu enerji karşı tarafa nakledilir. Nakledilen elektrik enerjisi de değişime uğrayarak nakledildiği tarafta manyetik enerjisine dönüşür. Fakat dönüşüm işlemleri burada bitmez. Ardından manyetik enerji değişerek mekanik enerjiye dönüşür ve en son olarak bu enerji türü ses enerjisine dönüştürülür. Durum biraz karmaşık gibi gözükse de, burada gerçekleşen olan ses enerjisinin karşı aktarılması için değişmesi ve sonradan yine kendine gelmesidir. Tabi bu işlemler telefon konuşması sırasında saliseler içerisinde gerçekleşir.Telefon konuşmaları sırasında, telefonda konuşan kişilerin sanki birbirine çok yakın hissetmelerinin asıl nedeni, elektrik titreşimlerinin saniyede 200-300 km arasında yayılmasından dolayıdır. Bu hız, en uzak mesafelerden yapılan telefon görüşmelerinin kalitesini belirleyen etkenlerden birisini oluşturmaktadır. Telefon işlevi gören aletlerde, görüşme yapabilmek için temel bazı sistemler bulunur. Mikrofon akım kaynağı, ses alıcı, ses verici, devre açıp kapayıcı, çağırma kadranı, çağırma ve çağrılma düzenleri telefonda bulunan temel parçalardır.Otomatik ve manuel santrallere bağlı olan telefonlar birbirlerinden farklı yapıdadırlar. Fakat bu farklılığa rağmen yukarıda sayılan temel parçalar bu telefonlarda bulunmaktadır. Bu parçalardan telefon ahizesinin görevi, sesi ilk önce elektrik enerjisine sonra da bu enerjiyi sese çevirmektir. Otomatik türdeki telefonların ahizesi kaldırıldığında, telefonla santral arasında bir elektrik devresi kurulur. Ardından ahizeden ton sesi duyulmaktadır. Numaratörden rakamlar tuşlandığında, kurulan elektrik devresi hangi rakam tuşlanırsa o kadar açılıp kapanma işlemine uğrar. Devrede meydana gelen bu açılıp kapanmalar, santralde yer alan devreler aracılığıyla gerçekleşmektedir.Telefonun asıl işlevi olan haberleşme, sadece konuşma şeklinde yapılmaz. Bu tür haberleşme işlemlerinde ise lokal santrallere bilgisayarlar yerleştirilir. Bu bilgisayarlara telefonlardan sinyal gönderilir ve bilgisayar aldığı sinyalin cinsine göre seçim yapar. Bu seçimin ardından sinyal sayısal telefon, teleks, analog telefon ve televizyon bilgi işlem türlerinde terminallere ulaştırılmaktadır. Burada, telefon görüşmelerinin yanında teleks, faksimil yazı ve resim, televizyon ve bilgisayar işlemleri oldukça hızlı bir şekilde yürütülmektedir.Günümüzde çok çeşitli haberleşme hatları yer almaktadır. Bu tür hatlar çeşitli sayıda konuşmalar içerir.*İki telden meydana gelen radyo sinyal hattı: 1 kanal içerir.*Analog türde radyo link hattı: 30 kanal içerir.* Sayısal radyo hattı: 1920 kanal içerir.*Çok koldan oluşan koaksiyel hat: 7680 kanal içerir.*Fiberoptik kablo hattı: 10.000 ve üstü kanal içerir.*Haberleşme uydular hattı:20.000 kanal içerir.İki telden oluşan konuşma devreleri yalnızca şehir içi dağıtım sistemlerinde kullanılmaktadır. Bunun nedeni ise bu hattın sınırlı sayıda kanala sahip olması ve uzak mesafelerde kayıpların oldukça fazla artmasıdır. Haberleşme sistemlerinde radyo yayınlarından yararlanıldığı için çok fazla gelişme göstermiştir. İki kişi arasında meydana gelen telefon görüşmeleri iki yolla yapılabilmektedir. Doğrudan yolla oluşan analog sinyal ile ve bu analog sinyalin sayısal sinyale dönüşmesinden sonra telefon konuşmaları yapılır. Bu türlerden birisi olan analog sinyalin dezavantajlarından dolayı analog sinyal günümüzde daha kullanılmamaktadır. Bu dezavantajlar ise, yankı problemi ve sinyal gürültü seviyesinin çok fazla olmasıdır. Bu nedenle sayısal sinyal sistemi günümüzde kullanılmaktadır.Günümüzde kullanılan sayısal türde sinyal sisteminde palslar yer almaktadır. Palslar kodlanır ve vericiden 0 veya 1 sayısal yayın olarak gönderilmektedir. Bu kodlama eylemi her konuşma için teker teker yapılır ve bunun sonucunda bir antenden binlerce adet konuşma yapılabilmektedir. Bu eylem, böyle bir avantaj sağlamaktadır. İstasyondan yayınlanan binlerce yayın kod çözücüde çözümlenir ve odyo sinyal haline çevrilir. Bu odyo sinyaller, santral mantık devresi denilen bir sistemden geçer ve abonelere ulaşır. Telefon görüşmelerinin yapılmasında çok önemli görevler üstlenen kodlanmış palslar, koaksiyel kablolardan da gönderilme özelliğine sahiptir. Bu kabloların en önemli özelliği ise, kayıpların aza indirgenmesidir. Yine koaksiyel kabloların dışında fiber kablolardan da palslar gönderilmektedir. Fiber kabloların avantajları ise hızı ve kaybı en aza indirgemesidir.Telefon konuşmaları ve telefonların çalışma sistemleri çok karışık gözükmesine rağmen oldukça sistematik bir yapıdadır. Burada radyon sinyalleri ve pals denilen kavram çok önemli bir yer tutar.Yazar: Erdoğan GÜLhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/telefonda-ses-iletimi-nasil-gerceklesir

Toros Üniversitesi

Toros Üniversitesi

Adres: Bahçelievler Kampüsü , 1857 Sokak, No 12, Yenişehir 33140, MersinTelefon: 324 325 33 00 Web: www.toros.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesiİktisat (İngilizce) İktisat (İngilizce) (Tam Burslu) İktisat (İngilizce) (%25 Burslu) İktisat (İngilizce) (%50 Burslu) İşletme (İngilizce) İşletme (İngilizce) (Tam Burslu) İşletme (İngilizce) (%50 Burslu) İşletme (İngilizce) (%25 Burslu)Psikoloji(İngilizce)Psikoloji(İngilizce)(Tam Burslu)Psikoloji(İngilizce)(%50 Burslu)Psikoloji(İngilizce)(%25 Burslu)Uluslararası Ticaret (Fakülte)(İngilizce)Uluslararası Ticaret (Fakülte)(İngilizce)(Tam Burslu)Uluslararası Ticaret (Fakülte) (İngilizce) (%25 Burslu)Uluslararası Ticaret (Fakülte) (İngilizce) (%50 Burslu) Mühendislik FakültesiBilgisayar Mühendisliği (İngilizce) Bilgisayar Mühendisliği (İngilizce) (Tam Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Yazılım Mühendisliği(İngilizce)Yazılım Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Bilgisayar Mühendisliği (İngilizce) (%25 Burslu) Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce) (%50 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce) (%25 Burslu) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce) (%50 Burslu) Endüstri Mühendisliği (İngilizce)(%25 Burslu)Endüstri Mühendisliği (İngilizce) (%50 Burslu)Yazılım Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)Yazılım Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)

http://www.ulkemiz.com/toros-universitesi

Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üniversitesi

Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üniversitesi

Adres: Söğütözü Cad.No:43, Söğütözü, Ankara, 06560Telefon: 0312 292 4000 Web: www.etu.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (TOBB ETÜ) Ankara'da kurulmuş onuncu üniversitedir. TOBB ETÜ'nün en büyük farklılığı Ortak Eğitim Programı'dır. Geleceği şekillendirmeye ve Türkiye'yi yönetmeye aday bireyler yetiştirmeyi öngören üniversite 2004?2005 eğitim-öğretim yılında Mühendislik Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi olmak üzere 3 fakültedeki, 7 bölüme alınan 270 öğrenciyle eğitim-öğretime başlamıştır. TOBB ETÜ ilk dört yılında kayıt yaptıran bütün öğrencilerine öğrenim süreleri boyunca kullanmak üzere dizüstü bilgisayar vermiştir.Fen-Edebiyat FakültesiMatematik(Tam Burslu)Tarih(Tam Burslu)Türk Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu)İngiliz Dili ve Edebiyatı(Tam Burslu)İngiliz Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)Matematik(%50 Burslu)Tarih(%50 Burslu)Türk Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)Hukuk FakültesiHukukHukuk(%50 Burslu)Hukuk(Tam Burslu)İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİktisat İktisat (%50 Burslu)İktisat(Tam Burslu) İşletmeİşletme (%50 Burslu)İşletme(Tam Burslu)Uluslararası GirişimcilikUluslararası Girişimcilik(%50 Burslu)Uluslararası Girişimcilik(Tam Burslu)Uluslararası İlişkilerUluslararası İlişkiler(%50 Burslu)Uluslararası İlişkiler(Tam Burslu)Mühendislik FakültesiBilgisayar MühendisliğiBilgisayar Mühendisliği(%50 Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(Tam Burslu)Elektrik-Elektronik MühendisliğiElektrik-Elektronik Mühendisliği(%50 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(Tam Burslu)Endüstri MühendisliğiEndüstri Mühendisliği(%50 Burslu)Endüstri Mühendisliği(Tam Burslu)Makine MühendisliğiMakine Mühendisliği(%50 Burslu)Makine Mühendisliği(Tam Burslu)Biyomedikal MühendisliğiBiyomedikal Mühendisliği(Tam Burslu)Biyomedikal Mühendisliği(%50 Burslu)Güzel Sanatlar FakültesiMimarlık(Tam Burslu)Mimarlık(%50 Burslu)Mimarlık

http://www.ulkemiz.com/tobb-ekonomi-ve-teknoloji-universitesi

 Kaz Yetiştiriciliği - Kaz ırkları  ve Kaz Bakım Teknikleri

Kaz Yetiştiriciliği - Kaz ırkları ve Kaz Bakım Teknikleri

Hayvansal kaynaklı protein tüketiminin arttırılması ucuz üretim ile mümkündür. Kanatlı etleri ise bu bakımdan ucuza mal edilebilen hayvansal bir protein kaynağıdır.

http://www.ulkemiz.com/kaz-yetistiriciligi-kaz-irklari-ve-kaz-bakim-teknikleri

Herbaryum Nedir ? Herbaryum Teknikleri Nelerdir ?

Herbaryum Nedir ? Herbaryum Teknikleri Nelerdir ?

