Arama Sonuçları..

Toplam 947 kayıt bulundu.
7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri

7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri

27 Nisan 2016 - 30 Nisan 2016 Sheraton Otel ve Kongre Merkezi Acente:  Valör Web valor@valor.com.trman   Değerli Meslektaşlarım, Kongre Düzenleme Kurulu olarak sizleri, Türk Pediatrik Dermatoloji Derneği ve Hacettepe Üniversitesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı'nın birlikte 27-30 Nisan 2016 tarihleri arasında başkentimiz Ankara'da düzenleyeceği "7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri”ne davet etmekten mutluluk duyuyoruz. Amacımız, daha önceki benzer etkinliklerin her birinde ükseltilen başarı çıtasını daha da yukarı taşımaktır. Bu amaçla, alanlarında uzman olan çok değerli ulusal ve uluslararası bilim insanlarının konferans ve sunumları ile bilimsel düzeyi yüksek bir toplantı gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. En büyük dileğimiz pediatrik dermatoloji alanındaki son gelişmelerin konuşulup tartışılacağı bu platformda hem dermatoloji hem de pediatri uzman ve uzmanlık öğrencilerinin bilgilerinin güncellenmesi ve bu toplantıdan edindikleri bilgilerin günlük pratiklerinde yer bulmasıdır. Siz değerli meslektaşlarımız için özenle ve titizlikle hazırlandığımız toplantımız sizlerin katılımı ve desteği ile çok daha ileri düzeyde bir etkinlik olacaktır. “7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri” ne sizleri davet etmekten onur duyuyor, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Düzenleme Kurulu adına, Prof. Dr. Ayşen Karaduman Kongre Başkanı

http://www.ulkemiz.com/7-ulusal-pediatrik-dermatoloji-gunleri-1

Karbonhidrat Nedir, Hangi Gıdalarda Bulunur?

Karbonhidrat Nedir, Hangi Gıdalarda Bulunur?

Beslenme insanların en temel gereksinimidir. Bu gereksinimin karşılanması ile hayati fonksiyonları yerine getirebilmek mümkün olur.

http://www.ulkemiz.com/karbonhidrat-nedir-hangi-gidalarda-bulunur

3. Ulusal Yapı Kongresi 25-26 Kasım 2016, Ankara

3. Ulusal Yapı Kongresi 25-26 Kasım 2016, Ankara

3. Ulusal Yapı Kongresi 25-26 Kasım 2016 tarihleri arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Amfisinde  gerçekleştirilecektir. Kongre programına buradan ulaşabilirsiniz. Ulusal Yapı Kongresi ve Sergisi, yapı sektörü ile çevre, tasarım, üretim, kullanım, koruma, denetim yönetim, güvenlik ve yıkım süreçleri arasındaki ilişkilerin tartışıldığı; sorun ve çözüm önerilerinin paylaşıldığı bir ortam sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. Ülkemizde ulusal ölçekte bir yapı kongresi ilk defa 3-7 Mayıs 1948 tarihleri arasında “Birinci Türk Yapı Kongresi” adı ile Bayındırlık Bakanlığı tarafından düzenlenmiştir. Meslek topluluğumuzun o tarihteki örgütü “Türk Yüksek Mimarlar Birliği” kongreye geniş destek ve katılım sağlamıştır. Beş gün süren bu kongre, Cumhuriyet sonrası mimarlığın kuruluşu ve kurumsallaşması sürecinde birçok mesleki konunun çok yönlü ele alındığı ve paylaşıldığı önemli bir etkinlik olmuştur. Bu tür etkinliklerin sürekliliğini sağlamak amacıyla Mimarlar Odası Ankara Şubesi “yapı kongre”lerini bir gelenek haline getirme kararı almıştır. Bu kararı takiben 2. Ulusal Yapı Kongresi ve Sergisi’ni 3-5 Haziran 2015 tarihleri arasında Ankara’da düzenlemiştir. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin evsahipliğini yaptığı ikinci kongreye toplam 18 farklı şehirden 37 bildiri ile katılım sağlanmıştır. Ülkemizde yapı sektörüyle ilişkili birçok konuda çok hızlı değişim ve gelişim söz konusudur. Tüm bu gelişmeler de dikkate alınarak, yapı sektörünün güncel sorunlarının gündeme getirilmesi ve çözümler üzerinde ortak tartışmaların yapılabilmesi önemlidir. Bu kongrenin, yapı ve çevre bilimleri, yapım ve malzeme teknolojileri, mimarlık, mühendislik ve bilişim sahalarıyla ilgili birçok disiplinden meslek insanlarını, araştırmacıları, uzmanları, uygulayıcıları, üreticileri, öğrencileri ve kullanıcıları bir araya getirmesi hedeflenmiştir. Bu alanlarda edinilen birikimin ve deneyimin ortak bir platformda paylaşılması ve tartışmaların yapılması, bu platforma katılan herkes için yararlı olmaktadır. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, mesleki eğitimi ön plana alarak mimarlık mesleği ile ilgili meslek gruplarının hızla gelişen bu ortamı takip edebilmeleri ve ortama katkıda bulunabilmeleri için “3. Ulusal Yapı Kongresi ve Sergisi”ni düzenlemektedir. Ankara’da 24-25-26 Kasım 2016 tarihleri arasında yapılacak olan üçüncü kongrenin ana teması, Türkiye’de ve dünyada güncel birçok sorunu ve gelişmeleri içeren “Teknik Tasarım, Güvenlik ve Erişilebilirlik” olarak belirlenmiştir. Yapı sektörüyle ilişkili tüm yapı üretimi, kullanımı ve koruması gibi süreçleri tartışma ortamına dâhil edebilmek ve ilerleyebilmek amacıyla aşağıdaki alanlar altında belirlenmiş konu başlıkları üzerinde durulacaktır: - Yapı ve Yapım Teknolojileri, Yapı Malzemeleri - Yapı ve Çevre İlişkisi, Yapı ve Çevre Güvenliği - Herkes için Erişilebilirlik - Tarihi Yapı ve Çevre, Restorasyon ve Koruma - Yapı Denetimi, Proje ve Yapım Yönetimi Bu alanlar doğrultusunda; Yapı malzemeleri: teknik ve çevresel performansları Yapım teknikleri ve uygulama detaylar Alternatif yapı malzemeleri ve sistemleri Yapı denetimi ve güvenlik: sorun analizi ve takibi, yapısal analizler ve yapılarda deprem güvenliği, yangın güvenliği, risk analizi vb. Çevresel kontrol: yapılarda enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, mimari akustik, mekansal aydınlatma, işlevsel sistemler vb. Kültürel mirasın korunması Yapı yönetimi:  tasarımı, proje üretimi, yapımı ve kullanımı, maliyet analizleri, kullanıcı güvenliği ve sağlığı Yapım-bilgi teknoloji ilişkileri Yapılı çevre ve erişilebilirlik, mekânsal sorunlar, çözüm önerileri, teknik standartlar konularını içeren çalışmaların aktarıldığı ve tartışıldığı bir paylaşım, etkileşim ve eğitim ortamı hazırlanmaktadır. Bu kapsamda, farklı disiplinlerden görüşlerin ve çalışmaların bu kongreye katılımları önemsenmektedir.

http://www.ulkemiz.com/3-ulusal-yapi-kongresi-25-26-kasim-2016-ankara

Coca-Cola Şirketini Kim Kurdu

Coca-Cola Şirketini Kim Kurdu

1892 yılında Asa Candler The Coca-Cola Company şirketini kurdu ve ürünü geliştirmek için çaba sarf etmeye başladı. 12 Mart 1894 tarihinde Coca-Cola ilk kez şişede satılmaya başlandı.

http://www.ulkemiz.com/coca-cola-sirketini-kim-kurdu

Başbakan Yıldırım  “Bu ülke eğitimli <b class=red>insanların</b>, eğitimli gençlerin omuzlarında yükselecek”

Başbakan Yıldırım “Bu ülke eğitimli insanların, eğitimli gençlerin omuzlarında yükselecek”

Başbakan Binali Yıldırım, Gülhane Külliyesi'nde düzenlenen Sağlık Bilimleri Üniversitesi Akademik Yılı Açılışı ve Fahri Doktora Tevdi Töreni'nde konuştu.

http://www.ulkemiz.com/basbakan-yildirim-bu-ulke-egitimli-insanlarin-egitimli-genclerin-omuzlarinda-yukselecek

Kesinliği, Sezyum Atomik Saatlerden En Az 100 Kat Daha Fazla Olan Saat Geliştirildi

Kesinliği, Sezyum Atomik Saatlerden En Az 100 Kat Daha Fazla Olan Saat Geliştirildi

Physikalisch-Technische Bundesanstalt (PTB)’den atomik saat uzmanları, optik tek-iyon saati geliştiren dünyadaki ilk araştırma grubu. Bu araştırma grubundan bilim insanları; geliştirdikleri, iterbiyum iyonlarının hareketlerine göre zamanı ölçen saat ile şimdiye kadar yalnızca teorik olarak mümkün olduğu düşünülen kesinliği sağlamayı başardılar.

http://www.ulkemiz.com/kesinligi-sezyum-atomik-saatlerden-en-az-100-kat-daha-fazla-olan-saat-gelistirildi

MESMAP-3 Sempozyumu

MESMAP-3 Sempozyumu

Düzenleyen :    (Akdeniz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Derneği (ATABDER), Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Derneği (AMAPSEEC), Hindistan Eczacılık Öğreticileri Birliği (APTI), Resmi Ulaşım Sponsoru Türk Hava Yolları (THY), Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı) nın destekleri ile Gazimagosa, Kıbrıs’ta düzenlemecektir. Yer : K.K.T.C Tarih : 13 – 16 Nisan 2017 Kongre Merkezi :  Merit Park Otel Organizatör : Puzzle Travel Agency Web Sitesi : http://www.mesmap.org/ Değerli Meslektaşım, Bildiğiniz üzere; Bilimsel Toplantı Organizasyonları bilgi paylaşımlarının ötesinde ülkelerin üst düzeyde tanıtımında oldukça önemli bir yere sahiptir. Bizler akademisyenler olarak yıl boyunca dünyanın farklı iklimlerinde birçok ülkedeki bilimsel toplantılara katılarak hem ülkemizi tanıtıyor hem de farklı kültürel zenginliklerini yerinde görerek çevremize aktarıyoruz. Yurtdışındaki bilimsel toplantılarda ülkemizin tanıtımı konusunda üzerimize düşen görevi en iyi şekilde yapmaya çalışmanın yanında, zaman zaman farklı ülkelerdeki meslektaşlarımızın da ülkemizi ve kültürümüzü yerinde görmesi ve tanıması konusunda aktiviteler yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Bu kapsamda, MESMAP-1 (Mediterranean Symposium on Medicinal and Aromatic Plants – Akdeniz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Sempozyumu) Sempozyum serilerine, Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin ev sahipliğinde Kaya Artemis Otel’de, 35 farklı ülkeden yaklaşık 300 bilim insanının katılımı ile 17-20 Nisan 2013 tarihlerinde Gazimagosa (K.K.T.C.)’da başlangıç yapmıştık. MESMAP-2013 Sempozyumu, uluslararası bilim çevrelerince olumlu karşılanmış, toplantı bildirilerinin telif hakları İngiltere merkezli “CABI Abstracts” tarafından yayınlanmak üzere talepte bulunulmuştur. Ulusal ve uluslararası düzeyde yapılan toplantıların başarı ile en güzel şekilde sonuçlanmasında; şüphesiz ki, toplantılara katılarak birikimlerini paylaşan değerli bilim insanlarının büyük rolü bulunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/mesmap-3-sempozyumu

Geleneksel Türk Mezar Taşları 1. Ulusal Sempozyumu

Geleneksel Türk Mezar Taşları 1. Ulusal Sempozyumu

Erciyes Üniversitesi, Adnan Menderes Üniversitesi, Kuşadası Kültürel ve Tarihi Mirası Koruma Derneği ortaklaşa 24-26 Mart 2017 Tarihleri arasında, Aydın-Kuşadası İlçesinde ‘Geleneksel Türk Mezar Taşları 1. Ulusal Sempozyumu’ düzenleyecekler.

http://www.ulkemiz.com/geleneksel-turk-mezar-taslari-1-ulusal-sempozyumu

2.       ULUSLARARASI MÜHENDİSLİK MİMARLIK VE TASARIM KONGRESİ

2. ULUSLARARASI MÜHENDİSLİK MİMARLIK VE TASARIM KONGRESİ

Kongre bilim kurulunun bilgisi dahilinde tam metin olarak gönderilen ve kongre bilim kurulu hakem onayından geçen yazar(lar)'a ait çalışmalar yayının dergi yayın kabul şartlarına uygun olan aşağıdaki bilgileri yer alan hakemli dergilerimizde dergi editörlerinin onayı ve kabulu ile yayınlanması sağlanacaktır.

http://www.ulkemiz.com/2-uluslararasi-muhendislik-mimarlik-ve-tasarim-kongresi

Başbakan Yıldırım &quot;SİZLER BİZİM GELECEĞİMİZSİNİZ, AYDINLIK YARINLARIMIZSINIZ&quot;

Başbakan Yıldırım "SİZLER BİZİM GELECEĞİMİZSİNİZ, AYDINLIK YARINLARIMIZSINIZ"

Başbakan Binali Yıldırım, Gülhane Külliyesi'nde düzenlenen Sağlık Bilimleri Üniversitesi Akademik Yılı Açılışı ve Fahri Doktora Tevdi Töreni'nde konuştu.

http://www.ulkemiz.com/basbakan-yildirim-sizler-bizim-gelecegimizsiniz-aydinlik-yarinlarimizsiniz

2. ULUSLARARASI EKONOMİ YÖNETİMİ VE PAZAR ARAŞTIRMALARI KONGRESİ

2. ULUSLARARASI EKONOMİ YÖNETİMİ VE PAZAR ARAŞTIRMALARI KONGRESİ

Birçok dünya ülkesinde olduğu gibi Türkiye açısından da önemli bir sorun haline dönüşmüş olan ekonomi sorunlarını ele alıp farklı açılardan değerlendirme imkân ve olanağına kavuşacağız.

http://www.ulkemiz.com/2-uluslararasi-ekonomi-yonetimi-ve-pazar-arastirmalari-kongresi

Zeus Gökyüzü ve Şimşekler Tanrısı

Zeus Gökyüzü ve Şimşekler Tanrısı

Zeus (Eski Yunanca: Ζεύς, Zeús; Modern Yunanca: Δίας, Días), "Tanrıların ve İnsanların Babası" Yunan mitolojisinde en güçlü ve önemli tanrıdır. Roma'da Jüpiter olarak da bilinir. Göklerin, şimşeklerin ve gök gürültülerinin tanrısıdır. Çoğu zaman elinde bir şimşek ile resmedilmiştir. Bereket ile özdeşleşmiştir, yağmur ondan beklenir. Titan Kronos'un ve eşi Rhea'nın en küçük çocuğu ve oğludur. Tanrıça Hera'nın kocasıdır. Simgesi şimşeğin yanında boğa, kartal ve meşe ağacıdır. Aynı zamanda tanrıların kralı olduğu için taht ve asa ile de sık sık betimlenir. Zeus'un en eski kült ve bilicilik merkezi Yunanistan'daki Dodona antik şehirdir. Habercisi oğlu Hermestir . Gigantlar arasındaki karşıtı Kral Porphyrion'dur.En bilinen özelliklerinden biri çapkın oluşudur. İstediği her şeyin şekline girebilen Zeus'un Leda için kuğu, Antiope için satir, Aegina için ateş, Danae için altın yağmuru, Alkmene için kocasının kılığına, Hera için guguk kuşu, Callisto için Bakire Tanrıça Artemis'in kılığına, Mnemosyne için yakışıklı bir çoban, İo için bulut, demeter için yılan, Europa için boğa oluşu kudretine en iyi örnektir. Ölümlü ölümsüz herkese aşık olabilen tanrıların tanrısı Zeus çapkınlığı yüzünden eşi Hera tarafından sürekli takip ettirilmektedir. Tanrı Zeus'un tahtı için yaptıkları şeylerin başlıcaları şunlardır: Eşi Metis'i yutması, Prometheus'u zincirlemesi, Thetis'i bir ölümlü ile evlendirmesi.Zeus Tapınağı- Baalbek, LübnanZeus, Antik Yunan vazosuBabası olan Titan Tanrı Kronos'u diğer Olimpos tanrılarının yardımıyla yer altına hapsetti. Sonra Atlantisliler Tanrı Zeus'un takipçilerini (Yani Yunanları) ellerinde olmadan (Çünkü onlara tuzak kurulmuştu) yok ederek Olimposlu tanrıların gücünü azaltıp Kronos ve yanındaki diğer Titanları serbest bıraktılar.Zeus ayrıca İksion, Salmoneus, Arkadya kralı Lykaon ve ateşi çalan Prometheus'u küstahlıkları nedeniyle cezalandırmıştırTanrı Zeus'un en bilinen efsanesi Hera'nın yanına Poseidon, Apollon ve Athena'nın desteğini alarak Zeus'u devirme girişiminde bulunmasıdır[kaynak belirtilmeli]:Zeus'un diğer kadınlarla ilişkisine kızan Hera bir plan kurar ve bu plan Baş tanrıyı devirmektir! Poseidon, Apollon, Athena ve Hera yani bir İtilâf yapan bu dört tanrı Zeus'u altın bir ağ ile bağlar fakat Thetis, Olimpos’ta oluşabilecek karışıklığı önceden görüp ve yüz elli Briareus’tan yardım ister ve Briareus'un ağı çözmesiyle Zeus kurtulur ve hepsini cezalandırır: Hera'yı yüksek bir yere asarak, ayaklarına ağırlık bağlar ve tanrıların teker teker sadakat yemini etmediği müddetçe Hera'yı serbest bırakmayacağını söyler. Bunun ardından isyana karışmış Poseidon ile Apollon'u da ceza olarak Truva Kralı Laomedon'a hizmet etmeye yollar. Laomedon Apollon'a çobanlık yapmasını yani sürülerini otlatma emri verir. Poseidon'a ise çıplak elleriyle Truva şehrinin etrafına yeni duvarlar yapma emrini verir. Uzun bir zaman sonra Poseidon ve Apollon'un sürgünü biter ve Zeus onları Olimpos'a geri alır. Dionysos'a ise 100 yıl şarap içmeme cezası verir ama kısa bir zaman sonra onun üzüntüsüne dayanamayıp cezasını bitirir.ÇapkınlığıTanrı Zeus Yunan Tanrıları arasında en çapkını ve en çok çocuğu olan Tanrı'dır. Öyle ki çapkınlığı tanrıçaları, kadınları, nemf'leri, Titanları bile kapsamaktadır. Yaptığı kandırmacalar ile herkesi elde edebilmektedir. Kız kardeşleri Hera ve Demeter'in yanı sıra kendi kızı Persephone'ye bile aşık olmuş hatta ondan Zagreus isminde bir oğlu olmuştur.DoğumuKronos ile Rhea'nın evliliklerinden Hestia, Demeter, Hera adlarında üç kızla, Hades, Poseidon, Zeus adlı üç erkek çocuk dünyaya gelir. Babası Uranüs'e yaptıklarını unutmayan Kronos kendisinin de oğullarından aynı karşılığı göreceğinden korkar ve bu yüzden karısının her yeni doğurduğu çocuğu yutup, karnında saklar. Bu duruma üzülen Rhea ise Gaia'nın öğütleri ile yalnız Zeus'u onun elinden kurtarır.Tanrıça, Zeus'u yanına alarak gecenin karanlığından faydalanarak çabucak koşup Girit Adası'nda İda Dağı'nın tepesine çıkar. Orada Gaia çocuğu alır ve onu bir mağaranın dibine saklar. Rhea ise geri dönüp bir kocaman taşı kundak bezlerine sarıp Kronos'a verir.ÇocukluğuRhea , Zeus'u Girit'teki İda Dağı'ndaki bir mağarada saklar. Bundan sonra Zeus, hikayenin değişen sürümlerine göre sırayla;    Rhea tarafından bırakıldıktan sonra Gaia tarafından yetiştirilir.    Amalthea adlı bir keçi ile Kourete'ler tarafından yetiştirilir. Ormanların sık dalları arasında büyüyen Zeus'un ağlamalarını babası Kronos duymasın diye Koureteler da onun başında kalkanlarını çarparak gürültüler çıkarırlar.    Adamanthea adlı bir nemf tarafından bir ağaca asılarak Yer'e, Göğ'e ve Deniz'e hükmeden Kronos'tan gizlenerek yetiştirilir.    Cynosura adlı bir nemf tarafından yetiştirilir. Zeus da buna şükran olarak onu yıldızlar arasına koyar.    Sürülerini kurtlardan koruması sözü üzerine Giritli çoban bir ailenin yanında yetiştirilir.Tanrıların Kralı OluşuOlgunluk çağına gelince Zeus, saklandığı mağaradan çıkar. Ve savaşa hazırlanır. İlk iş olarak yer altı ülkesine gider ve Kronos'un hapsettiği kiklopları ve elli başlı, yüz kollu hekatonkheirleri serbest bırakır. Kikloplar ise buna karşılık yıldırımlarını hediye eder. Savaş, Kiklopların hekatonkheirlerle birlikte devasa büyüklükteki kayaları gökyüzündeki titanlara savurmasıyla başlar. Her bir hekatonkheir, yüz koluyla aynı anda yüz taş atabildiğinden aynı anda çok büyük miktardaki iri kayayı titanlara atarak onları geri püskürtürler. Bu esnada Zeus da şimşekleri ile Titanlara saldırır. Sonra da rhea'nın verdiği kusturucu bir içecek ile Kronos'u yuttuğu tanrıları ve taşı çıkarmaya zorlar. Titanomachy (Titan - Tanrı savaşları) adlı savaşta Zeus ve kardeşleri, Hekatonkheirler ile Kikloplarlarla beraber Kronos ile titanlara karşı savaşırlar. Sonra da Kronos ve titanları gökten kovup dünyanın dibine, yerin ve denizin alt tabakasının daha da altına, Tartarus'a atar. Bu savaşta Zeus'a karşı savaşan titanlardan biri olan Atlas, Zeus tarafından gök kubbeyi omuzlarında taşımakla cezalandırılır. Bunların ardından Tanrılar arasında kura çekilir. Ve Hades'e yer altı, Poseidon'a denizler Zeus'a ise gökler düşer. Bu savaştan sonra Hikmet ve Akıl Tanrısı Okeanid Metis, Zeus'tan hamile kalır. Zeus ise Gaia'nın 'Metis'in doğuracağı erkek çocuğun iktidarına el koyacak' şeklindeki kehanetine uyarak Metis hamileyken onu yutar. Ama Athena ölmez daha sonra Zeus'un kafasından doğar. Zeus kızının kendini affetmesi için ona mızrak, miğfer ve kalkan verir. Böylece Zeus, kuşaktan kuşağa geçen iktidar lanetini yok eder ve böylece değişmez bir düzen kurar.Fakat bu savaşta Tanrıların savaşıp Tartarus'a attıkları Titanlar, gökyüzünü sırtında taşımak zorunda kalan Atlas ve Kafkas dağlarına zincirlenmiş Prometheus, Gaia'nın çocukları olduğundan Gaia buna öfkelenir. Ve bu yüzden çocukları Typhon ile Ehidna, Olimpos tanrılarına saldırır. Tanrılar bu savaşta birçok gigant(dev) ile savaşır. Bunun üzerine Zeus da Typhon ile savaşıp onu yener ve Ehidna ile beraber Etna Dağı'nın en dibine kapatır.Zeus Ve HeraHera, Zeus’un kardeşi aynı zamanda tek resmi karısıdır. Bir bahar günü Zeus, tapınağında dinlenirken, pencerenin kıyısına gider. Ve bahçede çiçek toplayıp şarkı söyleyen dünyalar güzeli bir kız görür ve ona aşık olur. Zeus daha öncede yaptığı gibi farklı bir kılıkta görünerek, soğuk bir gecede soğuktan titreyen bir guguk kuşu olur. Hera kuşa acıyıp avuçlarına alır ve onu göğsüne bastırır. Bu sırada Zeus, gerçek haline bürünür. Ve şu sözleri söyler:"Hera, istiyorum ki sen benim karım olasın, büyük gözlü güzel tanrıça benim peşimden gel, Olimpos'ta parlak bir taht üzerinde ve benim sağımda oturarak saltanat sür."Bunun üzerine Hera bu teklifi kabul eder. Hesperidlerin bahçesinde bütün tanrıların ve perilerin katıldığı görkemli bir düğünle evlenirler. Gaia, Hera’ya doğurganlık simgesi olarak nar verir. Hera onu Hesperidlerin bahçesine diker. Bu düğün yeryüzünde bolluk ve verimlilik simgesidir. Bu nedenle bu düğüne “Hieros Gamos”(kutsal evlilik) adı verilir. Düğüne yalnız Khelone adındaki bir peri kızı gelmemişti. Bu yüzden tembelliğinin cezası olarak onu ağır hareketin ve hantallığın sembolü olan kaplumbağaya çevrilir.Zeus ile Hera'nın evliliğinden Ares, Hephaistos, Angelos, Heusha, Hebe ve Eileithyia doğar.Zeus'un SıfatlarıZeus'un ''Bulutları Devşiren'', ''Tanrıların Ve İnsanların Babası'', ''Tanrıların Kralı'' dışında birçok sıfatı daha vardır. Bunlar:    Pantokrator: ''Her Şeye Gücü Yeten, Kainatın Efendisi'' anlamına gelir. Bu unvanı Nikia (İznik) konsülü ile İsa'ya verilmiştir.    Zeus Olympios: Zeus'un diğer Olimpos tanrılarının üstün olduğunu vurgular.    Zeus Aegiduchos veya Aegiochos: Aegis'in taşıyıcısı anlamına gelir    Zeus Horkios:  Zeus'un yeminlerin tutucusu olduğunu belirtir.    Zeus Xenios, Philoxenon veya Hospites: Zeus'un misafirperverliğini belirtir.BirliktelikleriTanrıçalarla Birliktelikleri    Metis: Athena    Themis: Hora'lar ve Moira'lar    Dione: Aphrodite    Eurynome: Kharit'ler    Mnemosyne: Müzler    Leto: Apollon, Artemis    Demeter: Persephone    Hera: Ares, Hebe, Hephaistos, Heusha, Angelos ve Eileithyia    Persephone: Zagreus, Melinoe    Selene: Pandia    Eos:Ersa, CareaKadınlarla Birliktelikleri    Alkmene: Herakles    Antiope: Amphion, Zethos    Callisto: Arkas    Danae: Perseus    Aigina: Aiakos    Elektra: Dardanos, lasion    Europa: Minos, Rhadamanthys    İo: Epaphos, Keroessa    Leda: Helen, Pollux    Maia: Hermes    Niobe: Argos, Pelasgos    Plüton: Tantalos    Semele: Dionysos    Taygete: Lakedaimon    Laodamia: Sarpedon    Lamia: Altheia, Demetrius https://tr.wikipedia.org/wiki/Zeus

