Arama Sonuçları..

Toplam 23 kayıt bulundu.
Anıtkabir Müzesi

Anıtkabir Müzesi

I. ANITKABİR DÜŞÜNCESİTürk Kurtuluş Savaşı'nın ve Türk İnkılâplarının büyük önderi Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türk vatanının bağımsızlığını kazanması için giriştiği savaş ve Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmak amacıyla gerçekleştirdiği inkılâplarla geçen yaşamı 57 yıl sürmüş ve Büyük Önder 10 Kasım 1938'de ebediyete intikal etmiştir.Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'yi bütün kurumları ile çağdaş uygarlığın bir üyesi yapan, insanlık tarihine mal olmuş büyük bir önderdir. O'nun yüceliğini her yönüyle temsil edecek, ilke ve inkılâpları ile çağdaşlaşmaya yönelik düşüncelerini yansıtacak bir anıtmezar yapma fikri, Atatürk'ü kaybetmenin derin hüznü içindeki Türk milletinin ortak isteği olarak belirmiş ve yapımına karar verilmiştir.II. RASATTEPE (ANITTEPE)Anıtkabir yapılmadan önce rasat istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe'nin ismi Rasattepe idi.Bu tepede, M.Ö 12. yüzyılda Anadolu'da devlet kuran Frig uygarlığına ait tümülüsler (mezar yapıları) bulunmaktaydı. Anıtkabir'in Rasattepe'de yapılmasına karar verildikten sonra bu tümülüslerin kaldırılması için arkeolojik kazılar yapıldı. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.III. ANITKABİR'İN İNŞAASIAnıtkabir projesinin belirlenmesinden sonra, inşaatın başlayabilmesi için ilk aşamada kamulaştırılma çalışmalarına başlandı. Anıtkabir'in inşaatı ise 9 Ekim 1944'de görkemli bir temel atma töreni ile başladı. Anıtkabir'in inşası 9 yıllık bir süre içinde 4 aşamalı olarak yapılmıştır.Birinci Kısım İnşaat: 1944-1945Toprak seviyesi ve aslanlı yolun istinat duvarının yapılmasını kapsayan birinci kısım inşaata 9 Ekim 1944'te başlamış ve 1945'te tamamlanmıştır.İkinci Kısım İnşaat: 1945-1950Mozole ve tören meydanını çevreleyen yardımcı binaların yapılmasını kapsayan ikinci kısım inşaat 29 Eylül 1945'te başlamış, 8 Ağustos 1950'de tamamlanmıştır. Bu aşamada inşaatın kâgir ve betonarme yapı sistemine göre, temel basıncının azaltılması göz önünde tutularak, anıt kütlesinin 'temel projesinin' hazırlanması kararlaştırılmıştır. 1947 yılı sonuna kadar mozolenin temel kazısı ve izolasyonu tamamlanmış ve her türlü çöküntüleri engelleyecek olan 11 metre yüksekliğinde betonarme temel sisteminin demir montajı bitirilme aşamasına gelmiştir.Giriş kuleleri ile yol düzeninin önemli bir kısmı, fidanlık tesisi, ağaçlandırma çalışmaları ve arazinin sulama sisteminin büyük bir bölümü tamamlanmıştır.Üçüncü Kısım İnşaat: 1950Anıtkabir üçüncü kısım inşaatı, anıta çıkan yollar, aslanlı yol, tören meydanı ve mozole üst döşemesinin taş kaplaması, merdiven basamaklarının yapılması, lahit taşının yerine konması ve tesisat işlerinin yapılmasını kapsıyordu.Dördüncü Kısım İnşaat: 1950-1953Anıtkabir'in 4. kısım inşaatı ise şeref holü döşemesi, tonozlar alt döşemeleri ve şeref holü çevresi taş profilleri ile saçak süslemelerinin yapılmasını kapsıyordu. Dördüncü kısım inşaat 20 Kasım 1950'de başlamış ve 1 Eylül 1953'te bitirilmiştir.'Anıtkabir Projesi'nde mozolenin kolonat üstünde yükselen tonoz bir bölüm vardı. 4 Aralık 1951 tarihinde hükümet, şeref holünün 28 m.lik yüksekliğinin azaltılması ile yapının daha çabuk bitirilmesinin mümkün olup olmadığını mimarlara sordu.Mimarlar yaptıkları çalışmalar sonunda şeref holünü taş bir tonoz yerine, bir betonarme tavan ile örtmenin mümkün olduğunu bildirdiler. Böylece tonoz yapının zemine vereceği ağırlık ve bunun doğuracağı teknik mahzurlar da ortadan kalkıyordu.Anıtkabir yapımında beton üzerine dış kaplama malzemesi olarak kolay işlenebilen gözenekli, çeşitli renklerde traverten, mozole içi kaplamalarında ise mermer kullanılmıştır.Heykel grupları, aslan heykelleri ve mozole kolonlarında kullanılan beyaz travertenler Kayseri Pınarbaşı İlçesi'nden, kulenin iç duvarlarında kullanılan beyaz travertenler ise Polatlı ve Malıköy'den getirilmiştir. Kayseri Boğazköprü mevkiinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler tören meydanı ve kulelerin zemin döşemelerinde, Çankırı Eskipazar'dan getirilen sarı travertenler zafer kabartmaları, şeref holü dış, duvarları ve tören meydanını çevreleyen kolonların yapımında kullanılmıştır.