Kurutulmuş bitki örneklerinin belli bir sistemle düzenlenerek saklandığı yerdir.Doğadan toplanan bitki örnekleri preslenerek kurutulur. Özel kartonlar üzerine yapıştırılır. Karton üzerinde bitki örneğinin familya ve tür ismi ile örneğin toplandığı yer, toplandığı yükseklik ve tarih, örneği toplayanın adı, örneği adlandıran kişinin adı ve diğer bilgiler (habitat, habitus özellikleri) yer alır. Örnekler tür, cins, familya olarak gruplandırılır. Özel dolaplar içinde yatay olarak muhafaza edilir. Herbaryum Yapmanin Amacı Herbaryum yapmanin amaci çalisan kisiye göre degismekle birlikte genel olarak su sekilde siralanabilir; a) Bitkiyi tanimak, b) Bitkinin varligini kanitlamak (bitkinin nerede ve ne zaman yetistigini ögrenmek), c) Daha sonraki bitkilerle ilgili konularda çalismak, d) Bitkiye ulasilmasinin mümkün olmadigi zamanlarda elde hazir materyal bulunmasini saglamak, e) Hastalik ve zararlilara konukçuluk yapan bitkileri toplamak, daha sonra teshiste kullanmak. Herbaryum Örneklerinin Kullanim Alanları Herbaryum örneklerinin kullanilma amaçlari ise asagidaki gibi siralanabilir; a) Herbaryumlarda bulunan bitki örnekleri, morfolojik çalismalar yaninda söz konusu bitkinin kök, gövde, yaprak ve çiçek gibi degisik organlarinin mikroskobik olarak incelenmesinde materyal olusturur. b) Florasi incelenen bölgelerde, bitki gruplarinin dagilisi büyük oranda herbaryum kayitlarina göre belirlenir. c) Bitkisel üretim, ekoloji ve taksonomi gibi konularda, okul içi egitimde ögrenim amaçli herbaryumlardan faydalanilmaktadir. Ögrencilere özellikle iklim ve mevsimin uygun olmadigi ortamlarda, bitki karakterlerinin gösterilmesi, cins ve türlerin tanitilmasi, herbaryumlardaki bitki örnekleri ile pratik olarak gerçeklesir. d) Çayir - mera vejetasyonlarini olusturan türlerin, süs bitkilerinin, kültür bitkilerinin ve yabanci otlarin teshisinde herbaryumlar en degerli kaynagi olusturur. Zira son yillarda taksonomik yayinlari inceleyerek bitki tanima teknigi önemini büyük ölçüde kaybetmistir. e) Özellikle tür ve varyete isimleri temel kabul edilerek, düzenlenen herbaryumlardaki bitki örnekleri kromozomlarla yapilan poliploidi çalismalarinda (zaman içinde seri olustugundan) degerli birer belgesel kayit anlami tasir. f) Entomolojik ve fitopatolojik çalismalarda konukçu bitkiye bagli teshislerde de büyük önem arz eder. Herbaryumda Örneklerin Düzenlenmesi Her bitki koleksiyoncusu, belli bir amaçla topladigi malzemenin tasnifine yönelik sorunlarla karsilasabilmektedir. Herbaryum hangi bakimdan kurulmak ve devam ettirilmek isteniyorsa, basit olarak tasarlanmalidir. Iyi düsünülmüs bir yapi ve açik seçik bir düzenleme, her bitkiyi hizli bir sekilde bulmamiza yardimci olur. Her bitki koleksiyonu basit bir alfabetik siralama ile düzenlenir. Çiçekli bitkilerde, familyasina göre düzenleme yapmak yeterli olmaktadir. Fakat pratik nedenlerden dolayi alfabetik siralama tercih edilir. Böylece cinslerin bulunmasi kolaylasir. Cinslerin içinde bulunan türlerin siralamasi da alfabetik olarak yapilir. Familya siralamasin da ise bitki topluluklarina ait eserlerden yararlanila bilinir (Stehli und Brünner, 1981). Toplanan bitkiler, biyolojik sisteme göre (tür, cins, familya, takim, sinif) düzenlenebilir veya akrabalik iliskilerine göre bir arada tutulabilirler. Her iki yöntemin de olumlu ve olumsuz yönleri vardir. Sinifina, takimina, familyasina, cins ve türüne göre biyolojik sirayla düzenlenmis koleksiyon sayesinde biçimsel olarak birbirine benzeyen bitkiler iyi karsilastirila bilinirler. Biyolojik sisteme göre düzenlemenin temel birimi tür dür. Bunu takip eden basamak, genelde daha fazla türü kapsayan cins (genus) tir. Cinsler ise familya'da toplanirlar. Bunlar, biyolojik sistemdeki isaretlere göre benzerlik gösterirler. Tür, ayni atadan gelen ve birbirleriyle çiftleserek fertil döller verebilen bireyler topluluguna denir. Fakat önemli türleri birbirine benzer olabilen bitki topluluklarinin biyolojik sisteme göre tek tek düzenlenmesi yorucu olmaktadir. Eger koleksiyon faaliyetinde daha fazla bitki topluluguna yönelme olursa, bitki sosyolojisine göre tasnif amaca uygun olur. Bunlar disinda herbaryumlar, tedaviye yönelik bitkilerin kurutulmus yapraklarina, çiçeklerine, türüne, bitkinin bünyesindeki alkoloidlere ve glikozitlere göre düzenlene bilinir. Bitkinin Bulundugu Yer ve Çevre Her bitki türü yeryüzündeki bütün kitalar üzerinde yaygin degildir, bazi türler belirli bir bölgeye aittir. Bir bitki doga içinde sistemin bir parçasi olarak görülmelidir. Sicaklik, su, toprak, isik gibi dis faktörler bitkilerin yasama imkanlarini belirlemektedir. Farkli bir bitki de ihtiyaçlarina uygun bir ortam buldugunda o yere yerlesebilmektedir. Böyle düzenli bir ekolojik dönüsüm bitki türlerinin tesadüfi olarak ortaya çikmadigini belirlemektedir. Bir çok tür, bulunduklari yerin çevre sartlarina bagli olarak, birbiriyle ve diger bitki türleri ile rekabet halindedir. Bu sekilde iklim ve rekabete dayanan, tarihsel bir iklim süreci kosullari ile, bitki türlerinin kombinasyonu sonucu bitki topluluklari olusmustur. Bitki topluluklarini, ekolojik iliskilere bagli çevre faktörlerini, bitki gelisimlerini, türlerini ve yayilimlarini Bitki Sosyolojisi bilimi incelemektedir. Süphesiz koleksiyonun olusturulmasinda, bitkilerin bulundugu yerlerin en küçük ünitesine kadar siniflandirilmasina çalisilmalidir. Bu ise, çok büyük deneyim isteyen bir konudur. Çalisma baslangiç olarak kaba bir sekilde fundalik, alçak çayirlik, yaprakli agaçlar ormani olarak siniflandirilabilir. Dogal bitki topluluklarinin yani sira insan müdahalesiyle ortaya çikmis çesitli türlerle de (çayir, tarla vb.) ilgilenebiliriz. Bunlar bitki sosyolojisinin karakter türleri olarak tanimlanirlar ve bitki sosyolojisine ait birimlerin isimlendirilmesinde büyük rol oynarlar. Tam bir çalisma için ilk önce kolay görülebilir ve açik karakterize edilmis bitki toplulugunu seçmek gerekmektedir. Örnegin; yüksek bataklik çayin ve su bitkileri gibi (Stehli und Brünner, 1981). Bitkinin Bulundugu Yer Hakkinda Notlar Öncelikle bulunan türün adi, araziden toplanma, sira numarasi, tarih ve bulundugu yer bir kagida veya etikete yazilir. Bir deftere bu bilgiler aktarilir. Bulundugu yer, toprak durumu (islak, nemli, kuru, balçik, kum, humus, besin degeri düsüldügü v.b.), isik durumu, örnegin diger bitkinin gölgesinde olmasi gibi bilgiler de verilir. Bütün bu bilgilerle mümkün oldugu kadar bitkinin bulundugu yerin kapsamli bir görüntüsü verilir. Bitkinin fenolojik durumu da belirtilir. Mümkün oldugu kadar bitkinin bir çok parçasi kaydedilir. Böylece bitki sosyolojisi hakkindaki bilgiler verilmis olunur. Bu islemler yeni baslayanlar için kolay degil ve zaman alicidir. Bu sekilde hazirlanan buluntu yeri notlan çok önemlidir. Eger koleksiyonumuzu taksonomik açidan olusturmak istiyorsak, bitkinin gelisme dönemi hakkindaki bilgilere önem vermeliyiz. Örnegin; çiçek rengi, kokusu, çiçeklenme sekli ile süresi, tek veya çok yillik olusu ve reçinesi taksonomik isaretlerdendir (Stehli und Brünner, 1981).Herbaryum Yapiminda Bazi Önemli Kurallar Dogayi korumak iyi bir koleksiyoncu için en basta gelen yasa olmalidir. Korunulan bitkilere ait tam bilgiye sahip olmak, yasalara karsi kasitli olmayan durumlar karsisinda koleksiyoncuyu korur. Bitkiler özenle toplanmalidir. Toplama esnasinda bitkinin korunmasi zorunludur. Çignenen bitkiler ve hos görünmeyecek sekilde açilan çukurlar koleksiyoncular için iyi bir izlenim vermez. Buna ilaveten bitkinin diger gelisme devreleri, tohumlan ve meyveleri de toplanmalidir. Materyalin toplanmasinda zamana .ihtiyaç duyulur. Hiç bir zaman bir seferde çok bitki toplamaya çalisilmamalidir. Bitkileri toplayip preslemeden önce renk ve formunun uygunluguna bakmak gerekir. Bir defalik presleme ile is birakilmamali, bitkinin rutubeti sürekli alinmalidir. Aksi halde bitki kurumadan çürür ve çogu zaman da kararir. Preslemeden çikan bitki çok çabuk kirilabilir. Bu nedenle bitkiler kartonlarin arasina konularak saklanir. Toplanan materyal böceklerle bulasiksa, öncelikle temizlenmeli daha sonra preslenmelidir. Kuru bitkiler kolay yanabilir olduklarindan, sigara içilmemeli ve atesten sakinarak çalisilmalidir. Not almada 7 x 10 cm boyutlarinda sert ve suya dayanikli kagitlar ve kursun kalem gereklidir. Böylece isim, bulundugu yer, tarih ve gerekiyorsa örnek numarasi yazilir. Mümkünse bitkinin bulundugu yerin bir kaç bölümünü alabilen bir fotograf makinesi ile büyük bitkilerin fotografi çekilebilir. Büyük sapli ve etli bitkileri birkaç parçaya ayirmak için bir ameliyat biçagina (bisturiye) ihtiyaç duyulur. Araziye giderken bitki tohumlarinin toplanmasi amaciyla mutlaka mektup zarfi veya kesekagidi da götürülmelidir. Toplama esnasinda bitkinin adi yazilir, materyal bir evrak çantasina veya prese konur. Evrak çantasinda kaygan kagitli bölümlere yerlestirilen bitkiler, hafif bir baski altinda tutulmus olur. Kesin olarak preslemeden önce laboratuarda düzenleme yapilabilir. Böylece daha yakin bir inceleme yapilmis olur. Rüzgarli havalarda presleme isini laboratuarda yapmak daha uygun olur. Toplanan materyal plastik torbalara da yerlestirile bilinir (Ismi ve bulundugu yeri belirten bir kagit bantla üzerine yapistirilir). Torbalar çantanin içine ayri ayri konur. Yerlestirme esnasinda bitkilerin birbirine baski yapmamasina dikkat edilmelidir. Materyalin nakliyesi söz konusu ise nemli bir gazete kagidina sarilabilir. Çiçekler materyalin üzerinde bulunmalidir. Plastik torba ve nakil kaplari mümkün Oldugunca günesli ortamdan uzak tutulmalidir. Zira, günes isinlari bitki materyalinin rengini bozabilir. Eger bitkiler nemli olarak prese alinirsa bu iyi sonuç vermez. Bu nedenle laboratuarda kisa süre bekletilmelidir. Daha sonra hemen prese alinmali veya teshis çalismalarina baslanmalidir. Binoküler ile küçük çiçeklerin parçalanarak incelenmesi mümkündür. Kesit almada ve meyve çekirdeklerini kesmek için bisturiye göre jilet kullanimi daha uygun olmaktadir (Stehli und Brünner, 1981). Örneklerde teshis karakterlerinin bulunmasi gerekir. Tatminkar bir materyal, genç çiçek ve genç meyvelere sahip olan normal bir habitusta, fakat genis bir populasyondan alinan örneklerdir. Bu özellikler, turu n tam hayat dönemlerini ve degisen özelliklerini verirler. Otsu bitkilerde kök, gövde, taban, gövde yapraklari, çiçek ve meyvenin örnekte bulunmasi teshis için sarttir. Odunsu bitkilerde ise yaprak, çiçek ve meyve bulunan bir dal yeterli olabilir. Soganli ve rizomlu bitkilerde, örnegin; Crocus sp. (Çigdem)'de toprakalti kisminin da alinmasi gerekir. Bitki toplayicisi hangi grup bitkilerin toprak alti kisimlarinin teshis için gerekli olacagini, hangilerinin gerekli olmayacagini bilmelidir. Otsu bitkilerin kök sistemlerinin yeterli miktarda toplanmasi bir bitkinin genel karakterini çizmeye yarar. Bitkilerin solmasini geciktirmek için bitkileri islatmak yerine örnek toplama kabinin alt kismina nemli bir kagit koymak yararlidir. Baska bir yol da; kök kisimlarindaki topraklari temizlenen ve her istasyondan toplanan örnekler büyük birer naylon torbaya konarak içine suya batirilmis sünger atilir ve torbanin agzi sikica baglanir.Böylece pres yapilincaya kadar bitkilerin solmamasi saglanmis olur. Naylon torbalarin içine örneklerin yazildigi etiket de konur. Örnegin Ankara, Beynam ormani, Step, Kuzeye bakan % 30 egimli, taslik yamaç, 1200 m, tarih: 11.4.1990, toplayan: Uzm. Metin KURÇMAN gibi. Bitkilerin araziden toplanmasi sirasinda ayni türe ait birden fazla bitki örnegi alinmalidir. Örneklerden biri herbaryum materyali olarak prese alinirken, digeri adlandirmada kullanilir (Yildirim ve Ercis, 1990). Toplama Çalismalari Için Gerekli Malzemeler Arazi Çalismalari Için Gerekli Malzemeler 1. Bitki koleksiyoncusu araziye çikarken her türlü çevre kosullarini önceden düsünerek, ortamda rahat dolasabilecegi giysiler seçmelidir. Özellikle uygun bir ayakkabi ya da çizme ve ayrica yagmurluga ihtiyaci vardir. 2. Orta boylu saglam ve kullanisli bir not defteri ile bir kursun kalem gereklidir. Deftere arastiricinin verdigi tarla (arazi) numarasi, örnegin alindigi yer, flora hakkinda temel bilgiler, toplama tarihi, bitkinin mahalli adi, biliniyorsa örnegin bilimsel adi, çiçek rengi ve arazinin yüksekligi gibi bilgiler yazilmalidir. 3. Arastirilacak bölgenin haritasi; 1:100.000'lik harita ideal olmakla birlikte 1:250.000'lik haritalar da kullanilabilir. Bitki toplama çalismasi yapilan istasyon harita üzerine isaretlenir. 4. Altimetre (yükseklik ölçer) ve Fotograf makinesi 5. 6x veya l0x büyütmeli bir el büyüteci. 6. Toplanan bitkileri içine koymak için plastik torbalar veya metal çantalar, sünger ve ip. 7. Amaca göre degismekle beraber, 45 x 30 cm. boyutlarinda tahtadan veya metalden yapilmis degisik tiplerde presler ve presleri sikmak için örgü kemerler. 8. Bitkileri toplarken sökmeye yarayan batirici alet (zipkin), kisa sapli kazma, saglam bir kürek, güçlü bir cep biçagi, agaç dallarini ayirmak için bahçe biçagi, acemiler için el biçagi, çaki, budama makasi gibi aletler. 9. Bir pusula. 10. Kurutma kagitlari ve gazete kagitlari (44x28 cm. boyutlarinda), oluklu mukavva, filtreli kagit. 11. Bahçivan eldiveni. 12. Tohumlar için küçük kese kagidi veya kagit zarflar. 13. Su bitkilerini yakalamak için kanca. 14. Canli materyal için islanmaz küçük kutular. 15. Toprak örnekleri için küçük bez torbalar. Laboratuar çalismalari için gerekli malzemeler 1. Binoküler. 2. Bisturi , pens, sapli igne, cimbiz, damlalik. 3. Kurutma dolabi. 4. Herbaryum yapistirmak için karton ve koruyucu metal. 5. Yapistirici. 6. Tohumlarin saklanmasi için küçük siseler. Daha sonra gerekli malzemeler 1. Bitki isimlerinin yazilmasi için etiketler. 2. Teshiste kullanilacak literatürler. 3. Herbaryum dolabi. 4.Herbaryumlari korumak için naftalin yada benzeri koruyucu malzemeler. Örneklerin Toplanma Zamani ve Sekli Toplanacak bitkiler kolaylikla taninabilir büyüklükte olmalidir. Ayrica bitkilerin tanisinda resimli teshis kitaplarina ihtiyaç vardir (Aichele, 1975; Rauh, 1954; Schindelmayr, 1968; Olberg, 1963; Volger, 1962; Bursche, 1963; Rytz, 1989; Özer ve ark., 1996). Yeni baslayanlar için hata yapmak kolaydir. Fazla miktarda toplanan bitkilerin Laboratuvarda götürülmesi kolay degildir. Bitkiler kisa zamanda pörsüyerek bozulabilirler. Ayrica, bitkileri toplamak veya preslemek, daha sonra kurutulmus bitki topluluklarina isim vermek kolay degildir. Böyle malzemenin belirlenmesi deneyim sahibi olmayanlar için mutlaka güvenilir degildir. Deneyimsiz bir koleksiyoncu, bitkilerin sadece siniflarini bulur ve prese koyar, daha sonra deneyimli birine bu konuda danismalidir. Bitkileri en uygun toplama zamani, ögleden önce veya sonradir. Sabahin erken saatlerinde bitkinin üstü çigli olur. Ögle günesinde ise bazi türler gevser. Bitkiler yagmurlu havalarda toplanmamalidir. Bitki yetistigi yerde aranmali, karsilastirarak, seçerek ve itina ile toplanmalidir. Her önüne gelen bitkiyi degil, aksine ayirt edici özelliklere sahip uygun bir örnek alinmalidir. Bitkinin kök kisimlarini sökerken ihtiyatli davranilmalidir. Özellikle çok yillik bitkilerde bitkinin kök kismini sökmekten kaçinilmalidir. Hiç bir zaman ülkeye özgü yani endemik bitki topluluklarina zarar verilmemelidir. Bütün büyük çali formundaki bitkiler parçalar halinde alinmalidir. Istege göre tipik özellikte bir dal seçilebilir. Çiçegin, yapraklarin ve dallarin bir arada bulundugu bir dal seçilebilir. Toplu olarak bitkinin bir fotografi da çekilebilir. Küçük bitkilerden genellikle iki örnek alinir. Zira, bazi türlerde çiçekler ve yapraklar farkli zamanlarda gelisir. Öksürük otunda (Tussilago farfara L.) oldugu gibi. Ayrica meyve ve tohumlar da toplanmalidir. Genellikle kalin sapli olan bitkilerde sapin yarisi alinir, diger yarisi atilir. Böylece bitki daha iyi preslenir (Stehli und Brünner, 1981).  Örneklerin Toplanmasinda Dikkat Edilecek Hususlar 1. Herbaryum örnekleri yagissiz, kuru ve günesli havada alinmalidir. Çünkü uygun olmayan hava sartlarinda alinan örneklerin korunmasi zordur. 2. Bitki örnekleri, üzerinde çalisilabilecek büyüklük ve sayida alinmalidir. 3).Toprak alti kismi çamurlu olmamalidir. Eger çamurlu ise yikandiktan sonra kurutulmalidir. 4). Hastalik ve böcek zarari olmamalidir. 5). Soganli ya da yumrulu ise bu organlar bitkiden ayrilmalidir. Aksi halde bitki bu organlardaki depo besinlerini kullanarak gelismeye devam edebilir. 6). Çiçeksiz bitkilerin örnekleri (Equisetum spp. ) mutlaka spor üreten organlariyla birlikte toplanmalidir. 7). Bitkinin tüm karakteristik organlar ile birlikte örneklenmesi saglan malidir. Bu durum özellikle bitkilerin toprak alti organlarinin da örnekte yer almasi için topraktan sökülmeleri zorunlulugunu ortaya çikarmaktadir. Zira, bitkilerin toprakalti organlari; kök, yumru, sogan gibi degisik organlar olusturmakta ve bunlar bitkilerin teshisinde çok defa ayirt edici temel özellikleri vermektedir. Örnegin; kökleri rizom, stolon ve saçak formunda olan bugdaygillerin teshisinde belirtilen olusumlar anahtar görevi görmektedirler. Genellemek gerekirse; a. Gymnospermlerin (Açik tohumlular) örneklerinde kozalak ve tohumlar bulunmalidir. b. Angiospermlerin (Kapali tohumlular),-Monokotiledon (Tek çenekli) bitkiler çiçekli ve meyveli olmalidir.-Dikotiledon (Iki çenekli) bitkilerde ise çiçek bulunmalidir 8).Diger bir husus ise örneklemenin bitkinin degisik gelisme dönemlerinde birkaç defa yapilmasidir. Böylece çiçeklenme devresinde toplanan bir bitkinin tohum baglama periyodunda örneklenmesi gerçeklestirilecek hazirlanan herbaryumda tüm organlarinin bulunmasi saglanmis olacaktir. 9). Herbaryum için toplanan bitki öreklerinin uzun süre saklanabilmesi ve onlardan çok amaçli yararlanilabilmesi için iyi seçilmis olmalari gerekir (Stehli und Brünner, 1981; Zengin, 1992). Farkli Bitkileri Toplama ve Kurutma Yöntemleri Suyosunlari a)Tatli suyosunlari: Bunlari toplamak için agzi vidali plastik siseler kullanilmalidir. Plankton organizmalar plankton agi ile sudan çikarilarak yogunlastirilirlar. Plankton aglari perlon kumastan yapilmalidir. Fitoplankton agi için hafif seyreklestirilmis aralikli örgüden yapilmis ince tül kullanilir. Bu tülün örgü araliklar yaklasik 56-75 mikron olmalidir. Mikroskobik olan bu organizmalar çesitli yöntemlerle preparat haline getirilerek uzun süre saklanabilirler (Saya ve Misirdali, 1982). Tatli suyosunlari ve tuzu giderilmis deniz yosunlari yaklasik 2-3 cm kadar musluk suyu ile doldurulmus yassi, çukur bir kaba (Örnegin; fotograf banyo kabi) birakilir. Daha sonra yosunun üzerindeki yabanci maddeler (kir, diger suyosunlari, kabuklular ve böcekler vs.) temizlenir. Karton bir levha, yassi ve saglam bir alt levhasi ile birlikte suyosununun altina sürülür. Suyosununun taban kismi asagida olacak sekilde karton üzerine çekilir. Su altinda iken dal kisimlari dogal durumlarina en yakin sekle getirilerek düzeltildikten sonra karton, alt levhasi ile birlikte sudan çikarilir. Sudan çikarilan su yosunlari havada biraz kurumaya birakildiktan sonra filtre kagidi arasinda hafif basinç altinda mümkün oldugu kadar çabuk bir sekilde kurutulur, aksi halde kararir. Daha sonra etiketlenerek saklanirlar. b) Deniz yosunlari: Deniz yosunlan çekme kancasi ile veya elle toplanarak tatlisu ile doldurulmus bir kabin içine konur. Çünkü suyosunlarinin üzerindeki tuz, kurutma esnasinda kristalize olarak mantarlasmayi kolaylastiracagindan bunlarin tatlisuyla eritilmeleri gerekmektedir. Tuzu giderilmis suyosunlari kurutularak karton üzerine tespit edilir. Birçok suyosununun sümüksü hücre zarlari bulundugundan kurutma esnasinda karton üzerine kolayca yapisirlar. Mantarlar Mikroskobik mantarlar (funguslar) üzerinde yasadigi ortam parçasiyla birlikte toplanir. Bu m sporangium (spor yataklari) ve fruktifikasyonlarini (spor olusumlarini) tamamlamis olmalarina dikkat edilmelidir. Funguslar toplandiktan sonra kutu veya cam kaplar içinde kuru halde saklanirlar. Sapkali mantarlar ise bir çaki vasitasiyla topraktan sökülür. Bu mantarlarin tayininde spor renkleri de önemli oldugundan sporlar beyaz bir kagit üzerinde toplanirlar. Bunun için mantarin sapka kismi kesilerek beyaz kagit üzerine konulur. Bir gün sonra kagit üzerine düsen sporlar toplanirlar. Dolayisiyla bu mantarlardan en az iki örnek toplamak gerekir. Bu örneklerden biri herbaryum örnegi halinde saklanir. Ikincisi spor elde edilerek teshiste faydalanmak amaciyla kullanilir (Saya ve Misirdali, 1982). Sapkali mantarlar ya % 70'lik etil alkol veya % 4'lük formal eriyigi içine konularak ya da dondurma - kurutma yöntemi ile kurutularak cam kaplar içinde saklanir. Dondurma-kurutma yönteminde kurutmayi hizlandirmak amaciyla, mantar ince nelerle delinir. Daha sonra kutu içine serilerek dondurma aletinde kurutulur ve saklanir. Mikroskobik olan funguslarda da ayni yöntem uygulana bilinir. Likenler ve Karayosunlari Likenler ve karayosunlari, üzerine gerekli bulgularin yazildigi mektup zarflari veya özel olarak hazirlanan zarflar içine konularak saklanirlar. Odun ve kabuk üzerinde yasayan likenler ve karayosunlari bir çaki vasitasiyla çikarilarak toplanirlar. Tas üzerinde yasayan kuru likenler ise çekiç ve kalem keski ile çikarilarak toplanirlar. Tas üzerindeki nemlenmis likenler çaki ile çikarila bilinirler. Kirilabilen likenler yumusak kagitlara sarilarak tasinirlar. Zarf içine konan liken ve karayosunlari etiketlenir ve herbaryum kartonlari üzerine yapistirilarak saklanirlar. Daha büyük yaprakli karayosunlari ve turba yosununun gametofitleri de ileride açiklanacak olan presleme yöntemi ile kurutulup herbaryum kartonu üzerine yapistirilarak saklanabilirler (Saya ve Misirdali, 1982). Egreltiotlari ve Tohumlu Bitkiler Egreltiotlari ve tohumlu bitkiler mümkün oldugu kadar zarar görmemis olarak kök, çiçek, yaprak, meyve ve tohumlariyla birlikte toplanmalidirlar. Korunmaya alinmis bitkilerin ancak fotograflari çekilebilir. Bunlar toplanmamalidirlar. Zira bunlar az bulunan kaybolmaya yüz tutmus veya endemik bitkilerdir (Saya ve Misirdali, 1982). BITKILERDE ISTENMEYEN RENK DEGISIMLERI Presteki renk degistiren bitkiyi bulmak veya taze yesil yapragin korunmasi sonucunda, zamanla kahverengimsi renge dogru gidisini gözlemlemek koleksiyoncu için istenmeyen olaydir. Bu arzu edilmeyen renk degisimi neye dayandirila bilinir? Bu kötü görünüse engel olabilmek için ne yapilabilir? Bunun için bitkinin mümkün oldugunca çabuk suyu alinmalidir. Canli bitki hücresinde bir düzen ve harmoni vardir, reaksiyonlar biyokimyasal bir süreç içerisinde cereyan etmektedir. Korunma döneminde - bitki koruma yöntemleri-, çok sayida kontrol edilemeyen ve degistirilemeyen olaylar baslatmaktadir. Hücrenin iç basinci (Turgor) gevser ve özsu renk maddesi (Chromogene) plazmanin içine girer. Hücrenin renk degistirmesine neden olur. Adi geçen Chromogene, belirli maya gruplarini harekete geçirir ve kahverengimsi renk degisikligine neden olur. Olay, sivilarin korunmasinda madde içeriginin degisimine ve özsu renk maddesinin erimesine kadar varir. Bunlar sadece birkaç örnektir. Maya (Ferment), sicaklik sayesinde etkisiz hale getirilebilir ve özsu renk maddesinin neden oldugu renk degisimi engellenmis olur. Renk degistirmeye meyilli olan suca zengin bitkilerde kisa süreli isi tavsiye edilir. Genelde kurutmada diger bir yol daha seçilir. Mayalanmaya bagli kosullardaki renk degisikligini genis ölçüde etkisiz hale getirmek gerekir. Bitkinin mümkün oldugu kadar çabuk suyunu alarak, yas kurumalarda mayanin (Ferment) arzu edilmeyen aktivitesine asit ilavesiyle engel olunur. Rengi kuvvetlendirici islemler (kireç tozu, alçi gibi su emen maddeler ve itinali renk açici okside maddeler kullanilarak) ile özellikle yesil yapraklarda iyi bir renk korunmasi saglanabilir. HABITUSU BOZMADAN KURUTMA Bir kap içerisine yerlestirilen kurutulacak materyalin etrafi iyice kurutulmus kum ile dondurulur. Doldurma islemine bitki tamamen kumla örtülünceye kadar devam edilir. Bitkinin durumuna bagli olarak 5-10 gün böylece birakilir. Daha sonra kap hafifçe egilerek kumun akip dökülmesi saglanir. Bu esnada örnegin zarar görmemesi için kumun dökülmesi islemi son derece dikkatli yapilmalidir. Bilinmesi gereken diger bir konu da sudur; bütün kurutulmus bitkiler, özellikle çiçek renkleri isiga çok fazla duyarlidirlar. Bunun gibi benzeri bitki kisimlari günes isiginda uzun süre birakilirsa renkleri solar. Bu nedenle isiga karsi koruma bütün bitkilerde bir yasa gibidir. Buna kesinlikle dikkat edilmelidir. BITKILERIN PRESLENMESI Kisa bir süre için torbalarda korunan veya hemen kurutulmak istenen bitki örneklerinin dogal for ve renklerini koruyabilmeleri için ‘Pres” adi verilen baski araçlarinda kurutulmalari gerekir. Araziden toplanan örnekler, üzerinde bulunabilecek toz ve çamurlar uzaklastirildiktan sonra pres altina ve nem emici kagitlar arasina yerlestirilmis sekilde konmalidir. Pres tahtasinin düzgün yüzeyi üste gelecek sekilde konur. Bunun üzerine yüzeyi üste gelecek sekilde oluklu mukavva ve üzerine kurutma kagidi yerlestirilir. Daha sonra araya bir gazete konulur. Içerisine bitki örnegi yerlestirilir ve kapatilir. Üzerine kurutma kagidi konur ve tekrar bir gazete kagidi açilarak içine bitki örnegi yerlestirilip kapatilir. Üzerine kurutma kagidi konur. Bu islem her bir bitki örnegi için tekrarlanir. Mümkünse 2-5 bitki örnegi bulunan kurutma kagitlari arasina oluklu mukavva veya oluklu metalden yapilmis sert bir malzeme konularak bitkiler arasindan hava akiminin geçisi saglanmis olunur. Böylece, kurutma islemi hizlandirilir. Araya konan oluklu mukavvadan ilkinin oluklu yüzeyi asagiya, ikincisinin ise yukari gelecek sekilde yerlestirilmesi gerekir. Pres belirli bir yükseklige eristikten (20-30 cm.) sonra üzerine kurutma kagidi konur. Onun üzerine de oluklu yüzeyi asagiya gelecek sekilde mukavva, son olarak en üste düzgün yüzeyi alta gelecek sekilde pres tahtasi konularak örgü kemerleri iyice sikilir. Daha sonra üzerine bir agirlik konur. Aradaki kurutma kagitlari her gün degistirilir. Ancak özellikle özsuca zengin bitkilerde ara tabakalar birkaç saat sonra degistirilmeli, filtre kagitlari da yenilenmelidir. Hassas bitkilerde ilk 24 saat içinde ara tabakalarin en az üç defa degistirilmesi gerekir. Daha sonra degistirme islemi günlük olarak yapilabilir. Presler genellikle yan gölge veya hava akiminin oldugu bir yerde kurumaya birakilir. Presi, kurutma islemi esnasinda sicak havali bir odaya da asabiliriz. Bitkilerden suyun uzaklastirilmasi ne kadar hizli bir sekilde yapilabilirse, o derecede renk ve yapi korunmus olur. Bu yüzden presleme olayina özel bir dikkat gösterilmelidir. Genelde kurutma islemi 10-14 günde tamamlanir. Fazla miktarda bitki toplamak ve preslemek gerekiyorsa iki prese sahip olunmalidir. Preslerden birisine taze bitkiler yerlestirilirken, digerinde kurutulmus bitkiler korunabilir. Amatör bir toplayicinin kullanacagi uygun pres ölçüleri 26 x 40 cm.liktir. Presin alt tarafina 10-20 mm. kalinliginda filtreli kagit konulur. Bu presin kuvvetli olmasini Saglar (Stehli und Brünner, 1981). Preslemede Dikkat Edilecek Hususlar 1. Kurutma kagitlari arasina yerlestirilen bitki örneklerinde, yapraklarin alt ve üst yüzeyleri görülebilmeli ve üst üste yigilmadan açarak yerlestirilmelidir. Bu amaçla, üst üste binmis bitki kisimlari, aralarina sokulan filtre kagidi parçalan ile birbirlerinden ayrilirlar. 