http://www.ulkemiz.com/zeus-gokyuzu-ve-simsekler-tanrisi

Ulucak Höyüğü Kemalpaşa

Ulucak Höyüğü Kemalpaşa

Höyük, İzmir kent merkezinin ve Bornova İlçesi'nin doğusunda, Kemalpaşa'nın 7 km batı-kuzeybatısında, Bornova-Turgutlu-Ankara karayolunun 15. km'sinde yer almaktadır. Höyüğün denizden yüksekliği 220.86 metredir. Günümüzde höyüğün batı ve güneyinde Gediz Nehri’nin bir kolu olan Nif Çayı akmaktadır. Ulucak Höyüğü’nün hemen güneyinde Nif Dağı, kuzeyinde Spil Dağı yükselmekte olup höyüğün Ege Denizi’ne geçişi sağlayan Belkahve Geçidi’ne giden yolun üzerinde bulunduğu görülmektedir.Ulucak Höyüğü'nde yürütülen kazılar İzmir ve çevresi, Ege ve Güneydoğu Avrupa kültür tarihinin anlaşılması açısından önem taşımaktadır. Höyükteki kültür tabakaları özellikle tarihöncesi dönemlere ait yöre tarihi ile ilgili bilinmeyen birçok noktayı açığa çıkarmıştır.Höyükte birçok döneme ait kültürel tabakalar olmasına rağmen, bunların içinden en önemlisinin Neolitik Dönem tabakaları olduğunu vurgulamak gerekir. Neolitik Dönem'de Yakındoğu'da yerleşik yaşamın ilk izleri ve tarım-hayvancılığın başlangıç aşamaları ortaya çıkmıştır. Bereketli Hilal adı verilen bölgede MÖ 12.000-9.000 yıllarında insan toplulukları yerleşik yaşama geçerek ilk köyleri kurmuşlar, hem de çeşitli bitki ve hayvanları evcilleştirerek çiftçi yaşam biçiminin başlamasını sağlamışlardır. Neolitik Dönem içinde insan toplumları avcı-toplayıcı yaşam biçimini terk ederek çiftçiliğe dayalı köy yaşamının temellerini atmıştır. Yaşam biçimindeki bu temelden değişim kısa süre içinde Batı ve Doğu yönlerde yayılmaya ve benimsenmeye başlamıştır. Sözgelimi, 4000 yıl gibi kısa bir süre içinde tüm Avrupa'nın Neolitik yaşam biçimini benimsediği görülür. Çiftçiliğe dayalı köy yaşamının Batı Anadolu, Ege ve İzmir çevresinde tam olarak ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı yakın zamana kadar bilinmiyordu. Ulucak Höyüğü kazısı ile birlikte ve buradaki 1000 yıllık kültürel silsilenin ortaya çıkarılması sayesinde (ca. MÖ 7000-6000) İzmir çevresi ve Ege'deki neolitikleşme sürecinin nasıl ve ne zaman gerçekleşmiş olabileceği üzerine elimizde veriler birikmeye başladı. Bu veriler sayesinde sadece İzmir yöresinde ilk çiftçilerin nasıl köyler kurduğu konusunda değil, aynı zamanda bu çiftçilerin ve köy yaşamının Avrupa'ya nasıl yayıldığını da anlama imkânı bulduk. Bu anlamda Ulucak Anadolu, Yakındoğu ve Avrupa arasında kilit bir geçiş noktasını oluşturmaktadır. Elimizdeki veriler sayesinde şu anda Ulucak'a gelen topluluğun verimli ve sulak bir ova olan Kemalpaşa Ovası'nı bilinçli bir şekilde seçtiğini, burada buğday-arpa tarımı yaptığını, koyun-keçi, domuz ve sığır beslediğini, taş aletleri için gerekli hammaddeyi Ege Denizi'ndeki Melos Adası'ndan sağladığını ve dal-örgü evlerde yaşadığını, kırmızı boyalı tabanları olan özel binalar inşa ettiğini biliyoruz. Yürümekte olan kazılar Ulucak'ın ilk yerleşimcileri ile ilgili veriler de sağlayacaktır.Höyük ilk olarak 1960 yılında İngiliz araştırmacı David French tarafından bulunmuş ve yüzeyinden toplanan malzeme ışığında Neolitik döneme tarihlenebileceği önerilmiştir. 1986 ve 1987 yıllarında Recep Meriç başkanlığındaki bir ekip de höyüğü ziyaret ederek, yüzeyinden malzeme toplayarak değerlendirmişlerdir. Höyükte sistematik kazı çalışmaları 1995 yılında Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya anabilim dalı ve İzmir Arkeoloji Müzesi ortak katılımıyla, Altan Çilingiroğlu başkanlığında başlamıştır. Kazı çalışmaları halen sürmekte olup 1995- 2002 yılı buluntuları bir monografla 2004 yılında yayınlanmıştır (Çilingiroğlu et. al. 2004).2009 yılından başlamak üzere höyükteki kazılar TC Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç Dr. Özlem Çevik tarafından yerli ve yabancı uzmanların katılımıyla yürütülmektedir.Yapılan kazılar sonucunda şimdiye kadar höyükte beş farklı yerleşmenin temsil edildiği tespit edilmiştir. Aşağıda belirlenen kültür tabakaları ve bunların temsil ettiği çağlar belirtilmiştir:I. tabaka Geç Roma- Bizans dönemi II. tabaka Erken Tunç ÇağıIII. tabaka Orta/ Geç Kalkolitik IV. tabaka Geç Neolitik/Erken Kalkolitik V. tabaka Geç Neolitik VI. tabaka Erken NeolitikYerleşmede sürdürülen kazı çalışmaları sırasında alınan karbonlaşmış organik kalıntılar üzerinde gerçekleştirilen radyokarbon analizleri sonucunda, VI. yerleşmenin M.Ö. 7040-6660; V. yerleşmenin ortalama olarak M.Ö. 6400-6100 yıllarına; IV. tabaka ise 6000- 5800 yıllarına tarihlendiği ortaya çıkmıştır. Bu mutlak tarihler sayesinde höyükteki Neolitik Döneme ait kültürün 1000 yıl boyunca kesintisiz olarak devam ettiği görülmektedir. Höyükte henüz ana toprağa ulaşılmadığı için buradaki ilk yerleşimcilerin hangi tarihte Nif Ovası'na geldikleri bilinmemektedir.Geç Roma- Bizans dönemi kalıntıları, höyük yüzeyine yakın oldukları için erozyon ve tarımsal etkinlikler sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuştur. II. Tabaka olarak adlandırılan yerleşmeden ise (Erken Tunç Çağı’ndan) günümüze ulaşmış bazı binaların izlerine rastlanmıştır. Bunların yalnızca taş temel duvarları korunmuştur. Orta/ Geç Kalkolitik tabakaya ait olabilecek mimariye ise çok kısıtlı alanlarda rastlanılmış ve herhangi bir bina planı ortaya çıkmamıştır.Höyükte en iyi korunan kültür dolgularının Neolitik/ Erken Kalkolitik çağlarına ait olduğu görülmüştür. IV. yerleşmenin höyük yüzeyinde geniş alanda açığa çıkarılmış olması, söz konusu yerleşme ile ilgili edinilecek bilgilerimizin artmasına neden olmuştur. IV. yerleşme, taş temelli, dörtgen planlı kerpiç evlerden oluşmaktadır. Günümüzdeki geleneksel mimariye sahip köyler ile karşılaştırılabilecek bir yerleşmedir. Evler genelde tek mekanlı olmakla birlikte, bazı yapılarda bölmelere de rastlanmaktadır. Bazı evlerin önlerinde avlu denebilecek alanlar bulunmaktadır. Bunun yanında yerleşmede sokak olarak adlandırılan açık alanlar da yer almaktadır. Evler genel olarak birbirine bitişiktir ya da aralarında az bir mesafe bulunmaktadır. Yapıların içlerinde dönemin yaşantısı ile bize bilgi sağlayan birçok nesne ele geçmiştir. Bunlar arasında fırınlar, ocaklar, platformlar, tahıl depolama yerleri ile birçok çanak çömlek, taş alet, tezgah ağırlıkları, öğütme aletleri vs. sayılabilir. Tamamen günlük yaşama ışık tutan nesnelerin yanında figürinler, insan biçimli kaplar gibi arkeologlar tarafından daha çok topluluğun yaptığı törenlerle (inançlarla ilgili törenler, evlilik, ergenlik törenleri gibi) ilişkilendirilen nesneler de bulunmuştur. Bu nesnelerin bulunuş konumlarından, birbirleri ile olan ilişkilerinden ve etnografik çalışmalardan yararlanarak yerleşmede nerede hangi işlerin görüldüğünü belirlemek olasıdır. Ulucak’ın IV. yerleşmesi hem iyi korunduğu, hem de geniş alanlarda kazıldığı için bize MÖ 6. bin yılda bir Batı Anadolu yerleşmesinde günlük yaşamın nasıl olduğu gibi konularda olağanüstü bilgi sağlayabilecektir. Öte yandan, arkeolojik buluntulardan yola çıkarak Ulucak IV. yerleşmede yaşayan insan grubunun nasıl bir kültüre sahip olduğu, kültürün kökeni, çevre kültürlerle olan ilişkilerini, değiş-tokuş ağlarını da ortaya çıkarmak olasıdır. Yine bu insanların çevreyi nasıl değerlendirdikleri, hangi hammaddeleri kullandıkları, bunları nereden edindikleri, neler yedikleri, hangi hayvanları avladıkları, tahıllarını nasıl depoladıkları gibi önem taşıyan birçok konu da arkeolojik buluntular, arkeometrik, paleocoğrafya, arkeozooloji ve arkeobotani çalışmaları sayesinde açığa kavuşturulmaktadır. Örnek vermek gerekirse, Ulucak’ ta MÖ 6000 yılları civarında yaşayan topluluğun tek sıralı buğday ve altı sıralı arpa ektiğini, bunları yerleşmede kazılarda bulunan silolarda saplarından ayıklanmış olarak sakladığını bilmekteyiz (Megaloudi, 2005). Diğer yandan, koyun, keçi, domuz gibi evcil hayvanlara sahip oldukları ve en çok geyik avladıkları da bilinmekte (Trantalidou 2005).Ulucak Höyük’te V. tabaka olarak adlandırılan ve IV. yerleşmeye göre daha dar bir alanda açığa çıkartılan kalıntılar da oldukça önem taşımaktadır. Bu tabakayı bir üstekinden (IV.’den) ayıran en önemli özellik kullanılan mimari malzeme ve tekniktir. V. tabakada kerpiç tuğla kullanımı görülmemektedir. Bunun yerine ahşap direklerin belli aralıklarla toprağa saplandığı, aralarına olasılıkla ağaç dallarının örüldüğü ve kalan boşlukların da kil ile kapatıldığı bir mimari uygulama görülmektedir. Bu uygulamaya dal-örgü mimari adı verilmektedir (İngilizce: wattle-and-daub. Evler tek katlı dörtgen planlıdır; ancak duvarlar çok daha incedir. Bu tabakada yapılan kazılarda da evler içinde fırınlar, ocak yerleri, tahıl depolama birimleri, çalışma platformları ile birçok çanak çömlek, taş alet, dokuma ağırlığı, sapan tanesi vs. bulunmuştur. İnsan şekilli figürinler, idoller bu evrede de görülmektedir.Höyükte VI. tabaka olarak adlandırılan kültür katmanları 2008 senesi yılında açığa çıkarılmaya başlanmıştır. Bu katmanın en belirleyici özelliği kırmızı boyalı kireç tabanlara sahip olmasıdır. Neolitik Dönem içinde özellikle Suriye, Levant ve Orta Anadolu'da karşımıza çıkan kireçten sert ev tabanları döşeme geleneği, Batı Anadolu'daki topluluklar tarafından da benimsenmiştir. Yoğun işgücü, hammadde, teknolojik bilgi ve iş organizasyonu gerektiği için bu tipte özel tabanların bazı kamu ya da dinsel binalarda kullanıldığı düşünülmektedir. Ulucak Höyüğü'nde kırmızı boyalı kireç tabanların ortaya çıkmış olması bu açıdan önemlidir. Ayrıca bu tekniğin İzmir çevresinde uygulanmış olması bize Neolitik yaşam biçiminin Batı Anadolu, Ege ve Avrupa'ya yayılımı konusunda da bilgi verir niteliktedir. VI. tabakada bazalt öğütme taşları, çakmaktaşı dilgiler ve çeşitli kemik aletler bulunmuştur. Batı Anadolu’nun gerek mimari, gerekse küçük buluntuları açısından kültür tarihine ışık tutan ve en eski yerleşimlerinden birine sahip olan höyük, Bornova-Ankara karayolunun 15 km’sinde Kemalpaşa ilçesinin Ulucak Beldesindedir. Kazılara 1995 yılında başlanmış ve bugüne kadar yapılan kazılar sonucunda üç kültür katı tespit edilmiştir. Bunlar; en üstte Geç Roma, Erken Bizans yerleşmeleri altında Erken Tunç Çağı tabakaları ve en altta ise Geç Neolitik yerleşimine rastlanmıştır.     Höyüğün en eski tabakası olan Geç Neolitik’te fırın ve ocakları ile birlikte çoğunluğu günlük işlerde kullanılmak amacıyla yapılmış mekanlar ile ayrıca özel işleve sahip bölümleri de höyük üzerinde gözlenebilir. Kazılarda pek çok seramik kap ile birlikte çakmak taşından aletler, taştan silahlar, Anatanrıça figürinleri ve antropomorfik kaplar açığa çıkarılmış olup, bunların bir bölümü İzmir Arkeoloji Müzesi’nde teşhir edilmektedir. 

http://www.ulkemiz.com/ulucak-hoyugu-kemalpasa

Poseidon Denizler ve Okyanuslar Tanrısı

Poseidon Denizler ve Okyanuslar Tanrısı

Poseidon (Ποσειδῶν), Yunan mitolojisi'nde denizler, depremler ve atlar tanrısı. Kronos ile Rheia'nın oğlu. Zeus ve Hades'in kardeşi. Roma mitolojisi`nde Neptün (Neptunus) olarak bilinir.Poseidon Ey Yerleri Sarsan veya Kara saçlı Tanrı olarak da çağrılır. En önemli silahı Trident denen üç dişli bir yabadır ve bu yabayı yere vurduğunda depremler meydana gelir. Poseidon hırs ve gücü temsil eder. Poseidon'un hırsı Atlantis'in yok olmasına sebep olmuştur. Bunun nedeni ise dünyanın en mükemmel şehrini inşa etme arzusudur. Karanlığın ve İşkencenin tanrısı olan Gorgos'la ölümüne savaş içindedir. Karanlığın ve işkencenin tanrısı olan Gorgos, Zeus'u kıskanmaktadır. Bu yüzden Olimpos'ta kargaşa ve kaos yarattığından güçleri bir taşa hapsedilerek ve bir şart koyularak serbest bırakılmıştır. Bu şart ise ne zaman birini öldürmek üzere olsa ona bir dilek hakkı vermektir. Fakat o bu dilekleri çok iyi inceleyerek onu dileyenin aleyhine bir şekilde gerçekleştirmektedir.Poseidon Dorlar'ın göçlerinden önce Peloponnesos ile Boiotia'da saygı görürdü. Üç dişli yabası ile denizleri allak bullak eder, karaları sarsar, depremler yollardı. Bunun için Poseidon'a Enosikhthon ile Gaeiokhos (yerin altında yürüyen) de denir. Üçlü yabasını vurunca topraktan ve kayalardan su fışkırttığı için, bol su kaynaklarının tanrısı olarak da adlandırılır. Denizin dibindeki görkemli sarayından çıktığında, denizatlarının çektiği altın arabasına binerek denizleri dolaşır, fırtınalar yaratırdı. Denizciler güvenli bir yolculuk için ona yakarırdı. Ayrıca atların da tanrısıydı; En eski efsanelerde sık sık at şeklinde tasvir edilir. Poseidon Şerefine tertiplenen araba yarışları içinde, Korinthos'ta yapılan İsthmia yarışarı en meşhurlarıdır. Atina'da ki Erekhteion'da, Poseidon'la Athena arasında ki yarışın izleri görülür; Poseidon, üç dişli asasını vurunca kaya da koca bir yarık açılmıştır ve bu yarıktan insanların işine yaramayacak olan tuzlu deniz suyu çıkmıştır. Zeus'un kızı olan Athena'ya Atina'daki yarışmada yenilmiştir. Gigantlar arasındaki karşıtı Polibot'tur.AilesiKronos ile Rhea'nın ikinci oğlu ve Zeus'un kardeşi olan Poseidon, Amphitrite ile evlenmiştir. Amphitrite deniz dibi tanrıçasıdır. Ve Poseidon ile evliliğinden Amykos, Kyknos, Bentheskyme,  Kymopoleia ve Triton adında çocukları vardır. Amykos, Bebryklerin kralıdır. Ülkesinin kıyılarına gelen yabancıları yumruk dövüşlerine zorlar, yenilenleri öldürür. Argonautlar, Bebryk'ler iline geldiklerinde Amykos Polydeukes'e yenilir ve artık tehlikesiz bir hale gelir.Kyknos, Akhilleus tarafından Troya önlerinde öldürülmüş ve babası tarafından kuğuya dönüştürülmüştür.Triton ise belden yukarısı insan belden aşağısı balık şeklinde ayakları at ayağına benzeyen bir deniz tanrısıdır.Kymopoleia'da Fırtına Tanrıçasıdır. Yıkıcı bir güce sahip olduğu için babası ve Olimpos Tanrıları tarafından sevilmez bu yüzden onlardan çok uzakta yaşar. Babası onu yüzkollu Briareus'la evlendirmiştir.Pegasus ile Chrysaor ise vaktiyle Poseidon'un Athena Tapınağı'nda zorla sahip olduğu Medusa'nın kesilen kafasından ya da toprağa sıçrayan kanlarından ortaya çıkan çocuklarıdır. Ayrıca Poseidon tanrıça Demeter ile beraber olabilmek için onu takip etmiş, Demeter ise kaçabilmek için bir ata dönüşüp bir at sürüsünün arasına karışmıştır fakat Poseidon bunu fark eder ve kendiside ata dönüşür ve Demeter ile çiftleşir. Bu birleşmeden Arion adında Pegasus'tan bile hızlı bir at doğar.Truva duvarlarıHera'nın düzeniyle Apollon ile Zeus'a tuzak kuran Poseidon, ceza olarak Apollon ile Truva Kral Laomedon'un hizmetine gönderilir. Laomedon ona şehir etrafında büyük duvarlar inşaatını yapmaları görevini verir ve karşılık olarak onu ödüllendireceğinin sözünü verir. Sonunda yapılan surlar çok sağlam ve kalındır. Ancak Truva Kralı Laomedon, tanrıya söz verdiği ücreti ödemeyi reddedince, Poseidon buna kızar karşılık olarak selleri ve bir deniz canavarını kentin üzerine salar. Sonra da Truva Savaşı'nda Akhalar’ı destekler.KültürTürkiyePoseidon kültürü, Türkiye'de çok yaygın olmamasına rağmen, en önemli merkezlerinden biri olan Panionion, Aydın'a bağlı Dilek Yarımadasındadır. Panionion'nun önemi Poseidon'a adanmış bir tapınağın olması ve bölgenin, Anadolu'daki, en güçlü yunan-kent birliği olan İyon Birliğinin kültürel merkezi ve geleneksel festival alanı olmasıdır.Türkiye'de Poseidon ile ilgili veya Posedion inancının olduğu yerler[1];    Katakekaumene (Yanık Topraklar), Frigya yakınlarında iç kısımlarda bulunan bu bölgede Poseidon inancının yerleşmesi deniz ile ilgili değil, bölgenin sismik olarak hareketli olması ve Posidon'un yeri sarsan tanrı olarak deprem nedeni olarak görülmesidir.    Milet, Poseidon Helikonios (Yunanistan'da bir antik kent olan Helike'ye ithafen "Helike şehrinden gelen" anlamında)    Mylasa    Panionion, Poseidon Helikonios    Priene, Poseidon Helikonios    Teos, Poseidon HelikoniosAyrıca Yalova'ya bağlı Armutlu ilçesinin bulunduğu burun "Posidium Burnu" olarak adlandırılır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Poseidon

http://www.ulkemiz.com/poseidon-denizler-ve-okyanuslar-tanrisi

IV. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu 26-28 Nisan 2017

IV. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu 26-28 Nisan 2017

26-28 Nisan 2017 tarihlerinde Niğde’de gerçekleştirilecek olan IV. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu’na katılmak isteyen tüm bilim insanlarının başvurularını ve ilgi duyan herkesi bekleriz.

