Arama Sonuçları..

Toplam 1531 kayıt bulundu.
Ağaçların Yaşı Nasıl Hesaplanır ?

Ağaçların Yaşı Nasıl Hesaplanır ?

Ağaçların yaşı ve yaşamları boyunca ne gibi badirelerden geçtiği, otopsi yöntemiyle belirlenebilmektedir. Bu otopsi işlemi, insanlara yapılan otopsi gibi düşünülebilir. Tek farkı, ağaçların hayatı gövdelerinde yer alan halkalara kaydedilir. Bu halkalar okunarak, ağaçlar hakkındaki bilgiler elde edilir. Bu olayla uğraşan bilim dalına ise, Dendroknoloji adı verilmektedir.  Ağaçların kök, gövde vedalarında çeşitli halkalar meydana gelmektedir. Bu halkalar ağacın var olduğundan beri ağaçta yer alır ve daire şeklindedir. Ağaçta yer alan bu halkalar sayesinde ağacın yangına, çığa, şiddetli rüzgara ya da böcek istilasına uğrayıp uğramadığı anlaşılabilmektedir. Daha da ilginci ise bu tür olaylar yaşandıysa, bu olayların hangi yıllarda gerçekleştiği bile bu halkalar sayesinde öğrenilebilir. Daire biçimindeki halkalar, ağacın sürekli kaydını tutan bir bellek gibi düşünülebilir. Ağaçların enine kesitinde yer alan halkalar sayesinde, ağaçların büyüme miktarları, yaş, odun tipi, budanıp budanmadığı, yara alıp almadığı, çatlaklar, hayvanların vermiş olduğu zararlar, zararların kapatılma biçimleri, reçine kanalları gibi bilgiler çok kesin bir biçimde elde edilebilmektedir.Ağaçların Yaşını Belirleyen Yıllık HalkalarAğaçlarda oluşan halkalar, bağlı bulundukları mevsim şartlarıyla doğrudan alakalıdır. Mevsimsel farklılıkların yer aldığı bölgelerde, büyüme sürekli değildir. Bu bölgelerdeki büyüme eylemi, ilkbaharda hızlı bir şekilde olurken, yaz mevsiminde bu hız azalır. Böylece büyüme hızı farkı meydana gelir. Hızlı büyümede odun halkaları açık renkli oluşurken, yaz mevsiminde bu halkalar koyu renkli oluşmaktadır. Yani ağaçta bir açık, bir koyu renkli halka bulunur. Bu halkalara yıllık halkalar adı verilir ve bir yıllık büyümeyi ifade ederler. Yıllık halkaların sayısı ise, ağacın yaşını verir.Yıllık Halkalar Sayesinde Belirlenen Diğer ÖzelliklerYıllık halkalar, öncelikle ağaçların yaşını belirlemek için kullanılır. Fakat bu yıllık halkalardan, daha birçok bilgi elde edilebilmektedir. Yıllık halkalardan;*Geçmişte meydana gelmiş olan erozyon hızının belirlenmesi*Geçmişte yaşanmış iklim değişiklikleri*Arkeolojik kalıntıları tarihleme*Önemli orman yangınlarının tarihini belirleme Bu tür bilgilerin elde edilebilmesi, doğa olayların ağaçlara bir şekilde etki etmesi yoluyla olmaktadır.Doğa olaylarının ağaçlara etkileri, yıllık halkaların şekil değiştirmesine yol açar. Her olay, bu halkalara değişik şekillerde etki eder ve bu etkiler bu bilgilerin elde edilmesini sağlar.İklim Olaylarının Tarihlendirilmesi: Ağaçlar, yıllara göre değişen sıcaklık ve yağış değerlerinden oldukça etkilenmektedir. Bu değişimler, yıllık halkalardaki aralıkları değiştirir.Çığ Olayların Tarihlendirilmesi: Çığ gibi doğa olaylarında yuvarlanan kayalar, ağaçlara çarparak yara meydana getirir. Çığ nedeniyle oluşan yaralar, daha sonradan yıllık halkalarda izler bırakır. Ağaçta meydana gelen yara kapatılmaya çalışılır ve odun üretilir. Sonra yaradan alınan kama şeklindeki bir kesitten alınan halkalar sayılarak, çığın meydana geldiği tarih belirlenmiş olur.Volkanik Olayların Tarihlendirilmesi İşlemi: Volkanik patlamalar sonucunda akan lavlar ağaçların kömürleşmesine neden olmaktadır. Bu olayda, ağaç gövdelerindeki yıllık halkalarda dar kesitler meydana gelir. Bu dar halkalar, volkan patlamalarının kanıtı olarak değerlendirilir.Depremlerin Tarihlendirilmesi:  Ağaç halkalarından deprem ve tarihlerinin belirlenmesi, oldukça güç ve zordur. Bunu uygulamak için, deprem bölgesinde yer alan ağaçların incelenmesi gerekir. Depremler, yıllık halkalarında çok ani daralmalar meydana getirmektedir. Bu daralmanın nedeni ise, deprem sırasında oluşan hidrolojik olaylardır.Arkeolojik Tarihlendirme İşlemi: Bu işlem, bazı arkeolojik yapıların tarihlendirilmesinde kullanılan bir işlemdir. Anadolu’da antik ve tarihi kentlerde oldukça kullanılmaktadır. Bu tür belirlemeler genellikle kesilmiş ağaçlar aracılığıyla olmaktadır. Fakat, ağaçlar kesilmeden de ağaç halkalarından bilgiler elde edilebilmektedir.Yaşayan Ağacın Yaşının BelirlenmesiYaşayan canlı haldeki ağacın yaşı da, artık belirlenebilmektedir. Bu belirleme işlemi, Artım Burgusu adı verilen bir alet aracılığıyla gerçekleşir. Bu alet daha çok, orman mühendislerinin işine yaramaktadır. Artım Burgusu adı verilen alet, ağacın 1.30 metre yüksekliğindeki gövdeye sokulmaktadır. Bu işlemin ardından, bir yaş halkası çubuğu alet yardımıyla dışarı çıkarılır. Bu çubuk, ağacın yıllık halkalarının çok kolay ve rahat bir şekilde sayılmasına olanak sağlamaktadır. Bu işlem kısaca böyle gerçekleşmektedir. İşlemde daha birçok teknik ayrıntı bulunmaktadır. Dünya üzerinde yaşı sayılan en yaşlı ağaç, Kaliforniya bölgesinde yetişmiş olan bir çam ağacıdır. Ve bu ağaç, tam 4900 yaşındadır. Fakat bu ağaç,  şu anda yaşamamaktadır.Yazar: Erdoğan GÜLKaynak: http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/agaclarin-yasi-nasil-hesaplanir

Barış Manço Kimdir

Barış Manço Kimdir

Mehmet Barış Manço (2 Ocak 1943; Üsküdar, İstanbul - 1 Şubat 1999; Kadıköy, İstanbul), Türk şarkıcı, besteci, söz yazarı ve TV programı yapımcısı. Türkiye'de rock müziğin öncülerinden, Anadolu Rock türünün kurucuları arasında sayılır. Müziğe başlangıcı Galatasaray Lisesi'nde oldu. Yüksek öğrenimini Belçika Kraliyet Akademisi'nde tamamladı. Bestelediği 200’ün üzerindeki şarkısı, kendisine 12 altın ve bir platin albüm ve kaset ödülü kazandırdı. Bu şarkıların bir bölümü daha sonra Arapça, Bulgarca, Flemenkçe, Almanca , Fransızca, İbranice, İngilizce, Japonca ve Yunanca olarak yorumlandı. Hazırladığı televizyon programıyla Dünya'nın pek çok ülkesine gitmiş, bu nedenle "Barış Çelebi" olarak adlandırılmıştır. Barış Manço 1991 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı Unvanı'na layık görüldü.Devlet konservatuarı klasik Türk sanat müziği hocası, sanatçısı ve yazar Rikkat Uyanık ve Hakkı Manço çiftinin ikinci çocuğu olan Mehmet Barış Manço 2 Ocak 1943 tarihinde Üsküdar Zeynep Kâmil Hastanesi'nde doğdu. II. Dünya Savaşı yıllarında doğduğu için ailesi Mehmet Barış adını verdi. Oğlu Doğukan Manço katıldığı bir söyleşi de "Babam 1943'te İstanbul'da doğdu ve Türkiye'de ilk Barış ismini aldı, esasında isim babası. Barış ismi, 1941'de dünya savaşlarının ardından barışa duyulan özlemden doğdu. Amcam da 41 doğumludur, savaşın başlangıç tarihi. Ancak 1941 yılında babamın hiç görmediği amcası Yusuf vefat etmiş, lakabı Tosun Yusuf imiş. Bunun verdiği hüzünle Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço koymuşlar adını. Babam ilkokula başladığı zaman da Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço'yu nüfus kaydından sildiriyorlar sadece Mehmet Barış Manço ismi kalıyor" açıklamasıyla babasının Türkiye'de ilk Barış isimli kişi olduğunu ve adının Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço olduğunu söylemiştir. Dört çocuklu ailede Savaş, İnci ve Oktay adlarında üç kardeşi vardı. Konservatuardaki çalışması sırasında Zeki Müren'in de hocalığını yapan Rikkat Uyanık daha sonraları Barış Manço'yla beraber televizyon programlarına da katıldı, şarkı söyledi. Aile kökenleri İstanbul'un fethinden sonra Konya'dan Selanik'e göç etmiş ve savaş yıllarındaki zorluklar nedeniyle I. Dünya Savaşı sırasında İstanbul'a göç etmişti. Üç yaşındayken anne babasının ayrılığından sonra Barış Manço, babası ile yaşamaya başladı. Babasıyla birlikte sık ev değiştirdi ve Cihangir'de, Üsküdar'da, Kadıköy'de ve kısa bir süre için Ankara'da yaşadı. İlkokula abisi Savaş ve ailenin en küçük ferdi olan kız kardeşi İnci'nin de okuduğu Kadıköy Gazi Mustafa Kemâl İlkokulu'nda başladı. 4. sınıfı Ankara Maarif Koleji'nde okudu ve ilkokulu Kadıköy'deki başladığı okulda tamamladı. Yatılı olarak Galatasaray Lisesi'nin orta bölümüne devam etti. 1957'de amatör olarak müzikle ilgilenmeye başladı. 4 Mayıs 1959'da babasının ölümü üzerine Galatasaray Lisesi'nden ayrılarak, eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde tamamladı.1957'de amatör olarak müzikle ilgilenmeye başlayan Manço, 1958 yılında ilk grubu Kafadarlar grubunu kurdu. Ortaokul yıllarında kurulan bu grup rock'n roll coverları yaparken, Barış Manço'da ilk bestesi Dream Girl'ü bu dönemlerde yaptı ve Ankara'da küçük bir müzik ödülünün de sahibi oldu. İkinci grubu Harmoniler'de yine Galatasaray Lisesi'ndeki arkadaşları vardı. 1959'da Galatasaray Lisesi konferans salonunda ilk konserini verdi.Barış Manço ve Harmonilerin ilk 45'likleri Grafson şirketinden 1962 yılında yayınlandı. Barış Manço, Harmoniler ile 3 tane 45'lik yaptı. Bu 45'likler 1962 yılında yayınlanan Twistin Usa / The Jet ile Do The The Twist / Let's Twist Again ve 1963 yılında yayınlanan Çıt Çıt Twist / Dream Girl idi. Manço, liseyi bitirdikten sonra Türkiye'den ayrılıp Belçika'da öğrenim hayatını sürdürmek isteyince Harmoniler dağıldı.Barış Manço, 1963 yılının Eylül ayında Belçika Kraliyet Akademisi'nde yüksek öğrenim görmek için Türkiye'den ayrıldı ve Belçika'ya gitmeden önce karayoluyla bir kamyonla Fransa'nın başkenti Paris'e giderek daha önce konuştuğu ünlü Fransız şarkıcı Henri Salvador'la buluştu. Henri Salvador Barış Manço'nun Fransızcasını ve fazla kilosu nedeniyle dış görünüşünü yetersiz buldu ve anlaşma yapamayan Manço, Belçika'daki abisi Savaş Manço'nun yanına gitti. Belçika Kraliyet Akademisi'nde resim, grafik ve iç mimarlık eğitimi görürken bir yandan da garsonluk, otomobil bakıcılığı işlerinde çalıştı. Bu sırada Belçikalı şair André Soulac ile tanıştı. Soulac sayesinde Fransızcasını ilerletti ve yaptığı besteleri değerlendirme imkânı buldu. Soulac, Manço'nun bestelerine söz yazdı.1964'te müzik hayatına devam etmek isteyen Barış Manço Rigolo plak şirketiyle anlaşarak "Jacques Danjean Orkestrası" ile beraber çalışmaya başladı. Twist'ten Rock and Roll'a dönen Barış Manço'nun kayıt şartları da iyileşmiş oldu. 1964'ün Eylül ayında dört şarkılık Fransızca iki EP çıkardı. ilk EP'de Baby Sitter ve Quelle Peste, diğer EP'de Jenny Jenny ve Un auire amour que toi şarkıları yer aldı. Plakların başarısı sonucu Fransız radyosunda yayınlanan "Salut les copins" adlı pop müzik içerikli bir programa konuk oldu. Bu EP Türkiye'ye geldiğinde radyocular Manço'yu Fransız bir sanatçı olarak düşünüp sundular.12 Ocak 1965'te Fransa'da, Paris'in dünyaca ünlü en eski konser salonu Olympia'da Salvatore Adamo ve France Gall'den önce sahne alarak kendi bestesi olan Babysitter'ı daha sonra Jenny Jenny, Quelle Peste, Un autre Amour que toi ve Je veux savior adlı Fransızca ve ingilizce şarkılarını söyledi. Manço'nun sahne performansı Henri Salvador tarafından tebrik edildi. Aynı yıl Liège'de "Golden Rollers" adlı bir grupla konser verdi. 1966'da ise bir festivalde "The Folk 4" grubu ile Türk müziğinden örnekler sergileyerek dikkat çekti. Ancak Fransız bir müzisyenin Barış Manço'nun aksanını beğenmediği için onun plağının çalınmasını yasaklaması Barış Manço'yu derinden etkiledi ve Avrupa kariyerini sona erdiren nedenlerden biri oldu. Aynı yıl "L'Alba" adlı bir grup Barış Manço ve André Soulac tarafından yazılan ilk parçayı seslendirdi.1966'da Olympia'daki konser sırasında vahşi kedi anlamına gelen "Les Mistigris" adlı Belçikalı grupla tanıştı ve onlarla çalmaya başladı. Grupla beraber Fransa, Belçika, Çekoslovakya, Belçika, Almanya ve İsveç'te konser verdi. Sahibinin Sesi şirketiyle anlaşan Barış Manço, Les Mistigris ile birlikte 1966 yılında II Arrivera / Une Fille ve Aman Avcı Vurma Beni / Bien Fait Pour Toi 45'liklerini çıkardı. 1967'de Hollanda'da geçirdiği bir kaza yüzünden dudağında bir yarık oldu ve bıyık bırakmaya başladı.1967 yılının yaz aylarında yine Les Mistigris ile Türkiye'ye gelen Manço As Klüpte de bir konser verdi. Manço'nun Les Mistigris ile yaptığı son kayıtlar, 1967 sonlarına doğru bir EP'de toplanarak piyasaya sürüldü. Bu EP'de sonradan Kol Düğmeleri olarak bilinecek olan ve Manço'nun ilk Türkçe bestesi Bizim Gibi'nin yanı sıra Big Boss Man, Seher Vakti, Good Golly Miss Molly adlı şarkılar yer alıyordu. Ancak vize problemleri, yasal sorunlar ile uğraştıkları için Barış Manço ve Les Mistigris'in yolları ayrıldı. Türkiye'deki ilk psychedelic rock şarkıları Manço ve Les Mistigris grubuna aittir.Barış Manço Les Mistigris ile ayrıldıktan sonra 1968 başında Kaygısızlar grubu ile çalışmaya başladı. Genç gitaristler Mazhar Alanson, Fuat Güner, baterist Ali Serdar ve bas gitarist Mithat Danışan'dan oluşan grup daha önceden kendi konserlerini veren genç bir gruptu. Barış Manço'nun Kaygısızlar ile birleşmesi üzerine İngilizce olan parçalar eski haliyle bırakılmak üzere Türkçe eserler Kaygısızlar eşliğinde yeniden kaydedilerek yayınlanacaktı. Barış Manço'nun Sayan'dan çıkardığı bu ilk plakta Bizim Gibi adlı şarkı Kol Düğmeleri olarak yeniden kaydedilecekti.Barış Manço ve Kaygısızlar'ın Sayan'dan çıkardığı, Kol Düğmeleri / Big Boss Man / Seher Vakti / Good Golly Miss Molly parçalarını içeren bu ilk plak 1968'de yayınlayıp oldukça geniş bir popülarite elde etti. Manço'nun Liege kentinde eğitimine devam etmesi nedeniyle yaz aylarında bir araya gelebilen topluluk üçüncü 45'likleri Bebek / Keep Lookin'le birlikte psychedelic öğeleri Anadolu'nun mistizmiyle birleştirerek vermeye başladılar. Günümüzde yaygın algılanışı manevi değerlere zarar vermeyen bir popülist olan Manço, 68 yılında şarlatan, ukala bir beatnik olarak lanse ediliyordu. Barış Manço ise Kaygısızlar'la "Trip / Karanlıklar İçinde", "Kirpiklerin Ok Ok Eyle / Ağlama Değmez Hayat", "Kağızman / Anadolu", ve Paris'te doldurulan "Flower of Love / Boğaziçi" plaklarını yaptı. Psychedelic tınıların içerisine serpiştirdiği doğu müziğiyle kendine özgü bir east & west soundu oluşturdu. Aralıklarla plak çıkaran grup hem Anadolu temalarına, hem de doğu motiflerine yakınlığı ile bilinen yavaş yavaş yükselmekte olan psychedelic müzik akımından etkilendi. Barış Manço'nun Kaygısızlar ile yaptığı 45'liklerden Ağlama Değmez Hayat 1969 yılında 50.000'in üstünde satış yaparak Manço'ya ilk altın plağını kazandırdı. Manço, 1969 Haziran'ında Belçika Kraliyet Akademisi'ni birincilikle bitirdi ve İstanbul'a nişanlısı ile döndü.1969 yılı sonunda Kaygısızlar ile yollarını ayıran Manço. 1970 yılı itibariyle psychedelic rock'tan tipik anadolu pop sularına açıldığı bir yıl oldu. Kaygısızlar olmadan girdiği bu yeni yılda Barış Manço, Türkiye'de "...Ve" diye bilinen yurtdışında ise"Etc" adıyla lanse ettiği yeni bir grupla çalışmaya başlamıştı. Bu grup ile "Derule / Küçük Bir Gece Müziği" adlı plağı kaydeden Manço, bu grupla Türkiye'de Akdeniz ve Karadeniz bölgesini kapsayan bir turneye çıkmıştır.1970 yılının Kasım ayında, o güne kadar Batı enstrümanlarını kullanan Manço, Dağlar Dağları yayınladı. Barış Manço'nun gitarı ve Kemençe sanatçısı Cüneyd Orhon'un kemençesi ile kaydedilen şarkı, Barış Manço'nun sadece rock ile sınırlı kalmayan kendi müzik tarzının başlangıcıdır. 700.000'den fazla satan Dağlar Dağlar plağı Manço'ya kariyerindeki tek Platin Plak Ödülü'nü kazandırdı. Sayan Plak tarafından verilen ödülü sinema oyuncusu Öztürk Serengil, İstanbul Fitaş sinemasında Manço'nun bir konseri sırasında takdim etti.Dağlar Dağlar'ın başarısı ile Türk müziği piyasasında büyük ses getiren Barış Manço, 1970'te Türkiye'de ender görülen bir işe imza atıp zaten ünlü olan Moğollar ile güçlerini birleştirme kararı aldı. Çünkü iki grubun da hedefi, Türk müziği ile Avrupa'da ün kazanmaktı. Manço, o zamana kadar Batı etkisinde, Moğollar ise Anadolu pop tarzında müzik yapıyordu. Manço, bu konuyla ilgili bir röportajında şunları söylemiştir: "Artık biz bir bütünüz. Ne ben Moğollar'ın şarkıcısıyım, ne de onlar benim grubum. Yepyeni bir grup olduk. Adımız MançoMongol. Kafaca anlaşan, aynı fikir seviyesine gelmiş olan bizler, yaptıklarımızın daha iyi olması için, sesimizi bütün Dünya'ya kuvvetlice duyurabilmek için, başbaşa vermenin zamanı geldiğini anladık." Manchomongol adlı grubun ilk Türkiye konseri ise 1971 Nisan'ında Manço'nun Platin Plak ödül töreninde gerçekleşti. Mayıs ayına kadar olan süreçte Barış Manço Moğollar ile "İşte Hendek İşte Deve", "Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle" ve "Binboğanın Kızı"'nı kaydettiler. "İşte Hendek İşte Deve", de tıpkı Dağlar Dağlar gibi büyük beğeni topladı ve adını Barış Manço klasikleri arasına yazdırdı. Çıktıkları Anadolu turnesinin Kütahya ayağında Manço'ya göre uzun saçları yüzünden tehdit edildikten sonra tur otobüslerine dinamitle saldırı düzenlendi. Konserin hemen sonrasında meydana gelen patlamada kimse yara almadı. 1971'de kabakulak olan Barış Manço'nun hastalığının da etkisiyle Fransa'da çalışan bu grup, dört ay değişik yerlerde konserler verdikten sonra oradan ayrıldı. Manchomongol 1971'in Haziran ayında gruptaki anlaşmazlıklar ve Barış Manço'nun sağlık sorunları nedeniyle dağıldı.1971 ve 1972 yılları Barış Manço'nun birçok sanatçı ile çalışarak Kurtalan Ekspres'i kurma çalışmalarıyla geçti. 1971 yılında, 1969 Türkiye Güzellik Kraliçesi Azra Balkan ile nişanlandı. Nişan 1972'nin Mayıs ayında ayrılmalarıyla sonuçlandı. 1972'de Kıbrıs'a giderken asker kaçağı olarak yakalandı ve Belçika Kraliyet Akademisi diploması sayesinde yedek subaylık hakkı kazandı. Askerlik öncesi, 1972 yılı Şubat ayında, adını İstanbul'dan Güneydoğu'ya giden trenden alan Kurtalan Ekspres'i kuran Manço, 1972 Mayıs'ında grupla stüdyoya girerek "Ölüm Allah'ın Emri" ve "Gamzedeyim Deva Bulmam" adlı şarkıları kaydetti. Manço, Engin Yörükoğlu, Celal Güven, Özkan Uğur, Nur Moray ve Ohannes Kemer'in oluşturduğu orkestra ile Anadolu'da konserler verdi. Bu grupla kaydettiği Ölüm Allah'ın Emri ve Gamzedeyim Deva Bulmam şarkılarının yer aldığı ilk plağı 1972 yılının başında yayımladıktan sonra Barış Manço askere gitti. Türküola tarafından yayımlanan Barış Manço ve Kurtalan Ekspresin ilk plağı "Ölüm Allah'ın Emri-Gamzedeyim Deva Bulmam" adlı plakta Kurtalan Ekspres kadrosu şu şekildeydi; Ohannes Kemer (yaylı tambur, gitar), Nur Moray(davul), Engin Yörükoğlu(davul), Celal Güven(perküsyon), Özkan Uğur(bass), Nezih Cihanoğlu(gitar). 1972 yılının Mayıs ayı sonunda ise grup, veda konserini vererek Manço'yu askere uğurladı. Kurtalan Ekspres ise dağılmayacağını ve Manço'nun askerden dönmesini bekleyeceğini açıkladı.1972 yılının Nisan ayında altı ay süren Polatlı Topçu ve Füze Okul Komutanlığı’nda yedek subay öğrenciliğine başladı. Daha sonra topçu batarya takım komutanı asteğmen olarak bir yıl Edremit'te askerliğini yaptı. Bıyıklarını ve saçlarını kesen Manço, bundan sonra hep bıyıklı ve uzun saçlı olacaktı. Askerliği sırasında rahatsızlanması üzerine getirildiği Ankara Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi'nde fistül ameliyatı oldu. Polatlı'da ve Edremit'te orduevlerinde konserler verdi. Terhisine az bir süre kala Harbiye Orduevi'ne atandı. 19 ay 26 gün askerlik yapan Manço, bu sürede orduevi dışında sahne almadı.Barış Manço, eğitim dönemi biter bitmez konser ortamından uzak kalsa da plak ile dinleyiciye ulaşma yollarını denedi. Kurtalan Ekspres ile "Küheylan" ve "Lambaya Püf De" adlı şarkıları kaydederek uzaktan çekilmiş peruklu fotoğrafının bulunduğu bir zarfla piyasaya sürdü. Şubat 1973'te yayınlanmış olan Küheylan, Manço'nun isminin sağcıya çıkmasına neden olan ilk eserdi. Parçada geçen Aslıhan, Neslihan, özümüze dönelim gibi sözler Orta Asya özlemi olarak algılanmıştır. Bu plağı 1973 yılının Ağustos ayında yayınlanan, Manço'nun askerliğinin sonlarında tamamlamış olduğu Hey Koca Topçu/Genç Osman plağı takip etti. Genç Osman'ın da bir serhat türküsü olması Manço'nun ülkücü olarak eleştirilmesine neden olacaktı.Askerlik sonrası ilk konserini Ankara Dedeman Sineması'nda verdi. Askerlik sonrasında ilk defa bir gazinoda sahne almaya başladı. Ancak Ankara'daki Lunapark Gazinosu'nda sadece dört gün sahne aldı ve işi bıraktı. İşi bırakmasıyla ilgili "Programlarımızı çeşitli şekillerde kısıtlamak istediler, kabul etmeyip çıktık" açıklamasını yaptı. İlk video klibini yine bu dönemde Hey Koca Topçu parçası için çekti. Bu klipte Kurtalan Ekspres üyeleri Yeniçeri ve Mehter kıyafetleriyle, Barış Manço ise Mülâzim-i Evvel Barış Efendi olarak asker kıyafetiyle göründü. 70'lerin ortalarına doğru Cem Karaca solun Barış Manço ise sağın sembolü olarak görülüyordu. Ancak konserlerinde kendisine bozkurt işareti yapanlara biz sadece sizin için gelmedik buradaki herkes için geldik diyerek Hey Koca topçuyu istek yapanları sol yumruğunu havaya kaldırarak protesto edecekti.Barış Manço ve Kurtalan Ekspres 1974 yılı içerisinde "Nazar Eyle-Gülme Ha Gülme" adlı 45'liklerini kaydetti. Bu iki çalışma, hikayesi, sözü ve müziği Barış Manço tarafından yazılan Baykoca Destanı adlı bir konsept çalışmadan alınma şarkılar olmakla birlikte ilk etapta 45'lik olarak yayınlanmak zorunda kalındı. Daha sonra Nazar Eyle adlı çalışma, Baykoca Destanı'ndan çıkartıldı. Öte yandan Destan, Manço'nun etc. grubuyla yıllar önce kaydettiği "Gelinlik Kızların Dansı" gibi temalarla zenginleştirilerek 1975 sonlarına doğru bambaşka bir şekil alacaktı. Manço, o sene Hey Dergisi tarafından yılın erkek şarkıcısı seçildi. 1974 yılında Avusturalya turnesine çıkan Barış Manço ve Kurtalan Ekspres'in orada verdiği konserlerin kaydedilerek kaset olarak yayınlanması tasarısı hiçbir zaman gerçekleşmedi. Aynı yıl 27 Haziran'da İnönü Stadı'nda düzenlenen "Hey Müzik Festivali-74" kapsamında sahne aldı.1975 yılında Barış Manço'nun Kurtalan Ekspres ile birlikte hazırlamakta olduğu ilk uzunçalarına lokomotif olarak çıkarılan, bir yüzü askerde yazdığı "Ben Bilirim Ben Bilirim" bir yüzü ise gelmekte olan uzunçaların isim parçası olan enstrümantal "2023"’ten oluşan 45'lik yayınlandı. Aynı yıl bir yıllık bir çalışmanın ardından kariyerinin ilk uzunçaları olan 2023ü yayımladı. Manço'nun daha önceki psyhedelic rock ya da yakın dönemdeki Anadolu kökenli şarkılarından çok farklı olarak progressive rock denecek bir tarza sahip beş parçadan oluşan 13 dakikalık Baykoca Destanı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılına yazılmış senfonik bir eser olan 10 dakikalık "Kayaların Oğlu" ile "2023" ikilisi gibi epik eserlere sahip sıra dışı bir albüm olarak sanatçının diskografisinde yer aldı. Bu dönemde Barış Manço, kariyerinin tek sinema filmi Baba Bizi Eversene'de oynadı.1975 yılında Kurtalan Ekspreste Özkan Uğur'un gruptan ayrılması üzerine 1976'da eski Bunalımlar ve Erkin Koray elemanı Ahmet Güvenç gruba katıldı. Kurtalan'ın yeni klavyecisi ise Dadaşlar'dan gruba geçen Kılıç Danışman idi. O sene Barış Manço ve Kurtalan Ekspres, "Barış Manço'nun Yeni Plağı" adıyla bir 45'lik yayımladı. 45'liğin bir yüzünde "Rezil Dede", diğer yüzünde ise "Vur Ha Vur" yer almaktaydı. Rezil Dede" adlı parça, "Çay Elinden Öteye" adlı bildik Karadeniz türküsünün Barış Manço'nun esprili sözleriyle bir rock-komediye çevrilmiş haliydi. Vur Ha Vur ise "2023" uzunçalarının epik parçası Baykoca Destanı'ndan bir bölüm olan şarkının funk ve jazz-rock tınılı yeni bir düzenlemeyle elden geçirilmiş haliydi.1976'nın Mart ayında dünya çapında bir firma olan CBS ile anlaşan Manço, Baris Mancho ismiyle lanse edileceği ve Avrupa pazarına yönelik olarak tamamen İngilizce şarkılardan oluşacak olan proje için 1976 yılının sonuna kadar Kurtalan Ekspres ve 30 kadar Belçikalı müzisyen ile 4 bayan vokalistten oluşan Georges Hayes Orchestra'nın eşliğinde dönem teknolojisinin tüm olanaklarını kullanan bir stüdyoda Belçika'da çalıştı. 2 milyon tl'ye mal olan ve 1976 yılının sonlarına doğru Baris Mancho adıyla Avrupa'nın birçok yerinde satışa sunulan uzunçalar, Romanya ve Fas gibi doğu ülkelerinde liste başı olsa bile genel olarak beklediği başarıyı yakalayamadı. Albüm Türkiye'de ise 1977 yılının başında Nick the Chopper olarak yayınlandı ve büyük başarı elde etti.1977 yılında Barış Manço ve Kurtalan Ekspres'in 1972-1975 arasında 45'lik olarak yayınlanmış plaklarındaki şarkılardan oluşan Sakla Samanı Gelir Zamanı yayımlandı. Barış Manço ve Kurtalan Ekspres 1977'de 45 günlük bir Anadolu turnesine çıktı. Turnenin Balıkesir ayağında konser ekibi saldırıya uğradı ve grup üyelerinden Oktay Aldoğan ve Caner Bora yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Bu olaya rağmen turne devam etti ve tamamlandı. Aynı yıl CBS firmasının desteğiyle Londra'da Rainbow Tiyatrosu'nda Kurtalan Ekspres ile birlikte konser vererek İngilizce ve Türkçe şarkılarını seslendirdi. Konserden sonra karaciğer enfeksiyonu geçirdi ve karın boşluğunda bağırsağına yapışık bir tümör nedeniyle Belçika'da ameliyat oldu.Bir süredir sağlık problemleri nedeniyle müzikten uzak kalmış olan Manço, 1978 yılının Haziran ayında Türkiye'ye dönerek yeni plağını hazırlamaya başladı. 1975'te tanıştığı Lâle Çağlar ile 18 Temmuz 1978 tarihinde evlendi. Ohannes Kemer'in gruptan ayrılmasından sonra Kurtalan Ekspres'e Bahadır Akkuzu gitarist olarak girdi. Barış Manço ve Kurtalan Ekspres 1978 sonuna doğru yayınlanan Yeni Bir Gün adındaki yeni uzunçalarlarının tanıtım konserini 1978 yılının Aralık ayında Şan Sineması'nda verdikleri konser ile gerçekleştirdi. Barış Manço, albümde yer alan şarkılardan "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" ve "Aynalı Kemer İnce Bele"'yi 31 Aralık 1978 yılbaşı günü TRT'de seslendirdi. Barış Manço ve Kurtalan Ekspres 1979 yılı içerisinde TRT'de İzzet Öz'ün hazırladığı "Sihirli Lamba" adlı müzik programına da iki kez konuk olup albüm parçalarını tanıtmışlardır. Programda gösterilmek üzere bazı parçalara klip de çekilmiştir. "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa", "Bir Selam Sana", "Ne Ola Yar Ola", "Yeni Bir Gün" parçaları bunlardan bazılarıdır.Yeni Bir Gün, Barış Manço'nun uluslararası kariyer anlamındaki savaşı sırasında ihmal ettiği Türkiye cephesine dönüşünü ve yerini sağlamlaştırmasını sağlamıştır. Manço, pek çok röportajında bu dönemi yeniden doğuş ve ustalığa geçiş olarak nitelendirmiştir. 1979 yılnda Cem Karaca'nın Türkiye'de etkinliğini yitirmeye başlaması da Manço'nun yeniden doğuşunu hızlandıran önemli bir faktördü. Barış Manço, bu albümle progresif rock'ın Türkiye'deki en iyi örneklerinden birini verdi. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Aynalı Kemer gibi parçalar Barış Manço'nun halk deyişlerini kullanıp Türk müziğini, progressive müzikle başarıyla harmanlayarak bestelediği ve bu dönemde hit olan şarkılarındandır. Barış Manço, 1979 yılında Yeni Bir Gün adlı şarkısı ile Altın Kelebek Ödüllerinde yılın erkek sanatçısı unvanını kazandı. Bu şarkı ile ayrıca yılın bestecisi, yılın albümü ve yılın düzenlemesi ödüllerini de alırken Kurtalan Ekspres de yılın grubu ödülünü kazandı. 1979'da çıktığı Anadolu turnesinin tüm gelirini sağır ve dilsiz çocukların eğitimi ve tedavisi için bağışladı. Aynı yıl Hollanda, Belçika, İngiltere, Almanya'da ve Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin 5. Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri kapsamında Lefkoşa ve Magosa'da konserler verdi. Belçika'daki konserden dönerken 24 Ağustos 1979 tarihinde Edirne'de aracının lastiği patladı ve bir otomobille çarpıştı. Kazada bel kemiği çatlayan Manço, boynunda boyunluk belinde çelik korse ile dolaşmak zorunda kaldığından uzun süre sahnelerden uzak kaldı.1980 yılında Manço ilk kez başka bir sanatçıya beste verdi. Barış Manço’nun sipariş üzerine bizzat Nazan Şoray için yaptığı ve kaydında yine Kurtalan Ekspresin çaldığı ve 45lik olarak yayınlanan "Hal Hal" yılın şarkısı ödülünü kazanırken Nazan Şoray'a da altın plak kazandırdı. Manço o sene Bulgaristan Altın Orfe Müzik Festivali'ne katıldı ve Nick The Chopper ve Ben Bir Şarkıyım şarkılarıyla festivalde Bulgar şarkılarını en iyi yorumlayan şarkıcı dalında birinci seçildi.1980 yılının Eylül ayında Barış Manço sanat yaşamındaki 20. yılını "20. Sanat Yılı Disco Manço"yu yaparak taçlandırdı. Kasetin Almanya'daki Türk işçileri eliyle Türkiye'de korsanının çıkarılması ise Türkiye'de bu albümün plaklaştırılmaması için bahane oldu. Bu albüm kaset formatında Yeni Bir Gün uzunçalarından şarkılarla desteklenmiş, yeni kayıt olarak Eğri Büğrü ve Barış Manço'nun eski şarkılarının potbori olarak stüdyo ortamında Kurtalan Ekspres ile birlikte yeniden kaydedilmiş ve seslendirilmiş hali yer almaktadır. Manço, Kurtalan Ekspres'le beraber 8 Ekim'de Emek Sineması'nda ve 9 Ekim'da Suadiye Atlantik Sineması'nda olmak üzere "Özlenen Randevu" adıyla İstanbul'da iki konser verdi. 1980 Ekim'inde ise daha önce Nazan Şoray tarafından plak yapılmış olan Hal Hal arka yüzünde önce Disko Manço'da yer alan Eğri Büğrü ile birlikte 45 lik olarak yayınlandı. Bu plak 45lik olarak yayımlanan son Barış Manço & Kurtalan Ekspres plağıydı. Gerek Nazan Şoray yorumu gerek Barış Manço yorumu ile büyük ilgi gören şarkı 80lerin en popüler şarkıları arasında yer almasının yanı sıra bu takının Barış Manço ile özdeşleşmesini sağlayacaktı. 19 Mayıs 1981'de Barış ve Lâle Manço çiftinin ilk çocukları Doğukan Hazar Manço, Belçika'nın Liège şehrinde doğdu.Barış Manço 1981 yılının sonunda "Sözüm Meclisten Dışarı" albümünü yayınladı. Albümde yer alan "Arkadaşım Eşek" bir anda küçük büyük herkesin beğenisini kazandı. Fakat albümdeki 9 şarkıdan 6 tanesi TRT denetleme kuruluna takıldı. O tarihe kadar hemen hemen her şarkısı denetleme kurulundan geçen Barış Manço bu sefer TRT denetleme kurulundan sadece "Arkadaşım Eşek", "Şehrazat" ve "Dönence"'nin geçmesi üzerine 4 Kasım 1981 tarihinde albümdeki diğer şarkıların da radyoda ve tv de yayınlanabilmesi için TRT genel müdürü Macit Akman'ı ziyaret ederek albümün denetim kurlu tarafından tekrar değerlendirilmesini rica etti.Manço 1982 yılında iki kez TRT'de İzzet Öz'ün hazırladığı Teleskop programına katılarak, "Arkadaşım Eşek", "Şehrazat", "Dönence", "Ali Yazar Veli Bozar" ve "Hal Hal" şarkılarını seslendirdi. Arkadaşım Eşek ile birlikte "Ali Yazar Veli Bozar" gibi halk deyişlerine yer veren alışılagelmiş Barış Manço hitlerinin yanı sıra en başarılı Türk progressive rock şarkılarından biri olarak kabul gören "Dönence" ve Manço'nun günümüzde Dağlar Dağlar'dan sonra en popüler şarkısı olarak kabul edilen "Gülpembe"'nin yer aldığı Sözüm Meclisten Dışarı albümü ile birlikte Barış Manço 80'li yıllar boyunca devam edecek olan popülerliğinin doruk noktasına ulaştı. 1982 yılında önce Anadolu turnesi, daha sonra da Amerika konserleri ile büyük başarı elde etti. Manço, bu dönemde yurt dışında birçok TV programına konuk olarak katıldı, birçok ülkede konserler verdi. 28-29 Ekim 1982 tarihlerinde Almanya, Avusturya, İsviçre, Belçika ve Hollanda'da televizyon programlarına katıldı. Altın Kelebek ödüllerinde Türk pop müziği dalında 1982 yılının en iyi erkek sanatçısı seçilen Barış Manço 1983 Eurovision Şarkı Yarışması'nın TRT tarafından yapılan Türkiye elemelerine Kazma adlı şarkısıyla katıldı. Barış Manço favori olarak gösterilse de jüri tarafından ön elemede elendi ve "Aslında benim jürim elli milyondur. Esas kararı onlar verecektir. Döneceğim ve parçayı plak yapacağım. O zaman her şey ortaya çıkacak" açıklamasını yaptı.Barış Manço, 1983 yılının Temmuz ayında Estağfurullah... Ne Haddimize! albümünü yayınladı. Manço, bu albümle "Halil İbrahim Sofrası" ve "Kazma" gibi ahlaki sözler içeren şarkılarla zorlu bir dönem yaşayan Türk halkının sözcüsü oldu. Sanatçının 60'lı yıllarda önce Les Mistigris ile "Bizim Gibi" adıyla, daha sonrada Kaygısızlar ile kaydetmiş olduğu "Kol Düğmeleri", bu albümde Kurtalan Ekspres ile birlikte kaydedilen yeni düzenlemesiyle yer alıp büyük beğeni toplamıştır. 1984 Altın Kelebek ödüllerinde altıncı kez yılın erkek sanatçısı seçilen Manço, 1984 yılının Temmuz ayında ikinci oğlu Batıkan Zorbey Manço'nun doğumu ile ikinci kez baba olma sevincini yaşadı. 1985 tarihinde yayınlanan 24 Ayar albümü ile birlikte Barış Manço'nun soundu değişmeye başlamıştır. Synthesiser ve elektronik ritm ağırlıklı bir tarza sahip albüm, dönemin dünyada oldukça rağbet gören tarzları elekronik pop, synht pop ve new wave etkileşimiyle dikkat çekse de Türkiye'de o yılların en rağbet gören müziği taverna ve arabesk'ten de bir o kadar uzak durmaktaydı. Kurtalan Ekspres, o sırada askerde olan Bahadır Akkuzu dışında, Manço'nun 60'lı yıllardan arkadaşı ve Belçika'lı eski bir progresif rock grubu olan Recreation'ın lideri Jean Jacques Falaise ile birlikte bu albümde de Mançoya eşlik etmiştir. Jacques Falaise'in Kurtalan Ekspres'e farklı ve uyumlu bir sound anlayışı getirdiği bu albüm ustaca yazılmış sözler itibarıyla mutasavvıf bir üslubun benimsendiği "Dört Kapı" çocukların favorisi "Bugün Bayram", "Söyle Zalim Sultan" ve "Gibi Gibi" şarkılarıyla dikkat çekmeyi başardı. Manço'nun diğer albümlerinde de rastladığımız epik eserlerden biri de bu albümde bulunmaktadır. "Lahburger" adı altındaki parça batılılık ve doğululuk konusuna damga vurur. Manço, aynı yıl bir ameliyat geçirdi. Karın boşluğunda bulunan üç tane tümör başarılı bir ameliyat ile alınır.Barış Manço, 1986 yılı sonunda Değmesin Yağlı Boya albümünü yayınladı. 24 Ayar albümü ile başlayan müzikal değişim bu albüm ile kendini daha da belli etmekteydi ve Manço'nun grup müziğinden uzaklaştığı görülmekteydi. Şarkıların düzenlemeleri Garo Mafyan tarafından yapılan albüm, 80'lerin ruhuna uygun olarak elektronik pop efektleriyle süslenmiş bir albümdü. Manço bu dönemden itibaren şarkılarına çektiği video klipler ile bu alanda birçok sanatçıya öncü olmuştu. Manço, Değmesin Yağlı Boya albümünden birçok şarkısını kliplendirdi. Video klibi ile büyük ilgi gören "Süper Babaanne" ve adını Barış Manço klasikleri arasına yazdıran "Unutamadım" büyük ilgi gördü. Barış Manço, gelişen kayıt teknolojileri nedeniyle Kurtalan Ekspres'i albüm kayıtlarından çekmeyi düşünse de Kurtalan Ekspres ismini sahnede yaşatmaya devam etti. Ancak Caner Bora, Celal Güven ve Ahmet Güvenç'in(1991 yılında geri döndü) Kurtalan Ekspres'ten ayrılmaları ile grup klasik yapısını büyük ölçüde kaybetti. 1988 yılında, bir önceki albümde Barış Manço'nun müziğine giren Garo Mafyan'ı, Hüseyin Cebeci'nin yanı sıra klavyede Ufuk Yıldırım ve vokalistler Özlem Yüksek ve Yeşim Vatan takip etti. Kurtalan Ekspres'ten Bahadır Akkuzu'nun süpervisorlüğünü üstlendiği ve bu kadronun ürünü olan 1988 tarihli Sahibinden İhtiyaçtan ve 1989 tarihli Darısı Başınıza albümleri ile bu albümlerde yer alan "Domates Biber Patlıcan", "Kara Sevda", "Can Bedenden Çıkmayınca ve "Nane Limon Kabuğu" gibi hitler döneme damgasını vurdu. Barış Manço daha önceden ülkemizde öncüsü olduğu video klip çalışmalarına bu dönemde hız vermiştir. Sahibinden İhtiyaçtan ve Darısı Başınıza albümlerindeki bütün şarkılara klip çeken Manço eski hitlerinide kliplendirmeyi ihmal etmemiştir. Barış Manço, 1989 yılında Sezen Aksu ile birlikte yılın en başarılı pop müzik sanatçısı seçildi.1988 yılının Ekim ayında TRT 1’de çocuk ve aileye yönelik bir eğitim kültür ve eğlence programı olarak başlayan "7'den 77'ye" adlı televizyon programı, 1998 yılının Haziran ayında 378. kez ekrana gelerek Türk televizyonculuğunda ulaşılması zor bir rekoru kırdı. “Ekvatordan Kutuplara” isimli programında ekibiyle birlikte beş kıtada 100’den fazla değişik yöreye giderek 600.000 km.’ye yakın yol kat etti. Ayrıca “4 × 21 Doludizgin” adında bir talk-show programının yapımcılığını yaptı.2 Ocak 1975 tarihli Baba Bizi Eversene, sanatçının tek sinema filmidir. Barış Manço bu filmde başrol oynamış ve filmin müziklerini Kurtalan Ekspres ile beraber yapmışlardır. Sinan Çetin'in yönettiği 1985 yılı yapımı 14 Numara adlı filmin müziklerini yine Kurtalan Ekspres'le, 1982 yılı yapımı Çiçek Abbas filminin müziklerini de Cahit Berkay'la beraber yaptı. 1963 yılında Yeni Sabah Gazetesi'nde Sami Sibemol takma adıyla müzik içerikli yazılar yazdı. 1993 yılında Milliyet Gazetesi'nde Oku Bakiim başlığıyla konularını günlük hayattan alan köşe yazısı yazmaya başladı ve 1995 yılına kadar yazmaya devam etti. Ölümünden önce müzik hayatının 40 yılını kitap haline getirmeyi planlıyordu.1998 yılında turizm sektörüne girerek Muğla'nın Bodrum ilçesi Akyarlar köyünde Club Manço adında devre tatil ve otelden oluşan 600 kişi kapasiteli bir tatil köyü açtı. Tesisin açılışını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yapmıştır.31 Ocak 1999 gece saat 23:30 civarında İstanbul'un Moda semtindeki evinde kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı Siyami Ersek Göğüs-Kalp-Damar Cerrahisi Hastanesi'nde aynı gece saat 01:30'da hayatını kaybetti. Daha önce 1983 yılında bir kalp spazmı geçirmişti. 1991 yılında Devlet sanatçısı ünvanı aldığından dolayı  cenazesi için devlet töreni düzenlendi. Bu töreni, TRT, KANAL D, KANAL 6 canlı olarak kesintisiz yayınladı.  STV ve STAR televizyonları Manço Köşk'ten sevenlerinin düşüncelerini gün boyunca aralıksız paylaştı. Ayrıca STAR TV vefatın hemen öncesinde çekilen bir roportaj yayınladı. 3 Şubat 1999 tarihinde üzerinde Galatasaray bayrağı da bulunan Türk bayrağına sarılı naaşı Atatürk Kültür Merkezi'ne getirilerek tören düzenlendi, akabinde Levent Camisi'nde cenaze namazı kılındı ve Kanlıca'daki Mihrimah Sultan Mezarlığı'nda toprağa verildi. Mezarına "Gesi Bağları" yorumundan ötürü Kayseri'nin Gesi beldesinden getirilen toprak da kondu. Ölümünün duyulmasının ardından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve bazı siyasetçiler başsağlığı mesajı yayınladılar.     « Ayrıca sanatçı olduğumu da iddia etmiyorum. Ben öldükten sonra torunlarım ansiklopedilerde Barış Manço'yu "sanatçı" diye okurlarsa, galiba sanatçı olduğum da tescil edilmiş olacak. Geleceğe ne bıraktığınız önemli. Yoksa insan yaşarken kendi kendine "Ben sanatçıyım" dememeli. »    (Bir röportajı sırasındaki sözü)Barış Manço ölmeden önce müzik hayatının 40 yılını anlatan 40. yıl şarkısını bestelemişti. Ancak sözlerini yazamadan hayatını kaybetti. Bu şarkının da bulunduğu Mançoloji 1999 yılında yayımlandı ve 2,6 milyon satarak o yılın en çok satan albümü oldu. Daha sonra 2002 yılında Yüreğimdeki Barış Şarkıları adında bir anma albümü yayınlandı. 2006 yılında Barış Manço'nun anısını sürdürmek için "Barış Manço Rock Derneği" kuruldu.Manço'nun ölümüyle Kurtalan Ekspres yeni albüm çalışması yapmayarak yaklaşık iki yıl boyunca Barış Manço için düzenlenen birçok anma konserine katıldı. Önemli bir solisti kaybeden grup, 2003'ün Ekim ayında ilk solo albümü olan 3552'yi çıkardı.