2. Örnek üzerindeki yapraklar çiçekleri örtmemelidir. 3. Çiçekleri çan ve boru seklinde olan öneklerde, çiçeklerden bazilari uygun bir biçakla kesilip açilmali ve çiçek organlari görülebilir sekilde yerlestirilmelidir. 4. Preslenecek bitki örneginde kopmus olan çiçek, tohum, meyve ve diger küçük parçalar kagit torbalara konularak, asil örnekle birlikte preslenmelidir. 5. Kurutma kagidi ve pres boyutlarindan büyük bitki örnekleri V, W, N seklinde kivrilarak prese yerlestirilmelidir. 6. Soganli bitkilerin toprakalti kisimlari çaki ile ikiye bölünerek, yumrulu olanlar ise yumrulari birkaç yerden igne ile delinerek veya kaynar suya batirilarak yumrudaki nisastanin disari çikmasi saglandiktan sonra pres altina alinmalidir. 7. Kolay kuruyan bitkilerde (çayirlar) ince ara tabaka kullanilir ve presin baski gücünden tamamen yararlanilir. Ancak pres çok ince olmamalidir. Yoksa baski zayif kalir. 8. Özsuyu zengin olan bitkilerde ara tabakalar birkaç saat sonra degistirilmeli, filtre kagitlari da yenilenmelidir. 9. Hassas bitkilerde ilk 24 saat içinde ara tabakanin degisiminin 3 defa yapilmasi yararlidir. Daha sonra günlük olarak degistirilir. Bunu takiben her iki üç günde bir degistirilir. 10. Kalin gövdeli bitkilerde kurutma kagitlari parçalar halinde kesilerek yaprak ve çiçeklerin üzerine yerlestirilir. Aksi halde bitkinin gövdesi kalin, yuvarlak ve çiçekler ince oldugu için gazete kagidina tam degmez ve kurutma sirasinda burusurlar. Herbaryum Yaparken Familya Düzeyinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar (Yildirim ve Ercis, 1990; Seçmen ve Ark., 1995) Alismataceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, erkek ve disi çiçekler toplanmalidir. Amaranthaceae: Olgunlasmis meyve örnegi alinmali, Monoik veya dioik oldugu not edilmelidir. Apiaceae (Umbelliferae): Uzun boylu bitkilerde taban ve gövde yapraklarindan da örnekler alinmali, bitki boyu not edilmeli, özellikle meyveli örnek toplanmasina dikkat edilmelidir. Aracea: Bitki toplanirken meyveli örnek tek basina pek yeterli olmamaktadir. Çiçekler, çiçek durumu, toprak alti parçalari ve yapraklar daha önemli olmaktadir. Aristolochiaceae: Periant'in rengi ve sekli not edilmeli,bir kaç periant açilarak preslenmelidir. Asteraceae (Compositae): Kapitula'daki tüpsü ve dilsi çiçeklerin renkleri ayri ayri not edilmeli, büyük kapitulali örneklerde 1-2 kapitula ortadan ikiye kesilerek preslenmeli, büyük boylu bitkilerde taban yapraklarindan da örnekler alinmalidir. Boraginaceae: Korolla tüpünün iç özelliklerini not etmek yani bogaz kisminda tüylerin veya pulsu yapilarin bulunup bulunmadigim belirtmek,ayrica stamenlerin baglanma yerlerini not etmek; meyveli örneklerden de toplamaya çalismak yararli olur. Brassicaceae (Cruciferae): Cruciferae taksonomisinde meyve özellikleri büyük önem tasidigindan, meyvesiz örneklerin teshisi cins düzeyinde de olsa hemen hemen imkansiz gibidir. Bu bakimdan çiçekli örneklerin yani sira olgun meyveli örneklerin toplanmasina dikkat edilmelidir. Campanulaceae: Korollanin dis sekli ve gözlenebildigi kadariyla kapsüllerin açilis yerleri, stigma, lop sayisi not edilmelidir. Caryophyllaceae: Stilus sayisi ile kapsül dis veya kapaklarinin sayisi not edilmelidir. Chenopodiaceae. Bu familyada monoik ve polygam esey dagilimi yaygindir. Özellikle meyveli örneklerin toplanmasi gerekir. Mümkün olabildigince periant parçalari, stamen ve stiluslarin sayilari not edilmelidir. Bu is için %10'luk el büyüteci gerekir. Türlerin pek çogu halofittir (turlu topraklarda yetisen), çorak ve ruderal yerlere adapte olmuslardir. Çiçeklenme ve meyvelenmeleri geç oldugundan genellikle ideal örneklerin toplanmasi Agustos-Eylül sonlarindan itibaren olmalidir. Convolvulaceae: Birkaç petal yaprak yarilarak preslenmelidir. Cucurbitaceae: Monoik veya dioik esey dagilimi, korollanin sekli not edilmelidir. Cuscutaceae: Üzerinde yasadigi bitki not edilmeli, çiçekli ve meyveli örnekler toplanmalidir. Cyperaceae: Olgunlasmis meyve, çiçek ve toprak alti kisimlari toplanmalidir. Dipsacaceae: Olgunlasmis meyve toplanmali, Kapitula sekli ve çiçek rengi not edilmelidir. Euphorbiaceae: Glandlarin sekli ve rengi gerektiginde çizilerek not edilmelidir. Fabaceae (Leguminosae): Çiçekli ve meyveli örneklerin toplanmasi, korolla renginin not edilmesi gerekir. Geraniaceae: Olgunlasmis meyve, yaprak ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, bitkinin genel durusu not edilmelidir. Iridaceae: Bir kaç çiçek yarilarak preslenmeli; yumrulu örneklerde tunikanin doku sekli ve rengi not edilmelidir. Juncaceae: Meyve ve toprak alti kisimlardan örnekler alinmali, stamen sayisi, yaprak sekli not edilmelidir. Lamiaceae (Labiatae): Stamenlerin sekli, pozisyonu, sayisi ve stilus çikis yeri not edilmelidir. Lemnaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmali, köklerin sayisina dikkat edilmelidir. Liliaceae: Yaprak sekilleri not edilmeli,muhakkak toprak alti organlari ile birlikte toplanmali. Soganli örneklerde ikiye yarilarak preslenmeli, tunikanin doku sekli (ipliksi,levhali,agsi) not edilmelidir. Linaceae: Petalleri çabuk döküldügünden ayri naylon torbalarda korunarak bir an önce dikkatlice preslenmelidir. Loranthaceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, çiçek sekilleri ve hangi agacin üzerinde bulunduguna dikkat edilmelidir. Malvaceae: Çiçek, olgun meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, çiçeklerin rengi not edilmeli ve yarilarak preslenmelidir. Orchidaceae: Çiçek rengi ve sekli not edilmeli.Mümkünse renkli fotografi çekilmelidir. Orabanchaceae: Çiçek rengi ve hangi bitki kökleri üzerinde yasadigi not edilmeli, ayrica gövdeleri succulent (suca zengin) oldugundan boyuna yarilarak veya gövde üzerinde çaki ile boyuna çizilip açilarak preslenmelidir. Papaveraceae: Çiçek rengi ve petallerin sekli not edilmelidir. Meyveli örneklerden de toplanmalidir. Papaver(Gelincik) de petaller çok ince ve kolay döküldügünden bunlar ayri naylon torbalarda toplanmali ve kisa zamanda preslenmelidir. Ayrica preslerken çiçekli kisimlarin altina kagit mendil sermek yararli olur. Poaceae (Gramineae): Anterlerin renkleri; ligulanin bulunup bulunmadigi, sekli, uzunlugu not edilmelidir. Polygonaceae: Meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, bitkinin genel durusu ve çiçek rengi not edilmelidir. Potamogetonaceae: Meyve, stipül ve suya yatik yapraklardan örnekler alinmali, Stipuller düzgün ve kolaylikla görülebilecek bir sekilde pres edilmelidir. Primulaceae: Çiçek, yaprak, olgunlasmis meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, çiçek sekli ve rengi not edilmelidir. Ranunculaceae: Meyveli örneklerin de toplanmasina gayret edilmeli; petallerin sayi, renk ve sekilleri, sepallerin geriye dönük olup olmadigi not edilmelidir. Resedaceae: Olgunlasmis meyvelerden örnekler alinmali, çiçek rengi edilmelidir. Rosaceae: Hem çiçekli hem de meyveli örneklerin toplanmasina gayret edilmelidir. Drupa ve elma tipi meyveye sahip örneklerde birkaç meyve ortadan kesilerek preslenmelidir. Rubiaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmali, çiçek rengi not edilmelidir. Salicaceae: Erkek ve disi bitkilerden çiçekli ve yaprakli örneklerin ayri ayri toplanmasina özen gösterilmelidir. Scrophulariaceae: Özellikle Verbascum cinsinin taban ve gövde yapraklarindan örnekler alinmali; stamenlerin sayisi, fiamentlerin tüylülük durumu ve tüylerin rengi, anterlerin baglanis sekilleri not edilmelidir. Korollalari çabuk döküldügünden preslemede itina gösterilmelidir. Solanaceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, çiçekler yarilarak preslenmeli ve meyve rengi not edilmelidir. Typhaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmalidir. Violaceae: Petallerin rengi, mahmuzlarin rengi ve boyu not edilmelidir. Havalandirmali Presleme Ara kagit tabakalari yerine bu yöntemde oluklu karton veya iskeletli metal folya kullanilir. Iskelet içerisinden sicak hava geçirilir, böylece filtreli kagittan nem buharlasarak uzaklasir. Diger preslere göre üstünlüklerine bakacak olursak; 1- Ara tabakali preslerdeki tabaka degistirme zahmetinden kurtulunur. 2- Hizli su çikisi sayesinde renk çok daha iyi korunur ve yapi bozulmaz. Bu yöntem diger tel kafesli presler için de elverislidir. Paket malzemesi olarak uygun büyüklükte karton iskelet olusturulabilir. Metal folya ise izolasyon amaçli olarak kullanilabilir. Kartonun iskeleti paralel olarak dizilir. En iyisi kartonlari birbirine yapistirmaktir. Uzun süreli dayaniklilik için ince alüminyum levhalar kullanilirsa sicakligi daha çabuk iletir. Karton iskelet zaman zaman degistirilir. Presin doldurulmasi kolaydir; önce filtreli kagit, üzerine karton iskelet, onun üzerine iki tabaka filtreli kagit, gazete kagidi veya sünger karton serilir. Yeniden üzerine karton iskelet konulur. Bu yöntemde sürekli, yumusak bir sicak hava akimi gerekir. Kendi kendimize de basit bir kurutma sistemi yapabiliriz. Sabit bir tahta kutudan olusan bu sistem sikça kullanilan preslere de uygundur. Isitma islemi ampullerle yapilir. Sandigin üzerine konulan bu preslerin içine kutudaki isinan hava girer ve sirkülasyon ile disari çikar. Sicakligi, ampullerin açma kapatma dügmeleri ile ayarlayabiliriz. Ancak 48 saat sonra ilk presteki bitki kurutulmus olur. Çok kuvvetli su içeren bitkiler bu yöntemle bir kaç günde kurur. Ideal olani termostatli olarak düzenlenmis olan kurutma dolaplaridir (Stehli und Brünner, 1981). Ütüleme veya Fotopresli Hizli Kurutma Sistemi Genelde 45 °C ve üzerindeki sicaklik dereceleri kurutmada uygun degildir. Bitkilerde fermantasyona sebep olan renk degisimlerine neden olur. Hizli kurutma ile renkler bozulmadan korunabilir. Bu sirada fermantasyon olayi aktif olmamali, çiçek renkleri zarar görmemelidir. Sicaklik iyi ayarlanmalidir. Örnegin; elektrikli ütü ile yapilacak bir islemde sicaklik seçimi “Sentetik” ayarinda olmalidir. Yani, sentetik kumasi eritmeyecek derecede olmalidir. Basit yöntem; filtreli kagitlar arasindaki bitkinin ütülenmesidir. Bunun için iki sert lifli kartona ihtiyaç vardir. Iki filtreli kagit arasina bitki yerlestirilmis halde bu sert lifli karton arasina konularak, hafif baski ile ütülenir. Filtreli kagittan çikan nem buharlasir. Daha sonra hepsi bütün olarak ters çevrilerek yeniden ütülenir, 20 dakika sonra bitkinin kuruyup kurumadigi kontrol edilir. Kesinlikle uzun süre fazla isi ile ütülenmemelidir, aksi halde bitki kirisir ve dalgali burusukluklar olusur. Elektrikli Fotopreste kurutma yöntemi; Bunda dolgu maddesi, iki filtreli kagit levha ve basit bir örgü bez ile kurutma isi yapilir. Fotopreste ayarlanabilir isi basamaklari vardir. Kurutma süresi her bitkinin su içerigine ve presin isisina göre yarim saatten bir saate kadar sürebilir. Kuruyan yüzeyin bombelesmesi yüzünden küçük bitkiler tercih edilir. Basarili ütü metodunda “Ön çalisma” için kalin, öz suyu bol bitkiler kullanila bilinir (Stehli und Brünner, 1981). Preslenmesi Zor Bitkilere Buhar Islemi Uygulanmasi Bazi bitki türlerinin preslenmesinde çesitli sorunlar ortaya çika bilmektedir. Örnegin Cirsium arvense (Köy göçüren)' de oldugu gibi dikenli yapraklar sorun yaratabilir. Kalin çiçek baslari preste kubbemsilesir, preslenmesi zorlasir. Diger bazi bitkilerde dikenler çok yer tutar ve filtreli kagidi delebilir. Bu bitkiler 2 sert lifli kartonun arasina konularak preslenir. Özsuyu bol ince kabuklu meyveler çizilir ve böylece özsu uzaklastirilmis olur. Büyük meyvelerde yas koruma yapilir. Sogan ve yumru kökler ortadan bölünüp, pörsümesi için önce bekletilmesi önerilir. Çünkü ölü dokular suyu filtreli kagida çok çabuk verirler. Kalin yaprakli etli bitkileri haslamak veya buhara tutmak preslemede kolaylik saglar. Çok saglam yapili bitkiler haslanabilirler. Bu amaçla bitki tele baglanarak birkaç saniye kaynar suya daldirilirlar. Diger bir yöntem de isi islemi özel bir buhar odasinda yapilabilir. Bitkiler levha üzerine yatirilir ve yapisina göre yarim ile iki saate kadar yogun buhara birakilirlar. Daha sonra disari alinip filtreli kagit levhalar arasinda preslenirler. Hizli su alimi ile bitkileri kurutma islemi kismen kisa sürer. Suyun buharlasmasi önce çok hizli olur. Bu yüzden 1 saat sonra ara tabakalar degistirilir. Çiçekler her kisa isitmadan önce bitkiden veya iki saate kadar yogun buhara birakilirlar. Daha sonra disari alinip filtreli kagit levhalar arasinda preslenirler. Hizli su alimi ile bitkileri kurutma islemi kismen kisa sürer. Suyun buharlasmasi önce çok hizli olur. Bu yüzden 1 saat sonra ara tabakalar degistirilir. Çiçekler her kisa isitmadan önce bitkiden uzaklastirilir ve özel olarak preslenirler (Stehhi und Brünner, 1981).Preslenmis Bitkinin Yapistirilmasi Presten alinan bitkiler, karton levhalar arasinda bir tabakaya yapistirilana kadar yeniden korunurlar. Yapistirilacak levha mümkün oldugunca sert kagittan olmalidir. Ince karton bu is için daha uygundur. Böylece bitki kirilmaktan korunmus olur. Levhanin ölçüleri presin ölçülerine uygun olmalidir. Pres ölçüsü 26 x 40 cm olmakla birlikte, levhanin bundan büyük olmasi daha uygundur. Levha ölçüsü genelde 29 x 42 cm, amatörler için ise yaklasik 22 x 34 cm.dir. Koleksiyonun masrafi ve yer ihtiyacinin artmamasi için karar kilinan levha büyüklügü sabit tutulmalidir. Bitki kartona yapistirilirken dikkat edilmesi gereken ilk sey sag alt kösede etiket için yeterli bir yer birakilmasidir. Böylece preslenmis bitki yüzeye düzenli sekilde yapistirilir Bitkinin sabitlestirilmesi için yapiskan bant kullanilmalidir. Burada genellikle 3 mm genislikte kesilen yapistirici bantlar kullanilir. Yapistirici bant bitkiyi sabit tutar ve ihtiyaca göre yeniden açilabilir. Sap ve yaprak, uygun olan ve az zarar görebilecek noktalarindan yapistirilir. Bant sapi iyi çevrelemelidir, aksi taktirde gevser. Köseli kalin saplar söz konusu oldugunda,önce kartonda bir yer açilarak sap buradan geçirilir ve karton ile birlikte yapistirilir. Yapistirici olarak kullanilan bandin seloteyp olmasi tavsiye edilmez, çünkü birkaç yil sonra rengi solar ve yapiskanligini kaybeder. Bu yüzden zamkli kagidi tercih etmek daha dogru olur. Bütün kisimlarin tutup tutmadigim kontrol için herbaryum levhasi dikkatlice ters çevrilir. Bitkinin bütününün levhaya yapistirilmasi iyi degildir. Çünkü daha sonraki arastirmalarda yeniden ayirmak gerekebilmektedir. Bununla birlikte, bu yöntemin kullanilmasi kirilma tehlikesini önemli ölçüde azaltmaktadir. Çünkü bütün kisimlar levha ile sabitlesmektedir. Bu yöntem, yumusak bitkilerde yararli olmaktadir. Laboratuar dersleri için yapilan toplamalarda da s nedeniyle arzu edilmektedir. Cam levha üzerine su ile inceltilmis elastik reçine ince bir tabaka halinde sürülür ve yapistirilmak istenen bitki cam üzerine yatirilir. Bundan sonra pens ile itinali bir sekilde kaldirilip, levha üzerine konulur. Daha sonra kum torbasi veya baska bir agirlikla desteklenmis olan sert lif levha ile 2 saat presleme yapilir. Herbaryumlar böylece kurumaya birakilir. Kalin agaç dallari, ne bandajla, ne de yapistirici ile levha üzerine sürekli olarak sabitlestirilemez. Bu nedenle ip kullanilarak levhaya dikilir. Bunun için levha ince kartondan olmamalidir. Çiçekli bitkilere ait gevsek tohum ve meyveler küçük bir kagit zarf ile uygun olan yerinden levhaya yapistirilir. Çiçekler parçalanarak preslenebilir. Daha sonra çanak, taç yapraklan vb. ayri ayri yapistirilir. Açik renkli çiçekler koyu kartona yapistirilmalidir. Son islem olarak, gerekli verilen içeren etiket sag alt kisma yapistirilir. Küçük olmayan ve ölçülere sahip etiketler kullanilmalidir. Bitki hakkindaki bütün materyaller, örnegin; literatür özeti, gazete kupürü, fotograflar veya yayilim bölgesinin küçük bir taslagi bu levhaya ilave edilebilir. HERBARYUM ÖRNEKLERININ ETIKETLENMESI Toplanip preslenmis materyalin devamli kullanilabilmesi için etiketlenmesi sarttir. Burada bilimsel isimleri kullanmak gerekir. Zorunlu olmamakla birlikte Autor (Yazar) isimlerinin etikete konulmasi önerilir. Örnegin; Bellisperennis L. (Koyun gözü) ‘deki L.: Linne'nin bas harfinde oldugu gibi Autor ismi de bitkinin ilmi isminin yaninda verilir. Eger bir bitki için iki isim geçiyorsa geçerli olan isimden sonra basa Sinonim yazilip parantez içerisinde verilir. Örnegin Cirsium arvense (L.) Scop. (Köygöçüren)'un Sinonimi Serratula arvensis L.'dir (Davis, 1975). Etikette mümkün oldugunca bitkinin toplandigi yer hakkinda bilgi verilmelidir. Cam tüplerdeki tohum koleksiyonlarinda etiket çok küçük tutulmalidir. Sadece bilimsel isim ve düzenleme numarasi yazilabilir. Etiketler için beyaz ve iyi bir kagit seçilmelidir. Okunakli bir yazi, koleksiyona dis görünüs itibariyle iyi not verir. Yazimda uygun bir daktilo da kullanila bilinir. Tükenmez kalem kesinlikle kullanilmamalidir. Çünkü zamanla yazilar silinir. Yazim isinde yazi sablonu da kullanila bilinir. Etiketi yapistirmak için reçine yapistirici kullanilmalidir. Zamk veya kola kullanilmamalidir. Akici preparatlarda etiket, kaplama koruyucu bir yapistirici ile korunmalidir. Bitki örnekleri kartonlara tutturulup, kaydedilen bilgiler etikete yazilir ve sonra kartonun sag alt kösesine yapistirilir. Etiketler degisik ölçülerde olmakla birlikte en çok kullanilanlar 5 x 8; 7.5 x 12.5 ve 11 x 13 cm ölçülerinde olanlaridir. Etiket Üzerinde Bulunmasi Gereken Bilgiler 1. Etiketin üst kisminda herbaryumun uluslararasi adi bulunmalidir. Sayet bitki bir bölge veya ülke florasi çalismasi için toplanmissa,çalisilan bölge veya ülkenin adi etiketin en üstüne yazilabilir, 2. Bitkinin türü, 3. Familyasi, 4. Mahalli adi (yöresel ismi), 5. Toplandigi yer, ekolojisi (bulundugu çevre ve toprak özellikleri), 6. Toplanma tarihi, 7. Yükseklik (bitkinin yetistigi yerin denizden yüksekligi), 8. Toplayanin adi, 9. Teshis edenin adi, 10. Toplayicinin verdigi arazi numarasi (Davis'in Türkiye haritasina hangi karede oldugunu belirten numara). Herbaryum örneklerinin toplanma yeri hakkindaki bilgiler ve örneklerin adlari bir herbaryum listesi haline getirile bilinir. Gelismis bir herbaryumda örnekler hakkindaki bilgiler bir kartoteks sistemine geçirilir. Kartoteks sistemi; toplama tarihi, alfabetik familya, cins veya tür sirasina göre düzenlene bilinir. Bu is için özel olarak kesilmis kartonlar (10x15 cm boyutlarinda) kullanilir. Bu kartonlarin üzerine bitkinin numarasi, bitkinin familya, cins ve tür adi, Türkiye florasinda uygulanan kare nosu, toplandigi yer, yetisme yeri, denizden yüksekligi, toplama tarihi, toplayanin adi ve soyadi, teshis edenin adi ve soyadi ile teshis tarihini yazmak gerekir (Saya ve Misirdali,1982). Kare Sistemi: 36°-42° enlem ve 26° boylamlari arasinda yer al Türkiye, her iki enlem ve boylamdan bir çizgi geçirilerek toplam 27 kare bölünmüstür (Davis,1965). Enlem çizgilerinin arasi A, B, C olar adlandirilirken, boylam çizgilerinin arasi 1, 2, 3.. .9 olarak numaralandirilmistir Dolayisiyla enlem ve boylam çizgilerinin çakismasi ile olusan her kare kendine özgü bir adi vardir. Örnegin C.2 karesi harita üzerinde 1 olarak adlandirilan Mugla, Denizli, Burdur ve Antalya illerinin bir kismini kapsayan karedir. A.6 ise, (2) Samsun, Amasya, Tokat, Sivas ve Ordu illerinin bir kismini kapsamaktadir. ÖRNEKLERIN KORUNMASI Herbaryum ve teshisi yapilan bitki örneklerinin korunmasi ileride yapilacak çalismalar içinde büyük önem tasir. Bunun için örnekler genellikle özel olarak yapilmis dolaplarda korunurlar. Dolaplar, küflenmenin önüne geçmek için rutubetsiz yerlerde bulundurulmalidir. Büyük herbaryumlarda örnekler özel çelik kasalarda korunur. Bu kasalar yangin, tozlanma vb. gibi tehlikelere karsi örnekleri korur. Bitki öreklerinin dolap veya kasalardaki düzeni, familyalar içinde cinslerin, cinsler içinde türlerin alfabetik siraya göre tanzim edilmesi esasina dayanir (Yildirim ve Ercis, 1990). Taksonomik siralamada ayri ayri zarflarda korunan herbaryum türleri, cinslere ait zarflarda toplanmis olurlar. Cins zarflari alfabetik familya dosyalarinda toplanirlar. Herbaryum dosyalari daima hafif baski altinda bulunmali ve daima dik bir sekilde korunmalidirlar. Yiginlasan dosyalara kapak arkasina yapisan ve bükülen karton askilar gerekir. Ayrica açilabilir karton kutular da korumada kullanila bilinir. Levhalar gevsek bir sekilde konulup, birkaç kartonla agirlastirilmalidir. Bir herbaryum mümkün oldugu kadar kuru, tozsuz ve karanlik ortamda korunmalidir. Bitki koleksiyonu yapan kimse mümkün oldugu kadar tam bir koleksiyona sahip olmaya gayret eder.Gittikçe büyüyen bir koleksiyonda ilerleyen çalismalar sonucunda bir liste yapilmaya çalisilarak koleksiyonda eksik olan türler kaydedilir ve böylece o bitkilere dogru bir yönelis baslar (Stehli und Brünner, 1981). Kaynak: Özer, Z., Tursun, N., Önen, H., Uygur, F. N., Erol, D., 1998, "Herbaryum Yapma Teknikleri ve Yabanci Ot Teshis Yöntemleri", Gaziosmanpasa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Yayinlari No:22, Kitaplar Serisi No: 12, Tokat, 214 s.