http://www.ulkemiz.com/iv-uluslararasi-turk-dunyasi-arastirmalari-sempozyumu-26-28-nisan-2017

Sandoz  İlaç kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir

Sandoz İlaç kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir

İlk olarak Basel’de Dr. Alfred Kern (1850 – 1893) ve Edouard Sandoz (1850 – 1893) tarafından Kern & Sandoz Kimya Şirketi kurulur.

http://www.ulkemiz.com/sandoz-ilac-kim-kurdu-sektordeki-yeri-nedir

Ares  Savaş Tanrısı

Ares Savaş Tanrısı

Yunan mitolojisinde Ares, Savaş Tanrısı'dır. Zeus ve Hera'nın oğlu ve Oniki Olimposludan biridir. Roma'da Mars olarak da bilinir. Barış tanrıçası olan Athena'nın zıttıdır. Mitolojide Athena ile giriştiği mücadeleler ve sevgilisi Afrodit ile olan kaçamakları ile ünlüdür. Sparta kenti ve Trakya bölgesi tanrının başlıca kült merkezleridir. Gigantlar arasındaki karşıtı Damasen'dir.Yunan mitolojisindeki benzer isimli çok sayıdaki öykülerden biri Ares'in oğluna ilişkindir. Aphrodite ile yaşadığı gizli aşkın ortaya çıkmasıyla olan Olympos'taki rezaletin ardından Ares Trakya'da da boş durmaz ve barbar Trakyalılar'ı Amazonlar'a karşı kışkırtır. Çıkan savaştan zevk alarak önüne geleni öldürürken kendisi adına kafataslarından bir piramit inşa eden oğlu Kyknos'un ölüm haberi gelir. Kyknos, piramiti tamamlamak üzeredir. Zirvede tek bir kafatası için boş yer kalmıştır. Teselya kralının kafasıyla zirveyi tamamlamayı düşünürken, Herkül'ün oradan geçtiğini görür. Çıkıp Herkül'e meydan okur ve Herkül onu öldürür. Bu haberi alır almaz savaş arabasına atlayan Ares, kendisini kafatasından tapınakla onurlandıran oğlunun intikamı için Herkül'ün üzerine saldırır.Ares, Athena ile sık sık mücadele etsede hep kaybeder.Yunan tanrıları içinde belki de en fazla utanç verici duruma düşen tanrıdır. Kimsenin sevmediği bu tanrı sık sık zor durumlara düşürülür. Bunların başında tunçtan bir küpe 13 ay boyunca hapsedilmesi gelmektedir. Günlerden bir gün Olimposlu tanrılar ziyafette iken müthiş gürültülerle ayağa fırlarlar. Bir türlü Olimposlu tanrılar arasına kabul edilmeyen, Gaia'ın oğulları Otis ve Ephialtes tanrılara savaş açmışlar, gökyüzünü fırlattıkları dev kayalarla bombalamaya başlamışlardır. Üstelik, cüretkar bu iki gigant sadece Olympos'a kabul edilmeye diğer tanrıları zorlamakla kalmayıp, en güzel tanrıçaları Athena ve Hera'yı da isterler. Hera ki Zeus'un karısıdır! Zeus çok sinirlenerek bu işi halletmesi için Ares'i görevlendirir. Athena'nın alayları arasında savaş arabasına binen Ares, hışımla iki devin üstüne saldırır. Ancak, bir an tedbiri elden bırakır ve kalkanını indirir. Bu sırada devlerden birinin fırlattığı kaya Ares'i bayıltır. İki dev Ares'i tunçtan bir küpün içine kapatırlar. Ares'i diğer tanrılar hiç sevmeseler de iki güçlü tanrıçaya göz koyacak kadar yoldan çıkmış bu iki devin kazanmasını da istemezler. Tanrıların habercisi Hermes uzun aramalardan sonra 13 ay sonra ölmek üzereyken Ares'i bulur. Ares tekrar güneş ışığını gördüğünde Otis ve Ephialtes'in cezası çoktan verilmiştir. Ölüler diyarında yılanlar tarafından bir sütuna bağlanmışlardır. Yılanlar her defasında dayanılmaz acılar veren zehirlerini boşalttıkları ısırıklarla iki devi rahat bırakmazlar, omuzlarına tüneyen baykuşlar ise devamlı öterek beyinlerini tırmalarlar.Ares'in Truva Savaşına karışması da Olympos'un tanrılarının hiç sevmediği bir sonuç doğurmuştur, özellikle de Hera'nın. Ares, Truvanın yanında savaşa katılıp Yunanları öldürmeye başladığında eski bir defter yeniden açılır. Truva kralının çapkın oğlu Paris, üç güzeller yarışmasında Hera'yı değil Afrodit'i güzel seçmiştir. Truva savaşının nedenlerinden biri de zaten budur. Hera, doğrudan savaşa müdahil olmadan önce Zeus'un iznini ister. Zeus, karısının karışmasına izin vermez ama aynı yarışmanın diğer mağduru Athena'nın karışmasına izin verir (Athena'da Ares'ten en az Hera kadar nefret etmektedir). Savaşçılığıyla ünlü kahraman Diomedes'e destek vererek Ares'in üzerine saldırmasını sağlar. Ares, görmediği Athena'nın varlığını anlamadığı bir şekilde elinden mızrağı düştüğünde farkeder. Bu fırsatı değerlendiren Diomedes Ares'i yaralamayı başarır ve Ares Truva savaş meydanından çekilmek zorunda kalır.Tanrılar tanrısı Zeus'un pek de sevmediği tanrı Ares bir destanda şöyle geçmiştir:Ares ile AphroditeBulutları devşiren Zeus yan yan baktı, dedi ki;Böyle ağlayıp durma dizimin dibinde dönek.Olympos'ta oturan tanrılar arasında benim en tiksindiğim tanrısın sen !Hep hır gür kavga, savaş senin işin gücün, ele avuca sığmaz huysuzluğun, biliyorum,Annen Hera'dan miras sana.Ben de ona zorla dinletirim sözümü,Onun öğütlerinden geldi başına, ne geldiyse.Ama böyle acı çekmene de dayanamam, benim soyumdan gelmişsin bir kere, benden doğurdu anan seni,Yoksa bu yıkıcı bu karıştırıcı huyunla, bir başka tanrıdan doğmuş olsaydın sen,Çoktan Uranüsoğullarının yurdundan ta aşağılarda bulurdun kendini.Apollon ile Athena'nın Ares hakkında söyledikleri ise şöyledir:Ares, İnsanların baş belası Ares,Ey kaleler yıkan, elleri kanlı Ares...Yaklaş ona saldırgan Ares'ten çekinme,Delinin biridir, kötünün kötüsüdür o,Bir o yana döner bir bu yana...Antikçağın tragedya ozanı Ayshilos; bir tragedyasında tanrı Ares'in savaş anındaki dehşetini açık açık şöyle dillendirmiştir:"Bu masum kentin göklerinde, Sayıklar gibi gürül gürül soluyor Yakıp yıkıyor acımadan Nesi varsa sevip saydığı insanlarınAres adlı bu acımasız tanrı! Dehşet çığlıklarıyla doluyor sokaklar, Asker askerin önünde düşüyor. Bu dinmeyen bebek çığlıklarıKan gölü sokaklardan geliyor!"'Ares 4 büyük yardımcılarıyla Phobos(korku), Deimos(dehşet), Eris ve Enyo ile tüm dünyaya dehşet verir. (Trakya'da katliamlar yapar. 3 nehir insan kanı akıtır.) Sonunda Olympos tanrıları Ares'e karşı savaş açarlar fakat ne yazık ki çıkan savaşta Olympos düşer. Phobos öyle bir korku salmıştı ki Zeus'un tamamen Olymposdan düşmesini sağlıyordu. Fakat Ares sadece Olympos'a katılmak isteyip Zeus'u eski yerine geçirir. Böylece 5 tanrı, Ares ve yardımcıları, Olympos'un en büyükleri oldular. Zeus yine de Ares'i sevmesede Ares'in bağlılık yemini sürekli devam ettirecekti.Yunan mitolojisinin en büyüklerindendir. Dünyanın yönetimini tamamen elinde tutmuş, insanlara her türlü korkuyu ve acıyı tattırmıştır. Amacına ulaşan Ares Olympos'a girdikten sonra Zeus'la son anlaşmasını yaparak artık hiçbir tanrının dünyaya karışmaması zorunluluğu koyar. Eğer Zeus bu şartı kabul etmezse Olympos düşecektir ve Ares dünyanın hakimi olacaktır. Fakat Zeus Ares'in şartını kabul eder ve dünyaya giden kapıların hepsini kapatır.Ares asıl ilgiyi İtalyanlarda, Mars adı altında Roma'da görür. Roma'nın kurucusu Romulus'un efsanevi babası olan Mars (Ares) Romalılar tarafından ataları olarak benimsenmiştir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ares

http://www.ulkemiz.com/ares-savas-tanrisi

Şehrin Sancısı

Şehrin Sancısı

Gece tehlikelidir, gece sokakları mesken edinenler ise daha da tehlikelidir. Yanınızdan geçen insandan korkarsınız. Ya sarhoşsa, ya haplanmışsa, ya katilse diye geçirirsiniz içinizden. Ama gündüz öyle değil! Gündüz sokakta yürürken başına hiçbir şey gelmeyeceğini düşünür insan. Bence bu büyük bir yanılgı! Manyağın biri elinde tuttuğu bıçakla onlarca insanın içinde boğazınızı kesip öldürebilir sizi mesela. Ya da karşınızdan size doğru gelen çok güzel bir kadın çantasından çıkardığı silahı kafanıza doğrultup tetiği çekebilir. Gündüz geceden daha güvenli değil. Bu şehirde sokaklar her zaman tehlikelidir... Ya aldatılmışsam? Yok lan olur mu öyle şey? Olmaz deme, herkes herkesi aldatır... Saçma sapan düşünme, biri çocukluk arkadaşım biri beni seven kız. Salaksın sen, biraz mantıklı ol. Kimseye güvenme!... Hayır hayır, ikisine de güveniyorum. Güvenmek mi? Hep en sevdiklerin aldatmadı mı seni? En sevdiğin insanlar tarafından ihanete uğramadın mı? Zaten bir insana annesi ihanet ediyorsa herkes ihanet eder..."Şehrin Sancısı" kalabalıkların içerisine sıkışmış, çevresiyle, sistemle, insanlarla ve en çok da kendisiyle anlaşamayan, hayata başkaldırmış uyumsuz insanların romanı... (Tanıtım Bülteninden)

http://www.ulkemiz.com/sehrin-sancisi


Tlos Antik Kenti

Tlos Antik Kenti

Tlos. Likya'nın en önemli yerleşimlerinden biri olan Tlos Antik Kenti, Fethiye İlçesi’nin yaklaşık 42 km doğusundaki Yaka Köyü sınırları içerisinde kalmaktadır. Bölgenin en yüksek dağları olan Akdağlar'ın (Kragos) sarp batı yamaçlarında başlayan antik yerleşim, Eşen Nehri'nin getirdiği alüvyonlarla oluşmuş vadi düzlüğüne kadar ulaşır. Ayrıca güneydeki Saklıkent Kanyonu ile kuzey yönde bulunan Kemer Beldesi antik kentin egemenlik sınırlarını çizer. Savunmaya elverişli dağlık arazi yapısı ve Eşen Ovasına hakim konumuyla öne çıkan kentin antik komşuları arasında kuzeyde Araxa, kuzeydoğuda Oinoanda, kuzeybatıda Kadyanda, güneyde Xanthos, güneybatıda Pınara ve batıda Telmessos şehirleri yer almaktadır. Böylece Tlos yerleşiminin başka hiçbir Likya kentinde olmadığı kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığı anlaşılır ki, bundan dolayı Hitit kaynaklarında Tlos için “şehir” yerine “ülke” ifadesi kullanılmıştır. Gerçi Tlos Antik Kenti için kullanılan ülke ifadesi şaşırtıcı gözükmektedir. Ancak ele geçen yazıtlardan antik kentin çok sayıda semt ve mahallelerden oluştuğu, çevresinde ise merkeze bağlı pek çok köy yerleşiminin bulunduğu bilinmektedir. Eski Yunan mitoslarına göre her antik kentin bir kuruluş efsanesi ve bir de kurucu kahramanı vardır. Tlos'un kuruluş efsanesi de Hellen mitoslarına dayandırılmış ve Tlos kent adının Tremilus ile Praksidike’nin dört oğlundan biri olan “Tloos”dan geldiğine inanılmıştır. Hatta Pinaros, Xanthos ve Kragos’un onun kardeşleri olduğu kabul edilmiştir. Bahsi geçen mitolojik aktarımların en erkeni, MÖ 5. yüzyıla tarihlenen tarihçi Herodotos’un çağdaşı ve ayrıca Homeros ekolünden geldiği bilinen Halikarnasos’lu Panyasis’e aittir. Benzer bir inanışın uzun yıllar boyunca kabul gördüğünü gösteren diğer bir antik kaynak ise, MS 6. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Byzantion’lu Stephanos’dur. Stephanos Byzantinos yazdığı “Ethnika” isimli coğrafi kitapta Panyasis’in aktarımlarını aynen kopyalamıştır. Homeros zamanından itibaren bilinen tüm antik kaynaklarda Likya halkının Hellen kökenli olduğu vurgulanmıştır. Bundan dolayı, özellikle batı ve güney Anadolu kıyılarında filizlenen gelişmiş kültürlerin yaratıcılarının, MÖ 12. yüzyıl öncesinde Dor istilasından kaçan ve Anadolu’ya sığınan Akha Hellenleri olduğu kabul edilmektedir. Ve hatta Troya savaşı ardından ülkesine dönmeyen bazı Akha ordularının da bu bölgelere yerleştiğine inanılmaktadır. Ancak bu inanışın gerçeği ne kadar yansıttığı tartışma konusudur. Çünkü Homeros, İlyada destanında tüm Anadolu halklarının birleşerek Troya önlerinde Akha birliğine karşı savaştığını etraflıca anlatmıştır. Anadolu halklarının dış güçlere karşı oluşturduğu bu birliktelik Troya savaşları öncesinden de bilinmektedir. Örneğin Hitit Kralı II. Muwattali ile Mısır firavunu II. Ramses önderliklerinde gerçekleşen Hitit-Mısır savaşı esnasında, tüm Anadolu halkları bir araya gelerek Hitit’lerin yanında savaşmıştır. Bu birliktelik, daha sonra II. Hattuşili zamanında imzalanan Kadeş Barış Antlaşması’nda da kendini gösterir. Dolayısıyla Homeros ve onu izleyen tüm antik kaynak aktarımlarında Anadolu halklarının hellenleştirilme ideolojisi politik bir olgudan öteye gidemez nitelikte gözükmektedir. Çünkü bu ideoloji ilk kez Homeros aktarımlarında vardır ve MÖ 8. yüzyıldan önce bu teori ile ilgili hiçbir yazılı belge bulunmamaktadır. Anadolu ve Mısır’dan bilinen yazılı belgeler ise, mevcut inanışın tam tersi bir bilimsel gerçeğe işaret etmekterdir. Likyalıların daha ege göçleri öncesinde bu topraklardaki varlığı bugün epigrafik ve arkeolojik buluntularla belgelenmiştir. Örneğin bölgenin coğrafi olarak tanımlanmasında kullanılan Lukka/ Lukki ifadeleri hem Hitit hem de Mısır metinlerinden, MÖ 15. yüzyıldan itibaren bilinmektedir. Gelidonya Burnu ve Uluburun batıkları ise dönemin arkeolojik kalıntılarını oluşturur. Benzer Bronz Çağ buluntularına son yıllarda kıyı Likya şehirlerinde de rastlanılmaktadır. Dolayısıyla Likyalıların Hellen soylu olduğu ve isimlerini Atina kralı Pandion’un oğlu Lykos’dan aldığı mitos inancı gerçeği yansıtmamaktadır. Doğrusu, Lykia ifadesinin yunancalaştırılmış bir kelime olduğudur. Diğer yandan Likyalılar kendilerini Trmmili, ülkelerini ise Trmmise olarak tanımlamışlardır. Homeros’un Likyalılar için kullandığı Termilai ifadesi Trmmili ile özdeştir. Trmmili ya da Termilai kelimelerinin bugünkü Dirmil/ Altınyayla yerleşimi ile aynı olduğu, Claudius Dönemi’nde dikilen Patara Yol Klavuz Anıtı üzerindeki Trimili ifadesiyle kesinlik kazanmıştır. Bununla da Herodotos’un Trmmili halkının Girit adasından geldiği aktarımının gerçeği yansıtmadığı anlaşılır. Eğer Likya halkı bölgeye başka bir yerden göç ederek gelmiş ise, onların anavatanı Eşen Irmağı’nın doğduğu ve bereketli toprakların bulunduğu bugünkü Dirmil ve yakın çevresi olmalıydı. Tlos isminin de Hellenler’le hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Tlos kent adı Likçe bir ifade olan “Tlawa” kelimesinden türetilmiştir. Tlawa ismi ise, MÖ 15. yüzyıldan itibaren Hitit metinlerinde pek çok kez karşılaştığımız Lukka toprakları içerisindeki “Dalawa” yerleşimi ile özdeştir. Dalawa isminin geçtiği Hitit kaynakları arasında Konya-Yalburt’da bulunan ve üzerinde büyük Hitit kralı IV. Tuthaliya'nın (MÖ 1250-1220) Lukka seferinin anlatıldığı açık hava tapınağı ortostatları büyük önem taşımaktadır. Söz konusu ortostatlardan 14. ve 15. bloklar üzerinde: “Dalawa Ülkesi’ne indim. Dalawa Ülkesi’nin kadınları ve çocukları önümde eğildiler”, ifadesi okunmaktadır. Yalburt hieroglif yazıtlarından tüm Likya Bölgesinin Büyük Hitit Krallığı Dönemi’ndeki varlığı ve Hititlerle olan yakın ilişkisi açıkça görülebilmektedir. Yazılı belgelerde vurgulanan Tlos’daki Hitit Dönemi yerleşimi bugün antik kentte ele geçen arkeolojik buluntularla da desteklenmektedir. Özellikle Geç Bronz Çağ’a tarihlenen buluntular arasında taş balta ve el aletleri ile farklı formlar gösteren bronz baltalar, hançer ve ok ucları örnek gösterilebilir. Ancak bu bölgede yaşayan ilk insanların geçmişi hem Tlos kazılarında ele geçen arkeolojik kalıntılar hem de Tlos teritoryumunda yer alan Arsa ve Girmeler mağara/ höyük buluntuları ışığında Hititler zamanından çok daha öncesine geri gitmektedir. Özellikle 2009-2010 yıllları araştırmaları esnasında Tlos’da gün ışığına çıkartılan taş baltalar ve çakmaktaşı el aletleri ile Girmeler Mağarası önündeki höyük kalıntısında tespit edilen buluntular arasında büyük benzerlik bulunmaktadır. Girmeler Mağarası önündeki buluntular içerisinde Hacılar ve Kuruçay seramikleriyle yakın benzerlik gösteren çömlek parçaları da yer almaktadır. Benzer seramikler Arsa Köyü sınırları içerisinde yer alan Tavabaşı Mevkii mağaralarında da tespit edilmiştir. Bahsi geçen tüm arkeolojik buluntular yapılan stilistik ve tipolojik incelemeler doğrultusunda Geç Neolitik Dönem’e kadar tarihlenebilmektedir. Ayrıca Tavabaşı Mevkii mağaralarının dış yüzeylerinde bulunan farklı ikonografideki kaya resimleri de benzer örnekler ışığında yine aynı döneme verilmektedir. Dolayısıyla Batı Likya Bölgesi’nin Eşen Nehri havzasında Neolitik Dönem’den itibaren kullanılan diğer mağara veya höyük yerleşimlerinin bulunması muhtemeldir. Diğer yandan Elmalı Ovası ve Doğu uzantısında bulunan Hacılar, Kuruçay, Bademağacı ve Höyücek gibi Neolitik Dönem yerleşim buluntuları ile yapılan karşılaştırmalarda her iki bölge arasında yoğun ticari ilişkilerin bulunduğu da anlaşılmıştır. Böylece Orta Anadolu Neolitiği’nin Batı Anadolu kıyılarına kadar olan uzantısı ilk kez arkeolojik verilerle belgelenmiştir. Tlos ve yakın çevresinde Neolitik Dönem ile başlayıp Demirçağ’a kadar kesintisiz devam eden yerleşim izleri tespit edilmesine rağmen, Demirçağ başlangıcından MÖ 540 yıllarındaki Pers istilasına kadar geçen süreye ait pek fazla arkeolojik buluntu ele geçmemiştir. Sadece MÖ 2. binyılı sonlarına tarihlenen ve gri seramik olarak da adlandırılan küçük çömlek parçaları ile az sayıda Geometrik Dönem seramikler ancak günümüze ulaşabilmiştir. Söz konusu döneme ait buluntular uzun yıllardır kazıları devam eden diğer Likya kentlerinden bilinmektedir. Tlos Kazıları oldukça yenidir ve dolayısıyla zaman içerisinde bahsi geçen döneme ait yeni arkeolojik veriler beklenmektedir. Başlangıçtan itibaren tüm Likya kentleri arasında ethnos-polis düşüncesine dayanan askeri (symmachia-epimachia), politik (sympoliteia) ve dini (amphiktionia) bir birliktelik bulunmaktaydı. Söz konusu birlikteliğin başlangıcı, MÖ 15. yüzyılda oluşturulan Batı Anadolu’daki Assuwa/Arzawa konfederasyonuna tüm Likya kentlerinin “Luggalılar” kimliği altında katılımında hissedilir. Benzer bir birlik oluşumu Hitit Kralı II. Muwattali ile Mısır Firavunu II. Ramses önderliklerinde gerçekleşen Hitit-Mısır savaşı esnasında “Lukka Ülkesi” adıyla Hitit’lerin yanında yer almalarında da gözlemlenir. Lukka kimliği altında Mısır’a ve Kıbrıs’a saldırmaları da yine bu birlik oluşumunun somut bir göstergesidir. Bunlardan başka, Troya savaşları esnasında Akha Hellenleri’ne karşı kral Sarpedon önderliğinde Lukka ordularının da ön saflarda yer almaları, söz konusu birlik oluşumunun MÖ 2. binde ne kadar kuvvetli olduğunun önemli diğer bir ifadesidir. Likya halkının bu organize görünümü sadece MÖ 2. binli yıllarla sınırlı kalmamış, Demir Çağ’dan itibaren de pek çok benzer örnek olduğu bilinmektedir. Herodotos’un Likyalılar ile ilgili aktarımlarında benzer bir düşünce özellikle vurgulanmıştır. MÖ 452-445 yılları arasındaki Atik Delos Birliği listelerinde “Likyalı” kavramının kullanılması, Pers veya Yunan egemenliğine karşı Likya şehirlerinin ortak savunma yapma planları yine bu birliktelik düşüncesinin somut göstergeleri olarak kabul edilebilir. MÖ 2. yüzyıl ilk yarısındaki Likya Birliği kuruluşu öncesi basılan beylik dönemi sikkelerin üzerinde kullanılan ortak semboller de yine birlikteliğe işaret etmektedir. Likyalıların erken dönemlerde kendi aralarında oluşturdukları birlik yapısı, MÖ 168/67 yıllarında kurumsallaştırılıp resmileştirilmiş ve böylece, özünde Likya kentlerinin ve vatandaşlarının demokratik bir anayasa çerçevesinde oylama esaslı, seçimle yönetilmelerine dayanan Likya Birliği kurulmuştur. Her ne kadar Likya kentleri arasında sürekli ortak bir birliktelik gözlemlense de, MÖ 540 yıllarında Harpagos önderliğinde Pers ordularının Likya’yı istila etmesiyle bağımsızlık yitirilir ve Beylikler Dönemi sonuna kadar tüm Likya Bölgesi Pers egemenliği altında kalır. MÖ 360 yıllarında Perikle’nin Perslere karşı başlattığı bağımsızlık savaşının başarısızlıkla sonuçlanması ardından Likya kısa bir süreliğine Karya Bölgesi’ne bağlanır. MÖ 334/33’te Büyük İskender Likya’ya egemen olmuştur. İskender’in ölümünün ardından egemenlik sırasıyla Antigonoslar, Ptolemaioslar, Seleukoslar ve Rodos arasında sürekli el değiştirmiştir. Likya’nın bu karmaşık dönemi, MÖ 168/67 yıllarında Roma Senatosu tarafından Likya’nın bağımsızlığının tanınması ve Likya Birliği’nin resmileştirilmesiyle son bulur. Tlos Antik Kenti Xanthos, Patara, Pinara, Olympos ve Myra gibi birliğin üç oy hakkına sahip en büyük altı şehrinden biri kabul edilmiştir. MS 43 yılında Roma İmparatoru Claudius Likya Bölgesi’ni bir Roma eyaletine dönüştürür. Bu dönemde de Tlos birlik içindeki önemini korumuş ve Metropolis unvanını taşımaya devam etmiştir. Bu önemden kaynaklanmış olsa gerek ki, Patara’da dikilen Yol Klavuz Anıtı’nda vurgulandığı gibi, Likya yol ağı yedi farklı yönden Tlos’a bağlanmış ve güneyde Xanthos’tan, güneybatıda Pinara’dan, batıda Telmessos’tan, kuzeybatıda Kadyanda’dan, kuzeyde Araxa’dan, kuzeydoğuda Oinoanda’dan ve doğuda Choma’dan gelen ticari yollar Tlos’da kesişmiştir. Bu güzergahların pek çoğunun günümüzde kullanıldığı da bilinmektedir. Hristiyanlık Dönemi’nde Tlos, Likya’nın önemli piskoposluk merkezlerindendir. Bu dinsel önemin MS 12. yüzyıla kadar devam ettiği arkeolojik verilerle belgelenmiştir. Tlos, Likya sınırları içerisindeki önemini Osmanlı Dönemi’nde de hissettirir. Bölgeye en son 19. yüzyılda gelen ve “Kanlı Ali Ağa” olarak ünlenen Osmanlı Derebeyi, Tlos Akropolünün zirvesine antik dönem kalıntılarını da kullanarak şatosunu inşa etmiştir. Bugünkü modern Yaka Köyü antik Tlos yerleşiminin üzerine kurulmuştur.