http://www.ulkemiz.com/baris-manco-kimdir

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi

Adres: Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörlüğü PK:67100 İncivez/ZONGULDAK Telefon: 0372 257 40 10 Web: www.karaelmas.edu.tr/ Zonguldak Karaelmas Üniversitesi(ZKÜ),11 Temmuz 1992 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 3837 sayılı Kanunla Zonguldak'ta "Zonguldak Karaelmas Üniversitesi" adı ile kurularak 1 Ocak 1993 tarihinde tüzel kişilik kazanmıştır. Batı Karadeniz havzasındaki maden kömürünün yeterli teknik bilgiye sahip elemanlarca işletilebilmesi amacıyla Zonguldak'ta 1924 yılında bir Maden Mühendisi Mektebi kurulmuş ancak bir süre sonra kapatılarak yerine Maden Meslek ve Başçavuşları Okulu açılmıştır. 1949 yılında Maden Teknik Okulu haline dönüştürülen bu kuruluş 1961 yılında İstanbul'a taşınmıştır. Daha sonra 1962 yılında çıkarılan 165 sayılı "Zonguldak'ta yeni bir teknik okul açılması hakkındaki yasa" ile çalışmalar yeniden başlamış, bina inşaatları devam ederken bu teknik okul 1184 Sayılı Yasa ile Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi haline dönüştürülmüştür. 1184 Sayılı Yasaya göre Maden, Makina, Elektrik ve İnşaat Bölümlerini kapsayan akademi, 1981 yılında çıkarılan 41 sayılı kanun hakkında kararname ile Maden ve Makina Mühendisliği Bölümlerinden oluşan Mühendislik Fakültesi haline getirilmiş ve Zonguldak Mühendislik Fakültesi adı ile 20.07.1982 tarihinde Hacettepe Üniversitesi'ne bağlanmıştır. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'nin 3837 sayılı yasa ile kurulması üzerine yeni fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokulları açılmıştır. Batı Karadeniz Bölgesinde etkin bir yörede kurulmuş olan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Zonguldak ili ve çevre ilçelerinde halen işlerlik kazandırılmış 7 fakülte, 3 enstitü, 3 yüksekokul, 6 meslek yüksekokulu, 1 devlet konservatuvarından oluşan yapısıyla eğitim ve öğretimini sürdürmektedir. Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu Denizcilik İşletmeleri Yönetimi (Yüksekokul) Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hekimliği Ereğli Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği İlköğretim Matematik Öğretmenliği Okul Öncesi Öğretmenliği Okul Öncesi Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Sınıf Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Türkçe Öğretmenliği Türkçe Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Zihin Engelliler Öğretmenliği Zihin Engelliler Öğretmenliği(İkinci Öğretim) İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji(İkinci Öğretim) Biyoloji Kimya(İkinci Öğretim) Kimya Matematik(İkinci Öğretim) Matematik İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri İktisat(İkinci Öğretim) İktisat İşletme(İkinci Öğretim) İşletme Maliye(İkinci Öğretim) Maliye Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik (Fakülte) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Elektrik-Elektronik Mühendisliği İnşaat Mühendisliği Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Maden Mühendisliği Makine Mühendisliği Makine Mühendisliği(İkinci Öğretim) Çevre Mühendisliği(İkinci Öğretim) Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İkinci Öğretim) İnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim) Jeoloji Mühendisliği Tıp Fakültesi Tıp Zonguldak Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik (Yüksekokul) Fen-Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Türk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim) Türk Dili ve Edebiyatı

http://www.ulkemiz.com/zonguldak-karaelmas-universitesi

Coca-Cola Şirketini Kim Kurdu

Coca-Cola Şirketini Kim Kurdu

1892 yılında Asa Candler The Coca-Cola Company şirketini kurdu ve ürünü geliştirmek için çaba sarf etmeye başladı. 12 Mart 1894 tarihinde Coca-Cola ilk kez şişede satılmaya başlandı.

http://www.ulkemiz.com/coca-cola-sirketini-kim-kurdu

Afrika Menekşesi Nedir ve Özellikleri Nelerdir?

Afrika Menekşesi Nedir ve Özellikleri Nelerdir?

Afrika Menekşesi gerek bakım kolaylığı gerekse görünüşü ve özellikleri bakımından çokça kişi tarafından tercih edilen, yetiştirilen popüler bir süs çiçeğidir.

http://www.ulkemiz.com/afrika-meneksesi-nedir-ve-ozellikleri-nelerdir

Antibiyotik Direnci Daha Karmaşık Hale Geldi

Antibiyotik Direnci Daha Karmaşık Hale Geldi

Video kayıtlarının zaman bazlı fotoğrafları. Yeşil floresan proteini ile etiketlenmiş olan Staphylococcus bakterileri, kloramfenikol antibiyotiği için bir direnç geni ifade eder.

http://www.ulkemiz.com/antibiyotik-direnci-daha-karmasik-hale-geldi

Leylandi Özellikleri ve Yetiştiriciliği ( Cupressocyparis x leylandii )

Leylandi Özellikleri ve Yetiştiriciliği ( Cupressocyparis x leylandii )

Leyland selvi, sadece leylandii olarak adlandırılan Cupressus x leylandii, başta hedge ve taraklar olmak üzere bahçecilikte çokça kullanılan, hızla büyüyen, kozalaklı, yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Nispeten zayıf kültür bölgelerinde bile, bitkilerin 16 yılda 15 metreye (49 fit) yükseldiği bilinmektedir.

http://www.ulkemiz.com/leylandi-ozellikleri-ve-yetistiriciligi-cupressocyparis-x-leylandii-

Başbakan Yıldırım  “Bu ülke eğitimli insanların, eğitimli gençlerin omuzlarında yükselecek”

Başbakan Yıldırım “Bu ülke eğitimli insanların, eğitimli gençlerin omuzlarında yükselecek”

Başbakan Binali Yıldırım, Gülhane Külliyesi'nde düzenlenen Sağlık Bilimleri Üniversitesi Akademik Yılı Açılışı ve Fahri Doktora Tevdi Töreni'nde konuştu.

http://www.ulkemiz.com/basbakan-yildirim-bu-ulke-egitimli-insanlarin-egitimli-genclerin-omuzlarinda-yukselecek