Şeref holünün zemininde kullanılan krem, kırmızı ve siyah mermerler Çanakkale, Hatay ve Adana'dan, şeref holü iç yan duvarlarında kullanılan kaplan postu Afyon'dan, yeşil renk mermer Bilecik'ten getirilmiştir. 40 ton ağırlığındaki yekpare lahit taşı Adana'nın Osmaniye İlçesi'nden, lahitin yan duvarlarını kaplayan beyaz mermer ise Afyon'dan getirilmiştir.IV. ANITKABİR'İN MİMARİ ÖZELLİKLERİTürk mimarlığında 1940-1950 yılları arası, 'II. Ulusal Mimarlık Dönemi' olarak adlandırılır. Bu dönemde daha çok anıtsal yönü ağır basan, simetriye önem veren, kesme taş malzemenin kullanıldığı binalar yapılmıştır. Anıtkabir bu dönemin özelliklerini taşımaktadır.Bu dönem özellikleri ile birlikte Anıtkabir'de Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme öğelerine sıkça rastlanır.Örneğin dış cephelerde, duvarların çatı ile birleştiği yerde kuleleri dört yandan saran Selçuklu taş işçiliğinde testere dişi olarak adlandırılan bordür bulunmaktadır. Ayrıca Anıtkabir'in bazı yerlerinde (Mehmetçik Kulesi, Müze Müdürlüğü) kullanılan çarkıfelek ve rozet denilen taş süslemeler Selçuklu ve Osmanlı sanatında da göze çarpmaktadır.Bütün bu özellikleriyle yapıldığı dönemin en iyi örneklerinden biri olan Anıtkabir yaklaşık 750.000 m² lik bir alanı kaplamakta olup, Barış Parkı ve Anıt Bloku olarak iki kısma ayrılır.A- BARIŞ PARKIAnıtkabir; Atatürk'ün 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' özdeyişinden ilham alınarak, çeşitli yabancı ülkelerden ve Türkiye'nin bazı bölgelerinden getirilen fidanlarla oluşturulan Barış Parkı içinde yükselmektedir.Afganistan, A.B.D., Almanya, Avusturya, Belçika, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hindistan, Irak, İngiltere, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Kıbrıs, Mısır, Norveç, Portekiz, Yugoslavya ve Yunanistan'dan çeşitli ağaç ve fidanlar getirilmiştir. Bugün Barış Parkı'nda 104 ayrı türden yaklaşık 48.500 adet süs ağacı, ağaççık ve süs bitkisi bulunmaktadır.B- ANIT BLOKUAnıtkabir Anıt Bloku üç bölümden oluşmaktadır.1- Aslanlı Yol2- Tören Meydanı3- MozoleAnıtkabir'e Tandoğan kapısından girildiğinde Barış Parkı içerisinde uzanan yoldan Aslanlı Yol başındaki 26 basamaklı geniş merdivenlere ulaşılır. Merdivenin hemen başında karşılıklı olarak istiklal ve hürriyet kuleleri yer alır.Anıtkabir yapı topluluğu içinde, simetri gözetilerek yerleştirilmiş olan on adet kule vardır. Bu kulelere ulusumuzun ve devletimizin oluşumunda büyük tesirleri olan yüce kavramları temsil eden isimler verilmiştir. Kuleler, plan ve yapı bakımından birbirinin benzeridir. Kareye yakın 12 x14 x7,20 m. boyutlarında dikdörtgen plan üzerine kurulmuş olan kulelerin üzeri piramit biçiminde çatılarla örtülüdür. Çatıların tepelerinde, eski Türk çadırlarında görülen tunç mızrak ucu vardır. Eski Türk kilim desenlerinden alınmış geometrik süslemeler, fresk tekniğinde uygulanmıştır.Ayrıca kulelerin iç duvarlarında, o kulenin ismiyle ilgili bir kompozisyon ve Atatürk'ün özlü sözleri bulunmaktadır.1. İSTİKLAL KULESİAslanlı yolun sağ başındaki İstiklal Kulesi'nin iç duvarlarında bulunan kabartmada, ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan bir gencin yanında bir kaya üzerine konmuş kartal figürü görülmektedir. Kartal, mitolojide ve Selçuklu sanatında gücün, istiklâl ve bağımsızlığın sembolü olarak tasvir edilmiştir. Kılıç tutan genç ise istiklali savunan Türk milletini temsil etmektedir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.Ayrıca kule duvarlarında yazı bordürü olarak Atatürk'ün istiklalle ilgili şu sözleri yer almaktadır:'Ulusumuz en korkunç yok oluşla son buluyor gibi görünmüşken, tutsak edilmesine karşı evladını ayaklanmaya davet eden atalarının sesi, kalplerimiz içinde yükseldi ve bizi son Kurtuluş Savaşı'na çağırdı.' (1921)'Hayat demek savaşma, çarpışma demektir. Hayatta başarı kesinlikle savaşta başarı kazanmakla mümkündür.' (1927)'Biz