http://www.ulkemiz.com/tlos-antik-kenti

ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları

ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları

Türkiye'de varolan dağcılık örgütleri içerisinde sürekli olarak önder konumunu korumuş, Türkiye Dağcılık Federasyonu'ndan (TDF) bile daha köklü bir geçmişe sahip olmuş, Türkiye'nin bilimsel ve sistematik bir yaklaşımla dağcılık ve kayak eğitimleri veren ilk ve tek doğa sporları okulu olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Dağcılık ve Kış Sporları Kolu'nun (ODTÜ-DKSK) temel eğitim programı dahilinde her yıl tekrarlanan teorik eğitimlerinin ilk ayağı Dünya dağcılık tarihi, Türkiye Dağcılık tarihi, DKSK tarihi ve de son olarak Dağcılığın etik tarafı, diğer bir deyişle "felsefe" adı altında topladığımız DKSK'nın ilkeleridir. DKSK içinde yürüyüş ve kampçılık ile başlayan ve yıllar süren dağcılık eğitimi sonunda kişi eğer isterse 8000 metrelik Himalaya doruklarına çıkabilecek bir bilgi ve tecrübe seviyesine erişebilmekte veya Türkiye'de bulunan çok ileri zorluk derecesi olan kaya duvarlarına tırmanabilmektedir. Ancak bu somut teorik ve pratik eğitimler ve tırmanışlar dışında, kağıda dökülmesi zor olan bir başka boyut vardır ki, bu da DKSK'da özellikle 1970'lerde şekillenmiş olan dağcılık anlayışı ve pratiğidir. Türkiye'de dağcılık alanında bir "DKSK ekolü" olarak tanımlanan yaklaşımın olması ve diğer tüm dağcılık uygulamalarından farklılık göstermesi de buna bağlıdır. Dolayısı ile DKSK'da yapılan spor anlayışını bu yaklaşım ve ilkeler zincirinden ayırmak imkansızdır. Yaptığımız sporu tek yönlü olarak görmeyip, ekip anlayışı, çevre koruması, yöre insanlarına saygı gibi konularla beraber algılamak gerekmektedir. Olduğu yerde sayan bir dağcılık anlayışını red ettiğimizden dolayı, bireysel dağcılık anlayışımızı ve Türkiye dağcılığını ilerilere taşımak için geçmişi de bilmek gerekir. Her ne kadar yeni başlayan arkadaşlara önemsiz gözükse de, ileride bu bilgilerin anlamı çok daha belirginleşecektir. Aynı şekilde tamamı ile amatör bir şekilde varlığını 32 yıldır sürdüren DKSK'nın iç yapısını ve işleyişini bilmek gerekmektedir. Anlatacaklarım bu çerçevede olacaktır. Ancak dağlara bizleri asıl bağlayan duygulaşımları elbette ki burada sizlere anlatmam imkansızdır. Onları ancak yaşayarak elde edeceksiniz. Yine de o coşkuyu bir parça da koklamanız için anlatımın sonunda sizlere bir dizi slayt göstereceğim. http://dksk.metu.edu.tr

http://www.ulkemiz.com/odtu-dagcilik-ve-kis-sporlari

Tabiyat Tarihi Müzesi

Tabiyat Tarihi Müzesi

Türkiye Cumhuriyeti'nin yaratıcısı Atatürk'ün emriyle 1935 yılında kurulan MTA Genel Müdürlüğü bünyesindeki Tabiat Tarihi Müzesi, 7 Şubat 1968 tarihinde bilim dünyası ve halkın hizmetine açılmıştır.

http://www.ulkemiz.com/tabiyat-tarihi-muzesi

İnkar

İnkar

Her arayan bulmasa bile, bulanlar hep arayanlardır. "Hayatın kitabı var mıdır baba?" diye sordu çocuk. "Hayatın mı? Senin hayatının mı?" diye cevap geldi babasından. "Benim hayatımın baba. Yol ayrımına geldiğimde hangi yöne gitmem gerektiğini gösterecek, iyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı ayırt edebileceğim bir kitap mutlaka vardır, ancak O'na nasıl ulaşırım?" "Arayacaksın..."Asırlar boyunca milyarlarca insan aynı soruları sordu. Cevapların değiştiğini sandılar, halbuki gökler altında yeni bir şey yok. Kendi varlıklarını sorgulamayan insanların soruları artıp cevapları azaldı. Halbuki O'na inananlar bulmuştu aradıklarını. Kabul etmesi zor olan, hayatın senli de sensiz de devam edecek olmasıdır.Bu kitapta hayatın anlam ve amacını arayan kişiler bazı hakikatleri bulacaktır. Aklınızdan geçen soruların doğru cevapları sizde mevcuttur. Yapmanız gereken tek şey kendinizi arayıp bulmak ve tanımak... Hayat bilgi toplamakla başlar, sonra maddi dünyadan manevi âleme geçerek devam eder. Zamanı gelince hayat sorgulanır ve ardından Aşk yolunda Hakikat'e ulaşılır."O'nu bir görsem inanacağım baba!" diye çocuk devam ettiğinde, "Zamanı gelince O kendisini sana gösterecektir. Ancak sen gördüklerine inanacaksan bil ki sadece inandığın kadarını göreceksin!" diye karşılık verdi babası. Çocuk duraksayıp düşünceye daldı... Okuduğunuz kitap insan olmanın ve insan olmayı hatırlamanın kısa bir durağıdır. Yolculuğun adı insanlıktır. Anlayanlar anlamayanlara günü gelince anlatır artık...   (Tanıtım Bülteninden)

http://www.ulkemiz.com/inkar

Termessos Antik Kenti

Termessos Antik Kenti

Termessos, Türkiye’nin en iyi korunmuş antik şehirlerindendir. Antalya’nın 30 kilometre kuzeybatısında, Korkuteli yolu üzerinde yer alır. Deniz seviyesinden ortalama 1.150 metre yükseklikte, Güllük Dağı’nın güneybatısında doğal bir platform üzerine kurulmuştur. Birçok vahşi bitkinin arasında saklanmış ve sık çam ormanlarıyla sınırlanmıştır. Termessos’un, huzur veren ve el değmemiş görünümüyle diğer antik şehirlerden daha farklı ve etkileyici bir havası vardır. Doğal ve tarihi zenginliklerinden ötürü, şehir adını taşıyan Milli Park kapsamına alınmıştır.Termessos ismindeki çift “s”, şehrin Anadolu insanların tarafında kurulduğuna dair dilbilimsel bir kanıt sağlar.Strabo’ya göre, Pisidia halkı olan Termessos sakinleri kendilerini Slymi olarak çağırırlardı. Yaşadıkları dağa da verilen bu isim, sonraki yıllarda Zeus’la özdeşleştirilen ve burada da Zeus Solymes kültünün yükselmesine sebep olan Anadolu tanrılarından Solymes’den gelmektedir. Termessos sikkelerinde genelde bu tanrı vardır ve sikkelere adını verilmiştir.MÖ 333'de Büyük İskender bu şehri isitla etmeye çalışmış, ancak zor olacağını anlayınca çekilip seferine devam etmiştir.

http://www.ulkemiz.com/termessos-antik-kenti

Fotoğraf Nedir ?

Fotoğraf Nedir ?

Fotoğraf: Yunanca Photos ‘ışık’ ve Graphos ‘çizmek’ sözcüklerinin birleşmesinden oluşan terim. Optik ve kimyasal süreçleri kullanarak yüzey üzerinde kalıcı görüntü elde etme. İngilizce ‘Photography’ sözcüğünün karşılığıdır.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-nedir-

3. Uluslararası Farklı Şiddet Boyutları ve Toplumsal Algı Kongresi

3. Uluslararası Farklı Şiddet Boyutları ve Toplumsal Algı Kongresi

14-15 Nisan 2017 tarihleri arasında Kocaeli de yapılacaktır. Bu kongrede şiddetin tüm boyutlarını, farklı disiplinlerle, genel olarak incelemeyi, çözüm önerileri sunmayı, şiddet mağduru olanlar için yapılabilecekleri tartışmayı ve geleceğe ilişkin politika önerilerini paylaşmayı hedeflemekteyiz

http://www.ulkemiz.com/3-uluslararasi-farkli-siddet-boyutlari-ve-toplumsal-algi-kongresi

Tarihten Bu Güne “Nefes Kesici Şehir Aspendos”

Tarihten Bu Güne “Nefes Kesici Şehir Aspendos”

Tarihi dokular insanları her zaman heyecanlandıran ve ilgi çeken durumlar arasında yer almıştır. Geçmiş dönemlerde yaşayan insanların yaşamlarını merak etmek, o dönemlerde yaşayan insanların hayatlarını nasıl sürdürdüğüne dair tahminler yürütmek her daim keyif verici olmuştur. Özellikle de tarihi dokuları birebir yaşayabildiğiniz, kendinizi o atmosferin içinde gibi hissedebildiğiniz mekanlarda o dönemde yaşayan biri gibi hisseder ve o ruh hali içinde kendinizi çok mutlu hissedersiniz.Bu tarihi mekanlar içerisinde yer alan birçok mekan halen keşfedilmeyi beklese de, çoktan gün yüzüne çıkarılmış olan ve yaşamımızın içerisinde yer almaya hak kazanmış olanlar da mevcuttur. Bu tarihi mekanların en güzellerinden biri ise, turizm cennetimiz Antalya’dan başka yerde değildir.Antalya’nın çevresinde Toros Dağları’ndan başlayıp Akdeniz’e doğru akan birçok nehir vardır. Bu nehirlerden bir tanesi Köprüçay Nehri’dir. Antik dönemlerde eski insanlar nehirleri kendi yararlarına hep kullanmak istemişlerdir. Bu nehirlerin suyu oldukça bol olduğu için üzerlerinde teknelerle ticari açıdan kullanır olmuşlar. Bu Köprüçay’ın üzerinde de oldukça önemli bir antik kent kurulmuştur. Bu antik kentin adı Aspendos’tur.Aspendos’un tarihi M.Ö 2. 3. Yüzyıla gitmektedir. Aspendos’ta iki önemli yapı bulunur. Bunlardan bir tanesi Aspendos’a su getiren su kemerleridir. Bu su kemerleri Roma döneminden belki de Anadolu’da ayakta kalmış en iyi görünümü olan su kanallarıdır.Aspendos da önemli olan bir diğer yapı ise Aspendos Antik Tiyatrosu’dur. Aspendos Tiyatrosu mimar Zeno tarafından M.S 161- 180 yıllarında Roma İmparatoru Marcus Aerelius döneminde yaptırılmıştır. Tam Roma dönemi sitilinde yapılmıştır. Aşağı yukarı 15 bin 20 bin kişi kapasitelidir. Kırk sıra mermerden oluşmuştur. Bu antik tiyatronun girişinde Curtius kardeşlerin sözü bulunuyor. Bu söz ‘Ülkenin tanrılarına ve kraliyet ailesine’ şeklindedir. Bu tiyatro hala ayakta çok iyi durumdadır. Atatürk zamanında onarılmış ve gayet sağlıklı şekilde durmaktadır.Aspendos Tiyatrosu, Selçuklular zamanında kervansaray olarak kullanılmış bir yer olmasına karşın, günümüzde birçok performansın sergilendiği klasik müzik gösterilerinin yapıldığı muhteşem akustiğe sahip bir antik tiyatrodur. M.Ö 5. YY’da basılan sikkelerinin adı Estvediyst’tir. Yüz ölçümü bu kadar küçük olan bu şehrin böyle değerli bir para basması ekonomideki yerini bize kolaylıkla açıklamaktadır.Şehrin ekonomisini Kapria gölünden elde edilen tuz sağlar. Bu tuz en önemli ihraç ürünlerindendir. Ve kurutulup pamuk tarımında kullanılır. Ulaşıma elverişli nehirlerle bu tuz Akdeniz pazarlarına gönderilir. Zeytin ve buna bağlı olarak zeytinyağı, bağcılık ve buna bağlı olarak şarapçılık, diğer tahıl ürünleri, yaş meyveler bu şehrin tarıma dayalı diğer ihraç ürünleri arasında sayılabilir. Önemli ticaret yolunda bulunduğu ve limana bağlandığı için, Aspendos her zaman elde tutulmak istenen gözde şehirlerarasında yer alır. Şehre ait kalıntıların devamı ise tiyatronun yaslandığı tepenin düzlüğünde yer alır.Aspendos’un efsanevi hikayesi ise şöyledir. İmparator bir yarışma düzenlemektedir ve şehrine en güzel mimari yapıyı yapacak olan mimar ile kızını evlendirecektir. Yarışmanın sonunda ise iki tane muhteşem eser ortaya çıkar. Bu eserleri şehrin zengini iki kardeş tarafından yapıldığı anlaşılmıştır. Tiyatro ve su kemerleri… İmparator çok kararsız kalır ve iki sanatçıyı da yanına çağırır. Sonuçtan memnun olduğunu belirtir. Ve tek bir kızına karşılık böyle güzel iki eser çıktığından kızını ikiye bölmesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine tiyatroyu yapan mimar hakkından vazgeçtiğini söyler. Ve imparator kızını daha çok sevdiğini düşündüğünden kızını tiyatroyu yapan mimar ile evlendirir.Aspendos Antalya –Alanya kara yolunun 44. Km sinden kuzeye doğru dönen yolun 2 km içerisinde yer almaktadır. Aspendos antik kentinin Antalya’ ya uzaklığı 50 km, Alanya’ ya uzaklığı 94 km, Side’ ye ise 35 km uzaklıktadır. Koordinatları: 36 56 20 K – 31 10 20 D şeklindedir.Aspendos antik kent olduğu için buralar sit alanı olarak geçer. Bundan dolayı bölgeye en yakın konaklama ve oteller şehre 35 km uzaklıkta bulunan Side de yapılmaktadır. Aspendos yolu üzerinde yerli kadınlar tarafından yöresel lezzetler sunulmaktadır. Buralara uğradığınızda çiğ börek, gözleme gibi aperatiflerden atıştırabilirsiniz. Restoranlarda Aspendos manzarasını tarihe şahitlik ederek izleyebilir, lezzetli yemekleri tadabilir, hatta nehirdeki ördeklere yiyecek verebilirsiniz. Buradaki kafelerde dinlenerek taze portakal suyu içebilirsiniz.Kaynakça:Uzman TvYazar: Gökçe Cömerthttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/tarihten-bu-gune-nefes-kesici-sehir-aspendos

Rüya Bilimiyle İlgili 9 İlginç Gerçek

Rüya Bilimiyle İlgili 9 İlginç Gerçek

1953 yılında University of Chicago’dan uyku araştırmalarına öncülük eden Nathaniel Kleitman ve Eugene Aserinsky; uyku çalışmalarına katılan deneklerin göz kapağı seyirmesinin ardından

http://www.ulkemiz.com/ruya-bilimiyle-ilgili-9-ilginc-gercek

Wright Kardeşler Kimdir ?

Wright Kardeşler Kimdir ?