Yaşar Kemal Kimdir

Yaşar Kemal Kimdir

Yaşar Kemal ( Doğum tarihi Kemal Sadık Gökçeli, 1923; Gökçedam, Osmaniye), Kürt asıllı Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Türk edebiyatının en önde gelen yazarlarından biridir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı ve kitaplarının yurtdışındaki baskısı yüz kırktan fazladır.Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir aileden dünyaya geldi. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde sadece Kürtçe köyde ise Türkçe konuşurdu. Ailesi, Birinci Dünya Savaşı'ndan dolayı Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşti. Beş yaşındayken, babasının camide öldürülüşüne tanık oldu. Orta okul döneminde çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.1978 yılındaki yaptığı bir söyleşide sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle işe koyulduğunu ve okula başladığında "yaşlı halk şairleriyle çakıştığını" anımsadığını belirtti. İlkokulun son sınıfındayken arkadaşı Aşık Mecit, çok iyi saz çalarken kendisi annesinden ötürü sazı "berbat" çalmaktaydı. Bunun nedenini şu sözlerle dile getirdi:    "Benim saz çalamamamın sebebi var, anam aşık olacağım da diyar diyar dolaşacağım diye saza, aşıklığa düşman olmuştu. Onun tek çocuğuydum ve gözünden ayırmıyordu beni. Okulda, düğünlerde bayramlarda beni hep Aşık Mecitle çakıştırırlardı. Aşık Mecitle Kadirlide bir kahvede bir gece sabaha kadar çakıştığımı şimdi iyice anımsıyorum."Ortaokuldan ayrıldıktan sonra folklor derlemelerine başladı ve 1940-1941 yılları arasında Çukurovadan ile Toroslardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı olan Ağıtlar, Adana Halkevi tarafından 1943 yılında yayınladı. 1944 yılında ilk hikâyesi Pis Hikâye'yi yayınladı. Bunu, Kayseri'de askerlik yaparken yazmıştı. Bebek, Dükkâncı, Memet ile Memet öyküleri 1950'lerde yayımlandı.Kemal Sadık Göğceli adı ile çeşitli yayımlarda yazarken Yaşar Kemal adını Cumhuriyet gazetesine girince kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü burada tefrika edildi.1947'de İnce Memed'i yazdı fakat yarım bıraktı ve 1953-54’te bitirdi. Romanı yazma nedeni eşkiya olan ve dağda vurulan amcasının oğlunun vurulması olduğunu 1987 yılındaki bir söyleşisinde belirtti. Ayrıca aynı söyleşide, çocukluğunun eşkiyalığın içinde geçtiğini, dayısının "en büyük" eşkiyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936'lara kadar beş yüze yakın eşkiya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı'nda Kadirli'yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu söyledi. Remzi Bey'in kendisine, ilk İnce Memed hikayesinde "Çakırdikeni" diye yer alan diken hikâyesini anlattı ve Yaşar Kemal'le "eşkıyalığın felsefesini" yaptı.Yaşar Kemal'in dünyada ilk kez yayımlanan eseri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye ve diğer dillere çevrildi.17 yaşından bu yana sosyalist politikanın içindedir. 1961 Anayasası'ndan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi'ne 1962'de katıldı. Emekçi sınıfının tamamen yönetime gelmesini isteyen Kemal, TİP'te sekiz yıl çalıştı ve yöneticilerden biriydi. 1987'deki bir söyleşisinde Türkiye'de bir Marksist partiye ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Aynı söyleşideki "Nasıl bir sol modelden yanasınız?" sorusuna, şu cevabı vermiştir:    "Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Sovyetlerin 70 yıldır yaşama geçmiş modelini kabul edemeyiz. Yüzde yüz bağımsızlıktır sosyalizm. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık... Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirlerini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."TİP'ten ayrılan yazar, nedenini partinin niteliğini yitirmesine, bürokratların eline geçmesine ve emekçilerden kopmasına bağladı. Sovyetler Birliği çökmesinin, sosyalizmin de çökmesi değil, tam tersine dünya sosyalizminin zaferi olduğunu 1993'teki bir söyleşisinde dile getirmiştir.« Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. »    Yaşar Kemal'in edebi çalışmalarında halka dönük bir düşünce hakim oldu ve bunu, bir yerde politik düşünce ile birleştirerek yürüttü. Yapıtlarıda halk şiirinde, epopelerde olduğu gibi insan değerlerinden kopmamaya çalıştı. Yaşar Kemal, siyasi görüşü ile sanatının paralel olduğunu, "halk ve doğa"ya inandığını, sanatının proletaryanın çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiştir.Ödülleri    1955 Gazeteciler Cemiyeti Başarı Armağanı (“Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” adlı röportaj dizisi ile)    1956 Varlık Roman Armağanı (İnce Memed ile)    1966 İlhan İskender Armağanı (Teneke’den aynı adla uyarlanan oyunu ile)   1966 Uluslararası Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü ("Yer Demir Gök Bakır" romanından Nihat Asyalı'nın sahneye uyarladığı, Yılmaz Onay'ın sahneye koyduğu “Uzun Dere” oyunu ile. Türkiye ödülü, Brezilya ile paylaştı.)    1974 Madaralı Roman Armağanı (Demirciler Çarşısı Cinayeti ile)    1977 Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Roman Ödülü (Yer Demir Gök Bakır ile)    1978 Fransa'da En İyi Yabancı Kitap Ödülü (Ölmez Otu ile)    1979 Fransa “Büyük Jüri” En İyi Kitap Ödülü (Binboğalar Efsanesi ile)    1982 Uluslararası Cino Del Duca Ödülü    1984 Fransız Legion d’Honneur Ödülü Commandeur payesi    1984 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü    1985 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü    1986 Orhan Kemal Roman Ödülü (Kale Kapısı ile)    1988 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü    1988 Fransa Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres Nişanı    1991 Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur Doktorası    1992 11. TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı    1992 Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorası    1993 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü    1994 Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Armağanı    1995 Morgenavissen Jylaand-Pösten Ödülü (Danimarka)    1996 Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü    1996 Kanın Sesi ile Akdeniz Yabancı Kitap Ödülü (Perpignan, Fransa)    1996 VIII Katalunya Uluslararası Ödülü (Barcelona, İspanya)    1996 Lillian Hellman/Dashiell Hammett Baskıya Karşı Cesaret Ödülü, İnsan Hakları İhlallerini İzleme Örgütü,(New York)    1997 Toplu eserleri için Premio Internazionale Nonino Ödülü, İtalya    1997 Kenne Vakfı Düşünce ve Söz Özgürlüğü Ödülü (Uppsala, İsveç)    1997 Norveç Yazarlar Birliği ödülü, Wole Soyinka ile ortak    1997 Frankfurt Kitap Fuarı Alman Yayıncalar Birliği Ödülü    1998 Frei Üniversitesi Berlin Fahri Doktora    1998 Bordeaux Yayıncılar Birliği Yabancı Edebiyat Ödülü    2002 Bilkent Üniversitesi Fahri Doktora    2003 Z. Homerus Şiir Ödülü    2003 Savanos Ödülü (Selanik)    2003 Türkiye Yayıncılar Birliği Yayıncılık Emek Ödülü.    2008 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük ödülü    2009 Çukurova Üniversitesi, Fahri Doktora    2011 Légion d'honneur    2013 Krikor Naregatsi Nişanı

http://www.ulkemiz.com/yasar-kemal-kimdir

Amasya’da Gezilecek Yerler

Amasya’da Gezilecek Yerler

Amasya, sahip olduğu tarihi yerleri ve muhteşem doğası ile birçok insanı kendine çekmektedir. Hem yurt içi hem de yurt dışından birçok turisti yıl boyunca ağırlamaktadır. Ayrıca hem eski konumu hem de şimdiki konumu itibari ile önemli yolların geçiş noktasında bulunmaktadır. Amasya’ da gezilmesi ve görülmesi gereken belli başlı yerler aşağıda sıralanmıştır.Amasya Kalesi: Konumu itibariyle Yeşilırmak’ ın çevresinde yer alan ve Hititler zamanında yapılmış, zamanla genişletilmiş Amasya’ nın ünlü kalesidir. İçinde birçok tarihi olayı ve eseri barındırmaktadır.Amasya Müzesi: Müzede Osmanlı, Bizans, Roma, Selçuklu ve Hitit dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. İçinde adeta tarihin kokusu yer almaktadır. Birçok yerde yapılan kazılarda çıkan eserler, Tunç seramikleri, Hitit Tanrı heykeli de bu müzede sergilenmektedir. Amasya Şehzadeler Müzesi: Amasya Harşena Kalesi’ ne yakın bir konumda, Yeşilırmak Nehri kıyısında, sur duvarları üzerine kurulmuş tarihi bir müze olmaktadır. İki katlı olan bu müze, 2008 yılında ziyarete açılmıştır. Selçuklu dönemine ait birçok desen ve motif Şehzadeler Müzesi’ nde sergiye açılmıştır.Amasya Köprüleri: Amasya’ nın 6 adet köprüye sahip olduğu bilinmektedir. Ancak sadece Kuş Köprüsü eski hali ile günümüze gelmiş olmakta ve eski hali ile kullanılmaktadır. Sultan Gıyaseddin tarafından yaptırılmıştır. Eski halini koruması ile ülkemizin de en önemli köprülerinden biri olmaktadır. Amasya’ da bulunan diğer köprüler sonradan eskilere benzetilerek yeniden yapılmaya çalışılmıştır.Amasya Hazeranlar Konağı (Etnoğrafya Müzesi): Türkiye’nin en önemli müzelerinden olan Etnoğrafya Müzesi, Hasan Talat Efendi tarafından yaptırılmıştır.Yukarıda sayılan önemli yerler dışında da birçok tarihi ve görsel mekanları bulunan Amasya, gelecek yıllarda önemli turizm merkezlerinden biri olacaktır. Yatırımcılar ve çeşitli devlet organları Amasya’ ya yatırım yaptığı ve tesislerini geliştirdiği taktirde tüm bu güzellikler daha da ön plana çıkarak Amasya’ nın ekonomisine büyük bir katkı sağlayacaktır.Türkiye’yi gezmeye karar verdiyseniz; duraklarınızdan biri de Amasya olmalı.http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/amasyada-gezilecek-yerler

II. BİYOLOJİ ÖĞRENCİ KONGRESİ 2016

II. BİYOLOJİ ÖĞRENCİ KONGRESİ 2016

Kocaeli Üniversitesi Biyoloji kulübü ( KoüBiyolojik) olarak Üniversitemizde geçensene bir ilki gerçekleştirdiğimiz öğrenci Kongresi'nin bu yıl 10-12 mart 2016 tarihinde Kocaeli Üniversitesi Prof. Dr. Baki Komşuoğlu Kültür ve kongre merkezi'nde yeniden gerçekleştireceğiz. Siz değerli biyoloji severleri de aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız. Kocaeli Üniversitesi Prof. Dr. Baki Komşuoğlu Kültür ve kongre merkezi Zooloji Sistematik Kök Hücre Biyolojik Çeşitlilik Moleküler Biyoloji ve Genetik Biyoteknoloji Botanik KATILIMCILARA SERTİFİKA VERİLECEKTİR. İLETİŞİM Melisa DEMİRBİLEK 0539 204 11 73 Gözde BUDAK 0539 288 22 25 Kübra DAĞCI 0534 585 15 35

http://www.ulkemiz.com/ii-biyoloji-ogrenci-kongresi-2016

II. Abdülhamid (1876 - 1909)

II. Abdülhamid (1876 - 1909)

Sultan İkinci Abdülhamid, 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi'dir. Annesi Çerkezdir. Sultan İkinci Abdülhamid çok küçük yaşta iken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadın yetiştirdi. Çocukluğunda çok zayıf bir bünyeye sahip olan Sultan İkinci Abdülhamid sık sık hasta olurdu. Babasının padişahlığı sırasında bu durumu yüzünden özel ilgi gördü. Çok hoşgörülü bir ortamda büyüdü. Kültür derslerinin yanında musiki dersleri aldı ve piyano çalmayı öğrendi. Bekârlığı sırasında çok serbest bir hayat yaşayan Sultan İkinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı Devleti'ni uyguladığı politikalarla 33 yıl ayakta tutmayı başarmış bir padişahtır. Hayırsever ve cömert bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine hazinede yeterli para bulunmadığı söylenince, atalarından kalma şahsî servetinden masrafları karşılamış, bunu devletten geri almamıştı. Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları sattırır ve parasını fakire fukaraya dağıttırırdı. Son derece şefkatli bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid'in kendisini öldürmek isteyenleri bağışlaması, dünya siyaset tarihinde ender rastlanan bir olaydır. Sultan İkinci Abdülhamid, kültüre önem vermiş ve eğitim konusunda hizmet verecek birçok mekân yaptırmıştır. Güzel Sanatlar Akademisi, Ticaret ve Ziraat Okulları kuran Sultan İkinci Abdülhamid, ilk ve orta dereceli okullar, dilsiz ve kör okulları, kız meslek okulları da yaptırmıştır. Vilâyetlere liseler, kazalara ortaokullar kurmuş, ilkokulları köylere kadar ulaştırmıştır. İstanbul'da Şişli Etfal Hastahanesi'ni ve Dârülaceze'yi kendi şahsi parasıyla yaptırdı. Hamidiye adı verilen içme suyunu borularla İstanbul'a getirtti. Karayollarını Anadolu içlerine kadar uzatan Sultan İkinci Abdülhamid, Bağdat'a ve Medine'ye kadar da demiryolları döşetmiştir. Büyük şehirlere atlı tramvay hatları yaptırmıştır.

http://www.ulkemiz.com/ii-abdulhamid-1876-1909

Yüzüncü Yıl Üniversitesi

Yüzüncü Yıl Üniversitesi

Adres: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü 65080 Kampüs / VAN Telefon: 0432 225 10 24 Web: www.yyu.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 20 Temmuz 1982 tarih ve 41 sayılı kanun hükmünde kararname ile kurulmuştur. Üniversite Van Gölü'nün kuzey kıyısında ve Erciş yolu 15. km'de yerleşmiştir. Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hekimliği Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği Biyoloji Öğretmenliği Fen Bilgisi Öğretmenliği Fen Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Fizik Öğretmenliği İlköğretim Matematik Öğretmenliği Kimya Öğretmenliği Matematik Öğretmenliği Okul Öncesi Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Tarih Öğretmenliği Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Türkçe Öğretmenliği Erciş İşletme Fakültesi İşletme(Erciş) Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Antropoloji Arkeoloji Coğrafya İngiliz Dili ve Edebiyatı Sanat Tarihi(İkinci Öğretim) Sanat Tarihi Sosyoloji Tarih Türk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim) Türk Dili ve Edebiyatı Fen Fakültesi Biyoloji(İkinci Öğretim) Biyoloji Fizik Kimya Matematik(İkinci Öğretim) Matematik Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat(İkinci Öğretim) İktisat İşletme(İkinci Öğretim) İşletme Kamu Yönetimi Kamu Yönetimi(İkinci Öğretim) İlahiyat Fakültesi İlahiyat İlahiyat(İkinci Öğretim) Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Gıda Mühendisliği İnşaat Mühendisliği Jeoloji Mühendisliği Kimya Mühendisliği Mimarlık Tıp Fakültesi Tıp Van Sağlık Yüksekokulu Ebelik (Yüksekokul) Hemşirelik (Yüksekokul) Veteriner Fakültesi Veterinerlik(İkinci Öğretim) Veterinerlik Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bitki Koruma Tarla Bitkileri Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Zootekni Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Mühendisliği

http://www.ulkemiz.com/yuzuncu-yil-universitesi

Çok Yaşa Einstein, Yine Haklı Çıktın! – Kütleçekim Dalgaları İlk Kez Gözlendi

Çok Yaşa Einstein, Yine Haklı Çıktın! – Kütleçekim Dalgaları İlk Kez Gözlendi

LIGO (Laser Interferometer Gravitational-Wave Observatory) 1992 yılında Caltech (California Institute of Technology – Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü) ve MIT (Massachusetts Institute of Technology-Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) ortaklığı ile, adına uygun bir şekilde kütleçekim dalgalarını gözlemleyebilmek ve dolayısıyla varlıklarını araştırmak için kuruldu. Zamanla birçok uluslararası bilimsel kuruluş fonlama ve araştırmalarda LIGO’ya destek vermeye başladı.

http://www.ulkemiz.com/cok-yasa-einstein-yine-hakli-ciktin-kutlecekim-dalgalari-ilk-kez-gozlendi

Gizli Sevenler Cemiyeti

Gizli Sevenler Cemiyeti

Ahmet Büke'den yeni "Sosyal Ayrıntılar"! Aşklara meftun, hikâyelerden mecnun bir mahalle... İki şey bizi hayatta tutar: Tokluk ve kararında hararet. Ben bunlara basarak suyun üstünde kaldım. Onların kökleri de bu iki ihtiyardaydı. İhtiyar diyorum ama yaşlılık halinin bir evre olduğunu büyüyünce anladım. Çocukken, ben dâhil herkesin ihtiyar olduğunu düşünüyordum: Dedem, babaannem, enginarlar, kediler, yıldızlar, güzel havalar ve arsız soğuklar hep yaşlıydı benim için. Sonra fark ettim ki, anneler ve babalar genç de oluyormuş aslında. Ölüm normalde daha geç gelen bir şeymiş. Oysa bizim evde hemen erişebileceğimiz yerdeydi. Zor günler için anılar biriktirmeyi küçüklükte öğrenen bir genç, Arap Hatçam Teyze, Berber Kâzım, gelip geçenler, konup göçenler... Öyküden öyküye atlanan bu mahallede, çatılar içine çöker, öyküler lodos yer ve hatta, klarnet bir dünyayı yıkabilir! Çağdaş edebiyatımızın öykü anlatıcısı Ahmet Büke'nin, ON8 Blog'daki "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adlı köşesinde her pazartesi yazdığı öyküler, ikinci kez kitaba dönüştü. Dünya Kitap 2015 Yılın Telif Kitabı Ödülü'nü kazanan İnsan Kendine De İyi Gelir ile başlayan yolculuk, Gizli Sevenler Cemiyeti'yle devam ediyor. Birbirinden komik, hüzünlü, tuhaf, hatta gerçekötesi, 24 öykünün derlenmesiyle hazırlanan seçki, yarayı da dermanı da içinde barındırıyor. (Tanıtım Bülteninden)

http://www.ulkemiz.com/gizli-sevenler-cemiyeti

Ülker Bisküvi Sanayi A.Ş kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Ülker Bisküvi Sanayi A.Ş kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Ülker, Ülker Bisküvi Sanayi A.Ş adıyla Sabri Ülker ve Asım Ülker tarafından 22 Şubat 1944'te kurulmuş gıda üreticisi şirket. Ülker ürünlerini 110 ülkeye ihraç etmektedir.

http://www.ulkemiz.com/ulker-biskuvi-sanayi-a-s-kim-kurdu-sektordeki-yeri-nedir-

“Diyette Posayı Artıralım”… derken?

“Diyette Posayı Artıralım”… derken?

Fazla kilolar hareketsiz bir yaşam ve sağlıksız beslenme sonucu ortaya çıkan pek çoğumuzun sıkıntısını çektiği kötü bir sonuç. Aslında bununla baş etmenin birçok yolu var. Beslenme uzmanları sofralara mümkün olduğunca lifli ve posalı yiyeceklerin girmesi gerektiğini söylüyor

http://www.ulkemiz.com/diyette-posayi-artiralim-derken

Lefter Küçükandonyadis Kimdir

Lefter Küçükandonyadis Kimdir

Lefter Küçükandonyadis (22 Aralık 1925; Büyükada, İstanbul - 13 Ocak 2012, İstanbul), forvet mevkinde forma giymiş Rum asılı Türk futbolcu ve teknik direktördür. Doğum adı Rumcada özgür anlamına gelen Elefterios olan futbolcu, kısaca Lefter olarak anılmaktadır. Aynı zamanda ordinaryüs lakabıyla da tanınmaktadır.Türk futbolunun en popüler futbolcularından biri olarak yıllarca alkışlanan Lefter, Fenerbahçe marşında da adı geçen sembol oyunculardandır. Fenerbahçe ile İstanbul Profesyonel Ligi'nde 2, Türkiye Şampiyonası'nda 3 kere şampiyonluk yaşadı. 13 Ocak 2012 tarihinde, tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi'nde 86 yaşında ağır zatürreye bağlı kalp yetmezliğinden vefat etmiştir22 Aralık 1925 tarihinde, Büyükada'dadaki Hamam Sokak'ta dünyaya geldi. Babası balıkçılık yapan Hristo, annesi ise Argiro idi. Doğum adı Eleftherios olan ve Panani'nin ardından ailenin ikinci erkek çocuğu olan Küçükandonyadis'in ailesi, 20. yüzyıl başında Arnavutluk'tan Büyükada'ya göçen Rum kökenli bir aileydi. Futbola Büyükada'da başladı. Taksim Spor Kulübü'nde yetişti. Taksim Kulübü yöneticileri kendisine lisans çıkartabilmek için 1941'de mahkeme kararıyla yaşını büyüttüler. Ancak bu sayede takımda oynayabildi. 2 yıl Taksim takımında yer aldı. 1943'te askere gitti, 4 yıl süren askerlikten sonra 1947'de İstanbul'a döndü ve Fenerbahçe kulübüne girdi. Buradaki futboluyla dikkat çeken Lefter, 3 Ekim 1951'de 17.500 liralık transfer ücretiyle İtalya'nın ACF Fiorentina takımına transfer oldu. 1 yıl da Fransa'nın OGC Nice takımında oynayan Lefter, 1953-1954 sezonundan itibaren yeniden Fenerbahçe'de top koşturmaya başladı. Aynı sezon, İstanbul Ligi'nde gol kralı olan Lefter, 1964'e kadar toplamda 17 yıl giydiği Fenerbahçe forması altında 400'ün üzerinde gol kaydederek erişilmesi güç bir rekora imza attı. Bu süre zarfında, Türk futbolunun efsaneleşen isimlerinden biri olarak tanındı. Golcülüğünden ötürü Ver Lefter'e, yaz deftere! sloganı onun için yaygın olarak kullanıldı. Futboldaki ustalığından, çalımlarından ve gollerinden ötürü Ordinaryüs sıfatıyla anıldı.Futbol yaşamında toplam 50 kez milli formayı giydi (46 kez A, 1 kez B, 3 kez 21 yaş altı). 1954 FIFA Dünya Kupası'nda forma giyen Lefter turnuvada 2 de gol attı. Türk futbolunda 50. Milli Maç altın madalyasını alan ilk futbolcu oldu. Milli takım formasıyla attığı 21 golle en çok gol atan milli oyuncu unvanını 33 yıl boyunca elinde tuttu, 9 kez de milli takım kaptanlığını yaptı.1964'te futbolu bıraktıktan sonra Yunanistan'ın Egaleo, Güney Afrika'nın SuperSport United, Türkiye'nin Samsunspor, Orduspor, Mersin İdman Yurdu ve Boluspor takımlarında teknik direktörlük yaptı.1966-67 sezonunda 2. Lig'de mücadele eden Mersin İdman Yurdu takımının başındaydı. Mersin İdman Yurdu o sezon Osman Arpacıoğlu'nun attığı 23 golle şampiyon olarak ilk kez 1. Lig'e yükselmiştir. O sezon 17 takımlı ligde oynadığı 32 maçta 63 gol atan kırmızı-lacivertliler rekor puanla ilk kez 1. Lig'e yükseldiler.1970 Kasım'ında, Naci Özkaya'nın görevinden ayrılması sonrasında Sivasspor teknik direktörlüğüne geldi. 1971 Haziran'ında ise görevinden ayrıldı.

http://www.ulkemiz.com/lefter-kucukandonyadis-kimdir

Yıldız Teknik Üniversitesi

Yıldız Teknik Üniversitesi

Adres: 34349 Beşiktaş - İstanbul Telefon: 0212 383 70 70 Web: www.yildiz.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yıldız Teknik Üniversitesi (en:Yıldız Technical University)(kısaca YTÜ), İstanbul'da bulunan yedi devlet üniversitesinden biridir ayrıca 1911'e uzanan tarihi ile Türkiye'nin en eski 3. üniversitesi ve en eski 2. teknik üniversitesidir. Türkiyenin en iyi ve en köklü üniversitelerinden biri olarak kabul edilir. Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği İngilizce Öğretmenliği Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Elektrik-Elektronik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Elektrik Mühendisliği Elektrik Mühendisliği(İkinci Öğretim) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik İstatistik Kimya Matematik Mütercim-Tercümanlık(Fransızca) Türk Dili ve Edebiyatı Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği(İkinci Öğretim) Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat İktisat(İkinci Öğretim) İşletme Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Çevre Mühendisliği(İkinci Öğretim) Harita Mühendisliği(İkinci Öğretim) Harita Mühendisliği İnşaat Mühendisliği İnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim) Kimya-Metalurji Fakültesi Biyomühendislik Kimya Mühendisliği Matematik Mühendisliği Matematik Mühendisliği(İkinci Öğretim) Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Metalurji ve Malzeme Mühendisliği(İkinci Öğretim) Makine Fakültesi Endüstri Mühendisliği Endüstri Mühendisliği(İkinci Öğretim) Makine Mühendisliği Makine Mühendisliği(İkinci Öğretim) Mekatronik Mühendisliği Mekatronik Mühendisliği(İkinci Öğretim) Mimarlık Fakültesi Mimarlık Şehir ve Bölge Planlama

http://www.ulkemiz.com/yildiz-teknik-universitesi

Ruhum Sana Emanet

Ruhum Sana Emanet

"İşte geldim. Koynumda aylarca biriktirdiğim karanlığımla geldim. Sunacağın aydınlığın her zerresine ihtiyacım var olarak geldim. Kendimi kaybettiğim dünyada, kaybetmenin mükâfatı sen ol diye geldim. Sana varmamın sınırını belirlercesine çizdiğin gözlerinin sürmesine sür beni diye geldim. Bundan sonra beni sen yaz diye dilemeye geldim. Bir telinden tutunmaya hazır olduğum saçlarınla tel tel tut beni diye geldim. 'İnsan güzeli neden arar' diye çırpındığım yerden, güzel olan sen ol, tut elimden çıkar beni diye geldim...Uyanışlarımın sabahında, üstüme kokun sinsin diye geldim. 'Uyan artık, kahvaltı hazır, git artık geç kalacaksın, gel artık özledim' de diye geldim."Denemeleriyle tanınan Mehmet Ercan bu kez bir romanla çıkıyor okurun karşınsa. Genç bir adamın "aşık oldum" diye yola çıkıp, kendini ve yaşamı sorgulayışını ele alıyor... Ruhum Sana Emanet, aşkın yakıcılığını ve acısını hissettirirken aslında daha derinlerde bir varoluşsal kaygının olduğuna ve onun yarattığı sancıların derinliğinde kendimizi bulacağımıza dikkat çekiyor. Asıl meselenin hedefe ulaşmak değil, hedef için yapılan yolcululuğun kendisi, yolun kendisi olduğunun altını çiziyor..."Damarımdan kanımı aldı, dingin aktım o an. Aklımdan fikrimi aldı. Kalbimden öfkemi, beklentilerimi aldı. Bütün sorularımı aldı. Bütün sorunlarımı aldı. Bütün nedenleri aldı benden. Vücudumdan sinirimi aldı. Gözlerimden yaşlarımı. Delice akan yaşlarımı aldı. Ses tellerime çocuk gibi ağlayışlarımı düşürdü. Ağladım. Çekinmeden ağladım. Doya doya ağladım. İçimi döke döke ağladım. Toparlanmak için dağıldım..." (Tanıtım Bülteninden)

http://www.ulkemiz.com/ruhum-sana-emanet

Çatı katı, tavan arası ve villalarınız için ahşap merdiven imalatı

Çatı katı, tavan arası ve villalarınız için ahşap merdiven imalatı

Sevgili arkadaşlar bu sayfamızda sizlere çatı katına veya tavan arasına çıkış için ahşap merdiven nasıl yapılır? Gerekli malzemeler nelerdir? kısaca anlatmaya çalışalım.

http://www.ulkemiz.com/cati-kati-tavan-arasi-ve-villalariniz-icin-ahsap-merdiven-imalati