http://www.ulkemiz.com/herbaryum-nedir-herbaryum-teknikleri-nelerdir-

Dumlupınar Denizaltısı Batığı

Dumlupınar Denizaltısı Batığı

Yapım Başlama:12 Ağustos 1943Tamamlanma: 10 Ağustos 1944Ağırlık: 1,526 ton (yüzey), 2,424 ton (su altı)Boyutlar:95m * 8,3m * 4,6mDerinlik Sınırı:120 mHız: 20,25 knot yüzey 8,75 knot sualtıMotor:4 tane 5400 hp dizel motor,4 tane 2740 hp elektrik motor, 2 pervaneDevriye süresi:48 saat 2 knot hızda 11,000 deniz mili (20,000 km) yüzeyden 10 knot hızla (19 km/saat)Mesafe:75 günMürettebat:80 (subay ve erler)Silah: 10 tane 21 inçlik (533mm) torpido tüpü,1 tane 5 inçlik (127mm) güverte topu,4 makineli tüfek. 23 Nisan 1944'te denize indirilen Dumlupınar, daha önce Amerikan Deniz Kuvvetleri'nde "USS Blower" adıyla görev yapmıştı. Balao sınıfı bir denizaltıdır. Geçirdiği kazalar ve arızalarla kötü bir üne sahip olan Blower, Pearl Harbor'da ilk cephe görevini yapmıştı. Lt. Cdr. J.H. Campbell komutasında 16 Aralık 1944’de Pearl Harbor’a gitti. İlk savaş devriyesini 17 Ocak 1945’de tamamladı. Java ve Güney Çin karasularında savaş bitene kadar 3 devriye turu yaptı. 1946-49 arası Pasifik filosuna bağlı olarak değişik yerlerde alıştırma ve çeşitli görevler yaptı. 16 Kasım 1950 ‘de Türkiye ye devredildi ve Dumlupınar adını aldı. 4 Nisan 1953’de NATO tatbikatı “Blue-Sea” den dönerken Çanakkale’de Nara bölgesinde İsveç yük gemisi “Naboland” la çarpışarak battı. Şu anda 80 metre derinlikte yatmaktadır.  Akdeniz'de gerçekleştirilen NATO tatbikatına katılan 1. İnönü ve Dumlupınar denizaltı gemileri, manevraların sona ermesinin ardından Gölcük'e dönmek üzere yola çıktılar. 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece Çanakkale Boğazı'na giriş yapan iki denizaltı gemisi, olacaklardan habersiz eve dönüyordu. Sakin geçen yolculuk saat 02.10 sularında Dumlupınar için son buldu.

http://www.ulkemiz.com/dumlupinar-denizaltisi-batigi

Bıldırcın yetiştiriciliği - Bıldırcın büyütme ve bakım teknikleri

Bıldırcın yetiştiriciliği - Bıldırcın büyütme ve bakım teknikleri

Bıldırcınlar tavuk ve sülünlerle yakın bir bağa sahiptir. Bıldırcının evciltilmesi 11. yüzyılda Japonya veya Çin’de gerçekleştirilmiştir.

http://www.ulkemiz.com/bildircin-yetistiriciligi-bildircin-buyutme-ve-bakim-teknikleri