hayat ve bağımsızlık isteyen ulusuz ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı hiçe sayarız.' (1921)'İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk ulusu, Türkiye'nin gelecekteki çocukları, bunu bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar.' (1927)'Bu ulus bağımsızlıktan yoksun olarak yaşamamıştır, yaşıyamaz ve yaşamıyacaktır, ya istiklal ya ölüm.' (1919)Kulenin içinde ise Anıtkabir maketi ile Anıtkabir'i tanıtıcı ışıklı panolar bulunmaktadır.2. HÜRRİYET KULESİAslanlı Yol'un sol başında bulunan Hürriyet Kulesi içindeki kabartmada; elinde kağıt tutan melek figürü ile meleğin yanında şaha kalkmış bir at tasvir edilmiştir. Melek figürü bağımsızlığın kutsallığını, elindeki kağıt 'Hürriyet Beyannamesi'ni sembolize etmektedir. At figürü ise hürriyet ve bağımsızlık sembolüdür. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.Kule duvarlarında Atatürk'ün hürriyet ile ilgili şu sözleri yazılıdır.'Esas, Türk ulusunun saygın ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir işleme hak kazanamaz.' (1927)'Bence, bir ulusta şerefin, onurun, namusun ve insanlığın sürekli olarak bulunabilmesi kesinlikle o ulusun özgürlük ve bağımsızlığına sahip olabilmesiyle mümkündür.''Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayandığı ulusal egemenliktir.''Bütün tarihsel yaşantımızda özgürlük ve bağımsızlığa sembol olmuş bir ulusuz.'Kule içinde Anıtkabir'in inşaat çalışmalarını gösteren fotoğraf sergisi ve inşaatta kullanılan taş örnekleri bulunmaktadır.3. KADIN HEYKEL GRUBUİstiklal kulesinin önünde, ulusal giysiler giymiş üç kadından oluşan bir heykel grubu vardır. Bu kadınlardan kenarlardaki ikisi yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadır. Başak demetlerinin meydana getirdiği çelenk bereketli yurdumuzu temsil etmektedir. Soldaki kadın, ileri uzattığı elindeki kapla Atatürk'e tanrıdan rahmet dilemekte, ortadaki kadın eliyle yüzünü kapamış ağlamaktadır.Bu üçlü grup, Türk kadınlarının Atatürk'ün ölümünün derin acısı içinde bile gururlu, ağırbaşlı ve azimli oluşunu dile getirmektedir. Heykel grubu Hüseyin Özkan'ın eseridir.4. ERKEK HEYKEL GRUBUHürriyet Kulesi'nin önünde üç erkekten oluşan heykel grubu vardır. Sağdaki erkek başında miğferi ve kalın kaputu ile Türk askerini temsil ederken, onun yanında elinde kitabı ile Türk gençliğini ve aydın insanı, biraz gerisinde ise yerel kıyafetlerle Türk köylüsü temsil edilmiştir. Her üç heykelin yüzünde derin acı ile Türk milletinin kendine özgü ağırbaşlılığı ve yüksek irade gücü dile getirilmiştir. Heykel grubu, Hüseyin Özkan'ın eseridir.5. ASLANLI YOLZiyaretçileri Atatürk'ün yüce huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 m. uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Atatürk'ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem sebebiyle, Anadolu'da uygarlık kuran Hititlerin sanat üslubu ile yapılan aslan heykelleri kuvvet ve sükuneti temsil etmektedir. Heykeller Hüseyin Özkan'ın eseridir.6. TÖREN MEYDANIAslanlı yolun sonunda yer alan tören meydanı 129 x84,25 m. boyutlarındadır. 15.000 kişi kapasiteli bu alanın zemini; siyah, kırmızı, sarı ve beyaz renkte traverten taşlardan oluşan 373 adet halı ve kilim deseniyle bezenmiştir.7. MEHMETÇİK KULESİAslanlı yolun bitiminde sağda Mehmetçik Kulesi yer almaktadır. Kulenin dış yüzeyinde yer alan kabartmada; cepheye gitmekte olan Mehmetçiğin evinden ayrılışı ifade edilmektedir. Bu komposizyonda, elini asker oğlunun omuzuna atmış onu vatan için savaşa gönderen hüzünlü, fakat gururlu anne tasvir edilmiştir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Mehmetçik ve Türk kadınları hakkında söylediği özlü sözler yer almaktadır:'Kahraman Türk eri Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülke ile savaşmıştır.' (1921)'Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ulusunda Anadolu köylü kadının üstünde kadın çalışmasından söz etmek imkânı yoktur.' (1923)'Bu ulusun çocuklarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü birimi bulunamaz.'Kulenin içinde; Anıtkabir ve Atatürk ile ilgili çeşitli kitaplar ve hediyelik eşyalar ziyaretçilere sunulmaktadır.8. ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ KÜTÜPHANESİMehmetçik ve Zafer kuleleri arasında yer alan; müze, kitaplık ve Kültürel Faaliyetler Müdürlüğü'nün içindeki birimde 'Atatürk ve Türk Devrimi Kütüphanesi' bulunmaktadır. Atatürk, milli mücadele ve inkılâplar konulu Türkçe ve yabancı dillerde kitapların bulunduğu bir 'İhtisas Kütüphanesi' olarak, her kesimden araştırmacı ve okuyucuya hafta içi 09.00-12.30 / 13.30-17.00 saatleri arasında hizmet vermektedir.9. ZAFER KULESİKulenin duvarlarında Atatürk'ün en önemli üç zaferinin tarihi ve zaferle ilgili özlü sözleri yazılıdır.Kule içinde Atatürk'ün naaşını 19 Kasım 1938'de İstanbul Dolmabahçe Sarayı'ndan alarak Sarayburnu'nda donanmaya teslim eden top arabası sergilenmektedir.10. İSMET İNÖNÜ'NÜN LAHTİBarış ve Zafer Kuleleri arasında yanları açık sütunların oluşturduğu galerinin ortasında 25 Aralık 1973 yılında vefat eden Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı, Türk Milli Mücadelesinin Batı Cephesi komutanı ve ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün sembolik lahdi bulunmaktadır. Mezar odası alt kattadır.İsmet İnönü, Anıtkabir'e 28 Aralık 1973'te Bakanlar Kurulu Kararı ile defnedilmiştir.11. BARIŞ KULESİKulenin iç duvarında Atatürk'ün 'Yurtta Barış, Dünyada Barış' ilkesini dile getiren bir kabartma kompozisyonu yer almaktadır. Bu kabartmada çiftçilik yapan köylüler ve yanlarında kılıcını uzatarak onları koruyan bir asker figür tasvir edilmiştir. Bu asker barışın sağlam ve güvenli kaynağı olan Türk ordusunu sembolize etmektedir. Bu şekilde insanlar Türk ordusunun sağladığı huzur ortamı içinde günlük hayatlarını devam ettirmektedirler. Kabartma, Nusret Suman'ın eseridir.Kule duvarlarında Atatürk'ün barış ile ilgili şu sözleri yer almaktadır.'Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir.' (1935)'Yurtta Barış, Cihanda Barış.''Ulusun hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir.' (1923)Kulenin içinde ise Atatürk'ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören ve makam otomobilleri sergilenmektedir.12. 23 NİSAN KULESİKulenin iç duvarında 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışını temsil eden bir kabartma yer almaktadır. Bu kabartmada, ayakta duran kadının tuttuğu kağıdın üzerinde 23 Nisan 1920 yazılıdır. Kadının diğer elinde Millet Meclisimizin açılışını simgeleyen bir anahtar bulunmaktadır. Kabartma, Hakkı Atamulu'nun eseridir.Kule duvarlarında meclisin açılışıyla ilgili Atatürk'ün özlü sözleri yer almaktadır:'Bir tek karar vardı: O da ulusal egemenliğe dayalı, hiçbir koşula bağlı olmayan bağımsız, yeni bir Türk Devleti kurmak.' (1919)'Türkiye Devletinin tek ve gerçek temsilcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir.''Bizim bakış açılarımız kuvvetin, gücün, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır.'Kulede Atatürk'ün 1936-1938 yılları arasında kullandığı Cadillac marka özel otomobili sergilenmektedir.13. BAYRAK DİREĞİAnıtkabir'in Çankaya yönündeki 28 basamaklı tören meydanına giriş merdivenlerinin ortasında, tek parçalı yüksek bir direk üzerinde Türk bayrağı dalgalanır. Amerika'da özel olarak yaptırılan 33.53 m. yüksekliğindeki bu direk, Avrupa'daki tek parça çelik bayrak direklerinin en yükseğidir. Direğin 4 metresi kaidenin altında kalmaktadır. Amerika'da yaşayan Türk asıllı Amerika vatandaşı Nazmi Cemal tarafından, kendi bayrak direği fabrikasında imal edilerek 1946 yılında Anıtkabir'e hediye edilmiştir. Bayrak direğinin kaidesinde yer alan kabartmada; meşale Türk medeniyetini, kılıç taarruz gücünü, miğfer savunma gücünü, meşe dalı zaferi, zeytin dalı ise barışı simgelemektedir. Türk bayrağı, ulusumuzun yurdunu savunma, zafer kazanma, barışı koruma ve uygarlık kurma gibi yüce değerleri üzerinde dalgalanmaktadır. Kabartma Kenan Yontuç'un eseridir.14. MİSAK-I MİLLİ KULESİMüzenin girişindeki bu kulenin içinde bulunan kabartma, tek vücut olarak kenetlenmemizi sembolize etmektedir. Kabartma, bir kılıç kabzası üzerinde üst üste konmuş dört