Wolfram sendromu nedir

Wolfram sendromu nedir

Diabetik nöropati olmaksızın sağ gözünde optik atrofi olan Wolfram sendromlu hastanın sağ gözüWolfram sendromu ya da DIDMOAD, genetik geçişli nörodejeneratif nadir bir hastalık.Wolfram sendromu; juvenil başlangıçlı diabetes mellitus ve optik atrofi kombinasyonunda tanı alan bilinen bir hastalıktır. Diabetes insipidus (DI), diabetes mellitus (DM), optik atrofi (OA) ve nörosensoriyel işitme kaybı (Deafness = İngilizcede sağırlık) bu sendromda görülen hastalıklar olduğundan DIDMOAD olarak da anılmaktadır. İlk olarak Dr. Don J. Wolfram tarafından 1938 yılında tanımlanmıştır. Hastalığın patogenezi pek bilinmemekle birlikte genetik kökenli nörodejeneratif bir hastalık olduğu günümüzde anlaşılmıştır. Genetik geçişi hastaların çoğunda otozomal resesif olmakla beraber, mitokondriyal geçiş gösterilen hastalarda rapor edilmiştir.Genellikle, Tip I DM ve optik atrofi ilk 10 yıl içinde, sağırlık ve Dİ 10'lu yaşlar arasında ortaya çıkmakta; 20'li yaşlarında nefrolojik sorunlar, 30'lu yaşlarda ise multiple nörolojik anomaliler ortaya çıkmaktadır. Hastaların çoğunda tüm bu semptomlar hızla ilerlemektedir. Wolfram sendromu tanısı alan kişilerin %60'ı, 35 yaşından daha uzun yaşayamamakta ve genelde beyin sapının atrofisi sonucunda solunum yetmezliğinden ölmektedirler.Bu hastalıkta, özellikle hipotalamusun etkilenmesi nedeniyle DI gelişmekte, ayrıca genellikle bu hastalarda cinsiyet hormonlarının üretiminde sorun olması nedeniyle, hastalar ergenliğe geç girmektedir. Ayrıca bu hastalar genelde kısır olmaktadır. Ayrıca genetik taşıyıcı olarak adlandırabilceğimiz çok hafif seyreden kişilerde genellikle sadece geç başlangıçlı DM görülebilmekte, ve bu kişilerin çocukları bu sendrom açısından büyük risk altındadır. Bu nedenlerden ötürü Wolfram sendromlu çocuğu olan kişilerin, yeni çocuk düşünmeseler dahi, tüm aile bireylerinin genetik testten geçmesi önerilmektedir. Bununla beraber, DIDMOAD oldukça nadir görülen bir hastalık, olup Birleşik Krallık'ta prevelansı 1/770.000 canlı doğumdur.Kaynak:- Barrett TG, Bundey SE. Wolfram (DIDMOAD) syndrome. J Med Genet. 1997 Oct;34(10):838-41. PMID 9350817- Viswanathan V, Medempudi S, Kadiri M. Wolfram syndrome. J Assoc Physicians India. 2008 Mar;56:197. PMID 18697639?- d'Annunzio G, Minuto N, D'Amato E, de Toni T, Lombardo F, Pasquali L, Lorini R. Wolfram syndrome (diabetes insipidus, diabetes, optic atrophy, and deafness): clinical and genetic study. Diabetes Care. 2008 Sep;31(9):1743-5. Epub 2008 Jun 19. PMID 18566338?- Woolling KR. Wolfram syndrome: a tribute to Don J. Wolfram, M.D. [corrected] Indiana Med. 1989 Jul;82(7):548-9. Erratum in: Indiana Med 1989 Sep;82(9):705. PMID: 2666507

http://www.ulkemiz.com/wolfram-sendromu-nedir

Ulucak Höyüğü Kemalpaşa

Ulucak Höyüğü Kemalpaşa

Höyük, İzmir kent merkezinin ve Bornova İlçesi'nin doğusunda, Kemalpaşa'nın 7 km batı-kuzeybatısında, Bornova-Turgutlu-Ankara karayolunun 15. km'sinde yer almaktadır. Höyüğün denizden yüksekliği 220.86 metredir. Günümüzde höyüğün batı ve güneyinde Gediz Nehri’nin bir kolu olan Nif Çayı akmaktadır. Ulucak Höyüğü’nün hemen güneyinde Nif Dağı, kuzeyinde Spil Dağı yükselmekte olup höyüğün Ege Denizi’ne geçişi sağlayan Belkahve Geçidi’ne giden yolun üzerinde bulunduğu görülmektedir.Ulucak Höyüğü'nde yürütülen kazılar İzmir ve çevresi, Ege ve Güneydoğu Avrupa kültür tarihinin anlaşılması açısından önem taşımaktadır. Höyükteki kültür tabakaları özellikle tarihöncesi dönemlere ait yöre tarihi ile ilgili bilinmeyen birçok noktayı açığa çıkarmıştır.Höyükte birçok döneme ait kültürel tabakalar olmasına rağmen, bunların içinden en önemlisinin Neolitik Dönem tabakaları olduğunu vurgulamak gerekir. Neolitik Dönem'de Yakındoğu'da yerleşik yaşamın ilk izleri ve tarım-hayvancılığın başlangıç aşamaları ortaya çıkmıştır. Bereketli Hilal adı verilen bölgede MÖ 12.000-9.000 yıllarında insan toplulukları yerleşik yaşama geçerek ilk köyleri kurmuşlar, hem de çeşitli bitki ve hayvanları evcilleştirerek çiftçi yaşam biçiminin başlamasını sağlamışlardır. Neolitik Dönem içinde insan toplumları avcı-toplayıcı yaşam biçimini terk ederek çiftçiliğe dayalı köy yaşamının temellerini atmıştır. Yaşam biçimindeki bu temelden değişim kısa süre içinde Batı ve Doğu yönlerde yayılmaya ve benimsenmeye başlamıştır. Sözgelimi, 4000 yıl gibi kısa bir süre içinde tüm Avrupa'nın Neolitik yaşam biçimini benimsediği görülür. Çiftçiliğe dayalı köy yaşamının Batı Anadolu, Ege ve İzmir çevresinde tam olarak ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı yakın zamana kadar bilinmiyordu. Ulucak Höyüğü kazısı ile birlikte ve buradaki 1000 yıllık kültürel silsilenin ortaya çıkarılması sayesinde (ca. MÖ 7000-6000) İzmir çevresi ve Ege'deki neolitikleşme sürecinin nasıl ve ne zaman gerçekleşmiş olabileceği üzerine elimizde veriler birikmeye başladı. Bu veriler sayesinde sadece İzmir yöresinde ilk çiftçilerin nasıl köyler kurduğu konusunda değil, aynı zamanda bu çiftçilerin ve köy yaşamının Avrupa'ya nasıl yayıldığını da anlama imkânı bulduk. Bu anlamda Ulucak Anadolu, Yakındoğu ve Avrupa arasında kilit bir geçiş noktasını oluşturmaktadır. Elimizdeki veriler sayesinde şu anda Ulucak'a gelen topluluğun verimli ve sulak bir ova olan Kemalpaşa Ovası'nı bilinçli bir şekilde seçtiğini, burada buğday-arpa tarımı yaptığını, koyun-keçi, domuz ve sığır beslediğini, taş aletleri için gerekli hammaddeyi Ege Denizi'ndeki Melos Adası'ndan sağladığını ve dal-örgü evlerde yaşadığını, kırmızı boyalı tabanları olan özel binalar inşa ettiğini biliyoruz. Yürümekte olan kazılar Ulucak'ın ilk yerleşimcileri ile ilgili veriler de sağlayacaktır.Höyük ilk olarak 1960 yılında İngiliz araştırmacı David French tarafından bulunmuş ve yüzeyinden toplanan malzeme ışığında Neolitik döneme tarihlenebileceği önerilmiştir. 1986 ve 1987 yıllarında Recep Meriç başkanlığındaki bir ekip de höyüğü ziyaret ederek, yüzeyinden malzeme toplayarak değerlendirmişlerdir. Höyükte sistematik kazı çalışmaları 1995 yılında Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya anabilim dalı ve İzmir Arkeoloji Müzesi ortak katılımıyla, Altan Çilingiroğlu başkanlığında başlamıştır. Kazı çalışmaları halen sürmekte olup 1995- 2002 yılı buluntuları bir monografla 2004 yılında yayınlanmıştır (Çilingiroğlu et. al. 2004).2009 yılından başlamak üzere höyükteki kazılar TC Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç Dr. Özlem Çevik tarafından yerli ve yabancı uzmanların katılımıyla yürütülmektedir.Yapılan kazılar sonucunda şimdiye kadar höyükte beş farklı yerleşmenin temsil edildiği tespit edilmiştir. Aşağıda belirlenen kültür tabakaları ve bunların temsil ettiği çağlar belirtilmiştir:I. tabaka Geç Roma- Bizans dönemi II. tabaka Erken Tunç ÇağıIII. tabaka Orta/ Geç Kalkolitik IV. tabaka Geç Neolitik/Erken Kalkolitik V. tabaka Geç Neolitik VI. tabaka Erken NeolitikYerleşmede sürdürülen kazı çalışmaları sırasında alınan karbonlaşmış organik kalıntılar üzerinde gerçekleştirilen radyokarbon analizleri sonucunda, VI. yerleşmenin M.Ö. 7040-6660; V. yerleşmenin ortalama olarak M.Ö. 6400-6100 yıllarına; IV. tabaka ise 6000- 5800 yıllarına tarihlendiği ortaya çıkmıştır. Bu mutlak tarihler sayesinde höyükteki Neolitik Döneme ait kültürün 1000 yıl boyunca kesintisiz olarak devam ettiği görülmektedir. Höyükte henüz ana toprağa ulaşılmadığı için buradaki ilk yerleşimcilerin hangi tarihte Nif Ovası'na geldikleri bilinmemektedir.Geç Roma- Bizans dönemi kalıntıları, höyük yüzeyine yakın oldukları için erozyon ve tarımsal etkinlikler sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuştur. II. Tabaka olarak adlandırılan yerleşmeden ise (Erken Tunç Çağı’ndan) günümüze ulaşmış bazı binaların izlerine rastlanmıştır. Bunların yalnızca taş temel duvarları korunmuştur. Orta/ Geç Kalkolitik tabakaya ait olabilecek mimariye ise çok kısıtlı alanlarda rastlanılmış ve herhangi bir bina planı ortaya çıkmamıştır.Höyükte en iyi korunan kültür dolgularının Neolitik/ Erken Kalkolitik çağlarına ait olduğu görülmüştür. IV. yerleşmenin höyük yüzeyinde geniş alanda açığa çıkarılmış olması, söz konusu yerleşme ile ilgili edinilecek bilgilerimizin artmasına neden olmuştur. IV. yerleşme, taş temelli, dörtgen planlı kerpiç evlerden oluşmaktadır. Günümüzdeki geleneksel mimariye sahip köyler ile karşılaştırılabilecek bir yerleşmedir. Evler genelde tek mekanlı olmakla birlikte, bazı yapılarda bölmelere de rastlanmaktadır. Bazı evlerin önlerinde avlu denebilecek alanlar bulunmaktadır. Bunun yanında yerleşmede sokak olarak adlandırılan açık alanlar da yer almaktadır. Evler genel olarak birbirine bitişiktir ya da aralarında az bir mesafe bulunmaktadır. Yapıların içlerinde dönemin yaşantısı ile bize bilgi sağlayan birçok nesne ele geçmiştir. Bunlar arasında fırınlar, ocaklar, platformlar, tahıl depolama yerleri ile birçok çanak çömlek, taş alet, tezgah ağırlıkları, öğütme aletleri vs. sayılabilir. Tamamen günlük yaşama ışık tutan nesnelerin yanında figürinler, insan biçimli kaplar gibi arkeologlar tarafından daha çok topluluğun yaptığı törenlerle (inançlarla ilgili törenler, evlilik, ergenlik törenleri gibi) ilişkilendirilen nesneler de bulunmuştur. Bu nesnelerin bulunuş konumlarından, birbirleri ile olan ilişkilerinden ve etnografik çalışmalardan yararlanarak yerleşmede nerede hangi işlerin görüldüğünü belirlemek olasıdır. Ulucak’ın IV. yerleşmesi hem iyi korunduğu, hem de geniş alanlarda kazıldığı için bize MÖ 6. bin yılda bir Batı Anadolu yerleşmesinde günlük yaşamın nasıl olduğu gibi konularda olağanüstü bilgi sağlayabilecektir. Öte yandan, arkeolojik buluntulardan yola çıkarak Ulucak IV. yerleşmede yaşayan insan grubunun nasıl bir kültüre sahip olduğu, kültürün kökeni, çevre kültürlerle olan ilişkilerini, değiş-tokuş ağlarını da ortaya çıkarmak olasıdır. Yine bu insanların çevreyi nasıl değerlendirdikleri, hangi hammaddeleri kullandıkları, bunları nereden edindikleri, neler yedikleri, hangi hayvanları avladıkları, tahıllarını nasıl depoladıkları gibi önem taşıyan birçok konu da arkeolojik buluntular, arkeometrik, paleocoğrafya, arkeozooloji ve arkeobotani çalışmaları sayesinde açığa kavuşturulmaktadır. Örnek vermek gerekirse, Ulucak’ ta MÖ 6000 yılları civarında yaşayan topluluğun tek sıralı buğday ve altı sıralı arpa ektiğini, bunları yerleşmede kazılarda bulunan silolarda saplarından ayıklanmış olarak sakladığını bilmekteyiz (Megaloudi, 2005). Diğer yandan, koyun, keçi, domuz gibi evcil hayvanlara sahip oldukları ve en çok geyik avladıkları da bilinmekte (Trantalidou 2005).Ulucak Höyük’te V. tabaka olarak adlandırılan ve IV. yerleşmeye göre daha dar bir alanda açığa çıkartılan kalıntılar da oldukça önem taşımaktadır. Bu tabakayı bir üstekinden (IV.’den) ayıran en önemli özellik kullanılan mimari malzeme ve tekniktir. V. tabakada kerpiç tuğla kullanımı görülmemektedir. Bunun yerine ahşap direklerin belli aralıklarla toprağa saplandığı, aralarına olasılıkla ağaç dallarının örüldüğü ve kalan boşlukların da kil ile kapatıldığı bir mimari uygulama görülmektedir. Bu uygulamaya dal-örgü mimari adı verilmektedir (İngilizce: wattle-and-daub. Evler tek katlı dörtgen planlıdır; ancak duvarlar çok daha incedir. Bu tabakada yapılan kazılarda da evler içinde fırınlar, ocak yerleri, tahıl depolama birimleri, çalışma platformları ile birçok çanak çömlek, taş alet, dokuma ağırlığı, sapan tanesi vs. bulunmuştur. İnsan şekilli figürinler, idoller bu evrede de görülmektedir.Höyükte VI. tabaka olarak adlandırılan kültür katmanları 2008 senesi yılında açığa çıkarılmaya başlanmıştır. Bu katmanın en belirleyici özelliği kırmızı boyalı kireç tabanlara sahip olmasıdır. Neolitik Dönem içinde özellikle Suriye, Levant ve Orta Anadolu'da karşımıza çıkan kireçten sert ev tabanları döşeme geleneği, Batı Anadolu'daki topluluklar tarafından da benimsenmiştir. Yoğun işgücü, hammadde, teknolojik bilgi ve iş organizasyonu gerektiği için bu tipte özel tabanların bazı kamu ya da dinsel binalarda kullanıldığı düşünülmektedir. Ulucak Höyüğü'nde kırmızı boyalı kireç tabanların ortaya çıkmış olması bu açıdan önemlidir. Ayrıca bu tekniğin İzmir çevresinde uygulanmış olması bize Neolitik yaşam biçiminin Batı Anadolu, Ege ve Avrupa'ya yayılımı konusunda da bilgi verir niteliktedir. VI. tabakada bazalt öğütme taşları, çakmaktaşı dilgiler ve çeşitli kemik aletler bulunmuştur. Batı Anadolu’nun gerek mimari, gerekse küçük buluntuları açısından kültür tarihine ışık tutan ve en eski yerleşimlerinden birine sahip olan höyük, Bornova-Ankara karayolunun 15 km’sinde Kemalpaşa ilçesinin Ulucak Beldesindedir. Kazılara 1995 yılında başlanmış ve bugüne kadar yapılan kazılar sonucunda üç kültür katı tespit edilmiştir. Bunlar; en üstte Geç Roma, Erken Bizans yerleşmeleri altında Erken Tunç Çağı tabakaları ve en altta ise Geç Neolitik yerleşimine rastlanmıştır.     Höyüğün en eski tabakası olan Geç Neolitik’te fırın ve ocakları ile birlikte çoğunluğu günlük işlerde kullanılmak amacıyla yapılmış mekanlar ile ayrıca özel işleve sahip bölümleri de höyük üzerinde gözlenebilir. Kazılarda pek çok seramik kap ile birlikte çakmak taşından aletler, taştan silahlar, Anatanrıça figürinleri ve antropomorfik kaplar açığa çıkarılmış olup, bunların bir bölümü İzmir Arkeoloji Müzesi’nde teşhir edilmektedir. 

http://www.ulkemiz.com/ulucak-hoyugu-kemalpasa

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Adres: ÇANKIRI CAD. ÇİÇEK SOK. NO:3 ULUS / ALTINDAĞ / ANKARA Telefon: 0312 324 15 55 Web: www.ybu.edu.tr FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Ülkemizin 97. ve Başkentimiz Ankara'nın beşinci devlet üniversitesi olarak (27648 Sayı ve 21 Temmuz 2010 tarihinde?Resmî Gazete?yayımlanan karar uyarınca) 7 fakülte, 1 yüksekokul ve 4 enstitü ile 1 Konservatuarla kapılarını üniversite adaylarına açtı.? Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce) Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(İkinci Öğretim) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği(İngilizce) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği(İngilizce)(İkinci Öğretim) Makine Mühendisliği(İngilizce) Makine Mühendisliği(İngilizce)(İkinci Öğretim) Malzeme Mühendisliği(İngilizce) Malzeme Mühendisliği(İngilizce)(İkinci Öğretim) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik (Fakülte) Hukuk Fakültesi Hukuk Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat(İngilizce) Maliye(İngilizce) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi(İngilizce) Uluslararası İlişkiler(İngilizce) Tıp Fakültesi Tıp(İngilizce)

http://www.ulkemiz.com/yildirim-beyazit-universitesi

Tire Müzesi

Tire Müzesi

Müzede taşınır kültür varlıkları iki salonda teşhir edilmektedir. Arkeoloji salonunda M.Ö. 3500 ile M.S. 1100 yıllarına ait heykeller, mezar stelleri, mermer masa ayakları, mermer ve pi?mi? toprak lahitler, cam eserler, pi?mi? toprak ya? kandilleri, kronolojik syra ile sikkeler, bronz ya? kandilleri, elektron ve gümüş sikkeler ile pi?mi? toprak heykelcik parçaları ile çocuk heykelleri sergilenmektedir. Etnografya salonunda ise el yazması Kur'an-ı Kerim'ler, yazı takımları, erkek ve kadın ceketleri, karyola örtüleri (iplik ve sim i?li), çeyiz sandıkları, nalyonlar, hamam ve şifa tasları, gümüş kadın ziynet eşyaları, Avrupa kökenli olup Osmanlı Döneminde kullanılan seramikler, çeşitli dönem savaş aletleri, derviş ve zaviye eşyaları, Çanakkale seramikleri, tablolar, halılar, kilimler ve vitray pencereler sergilenmektedir.

http://www.ulkemiz.com/tire-muzesi

3. ULUSAL ÇEVRE KONGRESİ

3. ULUSAL ÇEVRE KONGRESİ

Çok Kıymetli Katılımcılar,Yerelden bölgesele, bölgeselden evrensele canlı ve cansızlar açısından çok büyük tehdit unsuru oluşturan çevre sorunlarının dünya ölçeğinde tartışılmasını hedefleyen Ulusal Çevre Kongresi“Turizm ve Çevre” ana teması ile Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Marmaris Turizm Meslek Yüksekokulu işbirliğiyle 30 Temmuz – 2 Ağustos 2016 tarihleri arasında Marmaris’te düzenlenecektir.Kirleticilerin ekosistemler üzerindeki tahribatı ve canlılar üzerindeki potansiyel risklerine, sınırsızca tahrip edilen geriye dönüşsüz bir biçimde yok olan çevrenin vazgeçilmez öğelerinin tespitine ve çevrenin korunmasına yönelik farklı ve alternatif çözüm odaklı analiz ve çalışmaların kongre kapsamında değerlendirilmesinin toplam çevre kalitesine ve sağlıklı ortamlara katkısı kaçınılmaz olacaktır.Yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir dünya hedefi, bilgi üretme ve paylaşma konusunun en önemli aktörleri olan bilim adamları, kamu ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşlarının bir arada olması ile gerçekleşebilir.Doğal, kültürel ve tarihi mirası ile yeşilin ve mavinin tüm tonlarını içerisinde saklayan Türkiye’nin cennet köşelerinden biri olan Marmaris’te, üretilen bilgilerin dünya ekosisteminin hizmetine ikram etmek üzere buluşmak dileğiyle, saygılarımızı sunarız.Prof. Dr. Arzu ÇİÇEKKongre Başkanıwww.cevrekongresi.gen.tr

http://www.ulkemiz.com/3-ulusal-cevre-kongresi


Novartis İlacı kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Novartis İlacı kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Novartis 1996'da çok uzun geçmişleri olan Ciba-Geigy ve Sandoz Laboratories'in birleşmesiyle oluşmuş ilaç şirketi.