Süleyman Demirel Üniversitesi

Süleyman Demirel Üniversitesi

Adres: Süleyman Demirel Üniversitesi 32260 Çünür IspartaTelefon: 0246 211 10 00Web: www.sdu.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Süleyman Demirel Üniversitesi, SDÜ, Isparta'da 11 Temmuz 1992 tarihinde ve 21281 sayılı Kanun ile kurulan devlet üniversitesi. Kurulma aşamasında adı Göller Bölgesi Üniversitesi olarak düşünülmüş daha sonra Ispartalı siyasetçi ve devlet adamı Süleyman Demirel'in adı verilmiştir. Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığı döneminde tanınırlığını artan üniversitenin Doğu Kampüsünde yer alan Tıp Fakültesi'ni merhum iş adamı Dr. Üzeyir Garih yaptırmıştır. Kampüs, İstanbul yolu üzerindeki Çünür'de yolun iki tarafında Doğu Kampüsü ve Batı Kampüsü olarak ikiye ayrılmış durumdadır. Üniversitede 15 Fakülte, 2 yüksekokul, 5 enstitü, 17 adet meslek yüksekokulu bulunmaktadır.Diş Hekimliği FakültesiDiş HekimliğiEğirdir Su Ürünleri FakültesiSu Ürünleri MühendisliğiFen-Edebiyat FakültesiArkeolojiBiyoloji(İkinci Öğretim)BiyolojiCoğrafya(İkinci Öğretim)CoğrafyaFelsefe(İkinci Öğretim)FelsefeFizikİngiliz Dili ve EdebiyatıKimya(İkinci Öğretim)KimyaMatematik(İkinci Öğretim)MatematikSosyoloji(İkinci Öğretim)SosyolojiTarih(İkinci Öğretim)TarihTürk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Türk Dili ve EdebiyatıHukuk FakültesiHukukİktisadi ve İdari Bilimler FakültesiÇalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri(İkinci Öğretim)Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileriEkonometriİktisat(İkinci Öğretim)İktisatİşletmeİşletme(İkinci Öğretim)Kamu Yönetimi(İkinci Öğretim)Kamu YönetimiMaliye(İkinci Öğretim)MaliyeSağlık Yönetimi (Fakülte)(İkinci Öğretim)Sağlık Yönetimi (Fakülte)Uluslararası İlişkiler(İkinci Öğretim)Uluslararası İlişkilerİlahiyat Fakültesiİlahiyatİlahiyat(İkinci Öğretim)Mühendislik-Mimarlık FakültesiBilgisayar MühendisliğiBilgisayar Mühendisliği(İkinci Öğretim)Çevre MühendisliğiÇevre Mühendisliği(İkinci Öğretim)Elektronik ve Haberleşme MühendisliğiElektronik ve Haberleşme Mühendisliği(İkinci Öğretim)Endüstri MühendisliğiGıda Mühendisliğiİnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim)İnşaat MühendisliğiJeofizik Mühendisliği(İkinci Öğretim)Jeofizik MühendisliğiJeoloji MühendisliğiJeoloji Mühendisliği(İkinci Öğretim)Maden MühendisliğiMaden Mühendisliği(İkinci Öğretim)Makine Mühendisliği(İkinci Öğretim)Makine MühendisliğiMimarlıkŞehir ve Bölge PlanlamaTekstil Mühendisliği(İkinci Öğretim)Tekstil MühendisliğiBilgisayar Mühendisliği(Uzaktan Eğitim)Kimya MühendisliğiOtomotiv MühendisliğiOrman FakültesiOrman Endüstrisi MühendisliğiOrman Endüstrisi Mühendisliği(İkinci Öğretim)Orman Mühendisliği(İkinci Öğretim)Orman MühendisliğiPeyzaj MimarlığıSağlık Bilimleri FakültesiEbelik (Fakülte)Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)Hemşirelik (Fakülte)Teknoloji FakültesiElektrik-Elektronik Mühendisliği (M.T.O.K.)Elektrik-Elektronik Mühendisliği (M.T.O.K.)(İkinci Öğretim)Elektrik-Elektronik Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)Elektrik-Elektronik Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)(İkinci Öğretim)Enerji Sistemleri Mühendisliği (M.T.O.K.)Enerji Sistemleri Mühendisliği (M.T.O.K.)(İkinci Öğretim)Enerji Sistemleri Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)Enerji Sistemleri Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)(İkinci Öğretim)İmalat Mühendisliği (M.T.O.K.)İmalat Mühendisliği (M.T.O.K.)(İkinci Öğretim)İmalat Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)İmalat Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)(İkinci Öğretim)Tıp FakültesiTıpZiraat FakültesiBahçe BitkileriBitki KorumaTarım EkonomisiTarım MakineleriTarımsal Yapılar ve SulamaTarla BitkileriToprak Bilimi ve Bitki BeslemeZootekniTarımsal BiyoteknolojiEğitim Fakültesiİngilizce Öğretmenliği

http://www.ulkemiz.com/suleyman-demirel-universitesi

Bozcaada Neresidir?

Bozcaada Neresidir?

Bozcada, Ege Denizi’nin kuzeyinde, Çanakkale İli’ne bağlı, Çanakkale Boğazı girişinde bir adadır. Çevresinde bulunan 17 adet küçük adacıklarla birlikte sahip olduğu 37,6 km² yüzölçümüyle, Ülkemizin üçüncü büyük adasıdır. Ada bünyesinde 12 koy ve 12 burun bulunmaktadır.Bozcaada tarihte, Leukophrys (Lefkofris) ve Tenedos olmak üzere iki isimle anılmıştır. Leukophrys Latince bir kelime olup Beyaz-yılan anlamına geldiği söylenmektedir. Karşıdan bakıldığında kıyılarında bulunan beyaz taşların etkisiyle beyaz bir yılana benzetilmesinden dolayı bu ismi aldığı düşünülmektedir. Yunan mitolojisinden gelen Tenedos ismi ise Roma döneminde kullanılmıştır. Adaya Bozcaada isminin Türk denizciler tarafından en yüksek boz tepesi olan Göztepe’den geldiği söylenmektedir. Boz tepe nedeniyle Adaya Türk denizciler tarafından Boz ada veya Bozcaada ismini verdikleri belirtiliyor. Adanın boz görünmesinin sebebi rüzgarlara açık kısımlarında ağaç yetişmemesidir. Karşıdan bakıldığında adanın görüntüsü bohçayı andırdığından, Bozcaada ile birlikte Bohçaada isminin de kullanıldığı söyleniyor. Osmanlı Devleti hakimiyetinden sonra İtalya ve Yunanistan hakimiyetinde olan Bozcaada 24 Temmuz 1923’te yapılan Lozan antlaşmasıyla ülkemize bağlanmıştır. Bu tarihten itibaren tekrar Bozcaada adıyla anılmıştır.Yerleşim adanın kuzeydoğusunda bulunan merkezde toplanmıştır. Adanın yükseltisi pek fazla yoktur. Sadece iç kısımlarda birkaç tepecik bulunmaktadır. En yüksek noktası 192 metre ile Göztepe’dir. 2014 yılı verilerine göre ada nüfusu 2.754’tür. Bu değer yaz aylarında tatilcilerin gelmesiyle birlikte 10.000’e ulaşmaktadır.Bozcaada’da Türk ve Rum mimarisi bulunmaktadır. Ada merkezinde Türk (Alaybey) ve Rum (Cumhuriyet) mahallesi olmak üzere iki mahalle bulunmakta olup, mimari yapısı geçmişten günümüze ulaşmıştır. Adanın tamamının doğal ve arkeolojik sit alanı olması, tüm yapı ve onarımların Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca denetlenmesi nedeniyle çarpık yapılaşma görülmemektedir. Rum Mahallesinde sokaklar, antik kentlerin birçoğunda kullanılmış ızgara planına göre, genelde grid sistem denilen genişçe ve birbirini dik kesen yapıdadır. Buna karşılık Türk Mahallesinde, tak katlı taş veya iki katlı cumbalı evler bulunmakta olup sokaklar dar ve girifttir. Sosyal, dini ve kültürel yapılar mahallelerin mimarisine de yansımıştır. Bozcaada’da ada merkezi dışında toplu yerleşim yeri bulunmamaktadır.Bozcaada genel itibariyle Akdeniz ikliminin etkisindedir. Bununla birlikte kuzey rüzgarlarını bolca almaktadır. Rüzgarların bol olması nedeniyle de, rüzgar türbinleriyle elektrik üretimine elverişli coğrafyaya sahiptir. 2000 yılından beri faaliyette olan rüzgar türbinleri ile hem adanın hem de Çanakkale’nin enerji ihtiyacı karşılanmaktadır. Üretilen elektrik turizmi etkilememesi için yeraltı kablolarıyla Çanakkale’ye ulaştırılmaktadır. Diğer taraftan rüzgarın bol olması, nem oranının düşmesini sağlayarak kaliteli üzüm yetiştirilmesinde etkili olmaktadır. Buna bağlı olarak, ada yüzölçümünün 1/3’ü bağlarla kaplıdır. Tarihte kullanılan sikkelerin üzerinde bulunan üzüm şekillerinden ve Homeros’un İlyada’sında, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi gibi yazılı kaynaklarda bahsedilmesi, üzümün Bozcaada’da köklü geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Kuntra, Karalahna, Çavuş ve Vasilaki olmak üzere adaya özgü dört üzüm çeşidi bulunmaktadır. Bağ alanlarının bir kısmında Organik Tarım Projesiyle Organik üzüm üretilmektedir. Kaliteli üzümleri sayesinde Bozcaada şarapları da meşhurdur. Rüzgarın serinletici özelliği özellikle tatile gidenler tarafından daha çok sevilmektedir. Bölge halkının üzüm ve şarap dışındaki geçim kaynakları, balıkçılık ve turizmdir.Ada mutfağı, Kuzey Ege mutfağının izlerini taşımakta olup, mutfakta kullanılan başlıca malzemeler; yabani ot, deniz ürünleri, kırmızı et, zeytinyağı ve üzüm yaprağıdır.Ada içerisinde bulunan, Ayazma ve Habbele plajlarına, Sulubahçe ve Akvaryum koylarına ulaşım motosiklet, taksi ve minibüslerle sağlanmaktadır. Diğer taraftan, rüzgar türbinlerinin bulunduğu mevki, özellikle gün batımında muhteşem manzara sergilemektedir. Bu nedenle, sadece gün batımı için, rüzgar güllerine minibüs seferleri düzenlenmektedir. Bunun haricinde ada merkezinde her yere yürüyerek ulaşım sağlanabilmektedir.Çanakkale Geyikli ilçesi Geyikli Yükyeri Feribot İskelesi’nden hareket eden deniz otobüsü ve feribotlar ile Bozcaada’ya ulaşım sağlanmaktadır. Tatil yeri olduğu için seferler yazın daha sık (saat başı) yapılmaktadır. 19 kişilik deniz otobüsleri ile yeterli sayıya ulaşıldığında İstanbul-Bozcaada arasında havayolu ulaşımı sağlanmaktadır. Bunun haricinde büyük şehirlerden birçok firma yaz aylarında Bozcaada’ya seferler düzenlemektedir.Kaynakça: www.bozcaadarehberi.com tr.wikipedia.orgYazar: Çiğdem Aydınhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/bozcaada-neresidir-1

Selçuk Üniversitesi

Selçuk Üniversitesi

Adres: Adres bilgileri gelecektirTelefon: 0332 241 00 41Web: www.selcuk.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Konya'da üniversite açılması konusunun gündeme geldiği tarih 1955 yılıdır. Bu tarihte Konya'da üniversitenin kurulması için TBMM'de bir kanun tasarısı hazırlandı. Tasarı, Milletvekillerinin yarısından fazlası tarafından da imzalandı. Ancak tasarı talihsiz bir şekilde Milli Eğitim Komisyonu'ndan geçemedi. Bu tarihten 7 yıl sonra, 1962'de Konya, M.E.B.'e bağlı olarak açılan Selçuk Eğitim Enstitüsü veYüksek İslâm Enstitüsü ile üniversiteye sahip olma yolunda ilk ciddi adımını atmış oldu. Bu ilk adımın güçlendirilerek geliştirilmesi için1968 yılında Konya'da Üniversite'yi Kurma ve Yaşatma Derneği kuruldu. Nihayet duyulan yakın ilgi, gösterilen üstün gayret ve sarf edilen çabalar boşa gitmedi ve bugünkü Mühendislik-Mimarlık Fakültesi'nin nüvesini teşkil eden Mühendislik-Mimarlık Yüksekokulu kuruldu. Binası, dersanesi, personeli ve bütçesi olmadığı halde Üniversite'yi Kurma ve Yaşatma Derneği'nin gayretleri ile 1970-1971 eğitim-öğretim yılında çocuk esirgeme kurumuna ait bir binada (Gazi Lisesi yanı) hizmet vermeye başlayan bu yüksekokul, 5 Temmuz 1971 tarih ve 1418 sayılı kanunun 9. maddesine istinaden Konya Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi ünvanını aldı.Üniversitenin kuruluşuna hazırlık safhasını teşkil eden bu üç okuldan asıl üniversiteye geçiş ise, 1975 yılında gerçekleşti. 11 Nisan 1975 tarihinde yürürlüğe giren "4 üniversitenin kurulması ile ilgili" 1873 sayılı kanunla yurdumuzda dört üniversitenin kurulması öngörülmüş ve Selçuk Üniversitesi' de bu kanuna istinaden kurulmuştur. 1976-1977 eğitim-öğretim yılında Fen Fakültesi ve Edebiyat Fakültesi olmak üzere iki fakülte, 7 bölüm, 327 öğrenci ve 2 kadrolu öğretim üyesi ile faaliyete geçmiştir.Selçuk Üniversitesi için atılım yılı 1982 olmuştur. 20 Temmuz 1982 tarih ve 41 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile ilk etapta üniversitenin çekirdeğini oluşturan Fen ve Edebiyat Fakülteleri birleştirilerek Fen-Edebiyat Fakültesi'nin kurulmasına, Selçuk Yüksek Öğretmen Okulu'nun Eğitim Fakültesi'ne dönüştürülmesine, Konya Devlet Mühendislik-Mimarlık Akademisi'nin, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi'ne dönüştürülmesine, Konya Yüksek İslam Enstitüsü'nün İlâhiyat Fakültesi'ne dönüştürülmesine, Hukuk, Tıp, Ziraat ve Veteriner Fakültesi ile Sağlık, Fen ve Sosyal Bilimler Enstitüleri'nin kurulmasına, Yabancı Diller Yüksekokulu'nun kaldırılarak Konya Meslek Yüksekokulu'na dönüştürülmesine, Niğde'de Niğde Meslek Yüksekokulu'nun kurulmasına, Kız Sanat Yüksek Öğretmen Okulu'nun Kız Sanat Eğitim Yüksekokulu'na dönüştürülmesine, Niğde Eğitim Enstitüsü'nün Eğitim Yüksekokulu'na dönüştürülmesine karar verilmiştir. 41 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile bir anda 8 fakülte, 4 yüksekokul ve 3 enstitü seviyesine ulaşmıştır.Bugün ise Selçuk Üniversitesi 16 Fakülte, 1 Devlet Konservatuvarı, 1 Yabancı Diller Yüksekokulu, 3 Yüksekokul, 22 Meslek Yüksekokulu, 4 Enstitü, 19 Araştırma ve Uygulama Merkezi ve 85.000'in üzerindeki öğrenci sayısı ile Türkiye üniversiteleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır.Ahmet Keleşoğlu Eğitim FakültesiAlmanca ÖğretmenliğiAlmanca Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(Ereğli)Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri ÖğretmenliğiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Biyoloji ÖğretmenliğiCoğrafya ÖğretmenliğiFen Bilgisi ÖğretmenliğiFen Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Fizik Öğretmenliğiİlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliğiİlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İlköğretim Matematik Öğretmenliği(Ereğli)İlköğretim Matematik Öğretmenliğiİlköğretim Matematik Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İngilizce Öğretmenliğiİngilizce Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Kimya ÖğretmenliğiMatematik ÖğretmenliğiOkul Öncesi ÖğretmenliğiRehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(İkinci Öğretim)Rehberlik ve Psikolojik DanışmanlıkSınıf ÖğretmenliğiSınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Sosyal Bilgiler ÖğretmenliğiSosyal Bilgiler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Tarih ÖğretmenliğiTürk Dili ve Edebiyatı ÖğretmenliğiTürkçe Öğretmenliği(Ereğli)Türkçe ÖğretmenliğiTürkçe Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Zihin Engelliler ÖğretmenliğiZihin Engelliler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Akşehir Kadir Yallagöz Sağlık YüksekokuluHemşirelik (Yüksekokul)(Akşehir Kadir Yallagöz)Beslenme ve Diyetetik (Yüksekokul)Diş Hekimliği FakültesiDiş HekimliğiEdebiyat FakültesiAlman Dili ve EdebiyatıAlman Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Arap Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Arap Dili ve EdebiyatıArkeolojiArkeoloji(İkinci Öğretim)Fransız Dili ve Edebiyatıİngiliz Dili ve Edebiyatıİngiliz Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Rus Dili ve EdebiyatıSanat Tarihi(İkinci Öğretim)Sanat TarihiSosyoloji(İkinci Öğretim)SosyolojiTarih(İkinci Öğretim)TarihTürk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Türk Dili ve EdebiyatıFen FakültesiBiyokimya(İngilizce)(UOLP-Montana State Bozeman)(%30 Burslu)Biyokimya(İngilizce)(UOLP-Montana State Bozeman)Biyoloji(İkinci Öğretim)BiyolojiFizikİstatistik(İkinci Öğretim)İstatistikKimya(İkinci Öğretim)KimyaMatematik(İkinci Öğretim)MatematikHukuk FakültesiHukuk(İkinci Öğretim)Hukukİktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİktisatİktisat(İkinci Öğretim)İşletmeİşletme(İkinci Öğretim)Kamu YönetimiKamu Yönetimi(İkinci Öğretim)Uluslararası İlişkilerUluslararası İlişkiler(İkinci Öğretim)İlahiyat Fakültesiİlahiyatİlahiyat(İkinci Öğretim)İletişim FakültesiGazetecilikGazetecilik(İkinci Öğretim)Halkla İlişkiler ve TanıtımHalkla İlişkiler ve Tanıtım(İkinci Öğretim)Radyo, Televizyon ve Sinema(İkinci Öğretim)Radyo, Televizyon ve SinemaReklamcılıkMeram Tıp FakültesiTıp(Meram)Mühendislik-Mimarlık FakültesiBilgisayar Mühendisliği(İkinci Öğretim)Bilgisayar MühendisliğiÇevre Mühendisliği(İkinci Öğretim)Çevre MühendisliğiElektrik-Elektronik Mühendisliği(İkinci Öğretim)Elektrik-Elektronik MühendisliğiEndüstri MühendisliğiHarita MühendisliğiHarita Mühendisliği(İkinci Öğretim)İnşaat Mühendisliğiİnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim)Jeoloji MühendisliğiJeoloji Mühendisliği(İkinci Öğretim)Kimya MühendisliğiKimya Mühendisliği(İkinci Öğretim)Maden MühendisliğiMaden Mühendisliği(İkinci Öğretim)Makine MühendisliğiMakine Mühendisliği(İkinci Öğretim)Makine Mühendisliği(İngilizce)(UOLP-Montana State Bozeman)(%30 Burslu)Makine Mühendisliği(İngilizce)(UOLP-Montana State Bozeman)Metalurji ve Malzeme MühendisliğiMimarlıkŞehir ve Bölge PlanlamaSelçuklu Tıp FakültesiTıp(Selçuklu)Veteriner FakültesiVeterinerlikZiraat FakültesiBahçe BitkileriBitki KorumaGıda MühendisliğiTarım EkonomisiTarım MakineleriTarımsal Yapılar ve SulamaTarla BitkileriToprak Bilimi ve Bitki BeslemeZootekniSağlık Bilimleri FakültesiEbelik (Fakülte)Hemşirelik (Fakülte)Sağlık Yönetimi (Fakülte)(İkinci Öğretim)Sağlık Yönetimi (Fakülte)Sosyal Hizmet (Fakülte)Beyşehir Ali Akkanat İşletme Fakültesiİşletme(Beyşehir Ali Akkanat)(İkinci Öğretim)İşletme(Beyşehir Ali Akkanat)Beyşehir Ali Akkanat Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik YüksekokuluKonaklama İşletmeciliği (Yüksekokul)(Beyşehir Ali Akkanat)Konaklama İşletmeciliği (Yüksekokul)(Beyşehir Ali Akkanat)(İkinci Öğretim)Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik YüksekokuluKonaklama İşletmeciliği (Yüksekokulu)

http://www.ulkemiz.com/selcuk-universitesi

Sinir hücresi - Nöron Nedir ?