elden ibarettir. Bu komposizyon Türk vatanının kurtarılması için içilen millet andını ifade etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Milli Misak ile ilgili şu sözleri yazılıdır:'Kurtuluşumuzun genel kuralı olan ulusal andı tarih safhasına yazan ulusun demir elidir.' (1923)'Ulusal sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz.' (1921)'Ulusal benliği bulamayan uluslar başka ulusların avıdır.' (1923)Kulenin ortasında Anıtkabir'de icra edilen törenlere katılan heyetlerin özel defteri imzalamaları için imza kürsüsü yer almaktadır. Müzenin girişi olan bu kulede bulunan aktüalite panolarında Anıtkabir'de yapılan önemli törenlere ait fotoğraflar da sergilenmektedir.15. ANITKABİR ATATÜRK MÜZESİAnıtkabir Proje Yarışması şartlarına uygun olarak, Misak-ı Milli ve İnkılâp kuleleri arasındaki bölüm müze olarak belirlenmiştir. Bu amaçla 21 Haziran 1960'ta Anıtkabir Atatürk Müzesi açılmıştır. Burada Atatürk'ün kullandığı eşyalar ve kendisine hediye edilen armağanlar ve giysileri teşhir edilmektedir.Müzede ayrıca Atatürk'ün madalya ve nişanları ile manevi evlatlarından A. Afet İnan, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen'in müzeye armağan ettikleri Atatürk'e ait eşyalar sergilenmektedir.16. İNKILAP KULESİMüzenin devamı olan bu kulede Atatürk'ün giydiği elbiseler sergilenmektedir. Kulenin iç duvarında yer alan kabartmada zayıf, güçsüz bir elin tuttuğu sönmek üzere olan bir meşale, çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu'nu simgelemektedir. Güçlü bir elin göklere doğru kaldırdığı ışıklar saçan diğer bir meşale ise, yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk'ün Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için yaptığı inkılâpları simgelemektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.Kule duvarlarında Atatürk'ün inkılâplarla ilgili şu sözleri yazılıdır:'Bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine, uygarlaşmasına teknik imkân ve bilimsel ihtimal yoktur.''Biz ilhamlarımızı gökten ve bilinmeyen alemden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.'Müzenin giysi bölümü olarak kullanılan bu kulede; Anadolu Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr.Yılmaz Büyükerşen'in yaptığı Atatürk'ün gerçek boyutlarında balmumu heykeli bulunmaktadır.17. CUMHURİYET KULESİSanat Galerisi'nin girişi olan bu kulenin duvarlarında Atatürk'ün Cumhuriyet ile ilgili şu özlü sözü bulunmaktadır.'En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi kavramış ve onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi gerçekten kanıtlamış olduğumuzdur.'Kulenin içinde, Atatürk'ün öğrenim gördüğü Manastır Askeri İdadisi ile Sivas ve Erzurum Kongre binaları ve I. T.B.M.M. binalarının maketleri ve o dönemlere ait fotoğraflar sergilenmektedir.18. SANAT GALERİSİCumhuriyet Kulesi ve Müdafaa-i Hukuk Kuleleri arasında yer alan bu bölümde Atatürk'ün özel kitaplığı teşhir edilmektedir.Duvarlarda Atatürk'ü ziyaret etmiş olan yabancı devlet adamları ile Atatürk'ü birlikte tasvir eden yağlı boya tablolar bulunmaktadır. Bu tablolar, ressam Rahmi Pehlivanlı'nın eseridir.Galeride ayrıca, Atatürk, Milli Mücadele ve Anıtkabir konulu belgesel filmlerin gösterildiği sinevizyon bölümü yer almaktadır.19. MÜDAFAA-İ HUKUK KULESİBu kule duvarının dış yüzeyinde yer alan kabartmada, Kurtuluş Savaşımızda ulusal birliğimizin temeli olan Müdafaa-i Hukuk dile getirilmektedir. Kabartmada, bir elinde kılıç tutarken diğer elini ileri uzatmış sınırlarımızı geçen düşmana 'Dur!' diyen bir erkek figür tasvir edilmiştir. İleri uzatılan elin altında bulunan ulu ağaç yurdumuzu, onu koruyan erkek figürü ise kurtuluş amacıyla birleşmiş olan milletimizi temsil etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Müdafaa-i Hukuk konusunda söylediği sözler yer almaktadır:'Ulusal gücü etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır.' (1919)'Ulus bundan sonra hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına şahsen kendisi sahip çıkacaktır.' (1923)'Tarih; bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez.' (1919)'Türk