http://www.ulkemiz.com/novartis-ilaci-kim-kurdu-sektordeki-yeri-nedir-

TÜRKİYE YAYILIŞ GÖSTEREN KUŞTÜRLERİ LİSTESİ

TAKIM : GAVIIFORMES (DALGIÇ KUŞLARI) 1. Familya : GAVIIDAE (DALGIÇKUŞUGİLLER) Gavia stellata (Pontoppidan, 1763) (Kızılgerdan Dalgıç) Gavia arctica (Linnaeus, 1758) (Karagerdanlı Dalgıç) Gavia immer (Brünnich, 1764) (Buz Dalgıcı) TAKIM : PODICIPEDIFORMES (YUMURTAPİÇLERİ) 2. Familya : PODICIPEDIDAE (YUMURTAPİÇİGİLLER) Tachybaptus ruficollis (Pallas, 1764) (Küçük batağan, Yumurtapiçi) Podiceps cristatus (Linnaeus, 1758) (Bahri) Podiceps grisegana (Boddaert, 1783) (Kızılboyunlu Batağan) Podiceps auritus (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Batağan) Podiceps nigricollis (Brehm, 1831) (Karaboyunlu Batağan) TAKIM : PROCELLARIIFORMES (FIRTINA KUŞLARI) 3. Familya : PROCELLARIIDAE (YELKOVANKUŞUGİLLER) Colanectris diomedea (Scopoli,1769) (Boz Yelkovan) Puffinus yelkouan (Acerbi,1827) (Yelkovan) 4. Familya : HYDROBATIDAE (FIRTINAKUŞUGİLLER) Hydrobates pelagicus (Linnaeus, 1758) (Fırtına Kuşu) TAKIM : PELECANIFORMES (KÜREKAYAKLI KUŞLAR) 5. Familya : SULIDAE (SÜMSÜKKUŞLARI) Sula bassa (Linnaeus, 1758) (Sümsük Kuşu) 6. Familya : PHALACROCORACIDAE (KARABATAKGİLLER) Phalacrocorax carbo (Linnaeus, 1758) (Karabatak) Phalacrocorax aristotelis (Linnaeus, 1758) (Tepeli Karabatak) Phalacrocorax pygmeus (Pallas, 1773) (Küçük Karabatak) 7. Familya : ANHINGIDAE Anhinga melanogaster (Pennant, 1769) (Yılanboyun) 8. Familya : PELECANIDAE (PELİKANGİLLER) Pelecanus onocrotalus (Linnaeus, 1758) (Akpelikan) Pelecanus crispus (Brunch, 1832) (Tepeli Pelikan) TAKIM : CICONIIFORMES (LEYLEKSİLER) 9. Familya : ARDEIDAE (BALIKÇILLAR) Botaurus stellaris (Linnaeus, 1758) (Balaban) Ixobrychus minutus (Linnaeus, 1758) (Küçük Balaban) Nycticorax nycticorax (Linnaeus, 1758) (Gece Balıkçılı) Ardeola ralloides (Scolopoli, 1769) (Alaca Balıkçıl) Bubulcus ibis (Linnaeus, 1758) (Sığır Balıkçılıl) Egretta garzetta (Linnaeus, 1758) (Küçük Ak Balıkçıl) Egretta alba (Linnaeus, 1758) (Büyük Ak Balıkçıl) Ardea cirenea (Linnaeus, 1758) (Gri Balıkçıl) Ardea purpurea (Linnaeus, 1758) (Erguvani Balıkçıl) 10. Familya : CICONIIDAE (LEYLEKGİLLER) Mycteria ibis (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Leylek) Ciconia nigra (Linnaeus, 1758) (Kara Leylek) Ciconia ciconia (Linnaeus, 1758) (Leylek) 11. Familya : THERESKIONITHIDAE (KELAYNAKGİLLER) Plegadis falcinellus (Linnaeus, 1758) (Çeltikçi) Geronticus eremitta (Linnaeus, 1758) (Kelaynak) Platalea leucorodia (Linnaeus, 1758) (Kaşıkçı) TAKIM : PHOENICOPTERIFORMES (FLAMİNGOLAR) 12. Familya : PHOENICOPTERIDAE (FLAMİNGOLAR) Phoenicopterus ruber (Linnaeus, 1758) (Flamingo) TAKIM : ANSERIFORMES (KAZSILAR) 13. Familya : ANATIDAE (ÖRDEKGİLLER) Cygnus olor (Gmelin, 1789) (Kuğu) Cygnus columbianus (Küçük Kuğu) Cygnus cygnus (Linnaeus, 1758) (Ötücü Kuğu) Anser fabalis (Latham, 1787) (Tarla Kazı) Anser albifrons (Scopoli, 1769) (Sakarca) Anser erythropus (Linnaeus, 1758) (Küçük Sakarca) Anser anser (Linnaeus, 1758) (Boz Kaz) Branta leucopsis (Bchstein, 1803) (Akyanaklı Kaz) Branta bernicla (Yosun Kazı) Branta ruficollis (Pallas, 1769) (Sibirya Kazı) Tadorna ferruginea (Pallas, 1764) (Angıt) Tadorna tadorna (Linnaeus, 1758) (Suna) Anas penelope (Linnaeus, 1758) (Fiyu) Anas strepera (Linnaeus, 1758) (Boz Ördek) Anas crecca (Linnaeus, 1758) (Çamurcun) Anas plathyrnchos (Linnaeus, 1758) (Yeşilbaş) Anas acuta (Linnaeus, 1758) (Kılkuyruk) Anas falcata (Büyük Çamurcun) Anas querquedula (Linnaeus, 1758) (Çıkrıkçın) Anas clypeata (Linnaeus, 1758) (Kaşıkgaga) Marmoronette (Anas) angustirostris (Yaz Ördeği) Netta rufina (Pallas, 1773) (Macar Ördeği) Aythya ferina (Linnaeus, 1758) (Elmabaş Patka) Aythya nyroca (Guldenstadt, 1760) (Pasbaş Patka) Aythya fuligula (Linnaeus, 1758) (Tepeli Patka) Aythya marila (Linnaeus, 1761) (Karabaş Patka) Somateria mollissima (Pufla Kazı) Clangula hyemalis (Telkuyruk) Melanitta nigra (Kara Ördek) Melanitta fusca (Linnaeus, 1758) (Kadife Ördek) Bucephula clangula (Linnaeus, 1758) (Altıngöz) Mergus albellus (Linnaeus, 1758) (Sütlabi) Mergus serrator (Linnaeus, 1758) (Tarakdiş) Mergus merganser (Linnaeus, 1758) (Büyük Tarakdiş) Oxyura leucocephala (Scopoli, 1769) (Dikkuyruk) TAKIM : FALCONIFORMES (YIRTICIKUŞLAR) 14. Familya : ACCIPITRIDAE (YIRTICIKUŞLAR) Pernis apivorus (Linnaeus, 1758) (Arı Şahini) Pernis ptilorhyncus Elanus caeruleus (Desfontaines, 1789) (Ak Çaylak) Milvus migrans (Boddaert, 1783) (Kara Çaylak) Milvus milvus (Linnaeus, 1758) (Kızıl Çaylak) Heliaeetus albicilla (Linnaeus, 1758) (Akkuyruklu Kartal ) Gypaetus barbatus (Linnaeus, 1758) (Sakallı Akbaba) Neophron percnopterus (Linnaeus, 1758) (Küçük Akbaba) Gyps fulvus (Hablizl, 1783) (Kızıl Akbaba) Aegypius monachus (Linnaeus, 1758) (Kara Akbaba) Circaetus gallicus (Gmelin, 1788) (Yılan Kartalı) Circus aeruginosus (Linnaeus, 1758) (Saz Delicesi) Circus cyaneus (Linnaeus, 1758) (Gökçe Delice) Circus macrourus (Gmelin, 1771) (Akçe Delice) Circus pygargus (Linnaeus, 1758) (Çayır Delicesi) Accipiter gentilis (Linnaeus, 1758) (Çayır Kuşu) Accipiter nisus (Linnaeus, 1758) (Atmaca) Accipiter birevipes (Severtzov, 1850) (Yoz Atmaca) Buteo buteo (Linnaeus, 1758) (Şahin) Buteo rufinus (Cretzschmar, 1827) (Kızıl Şahin) Buteo lagopus (Pontopiddan, 1763) (Paçalı Şahin) Aquila pomarina (Brehm, 1831) (Küçük Orman Kartalı) Aquila clagna (Pallas, 1811) (Büyük Orman Kartalı) Aquila nipalensis (Hodgson, 1833) (Bozkır Kartalı) Aquila heliaca (Savigny, 1809) (Şah Kartal) Aquila chrysaetos (Linnaeus, 1758) (Kaya Kartalı) Hieraaetus pennatus (Gmelin, 1788) (Küçük Kartal) Hieraaetus fasciatus (Vieillot, 1822) (Tavşancıl) Pandion heliaetus (Linnaeus, 1758) (Balık Kartalı) 15. Familya : FALCONIDAE (DOĞANGİLLER) Falco naumanni (Fleischer, 1818) (Küçük Kerkenez) Falco tinnuculus (Linnaeus, 1758) (Kerkenez) Falco vespertinus (Linnaeus, 1758) (Ala Doğan) Falco columbarius (Linnaeus, 1758) (Boz Doğan) Falco subbuteo (Linnaeus, 1758) (Delice Doğan) Falco eleonorae (Gene, 1839) (Ada Doğanı) Falco concolor (Temmnick, 1825) (Gri Doğan) Falco biarmicus (Temmnick, 1825) (Bıyıklı Doğan) Falco cherrug (Gray, 1834) (Ulu Doğan) Falco peregrinus (Tunstall, 1771) (Gök Doğan) TAKIM : GALLIFORMES (TAVUKLAR) 16. Familya : TETRAONIDAE (ÜRKEKLİKLER) Tettraogallus caspius (Gmelin, 1784) (Ürkeklik) Tettraogallus caucasicus (Kafkas kekliği) 17. Familya : PHASIANIDAE (TAVUKSULAR) Tetrao tetrix (Linnaeus, 1758) (Orman Horozu) Tetrao mlokosiewiczi (Dağ Horozu) Tetraogallus caspius (Ürkeklik) Alectoris chukar (Gray, 1830) (Keklik) Alectoris graeca (Kayakekliği, Taşkekliği) Ammoperdix griseogularis (Brandt, 1843) (Kum Kekliği) Francolinus francolinus (Linnaeus, 1758) (Turaç) Perdix perdix (Linnaeus, 1758) (Çil Keklik) Coturnix coturnix (Linnaeus, 1758) (Bıldırcın) Phasianus colchinus (Linnaeus, 1758) (Sülün) TAKIM : GRUIFORMES (TURNAMSILAR) 18. Familya : RALLIDAE (YELVEGİLLER) Rallus aquaticus (Linnaeus, 1758) (Su Kılavuzu) Porzana porzana (Linnaeus, 1758) (Benekli Sutavuğu) Porzana parva (Scopoli, 1769) (Bataklık Sutavuğu) Porzana pusilla (Pallas, 1776) (Küçük Sutavuğu) Crex crex (Linnaeus, 1758) (Bıldırcın Kılavuzu) Gallinula chloropus (Linnaeus, 1758) (Saztavuğu) Porphyrio porphyrio (Linnaeus, 1758) (Sazhorozu) Fulica atra (Linnaeus, 1758) (Sakarmeke) 19. Familya : GRUIDAE (TURNAGİLLER) Grus grus (Linnaeus, 1758) (Turna) Grus leucogeranus (Pallas, 1773) (Ak Turna, Rahibe Turnası) Anthropoides virgo (Linnaeus, 1758) (Telli Turna) 20. Familya : OTIDAE (TOYKUŞUGİLLER) Tetrax tetrax (Linnaeus, 1758) (Küçük Toy, Mezgeldek) Chlamydotis undutula (Jacquin, 1784) (Yakalı Toy) Otis tarda (Linnaeus, 1758) (Toy, Büyük Toy) TAKIM : CHARADIIFORMES (YAĞMURKUŞUGİLLER) 21. Familya : HAEMATOPODIDAE (DENİZ SAKSAĞANLARI) Haematopus ostralegus (Linnaeus, 1758) (Poyrazkuşu) 22. Familya : RECURVIROSTRIDAE (AVOZETKUŞUGİLLER) Himantopus himantopus (Linnaeus, 1758) (Uzunbacak) Recurvirostra avosetta (Linnaeus, 1758) (Kılıçgaga) 23. Familya : BURHINIDAE (KOCAGÖZGİLLER) Burhinus oedicnemus (Linnaeus, 1758) (Kocagöz, Çayırbalabanı) 24. Familya : GLARAELIDAE (BATAKLIK KIRLANGICIGİLLER) Cursorius cursor (Latham, 1787) (Çöl Koşarı, Koşar Sukuşu) Glareoala pratincola (Linnaeus, 1758) Glareola nordmanni (Fıscher, 1843) 25. Familya : CHARADRIIDAE (YAĞMURKUŞUGİLLER) Charadrius dubius (Scopoli, 1786) (Kolyeli Küçük Yağmurkuşu, Halkalı Küçük Cılıbıt) Charadrius hiaticula (Linnaeus, 1758) (Kolyeli Büyük Yağmurkuşu, Halkalı Cılıbıt) Charadrius alexandrinus (Linnaeus, 1758) (Akça Cılıbıt) Charadrius mongolus (Pallas, 1776) (Moğol Cılıbıtı) Charadrius leschenaultii (Büyük Cılıbıt, Çöl Yağmurkuşu) Charadrius asiaticus (Pallas, 1773) (Doğu Cılıbıtı, Asya Yağmurkuşu) Eudromias morinellus (Linnaeus, 1758) (Dağ Cılıbıtı, Dağ Yağmurkuşu) Pluvialis fulvus (Gmelin, 1789) (Küçük Altın Yağmurcun) Pluvialis dominica (Statius Müller, 1776) (Amerika Altın Yağmurcunu) Pluvialis apricaria (Linnaeus, 1758) (Altın Yağmurcun) Pluvialis squatarola (Linnaeus, 1758) (Gümüş Yağmurcun) Hoplopterus spinosus (Linnaeus, 1758) (Mahmuzlu Kızkuşu) Vanellus indicus (Büyükkızkuşu) Vanellus leucurus (Akkuyruklu Kızkuşu) Vanellus gregarius (Sürmeli Kızkuşu) Vanellus vanellus (Linnaeus, 1758) (Kızkuşu) Arenaria interpres (Linnaeus, 1758) (Taşçeviren) 26. Familya : SCOLOPACIDAE (ÇULLUKGİLLER) Calidris canutus (Linnaeus, 1758) (Büyük, Kumkuşu, Kırmızı Göğüslü Kumkuşu) Calidris alba (Pallas, 1764) (Ak Kumkuşu) Calidris minuta (Leisler, 1812) (Küçük Kumkuşu) Calidris temminckii (Leisler, 1812) (Sarıbacaklı Kumkuşu) Calidris ferrugina (Pontoppidan, 1763) (Kızıl Kumkuşu) Calidris alpina (Linnaeus, 1758) (Karakarınlı Kumkuşu) Limicola falcinellus (Pontoppidan, 1763) (Sürmeli Kumkuşu) Philomachus pugnax (Linnaeus, 1758) (Dövüşkenkuş) Lymnocryptes minimus (Brunnich, 1764) (Küçük Su Çulluğu) Gallinago gallinago (Linnaeus, 1758) (Su Çulluğu) Gallinago media (Latham, 1787) (Büyük Su Çulluğu) Limosa lapponica (Linnaeus, 1758) (Kıyı Çamur Çulluğu) Scolopax rusticola (Linnaeus, 1758) (Çulluk) Limosa limosa (Linnaeus, 1758) (Çamurçulluğu) Numenius phaeopus (Linnaeus, 1758) (Sürmeli Kervan Çulluğu) Nemenius teniurostris (Vielliot, 1817) (Küçük Kervan Çulluğu) Numenius arquata (Linnaeus, 1758) (Kervan Çulluğu) Tringa erythropus (Pallas, 1764) (Kara Kızılbacak) Tringa totanus (Linnaeus, 1758) (Kızılbacak) Tringa stagnatilis (Bechstein, 1803) (Bataklık Düdükçünü) Tringa nabularia (Gunnerus, 1767) (Yeşilbacak) Tringa ochropus (Linnaeus, 1758) (Yeşil Düdükçün) Tringa glareola (Linnaeus, 1758) (Orman Düdükçünü) Xenus cinereus (Sarıbacak) Actitis hypoleucos (Dere Düdükçünü) Actitis macularia (Benekli Düdükçün) Arenaria interpres (Linnaeus, 1758) (Taşçeviren) 27. Familya : PHALAROPIDAE (KUMKUŞUGİLLER) Phalaropus tricolor (Vielliot, 1819) (Büyük Deniz Düdükçünü) Phalaropus lobatus (Linnaeus, 1758) (Deniz Düdükçünü) Phalaropus flucarius (Linnaeus, 1758) (Kızıl Deniz Düdükçünü) 28. Familya : STERCORARIIDAE (YIRTICIMARTIGİLLER) Stercorarius pomarius (Temminck, 1815) (Kütkuyruklu Korsan Martı) Stercorarius parasiticus (Linnaeus, 1758) (Korsan Martı) Stercorarius longicaudus (Uzunkuyruklu Korsan Martı) Catharacta skua (Brunnich, 1764) Büyük Korsan Martı) 29. Familya : LARIDAE (MARTIGİLLER) Larus leucopthalmus (Kızıldeniz Martısı) Larus ichthyaetus (Pallas, 1773) (Büyük Karabaş Martı) Larus melanocephala (Temminck, 1820) (Akdeniz Martısı) Larus minutu (Pallas, 1776) (Küçük Martı) Larus ridibundus (Linnaeus, 1758) (Karabaş Martı) Larus genei (Breme, 1839) (İncegagalı Martı) Larus audouinii (Ada Martısı) Larus canus (Linnaeus, 1758) (Küçük Gümüş Martı) Larus fuscus (Linnaeus, 1758) (Karasırtlı Martı) Larus argentatus (Pontoppidan, 1763) (Kuzey Gümüş Martı) Larus cachinnans (Gümüş Martı) Larus armenicus (Doğu Martısı) Larus hyperboreus (Kutup Martısı) Larus marinus (Linnaeus, 1758) (Büyük Karasırtlı Martı) Rissa tridactyla (Linnaeus, 1758) (Karayaklı Martı) 30. Familya: STERNIDAE (DENİZKIRLANGICIGİLLER) Gelochelidon nilotica (Gmelin, 1789) (Gülen Sumru) Sterna caspia (Büyük Sumru) Sterna bengalensis (Tepeli Sumru) Sterna sandvicensis (Latham, 1787) (Karagagalı Sumru) Sterna hirundo (Linnaeus, 1758) (Sumru) Sterna paradisea (Pontopidan, 1763) (Kuzey Sumrusu) Sterna albifrons (Pallas, 1764) (Küçük Sumru) Chlidonias hybridus (Pallas, 1811) (Bıyıklı Sumru) Chlidonias niger (Linnaeus, 1758) (Kara Sumru) Chlidonias leucopterus (Temminck, 1815) (Akkanatlı Sumru) TAKIM : COLUMBIFORMES (GÜVERCİNLER) 31. Familya : PTEROCLIDAE (STEPTAVUKLARI) Pterocles senegallus (Benekli Bağırtlak) Pterocles orientalis (Linnaeus, 1758) (Bağırtlak) Pterocles alchata (Linnaeus, 1758) (Kılkuyruk Bağırtlak) Pterocles exustus (Kahverengi Karınlı Step Tavuğu) Syrrhaptes paradoxus (Pallas, 1773) (Falçatalı Bağırtlak) 32. Familya : COLUMBIDAE (GÜVERCİNGİLLER) Columba livia (Gmelin, 1789) (Kaya Güvercini) Columba oenas (Linnaeus, 1758) (Gökçe Güvercin) Columba palumbus (Linnaeus, 1758) (Tahtalı Güvercin) Streptopelia decaocta (Frivaldzsky, 1838) (Kumru) Streptopelia turtur (Linnaeus, 1758) (Üveyik) Streptopelia senegalensis (Linnaeus, 1758) (Küçük Kumru) TAKIM : PSITTACIFORMES (PAPAĞANLAR) 33. Familya : PSITTACIDAE (PAPAĞANGİLLER) Psittacula krameri (Yeşil Papağan) TAKIM : CUCULİFORMES (GUGUK KUŞLARI) 34. Familya : CUCULİDAE (GUGUK KUŞUGİLLER) Clamator glandarius (Linnaeus, 1758) (Tepeli Guguk) Cuculus canorus (Linnaeus, 1758) (Guguk) TAKIM : STRIGIFORMES (GECE YIRTICILARI) 35. Familya : TYTONIDAE (PEÇELİ BAYKUŞGİLLER) Tyto alba (Scopoli, 1769) (Peçeli Baykuş) 36. Familya : STRIGIDAE (BAYKUŞGİLLER) Otus brucei (Hume, 1873) (Çizgili İshakkuşu) Otus scops (Linnaeus, 1758) (İshakkuşu) Bubo bubo (Linnaeus, 1758) (Puhu) Ketupa zeylonensis (Gmelin, 1788) (Balık Baykuşu) Athene noctua (Scopoli, 1769) (Kukumav) Strix aluco (Linnaeus, 1758) (Alaca Baykuş) Asio otus (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Orman Baykuşu) Asio flammeus (Pontoppidan, 1763) (Kır Baykuşu) Aegolius fuenerus (Paçalı Baykuş) TAKIM : CAPRIMULGIFORMES (ÇOBANALDATANLAR) 37. Familya : CAPRIMULGIDAE (ÇOBANALDATANGİLLER) Caprimulgus europaeus (Linnaeus, 1758) (Çobanaldatan) TAKIM : APODIFORMES (SAĞANLAR, EBABİLLER) 38. Familya : APODIDAE (SAĞANGİLLER, EBABİLGİLLER) Apus apus (Linnaeus, 1758) (Karasağan) Apus pallidus (Shelley, 1870) (Bozsağan) Apus melba (Linnaeus, 1758) (Akkarınlı Sağan) Apus affinis (Linnaeus, 1758) (Küçük Sağan) TAKIM : CORACIIFORMES (KUZGUN KUŞLARI) 39. Familya : ALCEDINIDAE (YALIÇAPKINIGİLLER) Halcyon smyrnensis (Linnaeus, 1758) (İzmir Yalıçapkını) Alcedo atthis (Linnaeus, 1758) (Yalıçapkını) Ceryle rudis (Linnaeus, 1758) (Alaca Yalıçapkını) 40. Familya : MEROPIDAE (ARIKUŞUGİLLER) Merops persicius (Yeşil Arıkuşu) Merops supercillosus (Pallas, 1773) (Arıkuşu) Merops apiaster (Linnaeus, 1758) (Arıkuşu) 41. Familya : CORACIIDAE (KUZGUNGİLLER) Coracias garrulus (Linnaeus, 1758) (Gökkuzgun) Coracias benghalensis (Linnaeus, 1758) (Hint gökkuzgunu) 42. Familya : UPUPIDAE (ÇAVUŞKUŞUGİLLER) Upupa epops (Linnaeus, 1758) (İbibik, Hüthüt) TAKIM : PICIFORMES (AĞAÇKAKANLAR) 43. Familya : PICIDAE (AĞAÇKAKANGİLLER) Jnnx torquilla (Linnaeus, 1758) (Boyun Çeviren) Picus canus (Gmelin, 1788) (Küçük Yeşil Ağaçkakan) Picus viridis (Linnaeus, 1758) (Yeşil Ağaçkakan) Dyrocopus martius (Linnaeus, 1758) (Kara Ağaçkakan) Dendrocopos major (Linnaeus, 1758) (Orman Alaca Ağaçkakanı) Dendrocopos syriacus (Hemprich, ve Ehrenberg, 1833) (Alaca Ağaçkakan) Dendrocopos medius (Linnaeus, 1758) (Ortanca Ağaçkakan) Dendrocopos leucotos (Bechstein, 1803) (Aksırtlı Ağaçkakan) Dendrocopos minor (Linnaeus, 1758) (Küçük Ağaçkakan) TAKIM : PASSERIFORMES (ÖTÜCÜKUŞLAR) 44. Familya : ALAUDIDAE (TARLAKUŞUGİLLER) Ammomanes deserti (Linhtenstein, 1803) (Çöl Toygarı) Melanocorypha calandra (Linnaeus, 1758) (Boğmaklı Toygar) Melanocorypha bimaculata (Menetriies, 1832) (Küçük Boğmaklı Toygar) Melanocorypha leucoptera (Pallas, 1811) (Akkanatlı Toygar) Melanocorypha yeltoniensis (Forster, 1768) (Kara Toygar) Calandrella brachydactyla (Leisler, 1814) (Bozkır Toygarı) Calandrella rufescens (Vieillot, 1820) (Çorak Toygarı) Caladrella cheleensis (Asya Kısaparmaklı Toygarı) Galerida cristata (Linnaeus, 1758) (Tepeli Toygar) Lullula arborea (Linnaeus, 1758) (Orman Toygarı) Alauda arvensis (Linnaeus, 1758) (Tarlakuşu) Eremophila alpestris (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Toygar) 45. Familya : HIRUNDINIDAE (KIRLANGIÇGİLLER) Riparia riparia (Linnaeus, 1758) (Kum Kırlagıcı) Hirundo rupestris (Scopoli, 1769) (Kaya Kırlangıcı) Hirundo rustica (Kır Kırlangıcı) Hırundo daurica (Linnaeus, 1758) (Kızıl Kırlangıç) Delichon urbica (Linnaeus, 1758) (Ev Kırlangıcı) 46. Familya : MOTACILLIDAE (KUYRUKSALLAYANGİLLER) Anthus novaeseelandiae (Mahmuzlu İncirkuşu) Anthus campestris (Linnaeus, 1758) (Kır İncirkuşu) Anthus trivialis (Linnaeus, 1758) (Linnaeus, 1758) Anthus pratensis (Linnaeus, 1758) (Linnaeus, 1758) Anthus hodgsoni (Richmond, 1907) (Yeşilsırtlı İncirkuşu) Anthus cervinus (Pallas, 1811) (Kızıl Gerdanlı İncirkuşu) Anthus spinoletta (Linnaeus, 1758) (Dağ İncirkuşu Habitat) Motacilla flava (Linnaeus, 1758) (Sarı Kuyruksallayan) Motacilla citreola (Pallas, 1776) (Sarıbaşlı Kuyruksallayan) Motacilla cinerea (Tunstall, 1771) (Dağ Kuyruksallayanı) Motacilla alba (Linnaeus, 1758) (Ak Kuyruksallayan) 47. Familya : PYCNONOTIDAE (GRİ BÜLBÜLGİLLER) Pycnonotus xanthopygos (Arap Bülbülü) 48. Familya : BOMBYCILLIDAE (İPEKKUYRUKLULAR) Bombycılla garrulus (Linnaeus, 1758) (İpekkuyruk) Hypocolius ampelinus (Tırtılyiyen) 49. Familya : CINCLIDAE (SU KARATAVUKLARI) Cınclus cınclus (Linnaeus, 1758) (Derekuşu) 50. Familya : TROGLODYTIDAE (ÇİTKUŞLARI) Trglodytes troglodytes (Linnaeus, 1758) (Çitkuşu) 51. Familya : PRUNELLIDAE (BOZBOĞAZGİLLER) Prunella modularis (Linnaeus, 1758) (Dağ Bülbülü) Prunella ocularis (Radde, 1884) (Sürmeli Dağbülbülü) Prunella collaris (Scopoli, 1769) (Büyük Dağbülbülü) 52. Familya : TURDIDAE (ARDIÇKUŞUGİLLER) Cercotrichas galactotes (Temminck, 1820) (Çalı Bülbülü) Erithacus rubecula (Linnaeus, 1758) (Kızılgerdan) Luscinia luscinia (Linnaeus, 1758) (Benekli Bülbül) Luscinia megarhynchos (Brehm, 1831) (Bülbül) Luscinia svecica (Linnaeus, 1758) (Buğdaycıl) Irania gutturalis (Guerin - Meneville, 1843) (Taş Bülbülü) Phoenicurus ochruros (Gmelin, 1789) (Kara Kızılkuyruk) Phoenicurus phoenicurus (Linnaeus, 1758) (Kızılkuyruk) Saxicola rubertra (Linnaeus, 1758) (Çayır Taşkuşu) Saxicola torquata (Linnaeus, 1758) (Taşkuşu) Oenanthe isabellina (Temminck, 1829) (Bozkuyrukkakan) Oenanthe oenanthe (Linnaeus, 1758) (Kuyrukkakan) Oenanthe pleschenka (Lepechin, 1770) (Alaca Kuyrukkakan) Oenanthe hispanica (Linnaeus, 1758) (Karakulaklı Kuyrukkakan) Oenanthe deserti (Çöl Kuyrukkakanı) Oenanthe finschii (Heuglin, 1869) (Aksırtlı Kuyrukkakan) Oenanthe xanthoprymna (Hemprich ve Ehremberg, 1833) (Kızılca Kuyrukkakan) Oenanthe lugens (Lichtenstein, 1823) (Karasırtlı Kuyrukkakan) Oenanthe leucophyga (C.L. Brehm, 1831) (Aktepeli Kara Kuyrukkakan) Monticola saxatilis (Linnaeus, 1758) (Taşkızılı) Monticola solitarius (Linnaeus, 1758) (Gökardıç) Turdus torquatus (Linnaeus, 1758) (Boğmaklı Ardıç) Turdus merula (Linnaeus, 1758) (Karatavuk) Turdus pilaris (Tarla Ardıcı) Turdus philomelos (C.L. Brehm, 1831) (Öter Ardıç) Turdus iliacus (Linnaeus, 1758) (Kızıl Ardıç) Turdus viscivorus (Linnaeus, 1758) (Ökse Ardıcı) 53. Familya : SYLVIDAE (ÖTLEĞENGİLLER) Cettia cetti (Temmick, 1820) (Kamış Bülbülü) Cisticola juncidis (Rafinesque, 1810) (Yelpaze Kuyruk) Prinia gracilis (Lichtenstein, 1823) (Dikkuyruklu Ötleğen) Locustella naevia (Boddaert, 1783) (Çekirge Kamışçını) Locustella fluviatilis (Wolf, 1810) (Ağaç Kamışçını) Locustella luscinioides (Savi, 1824) (Bataklık Kamışçını) Accephalus melanopagon (Temmick, 1823) (Bıyıklı Kamışçın) Acrocephalus paludicola (Vieillot, 1817) (Sarı Kamışçın) Acrocephalus schenobaenus (Linnaeus, 1758) (Kındıra Kamışçını) Acrocephalus agricola (Jerdon, 1845) (Doğu Kamışçını) Acrocephalus dumetorum (Blyth, 1849) (Kuzey Kamışçını) Acrocephalus palustris (Bechstein, 1798) (Çalı Kamışçını) Acrocephalus scirpaceus (Hermann, 1804) (Sazbülbülü) Acrocephalus arundinaceus (Linnaeus, 1758) (Büyük Kamışçın) Hippolais pallida (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Ak Mukallit) Hippolais caligata (Lichtenstein, 1823) (Küçük Mukallit) Hippolais languida (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Dağ Mukallidi) Hippolais olivetorum (Strickland, 1837) (Büyük Mukallit) Hippolais icterina (Vieillot, 1817) (Sarı Mukallit) Hippolais polyglotta (Vieillot, 1817) (Kısakanatlı Sarı Mukallit) Sylvia cantillans (Pallas, 1764) (Bıyıklı Ötleğen) Sylvia mystacea (Menetries, 1832) (Pembe Göğüslü Ötleğen) Sylvia melanocaphala (Gmelin, 1789) (Maskeli Ötleğen) Sylvia melanothrax Tristram, 1872 (Pullu Ötleğen, Kıbrıs Ötleğeni) Sylvia rueppelli (Temminck, 1823) (Kara Boğazlı Ötleğen) Sylvia nana (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Çöl Ötleğeni) Sylvia hortensis (Gmelin, 1788) (Akdeniz Gözlü Ötleğen) Sylvia nisoria (Bechstein, 1795) (Cizgili Ötleğen) Sylvia curruca (Linnaeus, 1758) (Küçük Akdeniz Gerdanlı Ötleğen) Sylvia communis (Latham, 1787) (Akdeniz Gerdanlı Ötleğen) Sylvia borin (Boddaert, 1783) (Boz Ötleğen) Sylvia atricapilla (Linnaeus, 1758) (Kara Başlı Ötleğen) Phylloscopus trochiloides (Sundevall, 1837) (Yeşil Çıvgın) Phylloscopus inornatus (Blyth, 1842) (Sarı Kaşlı Çıvgın) Phylloscopus humei Phylloscopus orientalis Phylloscopus sibilatrix (Bechstein, 1793) (Orman Çıvgını) Phylloscopus lorenzii Phylloscopus collybita (Çıvgın) Phylloscopus trochilus (Söğütbülbülü) Regulus regulus (Linnaeus, 1758) (Çalıkuşu) Regulus ignicapillus (Temminck, 1820) (Sürmeli Çalıkuşu) 54. Familya : MUSCICAPIDAE (SİNEKKAPANGİLLER) Muscicapa striata (Pallas, 1764) (Benekli Sinekkapan) Ficedula parva (Bechstein, 1794) (Küçük Sinekkapan) Ficedula semitorquata (Hombron, 1885) (Alaca Sinekkapan) Ficedula albicollis (Temmink, 1815) (Halkalı Sinekkapan, Kolyeli Sinekkapan) Ficedula hypoleuca (Pallas, 1764) (Kara Sinekkapan) 55. Familya : TİMALIIDAE (BIYIKLI BAŞTANKARALAR) Panurus biarmicus (Linnaeus, 1758) (Bıyıklı Baştankara) 56. Familya : AEGITHALIDAE (UZUN KUYRUKLU BAŞTANKARALAR) Aegithalos caudatus (Linnaeus, 1758) (Uzun Kuyruklu Baştankara) 57. Familya : PARIDAE (BAŞTANKARAGİLLER) Parus palusturis (Linnaeus, 1758) (Kayın Baştankarası) Parus lugubris (Temminck, 1820) (Akyanaklı Baştankara) Parus ater (Linnaeus, 1758) (Çam Baştankarası) Parus caeruleus (Linnaeus, 1758) (Mavi Baştankara) Parus major (Linnaeus, 1758) (Büyük Baştankara) 58. Familya : SITTIDAE (SIVACIKUŞUGİLLER) Sitta krueperi (Küçük Sıvacıkuşu) Sitta europea (Linnaeus, 1758) (Sıvacıkuşu) Sitta tephronata (Büyük Kaya Sıvacıkuşu) Sitta neumayer (Kaya Sıvacıkuşu) 59. Familya : TICHODRAMADIDAE (DUVAR TIRMAŞIKLARI) Tichodrama muraia (Linnaeus, 1758) (Duvar Tırmaşık Kuşu) 60. Familya : CERTHIIDAE (AĞAÇ TIRMAŞIKLARI) Certhia brachydactyla (Brehm, 1820) (Bahçe Tırmaşıkkuşu) Certhia familiaris (Linnaeus, 1758) (Orman Tımaşıkkuşu) 61. Familya : REMIZIDAE (ÇULHA KUŞLARI) Remiz pendulinus (Linnaeus, 1758) (Çulhakuşu) 62. Familya : ORIOLIDAE (SARIASMAGİLLER) Oriolus oriolus (Linnaeus, 1758) (Sarıasma) 63. Familya : LANIIDAE (ÖRÜMCEKKUŞUGİLLER, ÇEKİRGEKUŞUGİLLER) Lanius ısabellinus (Ehrenberg, 1833) (Kızılkuyruklu Örümcekkuşu) Lanius collurio (Linnaeus, 1758) (Kızılsırtlı Örümcekkuşu) Lanius schach (Linnaeus, 1758) (Uzunkuyruklu Örümcekkuşu) Lanius minor (Gmelin, 1788) (Karaalınlı Örümcekkuşu) Lanius excubitor (Linnaeus, 1758) (Büyük Örümcekkuşu) Lanius senator (Linnaeus, 1758) (Kızlbaşlı Örümcekkuşu) Lanius nubicus (Lichtenstein, 1823) (Alaca Örümcekkuşu) 64. Familya : CORVIDAE (KARGAGİLLER, KUZGUNGİLLER) Garrulus glandarius (Alakarga) Pica pica (Linnaeus, 1758) (Saksağan) Nucifraga caryocatactes (Linnaeus, 1758) (Köknar Kargası) Pyrrhocorax graculus (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Dağkargası) Pyrrhocorax pyrrhocorax (Linnaeus, 1758) (Kızılgagalı Dağkargası) Corvus monedula (Linnaeus, 1758) (Küçük Karga) Corvus frugilegus (Linnaeus, 1758) (Ekin Kargası) Corvus corone (Linnaeus, 1758) (Leş Kargası) Corvus ruficollis (Lesson, 1833) (Çöl Kuzgunu) Corvus corax (Linnaeus, 1758) (Kuzgun) 65. Familya : STURNIDAE (SIĞIRCIKGİLLER) Sturnus vulgaris (Linnaeus, 1758) (Sığırcık) Sturnus roseus (Linnaeus, 1758) (Ala Sığırcık) Acridotheres tristis (Mayna) 66. Familya : PASSERIDAE (SERÇEGİLLER) Passer domesticus (Linnaeus, 1758) (Serçe) Passer hispaniolensis (Temmick, 1820) (Söğüt Serçesi) Passer moabiticus (Tristram, 1864) (Küçük Serçe) Passer montanus (Ağaç Serçesi) Carpospiza brachydactyla (Çöl Serçesi) Petronia xanthocollis (Burton, 1838) (Sarıboğazlı Serçe) Petronia petronia (Linnaeus, 1758) (Kaya Serçesi) Montifringilla nivalis (Linnaeus, 1758) (Kar Serçesi) 67. Familya : FRINGILLIDAE (İSPİNOZGİLLER) Fringilla coelebs (Linnaeus, 1758) (İspinoz) Fringilla montifringilla (Linnaeus, 1758) (Dağ İspinozu) Serinus pusillus (Pallas, 1811) (Kara İskete) Serinus serinus (Linnaeus, 1758) (Küçük İskete) Serinus citrinella (Alp İsketesi) Carduelis chloris (Linnaeus, 1758) (Florya) Carduelis carduelis (Linnaeus, 1758) (Saka) Carduelis spinus (Linnaeus, 1758) (Karabaşlı İskete) Carduelis cannabina (Linnaeus, 1758) (Ketenkuşu) Carduelis flavirostris (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Ketenkuşu) Carduelis flammea (Linnaeus, 1758) (Kuzey Ketenkuşu) Loxia curvirostra (Linnaeus, 1758) (Çaprazgaga) Rhodopechys sanguinea (Gould, 1838) (Alamecek) Rhodospiza obsoleta (Lichtenstein, 1823) (Boz Alamecek) Bucanetes mongolicus (Lichtenstein, 1823) (Doğu Alameceği) Bucanetes githagineus (Lichtenstein, 1823) (Küçük Alamecek) Carpodacus erythrinus (Pallas, 1770) (Çütre) Carpodacus rubicilla (Guldenstandt, 1777) (Büyük Çütre) Pyrrhula pyrrhula (Linnaeus, 1758) (Şakrakkuşu) Coccothraustes coccothraustes (Linnaeus, 1758) (Kocabaş) 68. Familya : EMBERIZIDAE (KİRAZKUŞUGİLLER) Plectrophenax nivalis (Linnaeus, 1758) (Alaca Kirazkuşu) Emberiza leucocephalos (Gmelin, 1771) (Akbaşlı Kirazkuşu) Emberiza citrinella (Linnaeus, 1758) (Sarı Kirazkuşu) Emberiza cirlus (Linnaeus, 1758) (Bahçe Kirazkuşu) Emberiza cia (Linnaeus, 1758) (Kaya Kirazkuşu) Emberiza striolata (Lichtenstein, 1823) (Gribaşlı Kirazkuşu) Emberiza cineracea (C.L. Brehm, 1855) (Boz Kirazkuşu) Emberiza hortulana (Linnaeus, 1758) (Kirazkuşu) Emberiza buchanani (Blyth, 1844) (Doğu Kirazkuşu) Emberiza caesia (Cretzschmar, 1828) (Kızıl Kirazkuşu) Emberiza rustica (Pallas, 1776) (Akkaşlı Kirazkuşu) Emberiza pusilla (Pallas, 1776) (Küçük Kirazkuşu) Emberiza schoeniclus (Linnaeus, 1758) (Bataklık Kirazkuşu) Emberiza bruniceps (Brant, 1841) (Kızılbaşlı Kirazkuşu) Emberiza melanocephala (Scopoli, 1769) (Karabaşlı Kirazkuşu) Miliara calandra (Linnaeus, 1758) (Tarla Kirazkuşu)