Wright Kardeşler, Orville (d. 19 Ağustos 1871 - ö. 30 Ocak 1948), Wilbur (d. 16 Nisan 1867 - ö. 30 Mayıs 1912), motorlu uçak uçuran ABD'li kardeşler.18 Ağustos 1871 yılında Alphonse Pénaud, ilk defa yapısal dengeli model uçağı Tuileries Gardens, Paris'te Société de Navigation Aérienne kurumu gözetiminde 11 saniyede 40 m uçurarak |havacılıkta yeni bir çığır açmıştı. “Planophore” adını verdiği bu model uçak, tarihte ilk yapısal dengeli uçaktır. Buna benzer bir oyuncak, Wright kardeşlerin çocukken çok ilgilerini çekmişti.1891’de ilk Aerodrome model uçak ile denemelere başlayan Samuel P. Langley, dört senelik çalışmalarının sonunda, buhar gücü ile çalışan Aerodrome No.V’ in 30 m yükselerek 1006 m yol katetmesini sağlamıştır. (Aerodrome Latince'de - Hava Koşusu demektir) Sürati ise saatte 32 km idi. Bir sonraki modeli Aerodrome No.VI ise Kasım 1896’da bu sefer 1280 m uçmuş ve 1 dk.’dan fazla havada kalmıştır. Bu pilotsuz uçuşlar ABD Savaş Bakanlığı ($50,000) ve Smithsonian Enstitüsü ($20,000) tarafından, pilotlu uçuş için desteklenmişti.Ohio, Dayton'lu iki bisiklet ustası olan Wilbur ve Orville Wright, 1890'da kuşların nasıl uçtukları hakkında kendilerine ipucu verebilecek her şeyi sistemli bir şekilde incelemeye başladılar. Bilimsel eserlerde ve eski insanların deneyimleri arasında kendi işlerine yarayacak hiçbir şey olmadığını kısa sürede anlayan Wright kardeşler sadece Berlin yakınlarındaki bir tepe üstünden planörle uçuş denemeleri yapan ve bu konuda çok dikkatli notlar tutan Alman mühendisi Otto Lilienthal'in çalışmaları ile işe başladılar.Wilbur ve Orville Wright bilimsel öğrenim görmemişler, liseden sonra yüksek bir okula da gitmemişlerdi. Fakat uçma alanındaki çalışmalarını yürütürken kendi yöntemlerini de model uçaklar, uçurtmalar, insan taşıyan planörler ile yaptıkları yüzlerce deney sayesinde bu konuda ilerlettiler. Havacılıktaki gelişmelerden ülke olarak geri kalmamak için, Smithsonian Enstitüsü - ABD, Lilienthal’in Lift & Drag tablosu ile birlikte Wenham ve John Browning’in 1871’deki rüzgar tüneli çalışmasını daha 1895 yılında Wright kardeşlere vermişti.Lilienthal kuşların uçmalarını çok yakından incelediği için planörünün bir kuşu andırmasına fazla şaşırmamak gerekir. Lilienthal uçabilecek bir uçağın havayla temas halinde olan sabit bir kanadı olması gerektiğini gösterdi. Kararlı bir uçuşu gerçekleştirebilmek için gerekli kontrol sadece onun söylediği böyle bir kanat tarafından sağlanabilirdi ve bu konuda Wright Kardeşler Lilienthal çalışmalarını esas aldılar.Amerika Birleşik Devletleri'nde tek kanatlı ve buhar motorlu havadan ağır uçan ilk pervaneli uçak, Alman Gustav Weisskopf tarafından Nisan 1899 da Pittsburgh, Pennsylvania sonra 14 Ağustos 1901’de Bridgeport Connecticut, daha sonra da 17 Ocak 1902 de 11,300 m’lik Connecticut uçuşu ile başlamıştı. Gustav Weiskoff (ona İngilizce tercümesi ile Whitehead derlerdi) Amerikan vatandaşlığına geçmemekte ısrar ettiğinden, Smithsonian Enstitüsü Wright Kardeşleri desteklemeye devam etti.Wright kardeşlerin 17 Aralık 1903'te Kuzey Karolina'da Orville'in kontrolünde havalanan ilk uçağı aerodinamik ses teorisine bağlı kalınarak yapılmıştı.Bu uçak iki pervaneliydi. Pilotla birlikte ağırlığı 335 kg'dı. Orville birinci denemede 12 saniye uçtu ve sadece 37 metre mesafe kat etti. O günkü son denemesinde ise, bu süre 59 saniyeye çıkmıştı ve 260 metrelik bir mesafeye uçmuştu.[1]Wright Kardeşler artık uçabilen bir uçak yapmışlardı ama onu nasıl uçuracaklarını bilmiyorlardı. Smithsonian Enstitüsü lider havacılardan Louis Mouillard, Gabriel Voisin, John J. Montgomery, Louis Blériot, Alberto Santos Dumont ve Percy Pilcher ile yazışarak elde ettiği tüm bilgileri, Wright Kardeşlere iletmeye devam ediyordu.4 Haziran 1908 senesinde ABD'nin ilk ‘resmi’ uçuşunu Kanadalı Glenn H. Curtis, June Bug adını verdiği dışarıdan yardım almadan kalkabilen bir uçak ile yaptı.Bu uçuş Amerika’nın ilk resmi “Havadan Ağır Uçağı ve Uçuşudur”. Curtis 1 numaralı Pilot Lisansı sahibidir, Wright Kardeşler ise 4 ve 5 nolu lisansları almışlardır.Avrupa'daki hızlı havacılık gelişmeleri ve Kanadalı Glenn H. Curtis ile çalışmaya başlayan ABD Savaş Bakanlığı ve Smithsonian Enstitüsü, yarışa başlamakta bile zorlanan Wright Kardeşleri artık “İlk Uçuş” ile pazarlamaya devam edecekti. Nitekim ABD, 12 Aralık 1928 tarihinde İlk Uçuş’un 25'ci yılı adı altında bir Uluslararası Sivil Havacılık konferansı düzenledi. Dünyaya 'İlk Uçuşun 25. Yılı' diye ilan edilen bu konferansa, “İlk Uçuş yalanı” yüzünden hiçbir devlet katılmadı. Tarihte kayıtlara "Güzel bir kutlama" diye geçti. (12-14 Aralık 1928)Fotoğraf Wright Flyer: 17 Aralık 1903 saat 10:35'te North Carolina Eyaleti'nin Kitty Hawk kasabasına 8 kilometrelik mesafesinde bulunan Kill Devil Hills kumulunda Wright Kardeşler tarafından ilk defa uçakla gerçekleştirilen insanlı uçuş; Orville Wright'in kumandasındaki uçağın yere değmemesi için kanadın ucunu tutan Wilbur Wright'in onu bıraktığı anda ABD devlet sahil kurtarma elemanı John T. Daniels tarafından çekildi.)

http://www.ulkemiz.com/wright-kardesler-kimdir-

Pamukkale Hierapolis Antik Kenti

Pamukkale Hierapolis Antik Kenti

Denizli’ye 22 km. uzaklıkta bulunan Hierapolis (Pamukkale), yeraltından yükselen sıcak su kaynaklarının meydana getirdiği görsel şölene davet eden travertenlerinin ve şelalelerinin yanı sıra, Roma ve Bizans döneminden kalma arkeolojik kalıntıları ile de önemli bir bölge konumundadır.

http://www.ulkemiz.com/pamukkale-hierapolis-antik-kenti

Bilgisayarlar Sizi İnsanlardan İyi Tanıyabilir mi?

Bilgisayarlar Sizi İnsanlardan İyi Tanıyabilir mi?

Onbinlerce gönüllünün katılımı ile yapılan yeni bir araştırmaya göre bilgisayarlar kişiliklerimizi tanımada ailelerimizden ve arkadaşlarımızda çok daha başarılı olabilir.Hem de sadece Facebook’ta bir kişinin neleri beğendiğini analiz ederek. Facebook beğenjilerinden yola çıkarak hazırlanan bir bilgisayar programı ile insan kişiliklerini beş tiple sınırlandırıp kardeşlerden annelerden ve hatta eşlerden çok daha isabetli tahminlere ulaşılabildiği iddia edildi.Araştırmayı yürüten Cambridge ve Stanford üniversitelerinden bilim insanları kişiliğin çok daha karmaşık olduğunu kabul etse de, sonuçların bilgisayarların insanları geçebileceğini ortaya koyduğunu düşünüyor. PNAS akademik dergisinde yayımlanan araştırma ilginç çıkarımlar da yapıyor.Buna göre İngiltere’nin ünlü dizisi Dr Who’nun Facebook fanları daha utangaç olmaya eğilimli iken, Türkiye’de de değişik formaltlarda yayınlanan realite şovu Big Brother’ın sevenleri ise muhafazakar ya da geleneksel oluyor.Dijital ayak izlerinden kişilik tahminineHali hazırda Facebook’taki beğen tuşu ile bir kişinin cinsel yöneliminden siyasi eğilimine kadar bir dizi özelliğinin çıkarılabileceğini söyleyen ekip, işi bir adım ileri götürmüş ve bilgisayarı insanın karşısına koyarak kimin daha iyi tahminde bulunabileceğine bakmış.Doktor Youyou Wu ve meslektaşları araştırmaya katılamaya gönüllü olan 70 bin 520 Facebook kullanıcısının verilerini bilgisayarları üzerinden kullanarak, Facebook’ta beğendikleri şeyleri beş ana kişilik özelliği ile ilişkilendiriliyor:UyumlulukDürüstlükDışa dönüklükAsabilikAçıklıkFacebook kullanıcılarından ayrıca bir kişilik testi yapmaları ve bu sırada aile ya da arkadaşlarından birini yanlarına alarak cevapların onlar tarafından da kontrol edilmesini istedi.Araştırmacılar daha sonra testlerin sonuçlarını bilgisayarın “beğen” tuşunun kullanıldığı yerlerden yaptığı çıkarımlarla karşılaştırdı.Yeterli sayıda beğeni verisine sahip olduklarında bilgisayarların insanların kendi yaptıkları testin sonucuna oldukça yakın çıkarsamalar yaptığı görüldü.Alınan sonuçlara göre, bilgisayar programı sadece 10 beğenilen şeyden yola çıkarak bir iş arkadaşından çok daha isabetli çıkarımlar yaptı.70 tanesini analiz eden makine ise iyi bir arkadaşa ya da ev arkadaşına rakip olabildi.150 tanesini kullandığında ise bilgisayar bir aile üyesini – eşler dışında – gölgede bırakabildi. Eşin tanıma kapasitesine yetişmesi için ise bilgisayarın 300 beğeniyi kullanması gerekiyor.Ortalama bir Facebook kullanıcısının 270 kez “beğen” tuşunu kullandığı düşünüldüğünde, Wu bu sayının bilgisayar için yeterli olduğunu söylüyor.Wu, arkadaş ya da meslektaşların kişileri genelde belirli durumlarda görüp tanıyabildiklerini, bilgisayarların ise çok geniş bir hafıza kapasitesi olduğunu ve çok sayıda ilgili veriyi toplayabildğini söylüyor.Wu “Bilgisayarlar tutarlı ve sistematik şekilde yargılarda bulunurken, insanlar önyargılı olabiliyor” diyor.http://www.gazeddakibris.com

http://www.ulkemiz.com/bilgisayarlar-sizi-insanlardan-iyi-taniyabilir-mi

Hestia Tanrıların En Kibarı

Hestia Tanrıların En Kibarı

Hestia, Rhea ile Kronos'un kızı olan Hestia, Zeus'un en büyük kız kardeşidir. Olimpos'taki tanrıların en kibarı olarak bilinen Hestia, aile tanrıçasıdır, bu yüzden de günlük ev hayatında önemli bir yere sahiptir. Hiçbir mitolojik anlatımda yer almadığı gibi, Antik Yunan'da ona adanan tapınakları da olmamıştır. Ama, Olimpos'ta yanan kutsal ateş ve dünyadaki yanan her ocak onun kutsal mekanı sayılır.Mitolojide Hestia, Kronos ve Rhea'nın ilk çocuklarıdır. Diğer kız ve erkek kardeşleri gibi babası tarafından yutulur, Kronos yenildikten sonra ise son kişi olarak dışarı çıkar. Apollon ve Poseidon, Hestia ile birlikte olmak istedilerse de, tanrıça Zeus'tan sonsuza kadar bakire kalmayı diler ve isteği Zeus tarafından kabul edilir. Ayrıca son olarak da Olimpos'taki yerini tanrı Dionysos'a bırakıp, oniki Olimpos tanrısı arasından ayrılmıştır. Yaşamak için insanların arasına karışır.Hestia aynı zamanda "metropolis"i simgelerdi. Bu nedendir ki kolonilerde kurulan yeni şehirlere metropolisde yanan ateşten getirilir, böylece metropolisin bir parçası koloni şehirlerinde yanmaya devam eder.Roma mitolojisinde Hestia'ya Vesta denirdi ve Romalılar Yunanların aksine tanrıça adına tapınaklar yapmıştır. Roma forumda ona adanmış bir tapınak bulunurdu. Vesta rahibeleri ise Vesta bakireleri olarak adlandırılır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Hestia

http://www.ulkemiz.com/hestia-tanrilarin-en-kibari

Samsun Kalesi

Samsun Kalesi

Samsun Kalesi, bugünkü Samsun kentinin kökenini oluşturan ve 1192 yılında Danişmendliler tarafından yaptırılan kermen. Kalenin sınırları günümüzde Saathane Meydanı'ndan bedestene, deniz kıyısında ise Ziraat Bankası Özel İşlem Merkezi'nin bulunduğu alandan Büyük Camii'nin bulunduğu alana kadar uzanmaktaydı. Kalenin batı kapısı, doğu kapısı ve sahile açılan Kumkapı adlı üç adet kapısı vardı. Bu kapılar büyük ve yüksek olarak yapılmış, kalın tahtaları dökme demir levhalar ve çivilerle kaplanmıştı. Batı kapısı bugün Namık Kemal Caddesi'nin sonunda bulunan Kale Camii'nin bulunduğu yerde idi. O dönemde Kalekapı Mescidi denen yapı surların hemen bitişiğinde bulunmaktaydı. Doğu kapısı ise bedestenin kapısının yanında idi. Kumkapı'ysa, bugün Osmanlı Bankası'nın bulunduğu yerdeydi. Her kapının üzerinde kitabeler mevcuttu. Kumkapı üzerinde bulunan kitabenin günümüze kadar ulaşan fotoğrafı incelendiğinde kitabe üzerinde şunların yazdığı anlaşılmıştır  Gazi ve mücahitlerin meliki, kâfir ve müşriklerin düşmanı Beyazıt Han oğlu Yüce Sultan Mehmet zamanında 813 yılında, Frenk kalesinin tahrip edilmesi (Allah’ın orayı yakmasından sonra) büyük emri Timurtaş Bey'e (Allah devletini devamlı kılsın) emredildi. Her kim o kalenin imar edilmesine izin verir ve çaba sarfederse Allah’ın melekleri ve insanların laneti onun üzerine olsun.   Kale içerisinde yüzlerce ev, dükkân, iki mescit ve bir cami var idi. Bu cami Selçuklu komutanlarından olan Hızır Bey tarafından inşa ettirilmişti ve bugünkü Büyük Camii'nin bulunduğu alanda bulunmaktaydı. İki mescitten birisi Osmanlı Bankası'nın karşısındaki Hacı Halil Mescidi, diğeriyse bedestenin üst kapısının karşısında yer almaktaydı. Büyük Samsun Yangını sırasında yanan caminin yerine iki minareli büyük bir cami inşa ettirilmişti. Kale surlarının yüksekliği deniz tarafında sekiz metre, karaya bakan kısımlarda ise altı metre idi. Deniz kısımlarına bakan surlar Karadeniz'in şiddetli dalgalarına dayanabilmesi için her on iki adımda bir yapılan mahmuzlar ile güçlendirilmişti. Evliya Çelebi, 1640 yılında Samsun'u ziyareti sırasında aldığı notlarda Samsun Kalesi'nden de bahsetmiştir. Bu notlarla oluşturulan Seyahatnâme'de kale, "çevresi 5.000 adım, 70 kulesi, 2.000 mazgalı ve kapısı ile 'leb-i derya da şadâdi bina bir sengin âbâd idi." şeklinde tasvir edilmiştir. Eserini 1648'de yazmaya başlayan Kâtip Çelebi ise cami, hamam ve muhtasar bir çarşıya sahip kalenin harap bir hâlde olduğunu yazmıştır. Samsun Kalesi zaman zaman onarımlar görmüşse de; 1869 Büyük Samsun Yangını'na kadar sağlam bir şekilde ayakta durmakta idi. Yangından sonra kentin yeniden kurulması için girişimlerde bulunuldu. İsviçre kökenli Fransız bir mühendis davet edilerek bugünkü Samsun şehrinin imar plânları yapıldı. Bu imar plânı dahilinde kalenin kara tarafında bulunan surları yıkıldı. İmar plânına göre böylece 15.000 m2'lik bir alan elde edilmiş olacaktı. Bu arazının m2'si 50 kuruştan satılarak 60.000 kuruş elde edileceği hesaplanmıştı. Yine deniz surları ve cebehane dışında bulunan surların yıkımıyla elde edilecek olan 15.000 m3 taşın "şehrin yeniden inşasında" kullanılabileceği düşünülmüştü. Yangında ev ve dükkanlarını kaybeden halka satılacak olan kale enkazı taşları için ise m3 başına 30 kuruş değer biçilmişti. Bu imar plânı ile birlikte Anadolu'daki deniz kıyısına kurulan tek kale ortadan kalkmıştır. Fakat, düşman gemilerine karşı kale yerinde küçük bir müfreze halinde asker bulundurulmaya devam edilmişti. II. Meşrutiyet döneminde Harbiye Nezareti'nce, Samsun Kalesi gibi eski kalıntıların ortadan kaldırılması kararı alınmış ve bu karar padişah V. Mehmet Reşat tarafından da onaylanmıştır. Kale yerinin arsaları da daha sonra Harbiye Nezareti'ne verilmişti. Daha sonra ise Kaleyeri denen bu alan Maliye Nezareti'ne geçmiş, parsellenerek müzayede ile satılmıştı. 2008 yılının ocak ayında Samsun Büyükşehir Belediyesi'nce Büyük Camii çevresinde yapılan çalışmalar sırasında kalenin yıkılmayan surları ortaya çıkarılmıştır. Surlar koruma altına alınmış ve etrafına kalenin tarihiyle ilgili bilgilendirme tabelaları dikilmiştir.

http://www.ulkemiz.com/samsun-kalesi

Tech Neck Nedir, Kimlerde Görülür?

Tech Neck Nedir, Kimlerde Görülür?

Günümüz teknolojisinin inanılmaz ölçüde gelişmesi, insanların akıllı telefon ve tablet kullanım oranın genişlemesi nedeniyle insanların çok büyük bir çoğunluğu gün içerisinde en az iki saat boyunca bu cihazlara bağımlı yaşaması sonucunu doğurdu. Bu süre zarfında başın daima öne doğru eğik durması nedeniyle sırt ağrısı boyun rahatsızlıkları gibi sağlık problemlerine neden oldu. Tech neck nedir diye sorulan hastalık işte bu nedenlerle 10 yıldan uzun süredir teknolojik aletlerin kullanımından kaynaklanan bir yeniçağ hastalığıdır.Bir gün içinde ortalama iki saatini boynunu eğerek geçiren insanlar 15 Derecelik bir eğimde boyna 13 kilo, çenesine dokunacak kadar eğilen insanlarda ise 27 kilo fazladan yük bindirmekteler. Bu da boyun ve sırt ağrılarına, Ciltteki elastik yapının bozulmasına, çene altlarında sarkmalara ve kalıcı olan kırışmalara neden olmaktadır.Tech Neck En Çok Kimlerde Görülür?18 ile 40 yaş arasındaki insanların bu teknolojik ürünlere daha çok düşkün olmasından dolayı bu yaşlarda daha çok yaşanan bir hastalık olan Tech Neck, genç nesli daha fazla tehdit eden bir hastalıktır.Kırışıklar Vücudun Hangi Kısımlarında Daha Çok Görülür?Tech Neck hastalığının neden olduğu vücut kırışıklıkları çoğunlukla alt çene bölgesinde görülür. Bunun yanında yüzdeki oval yapı kaybolmakta ve boyun ile çenenin birleşik görünmesi olarak belirtiler gösterebilir.Tech Neck Nedeniyle Oluşan Kırışıklıklardan Korunma YollarıEn akla yatkın yol bu teknolojik ürünlerin kullanımını en aza indirgemek olarak görünüyor. Büroda çalışanlar bilgisayar ekranının göz ile aynı seviyede olmasına dikkat etmelidir. Sürekli olarak boynu rahatlatacak egzersizler de bu kırışıklıklardan korunma yolları arasında sayılabilir. Bilgisayar kullanırken arada sırada ekrandan uzak durmak ve tablet kullanırken tablet destekleri kullanmayı tercih etmek de faydalı olacaktır.Tech Neck Nasıl Tedavi Edilir?Bu terim orijinal bir hastalığı andırıyor gibi dursa da Tech Neck tedavisi uygulamasında normal cilt tedavilerinden faydalanılmaktadır. Ciltte uygulanabilecek metotlar arasında dolgu, botoks ve mezoterapi gibi uygulamalar kullanılabilir. Sarkmaların ve kırışıklıkların tedavisinde en çok tercih edilen yöntemlerden ikisi ise HIFU ve Radyofrekans metotlarıdır.Yazar: Ensar Türkoğ http://www.bilgiustam.com/tech-neck-nedir-kimlerde-gorulur/

http://www.ulkemiz.com/tech-neck-nedir-kimlerde-gorulur

Populasyon Gen Havuzu Ve Gen Frekansı

Populasyon Gen Havuzu Ve Gen Frekansı

Populasyon genetiğinin bilinmesi canlı hayatını etkileyen bazı kalıtsal sorunların çözülmesine yardım eder. Hemofili fleker hastalığı orak hücreli anemi renk körlüğü gibi kalıtsal olan hastalıkların populasyonda görülme sıklığı populasyon genetiği ile açıklanır. Ayrıca bitki ve hayvanlar üzerinde yapılan Islah çalışlmaları da populasyon genetiği sayesinde açıklanır. Belirli bir alanda yaşayan kendi aralarında çiftleşebilme yeteneğine sahip olan aynı türün bireylerinin oluşturduğu topluluğa populasyon denir. Populasyon genetiği populasyonun özelliklerini bu özellikleri belirleyen genleri ve genlerin dağılımını inceleyen genetik bölümüdür. Belirli genler bir populasyonda ne kadar sık bulunur ?

http://www.ulkemiz.com/populasyon-gen-havuzu-ve-gen-frekansi

Persephone  Zeus ile Demeter'in kızı

Persephone Zeus ile Demeter'in kızı

Persephone, Yunan mitolojisinde Zeus ile Demeter'in kızıdır. Persephone'nin asıl ismi Kore'dir. Hades Persephone ismini, O'nu yeraltına kaçırdıktan sonra vermiştir. Kaçırılıp Persephone orada, Hades'in sunduğu nardan biraz yedikten sonra, "ölüler ülkesinde bir şey yiyenlerin yeryüzüne çıkma hakları bulunmamaktadır" kuralı nedeniyle, ölüler ülkesinde kalmak zorunda kalmıştır. Hades'in eşi ve ölüler ülkesinin tanrıçası olmuştur fakat doğan hiçbir çocuğu Hades'ten değildir. Annesi Demeter'in ısrarları sonucunda, kış dönemi hariç kalan kısmını yeryüzünde geçirmeye hak kazanmıştır. Bu yüzden ölülerle ve yeraltıyla olduğu kadar hasatla da ilişkilendirilir. Aynı zamanda Zeus'un eşlerinden biridir.Persephone'nin Kaçırılışı: Roma mitolojisinde, Proserpina olarak da bilinir. Tüm dünyaya buğday ekmekle görevli tanrıça Demeter'in Zeus'tan olan kızıdır.Hades Persephone'yi sevdiğini söyler. Zeus onav kızını kaçırmasını söyler. Bir gün Persephone arkadaşlarıyla çiçek toplamaya gider. Çiçekleri toplarken arkadaşlarından biraz uzaklaşır. Tam o sırada oldukça güzel, göz kamaştırıcı bir nergis çiçeğiyle karşılaşır. Bu çiçek oraya Zeus tarafından yerleştirilmiştir ve ışıl ışıl parlıyordur. Çiçeğin güzelliğinden, ışıltısından gözleri kamaşan Persephone çiçeği koparmaya gider. Çiçeğe doğru elini uzattığında yer yarılır ve Hades siyah atlı arabasıyla yarıktan çıkarak Persephone’u kaçırır. Demeter ise kızını çok sevmektedir. Günlerden bir gün kızının çığlığını duyar. Onu arar ama bulamaz. Bu yaşadığı acıyla Demeter dokuz gün boyunca dünyayı dolaşır ve kızını arar.Demeter büyü ve sis titanı Hekateye sorar ve Heliosa gitmesi gerektiğini söyler. Onuncu gün Güneş titanı Helios'a rastlar. Helios, ona Zeus'un gizli rızasıyla Hades'in Persephone'u kaçırıp ölüler ülkesinde ebedi karısı yaptığını açıklar. Demeter bu olaya isyan eder ve Olimpos'u terk ederek insanlar arasında yaşamaya başlar. Yaşlı bir kadın kılığında Eleusis'e varır. Bir kuyunun yanında zeytin ağaçlarının altında oturur. Kuyudan su almaya giden kral Keleos'un kızları yaşlı kadını alıp eve götürürler. Böylece Demeter kızların küçük kardeşi Demophon'un dadısı olur. Demeter, küçük çocuğa ölümsüzlük kazandırmak için geceleri çocuğun bedenini ambrosia ile sıvayıp yanmakta olan ateşe tutmaktadır. Bir gece çocuğun annesi olaya tanık olur ve dehşete düşer. Demeter şaşkınlıkla çocuğu elinden ateşe düşürür. Bu olay üzerine Demeter, kral Keleos ve eşinden özür dilemek için, Persephone'un kardeşi olan oğlu Tripolemos'a kanatlı ejderhaların çektiği bir araba verir ve ona buğday serpe serpe tüm dünyayı dolaşmasını emreder. Günler geçer ve Eleusis'te kaldığı süre içinde Demeter toprağı verimli kılmayı reddeder, böylece açlık hüküm sürmeye başlar. İnsanların çektiği acılara üzülen tanrılar Demeter'e yakarırlar, o da kızını görmek şartını öne sürer. Zeus'un yardımıyla kızını yeraltı dünyasından çıkarmak ister. Yeraltı dünyasında bir şeyler yiyenler yeraltı dünyasından ayrılamazlar. Yediği dört tane nar tanesi yüzünden Persophone yılın üç ayını yeraltı dünyasında, dokuz ayını ise dünyada geçirmeye mahkûm edilmiştir. Kızını görmenin coşkusuyla Demeter, toprağı çiçekler ve yapraklarla kaplar. Böylece ilkbahar olur. Kızının yeraltı dünyasında geçirdiği üç ayda ise kış olur. Yunan mitolojisinde baharın başlangıcı olarak Demeter anılır. Ancak Persephone, kibirli olmayışı nedeniyle Hades'e, yavaş yavaş aşık olmaya başlamıştır.Diğer;    Baharla ilişkili bir başka efsanede Adonis üzerinedir. Afroditin sevgilisi Adonis ölür ve yeraltına gider. Orada Adonise aşık olan Persophone, onu Afrodit'e vermek istemez. Zeus da Adonis'i, yılın bir bölümünde Afrodit'in, bir bölümünde Persephone'nin yanında kalacak şekilde uzlaşma sağlar. Adonis, Persephone'nin yanındayken kış başlar.    Ozan Orfeus, çok sevdiği ölen eşini kurtarmak için ölüler ülkesine gider. Ozanın, hüzünlü şarkısından etkilenen Persephone, Orfeus'a eşini götürmesi için izin verir. Ama bir şartı vardır tanrıçanın, çıkışa kadar Orfeus önden gidecek, karısı arkasından gelecek ve ozan ikisi de dışarı çıkana kadar, arkasına dönüp bakmayacaktır. Kendisi çıkar çıkmaz hevesle arkasını dönen Orfeus, kuralı bozar ve eşini yeniden kaybeder.    Görevleri sırasında Herkül ile de karşılaşan tanrıça ona yardım eder.    Hades, Menthe adlı güzeller güzeli bir peri kızı ile gizli bir aşk yaşar. Bir gün Yer altı kraliçesi Persephone bu yasak aşkın farkına varır ve genç periyi acımasızca ayakları altında ezer. Yeraltının tanrısı Hades, bu duruma üzülür sevgilisini hoş kokulu bir naneye çevirir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Persephone

http://www.ulkemiz.com/persephone-zeus-ile-demeterin-kizi

Medusa yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar.