ulusunun kalbinden, vicdanından doğan ve onu esinlendiren en esaslı, en belirgin istek ve iman belli olmuştu: Kurtuluş.' (1927)Kulenin içinde 'Atatürk ve Milli Mücadele' konulu periyodik sergiler düzenlenmektedir. Ayrıca Atatürk'ün öğrenim gördüğü Harbiye Mektebi'nin maketi bulunmaktadır.20. SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ KONULU KABARTMAKomposizyonun sağında bir genç, iki at, bir kadın ve bir erkek bulunmaktadır.Bunlar, savaşın ilk döneminde düşman saldırıları karşısında evlerini bırakıp yurt savunması için yollara düşmüştür. Sağdaki delikanlı arkaya dönmüş, sol elini kaldırıp yumruğunu sıkarak düşmanlara; 'Bir gün döneceğiz ve sizden öcümüzü alacağız' demektedir.Bu üçlü grubun önünde çamura batmış bir araba, çabalayan atlar, tekerleği döndürmeye çalışan bir erkek ve iki kadın ile ayakta bir yiğit ve ona bir kılıç sunan diz çökmüş bir kadın vardır. Bu grup figürleri, Sakarya Muharebesi başlamadan önceki dönemi temsil etmektedir. Bu grubun solunda, yere oturmuş iki kadın ve bir çocuk, düşman istilası altında, Türk ordusunu bekleyen halkımızı simgelemektedir. Bu halkın üzerinden uçarak Başkomutan Mustafa Kemal'e çelenk sunan bir zafer meleği vardır.Komposizyonun sonunda yere oturan kadın vatan anayı, diz çöken genç Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanan Türk ordusunu, meşe ağacı ise zaferi simgelemektedir. Vatan ana, Türk ordusunun zaferinin simgesi olan meşe ağacını göstermektedir. Kabartma İlhan Koman'ın eseridir.21. BAŞKOMUTAN MEYDAN MUHAREBESİ KONULU KABARTMAKomposizyonun solunda yer alan ve bir köylü kadın, bir erkek çocuk ve bir attan oluşan grup milletçe savaşa hazırlık dönemini temsil etmektedir. Sonraki bölümde; Atatürk bir elini ileri uzatmış ve 'Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!' diyerek ordularımıza hedefi göstermektedir. Öndeki melek, Ata'nın emrini borusu ile uzak ufuklara iletmektedir. Bundan sonraki bölümüde, Atatürk'ün emrini yerine getiren Türk ordusunun fedakarlıklarını ve kahramanlıklarını temsil eden kabartmada, vurulup düşen bir erin elindeki bayrağı kavrayan bir yiğit ile siperde ellerinde kalkan ve kılıçlı bir asker Türk ordusunun taarruzunu sembolize etmektedir. Önde ise elinde Türk bayrağı ile Türk ordusunu çağıran zafer meleği bulunmaktadır. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.22. MOZOLEAnıtkabir'in en önemli bölümü olan mozoleye çıkan 42 basamaklı merdivenlerin ortasında 'hitabet kürsüsü' yer almaktadır. Mermer kürsünün tören meydanı cephesi dairesel geometrik motiflerle süslü olup, ortasında Atatürk'ün 'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' sözü yazılıdır. Kürsü Kenan Yontuç'un eseridir.Mozole 72x52x17 m. boyutlarında uzunca dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş olup, ön ve arka sekiz, yan cepheler ise 14.40 m. yüksekliğinde ondört kolonatla çevrelenmiştir. Mozole cephesinde, solda Atatürk'ün Türk gençliğine hitabı, sağda ise Cumhuriyet'in kuruluşunun 10. yıldönümünde söylediği nutku yer almaktadır. Harfler taş kabartma üzerine altın yaldızlarla yazılmıştır.23. ŞEREF HOLÜŞeref holüne bronz kapılardan girilir. Girişte sağda Atatürk'ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk ordusuna son mesajı, solda ise 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Atatürk'ün ölümü üzerine yayınladığı 21 Kasım 1938 tarihli Türk milletine taziye mesajı yer almaktadır. Bu iki yazıt Atatürk'ün doğumunun 100. yılı olan 1981'de yazılmıştır.Girişin tam karşısında büyük pencerenin yer aldığı nişin içinde, Atatürk'ün sembolik lahdi bulunmaktadır. Lahit taşı tek parça kırmızı mermer olup 40 ton ağırlığındadır. Lahit taşının yer aldığı bölüm ise beyaz Afyon mermeri ile kaplıdır. Şeref holünün zemini Adana ve Hatay'dan, yan duvarları ise Afyon ve Bilecik'ten getirilen kırmızı, siyah, yeşil ve kaplan postu mermerlerle kaplanmıştır.Şeref holünün 27 kirişten oluşan tavanı ile yan galeri tavanları mozaik ile süslenmiştir. Şeref holünün yüksekliği 17 m. olup, yan duvarlarında altışardan 12 adet bronz meşale bulunmaktadır. Mozole yapısının üstü, düz kurşun çatı ile örtülüdür.24. MEZAR ODASIAtatürk'ün aziz naaşı, mozolenin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunmaktadır. Mozolenin birinci katı olan şeref holündeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası Selçuklu ve Osmanlı mimari stilinde sekizgen planlı olup, piramidal külahlı, tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz, kırmızı mermerlerle kaplanmıştır. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Mermer sandukanın çevresinde bütün illerden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/anitkabir-muzesi