http://www.ulkemiz.com/turkiye-yayilis-gosteren-kusturleri-listesi

Apollon  Işık, Sanat, Şiir, Okçuluk, Hastalık ve Sağlık Tanrısı

Apollon Işık, Sanat, Şiir, Okçuluk, Hastalık ve Sağlık Tanrısı

Apollon (Yunanca: Απόλλων, Latince: Apollo), mitolojide müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısı, kehanet yapan, bilici tanrıdır. Aynı zamanda kahinlik yeteneğini diğer insanlara da transfer edebilir. Biseksüel yönüyle ağır basan Apollon'un mitolojideki eşi Kassandra olup Zeus ve Leto'nun oğlu, Artemis'in ikiz kardeşidir. Sarışın ve çok yakışıklıdır. Orijini Yunan olan Apollon, Roma mitolojisine Apollo ismiyle geçmiştir. Mitolojideki en önemli tanrılardan biri olan Apollon, Anadolu kökenlidir.Mitolojide kişiliğiDüşüncesi Hermes'in tanrısal gücüyle ikiye ayırdığı inek bağırsağını, kaplumbağa kabuğuna bağlama olan altın bir lir çalan Apollon müzler korosunun başıdır. Gümüş yayıyla oku en uzağa o atabilir ve okların tanrısıdır. Tıbbı insanlara o öğretmiştir, yine hekimliğin tanrısıdır. Asla yalan söylemez; ışığın ve gerçeğin tanrısıdır. Kutsal ağacı defne, hayvanları yunus, atmaca, kuğu ve kargadır. Lakapları okçu, "Likya'lı" ve Latince'de yırtıcı kuşlara ilişkin olarak kullanılan, "yırtıcı" anlamına gelen "Vulturus"dur.Yunan kültüründe yeriOlymposluları altın liriyle eğlendiren, çok uzaklara ok atabilen, hastaları iyileştiren, iyileştirme sanatını hastalara ilk öğreten gümüş yayın efendisi okçu Tanrı olarak Yunan şiirlerine geçmiştir. Aynı güneş ışınları gibi Apollon'un okları da hem hasta edici hem de iyileştiricidir. Her ne kadar ışıkla özdeşmeşmiş ise de, ilk ortaya çıktığında Apollon, güneş tanrısı değildir. Asıl yunan güneş tanrısı Helios'dur. Apollon ve Artemis'in, güneş-ay ile özdeşleşmesi daha sonradan gerçekleşmiş, özellikle Romalılar döneminde bu anlayış kuvvetlenmiştir.Orfe öğretisinde sezgi, ilham ve vicdanın sembolü olan Apollon'dan Yunan mitolojisinde kökeni Luvi dilinde ışık anlamına gelen, kurt anlamındaki “lyk” (Latincede lux biçimine dönüşmüştür) sözcüğünden türeyen "Lykya"'lı olarak söz edilir. Likyalı sıfatının Apollon adının aslı olduğu, bir iddiaya göre, Etrüsk dilinde bir ilahı belirtmek üzere kullanılan Aplu, Apulu ya da Aplum adıdır.Mitolojik Apollon kronolojisiYunan mitolojisinde Apollon'un yaptığı sayısız işlerden bazıları şunlardır:    Kutsal ağacının defne olması ile ilgili iki rivayet vardır. Bir nehir perisinin kızı olan Daphne adlı nympheye hayrandır. Fakat Daphne, bakire kalmaya yemin etmiştir. Peşine düşen Apollon'dan kaçabilmek için Artemis'ten kendisini saklamasını ister ve orada bir defne ağacına dönüştürülür. Onunla dalga geçtiği için Eros, iki tane ok hazırlar birinci oku altınla kaplamıştır ve atılan kişiyi sonsuz aşık edecek ikinci ok ise aşktan uzaklaştıran bir oktur. Altın kaplı ok Apollon'a diğer ok ise Daphne'ye gelmiştir. Apollondan kaçan Daphne yakalanacağını anlayınca babası Peneus'tan yardım ister ve babası da onu Defne ağacına dönüştürür bunun üzerine Apollon onu unutmayacağı üzerine yemin eder.    Apollon, adını Pythia adlı kahinelere verecek olan Python ejderini bir mağarada ya da yeraltı yarığında öldürür ve öldürdüğü yerde Trakyalı Orfe Delf inisiyasyonunu başlatır.    Zagreus’un kemiklerini Apollon Delf’e gömer: Zeus’un buyruğu üzerine Musaların (müzler) yardımıyla Zagreus’un parçalarını bir araya getirir. Dünya’nın merkezi yakınına gömer.    Hera'nın oyunuyla Hera, Athena, Poseidon ile birlikte Zeus'u tuzağa hapseder. Ancak Briareus'un yardımıyla tuzaktan kurtulan Zeus, Apollon'u Poseidon ile birlikte sürgüne yollar ve Truva kralı Laomedon tarafından surlarını örmeye cezalandırır. Surlar örülürken kendisi lirini çalarak kralın sürülerine göz kulak olur. İş bittiğine Laomedon belirlenen ücretini vermeyince ceza olarak şehre hastalık yayar.    Hermes’e sihirli bir altın asa verir. Hermes ateş çıkartabildiği bu asa sayesinde habercilerin efendisi olur.    Üç uçlu yabayla yaptığı bir hareketle yunusu göğe bir takımyıldız olarak yerleştirir.    Liri küçük bir çocuk olan Orpheus'a verir.    Kız kardeşi Artemis'in Orion ile beraber olmasını engeller.    Karısı Koronis'in sadakatsizliğini cezalandırmak kız kardeşi Artemis'i yollar. Oğlu Asklepius'u da yetiştirmesi için at adam Kheiron'a verir.    Artemis ile birlikte Niobe'yi kibri yüzünden cezalandırmıştır.    Flüt çalmaktaki becerisini kendisiyle kıyaslanan Marsias'ı yarışın sonunda bir ağaca bağlayarak diri diri derisini yüzer ve oyunu Marsias'tan yana kullanan Midas'ın kulaklarını da eşek kulaklarına çevirir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Apollon

http://www.ulkemiz.com/apollon-isik-sanat-siir-okculuk-hastalik-ve-saglik-tanrisi

Lakerda tarifi

Lakerda tarifi

Malzemeler:1-) İdeali toriktir. Mevsiminde her biri bir bucuk kiloya yakın iki adet palamut da olur.2-) Bir buçuk kilo kalın tuz,3-) Dereotu, defne yaprakları...4-) Çok keskin bir bıçak,5-) Bir iri, bir normal boy ataç,6-) Bol miktarda buzlu su...Yapılışı:1-) Her bir palamut çok keskin bir bıçakla anüs noktasının bir cm. kadar solundan kesilir. Kuyruk kısmı ayrı bir yere alınır. Anüs noktasının bir cm. solundan kesilmesinin nedeni daha sonra iç organları çıkartılırken kolaylık olsun diyedir,2-) Baş da yüzgeçlerin hemen sağından kesip ayrılır. Yüzgeçlerle baş arasındaki bölüm de bir dilim halinde kesilip kuyrukla birlikte ayrıca tavası yapılmak için ayrılır. Böylece lakerdası yapılmak için iki "takoz" elde edilir.3-) Her bir takoz üç eşit parçaya bölünür. Önce içleri boşaltılır ve yıkanır. Daha sonra ataçlar kullanılarak ilik kanalı boşaltılır. Bu kanallardan beyaz  yogan ipi gibi iliklerin mutlaka çıkartılması gerekir. Aksi halde bu noktalara tuz nufuz edemeyeceği için lakerdanız ağır kokar. Burada dikkat edilmesi gereken konu şudur: Takozlar dilimlenip de kesim tahtasına koyulduğunda her bir dilimde ortaya gelecek şekilde bir düğmeyi andıran iki kanal görülür. Birisi hemen görülecek şekilde kan kanalıdır. Ataşla bir iki karıştırılıp bol suda temizlenebilir. İkincisi ise  bel kemiğinin ortsındaki ilik kanalıdır.İkisinin arasında yarım santim kadar uzaklık vardır. Önemli olan ilik kanalının ataçla boşaltılmasıdır.4-) Son olarak da balığın içinde ve ortasındaki kan bölümü de bıçakla temizlenir. Yıkanır.Durulanır. Daha sonra palamut dilimleri buzlu suya bırakılır ve kanının tamamen akıtılması sağlanır.Balıkların buzlu suda 5-6 saat kadar tutulması gerekir. Saatte bir de buzlu su değiştirilir. Hiç kan kalmayınca balık dilimleri sudan alınır. İyice kurulanır.5-) Lakerda yapılacak kabın dibine bir santim kadar kalın tuz serilir. Beş,altı dal dereotu koyulur..Balık dilimleri tuza yerleştirilir.En üstlerine her birine gelmek üzere defne yaprakları da koyulduktan sonra her taraflarını kapatıp kaplıyacak şekilde iri tuz dökülür. İri tuz balıkların üstünü bir iki santim örtmelidir.6-) Hazırlanan lakerda kabı buzdolabına yerleştirilir. Beş altı gün sonra balıklar suyunu bırakmaya başlayacaklardır. Arada bir bu su dökülür. Balıklar su vermez hale gelince lakerdalar olmuş demektir. Dolapta geçecek oluşma süresi 25 gündür.7-) Sofraya sevisini lakerdalar olunca ayrıca anlatacağım. Fikret ESMEROK

http://www.ulkemiz.com/lakerda-tarifi

Pınar Süt Mamulleri Sanayi A.Ş. Kim Kurdu ? Ne zaman kurdu?

Pınar Süt Mamulleri Sanayi A.Ş. Kim Kurdu ? Ne zaman kurdu?

Pınar, Yaşar Holding AŞ, adı ile Türkiye’de faaliyet gösteren şirketler topluluğu altında kurulmuş bir markadır.

http://www.ulkemiz.com/pinar-sut-mamulleri-sanayi-a-s-kim-kurdu-ne-zaman-kurdu

Kuş ve Doğa Fotoğrafçılığı

Fotoğrafik Donanım Fotoğrafa yeni başlayanlar için piyasadaki seçeneklerin fazlalığı büyük bir kaybolmuşluk ve şaşkınlık yaratabilir. Bu psikoloji içinde ve arkadaşlardan alınan duyumlarla bilinçsiz seçimler yapabiliriz. Ancak fotoğraf malzemelerinin pahalı olması yanlışlardan dönmeyi zorlaştırır. Bu yüzden seçimimizi bilinçli yapmak büyük önem taşır. Teknoloji süratle gelişmekte olduğundan, son yenilikleri içeren modelleri seçmekte yarar vardır. İyi fotoğraf çekmek için iyi bir fotoğrafçı oluncaya dek yüksek teknolojili malzemelerin sağladığı avantajlardan yararlanmak hayatı kolaylaştıracaktır. Analog Fotoğraf Makineleri Özellikle küçük boyutları, taşıma kolaylığı ve değiştirilebilir lens (objektif) sistemi yüzünden 35mm SLR kameralar (fotoğraf makineleri) doğa fotoğrafçılarının tercih sebebidir. Büyük format (6x6 cm gibi) kameralara oranla daha küçük ve hafif olan 35mm SLR kameralar kayalık alanlarda tırmanırken veya sulak alanlarda ilerlerken hareket yeteneğinizi sınırlamayacak ve sizi yormayacaktır. Diğer taraftan, çoğu zaman bu kameraların içinde bulunan sarma motorları, saniyede 4-5 kare film sararak örneğin bir kuşun kanat çırpma aşamalarını film üzerine ard arda kaydetmenize olanak sağlayacaktır. Gene bu özellik sayesinde uzaktan kumanda aygıtları kullanarak veya sehpa üzerinde (makineye el sürmeden) deklanşör kablosu ile çekim yapmak mümkün olacaktır. Fotoğrafta görülen EOS5 in sarma motoru ve ayna refleksi olağanüstü sessizdir. Kuşlar ve diğer hayvanlar sese karşı aşırı duyarlı olduklarından ilk kare çekimden sonra korkup kaçabilirler, bu açıdan kullanacağınız makinenin sessiz olması önem taşımaktadır. Otomatik netleme yapan (AF) makinalar, netleme hatalarınızı en aza indireceğinden bu tip kameraları seçmenizde fayda vardır. Dijital Fotograf Makineleri Dijital sistemleri tercih edenler için yukarıda tavsiye edilen 35 mm SLR analog kameraların eşdeğeri dijital SLR kameralardır. Dijital kameralar sizleri film ve banyo (tab) masraflarından kurtaracak, çektiğiniz fotografı anında görmenizi sağlayacak, beğenmediğiniz kareleri tekrar çekmenize olanak verecek, daha sonra bilgisayarınız başında çektiğiniz kareleri üzerinde bazı manipülasyonlar yapmanızı sağlayacaktır. Bu kameraların dezavantajı analog SLR lere oranla pahalı olmalarıdır. Ayrıca hafıza kartları da oldukça fiyatlıdır. Öte yandan mevcut AF lenslerinizi bu makinelerle de kullanabilirsiniz. Objektifler Kuş fotoğrafları için gerekli en gerekli lens uzun bir tele-objektifdir. Bu uzunluk en az 400mm olmalıdır. Bunun yanında 2x gücünde bir teleconverter (TC) lensinizin gücünü 800mm ye çıkaracaktır (400x2=800). Ancak unutulmaması gerekir ki TC ler görüntüyü yaklaştırma çarpanları oranında filme ulaşan ışığı azaltırlar. Örneğin 400mm f/2.8 bir lense 2x TC taktığınızda ışık iki durak azalır; yani artık 800 mm f/5.6 değerinde bir lensiniz var demektir. Fotoğrafta hem daha ucuz, hem de daha hafif olması nedeniyle tercih edilebilecek EF 400mm f/5.6 Canon lens görülmektedir. Bu lensler içinde bulunan yassı ultrasonik motorlar (USM) sessiz ve hızlı otomatik netleme için vazgeçilmez özelliklerdir. Canon serisi bazı lenslerde uygulanmaya başlayan titreşim engelleme sistemi (IS: Image Stabilizer) ışığın yeterli olmadığı ortamlarda iki durak değerinde avantaj sağlamakta; makinenin sallamasından doğan istenmeyen efektleri en aza indirmektedirler. IS teknolojisinin başarısına bakılırsa yakın gelecekte bu teknolojinin yaygınlaşacağını söyleyebiliriz. ***Aynı lensi dijital SLR kamerada kullanmanız halinde dijital makine içindeki çipin, 35mm film alanından küçük olması nedeniyle lensiniz 640mm (400x1.6) ye eşdeğer olacaktır. Önemli Not: Lenslerin "f" (diyafram) değeri yükseldikçe ışığın filme ulaşma süresi uzar, kuşlar genellikle sürekli olarak hareket halinde bulunduklarından, "f" değerinin yükselmesi kuş çekimleri için bir dezavantajdır. Bunun yanında böcek, kelebek ve çiçek çekimleri için 1:1 (doğal büyüklükte) çekim yapma imkanı veren 100mm makro bir lens ile manzara çekimleri için geniş açısı 24mm veya 28mm olan bir zoom lensin de çantanızda bulunması gerekmektedir. Alternatif Objektifler Konvansiyonel tele-objektiflerin ağır ve pahalı olması nedeniyle saha teleskoplarını bunlara alternatif olarak kullanmak mümkündür. Bir adaptör aracılığıyla kameranıza bağlayabileceğınız teleskop ile 800mm f/10.4 eşdeğerinde bir tele-objektif sağlamış olursunuz. Bunun yanı sıra, SLR kameralar için bağımsız objektif üreticilerinin sağladığı aynalı lensler, ucuz ve hafif olmaları nedeniyle tercih edilebilir. Bu tür lenslerde, bunların içinde bulunan toplayıcı ve yansıtıcı aynalardan kaynaklanan görüntü kayıpları ile özellikle su kenarlarında istenmeyen halkacıklar sorunu yaşanabilir, her şeye rağmen, bol ışıklı ortamlarda aynalı lenslerle iyi sonuçlar elde edebilirsiniz. Önemli Not: alternatif objektiflerin "f" değerleri yüksek ve sabittir. Filtreler Objektiflerinizi çizilmekten, tozdan, rezinden, yağdan korumak ve güneşin ultraviole ışınlarını kesmek için lenslerin çaplarına uygun UV veya skylight filtreleri devamlı üzerlerinde takılı bulundurmak gerekir. Ayrıca özellikle manzara fotoğrafı çekerken istenmeyen yansımaları ortadan kaldırmak ve arzu edilen renk ısısını elde etmek için polarize filtre vazgeçilmez bir eklentidir. Modern kameralarda ışık ölçüm (TTL) sistemlerin yanılmasını önlemek için dairesel (Circular-CPL) polarizerlerin seçilmesi lazımdır. Alternatif Dijital Fotoğraf Makineleri Fiyatları çok yüksek olan Dijital SLR makineleri yerine daha ucuz alternatif arayanlar için bu alanda kullanılabilecek en uygun dijital fotograf makinesi döner başlıklı Nikon Coolpix serisidir. Nikon Coolpix ler digiscoping olarak adlandırılan kuş fotograflama yöntemi için çok uygundur. Digiscoping yöntemi dijital bir fotograf makinesiyle bir saha teleskobunun kombinasyonundan oluşmaktadır. Bu yöntem kullanılarak örneğin 20x yakınlaştırma değeri olan bir saha teleskobuna 3x yakınlaştırma değerli bir dijital makine eklendiğinde 35 mm formatında 2800mm ye eşdeğer bir sistem kurulabilmektedir. Kamerayı sağ üstte görüldüğü gibi bir destek ünitesi yardımıyla veya bir adaptör kullanarak teleskopla birleştirmek veya kamerayı elle tutarak, okülere yaklaştırıp çekim yapmak mümkündür. Benzer şekilde dürbün-coolpix kombinasyonu da kullanılabilir. Netleme konusunda bolca egzersiz yapıldıktan sonra bu yöntemle çok başarılı fotograflar çekilebilir: Sehpa , döner başlık ve diğer sabitleyiciler Tele-objektif, teleskop veya makro lens kullanırken titreşimi önlemek ve net görüntü yakalayabilmek için sehpa kullanmak şarttır. Profesyoneller, manzara fotoğrafı çekerken dahi sehpa kullanırlar. Taşınma kolaylığı açısından hafif sehpa almayı düşünenler bunu hemen unutsunlar, zira hafif sehpalar arazide sıkça görülen rüzgarlardan hemen etkilenir, titreşimi kameraya yansıtır hatta rüzgar veya arazi eğiminden dolayı üzerindeki kıymetli teçhizatla birlikte devrilebilirler. Burada tavsiye edeceğim sehpa hafif olmayan, ayakları birbirinden bağlantısız, su ve özellikle çamurun ayak kanallarına dolmasına olanak vermeyen tiplerdir. Sehpa ayaklarının ve merkez dikitinin birbirlerinden bağımsız olarak hareket ettirilebilmesi sehpayı alçak seviyelerde kullanmaya (çiçek, böcek çekimlerinde gerekli) veya düz olmayan kayalık alanlarda, değişik açılarda farklı yükseltilere yerleştirmeye imkan verir. Öte yandan özellikle araba içinden kuşları çekmek için pencereye kelepçelenen aparatlar da büyük kolaylık sağlarlar, ancak bunlar kullanılırken titreşimi kesmek için arabanın motoru kapatılmalıdır. Bu aparatın takıldığı pencerenin üzerine bir perde geçirildiği takdirde arabalar kolaylıkla bir gözlem evine dönüştürülebilir. Diğer taraftan kullanılan sehpalar üzerinde yön değiştirmeye, ince ayar yapmaya, fotoğrafı çekilecek kuşu izlemeye yarayan bir döner başlık yerleştirmek gerekir. Bu konuda en başarılı modeller top kafalı döner başlıklardır. Flaş ve Aksesuarları Kuşları ve doğal yaşamı fotoğraflarken flaş genellikle güneş ışığına ek olarak ve yaprak-dal gölgelerini gidermek, gölgede duran objeyi aydınlatmak üzere yardımcı olarak kullanılır. Kullandığınız filmin ISO değeri yükseldikçe veya objektifte daha düşük "f" değeri kullanıldıkça flaşın etki alanı da artar. Seçeceğiniz flaş ünitelerinin, kameranız ile uyumlu olmasını öneririm, bunlar çoğu kez ön parlama ile çekim öncesi ölçüm yapma özelliğine sahip TTL flaş tipleridir. Flaş seçerken serinin en büyük GN* değerine sahip olan döner başlıklı modelleri tercih etmek yararlı olur. Kullandığınız kamera için üretilen orijinal flaşlara yardımcı olarak daha ucuz olan ve bağımsız firmalar tarafından üretilen flaşları ek olarak kullanabilirsiniz. Bu tip ek flaş üniteleri fotoselli algılayıcılar sayesinde kablo kullanmaya gerek kalmadan ana flaş ünitesi ile eşzamanlı olarak tetiklenebilirler. Diğer taraftan, tele-objektiflerle çalışırken flaş ışığının dağılmasını önleyerek huzmeyi daha uzağa iletmek için, yanda resmi görülene benzer yardımcı aparatlar kullanılabilir. Yakın çekimlerde ise makro lenslerin ağzına yerleştirilen daire şeklinde özel makro flaşların kullanımı fotoğraf kalitesini yükseltecektir. Not: GN=Guide Number= Rehber Numara flaşın gücünü belirler (ISO100 film için) örneğin 28GN bir flaş, f5.6 da 5 metreye kadar etkili olabilir 28/5=5.6 Uzaktan Kumanda ve Kızılötesi Tetikleme Aygıtları, Kablolu deklanşör Kuşlara veya diğer hayvanlara yaklaşmak kimi zaman olanaksız, kimi zaman ise sakıncalı olabilir (üreme dönemleri). Bu durumda gözden uzak uygun bir yerde konuşlanarak uzaktan kumanda ile veya kızıl ötesi tetikleme yöntemiyle çekim yapmak gereklidir. Uzaktan kumanda aygıtlarını elektronik ve mekanik olarak iki gurupta ele alabiliriz. Elektronik aygıt seçerken kamera üreticileri tarafından söz konusu makine için özel olarak üretilen modelleri kullanmak yerinde olur. Mekanik aparatlar ise uzun kablolu deklanşörler niteliğindedir ve hava basıncı ile çalışır.Bu tür aparatların etki alanları 5-15 metre arasındadır. Kimi profesyoneller, radyo frekansları çalışan ile daha uzun mesafelerde (50-100m) etkili alıcı-verici sistemleri de kullanmaktadır. Diğer taraftan fotoğraf çekerken hassas ayarların bozulmasını ve titreşimi engellemek için kablolu deklanşör kullanmak gereklidir. Aygıtları yerleştirirken kuşların etrafta bulunmadığı zamanlar tercih edilmelidir. Film Çektiğiniz fotoğrafların ticari değer ifade etmesi, bozulmadan uzun süre saklanması ve kolaylıkla arşivlenmesi açılarından pozitif (slayt-dia) film kullanmanızda yarar vardır. Filmin ISO (ışık hassasiyet) değeri yükseldikçe ışığa duyarlığı artar ancak gren seviyesi yükselip , renk tonları solgunlaşabilir (ISO 200-400) . Bu dezavantajlar yüzünden düşük grenli ve düşük ISO değerli filmler (50-100) kullanmakta fayda vardır. Ancak "f" değeri yüksek, ışığı geç geçiren (yavaş) lensler kullanırken yüksek ISO değerli filmler kullanmak kaçınılmaz gibidir. Diğer Yardımcı Malzemeler Fotoğraf Makinelerinizi boynunuzda taşımanız gerektiğinde boyuna ağırlık yüklemeyecek, geniş yüzeyli, ağırlığı yayan özel kamera kayışları kullanılmalıdır dar kayışlar, efor gerektiren etaplarda boyundaki damarlar ve ense omurları üzerindeki bası nedeniyle baş ağrısına yol açabilirler. Fotoğraf malzemelerini taşımak için konvansiyonel çantalar yerine mevcut sırt çantalarınızı kullanmanızı öneririm, objektif, kamera, vd.nin birbirine çarpmasını önlemek için yedek iç çamaşırı, t-shirt , polar şapka kullanabilir veya mevcut çantalarınız içindeki muflonlu seperatörleri bunların arasına yerleştirebilirsiniz. Piyasada sırt çantası şeklinde tasarlanmış kamera çantaları da vardır. Ancak ben içinde matara (su), güneşten koruyucu krem (kokusuz), su kenarına gidiliyorsa sivriler için sinek-kov spreyi, çakı, çakmak ve rehber kitap, not defteri ve kalem bulundurduğum çok fonksiyonlu sırt çantamı tercih ediyorum. Arıların ve diğer hayvanların dikkatini çekmemek için parfüm kullanmamanızı tavsiye ederim. Bakım Ürünleri Toz ve nem, makine ve objektiflerin düşmanıdır. Her yolculuktan sonra araç ve gereçlerinizin tozunu almak için yumuşak temizleme fırçası ve lekeleri gidermek için lens temizleme kağıtları bulundurmak gereklidir. Toz almak amacıyla satılan basınçlı hava spreylerini dikkatli kullanmak ve fotoğraf makinelerinin içine kesinlikle tutmamak gerekir, bu işlem makinenin elektronik perdesine zarar verebilir. Lens temizlemek için satılan solüsyonları mercek üzerinde yapışkan-inatçı lekeler oluşmadıkça önermiyorum, bu tip kimyasallar imalat sırasında mercekler üzerine uygulanmış bulunan kaplamalara zarar verebilir.

http://www.ulkemiz.com/kus-ve-doga-fotografciligi

Troya - Truva Antik kenti

Troya - Truva Antik kenti

Çanakkale il sınırları içinde yer alan tarihî kent. Homeros tarafından yazıldığı sanılan iki manzum destandan biri olan İlyada'da bahsi geçen Truva Savaşı'nın gerçekleştiği antik kenttir. 1870'lerde Alman amatör arkeolog Heinrich Schliemann tarafından Tevfikiye köyü civarında keşfedilen antik kentte çıkan eserlerin çoğu günümüzde Türkiye, Almanya ve Rusya'dadır. Antik kent, 1998 yılından beri Dünya Miras Listesinde, 1996 yılından beri de Milli Park statüsündedir.İlk olarak Efes ve Milet antik kentleri gibi denize yakın olan kent, Çanakkale Boğazının güneyinde bir liman kenti olarak kurulmuştur. Zamanla Karamenderes nehrinin kent kıyılarına taşıdığı alüvyonlar nedeniyle denizden uzaklaşmış ve önemini yitirmişitir. Bu yüzden yaşanan doğal felaketler ve saldırılar sonrasında yeniden iskan edilmeyip, terk edilmiştir.Troyalılar, Sardis kökenli Herakleid hanedanının yerine geçmiş ve Anadolu'yu 505 yıl boyunca Lidya krallığı Candaules (MÖ 735-718) dönemine dek yönetmişlerdir. İyonlar, Kimmerler, Frigyalılar, Miletliler onlardan sonra Anadolu'da yayılmış, ardından MÖ 546 yılında Pers istilası gelmiştir.Troya antik kenti, Athena tapınağı ile özdeşleşmiştir. Pers egemenliği sırasında imparator I. Serhas çıktığı Yunanistan seferinde, Çanakkale Boğazını geçmeden önce kentte gelerek bu tapınağa kurban sunduğu, aynı şekilde Büyük İskenderinde Perslere karşı giriştiği mücadele sırasında kenti ziyaret ettiği ve zırhını Athena tapınağına bağışladığı tahrihsel kaynaklarda belirtilir.1871'de amatör arkeolog Heinrich Schliemann tarafından keşfedilen antik şehrin kalıntılarında, ilerleyen zamanlarda gerçekleştirilen kazılar sonucu, aynı yerde yedi kez -farklı dönemlerde- kent kurulduğu ve farklı dönemlere ait 33 katman olduğu saptanmıştır. Şehrin bu karmaşık tarihsel ve arkeolojik yapısı, daha kolay inceleyebilmek için kent tarihsel dönemlere göre sırayla roma rakamlarıyla ifade edilen 9 ana bölüme ayrılmıştır. Bu ana dönemler ve bazı alt dönemler şu şekildedir;Troya-Hisarlık planı ve dönemlerine göre eserlerTroya I 3000-2600 (Batı Anadolu EB 1)Troya II 2600-2250 (Batı Anadolu EB 2)Troya III 2250-2100 (Batı Anadolu EB 3)Troya IV 2100-1950 (Batı Anadolu EB 3)Troya V (Batı Anadolu EB 3)Troya VI: MÖ 17. yüzyıl – MÖ 15. yüzyılTroya VIh: Geç Tunç Çağı MÖ 14. yüzyılTroya VIIa: ca. MÖ 1300 – MÖ 1190 Homerik Troya dönemiTroya VIIb1: MÖ 12. yüzyılTroya VIIb2: MÖ 11. yüzyılTroya VIIb3: yaklaşık MÖ 950Troya VIII: MÖ 700 Helenistik TroyaTroya IX: Ilium, M.S. 1. yüzyıl Roma TroyasıTroya antik kentinin Hisarlıkta olabiliceğine ilişkin ilk yorumlar, 1822 İskoç Charles Maclaren tarafından yapılmıştır. İlk arkeolojik araştırma, bölgede bir höyüğün olabileceğini tespit eden İngiliz Frank Calvert tarafında 1863-1865 yıllarında yapılmıştır. Fakat bu kentin Troya olduğu görüşünün kesinlik kazanması ve yaygın şekilde tanınması Alman Heinrich Schliemann tarafından yapılan kazılar sonucunda olmuştur.Mitolojide şehrin kurulduğu tepe, Zeus'u kandırdığı için Zeus tarafından Olympus'tan aşağı atılan tanrıça Ate'nin ilk düştüğü yerdir. Kentin kurucusu Tros'un oğlu İlios'tur. Çanakkale yakınlarındaki Dardanos kenti kralı Dardanos (mitoloji)'un soyundandır.Frigya Kralının düzenlediği bir yarışmayı kazanır ve ödül olarak verilen siyah boğayı takip ederek, boğanın durduğu yere bir kent kurmaya karar verir. Boğa, tanrıça Ate'nin düştüğü yerde yere çöker ve İlios kentini bu tepeye kurar. Kente kurucusundan dolayı İllion, İlios'un babası Tros'dan dolayı da Troya denir. Kentin Akalar tarafından yıkılmasıyla ise bu tanrıçanın getirdiği kötü şansa bağlanır.

http://www.ulkemiz.com/troya-truva-antik-kenti

IV. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu 26-28 Nisan 2017

IV. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu 26-28 Nisan 2017

26-28 Nisan 2017 tarihlerinde Niğde’de gerçekleştirilecek olan IV. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu’na katılmak isteyen tüm bilim insanlarının başvurularını ve ilgi duyan herkesi bekleriz.

http://www.ulkemiz.com/iv-uluslararasi-turk-dunyasi-arastirmalari-sempozyumu-26-28-nisan-2017

Kuşlar neden göç ederler?