Sinir hücresi - Nöron Nedir ?

Sinir hücresi ya da nöron sinir sisteminin temel fonksiyonel birimidir. Başlıca işlevi bilgi transferini gerçekleştirmektir. İnsan sinir sisteminde yaklaşık olarak 100 milyar nöron olduğu tahmin edilmektedir. Normal bir sinir hücresi 50.000-250.000 kadar başka nöronla bağlantılıdır. Yaptıkları özelleşmiş işlere bağlı olarak farklı şekillerde ve çeşitlerde olabilirler. Nöronların büyük bir çoğunluğu dört farklı yapıya sahiptir: Soma, dendritler, akson ve terminal butonlar. Soma bölgesinde çekirdek (nucleus) ve hücrenin yaşamsal işlevlerini sağlayan mekanizma bulunur. Dendiritler ise isimlerini Yunanca bir sözcük olan dendrondan almışlardır. Bu şekilde isimlendirilmelerinin sebebi şekillerinin bir hayli ağacı andırmasıdır. Dendiritler nöral iletişimin önemli alıcılarıdır. Bir nörondan diğerine geçen mesajlar, mesajı yollayan hücrenin terminal butonlarıyla mesajı alan hücrenin dendirit membranı ya da soma (hücre gövdesi) bölümü arasındaki birleşme yerleri olan sinapslar aracılığıyla iletilir/transfer edilir. Sinapslar işlevlerinden yola çıkılarak isimlerini Yunancada "bir araya gelmek" anlamındaki sunaptein sözcüğünden almışlardır. Sinapstaki iletişim terminal butondan öteki hücrenin membranına kadar olmak üzere tek yönlü bir şekilde gerçekleşir. Nöronun bir diğer bölümü olan akson, çoğu kez miyelin kılıfı ile kaplı uzun ve ince bir tüp şeklindedir. Aksonun temel işlevi bilgiyi hücre gövdesinden terminal butonlara taşımaktır. Aksonun taşıdığı bu temel mesaj aksiyon potansiyeli olarak adlandırılır. Aksiyon potansiyeli, kısa bir nabız atışına benzeyen elektriksel/kimyasal bir olaydır. Bütün aksonlardaki aksiyon potansiyeli her zaman aynı ölçüde ve hızdadır. Aksiyon potansiyeli aksonun dallarına ulaştığında bölünmesine rağmen ölçüsünü kaybetmez. Başka bir deyişle her akson dalı tam gücüyle bir aksiyon potansiyeli alır. Nöronlar aksonların ve dendiritlerin somadan çıkışlarına göre üçe ayrılır. Bunlardan multipolar nöron merkezi sinir sisteminde en çok bulunan bilindik nöron tipidir. Bu tip nöronlar sadece bir akson çıkışına sahipken çok sayıda dendirite sahiptir. Bibolar nöronlar bir akson ve bir dendirit ağacına sahiptir. Duyusal nöronlar genellikle bipolar nöronlardır. Bipolar nöronların dendiritleri duyusal verileri merkezi sinir sistemine iletirler. Diğer tip sinir hücreleri ise unipolar nöronlardır. Bu nöronların hücre gövdesinden çıkan ve kısa mesafede ayrılan tek bir sapı vardır. Unipolar nöronlar da bipolar nöronların yaptığı gibi duyusal verileri merkezi sinir sistemine taşımakla görevlidir (birçoğunun dendiritleri deriyi etkileyen duyusal olayları saptarken diğerleri kaslar, eklem yerleri ve iç organlardaki olayları saptamakla görevlidir). Terminal butonlar aksonların ince dallarının ucunda bulunan küçük yumrulardır. Terminal butonlar bir aksiyon potansiyeli onlara ulaştığında, nörotransmitter adı verilen kimyasalları salıverir. Nörotransmitterler diğer hücreyi (onları alan hücreyi) uyarır (excites) veya ketler (inhibits). Bu şekilde diğer hücrenin aksonunda bir aksiyon potansiyeli oluşup oluşmayacağını belirler.Nöronun İç YapısıÇift katmanlı lipit moleküllerinden meydana gelen ve içinde özel fonksiyonlara sahip çeşitli protein molekülleri bulunan membran nöronun sınırını oluşturur. Membranda bulunan proteinler bilginin iletimi açısından önemlidir. Hücre, içinde özelleşmiş küçük yapıları barındıran jölemsi bir maddeyle doludur. Bu maddeye sitoplazma denir. Sitoplazmanın içindeki özelleşmiş küçük yapılardan olan mitokondri, glikoz gibi besinleri parçalar ve böylelikle hücrenin işlevlerini gerçekleştirmesi için gereken enerji sağlanmış olur. Mitokondri, adenozin trifosfat (ATP) denilen kimyasalı üretir. Hücrenin iç kısmında çekirdek (nucleus) bulunur. Adını Latincede "kabuklu yemiş" anlamına gelen nucleustan alan çekirdek, içinde kromozomları barındırır. Kromozomlar uzun DNA dizilerinden oluşur ve protein yapmak için gerekli reçeteleri içermek gibi çok önemli bir işleve sahiptirler. Her bir protein için reçeteye sahip olan kromozom kısımlarına gen denilmektedir. Proteinler, hücrenin yapısını oluşturmanın dışında enzim olarak da görev yaparlar. Enzimler belli molekülleri birleştirir ya da ayırırlar. Proteinler, hücre içi madde naklinde de devreye girerek mikrotübül adı verilen uzun protein dizileri vasıtasıyla maddelerin aksonun bir ucundan diğerine sevk edilmesini gerektiren aktif bir süreç olan aksoplazmik taşımayı sağlarlar.İşlevlerine Göre Nöron ÇeşitleriÜçe ayrılırlar: Duyusal nöronlar, motor nöronlar ve internöronlar (ara nöronlar). Duyusal nöronlar denilen özelleşmiş hücreler çevreden koku, tat, dokunma ve ses vasıtasıyla aldıkları bilgiyi beyne iletir. Motor nöronlar kasların kasılmasını kontrol ederek hareketi sağlar. Tamamen sinir sistemi içinde bulunan internöronlar (ara nöronlar) ise yanlarındaki nöronların yanında circuit (döngü) oluşturur (circuit lokal internöronlar tarafından gerçekleştirilir). Nakilci internöronlar ise beynin bir bölgesinde bulunan lokal internöronun oluşturduğu döngüyü (circuit) başka bir yerdeki döngüye bağlar. Beyindeki nöron döngüleri bu bağlantılardan yararlanarak öğrenme, algı için gereken işlevleri gerçekleştirir.

http://www.ulkemiz.com/sinir-hucresi-noron-nedir-

Sakarya Üniversitesi

Sakarya Üniversitesi

Adres: Sakarya Üniversitesi Rektörlüğü Esentepe Kampüsü 54187 SAKARYATelefon: 0264 295 5454Web: www.sakarya.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Sakarya Üniversitesi?nin çekirdeğini 1970 yılında açılan Sakarya Mühendislik ve Mimarlık Yüksekokulu oluşturmuştur. Bu okul 1971 yılında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi?ne dönüşmüş, 1982-1992 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi?ne bağlı bir Fakülte olarak öğretim vermiştir. 3 Temmuz 1992 tarih ve 3837 sayılı kanun ile Sakarya Üniversitesi kurulmuştur.Eğitim FakültesiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri ÖğretmenliğiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(Uzaktan Eğitim)Fen Bilgisi ÖğretmenliğiFen Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliğiİlköğretim Matematik Öğretmenliğiİlköğretim Matematik Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İngilizce ÖğretmenliğiOkul Öncesi ÖğretmenliğiOkul Öncesi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Rehberlik ve Psikolojik DanışmanlıkRehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(İkinci Öğretim)Sınıf ÖğretmenliğiSınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Sosyal Bilgiler ÖğretmenliğiSosyal Bilgiler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Türkçe ÖğretmenliğiTürkçe Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Zihin Engelliler ÖğretmenliğiZihin Engelliler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Fen-Edebiyat FakültesiAlman Dili ve EdebiyatıAlman Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Biyoloji(İkinci Öğretim)BiyolojiCoğrafya(İkinci Öğretim)CoğrafyaFelsefeFelsefe(İkinci Öğretim)FizikFizik(İkinci Öğretim)KimyaKimya(İkinci Öğretim)MatematikMatematik(İkinci Öğretim)Sosyal Hizmet (Fakülte)SosyolojiSosyoloji(İkinci Öğretim)TarihTarih(İkinci Öğretim)Türk Dili ve EdebiyatıTürk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Çeviribilim(Almanca)Çeviribilim(Almanca)(İkinci Öğretim)Sanat Tarihiİktisadi ve İdari Bilimler FakültesiÇalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileriÇalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri(İkinci Öğretim)İktisatİktisat(İkinci Öğretim)Kamu YönetimiKamu Yönetimi(Uzaktan Eğitim)Kamu Yönetimi(İkinci Öğretim)MaliyeMaliye(Uzaktan Eğitim)Maliye(İkinci Öğretim)Uluslararası İlişkilerUluslararası İlişkiler(İkinci Öğretim)Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri(Uzaktan Eğitim)İktisat(Uzaktan Eğitim)İşletme Fakültesiİnsan Kaynakları Yönetimi (Fakülte)(İkinci Öğretim)İnsan Kaynakları Yönetimi (Fakülte)(Uzaktan Eğitim)İnsan Kaynakları Yönetimi (Fakülte)İşletmeİşletme(İkinci Öğretim)İşletme(İngilizce)(UOLP-Leeds Metropolitan)Turizm İşletmeciliği (Fakülte)Turizm İşletmeciliği (Fakülte)(İkinci Öğretim)İlahiyat Fakültesiİlahiyatİlahiyat(İkinci Öğretim)Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri FakültesiBilgisayar MühendisliğiBilgisayar Mühendisliği(Uzaktan Eğitim)Bilgisayar Mühendisliği(İkinci Öğretim)Bilişim Sistemleri MühendisliğiMühendislik FakültesiÇevre MühendisliğiÇevre Mühendisliği(İkinci Öğretim)Elektrik-Elektronik MühendisliğiElektrik-Elektronik Mühendisliği(İkinci Öğretim)Endüstri MühendisliğiEndüstri Mühendisliği(Uzaktan Eğitim)Endüstri Mühendisliği(İkinci Öğretim)Gıda Mühendisliğiİnşaat Mühendisliğiİnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim)Jeofizik Mühendisliği(İkinci Öğretim)Jeofizik MühendisliğiMakine MühendisliğiMakine Mühendisliği(İkinci Öğretim)Metalurji ve Malzeme MühendisliğiMetalurji ve Malzeme Mühendisliği(İkinci Öğretim)Sakarya Sağlık YüksekokuluEbelik (Yüksekokul)Hemşirelik (Yüksekokul)Teknoloji FakültesiBilgisayar Mühendisliği (M.T.O.K.)Bilgisayar Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)Elektrik-Elektronik Mühendisliği (M.T.O.K.)Elektrik-Elektronik Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)İnşaat Mühendisliği (M.T.O.K.)İnşaat Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)Makine Mühendisliği (M.T.O.K.)Makine Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)Mekatronik Mühendisliği (M.T.O.K.)Mekatronik Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)Metalurji ve Malzeme Mühendisliği (M.T.O.K.)Metalurji ve Malzeme Mühendisliği (Teknoloji Fakültesi)Tıp FakültesiTıp

http://www.ulkemiz.com/sakarya-universitesi

Akson Nedir ?

Akson Nedir ?

Akson bir sinir hücresinin (nöronun) ince, uzun bir çıkıntısıdır. Sinir hücresinin gövdesindeki elektriksel uyarıları uzağa iletir. Aksonun işlevi bilgiyi farklı sinir hücrelerine, kaslara, bezelere iletmektir. Dokunmak ve sıcaklık algılama işlemlerini gerçekleştiren Pseudounipolar nöronlar gibi bazı duyu nöronlarında, elektriksel uyarılar, aksonun çeperinden hücrenin gövdesine doğru, oradan da aynı aksonun başka dalları vasıtasıyla omuriliğe gönderilir. Akson uyumsuzluğu, kalıtsal ve edinsel nörolojik hastalıklara neden olabilir. Bu hastalıklar hem merkezi hem de çevresel sinir sistemlerindeki nöronları etkileyebilir. Akson, nöronun hücre gövdesinden çıkan iki protoplazma çıkıntısından uzun biridir ve diğerinden daha uzundur. Diğer çıkıntı dendrittir ve aksondan daha kısadır. Aksonlar, şekilleri (dendritler daha çok koniksel yapıya sahipken, aksonlar genellikle sabit bir yarıçapa sahiptir), uzunluk (dendritler hücre gövdesinin küçük bir bölümünde sıkışmışken, aksonlar daha uzun olabilir) ve işlev (dendritler genellikle sinyalleri alırken, aksonlar onları iletir) gibi bazı özelliğinden dolayı dendritlerden daha seçkindirler. Tüm bu özellikleren bazı istisnaları da vardır.Bazı tür nöronlarda akson yoktur ve dendritlerindeki sinyalleri kendileri iletir. Bir aksondan daha fazla nöron olmazsa bile, böcekler gibi bazı omurgasızlarda akson bazen birbirlerinden bağımsız işleyen birkaç bölgeden oluşur. Çoğu aksonlar dallanır, bazı durumlarda da aşırı dallanır.Aksonlar, (çoğunlukla diğer nöronlar, bazen de kas ve bezeler gibi) diğer hücrelerle bağlantı sağlar. Bu bağlantı noktalarına sinaps denir. Bir sinapsta akson zarı, hedef hücre zarını ile yan yanadır. Özel moleküler yapıları elektriksel ve elektrokimyasal sinyalleri boşluğun karşısına iletmeyi sağlar.Aksonlar sinir sisteminin birincil iletim hatlarıdır. Bazı aksonlar bir metreden daha uzun olabilirken, bazıları bir milimetreden daha kısadır. İnsan vücudundaki en uzun aksonlar, omurilikten ayakların baş parmağına kadar uzanan siyatik sinirde bulunur. Aksonların çapı değişir. En özel aksonlar mikroskopik (yaklaşık 1 mikron) çapa sahiptirler. Memelilerdeki en büyük akson 20 mikrondan daha büyük çapa ulaşabilir. Sinyalleri çok hızlı iletmesi ile özelleşen Kalamar aksonu yaklaşık 1 milimetre çapındadır. Bu da küçük bir kalem ucu kadardır. Merkezi sinir sistemindeki aksonlar, birçok dala sahip karmaşık ağaçlar gibi görülür. Karşılaştırmada beyinciğin granül hücre aksonu basit bir T şekli ile özelleşmiştir.Merkezi ve çevresel sinir sistemlerindeki, sinir hücresinin aksonunu çevreleyen, tabaka biçimindeki yalıtkan malzemeye miyelin denir. Miyelin nöroglianın bir çıkıntısıdır. Schwann hücreleri, çevresel sinir sistemindeki nöronları oluşturur. Miyelinli sinir lifleri boyunca miyelin kılıftaki boşluklar (Ranvier boğumları) her bir boşluktan sonra ortaya çıkar. Miyelin kılıfın oluşmasına miyelinleşme veya miyelinizasyon denir. Miyelinleşme, elektriksel tepkinin daha hızlı yayılmasını sağlar. Miyelin tabakanın ortadan kalkması (demiyelinizasyon) Multipl skleroz hastalığına neden olur.bir omurgalıdaki beyin eğer açılır ve ince kesitlere dilimlenirse, her bir kesitteki bazı parçalar koyu olurken, diğer parçalar daha açık renkli olur. Koyu parçalar gri madde olarak ve açık renkli parçalar da beyaz madde olarak bilinir. Beyaz madde rengini aksonların oradan yoğun olarak geçmesinden dolayı alır. Serebral korteks, yüzeyinde gri madde bulunan bir mürekkep tabakaya sahiptir. Bu tabakanın altında da çok miktarda beyaz madde vardır. Bunun anlamı, yüzeydeki tabakanın büyük bir kısmı, nöron hücre gövdeleri ile doldurulurken, alt tabakanın büyük bir kısmı da miyelinli aksonlarla doldurulur.Akson başlangıç segmenti — aksonun doğrudan hücre gövdesine bağlanan segmentidir — özelleşmiş karmaşık proteinlerden oluşur.. Miyelinlidir ve yaklaşık 25 µm uzunluğuna sahiptir ve aksiyon potansiyel başlatma işlevlerini gerçekleştirir. Kalınlık bir tarafa bırakılırsa, hücre gövdesine (soma) bağlanan aksonun miyelinli parçasındaki başlangıç segmentinde çok miktarda sodyum ve potasyum kanalları vardır. Aksonun başlangıç segmentindeki sodyum kanallarının anma gerilim yoğunluğu, akson tepeciği hariç, geri kalan aksonlarınkinden veya bitişik hücre gövdesindekinden daha fazladır.

http://www.ulkemiz.com/akson-nedir-

Fotoğraf Eğitimi Üzerine

Fotoğraf Eğitimi Üzerine

İnsanoğlunun yeryüzü serüveni hep “yaparak öğrenme” şeklinde gelişmiştir. Buna “sınama yanılma” yöntemi de denir.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-egitimi-uzerine