Telefonun İcadı (Alexander Graham BELL)

Telefonun İcadı (Alexander Graham BELL)

XIX. yüzyılın son çeyreğinde Morse telgrafı standart araçları, kuralları ve uzmanlarıyla tam örgütlenmiş bir kamu hizmeti durumuna gelmişti. Ve sayısız araştırmacılar daha da geliştirmek için harıl harıl çalışmaktaydılar. Çabaları özellikle iki yön izlemekteydi: En kısa zamanda masrafları karşılayacak azami hızı ulaşımda sağlamak; bir de Morse alfabesini bir yana bırakıp mesajları normal yazıyla alabilmek… Birincisini duplex (çift taraflı haberleşme) tekniğiyle yani her iki yönden birden mesaj göndermek yoluyla sağladılar. Bu güzel icat iki kişinin eseri oldu: Wheatstone (1852) ve Amerikalı Stearns (1868). Ünlü Thomas Edison da bunu 1871′de guadruplex sistem haline soktu. İkinci sorun için ilk çözüm bulan İngiliz Davit Hughes (1831-1900) oldu.1855′te alfabenin harflerine karşılık olan bir klavye teklif etti. Ama yine de en köklü çözüm yolunu basit bir telgraf teknisyeni olan Fransız Emile Baudot (1845-1903) gösterdi. 1874′te karma bir yol Hughes ile şirketinin kullandığı Morse makinelerinin birleştirilmesini teklif etti. Ve bunu gerçekleştirmeyi başardı. Böylece yazılı bir telgraf meydana getirmekle kalmadı, birkaç mesajı (5-6 taneyi) birden gönderme imkânını da sağlamış oldu.   Açıkgöz bir adam olan Baudot, icadının beratını almaya ve makinesini P.T.T.’ye kabul ettirmeyi başardı. Bunun kendisine paraca bir tatmin sağladığı söylenemezse de adının Morse’unki gibi gelecek kuşaklara bir cins isim olarak kaldığını görmek kıvancına erişti. Telefon Baudot’nun ilk denenmesi sırasında icat edildi. Bu icadın da uzun bir geçmişi olmuştur. İlkini, sicimi: telefonu (Hooke) bir yana bırakalım; 1782′de sesleri 800 m. uzağa götürmeyi deneyen Papaz Dom Gauthey’i de anıp geçtikten sonra, bu alanda ciddi ilk çalışmayı yapmış olan Amerikalı Charles Page’a (1812-1873) gelelim. Page yumuşak demir parçacıklarını hızla mıknatıslamak ve mıknatıslığını gidermek yoluyla sesleri almayı başarmıştı. Meslektaşı Cenevreli fizikçi Auguste de la Rive (1801-1873) bunu geliştirdi ve işi, telefonun gerçek ön-icatçısı olarak sayacağımız Alman fizikçi Philipp Reiss (1801-1873) ele aldı . Reiss makinesi sesin titrediği bir zardı ve bu titremeler elektrik devresini kapatmaktaydı. Reiss, uluslararası üne sahip bir bilgin değildi. Öyle ki, çalışmaları kendini aynı çalışmalara vermiş olan Amerikalı profesörün kulağına rastlantıyla çalındı. Bu bir diksiyon profesörünün oğlu olup 3 Mart 1847′de Edinburg’da doğan Graham Bell idi. Kendisi de babası gibi fonetikle konuşma mekanizması ve sağır dilsizlerle ilgilenmişti. Bu alandaki incelemeleri sırasında Holmholtz’un “İşitme Duyusu Açısından Müziğin Fizyolojik Teorisi” (1863) adlı eserinden, elektromıknatısın etkilediği bir diyapazon aracılığıyla nasıl sesler elde edilebileceği hakkında fikir edinmiş ve elektrik konusunda incelemeler yapmaya başlamıştı. 