Medusa yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar.

Medusa, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar. Gorgon kardeşlerden tek ölümlü olandır. Bu yüzden insanların kahramanı Perseus tarafından öldürülebilmiştir. Perseus, Graeae'nin ona verdiği ayna ile Medusa'ya bakabilmiş ve böylece kafasını taşa dönüşmeden kesebilmiştir. Bazı kaynaklar ise Hermes'in (Merkür) ona verdiği orak ve Athena'nın verdiği ayna ya da kalkan ile onu öldürdüğünü söyler. Sağ taraftaki kanı zehirlidir sol tarafında panzehiri vardır. Kafasını kestikten sonra Medusa’nın boynundan denize sıçrayan iki damla kandanChrisaor ve Pegasus doğmuştur. Bazı kaynaklarda kafası kesildiğinde Medusa'nın hamile olduğu yazar. İki çocuğun da babası "Deniz Tanrısı Poseidon"dur. Bir diğer kaynak ise Medusa'nın boynundan fışkıran her bir kan damlasının yılanlara dönüştüğünü söylemektedir.Perseus, Medusa'nın kafasını kestikten sonra onu, taşa çevirme laneti ile, bir süreliğine silah olarak kullanmıştır. Eve, annesinin bulunduğu adaya döndüğünde, annesinin kralla zorla evlendirilmeye çalışıldığını görür ve ona “Anne, gözlerini kapat der.” Medusa’nın kafasını havaya kaldırır. Onu gören herkes lanetten ötürü bir anda taşa dönüşür.Daha sonra ise Perseus Medusa'nın kafasını Athena'ya verir ve Athena'da onu kalkanına yerleştirir. Başka bir kaynağa göre ise Perseus Medusa'nın kafasını Argos'taki pazar yerine gömmüştür.Ovid'e(Romalı bir şair) göre ise Medusa'nın kafasındaki yılanlar Athena'nın lanetidir. Medusa çok güzel bir kızdır ve altın sarısı saçları Poseidon'u cezbeder. Poseidon, Athena'nın bir tapınağında Medusa ile birlikte olur ve Athena buna karşılık Medusa'nın saçlarını yılanlara dönüştürür. Yüzünü de o kadar çirkin yapar ki, suratına kim bakarsa taşa dönüşür.Klasik mitolojide MedusaKainatın, Tanrılar tarafından bölüşüldüğü çağlarda, Medusa adında güzelliğiyle herkesi kıskandıran, aynı zamanda bütün tanrıları kendisine aşık eden bir kız yaşarmış. Medusa o kadar güzel bir kızmış ki yeryüzünde güzelliğiyle ona rakip olabilecek başka bir kadın bulmak mümkün değilmiş. Bu yüzden derlermiş ki; yeryüzünde bütün kadınlar bu güzelliği yüzünden Medusa'yı kıskanırmış. İşte bu güzel Medusa kendisine Tanrılara adamış ve iki kız kardeşi ile birlikte baş Tanrı Zeus'un en sevdiği kızı zeka Tanrıçası Athena'ya ait bir tapınakta yaşarmış. Phorkus ve Keto'nun kızları olan bu üç kız kardeşten Medusa'nın haricinde diğer ikisi ölümsüzmüş. Kendi tapınağında yaşayan bu güzel kızı gören Athena da kızın güzelliğinden etkilenmiş ama kendisini daha güzel ve çok daha zeki bulduğu için de pek fazla önemsememiş. Athena, Baştanrı Zeus'un kardeşi olan denizlerin efendisi büyük Poseidon ile birlikteymiş. Güçlü ve ölümsüz, büyük Tanrı Poseidon da karısı Athena'nın tapınağında yaşayan bu güzeller güzeli kızın farkındaymış ama Tanrılar katında bir ölümlüye aşık olduğu için küçümsenmekten korktuğu için de gizliyormuş ona olan ilgisini. Bir gün Athena her şeyi bilen baş Tanrı Zeus'un izniyle öğrenmiş Poseidon'un,Medusa'ya karşı ilgisini. Poseidon bunu şiddetle reddetmiş ve Tanrıça Athena'ya da yeryüzü ve gökyüzünde ondan daha güzel ve alımlı hiçbir canlının olmadığı üzerine yeminler etmiş. Athena da Poseidon'un bu söylediklerine inanarak olayı çok fazla büyütmemiş.Poseidon Athena'ya öyle demiş demesine ancak yine de bir türlü çıkaramıyormuş aklından dünyalar güzeli Medusa'yı.Medusa tutkusu yüzünden Poseidon aklını kaçıracak gibi oluyormuş. Sonunda denizlerin büyük tanrısı bu tutkusuna yenik düşmüş ve bir gün gizlice girdiği sevgilisi Athena'nın tapınağında, güzeller güzeli Medusa'ya zorla sahip olmuş. Dünyalar güzeli Medusa harap bir halde tapınakta kalmaya devam ediyormuş ama bu olayı Athena'nın duyması da fazla zaman almamış. Athena, güçlü Poseidon'un bu yaptığı karşısında kendisini aşağılanmış hissetmiş. Bu hissi önce derin bir kıskançlığa, sonra da büyük bir sinire dönüşmüş. Öyle hiddetlenmiş,öyle hiddetlenmiş ki Medusa'yı çok acı bir şekilde cezalandırmaya karar vermiş ve kendi kendine demiş ki "Öyle birden öldürmeyeceğim onu ve kardeşlerini, onlara da önce büyük acılar çektirmeliyim.Tıpkı benim çektiğim gibi."Ve bu sinirle Medusa ve kız kardeşlerini birer ifrite çevirivermiş. Dünyalar güzeli Medusa ve kız kardeşlerinin artık yüzleri o kadar çirkinmiş ki kimse bakmaya tahammül bile edemiyormuş. Medusa'nın gören herkesi bir mecnuna çeviren, en ufak bir yelde bile bütün telleri havalanan o güzelim saçlarının her bir teli bir yılana dönüşmüş. Bununla da yatışmayan Athena'nın siniri Medusa'ya yine de bakmaya çalışan herkesi o bakışların taşa çevirmesini sağlamış ve o da bunun üzerine dünyanın en kuzeyindeki Hyperborea'ya sürülmüş. Gel zaman git zaman Athena bu cezayla da yetinmemiş ve Medusa'yı öldürmek için Argos Kralı Akrisios'un kızı Danae'nin, Zeus'tan olma oğlu Perseus'la yani üvey kardeşiyle işbirliği yaparak Medusa'nın kafasını kesmeye karar vermiş.Perseus üvey kız kardeşinin bu isteğini hemen yerine getirerek ışıltılar saçıp insanların gözlerini kamaştıran keskin kılıcını savurduğu gibi zavallı Medusa'nın yılan saçlı kafasını bedeninden ayırıvermiş.Ancak Athena'nın bilmediği bir şey varmış. Güzel Medusa, Poseidon'un kendisine zorla sahip olduğu gece denizlerin kudretli Tanrısından hamile kalmış. Perseus'un gözleri kamaştıran kılıcı Medusa'nın kafasını bedeninden ayırdığı anda Poseidon'un Medusa'nın rahmine bıraktığı çocukları Pegasus ve Chrsyar, Medusa'nın cansız bedeninden dışarı çıkıvermişler.Athena, denizler tanrısı Poseidon'dan olma bu iki kardeşi kendisine köle yapmaya karar vermiş. Kardeşlerden Chrsyar'ın iyi bir savaşçı olacağını düşünen Athena onu kendisine, kanatlı beyaz bir at olarak doğan Pegasus'u da Korinthos şehrinin kralı Glaukos'un oğlu Bellerophone'e vermiş. Pegasus'u ona vermesinin nedeni de Bellerophone'nin ağzından ateşler saçan, aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu Khmimaira adında bir canavarla savaşmaya gidecek olmasıymış. Athena, uzun zamandır bu canavarla savaşmak için yardım isteyen Bellerophone'a Pegasus'u vererek yardım çağrılarına da kayıtsız kalmadığını göstermiş böylece. Athena "Pegasus, Bellerophone için bu savaşta oldukça işi yarar, ne de olsa denizler Tanrısı güçlü Poseidon'un oğlu" diye düşünmüş. Bellerophone, Pegasus'u iyi bir savaşçı olarak eğitmiş ve çok güzel bir dostluk kurulmuş aralarında. Zamanı gelince de Bellerophone kanatlı atı Pegasus'a binerek Khimaira ile savaşmaya gitmiş. Pegasus canavarın ağzından fışkırttığı alevlerin kendilerine ulaşamayacağı bir yüksekliğe çıkmış. Bellerophone da canavara havadan oklarıyla saldırmış. Kurşun ve demir karışımı oklarının birbiri ardına fırlatmış korkunç canavara. Canavar yaralanıyormuş ama bu yaraları hiç de ölümcül değilmiş. En sonunda elinde tuttuğu,Tanrıların onu kutsadığı mızrağını kaldırmış ve canavar Khimaira'nın en zayıf yerine, yani tam çenesine saplamış.Canavar Khimaira'nın ağzından fışkırttığı alevler mızrağın kurşun ucunu hemen eritmiş.Eritince de kurşun canavarın boğazından içine doğru akmış.Ve canavar oracıkta ölüvermiş. Bellerophone canavarın cansız bedenine gururla bakmış.Yakın dostu büyük ve güçlü Tanrı Poseidon'un oğlu Pegasus'la birlikteyken yenemeyeceği hiçbir düşman olamayacağını düşünmüş. Bellerophone bu büyük zaferinin sarhoşluğu içinde kendinden geçmiş ve artık kendisini de bir Tanrı olarak görmeye başlamış.Yerinin de Tanrıların yaşadığı Olympos Dağı'nın zirvesi olduğunu düşünerek oraya doğru yola çıkmış.O sırada Olympos'taki tahtında olup biteni izleyen Tanrıların Tanrısı Zeus,Olympos'a doğru kanatlı atıyla gelen Bellerophone'u görünce çok sinirlenmiş. Hemen bir atsineğini göndererek Pegasus'u ısırmasını emretmiş.At sineği Baştanrıdan aldığı emirle birlikte hızla Bellerophone ve Pegasus'un yanına gitmiş ve Pegasus'u ısırmış.At sineğinin ısırmasıyla canı çok yanan Pegasus gökyüzünün engin mavilerinin ortasında çırpınınca sırtındaki Bellerophone'u da atıvermiş. Böylece Bellerophone tanrılara karşı işlediği bu büyük günahının cezasını ölene kadar insanların ondan iğreneceği bir şekilde çirkin,kör, sakat olarak geçirmeye mahkûm olmuş.Pegasus ise yükselmeye devam etmiş. Sonunda Olympos'un tepesine varmış.Zeus buraya kadar gelebilen bu kanatlı beyaz atı çok sevmiş ve kendisinin silahlarını taşıyan bir hizmetkar olarak yanında görevlenmiş...Üçü de Gorgon ve kardeş olan Medusa, Stheno ve Euryale, antik deniz tanrıçası olan ve kardeşi archaic dünyada yeraltı canavarı olan Phorcys'in kızlarıydı.Stheno, Euryale ve medusa, Phorcys tarafından yay ve ok ile kutsanmışlardı.Yaylar yeraltına aitti ve lanet getirdiklerine inanılmıştı.Medusa ölümlü olup güzelliğinden dolayı lanetlendiğinde yayını onu lanetleyenlerden intikam almak ve eski güzelliğine sahip olabilmek için kullanacaktı.Medusanın lanetlendikten sonra yılanlardan ok yaptığına inanılır. Bakışları taşa çevirirken oklarıda hedefi yok ederdi.Medusa yayı sağ eliyle tutarsa lanet getirir sol eliyle tutarsa bakışları ile taşa çevirirdi. https://tr.wikipedia.org/wiki/Medusa

http://www.ulkemiz.com/medusa-yilan-sacli-keskin-disli-disi-canavar-

Limon Ağacı yetiştiriciliği ve Limon Türleri

Limon Ağacı yetiştiriciliği ve Limon Türleri

Limonun latince adı Citrus× limon dur. Limon ve diğer turunçgiller farklı tutarlarda kimyasal içerirler. Bu yapıların sağlığa faydalı olduğu düşünülür. Terpene (hidrokarbon) olarak adlandırılan D-limone içerirler. Bunlar limonun koku ve tadını verirler.

http://www.ulkemiz.com/limon-agaci-yetistiriciligi-ve-limon-turleri

Herakles

Herakles

Yunan mitolojisinde Herakles, Roma Mitolojisi'nde Herkül, Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene'nin oğludur. Kadına aşık olan Zeus ona kocası kılığında yaklaşmıştır. Herakles'in Zeus'un çocuğu olduğunu anlayan Hera, önce Zeus'u oyuna getirerek ona Perseus kavminden ilk doğanın hükümdar olacağını yemin ettirmiş sonra da kuzeni Eurystheus'u önce doğurtarak Herakles'in daha doğmadan önce taht hakkını elinden almış, onunla sürekli uğraşmış ve ölümüne neden olmuştur. Herakles doğduğu günden itibaren tanrısal bir kuvvete sahiptir. Hera'nın gönderdiği iki zehirli yılanı öldürdüğünde henüz birkaç günlük bebektir.Herakles üstün bir eğitim görmüştür. En iyi yaptığı işler ok atmak, at sürmek ve güreşmektir. 18 yaşına geldiği zaman Kitharion ormanlarında yaşayan ünlü canavarı öldürmüştür. Kendisine ödül olarak Thebai kralının kızı Megara verilmiştir. Bu kızdan üç oğlu olmuştur. Hera işe karışarak Herakles'i çıldırtmış, Herakles de kendi karısını ve çocuklarını öldürmüştür. Suçlarından arınması için Miken kralı Eurystheus'un hizmetine girip, onun her istediğini yapması gerekmiştir. Kralın Herakles'e yaptırdığı 12 işe mitolojide Herakles'in 12 görevi veya işleri denir. Çok güçlü bir karakter olarak da bilinir. Herakles'in dünyadaki yaşamı boyunca 70 kadar çocuğun babası olduğu söylenir. Soyundan gelen Heraklidler'in Lidya'da bir dönem yönetici hanedanlık yaptığı söylenir [1].Ayrıca Kafkas dağlarında zincire vurulmuş Prometheus'u işkenceden kurtarmış, Kyknos, ve Antaios'u öldürmüş, Truva Savaşı'na da katılmış ve attığı zehirli ok ile Paris'in ölümüne neden olmuştur.12 GörevBu 12 görev şunlardır:    Nemean arslanı'nı yenmek (efsaneye göre aslanın postu sadece kendi pençesiyle kesilebilir).    Lerna gölündeki Hydra'yı öldürmek.    Artemis'in kutsal hayvanlarından Kyreneia Geyiğini yakalamak.    Erymanthian dağında yaşayan büyük yaban domuzunu ağla tutmak.    Augias'ın ahırlarını bir günde temizlemek. (İki büyük ırmağın yataklarını değiştirip ahırlardan geçirerek.)    Stymphalos'da yaşayan ve o bölgedeki insanların rahatını kaçıran Stymphalian Kuşları Athena'nın yardımıyla kovmak.    Girit'e gidip Poseidon'un Minos'a verdiği azgın Girit Boğası'nı getirmek    Troya kralı Diomedes'in emrine girip troya halkına eziyet çektrien , Hellospontos Boğazı'nda yaşayan deniz canavarını öldürerek Troya halkını beladan kurtarmış ancak Diomedes'in ona, azarlayıcı tutumu karşısında cezalandırıp öldürmüş ve Troya'nın yanması için lanetler savurmuştur .    Amazonlar kraliçesi Hippolyta'dan kemerini almak. Kemeri almak için kraliçe ile anlaşmış, ancak Hera'nın kışkırtmasıyla Amazonlar, Herakles'e saldırmış, Herakles de kraliçeyi öldürmek zorunda kalmıştır.    Okeanos'un bir adasında bulunan 3 gövdeli dev Geryoneus'un sığırlarını çalmak.    Hesperidler'in altın elmalarını getirmek. Elmaları almak için altın elma ağacını koruyan kızları ve daha da önemlisi onların ejderini geçmesi gerekiyordu. Bunun için Herakles altın elmaların koruyucusu olan kızların babası Atlas'a gider ama o da biraz kurnaz davranarak Herakles'le bir anlaşma yapar.    Hades'in ölüler ülkesini koruyan Kerberos adlı köpeği yeryüzüne çıkarmak. https://tr.wikipedia.org/wiki/Herakles

http://www.ulkemiz.com/herakles

2. Endokrin Hastalıklar ve Genetik Sempozyumu, 23-25 Şubat 2017

2. Endokrin Hastalıklar ve Genetik Sempozyumu, 23-25 Şubat 2017

Tarih: 23 Şub 2017 - 25 Şub 2017 Lokasyon: SWİSS OTEL Şehir: İzmir Web Sitesi: www.endokringenetik.com Sayın meslektaşımız, Yaklaşık 2 yıl önce ilkini düzenlediğimiz ve hepinizin katkılarıyla  başarıyla gerçekleşen,  yoğun ilgi gören  ‘Endokrin Hastalıklar ve Genetik Sempozyumu’ nun  23-25  Şubat  2017 tarihlerinde  İkincisinin düzenleneceğini sizlere iletmek istiyoruz. Hastalıklarda disiplinler arası bilgi paylaşımının önemi, endokrin hastalıkların tanı ve yönetiminde genetik teknolojinin kullanımı her geçen gün artmaktadır. Bunu göz önünde bulundurarak; bu sempozyumda endokrin ve genetik alanında çalışan meslektaşlarımızı bir araya getirerek bu konuda bilgi ve beceri düzeyimizi arttırmayı hedefliyoruz. Geleneksel hale getirmeyi planladığımız bu toplantılarla her iki alanda çalışan bilim insanlarının dünyadaki son gelişmeleri izleyebileceği  ve tartışabileceği bir ortamın sağlanacağına inanıyoruz.  Sempozyum programımız,   zengin bir bilimsel içeriğe sahiptir. Tıbbi genetik, erişkin ve çocuk endokrinolojisi alanlarında  bir çok değerli uzman, bilgi ve deneyimlerini  bizlerle paylaşacaktır. Sizlerin kıymetli destekleriniz ile sempozyumda görmekten mutluluk duyacağız. Saygılarımızla… Başkanlar:    Prof. Dr. Ferda Özkınay, Prof. Dr. Şükran Darcan , Prof. Dr. Füsun Saygılı Organizasyon Sekreteryası MOTTO Turizm 1394 Sok. Mimarsinan Mah. No:13 Kat:1/4 Alsancak/ KONAK / İZMİR Tel :  (+90 232)  446 06 10 Fax: (+90 232)  446 07 11 e-mail: esin@motto.tc www.motto.tc

http://www.ulkemiz.com/2-endokrin-hastaliklar-ve-genetik-sempozyumu-23-25-subat-2017

Hindi Yetiştiriciliği - Hindi büyütme ve bakım teknikleri

Hindi Yetiştiriciliği - Hindi büyütme ve bakım teknikleri

Dünya nüfusundaki hızlı artış, beslenme sorununun önemini ortaya koymaktadır. Bu durum yeni kaynaklar aramaya ve alternatif besin maddelerine yönelik araştırma yapmaya ihtiyaç duyulur hale getirmektedir.

http://www.ulkemiz.com/hindi-yetistiriciligi

Kocaeli Doğa Sporları Kulübü (KODOSK)

Kocaeli Doğa Sporları Kulübü (KODOSK)