Pamukkale Üniversitesi

Pamukkale Üniversitesi

Adres: Kınıklı Kampüsü 20020/DENİZLİTelefon: 0258 296 20 00Web: www.pau.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Pamukkale Üniversitesi, 1992 yılında Denizli'de kurulmuş olan bir devlet üniversitesidir.1992 yılına kadar Dokuz Eylül Üniversitesi'ne bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren Denizli Mühendislik Fakültesi, Eğitim Yüksekokulu ve Denizli Tıp Fakültesi ile kurulan Üniversite, bugün altı fakülte, üç enstitü, beş yüksekokul, sekiz meslek yüksekokulu ile faaliyetlerini sürdürmektedir.Genç yaşına rağmen hızla gelişerek, Eylül 2009 itibariyle, 32000 öğrenci, 1500'ü akademik olmak üzere 2700 çalışana ulaşmıştır.Pamukkale Üniversitesi Kınıklı Kampüsü toplam alanı 2500 dönüm(2.500.000 metrekare) olmaktadır. 2000-2006 yılları arasında yeni bir kampüste, Kınıklı kampüsünde yapılanmaya ağırlık vermiştir. Tüm fakültelerin ve sosyal tesislerin bir araya toplanacağı bir alan olarak düşünülen Kınıklı kampüsünde çok hızlı bir altyapı çalışması süreci yaşanmaktadır. 2006-2007 yılında hizmete giren; Teknik Eğitim-Mühendislik Fakülteleri, Fen-Edebiyat Fakültesi Ek Binaları,İktisadi ve İdari Bilimler Ek binları, Rektörlük,Eğitim Fakültesi yeni Binası, Kütüphane, Yemekhane, Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksekokulu(Spor Merkezi) binaları ve Olimpik Yüzme havuzunu da içeren modern spor kompleksi(Sauna,Fin Hamamı,Türk Hamamı,Restaurant,Tırmanma Duvarı,Eğitim Havuzu,Olimpik Yüzme Havuzu,Squash) açık spor tesisleri,konukevi,cafe-restaurant,gece ışıklandırmalı-tribünlü-sentetik çim ve tantan pistli olimpik futbol stadyumu ile 12.000 m²'lik yeni hastane bloklarının oluşturduğu toplam kapalı alan 70.000 m²'yi geçmektedir.Pamukkale Üniversitesinin toplam kapalı alanı yeni ilaveler ile 200.000 m²'ye ulaşmıştır.Pamukkale Üniversitesinde akademik ve idari personelin sayı ve niteliğinin artması, yukarıda bahsedilen yeni mekânlar ile modern eğitim-öğretim ve hizmet ortamlarının yaratılması sayesinde araştırma ve eğitim-öğretim standardının önde gelen Üniversitelere ulaştırılması sağlanmıştır.Modern bir kütüphanesi vardır..Bu arada 2008 yılı itibariyle;45000 adet kitap,63 adet online veri tabanı,48000 adet elektronik dergi,37000 adet elektronik kitap,12 adet cd-rom veri tabanı,2 adet dvd-rom tabanı,750 başlıklı dergi ve 1350 adet tez bulunmaktadır. Bilimsel alt yapının gelişmesine paralel olarak Uluslararası Atıf endeksince taranan dergilerde yayımlanan makale sayısı 1991 yılında 41 iken 2004' de 145' e, 2005' de 227' ye ve 2006 yılının ilk 6 ayında 173'e yükselmiştir. Bilimsel etkinlikler de bu gelişmelere paralel olarak artmış, hemen her hafta en az bir etkinliğin düzenlendiği Üniversitemizde 2005-2006 Akademik Yılında gerçekleştirilen bilimsel toplantısayısı150, konuşmacı sayısı ise 5.000' i aşmıştır. Uluslararası öğrenci ve öğretim elemanı değişimlerine önem verilmiş, Sokrates-Erasmus programları kapsamında 7 Avrupa'nın önde gelen üniversitelerinde sürdürülen 30 program ile işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır.Denizli Sağlık YüksekokuluHemşirelik (Yüksekokul)Eğitim FakültesiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri ÖğretmenliğiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Fen Bilgisi ÖğretmenliğiFen Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İlköğretim Matematik Öğretmenliğiİlköğretim Matematik Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İngilizce ÖğretmenliğiOkul Öncesi ÖğretmenliğiOkul Öncesi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(İkinci Öğretim)Rehberlik ve Psikolojik DanışmanlıkSınıf ÖğretmenliğiSınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Sosyal Bilgiler ÖğretmenliğiSosyal Bilgiler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Türkçe ÖğretmenliğiTürkçe Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Fen-Edebiyat FakültesiArkeoloji(İkinci Öğretim)ArkeolojiBiyolojiBiyoloji(İkinci Öğretim)Felsefe(İkinci Öğretim)FelsefeFizikFransız Dili ve Edebiyatıİngiliz Dili ve Edebiyatıİngiliz Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Kimya(İkinci Öğretim)KimyaMatematik(İkinci Öğretim)MatematikSanat TarihiSosyoloji(İkinci Öğretim)SosyolojiTarih(İkinci Öğretim)TarihTürk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Türk Dili ve EdebiyatıFizik Tedavi ve Rehabilitasyon YüksekokuluFizyoterapi ve Rehabilitasyon (Yüksekokul)İktisadi ve İdari Bilimler FakültesiÇalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileriÇalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri(İkinci Öğretim)Ekonometriİktisatİktisat(İkinci Öğretim)İktisat(İngilizce)İktisat(İngilizce)(İkinci Öğretim)İşletmeİşletme(İngilizce)İşletme(İkinci Öğretim)MaliyeMaliye(İkinci Öğretim)Siyaset Bilimi ve Kamu YönetimiSiyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi(İkinci Öğretim)Uluslararası Ticaret ve FinansmanUluslararası Ticaret ve Finansman(İkinci Öğretim)Mühendislik FakültesiBilgisayar Mühendisliği(İngilizce)Çevre MühendisliğiElektrik-Elektronik MühendisliğiElektrik-Elektronik Mühendisliği(İkinci Öğretim)Endüstri MühendisliğiGıda MühendisliğiGıda Mühendisliği(İkinci Öğretim)İnşaat Mühendisliğiİnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim)Jeoloji MühendisliğiJeoloji Mühendisliği(İkinci Öğretim)Makine MühendisliğiMakine Mühendisliği(İkinci Öğretim)Tekstil MühendisliğiTıp FakültesiTıpTurizm İşletmeciliği ve Otelcilik YüksekokuluKonaklama İşletmeciliği (Yüksekokul)Yiyecek-İçecek İşletmeciliği (Yüksekokul)

http://www.ulkemiz.com/pamukkale-universitesi

Özyeğin Üniversitesi

Özyeğin Üniversitesi

Adres: Kuşbakışı Cad. No:2 34662 Altunizade Üsküdar İstanbulTelefon: 0216 559 20 00Web: www.ozyegin.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Hüsnü M. Özyeğin Vakfı tarafından kurulan Özyeğin Üniversitesi, yaşamla iç içe, yenilikçi, yaratıcı ve girişimci bir öğrenim merkezi olarak topluma hizmet vermeyi amaçlamaktadır. Özyeğin Üniversitesi, Türkiye ortamında olduğu kadar bölgesel ve küresel ölçekte de geçerli olacak yaratıcı, özgün, faydalı ve uygulanabilir bilgi üretmeyi ve üretilen bilginin uygulamaya geçirilmesi sürecinde aktif bir rol oynamayı hedeflemektedir. Öğrenim programlarını, yükselen mesleklerde derinlemesine bilgi sahibi, yabancı dile hakim, iletişim ve bilgi teknolojileri kullanımında yetkin ve uygulama becerisi olan gençler yetiştirmeye yönelik şekillendiren Özyeğin Üniversitesi, bireysel sorumluluk alabilen, ilkelerine bağlı, sonuç odaklı, teorik bilgi ve uygulama deneyimine sahip, sürekli öğrenmeyi ilke edinen mezunları sayesinde sahip olduğu vizyonu gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİşletme(İngilizce)(%50 Burslu)İşletme(İngilizce)(Tam Burslu)Bankacılık ve Finans (Fakülte)(İngilizce)(Tam Burslu)Bankacılık ve Finans (Fakülte)(İngilizce)(%50 Burslu)Girişimcilik(İngilizce)(Tam Burslu)İşletme(İngilizce)(%25 Burslu)Mühendislik FakültesiBilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Makine Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Makine Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Endüstri Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)Uygulamalı Bilimler YüksekokuluOtel Yöneticiliği (Yüksekokul)(İngilizce)(%50 Burslu)Otel Yöneticiliği (Yüksekokul)(İngilizce)(Tam Burslu)Otel Yöneticiliği (Yüksekokul)(İngilizce)(%25 Burslu)Hukuk FakültesiHukuk(%50 Burslu)Hukuk(Tam Burslu)Hukuk(%25 Burslu)Fen-Edebiyat FakültesiPsikoloji(İngilizce)(%50 Burslu)Psikoloji(İngilizce)(Tam Burslu)Psikoloji(İngilizce)(%25 Burslu)Sivil Havacılık YüksekokuluSivil Hava Ulaştırma İşletmeciliği (Yüksekokul)(İngilizce)(Tam Burslu)Sivil Hava Ulaştırma İşletmeciliği (Yüksekokul)(İngilizce)(%50 Burslu)Sivil Hava Ulaştırma İşletmeciliği (Yüksekokul)(İngilizce)(%25 Burslu)

http://www.ulkemiz.com/ozyegin-universitesi

Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi

Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi

Adres: Fakıuşağı Kampüsü 80000 OSMANİYETelefon: 0328 825 1818Web: www.osmaniye.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi kurulduğu 29 Mayıs 2007 tarihinden bu yana emin adımlarla yapılanmasını tamamlamak için çalışan bir üniversite olma gayretindedir.Toplam 32.000 m² kapalı alana sahip olan Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi, bu alanların yaklaşık 2.900 m² sosyal alanlar olarak değerlendirmiştir. Üniversite, pek çok bilimsel ve sanatsal organizasyonu yapabilecek imkânlara sahip 500 kişilik bir konferans salonuna da sahiptir.Üniversitede Fen - Edebiyat, Mühendislik, İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri, bünyelerinde birçok bölüm ve anabilim dalları ile kurulmuştur. Toplam 151 akademik personele sahip olan Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi her geçen gün kadrosunu genişletmektedir.Açılan bölümler, gençleri yarınlara hazırlarken öncelikle istihdam edilebilirlik dikkate alınmaktadır. Bu doğrultuda gerekli bağlantılar kurulmakta ve protokoller imzalanmaktadır. OKÜ Osmaniye Meslek Yüksekokulu'nda açılan Posta Hizmetleri Programı bu yolda atılan ilk adımdır.Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi'nde ayrıca açılmış olan Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri Enstitüleri ile yüksek lisans ve doktora öğrenimi yapmak isteyen geleceğin bilim adamları düşünülmüştür.Mühendislik Fakültesi bünyesinde açılan ve Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü ile İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi çatısı altında yer alan Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü de 2009-2010 öğretim döneminde ilk öğrencilerini kabul edecektir.Mevcut 800 m² lik bir alana sahip yemekhane ile 500 kişi kapasiteli kapalı spor salonu da yeni akademik yıl itibariyle öğrencilerin kullanımına hazır olacaktır.Üniversite öğrencilerinin barınma ihtiyacını gidermek amacıyla kullanılan KYK Yurdu ise 1000 kişi (karma) kapasitesiyle ve yerleşkeye sadece 500 m uzaklıkta oluşuyla çok cazip bir durumdadır.Fen-Edebiyat FakültesiBiyolojiKimyaTürk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Türk Dili ve Edebiyatıİktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİşletme(İkinci Öğretim)İşletmeYönetim Bilişim Sistemleri (Fakülte)(İkinci Öğretim)Yönetim Bilişim Sistemleri (Fakülte)Mühendislik FakültesiEnerji Sistemleri Mühendisliği(İkinci Öğretim)Enerji Sistemleri MühendisliğiGıda Mühendisliği(İkinci Öğretim)Gıda MühendisliğiElektrik-Elektronik Mühendisliği(İkinci Öğretim)Elektrik-Elektronik Mühendisliğiİnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim)İnşaat MühendisliğiMakine Mühendisliği(İkinci Öğretim)Makine Mühendisliği

http://www.ulkemiz.com/osmaniye-korkut-ata-universitesi

Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Adres: Orta Doğu Teknik Üniversitesi 06531 AnkaraTelefon: 0312 210 2000Web: www.odtu.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Orta Doğu Teknik Üniversitesi ya da kısaca ODTÜ (İngilizce: Middle East Technical University, kısaca METU), 15 Kasım 1956tarihinde, zamanın Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Adnan Menderes ve Karayolları Genel Müdürü Vecdi Diker tarafından Ankara'da kurulan bir devlet üniversitesidir. Dünya Üniversitelerinin Akademik Sıralaması'na giremeyen ODTÜ, Dünya Üniversitelerinin Webometrik Sıralaması?nda ise 435. sırada yer almıştır. 2009 yılına kadar 90.000'in üzerinde mezun veren üniversite, İngilizce eğitim vermektedir.Üniversitenin misyonu, öğretim, araştırma ve toplum hizmetleri etkinliklerini evrensel standartlarda yürüterek, toplumun ve insanlığın toplumsal, kültürel, ekonomik, bilimsel ve teknolojik gelişimi için bilgiye ulaşmak, bilgiyi üretmek, uygulamak, yaymak ve bu bilgilerle donatılmış bireyler yetiştirmek, temel ilkeleri ise bilimsel yaklaşım, akademik özgürlük, disiplinlerarası yaklaşım, yaşam boyu eğitim, nitelikli insan yetiştirme, öğrenciye destek, toplumla iletişim ve katılımcı yönetimdir.Eğitim FakültesiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri ÖğretmenliğiFen Bilgisi ÖğretmenliğiFizik Öğretmenliğiİlköğretim Matematik Öğretmenliğiİngilizce Öğretmenliğiİngilizce Öğretmenliği(UOLP-SUNY New Paltz)(%50 Burslu)İngilizce Öğretmenliği(UOLP-SUNY New Paltz)Kimya ÖğretmenliğiOkul Öncesi ÖğretmenliğiFen-Edebiyat FakültesiBiyolojiFelsefeFizikİstatistikKimyaMatematikMoleküler Biyoloji ve GenetikPsikolojiSosyolojiTarihİktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİktisatİşletmeİşletme(UOLP-SUNY Binghamton)(%50 Burslu)İşletme(UOLP-SUNY Binghamton)Küresel ve Uluslararası İlişkiler(UOLP-SUNY Binghamton)(%50 Burslu)Küresel ve Uluslararası İlişkiler(UOLP-SUNY Binghamton)Siyaset Bilimi ve Kamu YönetimiUluslararası İlişkilerKuzey Kıbrıs KampüsüBilgisayar Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)Bilgisayar Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)İktisat(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)İktisat(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)İngilizce Öğretmenliği(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)İngilizce Öğretmenliği(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)İnşaat Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)İnşaat Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)İşletme(Kuzey Kıbrıs)(UOLP-SUNY New Paltz)İşletme(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)İşletme(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)Kimya Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)Kimya Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)Makine Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)Makine Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)Psikoloji(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)Psikoloji(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)İktisat(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)İktisat(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)İngilizce Öğretmenliği(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)İngilizce Öğretmenliği(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)İnşaat Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)İnşaat Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)İşletme(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)İşletme(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)Kimya Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)Kimya Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)Makine Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)Makine Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)Psikoloji(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)Psikoloji(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(Kuzey Kıbrıs)(KKTC Vatandaşları)Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(Kuzey Kıbrıs)(Tam Burslu)Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Kuzey Kıbrıs)(%25 Burslu)Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Kuzey Kıbrıs)(%50 Burslu)Mimarlık FakültesiEndüstri Ürünleri TasarımıMimarlıkŞehir ve Bölge PlanlamaMühendislik FakültesiBilgisayar MühendisliğiÇevre MühendisliğiElektrik-Elektronik MühendisliğiEndüstri MühendisliğiGıda MühendisliğiHavacılık ve Uzay Mühendisliğiİnşaat MühendisliğiJeoloji MühendisliğiKimya MühendisliğiMaden MühendisliğiMakine MühendisliğiMetalurji ve Malzeme MühendisliğiPetrol ve Doğalgaz Mühendisliği

http://www.ulkemiz.com/orta-dogu-teknik-universitesi

Ondokuz Mayıs Üniversitesi

Ondokuz Mayıs Üniversitesi

Adres: Rektörlük Binası 55139 Kurupelit / SAMSUNTelefon: 362 312 19 19Web: www.omu.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Ondokuz Mayıs Üniversitesi 1 Nisan 1975 Tarihinde 1873 sayılı kanunla kurulmuştur.1973 Yılında Hacettepe Üniversitesi'ne bağlı olarak kurulan Samsun Tıp Fakültesi,üniversitemize bağalanarak üniversitemizin temelleri atılmıştır. Ondokuz Mayıs Üniversitesi bünyesinde 10 fakülte,2 yüksekokul,4 enstitü,8 meslekyüksekokulu,12 araştırma ve uygulama merkezi,2 bölüm ve 1 konservatuar bulunmaktadır.Bu birimlerin pek çoğu teşkilatlanmalarını tam manasıyla tamalayarak eğitim öğretimlerini sürdürmektedirler. Kurulduğu 1975 yılında 50 öğrenci ile eğitime başlayan üniversitemiz,kuruluşunun 33. yılında 20434 mevcut öğrenci,92423 mezunu,1875 öğretim elemanı ile amacı;Her türlü düşünceye açık,aklın egemen olduğu özgür bir ortamda bilgiye ulaşan,bilginin kullanıldığı ve üretildiği,yaratıcı ve katılımcı bir üniversite yaratmak olan ve sorgulayan,araştıran,çözüm üretebilen,sosyal becerileri gelişmiş,kendine güvenen,doğru kararlar veren,akılcı,üretken,insan haklarına saygılı,evrensel değerlere açık,topluma ve toplumsal sorunlara duyarlı,demokrat,aydın gençler yetiştirmektirÜniversite -sanayi işbirliği ile bilgi ve teknoloji üreterek,toplumsal kalkınmaya katkıda bulunmak,ulusal ve evrensel kültür değerlerine sahip çıkarak,toplumla bütünleşerek,eğitim öğretimde,araştırma ve uygulamada,toplam kaliteye ulaşmak için,önce insan odaklı bir anlayışla mutlu bireylerden oluşan bir toplum yaratmaktır.Üniversitemizin üstlendiği bu sorumluluğun gerçekleşmesiyle ilgili gerekli her türlü alt yapı ve donanıma sahip bulunan üniversitemiz siz gençleri ,21. yüzyıla hazırlayarak ve yeni dünya düzeninde hak ettiğiniz konuma getirerek,geleceğimizin gençliğini yetiştirmektir. OMÜ den Sinop,Amasya,Giresun ve Ordu üniversiteleri olmak üzere toplam 4 üniversite ayrılarak kurulmuştur.Diş Hekimliği FakültesiDiş HekimliğiEğitim FakültesiAlmanca ÖğretmenliğiAlmanca Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri ÖğretmenliğiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Biyoloji ÖğretmenliğiFen Bilgisi ÖğretmenliğiFen Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Fizik ÖğretmenliğiFransızca ÖğretmenliğiFransızca Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliğiİlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İlköğretim Matematik Öğretmenliğiİlköğretim Matematik Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İngilizce Öğretmenliğiİngilizce Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İşitme Engelliler Öğretmenliğiİşitme Engelliler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Kimya ÖğretmenliğiMatematik ÖğretmenliğiOkul Öncesi ÖğretmenliğiOkul Öncesi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Rehberlik ve Psikolojik DanışmanlıkRehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(İkinci Öğretim)Sınıf ÖğretmenliğiSınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Sosyal Bilgiler ÖğretmenliğiSosyal Bilgiler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Türkçe ÖğretmenliğiTürkçe Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Zihin Engelliler ÖğretmenliğiZihin Engelliler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Fen-Edebiyat FakültesiBiyolojiBiyoloji(İkinci Öğretim)CoğrafyaCoğrafya(İkinci Öğretim)FelsefeFizikİstatistikİstatistik(İkinci Öğretim)KimyaKimya(İkinci Öğretim)MatematikMatematik(İkinci Öğretim)PsikolojiTarihTarih(İkinci Öğretim)Türk Dili ve EdebiyatıTürk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)SosyolojiHukuk FakültesiHukukİktisadi ve İdari Bilimler FakültesiİktisatİşletmeSiyaset Bilimi ve Kamu Yönetimiİlahiyat Fakültesiİlahiyatİlahiyat(İkinci Öğretim)Mühendislik FakültesiBilgisayar MühendisliğiÇevre MühendisliğiÇevre Mühendisliği(İkinci Öğretim)Elektrik-Elektronik MühendisliğiEndüstri MühendisliğiGıda MühendisliğiGıda Mühendisliği(İkinci Öğretim)Harita MühendisliğiHarita Mühendisliği(İkinci Öğretim)İnşaat Mühendisliğiİnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim)Makine MühendisliğiMakine Mühendisliği(İkinci Öğretim)Malzeme Bilimi ve MühendisliğiKimya MühendisliğiSamsun Sağlık YüksekokuluBeslenme ve Diyetetik (Yüksekokul)Ebelik (Yüksekokul)Hemşirelik (Yüksekokul)Tıp FakültesiTıpTıp(İngilizce)Veteriner FakültesiVeterinerlikZiraat FakültesiBahçe BitkileriBitki KorumaTarım EkonomisiTarım MakineleriTarımsal BiyoteknolojiTarımsal Yapılar ve SulamaTarla BitkileriToprak Bilimi ve Bitki BeslemeZootekni