Bu sorun, hala ornitolojide en zorlu sorulardan birisi. Genellikle kuş göçleri üreme ve üreme dışı dönemlerin aynı bölgede geçirilmesinin avantajlı ya da mümkün olmadığı durumlarda görülür. Ancak, bazen daha yakında elverişli kışlama alanları varken türün neden binlerce kilometre öteye göç ettiğini açıklamak her zaman kolay değil. Göç, olanca risklerine karşın hala vazgeçilmediğine göre kuşlara hatırı sayılır yararlar sağlıyor olmalı. Uzun göç yolculuğu, tamamlamak için harcanan enerjinin yanısıra yorgunluk, kaybolma, yırtıcılara yem olma gibi riskleri nedeniyle tehlikeli bir girişim. Kuzey Yarımküre'den güneye göçen küçük kuşların yarısından fazlası asla geri dönmüyor. Örneğin diğer akrabalarının aksine çok daha geç, Ağustos ayında yuva yapan Ada Doğanı (Falco eleonorae) bu gibi küçük göçmenlerle beslenerek yaşamak için evrilmiş bir yırtıcı. Buna, insanoğlunun ve olumsuz hava koşullarının etkilerini eklersek göç ve kışlama sırasında ölüm oranının yüksekliği bizi şaşırtmamalı. Kuşların, kış aylarının olumsuz çevre koşullarından güneye kaçmaları kolay anlaşılsa da belki de daha ilginç bir soru neden uygun koşullar tropikal bölgelerde yıl boyu hüküm sürdüğü halde tekrar kuzeye döndükleri. Burada önemli nokta, her ne kadar kış boyunca düşmanca koşullar hüküm sürse de, kuzey enlemlerinde ilkbahar ve yaz ayları boyunca üremek için tropikal bölgelere göre daha uygun özelliklerin bulunması. Tropikal enlemlerde gece-gündüz uzunluğu neredeyse sabit olduğu halde, ilkbahar ve yaz boyunca kuzey enlemlerinde gündüzler gecelerden belirgin derecede uzun. Diğer taraftan ılıman ve tropikal bölgelerde yerli kuş populasyonlarının yoğunluğu özellikle üreme sırasında yüksek rekabet oluştururken, daha az türe sahip sahip kuzey enlemlerinde bu rekabet daha düşük. Bu bakış açısına göre, kuzey enlemlerdeki çoğu göçmen kuş türleri (kuzeyin zorlu kışından kaçıp tropik bölgeye tahammül eden ılıman kökenli kuşlar değil) kuzeydeki geçici yaz bolluğundan faydalanan tropikal kökenli kuşlardır. Aynı türün farklı coğrafyalarda yaşayan toplulukları göç davranışını sonradan kazanabilir ya da kaybedebilirler. Örneğin Küçük İskete (Serinus serinus) son yüzyıl içinde Akdeniz havzasından kuzeye, Avrupa'ya yayıldı. Atasal Akdeniz toplulukları yerliyken, yeni kuzey populasyonları artık göçmen oldular. Tam tersi bir gelişme, Güney Afrika'da kışlayan Kara Leylek (Ciconia nigra) ve Arıkuşu (Merops apiaster) gibi bazı göçmen türlerin bir kısmının artık orada üreyen yerli türlere dönüşmeleri. Genel olarak, tropikal bölgeye göç eden kuşlar geride ılıman bölgede kalanlara göre kışı daha iyi atlatırken, geride kalan yerli türler üreme açısından göçmenlerden daha başarılı olurlar. Tropikal bölgedeki yerli türler ise uzun yaşamayı düşük üremeye feda ederler. Kurdukları yuvaların pek azı başarılıdır, yavru sayıları düşüktür ve her çift yılda birçok kere üremeyi dener, ama erginler uzun ömürlüdürler. Göç, yerel koşullar yakındaki yörelere fırsatçı hareketleri teşvik ettiği durumlarda evrilir. Populasyonun sadece bir kısmında başlayan bu davranış eğer avantajlı ise, bir süre sonra göç etmeyen toplulukların yeryüzünden silinmesi sonucunda o türün tüm bireyleri için bir kural haline gelir. Farklı göç şekilleri Farklı türlerin kışlama ve üreme alanları arasında izledikleri rota ya da kışlama alanlarında yerleşme şekilleri değişik göç şekilleri oluşturuyor. En belirgin farklılıklardan biri süzülen kuşlarla, kanat çırpan aktif uçucular arasında. Uçabilmek için termallere bağımlı süzülen kuşlar, geniş su kitlelerini aşamadıklarından kıyı kenarını izleyerek gündüzleri uçarlar ve denizleri karaların birbirlerine en çok yaklaştıkları bölgelerden geçerler. Diğer taraftan pek çok ötücü kuş, yağmurcun ve su kuşu yer şekillerine bağlı kalmaksızın geniş bir cephe şeklinde geceleri göç ederler. Bazı durumlarda ilkbahar ve sonbahardaki göç rotası aynı olmaz. Örneğin, Sibirya’da üreyen Kara Gerdanlı Dalgıç (Gavia arctica) toplulukları sonbaharda doğrudan bir uçuşla Karadeniz’e iner, ancak ilkbaharda aynı rotadan geri dönmek yerine önce batıya Baltık Denizi’ne, sonra doğuya uçar. Havalanabilmek için donmamış su yüzeyine gerek duyan dalgıçların, buzu geç çözülen gölleri ilkbaharda kullanamaması nedeniyle bu tip bir göçün ("halka göç") daha avantajlı olduğu sanılıyor. Pek çok ötücü kuş türünde erkek bireyler, dişilere göre daha kısa mesafe göç eder. Bu durumun, erkeklerin ilkbaharda en iyi üreme alanlarını ele geçirmek için giriştikleri yoğun rekabetin sonucu olduğu sanılıyor. Yine muhtemelen aynı nedenden dolayı sonbahar göçü neredeyse aylar süren bir sürede gerçekleştiği halde, ilkbahar göçü çok daha dar bir zaman aralığında gerçekleşir. Süper yakıt: İçyağı Göç eden kuşların büyük çoğunluğu bir seferde uzun mesafeleri aşabilmek için deri altında yağ depolar. Yağ parçalandığında, aynı miktarda karbonhidrat veya proteinle karşılaştırılırsa onların iki katı enerji ve su üretir. Biriktirilen yağ, bazen vücut ağırlığının iki katına çıkmasına neden olabilir. Bu denli çok yağın kısa sürede biriktirilebilmesi için uygun metabolik ve davranışsal değişiklikliklerin oluşması gerekiyor. Bu değişiklikler arasında aşırı yeme (hiperfagi), metabolizmalarının nitelik değiştirmesi, iç organların bazılarının küçülmesi sayılabilir. Yağ, normal zamanlarda küçük kuşların vücutlarının %3 ila %5'ine karşılık gelir. Oysa göç sırasında bu değer %25'e, bazı kıyı kuşlarında % 45'e ulaşabiliyor. Ötücü kuşlar tipik olarak bir seferinde birkaç yüz kilometre uçtuktan sonra 1 ila 3, bazı durumlarda daha da uzun süre dinlenip azalan rezervlerini yeniden tamamlarlar. Uzun mesafeler kateden kıyıkuşları da göçlerini üç veya dört ayakta gerçekleştirirler. Her yolculuk ayağı sırasında dinlendikleri bu mola noktaları birçok tür için yaşamsal önem taşır. Yapılan araştırmalar, küçük kuşların bir saatlik bir uçuş sırasında vücut ağırlıklarının yaklaşık %1'ini kaybettiklerini göstermiş. Ünlü göç araştırmacısı Peter Berthold, ağırlığının %40'ı yağ olan bir göçmen kuşun 100 saat boyunca durmadan uçabileceğini ve bu süre zarfında 2500 km. yol katedeceğini hesaplamış. Yakıtı tasarruflu kullanma açısından hiçbir insan yapısı motor kuşların metabolizmasıyla baş edemez!

http://www.ulkemiz.com/kuslar-neden-goc-ederler

4. Çocuk Dostları Kongresini

4. Çocuk Dostları Kongresini

4. Çocuk Dostları KongresiniÇocuk Dostları Kongresi 2016Yer : İstanbulTarih : 24 – 26 Mart 2016Düzenleyen : Türkiye Sağlık Bilimleri Üniversitesi – Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi – İstanbul Çocuk Dostları GrubuKongre Merkezi :  Harbiye Askeri Müze ve Kongre MerkeziOrganizatör :  FİGÜR KONGRE VE ORGANİZASYON SERVİSLERİ A.ŞWeb Sitesi : http://www.cocukdostlari.orgDAVET.Değerli Meslektaşlarımız,Türkiye’nin ilk Çocuk Hastanesi ve 117 yıldır tüm ülkemize hizmet veren köklü çınarımız, Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanemiz ve Türkiye’nin önemli miraslarından olan, geçmişi 1550’li yıllara uzanan Haseki Hürrem Sultan’ın talimatı ile yaptırılmış Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanemiz adına siz değerli meslektaşlarımız ile birlikte gelenekselleşen “ 4. Çocuk Dostları Kongresini ” duyurmaktan büyük bir gurur, mutluluk ve heyecan duymaktayız.Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde düzenlenen ilk 3 kongre Pediatri camiasının yoğun katılım ve desteği ile başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiş, bu durum İstanbul ili Kamu Hastaneleri bünyesindeki Eğitim ve Araştırma Hastaneleri Çocuk Kliniklerinin bütünselliğini sağlama fikrini doğurmuştur.Kongrenin ülkemizin yalnızca sağlık alanına odaklı ilk devlet üniversitesi olma özelliğini taşıyan Türkiye Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin çatısı altında toplanması kongrenin akademik kurulunda yer alan hocalarımız için ayrı bir heyecan ve gurur vesilesi olacaktır. Bu hususiyetin sağlanmasında büyük desteğini gördüğümüz Türkiye Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü değerli hocamız Prof. Dr. Cevdet Erdöl’e şükranlarımızı sunarız.Oluşturulan bilimsel birlikteliğin yaygınlaştırılması ile hem Eğitim ve Araştırma Hastanelerinin kurumsal kimliklerinin geliştirilmesi hem de Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniklerinin akademisyen ve sağlık çalışanlarının birbiri ile olan ilişkilerinin güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu hedefin başka bir önemli yanı ise Sağlık Bakanlığımız ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi arasında imzalanan “Afiliasyon protokolü”nün misyonuna uygun bir projeksiyon getirecek olmasıdır.2016 yılında sizlerin desteği ile gerçekleştirilecek olan 4. Çocuk Dostları Kongresini, Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinin birlikte düzenlemesi bu düşüncenin ilk adımı ve ilk meyvesi olarak görmekteyiz.Kongremizde ağırlıklı olarak güncel genel pediatri konuları ile aile hekimlerine yönelik çocuk sağlığı konuları işlenecektir. Bu yıl kongremizde, çocuk sağlığını çağdaş koşullarda ileriye taşıma yolunda birlikte çalıştığımız hemşirelerimize yönelik olarak Pediatri Hemşirelik esasları ve uygulamalarına önemli oranda yer ayırmayı düşünmekteyiz.Kongremiz bünyesinde düzenlenecek kurslar ile pediatri alanında bilinmesi gereken önemli temel taşları gözden geçirilecek ve konusunda tecrübeli hocalarımızca bilgilerimizi yeniden toparlama ve yeniliklere hakim olma imkanı sağlanacaktır. Kültür, tarih ve doğal güzellikleri açısından Türkiye’nin ve dünyanın tartışmasız en güzel şehri olan İstanbul’da bilimsellik konusunda tatmin olacağınız başarılı kongremizi katılımlarınızla onurlandırmanızı temenni ederiz.Geleceğimiz çocuklarımız için “ Hep Destek Tam Destek ” felsefesini bizlerle paylaşacak tüm çocuk dostlarımızı kongremize bekliyoruz.Kongre Düzenleme Komitesi

http://www.ulkemiz.com/4-cocuk-dostlari-kongresini

Açma Tarifi

Açma Tarifi

Malzemeler: 2 su bardağı ılık süt (sıcak olmasın mayayı öldürür) 2 yumurta (birinin sarısı üzeri için ayrilir) 1 şişe maden sodası (200 ml) yeşil şişe 3 yemek kaşığı şeker 2 tatlı kaşığı tuz 1 tatlı kaşığı mahlep ( muhteşem pastane kokuyor eviniz) 1 paket yaş maya 1 su bardağı sıvı yağ Açmak için; yumuşak tereyağ HAZIRLANIŞI Aldığı kadar un ile çok yumuşak hafif ele yapışan bir hamur yoğurun, iyice mayalansın. Elinizi yağlayıp limon büyüklüğünde bezeler alıp açın içine yumuşak tereyağ sürün ve rulo yapın. İsterseniz içine peynir de ekleyin harika oluyor ama sade de güzel. Ruloları yuvarlayarak uçlarını birleştirin, yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizin. Üzerine yumurta sarısı sürüp tepside biraz dinlendirdikten sonra 190 derece fırında üzerileri kızarana dek pişirin. Afiyet olsun.. https://www.facebook.com/yemektarifsitesi/

http://www.ulkemiz.com/acma-tarifi

Turşunuz Bol Olsun...

Turşunuz Bol Olsun...

Lahanayı ne kadar süre saklayabilirsiniz? Ya havucu, biberi, patlıcanı? Soğuk bir ortamda en fazla 10 gün. Ama turşusunu kurarsanız aylarca saklamanız mümkün.

http://www.ulkemiz.com/tursunuz-bol-olsun-

Tralleis Antik Kenti

Tralleis Antik Kenti

Tralleis antik kenti Aydın ilinin kuzeyinde, Kestane dağlarının hemen güney yamacındaki plato üzerinde yer almaktadır. İl merkezine 1 km. uzaklıkta olan kent, argoslular ve Tralleis’liler tarafından kurulmuştur. Menderes havzasının verimli toprakları üzerine kurlmuş olan bu kent M.Ö.334’te İskender tarafından alınmasından sonra Hellenistik krallıklar arasında sık sık el değiştirmiştir. Tralleis’te bu gün ayakta kalan tek yapı “Üç Gözler” olarak adlandırılan 2. asırda yapılmış olan, antik çağın eğitim, spor ve kültür açısından önde gelen yapılarından olan gymnasiuma ait kalıntıdır. Roma dönemine ait bir hamam, tiyatro, agora, stadium kentin diğer yapılarındandır. Devam eden kazılarla da kentin toprak altında kalmış kısımları ortaya çıkarılmaktadır. İlkçağda ürettiği deriler ve kırmızı renkli çanak çömlek ile ünlü olan kent, Apollonios ve Tauriskos isimli iki büyük yontu ustasını ve Ayasofya’ın mimarlarından Anthemios’u da yetiştirmiştir. Heykel sanatının dünyaca ünlü iki heykeli olan Farnese Boğazı ve Genç Atlet isimli heykeller de Tralleis’in gün yüzüne çıkan harikalarındandır. Antik kaynakların ve arkeolojik belgelerin Tralleis, bazen de Trallais olarak nitelendirdikleri kent, Aydın İlinin Mesogis (Kestane) dağlarının güney eteklerinde Trakyalılar ve Argoslular tarafından Dor göçleri sonrasında (M.Ö.13. yy.) kurulmuştur. Luwi kökenli Tralla sözcüğüne Helen dilinin …lılar halkı anlamına gelen –eis takısının eklenmesiyle türetilmiştir. Tralla kentinin halkı anlamındadır.  Tralleis hakkında yazılmış Aphrodisias’lı Apollonios’un Peri Tralleon, (Tralleis üzerine) Mısırlı Kristodoros’un Patria Tralleon (Tralleislerin ülkesi) adlı antik yapıtlar vardır. Ne yazık ki ele geçmemişlerdir. Geçen yy.da bölgede araştırmalar yapan O.Rayet ve A. Thomas Tralleis tarihini araştırmışlardır. Her ne kadar Tralleis’in tarihi Kalkolitik çağa kadar uzansa da Heredotos ve Thukydides’in yapıtlarında adı hiç geçmemektedir. İlk kez Ksenophon tarafından yazılmış Anabasis ve Helenika’da adı geçen Tralleis, Geç Arkaik ve Erken Klasik dönemlerde önce Genç Kyros’a bağlı Pers Satraplığı denetiminde, sonra Perslere bağlı Karia Satraplığı yönetimindeydi.  Tralleis M.Ö. 334 yılında Büyük İskender’in Anadolu’da Persler’e karşı yürüttüğü savaşta Magnesia ve Nysa ile birlikte direnmeden teslim oldu. Daha sonra Diadokhalar kavgaları sonrasında Tralleis uzun bir süre için Seleukoslar imparatorluğuna bağlandı. I. Antiokhos (280-261) Menderes nehri boyunca uzanan ana yolu güvence altına almak için Tralleis kentini yeniden kurdu. Seleukeia adını alan kent M.Ö. 4. yy.da Sparta ordularına karşı koyacak kadar güçlüydü. M.Ö. 3. yy.da sınırlı bir özerkliğe kavuşarak bronz sikkeler bastırdı. Tralleis M.Ö. 188’de yapılan Apameia Barışından sonra Roma denetimine girmiştir. Romalılar ve Bergamalılar arasında yapılan ikili anlaşmalarla Tralleis, Ephesos ve Telmesos gibi şehirler II.Eumenes (M.Ö. 197-160) yönetimindeki Roma krallığına hediye edildiler.Tralleis özellikle bu dönemde ekonomilerinin zirvede olduğunun göstergesi sayılan, iyi nitelikli ve değerli sayılan Cistophorlar basmışlardır. Kent M.Ö. 133 yılından itibaren resmen Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Vitrivius ve Plinius, Seleukoslar sonrası dönemde Attaloslar için tuğladan yapılmış bir saraydan söz ederek, bu sarayın Zeus Larasios rahibinin evi olduğunu belirtirler Mesogis Dağları üzerinde, yeri henüz bulunmamış olan Zeus Larasios tapınağı Tralleis sikkeleri üzerinde de betimlenmiştir. Kentin ünlü yontucuları Apollonis ve Tauriskos bu dönemde yetişmiş ve önemli eserler bırakmışlardır.  Roma İmparatorluğuna bağlandıktan sonra kültürel verimliliğini aynı hızla sürdüremeyen Tralleis, Pontus Kralı Mithradates’in savaşçı girişimlerine katılmış ve bunun cezasını beş yıl ağır vergi ödeyerek görmüştür. Yeniden Pompeius, Caesar ve M.Antonius zamanlarında gelişip parlayan Tralleis’in öneminin artışında Nysa kökenli yazar Pythodoros’un rolü olmuştur.  M.Ö. 27-24 yılları arasında yaşanan büyük depremde zarar gören kent Augustus’un yardımlarıyla toparlanarak bu dönemden itibaren Caesarea adını almıştır. Cladius ve Caligula dönemlerinde Tralleis’te en güzel orijinal ve kopya yontu örnekleri verilmiştir. Bizans egemenliği altındayken önemli bir piskoposluk merkezi olan şehir 13. yy.da Selçukluların eline geçti Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kent, antik çağdaki öneminden çok şeyler yitirmiştir. Bugün Tralleisten günümüze kalan tek yapı, M.Ö. 3. yy.a tarihlenen gymnasiona ait tonozlu kalıntıdır.

http://www.ulkemiz.com/tralleis-antik-kenti

Abant Gölü Nerededir

Abant Gölü Nerededir

Abant Gölü, Bolu'nun 34 kilometre güney batısında bulunan, yaklaşık 1350 metre yükseklikte bulunan ve alanı 125 hektarı bulan bir heyelan set gölüdür. Suları tatlı olan gölün, en derin yeri 18 m'dir.Temel ÖzelliklerAbant Gölü, Batı Karadeniz bölümü dağlarının ikici sırasını oluşturan, Abant ve Keremali dağları üzerinde yer alır. Abant Deresinin, vadisinde oluşan bir heyelan gölü oluşturmuştur. Göl çevresinde 1400-1700 metrelere varan tepeler yer alır. Gölden çıkan fazla sular Abant Deresi ile Bolu Çayına dökülür. Göl birkaç kaynak suyu, iki-üç kısmen devamlı olan akarsu ve özellikle de kar ve yağmur suları ile beslenmektedir. Göl ve çevredeki 1196 hektarlık alan Tabiat Parkı olarak işletilmektedir. Göl derinliklerinin görülebileceği kadar durudur. Doğal YaşamÇevrede şu hayvanlar yaşamaktadır: Yabandomuzu, tavşan, karaca, ayı, tilki, yaban ördeği, keklik ve yaban güvercini. Gölden çıkan ve Abant Alabalığı olarak bilinen endemik balık, literatüre Salmo trutta abanticus olarak girmiştir.Göl çevresinde yayla olarak kullanılan açık alanlarda olsa da, gür ormanlarda yer alır. Köknar, çam, meşe, kayın, gürgen, kestane, yabani meyve ağaçları zengin bir bitki örtüsü oluşturur. Göl kıyılarda sarı ve beyaz nilüferler su yüzeyini kaplarlar. Alan KullanımıAbant gölü İstanbul-Ankara karayoluna oldukça yakın olması nedeniyle yoğun olarak kullanılmaktadır. Gölün etrafında oteller ve restoranlar mevcuttur. Göl çevresi eğlence, dinlenme, spor, avcılık ve piknik yapmaya uygundur. Kamp alanları mevcuttur. Gölü çevreleyen asfalt yol gezinti amacıyla kullanılır. Dört adet günübirlik pinkik alanı yer alır. Samat yaylası yakınlarında günde 330 çadırın kullanabileceği kamp alanı bulunur.Çevredeki alıç, böğürtlen, kuşburnu, çilek, mantar ve dağ çilekleri gibi bitkilerden yararlanılır. Göl çevresinde alabalık ve geyik üretim istasyonları yer alır. Alabalık yavruları göle bırakılır. Geyikler yetiştikten sonra doğaya bırakılır.Bolu girişi kontrollüdür ve ücret alınır. Bu alanda otopark bulunur, ziyaretçi tanıtım merkezi yapılması planlanmaktadır. Taşkesti ve Mudurnu girişlerine de kontrol noktası yapılması planlanmaktadır. Ulaşımİstanbul-Ankara arasındaki D-100 karayolunun 203. km'sinden ayrılan Ömerler köyü sapağından, 22 km'lik asfalt yolla ulaşılmaktadır. Taşkesti beldesi içinden ayrılan yolla, Abant'a ulaşmak mümkündür. Bu yol yeni asfaltlanmış olup, güneybatı yönünden alana ulaşım sağlar. Nallıhan, Mudurnu üzerinden güneyden göl alanına ulaşılır. Gölün bazı merkezlere uzaklığı şu şekildedir;, İstanbul 258 km, Ankara 225 km, Düzce 60 km, Bolu 33 km, Mudurnu 20 km. Abant gölünün Ankara'ya yaklaşık uzaklığı 2 saat kadardır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Abant_Gölü

http://www.ulkemiz.com/abant-golu-nerededir

Freud Psikoseksüel Gelişim Kuramı

Freud Psikoseksüel Gelişim Kuramı

Freud, karakter oluşumunda bebeklik ve çocukluk yıllarının önemini vurgulayan ilk kuramcıdır. Freud, kişiliğin ilk 6 yılda oluştuğunu söyler.

http://www.ulkemiz.com/freud-psikoseksuel-gelisim-kurami

Azot Döngüsü Nedir? Nasıl Gerçekleşir?

Azot Döngüsü Nedir? Nasıl Gerçekleşir?

İsmi özellikle coğrafya ve fen alanında oldukça sık duyulan azot döngüsü olayı doğadaki azotun madenler, hayvanlar ve bitkiler arasındaki dağılımını saplayan döngüdür.Azot elementi ise, proteinin oluşmasındaki temel bileşendir. Sadece buradan düşünüldüğünde, protein hücreyi meydana getirir ve azot olmasa canlı olmaz denilebilir.Yani azot elementi canlıların yaşamı için oldukça önemli bir elementtir.Azot elementinin canlı vücudundaki oranına bakıldığında ise, vücutta yer alan vitaminlerin, nükleik asitlerin ve proteinlerin yapısında %15 oranına azot yer almaktadır.Atmosfer açısından bakıldığında ise, atmosferin %78’ini azot elementi oluşturmaktadır. Azot, havada serbest halde bulunmasına rağmen, canlılar bu elementi doğadaki haliyle kullanamazlar. Azot gazının canlıların kullanabilmesi ve doğada tüketimden dolayı bitmemesi için, bir döngüye ihtiyaç duyulmaktadır. Havada bulunan azot elementi, birtakım değişimlere uğramaktadır. Doğada gaz halinde yer alan azot, toprakta azot tuzları haline getirilir. Bu işlem ise, ancak iki tür gerçekleşmektedir.Bunların birincisinde ise; havada yer alan azot, yeryüzüne yağmur, yıldırım ve şimşek gibi hava olayları sayesinde, nitrik asite dönüşerek inmektedir. Yeryüzüne inen nitrik asit, toprakta bakteriler tarafından azot tuzlarına ve nitratlara dönüştürülür ve azot dolaylı yoldan bitkiler tarafından kullanılır.İkinci olarak ise; azottaki dönüşüm azot bakterileri tarafından gerçekleştirilir. Bu bakteriler toprakta yer alır ve havadaki azotu doğrudan olarak toprağa çekerler. Havada gaz halinde bulunan azot, bazı baklagillerin köklerinde yer alan ve azot bakterileri tarafından, suda kolay çözünme özelliği olan azot tuzlarına dönüştürülür. Suda oldukça kolay çözünebilen bu tuzlar, çözünme işleminden sonra bitkilerin kökü tarafından suyla birlikte emilir.Bilindiği gibi, bitki yaprakları fotosentez yapmaktadır.Bu fotosentezin sonucunda, azot kullanılır ve bitkisel yapıda protein üretilmiş olur.Bu proteinler, bitkilerin yenilmesiyle hayvanlara geçer.Hayvanlardan da, insanlara geçer. Bitkilerce bitkisel protein olarak üretilen besin, insan ve hayvanların yapısında hayvansal proteine dönüştürülür.Bu olay, azotun tüketilmesiyle alakalıdır. Fakat azot döngüsünde, azotun hem tüketilmesi hem de bitmemesi öngörülür. Yani azotların havaya tekrar dönmesi gerekmektedir. Bu da, canlıların öldükten sonra toprağa karışmasına ve burada azot bakterileri tarafından proteinlerin ayrıştırılıp doğaya verilmesiyle mümkündür.Canlı yaşamı için oldukça önemli bir yapıya sahip olan azot, canlılar tarafından dolaylı olarak kullanılır ve yaşamın devamı sağlanır. Azot döngüsünün bu devamlılık içerisindeki rolü bu şekildedir.Yazar: erdoğan gulhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/azot-dongusu-nedir-nasil-gerceklesir