Kocaeli Doğa Sporları Kulübü (KODOSK) 2001 yılında İzmit’te Hakan Tanta’nın kurucu başkanlığında kurulmuştur. Üyelerimizin çoğunluğunu başta doktorlar olmak üzere , öğretim görevlileri ve çeşitli meslek gruplarından oluşmaktadır. Kuruluş tarihinden itibaren yoğun bir programla ilimizdeki ve çevresindeki kanyonlarda ve doğal parkurlarda günübirlik hiking trekking ve kamplar, Körfezi çevreleyen samanlı dağları içerisindeki yaylalar ve kanyonlarda sayısız etkinlikler düzenlemiştir.Çevremizdeki yoğun ilgi ve üye sayısındaki hızlı artış ile birlikte aktivitelerimize yenileri eklenmiştir.    Kocaeli’de bulunan yuvacık soğukpınar,serindere, menekşe yaylası, eski yayla, inönü yaylası, ercüve yaylası, maşukiye yanıkdere , kartepe parkurları gebze ballıkayalar sapanca soğucak yaylası , yalova erikli yaylası , çınarlı çenedere ve çenedağında sayısız kamplar ve doğa yürüyüşlerinin yanısıra , doğayı korumak ve temizlemek amaçlı bir çok çevreci aktivitede düzenlenmiştir.    Taktik strateji ve adrenalin içeren motivasyon, ekip çalışması gerektiren daha çok doğa içerisinde takımlar halinde oynanan paintball aktiviteside kulübümüz etkinlikleri arasına girmiştir. Başta Sapanca il ormanında ve diğer ormanlık bölgelerde oynadığımız bu oyun , ilerleyen zamanlarda kulübümüzün tüm ekipmanları satın almasıyla birlikte , Bahçecikte kurulan iki parkurla üyelerine hizmet vermeye başlamıştır. Arasıra doğa yürüyüşleriyle birleştirilen aktivitelerimiz , üyelerimizin kent ortamından uzaklaşarak haftasonu hoşça vakit geçirmelerini sağlamıştır.     Kayak sporunun üyelerimiz arasında yaygınlaştırılması ile ilgili Kurulduğumuz günden bugüne üç dört günlük ve haftalık olmak üzere ülkemizin muhtekif kayak merkezlerinde onlarca büyük kamp organize edilmiş, kayak kamplarımıza bugüne kadar yaklaşık bin'e yakýn kişi katılmış ve üyelerimizin çoğu kulübümüzde bulunan eğitmenlerimiz tarafından temel ve ileri kayak eğitimi alarak kentimizde kayağa olan ilgi artmıştır.Ayrıca üyelerimize uygun konaklama sınırsız telesiyej ve kayak malzemeleriyle birlikte eşsiz bir tatil olanağı sağlanmıştır.    Dağlarımızda ve başta Kartepe’de meydana gelebilecek kaybolma ve kazalar için kocaeli doğa sporları kulübü dağ arama kurtarma (KODOSK DAK)birimini kurduk .Arama Kurtarma ve Medikal ekibimiz her kayak sezonu boyunca uzman doktorlarýmýz ve teknik personelimizle kartepe kayak tesislerinde pistlerde meydana gelebilecek kazalara ve kaybolmalara karþý gönüllü olarak hizmet vermiştir ve vermektedir. Kentimizde faaliyete geçen Kartepe Kayak Merkezinin açılmasıyla Kayak Okulu Faaliyete başlamış , ilimizdeki yüzlerce öğrenci Türkiyenin en iyi Kayak antrenörlerinden ders alma imkanı bulmuşlardır. Kayak okulumuz baþarýlý organizasyonlarý ile kentimizde kayak sporunun ilerlemesine katký saðlamıştır Üyelerimizin uygun şartlarda yararlandıkları Kartepede, tarihinin ilk Kayak kupası tarafımızdan gerçekleştirilmiştir.     Daha çok nisan aylarında köprülü kanyon , melen çayı ve diğer parkurlarda üyelerimizin yüksek katılımıyla 2 gece 3 günlük rafting, kamp ve doğa yürüyüşünü içeren paket turlar düzenlenmiş,bu aktivetimizde üyelerimize öncelikle eğitim ve malzeme imkanı sağlanmıştır.Su altı tüplü dalış aktivetisinde kulübümüz bünyesinde dalıcı eğitimlerinin yanı sıra Türkiye’nin çeşitli dalış noktalarında dalışlar organize edilmiş, yaptığımız bu etkinlikler de üyelerimize anlaştığımız dalış merkezlerinden malzeme ve hiç dalmayanlarada gezinti dalışları için eğitimler sağlayarak onlarında su altı dünyasınındaki gizemli ortamla tanışmaları sağlanmıştır. Şu anda açmış olduğumuz DALIŞ OKULU’muz vasıtası ile bu deneyimlerimizi ilimizdeki diğer sualtı sporlarına gönül verenlerle paylaşıyoruz. Okulumuz Türkiye Sualtı Sporları Federasyonunun üyesi ve CMAS 1*,2*,3* dalıcı bröveleri ve 1*,2* eğitmen bröveleri vermeye yetkilidir.Ayrıca kulübümüze satın aldığımız 22 metrelik Gulet tipli eğitim Yat'ı bundan sonra tüm eğitim ve sosyal amaçlı projelerde denizlerdeki bayrağımız olacaktır.    Yaz başlarında etkinliklerimize peri bacalarıyla süslü gizemli Kapadokya’da , binicilik, dağ bisikleti ve doğa yürüyüşleri ile aktive edilmiş yeni bir aktivite eklenmiş ,bu aktivitemizde Ata yeni binecek olanlara temel binicilik eğitimleri verilmiştir.Bu arada üyelerimizde kapadokyanın muhteşem mekanlarında hem spor yapmış , hemde doğa ile içiçe olmanın keyfini yaşamışlardır.Ayrıca kulübümüzdeki dağ bisikletleri ile samanlı dağlarında çeşitli turlar yapılmıştır.     Her yıl yaz aylarında iki kamp halinde yaptığımız ve rutin hale gelen, Fransız açık hava sporları birliği (UCPA)’ya bağlı marmaris hisar önünde gerçekleştirdiğimiz rüzgar sörfü, katamaran, kano ve dağ bisikleti aktivitesi üyelerimiz arasında yoğun ilgi görmüş, Üyelerimiz burada bu sporların temel eğitimlerini alıp bir gün sonra kendi başlarına denize açılma imkanı bulmuşlardır.     Kulübümüzde bulunan arazi araçlarıyla zaman zaman jeep safariler ve off-road aktiviteleri düzenlenmiş, Kentimizin ormanlarla çevrili başka bir dünyasında macera ve adrenalini yaşama fırsatı bulunmuştur..Bu ilgi birçok üyemizin arazi araçlarına yönelmesini sebep olmuş , offroad ve safari aktivitelerinin sayıları çoğalmıştır. Ailelerin ve izmitlilerin seveceğini umduğumuz orienteering (harita ile yön bulma) sporunun eğitimlerini verilmiş, yarışmalar düzenlenmiştir.    Dağcılık federasyonunun eğitimlerine üyelerimizi göndererek , onları finans ve malzeme olarak destekledik. Çeşitli fuarlarda standlar kurduk. Doğa sporlarının ve doğa bilincinin tanıtılması ve yerleşmesi için çesitli sivil toplum örgütleri ve kurumlara seminerler verdik , onlarla birlikte ortak aktiviteler düzenledik.      Sivil Toplum örgütü olmanın bilinci ile her yıl depremin yıldönümü olan 17 ağustosta zirvede olacak şekilde “ Yaşadığımız 17 Ağustos Marmara depreminde kaybettiklerimizi anmak , bundan sonra yaşanacak olası doğal afetler öncesi halkımızı ve yetkilileri hazırlıklı olmak konusunda dikkatlerini çekmek ve topluma afet bilincini aşılamak amacı ile” Ağrı Dağına Zirve tırmanışları yapılmıştır ve yapılmayada devam edecektir. Ayrıca 12 kasım düzce depreminde yitirdiğdiklerimizin anısınada çeşitli etkinlikler düzenlenmiştir.       Kartepenin bir an önce faaliyete geçebilmesi için geçmiş tarihlerde birçok aktivite düzenledik. Düzenlediğimiz Birinci kartepe kış sporları şenliği ile tesisler olmamasına rağmen insanların kayaklarını alarak zorlu şartlarda zirveye nasıl akın akın geldiklerini, kartepeye olan büyük ilgiyi gösterdik. Kamu oyu oluşturmak ve kartepenin kentle kucaklaşmasını sağlamak için şehrimizdeki diğer sivil toplum örgütleri ile KARTEPE PLATFORMU’nu oluşturduk. Kartepe için alternatif projeler oluşturduk , idarecilere ve kamu oyuna sunduk.      Amacımız kulübümüzü amacına uygun faaliyetlerle alanında söz sahibi olmasını sağlamak ve Üyelerimizle,kentimizde yaşayan ortak ve elit anlayışla , uyum içerisinde gülen gözlerle dolu bir kent ve sosyal bir ülkede yaşamak. Çukurbağ Mah. Bahariye cad. No 16 İZMİT/KOCAELİ  İzmit  Kocaeli  Türkiye  e-Posta:      kodosk@gmail.com     Telefon:      02623252142  Belgegeçer:      02623239795   http://www.kodosk.org.tr

http://www.ulkemiz.com/kocaeli-doga-sporlari-kulubu-kodosk

Nefes Kesici Şehir Aspendos

Nefes Kesici Şehir Aspendos

Tarihi dokular insanları her zaman heyecanlandıran ve ilgi çeken durumlar arasında yer almıştır. Geçmiş dönemlerde yaşayan insanların yaşamlarını merak etmek, o dönemlerde yaşayan insanların hayatlarını nasıl sürdürdüğüne dair tahminler yürütmek her daim keyif verici olmuştur. Özellikle de tarihi dokuları birebir yaşayabildiğiniz, kendinizi o atmosferin içinde gibi hissedebildiğiniz mekanlarda o dönemde yaşayan biri gibi hisseder ve o ruh hali içinde kendinizi çok mutlu hissedersiniz.Bu tarihi mekanlar içerisinde yer alan birçok mekan halen keşfedilmeyi beklese de, çoktan gün yüzüne çıkarılmış olan ve yaşamımızın içerisinde yer almaya hak kazanmış olanlar da mevcuttur. Bu tarihi mekanların en güzellerinden biri ise, turizm cennetimiz Antalya’dan başka yerde değildir. Antalya’nın çevresinde Toros Dağları’ndan başlayıp Akdeniz’e doğru akan birçok nehir vardır. Bu nehirlerden bir tanesi Köprüçay Nehri’dir. Antik dönemlerde eski insanlar nehirleri kendi yararlarına hep kullanmak istemişlerdir. Bu nehirlerin suyu oldukça bol olduğu için üzerlerinde teknelerle ticari açıdan kullanır olmuşlar. Bu Köprüçay’ın üzerinde de oldukça önemli bir antik kent kurulmuştur. Bu antik kentin adı Aspendos’tur.Aspendos’un tarihi M.Ö 2. 3. Yüzyıla gitmektedir. Aspendos’ta iki önemli yapı bulunur. Bunlardan bir tanesi Aspendos’a su getiren su kemerleridir. Bu su kemerleri Roma döneminden belki de Anadolu’da ayakta kalmış en iyi görünümü olan su kanallarıdır.Aspendos da önemli olan bir diğer yapı ise Aspendos Antik Tiyatrosu’dur. Aspendos Tiyatrosu mimar Zeno tarafından M.S 161- 180 yıllarında Roma İmparatoru Marcus Aerelius döneminde yaptırılmıştır. Tam Roma dönemi sitilinde yapılmıştır. Aşağı yukarı 15 bin 20 bin kişi kapasitelidir. Kırk sıra mermerden oluşmuştur. Bu antik tiyatronun girişinde Curtius kardeşlerin sözü bulunuyor. Bu söz ‘Ülkenin tanrılarına ve kraliyet ailesine’ şeklindedir. Bu tiyatro hala ayakta çok iyi durumdadır. Atatürk zamanında onarılmış ve gayet sağlıklı şekilde durmaktadır.Aspendos Tiyatrosu, Selçuklular zamanında kervansaray olarak kullanılmış bir yer olmasına karşın, günümüzde birçok performansın sergilendiği klasik müzik gösterilerinin yapıldığı muhteşem akustiğe sahip bir antik tiyatrodur. M.Ö 5. YY’da basılan sikkelerinin adı Estvediyst’tir. Yüz ölçümü bu kadar küçük olan bu şehrin böyle değerli bir para basması ekonomideki yerini bize kolaylıkla açıklamaktadır.Şehrin ekonomisini Kapria gölünden elde edilen tuz sağlar. Bu tuz en önemli ihraç ürünlerindendir. Ve kurutulup pamuk tarımında kullanılır. Ulaşıma elverişli nehirlerle bu tuz Akdeniz pazarlarına gönderilir. Zeytin ve buna bağlı olarak zeytinyağı, bağcılık ve buna bağlı olarak şarapçılık, diğer tahıl ürünleri, yaş meyveler bu şehrin tarıma dayalı diğer ihraç ürünleri arasında sayılabilir. Önemli ticaret yolunda bulunduğu ve limana bağlandığı için, Aspendos her zaman elde tutulmak istenen gözde şehirlerarasında yer alır. Şehre ait kalıntıların devamı ise tiyatronun yaslandığı tepenin düzlüğünde yer alır.Aspendos’un efsanevi hikayesi ise şöyledir. İmparator bir yarışma düzenlemektedir ve şehrine en güzel mimari yapıyı yapacak olan mimar ile kızını evlendirecektir. Yarışmanın sonunda ise iki tane muhteşem eser ortaya çıkar. Bu eserleri şehrin zengini iki kardeş tarafından yapıldığı anlaşılmıştır. Tiyatro ve su kemerleri… İmparator çok kararsız kalır ve iki sanatçıyı da yanına çağırır. Sonuçtan memnun olduğunu belirtir. Ve tek bir kızına karşılık böyle güzel iki eser çıktığından kızını ikiye bölmesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine tiyatroyu yapan mimar hakkından vazgeçtiğini söyler. Ve imparator kızını daha çok sevdiğini düşündüğünden kızını tiyatroyu yapan mimar ile evlendirir.Aspendos Antalya –Alanya kara yolunun 44. Km sinden kuzeye doğru dönen yolun 2 km içerisinde yer almaktadır. Aspendos antik kentinin Antalya’ ya uzaklığı 50 km, Alanya’ ya uzaklığı 94 km, Side’ ye ise 35 km uzaklıktadır. Koordinatları: 36 56 20 K – 31 10 20 D şeklindedir.Aspendos antik kent olduğu için buralar sit alanı olarak geçer. Bundan dolayı bölgeye en yakın konaklama ve oteller şehre 35 km uzaklıkta bulunan Side de yapılmaktadır. Aspendos yolu üzerinde yerli kadınlar tarafından yöresel lezzetler sunulmaktadır. Buralara uğradığınızda çiğ börek, gözleme gibi aperatiflerden atıştırabilirsiniz. Restoranlarda Aspendos manzarasını tarihe şahitlik ederek izleyebilir, lezzetli yemekleri tadabilir, hatta nehirdeki ördeklere yiyecek verebilirsiniz. Buradaki kafelerde dinlenerek taze portakal suyu içebilirsiniz.Kaynakça:Uzman TvYazar: Gökçe Cömerthttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/nefes-kesici-sehir-aspendos

İzmir - Agora

İzmir - Agora

Grekçe bir kelime olan Agora, “toplanılan yer, kent meydanı, çarşı, pazar yeri” gibi anlamlara gelmektedir. Antik Çağ’da agoraların ticari, siyasi ve dini fonksiyonlarının yanı sıra sanatın yoğunlaştığı ve birçok sosyal olayların geçtiği veya gerçekleştirildiği kentin odak noktası olduğunu bilinmektedir. Antik Çağ’da her kentte en az bir agora yer almaktadır. Kimi büyük kentler ise genelde iki agora yer alırdı. Bunlardan biri, devlet işlerinin görüldüğü, etrafında çeşitli kamu binalarının toplandığı devlet agorası, diğeri ise ticari faaliyetlerin yoğunlaştığı ticaret agorasıdır. İzmir agorası, MÖ. 4 yy’da antik Smyrna Kenti’nin taşındığı Pagos (Kadifekale)’un kuzey yamacında kuruludur. Dönemin önemli kamu binalarıyla çevrilmiş olan bu yapı kentin devlet agorasıdır.  Hellenistik Dönem’de kurulmuş olan agorada günümüze gelebilmiş kalıntıların çoğu, MS. 178 depreminden sonra İmparator Marcus Aurelius’un destekleriyle yeniden inşa edilen Roma Dönemi agorasına aittir.  Smyrna agorası, dikdörtgen formda planlanmış, ortada geniş bir avlu ve etrafın sütunlu galerilerle (stoa) çevrili bir yapıdır. Kazılarla açığa çıkarılan kuzey ve batı stoa bodrum katı üzerinde yükselmektedir. Kuzey stoa plan özellikleri açısından bazilikadır.  Bazilika  Bazilikalar ortada geniş ve yüksek, yanlarda ise dar ve alçak birbirine paralel ince uzun koridorlar şeklinde tasarlanmış bir plana sahip olan yapılardır. Plan özellikleri açısından Hıristiyan kiliselerine öncülük eden Roma Dönemi bazilikaları, kentin hukuk işlerinin görüldüğü bir tür adliye sarayıdır. Öte yandan kentin ticari yaşamına yön veren tüccar ve bankerlerin faaliyetleri için de bazilikalar tercih edilmiştir.  Agoranın kuzey kanadında yer alan bazilika, dıştan dışa 165 x 28 m ölçülerinde, dikdörtgen bir plana sahiptir. Ölçüleri itibariyle, Smyrna agora bazilikası, bilinen en büyük Roma Dönemi Bazilikası olma özelliğine sahiptir.  Günümüze ulaşan görkemli bodrum katının doğu ve batı uçlarında görülen çapraz tonozlar Roma Dönemi mimarlığının en güzel örnekleri arasındadır.  Bazilikanın kuzey cephesinde, bodrum katına açılan iki anıtsal kapıdan batı yandaki günümüzde tamamıyla açığa çıkarılmıştır.  Roma Dönemi sonlarına doğru, devlet agorasının giderek ticari bir anlam kazanmaya başladığını gösteren tonozlu dükkan sıraları, bazilikanın kuzey cephesinde gün ışığına çıkarılmıştır.  Batı Stoa  Üç sıra sütun dizisiyle ayrılmış neflerden (galeri) oluşan batı stoa da bazilika gibi bir bodrum kat üzerinde yükselmekteydi. Günümüzde daha çok, kemerli bodrum katları görülen batı stoanın antik dönemde bodrum katı üzerinde yükselen iki katlı bir yapı olduğu anlaşılmaktadır. Avludan üç sıra basamakla çıkılan zemin kat ve ahşap tabanlı ikinci kat,Antik Çağ’da insanların yağmur ve güneşten korunarak gezinti yaptığı yerlerdi.  Olasılıkla Roma Dönemi sonlarında bodrum kat galerilerinin bazı duvarları örülerek yapılan sarnıçlar bunun en güzel örneği olarak günümüze ulaşmıştır.  Batı stoanın avluya bakan cephesindeki birinci kat sütunları, 1940’lı yıllarda ayağa kaldırılmıştır. Mimari bazı hataları tespit edilen bu sütunlar ve onların oturduğu zemin İZTO’nun katkılarıyla yeniden restore edilmektedir.  Faustina Kapısı ve Antik Cadde  Izgara planlı olan Smyrna kentinin, doğu-batı yönlü paralel caddelerinden biri agoradan geçiyordu. Olasılıkla agorayı iki eşit parçaya bölen caddenin batı yandan agoraya giriş yaptığı yerde görkemli bir kapı bulunmaktadır. İki gözlü olduğu düşünülen kapının kuzey kemerinin merkezinde Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un eşi Faustina’nın portre kabartması yer alır. Günümüzde kullanımda olan sokağın altında olan ikinci gözde ise olasılıkla Marcus Aurelius’un portresi yer almaktadır. bu iki isim, MS.178’de depremle yıkılan agorayı yeniden inşa ettirdiği için Smyrnalılar vefa borçlarını bu kapı ile ödemiştir.  1940’lı yıllarda hatalı ölçülerle onarılan kemerli kapı 2004 yılında aslına uygun olarak yeniden restore edilmiştir.  Graffitiler  Roma Dönemi’ne ait duvar resimleri ve yazıları olan graffitiler bazilika bodrum katı duvar ve kemer ayaklarında yer alan sıvalar üzerine yapılmıştır. Demir ve Meşe Kökü karışımı bir mürekkeple çizilmiş olanlar dışında kazıma yöntemiyle yapılmış örnekler de vardır.  Graffitiler, özellikle Roma dönemindeki günlük sosyal hayat konusunda çok önemli bilgiler vermektedir. Graffitilerde aşk oyunlarından gladyatör mücadelelerine, cinsellikten yelkenli resimlerine, sevgili adlarından kuşlara, gemilere, bilmecelere değin çok farklı konulara yer verildiği tespit edilmiştir. Roma Dönemi’nde Batı Anadolu’nun yıldızı parlayan üç kent, Pergamon, Ephesos ve Smyrna arasındaki rekabetin, halktan kişiler arasında bile kendini gösterdiğini graffitilerde görülen kent sloganlarında izlemek mümkündür.  Smyrna Agorası bazilika bodrum katında açığa çıkarılan graffitiler birçok açıdan özgündür. Öncelikle bu buluntular demir ve meşe kökü içeren bir malzeme ile yapılmış en eski grafitiler olma özelliğine de sahiptir. Öte taraftan, Dünya Antik Çağ araştırmalarında bugüne değin ele geçen yazılı kaynaklar genelde resmi ve dini nitelik taşımaktayken Grekçe yazılmış olan Smyrna Agorası graffitileri halkın günlük yaşamına ilişkin izler yansıtmaktadır. Bazilika graffitileri Hıristiyanlığın ilk zamanlarıyla ilgili önemli ipuçları da saklamaktadır. Graffililerin bir diğer önemli özelliği ise tasvir açısından dünyanın en kapsamlı graffitileri olmaları. Bu özellikleri açısından söz konusu grafitiler dünya arkeoloji literatüründe ünik bir yere sahiptir.

http://www.ulkemiz.com/izmir-agora

Kheiron yarı at, yarı insan

Kheiron yarı at, yarı insan

Kheiron, Yunan Mitolojisinde sentor olarak da bilinen yarı at, yarı insanların en bilgili ve yeteneklisidir. Ebeveynleri Kronos ve Philyra'dır.Kheiron bütün sentorların en akıllısı ve bilgesidir. Eli her işe yatkındır. Başta Akhilleus ve Asklepios olmak üzere birçok kahramanı hekimlik, cerrahlık, ahlak, erdem, müzik bilgisi, savaş ve av konusunda eğitmiştir. Hatta Apollon'un bile ondan ders aldığı söylenir.Okeanos ile Tehtys'in kızı Philyra'yı elde etmek isteyen Kronos, yakalanmamak için bir ata dönüşür ve Philyra ile birlikte olur. Bu birliktelikten at adam Kheiron dünyaya gelir.Kimilerine göre de Philyra, Kronos'tan kaçarken kısrak biçimine girer Kronos ise aygıra dönüşür ve bu birleşimden at adam (sentor) Kheiron doğar.AsklepiosKheiron Asklepios'a hekimliğin tüm ayrıntılarını öğretir. Asklepios çok güçlü ilaçlar yapar ve ölümcül pek çok hastalığı iyileştirir. Hatta gün gelir Asklepios Athena'nın verdiği gorgon olan Medusa'nın kanı ile ölmüş kişileri hayata döndürür.AkhilleusKimi söylenenlere göre Peleus ile tanrıça Thetis'in evlenme fikrini de ortaya atan Kheiron'dur. Peleus'un düğününde dişbudak ağacından elleriyle yaptığı özel bir mızrağı Akhilleus'un babası Peleus'a hediye etmiştir. (Sonraları bu mızrağı Truva Savaşı olduğunda oğlu Akhilleus'a verecektir.) Thetis doğurduğu çocukları ölümsüz yapabilmek için ateşe tutup onların ölümlülük tohumlarını yok etmeye çalışır. Böylece doğurduğu çocuklar hep ölmekteydi. Peleus; Thetis, bebek Akhilleus'u yanlışlıkla öldürmek üzereyken son anda bebeği kurtarmıştı. Peleus; ayağı yanık, yaralı Akhilleus'u Kheiron'a iyileştirmesi ve eğitim vermesi amacıyla vermiştir. Kheiron yanık ayğı iyileştirmek için bir devin iskeletinden kemik alıp Akhilleus'un ayak kemiğinin yerine koymuştu. Akhilleus bu cerrahi operasyondan sonra herkesten hızlı koşabilir oldu. Akhilleus'a her türlü savaş sanat tekniklerini öğretmiş, ona yaraları iyileştirmeyi ve tıbbı öğretmiştir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Kheiron

http://www.ulkemiz.com/kheiron-yari-at-yari-insan

Obsidyen Nedir? Faydaları Nelerdir?