http://www.ulkemiz.com/ondokuz-mayis-universitesi

Makro Fotoğrafçılık

Makro Fotoğrafçılık

Küçük canlıların dünyasını fotoğraflamak, nesnelerin ve doğanın ince detaylarına dokunmak, görünmeyenleri göz önüne çıkarmak isteyen fotoğrafçılar için bir sevdadır Makro Fotoğrafçılık.

http://www.ulkemiz.com/makro-fotografcilik

Okan Üniversitesi

Okan Üniversitesi

Adres: Akfırat Kampüsü Formula 1 Yanı, 34959 Tuzla / İSTANBULTelefon: 0216 677 16 30Web: www.okan.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Türkiye'nin en genç ve dinamik üniversitelerinden Okan Üniversitesi, Okan Kültür, Eğitim ve Spor Vakfı tarafından resmi olarak 1999 yılında kurulmuş, eğitim-öğretime ise 2003-2004 akademik yılında başlamıştır. Hızla büyüyen Üniversite, 2006-2007 öğretim yılından itibaren yeni ve modern Akfırat kampüsüne yerleşmiştir."İş Yaşamına En Yakın Üniversite" sloganıyla hareket eden Okan Üniversitesi alanlarında uzman akademik kadrosuyla, eğitime çağdaş yaklaşımıyla, birinci sınıftan itibaren öğrencilerini iş yaşamına hazırlayan, uygulamaya dönük çalışmalarıyla teori ve pratiği bir araya getirmektedir. 2006-2007 öğretim yılında ilk mezunlarının veren üniversite, bu iddiasını kanıtlamıştır. Mezunların hepsi işe yerleşmiştir.Eğitim ile iş dünyası arasında köprü oluşturmayı hedefleyen Okan Üniversitesi, öğrencilerinin birinci sınıftan başlayarak İş Yaşamına Hazırlık Programı kapsamında işletmelerde görev almalarını sağlamaktadır. Böylece öğrenciler iş yaşamını tanımakta, teori ile pratik arasında ilişki kurarak bilgi ve becerilerini artırmanın yanı sıra motivasyon da kazanmaktadırlar. İş Yaşamına Hazırlık Programını başarıyla tamamlayan öğrencilere katılım belgesi verilmekte ve mezun olduklarında diplomalarına iş tecrübesine ilişkin sertifikalar da eklenmektedir.Okan Üniversitesi'nin DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu), Türk Avrasya İş Konseyleri, Telekomünikasyon Kurumu, Türkiye Müteahhitler Birliği, Türkiye Seyahat Acenteleri Derneği, Uluslar arası Nakliyeciler Derneği, Türkiye Turizm Yatırımcıları Birliği, Türk Hava Yolları, Sabiha Gökçen Uluslararası Havaalanı, Türk Kızılayı, Festo San. Tic. A.Ş., Akfırat Belediyesi gibi iş hayatına yönelik kurumlarla ve Pekin Kültür ve Dil Üniversitesi, Murray State University, Anadolu Üniversitesi gibi eğitim kurumlarıyla ile işbirliği protokolleri vardır.Çağdaş mimarisiyle öne çıkan Akfırat kampüsü, modern bir üniversitenin sahip olması gereken tüm özelliklere sahiptir. Akfırat kampüsü öğrencilerin en verimli şekilde eğitim almalarını sağlayacak modern derslikler, bilgisayar ve teknik laboratuarlar, kütüphane, konferans salonları, spor merkezleri, kafeterya ve restoranlarla donatılmıştır.Kampüs, Sabiha Gökçen Havaalanı'na, F1 Pisti'ne yakınlığıyla da farklı imkanlar sunmaktadır. 2008 yılında faaliyete geçen Sosyal Merkez'de, cep sineması, sauna, kafeteryalar, kokteyl salonu, alış veriş merkezi, kulüp odaları bulunmaktadır. Ayrıca 400 kişilik spor salonu, yüzme havuzu, tenis kortu, basketbol, voleybol, futbol sahalarının bulunduğu Spor Merkezi de öğrencilerin boş zamanlarını en iyi şekilde değerlendirmeleri için tasarlanmıştır.Okan Üniversitesi'nde bayan ve erkek öğrenciler için yurtlar mevcuttur. Yurtlarda, etüt odaları, yemek salonu, kafeterya ve temizlik servisi, çamaşırhane, gece - gündüz yurt güvenliğini sağlayan güvenlik ekibi, sürekli doktor bulunan reviri, kablolu ve kablosuz internet sistemi bulunmaktadırAyrıca okulun hasanpaşa'da da meslek yüksek okulu bulunmaktadır.Türkiye'de ilk ve tek olarak Fen bilimleri enstitüsünde Patlayıcı Mühendisliği yüksek lisans programını açmıştırOkul bünyesinde rusça ve çince dersleri verilmektedir.İktisadi ve İdari Bilimler FakültesiBankacılık ve Finans (Fakülte)(İngilizce)Bankacılık ve Finans (Fakülte)(İngilizce)(%50 Burslu)Bankacılık ve Finans (Fakülte)(İngilizce)(Tam Burslu)İşletmeİşletme(İngilizce)İşletme(İngilizce)(%50 Burslu)İşletme(%50 Burslu)İşletme(Tam Burslu)İşletme(İngilizce)(Tam Burslu)Sağlık Yönetimi (Fakülte)Sağlık Yönetimi (Fakülte)(%50 Burslu)Sağlık Yönetimi (Fakülte)(Tam Burslu)Uluslararası İlişkilerUluslararası İlişkiler(İngilizce)Uluslararası İlişkiler(%50 Burslu)Uluslararası İlişkiler(İngilizce)(%50 Burslu)Uluslararası İlişkiler(Tam Burslu)Uluslararası İlişkiler(İngilizce)(Tam Burslu)Uluslararası LojistikUluslararası Lojistik(İngilizce)Uluslararası Lojistik(%50 Burslu)Uluslararası Lojistik(İngilizce)(%50 Burslu)Uluslararası Lojistik(Tam Burslu)Uluslararası Lojistik(İngilizce)(Tam Burslu)Uluslararası Ticaret (Fakülte)Uluslararası Ticaret (Fakülte)(%50 Burslu)Uluslararası Ticaret (Fakülte)(Tam Burslu)Uluslararası Ticaret (Fakülte)(İngilizce)Uluslararası Ticaret (Fakülte)(İngilizce)(Tam Burslu)Uluslararası Ticaret (Fakülte)(İngilizce)(%50 Burslu)Sağlık Bilimleri YüksekokuluBeslenme ve Diyetetik (Yüksekokul)Beslenme ve Diyetetik (Yüksekokul)(Tam Burslu)Beslenme ve Diyetetik (Yüksekokul)(%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Yüksekokul)Çocuk Gelişimi (Yüksekokul)(Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Yüksekokul)(%50 Burslu)Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Yüksekokul)Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Yüksekokul)(Tam Burslu)Hemşirelik (Yüksekokul)(%50 Burslu)Hemşirelik (Yüksekokul)(Tam Burslu)Hemşirelik (Yüksekokul)Mühendislik-Mimarlık FakültesiBilgisayar MühendisliğiBilgisayar Mühendisliği(%50 Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(Tam Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)Bilgisayar Mühendisliği (İngilizce) (Tam Burslu) Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce) (%50 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Endüstri Mühendisliği Endüstri Mühendisliği(İngilizce)Endüstri Mühendisliği(%50 Burslu)Endüstri Mühendisliği (İngilizce) (%50 Burslu) Endüstri Mühendisliği (Tam Burslu) Endüstri Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Enerji Sistemleri Mühendisliği(İngilizce) Enerji Sistemleri Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Enerji Sistemleri Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Geomatik Mühendisliği(İngilizce)Geomatik Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Geomatik Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Gıda Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Gıda Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Gıda Mühendisliği(İngilizce)İnşaat Mühendisliği(İngilizce)İnşaat Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)İnşaat Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Kentsel Tasarım ve Peyzaj MimarisiKentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarisi(%50 Burslu)Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarisi(Tam Burslu)Makine Mühendisliği(İngilizce)Makine Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Makine Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Mekatronik Mühendisliği(İngilizce)Mekatronik Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Mekatronik Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu) Mimarlık (İngilizce) Mimarlık (İngilizce) (%50 Burslu) Mimarlık (İngilizce) (Tam Burslu) Otomotiv Mühendisliği(İngilizce)Otomotiv Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu) Otomotiv Mühendisliği (İngilizce) (Tam Burslu) Uygulamalı Bilimler YüksekokuluBilişim Sistemleri ve Teknolojileri (Yüksekokul)(%50 Burslu)Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri (Yüksekokul)(Tam Burslu)Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri (Yüksekokul)Gastronomi (Yüksekokul)(%50 Burslu)Gastronomi (Yüksekokul)(Tam Burslu)Gastronomi (Yüksekokul)Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Yüksekokul)Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Yüksekokul)(%50 Burslu)Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (Yüksekokul)(Tam Burslu)Muhasebe ve Finansal Yönetim (Yüksekokul)Muhasebe ve Finansal Yönetim (Yüksekokul)(Tam Burslu)Muhasebe ve Finansal Yönetim (Yüksekokul)(%50 Burslu)Spor Yönetimi (Yüksekokul)Spor Yönetimi (Yüksekokul)(%50 Burslu)Spor Yönetimi (Yüksekokul)(Tam Burslu)Turizm ve Otelcilik (Yüksekokul)(%50 Burslu)Turizm ve Otelcilik (Yüksekokul)(Tam Burslu)Turizm ve Otelcilik (Yüksekokul)Hukuk FakültesiHukukHukuk(Tam Burslu)Fen-Edebiyat FakültesiMatematikMatematik (%50 Burslu) Matematik (Tam Burslu) Mütercim-Tercümanlık (İngilizce) Mütercim-Tercümanlık(Almanca)Mütercim-Tercümanlık(Rusça)Mütercim-Tercümanlık(Çince)Mütercim-Tercümanlık (Arapça) Mütercim-Tercümanlık (Arapça) (%50 Burslu) Mütercim-Tercümanlık(Almanca) (%50 Burslu) Mütercim-Tercümanlık(Rusça)(%50 Burslu)Mütercim-Tercümanlık(Çince)(%50 Burslu)Mütercim-Tercümanlık(Arapça)(Tam Burslu)Mütercim-Tercümanlık (İngilizce) (%50 Burslu)Mütercim-Tercümanlık (Rusça) (Tam Burslu) Mütercim-Tercümanlık (Almanca) (Tam Burslu)Mütercim-Tercümanlık (Çince) (Tam Burslu) Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(Tam Burslu) Mütercim-Tercümanlık(Rusça)(Tam Burslu)Mütercim-Tercümanlık(Almanca) (Tam Burslu) Mütercim-Tercümanlık (Çince) (Tam Burslu) Mütercim-Tercümanlık (İngilizce) (Tam Burslu) PsikolojiPsikoloji (%50 Burslu) Psikoloji (Tam Burslu)SosyolojiSosyoloji(%50 Burslu)Sosyoloji(Tam Burslu)Güzel Sanatlar FakültesiSanat ve Tasarım YönetimiSanat ve Tasarım Yönetimi (%50 Burslu) Sanat ve Tasarım Yönetimi(Tam Burslu)Sinema ve TelevizyonSinema ve Televizyon(%50 Burslu)Sinema ve Televizyon(Tam Burslu)

http://www.ulkemiz.com/okan-universitesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi Depreme Dayanıklı Hale Getiriliyor

İstanbul Arkeoloji Müzesi Depreme Dayanıklı Hale Getiriliyor

Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilki olan 125 yıllık İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni yenileme ve güçlendirme çalışmaları devam ediyor. 1891’de ressam ve arkeolog Osman Hamdi Bey tarafından kurulan müze, depreme dayanıklı hale getiriliyor.Deprem anında hem ziyaretçilerin hem de Dünya çapındaki koleksiyonun korunması için duvar ve kolonlar çelik plakalarla, kat döşemeleri ise yüksek dayanıklı gergi çubuklarla sağlamlaştırılıyor.Altyapı sorunlarının çözülerek. çağdaş sergileme alanlarının hizmete sokulmasını sağlayacak çalışmalar sırasında; müdahalede bulunulmayan bölümler, ziyarete açık tutuluyor. İstanbul Arkeoloji Müzesi Klasik Binada 10-27 numaralı salonlar TÜRSAB sponsorluğunda gerçekleşen “Deprem Güçlendirme ve Restorasyon” çalışmaları nedeniyle 1 Mart 2015 tarihine kadar kapalı.Restorasyon kapsamında altyapı sorunları çözülecek, yeni iklimlendirme, elektrik, güvenlik sistemleri uygulanacak ve müze çağdaş sergileme alanlarına kavuşacak.Deprem güçlendirme ve restorasyon uygulamaları Süleymaniye Camii ve Mısır Konsolosluğu’nun restorasyonlarını yapan Güryapı tarafınden gerçekleştiriliyor. Restitüsyon ve Restorasyon projeleri Seçkin Mimarlık tarafından hazırlandı. Deprem güçlendirme projeleri ise İSMEP- İstanbul Kentinin Sismik Riskinin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi kapsamında İtalyan-Türk ortaklığıyla SPC ve OSM firmaları tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumluluğunda hazırlandı.http://arkeofili.com

http://www.ulkemiz.com/istanbul-arkeoloji-muzesi-depreme-dayanikli-hale-getiriliyor

Dijital Fotoğraf Devrimi ve Mobil Fotoğraf

Dijital Fotoğraf Devrimi ve Mobil Fotoğraf

18.yy’dan günümüze fotoğraf kültürü coğrafyalara göre değişerek sosyal, kültürel ve tabiki teknoloji anlamında ciddi değişimler gösterdi.

http://www.ulkemiz.com/dijital-fotograf-devrimi-ve-mobil-fotograf

Ömer Halisdemir Üniversitesi ( Niğde Üniversitesi )

Ömer Halisdemir Üniversitesi ( Niğde Üniversitesi )

Adres: Merkez Yerleşke Bor Yolu Üzeri Niğde 51240Telefon: 0388 225 26 01Web: www.nigde.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ Niğde Üniversitesi, 3 Temmuz 1992 tarih ve 3837 Sayılı Kanunun ek 22. maddesine göre 11 Temmuz 1992 tarhinde Niğde'de kurulmuş devlet üniversitesidir. 15 Temmuz'da gerçekleşen darbe kalkışmasına ilk kurşunu sıkarak canı pahasına kahramanca bir duruş sergileyen ve çok kritik bir noktada çok kritik bir müdahaleye imza atan Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir’in adının yaşatılması için üniversitemizin adı “ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ” olarak değiştirilmiştir. Üniversitede 11098 öğrenci ve 559 adet kadrolu öğretim elemanı bulunmaktadır. Niğde Üniversitesi bünyesinde 4 Fakülte, 2 Enstitü, 2 Yüksekokul ve 5 Meslek Yüksekokulu mevcuttur.Eğitim FakültesiFen Bilgisi ÖğretmenliğiFen Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Sınıf ÖğretmenliğiSosyal Bilgiler ÖğretmenliğiSosyal Bilgiler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Türkçe ÖğretmenliğiSınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Türkçe Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Fen-Edebiyat FakültesiBiyolojiFizikKimyaMatematik(İkinci Öğretim)MatematikSosyolojiTarih(İkinci Öğretim)TarihTürk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)Türk Dili ve EdebiyatıSanat Tarihiİktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİktisatİşletme(İkinci Öğretim) şletmeKamu Yönetimi(İkinci Öğretim)Kamu Yönetimiİktisat(İkinci Öğretim)Mühendislik FakültesiÇevre Mühendisliği Elektrik-Elektronik Mühendisliği Elektrik-Elektronik Mühendisliği (İkinci Öğretim) İnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim)İnşaat MühendisliğiJeoloji Mühendisliği(İkinci Öğretim)Jeoloji MühendisliğiMaden MühendisliğiMakine MühendisliğiMakine Mühendisliği(İkinci Öğretim)Maden Mühendisliği(İkinci Öğretim)Niğde Zübeyde Hanım Sağlık YüksekokuluEbelik (Yüksekokul)Hemşirelik (Yüksekokul)

http://www.ulkemiz.com/omer-halisdemir-universitesi-nigde-universitesi-

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0