Amos Tiyatrosu

Amos Tiyatrosu

İl: Muğla İlçe: Marmaris yakınları Konum: Turunç Köyü Bölge: Karia Bölgesi Antik Tiyatroları Oturum : 20 Sıra Kapasitesi: Yaklaşıl 1300 kişi Açıklama: Amos adının Luvi kökenli Amuwa olduğu sanılmaktadır. Antik çağda Amos’a ulaşım karadan zor denizden kolaydı. Bu nedenle, her dönem hemen önündeki Rodos Krallığı’nın egemen olduğu bir kentti.   Bir Karia kenti olan Amos’un bir tepenin üzerindeki tiyatrosuna iki ayrı kent surunu aşarak ulaşılmaktadır. Denizden 88 m.yukarıda kurulmuş tek kademeli bu tiyatro kuzeybatı yöne bakar. Oturma sıraları düz yapılmıştır. Toplam 20 sıralı bir tiyatrodur. Sahne binası boyutları yaklaşık 40 ayağa 20 ayak boyutunda bir dikdörtgendir. Sahne binası yıkıntıları yerindedir. Sahne binası yüksekliği 14 ayağa yakın olmalıdır. Henüz kazı yapılmamıştır. İzleyici koyağı sınırları değerlendirilerek yapılan ölçümle; tiyatro yaklaşık 1.300 kişiliktir.   Fotoğraflar: Yaşar YılmazKaynak: http://www.mimarlikmuzesi.org  

http://www.ulkemiz.com/amos-tiyatrosu

Tlos Antik Kenti

Tlos Antik Kenti

Tlos. Likya'nın en önemli yerleşimlerinden biri olan Tlos Antik Kenti, Fethiye İlçesi’nin yaklaşık 42 km doğusundaki Yaka Köyü sınırları içerisinde kalmaktadır. Bölgenin en yüksek dağları olan Akdağlar'ın (Kragos) sarp batı yamaçlarında başlayan antik yerleşim, Eşen Nehri'nin getirdiği alüvyonlarla oluşmuş vadi düzlüğüne kadar ulaşır. Ayrıca güneydeki Saklıkent Kanyonu ile kuzey yönde bulunan Kemer Beldesi antik kentin egemenlik sınırlarını çizer. Savunmaya elverişli dağlık arazi yapısı ve Eşen Ovasına hakim konumuyla öne çıkan kentin antik komşuları arasında kuzeyde Araxa, kuzeydoğuda Oinoanda, kuzeybatıda Kadyanda, güneyde Xanthos, güneybatıda Pınara ve batıda Telmessos şehirleri yer almaktadır. Böylece Tlos yerleşiminin başka hiçbir Likya kentinde olmadığı kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığı anlaşılır ki, bundan dolayı Hitit kaynaklarında Tlos için “şehir” yerine “ülke” ifadesi kullanılmıştır. Gerçi Tlos Antik Kenti için kullanılan ülke ifadesi şaşırtıcı gözükmektedir. Ancak ele geçen yazıtlardan antik kentin çok sayıda semt ve mahallelerden oluştuğu, çevresinde ise merkeze bağlı pek çok köy yerleşiminin bulunduğu bilinmektedir. Eski Yunan mitoslarına göre her antik kentin bir kuruluş efsanesi ve bir de kurucu kahramanı vardır. Tlos'un kuruluş efsanesi de Hellen mitoslarına dayandırılmış ve Tlos kent adının Tremilus ile Praksidike’nin dört oğlundan biri olan “Tloos”dan geldiğine inanılmıştır. Hatta Pinaros, Xanthos ve Kragos’un onun kardeşleri olduğu kabul edilmiştir. Bahsi geçen mitolojik aktarımların en erkeni, MÖ 5. yüzyıla tarihlenen tarihçi Herodotos’un çağdaşı ve ayrıca Homeros ekolünden geldiği bilinen Halikarnasos’lu Panyasis’e aittir. Benzer bir inanışın uzun yıllar boyunca kabul gördüğünü gösteren diğer bir antik kaynak ise, MS 6. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Byzantion’lu Stephanos’dur. Stephanos Byzantinos yazdığı “Ethnika” isimli coğrafi kitapta Panyasis’in aktarımlarını aynen kopyalamıştır. Homeros zamanından itibaren bilinen tüm antik kaynaklarda Likya halkının Hellen kökenli olduğu vurgulanmıştır. Bundan dolayı, özellikle batı ve güney Anadolu kıyılarında filizlenen gelişmiş kültürlerin yaratıcılarının, MÖ 12. yüzyıl öncesinde Dor istilasından kaçan ve Anadolu’ya sığınan Akha Hellenleri olduğu kabul edilmektedir. Ve hatta Troya savaşı ardından ülkesine dönmeyen bazı Akha ordularının da bu bölgelere yerleştiğine inanılmaktadır. Ancak bu inanışın gerçeği ne kadar yansıttığı tartışma konusudur. Çünkü Homeros, İlyada destanında tüm Anadolu halklarının birleşerek Troya önlerinde Akha birliğine karşı savaştığını etraflıca anlatmıştır. Anadolu halklarının dış güçlere karşı oluşturduğu bu birliktelik Troya savaşları öncesinden de bilinmektedir. Örneğin Hitit Kralı II. Muwattali ile Mısır firavunu II. Ramses önderliklerinde gerçekleşen Hitit-Mısır savaşı esnasında, tüm Anadolu halkları bir araya gelerek Hitit’lerin yanında savaşmıştır. Bu birliktelik, daha sonra II. Hattuşili zamanında imzalanan Kadeş Barış Antlaşması’nda da kendini gösterir. Dolayısıyla Homeros ve onu izleyen tüm antik kaynak aktarımlarında Anadolu halklarının hellenleştirilme ideolojisi politik bir olgudan öteye gidemez nitelikte gözükmektedir. Çünkü bu ideoloji ilk kez Homeros aktarımlarında vardır ve MÖ 8. yüzyıldan önce bu teori ile ilgili hiçbir yazılı belge bulunmamaktadır. Anadolu ve Mısır’dan bilinen yazılı belgeler ise, mevcut inanışın tam tersi bir bilimsel gerçeğe işaret etmekterdir. Likyalıların daha ege göçleri öncesinde bu topraklardaki varlığı bugün epigrafik ve arkeolojik buluntularla belgelenmiştir. Örneğin bölgenin coğrafi olarak tanımlanmasında kullanılan Lukka/ Lukki ifadeleri hem Hitit hem de Mısır metinlerinden, MÖ 15. yüzyıldan itibaren bilinmektedir. Gelidonya Burnu ve Uluburun batıkları ise dönemin arkeolojik kalıntılarını oluşturur. Benzer Bronz Çağ buluntularına son yıllarda kıyı Likya şehirlerinde de rastlanılmaktadır. Dolayısıyla Likyalıların Hellen soylu olduğu ve isimlerini Atina kralı Pandion’un oğlu Lykos’dan aldığı mitos inancı gerçeği yansıtmamaktadır. Doğrusu, Lykia ifadesinin yunancalaştırılmış bir kelime olduğudur. Diğer yandan Likyalılar kendilerini Trmmili, ülkelerini ise Trmmise olarak tanımlamışlardır. Homeros’un Likyalılar için kullandığı Termilai ifadesi Trmmili ile özdeştir. Trmmili ya da Termilai kelimelerinin bugünkü Dirmil/ Altınyayla yerleşimi ile aynı olduğu, Claudius Dönemi’nde dikilen Patara Yol Klavuz Anıtı üzerindeki Trimili ifadesiyle kesinlik kazanmıştır. Bununla da Herodotos’un Trmmili halkının Girit adasından geldiği aktarımının gerçeği yansıtmadığı anlaşılır. Eğer Likya halkı bölgeye başka bir yerden göç ederek gelmiş ise, onların anavatanı Eşen Irmağı’nın doğduğu ve bereketli toprakların bulunduğu bugünkü Dirmil ve yakın çevresi olmalıydı. Tlos isminin de Hellenler’le hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Tlos kent adı Likçe bir ifade olan “Tlawa” kelimesinden türetilmiştir. Tlawa ismi ise, MÖ 15. yüzyıldan itibaren Hitit metinlerinde pek çok kez karşılaştığımız Lukka toprakları içerisindeki “Dalawa” yerleşimi ile özdeştir. Dalawa isminin geçtiği Hitit kaynakları arasında Konya-Yalburt’da bulunan ve üzerinde büyük Hitit kralı IV. Tuthaliya'nın (MÖ 1250-1220) Lukka seferinin anlatıldığı açık hava tapınağı ortostatları büyük önem taşımaktadır. Söz konusu ortostatlardan 14. ve 15. bloklar üzerinde: “Dalawa Ülkesi’ne indim. Dalawa Ülkesi’nin kadınları ve çocukları önümde eğildiler”, ifadesi okunmaktadır. Yalburt hieroglif yazıtlarından tüm Likya Bölgesinin Büyük Hitit Krallığı Dönemi’ndeki varlığı ve Hititlerle olan yakın ilişkisi açıkça görülebilmektedir. Yazılı belgelerde vurgulanan Tlos’daki Hitit Dönemi yerleşimi bugün antik kentte ele geçen arkeolojik buluntularla da desteklenmektedir. Özellikle Geç Bronz Çağ’a tarihlenen buluntular arasında taş balta ve el aletleri ile farklı formlar gösteren bronz baltalar, hançer ve ok ucları örnek gösterilebilir. Ancak bu bölgede yaşayan ilk insanların geçmişi hem Tlos kazılarında ele geçen arkeolojik kalıntılar hem de Tlos teritoryumunda yer alan Arsa ve Girmeler mağara/ höyük buluntuları ışığında Hititler zamanından çok daha öncesine geri gitmektedir. Özellikle 2009-2010 yıllları araştırmaları esnasında Tlos’da gün ışığına çıkartılan taş baltalar ve çakmaktaşı el aletleri ile Girmeler Mağarası önündeki höyük kalıntısında tespit edilen buluntular arasında büyük benzerlik bulunmaktadır. Girmeler Mağarası önündeki buluntular içerisinde Hacılar ve Kuruçay seramikleriyle yakın benzerlik gösteren çömlek parçaları da yer almaktadır. Benzer seramikler Arsa Köyü sınırları içerisinde yer alan Tavabaşı Mevkii mağaralarında da tespit edilmiştir. Bahsi geçen tüm arkeolojik buluntular yapılan stilistik ve tipolojik incelemeler doğrultusunda Geç Neolitik Dönem’e kadar tarihlenebilmektedir. Ayrıca Tavabaşı Mevkii mağaralarının dış yüzeylerinde bulunan farklı ikonografideki kaya resimleri de benzer örnekler ışığında yine aynı döneme verilmektedir. Dolayısıyla Batı Likya Bölgesi’nin Eşen Nehri havzasında Neolitik Dönem’den itibaren kullanılan diğer mağara veya höyük yerleşimlerinin bulunması muhtemeldir. Diğer yandan Elmalı Ovası ve Doğu uzantısında bulunan Hacılar, Kuruçay, Bademağacı ve Höyücek gibi Neolitik Dönem yerleşim buluntuları ile yapılan karşılaştırmalarda her iki bölge arasında yoğun ticari ilişkilerin bulunduğu da anlaşılmıştır. Böylece Orta Anadolu Neolitiği’nin Batı Anadolu kıyılarına kadar olan uzantısı ilk kez arkeolojik verilerle belgelenmiştir. Tlos ve yakın çevresinde Neolitik Dönem ile başlayıp Demirçağ’a kadar kesintisiz devam eden yerleşim izleri tespit edilmesine rağmen, Demirçağ başlangıcından MÖ 540 yıllarındaki Pers istilasına kadar geçen süreye ait pek fazla arkeolojik buluntu ele geçmemiştir. Sadece MÖ 2. binyılı sonlarına tarihlenen ve gri seramik olarak da adlandırılan küçük çömlek parçaları ile az sayıda Geometrik Dönem seramikler ancak günümüze ulaşabilmiştir. Söz konusu döneme ait buluntular uzun yıllardır kazıları devam eden diğer Likya kentlerinden bilinmektedir. Tlos Kazıları oldukça yenidir ve dolayısıyla zaman içerisinde bahsi geçen döneme ait yeni arkeolojik veriler beklenmektedir. Başlangıçtan itibaren tüm Likya kentleri arasında ethnos-polis düşüncesine dayanan askeri (symmachia-epimachia), politik (sympoliteia) ve dini (amphiktionia) bir birliktelik bulunmaktaydı. Söz konusu birlikteliğin başlangıcı, MÖ 15. yüzyılda oluşturulan Batı Anadolu’daki Assuwa/Arzawa konfederasyonuna tüm Likya kentlerinin “Luggalılar” kimliği altında katılımında hissedilir. Benzer bir birlik oluşumu Hitit Kralı II. Muwattali ile Mısır Firavunu II. Ramses önderliklerinde gerçekleşen Hitit-Mısır savaşı esnasında “Lukka Ülkesi” adıyla Hitit’lerin yanında yer almalarında da gözlemlenir. Lukka kimliği altında Mısır’a ve Kıbrıs’a saldırmaları da yine bu birlik oluşumunun somut bir göstergesidir. Bunlardan başka, Troya savaşları esnasında Akha Hellenleri’ne karşı kral Sarpedon önderliğinde Lukka ordularının da ön saflarda yer almaları, söz konusu birlik oluşumunun MÖ 2. binde ne kadar kuvvetli olduğunun önemli diğer bir ifadesidir. Likya halkının bu organize görünümü sadece MÖ 2. binli yıllarla sınırlı kalmamış, Demir Çağ’dan itibaren de pek çok benzer örnek olduğu bilinmektedir. Herodotos’un Likyalılar ile ilgili aktarımlarında benzer bir düşünce özellikle vurgulanmıştır. MÖ 452-445 yılları arasındaki Atik Delos Birliği listelerinde “Likyalı” kavramının kullanılması, Pers veya Yunan egemenliğine karşı Likya şehirlerinin ortak savunma yapma planları yine bu birliktelik düşüncesinin somut göstergeleri olarak kabul edilebilir. MÖ 2. yüzyıl ilk yarısındaki Likya Birliği kuruluşu öncesi basılan beylik dönemi sikkelerin üzerinde kullanılan ortak semboller de yine birlikteliğe işaret etmektedir. Likyalıların erken dönemlerde kendi aralarında oluşturdukları birlik yapısı, MÖ 168/67 yıllarında kurumsallaştırılıp resmileştirilmiş ve böylece, özünde Likya kentlerinin ve vatandaşlarının demokratik bir anayasa çerçevesinde oylama esaslı, seçimle yönetilmelerine dayanan Likya Birliği kurulmuştur. Her ne kadar Likya kentleri arasında sürekli ortak bir birliktelik gözlemlense de, MÖ 540 yıllarında Harpagos önderliğinde Pers ordularının Likya’yı istila etmesiyle bağımsızlık yitirilir ve Beylikler Dönemi sonuna kadar tüm Likya Bölgesi Pers egemenliği altında kalır. MÖ 360 yıllarında Perikle’nin Perslere karşı başlattığı bağımsızlık savaşının başarısızlıkla sonuçlanması ardından Likya kısa bir süreliğine Karya Bölgesi’ne bağlanır. MÖ 334/33’te Büyük İskender Likya’ya egemen olmuştur. İskender’in ölümünün ardından egemenlik sırasıyla Antigonoslar, Ptolemaioslar, Seleukoslar ve Rodos arasında sürekli el değiştirmiştir. Likya’nın bu karmaşık dönemi, MÖ 168/67 yıllarında Roma Senatosu tarafından Likya’nın bağımsızlığının tanınması ve Likya Birliği’nin resmileştirilmesiyle son bulur. Tlos Antik Kenti Xanthos, Patara, Pinara, Olympos ve Myra gibi birliğin üç oy hakkına sahip en büyük altı şehrinden biri kabul edilmiştir. MS 43 yılında Roma İmparatoru Claudius Likya Bölgesi’ni bir Roma eyaletine dönüştürür. Bu dönemde de Tlos birlik içindeki önemini korumuş ve Metropolis unvanını taşımaya devam etmiştir. Bu önemden kaynaklanmış olsa gerek ki, Patara’da dikilen Yol Klavuz Anıtı’nda vurgulandığı gibi, Likya yol ağı yedi farklı yönden Tlos’a bağlanmış ve güneyde Xanthos’tan, güneybatıda Pinara’dan, batıda Telmessos’tan, kuzeybatıda Kadyanda’dan, kuzeyde Araxa’dan, kuzeydoğuda Oinoanda’dan ve doğuda Choma’dan gelen ticari yollar Tlos’da kesişmiştir. Bu güzergahların pek çoğunun günümüzde kullanıldığı da bilinmektedir. Hristiyanlık Dönemi’nde Tlos, Likya’nın önemli piskoposluk merkezlerindendir. Bu dinsel önemin MS 12. yüzyıla kadar devam ettiği arkeolojik verilerle belgelenmiştir. Tlos, Likya sınırları içerisindeki önemini Osmanlı Dönemi’nde de hissettirir. Bölgeye en son 19. yüzyılda gelen ve “Kanlı Ali Ağa” olarak ünlenen Osmanlı Derebeyi, Tlos Akropolünün zirvesine antik dönem kalıntılarını da kullanarak şatosunu inşa etmiştir. Bugünkü modern Yaka Köyü antik Tlos yerleşiminin üzerine kurulmuştur.

http://www.ulkemiz.com/tlos-antik-kenti

Yakın Doğu Üniversitesi

Yakın Doğu Üniversitesi

Adres: Yakın Doğu Bulvarı, PK: 922022 Lefkoşa / KKTCTelefon: 0392 444 0 YDUWeb: www.neu.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yakın Doğu Üniversitesi, 1988 yılında KKTC Milli Eğitim Bakanlığı?nın 17/1986 sayılı Milli Eğitim Yasası?na bağlı olarak Bakanlar Kurulu onayı ile Lefkoşa?da kurulmuştur. Bugün 50'ye yakın ülkeden gelen öğrencileriyle, uluslararası bir kimlikte; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti?nin başkenti Lefkoşa?da etkinlik gösteren bir yükseköğretim kurumudur.Yakın Doğu Üniversitesi, Avrupa Üniversiteler Birliği'ne (EUA), UNESCO bünyesindeki Dünya Üniversiteler Birliği'ne (IAU) ve İslam Dünyası Üniversiteler Federasyonu'na (FUIW) tam üyedir.Çağdaş bir kampüs alanı içerisinde yapılanmış olan Yakın Doğu Üniversitesi, bütün fakülteleri, yüksekokulları, enstitüleri, laboratuvarları, atölyeleri, bilgisayar merkezleri, kültür merkezleri, kütüphanesi, yurtları, olimpik kapalı yüzme havuzu ve diğer sosyal ve sportif tesisleri ile Özel Yakın Doğu İlkokulu ve Özel Yakın Doğu Koleji bir bütün oluşturmaktadır. Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünde bulunan YDÜ-IBM İleri Araştırmalar Merkezi ile dünya sorunlarına çözüm aramaktadır.Tüm akademik ve idari birimleriyle Yakın Doğu Üniversitesi?nin tek amacı, 13 Fakülte ve 3 Yüksekokuldaki seçkin öğrencilerine en iyi eğitim ve öğretim ortamı sağlamaktır.Yakın Doğu Üniversitesi, kuruluşundan bu yana geçen ve bir kurumun tarihi bakımından son derece kısa sayılan bir zaman dilimi içerisinde olağanüstü bir hızla gelişmiş ve Kıbrıs?ın bir eğitim ve kültür merkezi olmuştur.Atatürk Eğitim FakültesiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri ÖğretmenliğiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(%50 Burslu)İngilizce Öğretmenliği(ELT)İngilizce Öğretmenliği(ELT)(%50 Burslu)Okul Öncesi ÖğretmenliğiRehberlik ve Psikolojik DanışmanlıkRehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(Tam Burslu)Sınıf ÖğretmenliğiTarih ÖğretmenliğiTarih Öğretmenliği(%50 Burslu)Türkçe ÖğretmenliğiTürkçe Öğretmenliği(%50 Burslu)İlköğretim Matematik Öğretmenliği(%50 Burslu)Sınıf Öğretmenliği(%50 Burslu)Denizcilik FakültesiDeniz İşletmeciliği ve Yönetimi(%50 Burslu)Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği(%50 Burslu)Güverte (Fakülte)(%50 Burslu)Diş Hekimliği FakültesiDiş HekimliğiDiş Hekimliği(Tam Burslu)Eczacılık FakültesiEczacılıkFen-Edebiyat Fakültesiİngiliz Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)Matematik(%50 Burslu)PsikolojiPsikoloji(Tam Burslu)Türk Dili ve Edebiyatı(%50 Burslu)Mütercim-Tercümanlık(İngilizce)(%50 Burslu)Hukuk FakültesiHukukHukuk(Tam Burslu)İktisadi ve İdari Bilimler FakültesiAvrupa Birliği İlişkileri(%50 Burslu)Bankacılık ve Finans (Fakülte)(%50 Burslu)Bilgi ve Belge Yönetimi(%50 Burslu)Bilgisayar-Enformatik(%50 Burslu)Ekonomi(%50 Burslu)İnsan Kaynakları Yönetimi (Fakülte)(%50 Burslu)İşletme(%50 Burslu)Pazarlama (Fakülte)(%50 Burslu)Siyaset Bilimi(%50 Burslu)Uluslararası İlişkiler(%50 Burslu)Uluslararası İşletme(%50 Burslu)İletişim FakültesiGazetecilik(%50 Burslu)Halkla İlişkiler ve Tanıtım(%50 Burslu)Radyo, Televizyon ve Sinema(%50 Burslu)Mimarlık FakültesiMimarlıkMimarlık(Tam Burslu)Peyzaj MimarlığıPeyzaj Mimarlığı(%50 Burslu)Mühendislik FakültesiBilgisayar Mühendisliği(%50 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(%50 Burslu)Makine Mühendisliği(%50 Burslu)Bilişim Sistemleri Mühendisliği(%50 Burslu)Biyomedikal Mühendisliği(%50 Burslu)Gıda Mühendisliği(%50 Burslu)İnşaat Mühendisliği(%50 Burslu)Sağlık Bilimleri FakültesiBeslenme ve Diyetetik (Fakülte)Beslenme ve Diyetetik (Fakülte)(Tam Burslu)Hemşirelik (Fakülte)(Tam Burslu)Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte)(Tam Burslu)Tıp FakültesiTıpTıp(Tam Burslu)Turizm ve Otelcilik YüksekokuluTurizm ve Otel İşletmeciliği (Yüksekokul)(%50 Burslu)Veteriner FakültesiVeterinerlikVeterinerlik(%50 Burslu)İlahiyat Fakültesiİlahiyat(Tam Burslu)

http://www.ulkemiz.com/yakin-dogu-universitesi

ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları

ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları

Türkiye'de varolan dağcılık örgütleri içerisinde sürekli olarak önder konumunu korumuş, Türkiye Dağcılık Federasyonu'ndan (TDF) bile daha köklü bir geçmişe sahip olmuş, Türkiye'nin bilimsel ve sistematik bir yaklaşımla dağcılık ve kayak eğitimleri veren ilk ve tek doğa sporları okulu olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Dağcılık ve Kış Sporları Kolu'nun (ODTÜ-DKSK) temel eğitim programı dahilinde her yıl tekrarlanan teorik eğitimlerinin ilk ayağı Dünya dağcılık tarihi, Türkiye Dağcılık tarihi, DKSK tarihi ve de son olarak Dağcılığın etik tarafı, diğer bir deyişle "felsefe" adı altında topladığımız DKSK'nın ilkeleridir. DKSK içinde yürüyüş ve kampçılık ile başlayan ve yıllar süren dağcılık eğitimi sonunda kişi eğer isterse 8000 metrelik Himalaya doruklarına çıkabilecek bir bilgi ve tecrübe seviyesine erişebilmekte veya Türkiye'de bulunan çok ileri zorluk derecesi olan kaya duvarlarına tırmanabilmektedir. Ancak bu somut teorik ve pratik eğitimler ve tırmanışlar dışında, kağıda dökülmesi zor olan bir başka boyut vardır ki, bu da DKSK'da özellikle 1970'lerde şekillenmiş olan dağcılık anlayışı ve pratiğidir. Türkiye'de dağcılık alanında bir "DKSK ekolü" olarak tanımlanan yaklaşımın olması ve diğer tüm dağcılık uygulamalarından farklılık göstermesi de buna bağlıdır. Dolayısı ile DKSK'da yapılan spor anlayışını bu yaklaşım ve ilkeler zincirinden ayırmak imkansızdır. Yaptığımız sporu tek yönlü olarak görmeyip, ekip anlayışı, çevre koruması, yöre insanlarına saygı gibi konularla beraber algılamak gerekmektedir. Olduğu yerde sayan bir dağcılık anlayışını red ettiğimizden dolayı, bireysel dağcılık anlayışımızı ve Türkiye dağcılığını ilerilere taşımak için geçmişi de bilmek gerekir. Her ne kadar yeni başlayan arkadaşlara önemsiz gözükse de, ileride bu bilgilerin anlamı çok daha belirginleşecektir. Aynı şekilde tamamı ile amatör bir şekilde varlığını 32 yıldır sürdüren DKSK'nın iç yapısını ve işleyişini bilmek gerekmektedir. Anlatacaklarım bu çerçevede olacaktır. Ancak dağlara bizleri asıl bağlayan duygulaşımları elbette ki burada sizlere anlatmam imkansızdır. Onları ancak yaşayarak elde edeceksiniz. Yine de o coşkuyu bir parça da koklamanız için anlatımın sonunda sizlere bir dizi slayt göstereceğim. http://dksk.metu.edu.tr

http://www.ulkemiz.com/odtu-dagcilik-ve-kis-sporlari

Balıklıgöl ve Balıklıgöl Efsanesi

Balıklıgöl ve Balıklıgöl Efsanesi

Balıklıgöl, (Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman Gölleri) Şanlıurfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Şanlıurfa'nın en çok ziyaretçi çeken yerlerindendir.İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü urfa kalesinin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol"' emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. İbrahim'in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Şanlıurfa ili; Türkiye’’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan ve tarihi çok eskilere dayanan bir şehirdir. Şehrin tarihinin M.Ö. 1000 yılına kadar dayandığı tahmin edilmektedir. Şanlıurfa’’da bulunan Göbekli tepe Höyüğü M.Ö. 11.yy. kurulduğu tahmin edilmektedir. Dünyanın bilinen en eski yerleşim yerlerinden biridir. Ayrıca İbrahim Peygamberin ve Eyüp Peygamber’inde doğum yeri olduğu hakkında rivayetler bulunmaktadır. Şanlıurfa kent merkezinin MÖ. 9500 yılına kadar uzandığı tahmin edilmektedir. Tarih boyunca Şanlıurfa kenti; Ebla, Akkad, Sümer, Babil, Hitit, Asur, Pers, Makedonya, Roma, Bizans, Selçuklu, Eyyubi, Memluk, Timur, Akkoyunlular, Dulkadir Beyliği ve son olarak ta Osmanlıların himayesine girmiştir. Bir çok  medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu antik şehir, tarihi ve turistlik yapıyı da sınırları içerisinde bulundurmaktadır. Her karışı tarih kokan bu kentteki görülmesi gereken en önemli yer, bütün dünyanın bildiği Balıklı göl’dür.Şanlıurfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan balıklı gölün hikâyesi, üç büyük dine inananlarında peygamberliğini kabul ettiği Hz. İbrahim’in yaşadığı dönemdeki zalimlikleri ile halkına çok çektiren Nemrut ile İbrahim Peygamber arasında geçen olaylar sonucu oluştuğuna inanılmaktadır. Nemrut’un, Hz İbrahim’i küçük bir tepenin üzerine kurdurduğu mancınık ile tepenin dibinde yanan ateşe fırlattığına ve İbrahim Peygamber’in düştüğü yerdeki ateşin göle, ateşte yanan odunlarında balığa dönüştüğüne inanılır. İbrahim Peygamberin, düştüğü yerde oluşan göle “Halil-ür Rahman” gölü denilmektedir.

http://www.ulkemiz.com/balikligol-ve-balikligol-efsanesi

1. Bölgesel Turizm Kongresi

1. Bölgesel Turizm KongresiYer : İzmir / SeferihisarTarih : 24-27.MART.2016Düzenleyen : Dokuz Eylül Üniv. Seferihisar Fevziye Hepkon Uygulamalı Bilimler YüksekokuluKongre Merkezi : Dokuz Eylül Üniv. Seferihisar Fevziye Hepkon Uygulamalı Bilimler YüksekokuluOrganizatör :Web Sitesi : http://btk.deu.edu.tr/DAVET.Turizmdeki gelişme ile birlikte ülkeler ,bölgeler ve destinasyonlar arasında giderek artan rekabet, seyahat anlayışındaki değişmeler, turistlerin beklentilerindeki farklılaşma, turistik mal ve hizmetlerdeki çeşitlilik farklı ölçeklerde turizm ile ilgili değerlendirmeler yapma ihtiyacını ön plana çıkarmaktadır. Turistik bölge ve destinasyonların sahip oldukları karşılaştırmalı üstünlükler, doğal ekonomik varlıklar ile sosyo – kültürel varlık, değer ve olayları bağlı çekim güçleri uyguladıkları turizm politikalarını şekillendirmektedir.Söz konusu değerlendirmelerden hareketle Dokuz Eylül Üniversitesi Seferihisar Fevziye Hepkon Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu olarak Seferihisar’da süreklilik gösterecek bir Turizm Kongresi’nin düzenlenmesi ve isminin “Bölgesel Turizm Kongresi” olması kararlaştırılmıştır.Birincisi düzenlenen ”Bölgesel Turizm Kongresi” nin süreklilik kazanarak ülke turizmimizin gelişmesine katkı sağlaması, turistik işletmeler ve turizm akademisyenlerine yararı olmasını dilerim.Prof.Dr.Alp TİMURDüzenleme Kurulu Başkanı

http://www.ulkemiz.com/1-bolgesel-turizm-kongresi

Actavis İlaç ne zaman  kurulmuştur.

Actavis İlaç ne zaman kurulmuştur.

Actavis ilaç ülkemizde İstanbul kökenli bir firma olup 2004 yılında faaliyetlerine başlamışırr.

http://www.ulkemiz.com/actavis-ilac-ne-zaman-kurulmustur-

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0