Obsidyen Nedir? Faydaları Nelerdir?

Obsidyen, volkan camı olarak bilinen, doğal yollarla oluşan, volkanik kökenli bir kayaçtır. Yanardağ lavlarının hızlı bir şekilde soğumasıyla oluşur. Kristalleşme gerçekleşmeden donduğundan kenarları ince ve keskin bir yapıya sahiptir. Bu özelliği nedeniyle eski uygarlıklar ve yerliler tarafından silah,süs eşyası yapımında kullanılmıştır. Maya Uygarlığının obsidyeni ayna yapımında kullandığı bilinmektedir. Ayrıca eski uygarlıklar tarafından ok ucu olarak kullanılmıştır. Obsidyen bugün, özellikle cerrahların kullandığı neşterin kesici kısımlarında kullanılıyor.Genellikle siyah renkte ve camsı bir parlaklığa sahip olan bu kayaçlar, geçirdikleri doğal evreler sonucunda gri, yeşil, kırmızı ve kahverengi, altın sarısı ve mavi renklere sahip olabiliyorlar.Bu kayaçlardan en çok bilineni üzerinde beyaz lekeler olan kar taneli obsidyendir. Yeşil obsidyen, Nemrut Dağı – Tatvan bölgesinde; kırmızı obsidyen, Rize – İkizdere bölgesinde daha fazla bulunmaktadır. Ayrıca Hasan Dağı obsidyenlerinde yapılan incelemelerde yoğun miktarda demir mineralleri, İkizdere obsidyenlerinde ise altın mineraline rastlanmıştır. Görünümlerinin benzer olması nedeniyle Hematitle karıştırılabilir.Ülkemizde Hasan Dağı, Nemrut Dağı, Rize – İkizdere, Sarıkamış, Kars, Iğdır, Ağrı Dağı ve çevresi, Pasinler ve çevresinde bulunmaktadır. Avrupa ülkelerinden İtalya’da (Eolie Adaları, Stromboli) civarında, Yunanistan’da Milos Adası’nda, Macaristan ve Slovakya’da, (Tokaj Dağları) ayrıca Ermenistan’da obsidyenin yoğun varlığından bahsedebiliriz.Akrep, Oğlak ve Kova burcunun uğurlu taşı olan obsidyenin insan vücudu üzerinde etkili olduğu çakralar sinirağı, kalp ve kuyruk sokumudur.Çeşitli Kültürlerde Obsidyen Ve İsimleriAztekler obsidyeni gecenin ve karanlığın tanrısı kabul ettikleri için “tanrısal taş” diye adlandırmışlardır. Siyah renkliler, daha çok Meksika’nın Apache Tears bölgesinde çıktığından, siyah obsidyene “Apaçinin Gözyaşları” ve Kara Kadife adı verilmiştir. Kahverengi-kırmız renkte olan ve üzerinde siyah lekeler bulunan cinsine Mahogany Obsidyen, sarı – mavi – yeşil – kırmızı renk karışımına sahip olanlarına Rainbow (gök kuşağı) obsidyen; siyah veya koyu yeşil zemin üzerine kar yağmış gibi görünüme sahip olanlara Snowflake (kar tanesi) obsidyen adları verilmiştir. Snowfla-ke obsidyenin alt türüdür ve “Saflık Taşı” olarak da adlandırılmıştır. Kahinler bu taşı kehanet taşı olarak adlandırmışlardır.Obsidyenin Vücudumuza Faydaları Nelerdir?Hepimizin geçmişimizde yaşadığı ve bugünümüzü etkileyen olaylar vardır. İşte obsidyen burada devreye girip vücuttaki negatif elektriği alarak rahatlamanızı,olumlu duygularınızın harekete geçmesini sağlar.Kendinizi tanımanızı ve sahip olduğunuz gücü ortaya çıkarmanızı sağlar. Obsidyen özellikleri nedeniyle gerginliğe de sebep olabilir. Bu durumda duygularınızın üzerine korkusuzca gidebilirseniz bu etkiyi hayatınız için olumlu adımlara çevirebilirsiniz.Terapi gücü çok yüksek olan obsidyen stresi azaltır. Aşırı duyarlılığı ve heyecan duygusunu dengeler.Kişiye espri gücü verir. Özellikle erkekler üzerinde daha fazla enerji sağlar.Mantıklı düşünmenizi ve karar verme mekanizmanızı kontrol etmenizi sağlar.Özellikle fazla alkol alan ve karaciğerinin temizlenip tazelenmesine ihtiyaç olanlar; karaciğerleri üzerine yumruk büyüklüğünde bir obsidyen koyarak 20 dakika beklerlerse obsidyenin o güzel şifası sayesinde karaciğerleri kendini temizlemeye başlayacaktır. 20 dakikalık süre aşılmamalı ve uygulayıcılar bu süre içerisinde uyumamalıdır.Diz ve bacak ağrılarında ağrıyı çekmek için kullanılır.Geleceği okumaya yarayan rüyalar görmeyi sağladığına, doğaüstü özellikler taşıdığına,çevreden gelen duygu ve düşünceleri yansıttığına bu nedenle taşıyan insanın çevresindeki insanların duygu ve düşüncelerini okuyabildiğine inanılmaktadır. Eski çağlarda kahinler bu taşı kehanet taşı olarak adlandırmışlardır.Obsidyen bir değil bir çok şifayı bünyesinde barındırıyor. Obsidyen kullanarak sunduğu faydalarla hayatınızı ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı ve mutlu bir şekilde geçirmenizi sağlayabilirsiniz.Obsidyen Nasıl Kullanılır?– Vücuttaki negatif enerjiyi almak için doğal siyah obsidyeni ayaklarınızın altına koyabilirsiniz. Yuvarlatılmış ve kenarlarındaki keskinlik giderilmişse ayaklarınızın altında yuvarlayabilirsiniz.– Ağrı taşı olarak da kullanılan bu kayacı boyundan yukarı bölgelerde kullanmak sakıncalıdır. Kalp hizasının altında kullanılmalıdır. Ağrıyan yere koyabilir, yuvarlatılmış bir obsidyense ağrıyan bölgeye masaj yapabilirsiniz. Masajı hiç işlenmemiş doğal kayaç ile yaparsanız keskin kenarları cildinizi yaralayabilir, bu nedenle sadece uygulamak istediğiniz yerin üzerine koymanız yeterli olacaktır.-Uygulamalar en fazla yarım saat yapılmalıdır. Taşlar uygulamadan evvel ve uygulamadan sonra mutlaka bol suda yıkanmalıdır. İlk defa alınan kristaller deniz suyu/deniz tuzu yada toprakla 24 saatlik arındırma işlemine tabi tutulmalıdır. Sahibinden başkasının dokunmasına izin verilmemelidir.Kaynakça:www.degerlitaslar.gen.tr/obsidyen-volkan-cami tr.wikipedia.org/wiki/Obsidyen http://www.bilgiustam.comYazar: Eda Şahan

http://www.ulkemiz.com/obsidyen-nedir-faydalari-nelerdir

SPİL DAĞI MİLLİ PARKI

SPİL DAĞI MİLLİ PARKI

İli : MANİSA Adı : SPİL DAĞI MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1968 Alanı : 6.693,5 ha. Konumu : Ege Bölgesi’nde, Manisa ili içindeki Spil Dağı üzerinde yer almaktadır. Ulaşım : Manisa’dan 24 km’ lik bir karayolu ile ulaşılmaktadır. Kaynak Değerleri :           Spil Dağı, Ege Bölgesi\'nin doğu-batı uzantılı masiflerinden birisi olan Bozdağlar horstunun kuzey batı parçasını oluşturan önemli bir tektonik ve jeomorfolojik birimdir.           Kanyonlar, vadiler, inler, mağaralar, dolinler ve lapyalar gibi karstik oluşumlar yörenin jeolojik yapısından kaynaklanan ilgi çekici yer şekilleridir.           Çam, ardıç, kavak, ceviz, kızılağaç, karaağaç ve meşe ağaçlarından meydana gelen bölgenin zengin bitki türleri yanında, milli parkta bilimsel araştırmalarla belirlenen 20’den fazla endemik bitki türü bulunmaktadır. Osmanlı İmparator-luğu’nun bir devrine adını veren ve Avrupa ülkelerine de götürülen Manisa laleleri de milli parkta doğal olarak yetişmektedir.           Ayı, karaca, kurt, çakal, domuz, tilki, sansar, porsuk, dağ keçisi, akbaba, kartal ve sülün yörede yaşayan yaban hayvanlarıdır. Milli parkta sülün üretme istasyonu kurulmuştur.           Milli parkın tarihi ve mitolojik yönü de zengindir. Mitolojiye göre Spil Dağı’na adını veren, Zaman Tanrısı Kronos’un karısı Kybele’dir (Sipylene). Kybele bütün tanrıların, tanrıçaların olduğu gibi bitkilerin, hayvanların ve insanların bereket tanrıçasıdır. Bir diğer kaynağa göre de Frigya Kralı Menos’un kızı Sibel’in bu dağa atılarak vahşi hayvanlar tarafından büyütülmesinden dolayı dağa Spilos adı verilmiştir. Sonraları Kral, Tantal Kalesi’ni yaptırmış, kalenin bitmesi şerefine verdiği ziyafette oğlunu kurban ettiği için tanrılar tarafından cezalandırılmıştır. “Ağlayan Kaya” olarak bilinen yer ise, mitolojiye göre 14 çocuğunun Leto tarafından öldürülmesi sonucu çocuklarının ardından ağlayan Niobe’ye aittir.           Arazinin jeomorfolojik yapısı dağcılık, tracking ve atıcılık sporlarına uygundur. Atalanı mevkiinde halkın kamp ve günübirlik rekreasyon ihtiyaçları karşılanmaktadır. Görünecek Yerler : Spil Dağı Milli Parkı değişik jeolojik oluşumlar, zengin flora ile tarihi ve mitolojik özelliklerin bir arada, doğal ve kültürel peyzajın en güzel örneklerinin sergilendiği bir sahadır. Ağlayan Kaya, Dulkadın mevkiindeki eskiden yerleşim yeri olarak kullanılan mağaralar ilgi çekici ve görülmesi gereken diğer özelliklerdir.          Milli parkın doğusunda 600 m. yüksekliğindeki kalkerlerin erimesi ile meydana gelmiş olan dolin gölü, içerisinde bol miktarda sülük barındırmasından dolayı Sülüklügöl olarak isimlendirilmekte ve doğal peyzajın en güzel örneklerinden birini sergilemektedir. Paşaini gibi suların kalker serilerinin altını eritip oymaları ile oluşan çok sayıda in bulunmaktadır. Ayrıca parkın yakınında sıcaklığı en az 21 C’ye kadar düşen bir ılıca da mevcuttur. Mevcut Hizmetler : Park, bölge halkının rekreasyon ihtiyacını gidermektedir. Arazinin jeomorfolojik yapısı dağcılık sporuna uygundur. Aynı zamanda tracking (doğa yürüyüşleri) ve atıcılık sporları da yapılmaktadır. Milli parkın Atalanı mevkiinde düzenlenen günübirlik ve kamp alanı bölge halkının yaz-kış rekreasyon ihtiyacını büyük ölçüde karşılamaktadır. Konaklama : Milli park içerisinde Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’ne ait bungalowlarda geceleme mümkündür. İrtibat :           Çevre ve Orman Bakanlığı          Manisa DKMP Şube Müdürlüğü :          Tel : 0236-237 10 63          0236-237 10 65          Fax : 0236-237 15 42

http://www.ulkemiz.com/spil-dagi-milli-parki

Gordion müzesi ( Polatlı - Ankara )

Gordion müzesi ( Polatlı - Ankara )

Gordion müzesi, Ankara'nın Polatlı ilçesindedir. Gordion Yassıhöyük köyü'ndedir. Gordion'da Kral Midas'ın tümülüsü vardır. Ama Kral Midas'ın kemikleri alınarak Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne götürülmüştür.1963 yılında Ankara'nın Polatlı ilçesine bağlı Yassıhöyük olarak tanınan 500 nüfusa sahip küçük bir köyün yanında kuruldu. Bugün Gordion Müzesi'nde kronolojik bir sergileme sunulmakta, her dönem karakteristik örneklerle temsil edilmektedir. Üç vitrinde Eski Tunç Devri eserleri, bunu takiben Kral Midas ile son bulan Erken Frig Dönemine ait eserler yer almaktadır. Bu eserler içinde Erken Demir Çağına ait el yapımı çanak-çömlekler, Erken Frig Çağına ait Demir aletler, tekstil üretim aletleri sergilenmektedir. Yeni sergi solonunda Panoramik vitrin içinde MÖ 700 yıllarına tarihlenen tahrip katına ait tipik bir yapı sergilenmektedir. Yeni salonun geri kalan kısmında MÖ 6 - M.S. 4. yüzyıla ait ithal edilmiş Yunan seramiği, Hellenistik Çağ ve Roma Dönemine ait malzemeler sergilenmektedir. Son bölümde ise ziyaretçiler Gordion'da ele geçen mühür ve sikke örneklerini izleme imkânı bulmaktadırlar.Son yıllarda Gordion Müzesi'nin ziyaretçi sayısındaki büyük artış, burada yeni düzenlemeler yapılmasını gündeme getirmiştir. Bu çalışmalar içinde 180 m²'lik yeni depo binası, 150 m²'lik ek teşhir salonu, 30 m²'lik laboratuvar ve 35 m²'lik görüntü ile bilgilendirme salonu, 5000 m²'lik yeni açık hava teşhir alanı yapıların belli başlıları arasında sayılabilir.Yeni kazılan alan Friglerin mobilya yapımında kullandıkları sedir, kokulu ardıç, şimşir, sarıçam, ceviz ve porsuk fidanları ile ağaçlandırılmıştır. Bu yeni alana nakledilen Roma mozaiği ve Galat Mezarı yapılan işlerin bir bölümü olarak sayılabilir.Eski Tunç ÇağıYaklaşık olarak MÖ 3000'li yıllara (3000-2000) rastlayan Eski Tunç Çağı, Gordion'da yerleşimin bilinen ilk safhasıdır. Anadolu ve Yakın Doğu'da, aletler ve diğer araç gereçlerin yapımında kullanılan tuncun (bronz) üretiminde, en son teknolojik adımların atılması bu döneme rastlar. Daha eski bir dönem olan Neolitik (Yeni Taş Çağı) Dönemde ana malzeme taş kullanılmış ancak Gordion ve çevresinde bu döneme ait buluntulara rastlanılmamıştır. Gordion'a yakın bir başka höyük olan Polatlı höyüğü'nde de Gordion'dakilere benzer buluntular ele geçmiş, böylece Tunç Çağı'nın Gordion çevresindeki diğer mevkiilerde de kendini gösterdiği anlaşılmıştır. Sergide bulunan elyapımı seramik kaplar, özellikle gaga ağızlı testiler, Orta Anadolu Eski Tunç Çağı'nın tipik örnekleridir.Polatlı Höyük kazılarıGordion-Yassihöyük merkez bölgesindeki Polatlı Höyük kazısı Seton Lloyd ve Nuri Gökçe tarafından 1949 yılında bir kazı sezonunda tamamlanmıştır. 21. Boya bezekli kap, P.T. Tespit edilen toplam 31 yerleşim katı MÖ 3000-1200'e tarihlendirilmektedir. (Erken, Orta ve Geç Tunç Dönemleri). Polatlı Höyük'ten çıkan ve Eski Tunç Çağma ait olan (MÖ 3. binyil) kapların büyük çoğunluğu Gordion eserleriyle mükemmel bir benzerlik gösterir. Bu örneklerden en ilgi çekici olanı arkeologlar tarafından DEPAS olarak adlandırılan uzun gövdeli, çift kulplu kadehler biçiminde olup, Kuzey-Batı Anadolu'daki Troya'dan Kuzey Suriye'ye kadar geniş bir alanda görülmektedir.Orta Tunç ÇağıAnadolu'da Orta Tunç Çağı, Eski Assur Ticaret Kolonileri ve Eski Hitit Krallığı (MÖ 2000'li yılların ilk yansı) zamanı olup bu iki dönem sırasıyla Kayseri yakınlarındaki Kültepe-Kaneş ve Boğazköy-Hattuşa (Çorum ili) kazılan ile en iyi şekilde bilinmektedir. Gordion Müzesinde teşhir edilen bu döneme ait eserlerin çoğu, müzenin güneydoğusunda uzanan bir mezarlıkta bulunmuştur. Gömüler iri küplerin içine konulmuştur. Ana yerleşim höyüğünden çıkarılan hiyeroglif yazılı kil bir mühür baskısı (bulla), burada yaşayan insanların Eski Hitit hakimiyet bölgesiyle ilişki içinde olduklarım göstermektedir.Genç Tunç ÇağıGeç Tunç Çağı (MÖ 1500-1100), başkenti Boğazköy-Hattuşa olan Hitit İmparatorluğu'nun dönemidir. Bu dönemde, Gordion'un nasıl bir öneme sahip olduğu belirsizdir. Sergilenen çanak çömlekler çarkta yapılmış ve toplu üretilmiş olup diğer Hitit merkezlerindekiler gibidir ve bu nedenle, yerel ekonominin, Hitit hakimiyet bölgesi ile bağlantılı olduğunu ortaya koyar. Bu tür bağlantıların öne sürülmesinin bir nedeni de, Gordion buluntuları arasındaki üzerinde Hitit hiyeroglif yazıtlı mühür baskısı bulunan çömlek kulbudur.

http://www.ulkemiz.com/gordion-muzesi-polatli-ankara-

Hamdi Uygur Sualtı Sporları Okulu

Hamdi Uygur Sualtı Sporları Okulu

“Deniz’e inmek, medeniyetin şiarıdır” demiş, Ulu Önder Atatürk..İnsanoğlu uçamaz ve dalamaz ama yine de varoluş tarihinden beri yeryüzünde olan biten her şeyi ve her yerini merak etme duygusunun oluşumuyla birlikte, insanoğlu suni de olsa hem uçmuş, hem de dalabilmiştir. Bu merak duygusu sonucunda uzayın derinliklerini, ayı, güneşi ve gezegen sistemlerini çözmüş; okyanusların en derin tabanlarını, belki balıkların bile gidemediği en derinleri fethetmeyi bilmiştir.Dalgıçlığın başlangıcı konusunda elimizde net veriler olmasa bile, yazının bulunmasından önce bile insanların denize dalış yaptıkları sanılmaktadır. Bugün bizim bildiğimiz anlamdaki aletli dalış, 19.yüzyılın sonlarında, bilim ve teknolojinin insanlara açtığı geniş kapılardan girildikten sonra gerçekleştirilmeye başlanmıştır.TEOS DIVERS (Hamdi Uygur Su Sporları Merkezi), 90’lı yılların başında İzmir’in Seferihisar İlçesi, Sığacık Beldesi’nde kurulmuştur. Uzun süre HAPPY DIVERS ve EUROPEAN DIVERS isimleri altında hizmet sunan merkez, daha sonra TEOS DIVERS adıyla, kadrosunu güçlendirerek hizmet vermeyi sürdürmektedir.Eğitim ve dalış etkinlerinde dalıcının güvenliğini ön planda tutan TEOS DIVERS ekibi kaliteli ve farklı hizmet anlayışıyla ziyaretçilerine hizmet vermektedir. Her dalıcıyla Tek Tek ilgilenebilmek ve eğitimlerden maksimum faydanın sağlanabilmesini sağlamak için eğitim ve dalış gruplarına sayı sınırlaması getiren TEOS DIVERS, kısa sürede bu alandaki farklılığını göstermiştir.PADI sistemi dahilinde , CMAS sistemi dahilinde her adaya eğitim verebilen biz TEOS DIVERS olarak başlıca görevimiz bu gizemli dünyayı keşfetmenizde, siz sualtı dostlarına ve meraklılarına dalış güvenliğinizi esas alarak eğitmenlik ve rehberlik yapmaktır.Hamdi UYGURCMAS-TSSF & PADI Eğitmeni Adres: Sıgacık Mah.Akkum Mevki no:5 Seferihisar/ İzmirTel: 0532 593 80 97Web: www.teosdivers.comEmail: teosdivers@hotmail.com

http://www.ulkemiz.com/hamdi-uygur-sualti-sporlari-okulu

Trans Neptunıan (Neptün Ötesi) Objeler

Trans Neptunıan (Neptün Ötesi) Objeler

Bir zamanlar “10. gezegen” saçmalıklarıyla ünlerine ün, paralarına para katan komplo teorisyenlerinin ve UFO’cuların sesi, bilim insanlarının bırakın onuncuyu, 17, 18, 19, hatta 20. gezegeni bulması ile kesildi.“Eski uygarlıklar çok gelişmişti, bizden çok daha fazlasını biliyordu” diye alttan alttan konuşmayı sürdürseler de, son Marduk 2012 ve Foton Kuşağı safsatası elde patlamasaydı ne iyi olacaktı…Fotoğrafta, Trans-Neptunian (Neptün ötesi) objeler de denilen ve dış Güneş Sistemi’ni sarmalayan Kuiper Kuşağı’nda yer alan Pluton benzeri gezegenler listelenmiş. Bunların sayıları böylesine çok olunca ve daha keşfedilememiş onlarcasının olduğu farkedilince, “Cüce gezegen” denilen yeni bir sınıf oluşturularak Pluton’la birlikte bu sınıfa dahil edildiler. Dolayısıyla Güneş Sistemi artık 8 gezegen ve onlarca cüce gezegenin yer aldığı bir yer olarak tanımlanıyor.Komplo teorilerini merak ve takip edenler için şimdiden müjdeyi vereyim; önümüzdeki yıllarda, “kuiper kuşağının ötesinde” Güneş’in bir kahverengi cüce eşinin bulunduğu söylentileri ve bu söylentinin üzerine geliştirilen mitler ortalığı sarmaya başlayacak.Zafer EmecanKOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/trans-neptunian-neptun-otesi-objeler

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0