1872′de A.B.D.’ye göç eden ve Boston Üniversitesine ses fizyolojisi profesörü olarak atanan Bell, sağırlarla ilgili projelerini bir yana atmış değildi; hatta bir sağır kadınla evlenmişti. O kadar ki, 1875′te bir telgraf maniplesi aracılığıyla bir diyapazonu onlar için titreştirmişti. Günün birinde diyapazonun yerine mıknatıslı maden parçaları kullandı ve bunlardan birinin kuru bir ses çıkararak elektromıknatısa gidip yapıştığını gözlemledi. Ani bir esinlemeyle irkildi. Maden parçacıklarının yerine bir zar yerleştirdi ve zarı titreşimlerine göre direnci değişen bir elektrik devresine bağladı. Sonra telin öbür ucunda çalışmakta olan asistanına seslendi: “Bay Watson, gelin! size ihtiyacım var.” Watson şaşkın ve ürkek bir tavırla koşup geldi: Patronunun sesini telefondan duymuştu. Bu olay 10 Mart 1876′da olmuştu. O zamanlar ilim adamları bu icadı Amerika’nın en olağanüstü buluşu olarak nitelemekteydiler, ama o haliyle çok olduğu da bir gerçekti. Bir elektrik jeneratörüyle çalışmıyordu. Elektrik akımını yaratan, vericideki manyetik alanın değişimleriydi ve bu telden geçerek alıcıdaki elektromıknatısı harekete getiriyordu. Bu durumda 10-12 metreyi aşamazdı. Aygıtı ilk geliştiren Edison oldu (1876). Vericiye bir pil bağlayarak gücünü artırdı. 1878′ de Hugnes mikrofon’u icat etti ve böylece zarların titreşimleri sonucu elde edilen sesleri büyük oranda yükseltmek mümkün oldu. Böylesine olağanüstü bir buluş, sözgelişi, New York’ta iken Boston’daki arkadaşının sesini duymak görülmemiş bir heyecan yarattı; olaylara, kıskançlıklara, kinlere ve davalara konu oldu. ilk davayı açan Amerikalı değerli teknisyen Elisha Gray (1835-1901) idi. içine kapanık bir araştırmacı olan Gray telefonu Graham Bell’le aynı zamanda bulmuş, ama ne yazık ki beratını ondan iki saat sonra istemişti. Bu 120 dakikalık gecikme mahkemelerin, haklarını reddetmesi için yetti. Graham Bell’in, icadını telgraf şirketi Western Union’a teklif edip (1877) reddedilmesinden sonra kurulan Bell Telephone Şirketi aleyhine; sözde başka mucitler, geliştiriciler ve rakipler tarafından bir yığın davalar açılmaya başlanmış, bir yandan da berat meseleleri çevresinde tatsız didişmeler ve açgözlü çekişmeler almış yürümüştü. Bütün davalar art arda gerçek mucidin lehine sona ermekteydi. Telefon da bir yandan durmadan yayılmakta, teller şehirlerden şehirlere uzanmaktaydı. 1880 yılında Amerika’nın 35 eyaleti telefon santralına kavuşmuş ve 70.000 abone kaydetmişti. Bell 4 Ağustos 1922′de Halifax’da öldüğünde A.B.D. ve Kanada’daki 17 milyon abonelik şebekede ulaşım bir dakika durduruldu. 1876′da telefonun icadı bunca hayranlık dolu bir şaşkınlık yarattıktan sonra fonografın etkisi ne oldu, bir gözünüzün önüne getirin. Oysa bu konu da ani olarak patlak vermemiş, çalışmalar az çok kulaktan kulağa duyulmuştu. Bilim adamları uzunca bir süreden beri uğraşmaktaydılar; hatta 1857′de yarı yola varmışlardı bile. O yıl mütevazı bir basın musahhihi olan Fransız Edouard-Leon Scott (1817-1879), gerçek bir kaydedici fonograf imal etti. Bu, altında bir silindirin döndüğü madeni bir sivri uç ve buna bağlı bir zardan oluşmuştu. Bu zarın önünde konuşulunca ya da şarkı söylenince sesler sivri madeni uç aracılığıyla silindirin üzerinde titreşimli izlet bırakıyordu. Bu kaydetmenin tersinin olabileceği yani sivri ucu bu izlerden bir daha geçirmek yoluyla söz ya da müziği yeniden meydana getirmek bambaşka bir alandı elbet. Ve kolay kolay kimsenin aklına gelecek şey de değildi. Bunu ilk düşünen Charles Cros (1842-1888) adında bir Fransız oldu. Cros şair, mizahçı, hem de bilim adamıydı. Bir yandan şiirler yazıyor, bir yandan da teorik olarak renkli fotoğraf, gezegenlerarası ulaşım ve fonograf tasarlıyordu. Tasarıları gerçekleşti ve 1877′de Bilimler Akademisine, “paleophone” adını verdiği gerçekte bir fonograf olan bir aletin planını sundu. Edison’un bu çalışmadan haberi oldu mu? Yoksa yalnızca bir rastlantı sonucu olarak mı bilmiyoruz; tıpatıp aynı ilkelere dayanan makinesi için berat istedi. Edison’u bu makinenin önünde çocukça bir şarkı olan “Mary had a little lamb -Mary’nin minik bir kuzusu var” şarkısını söylerken görenler, makinenin az sonra hımhım bir sesle bunu tekrarladığını duydular. 1878′in fonografı bir oyuncaktı, ama inanılmaz bir gelişme gösterdi ve günümüzün elektrofon ve mikrosiyon plaklarına bir yığın yeni buluş ve icatlara yol açtı… Telefon nasıl çalışır?  Bir elektrik devresi üzerinden bir telefon konuşmasının yapılması sırasında meydana gelen olaylar şöylece sıralanabilir: 1. Ses enerjisi mekanik enerjiye dönüşür. 2. Mekanik enerji elektrik enerjisine dönüşür. 3. Elektrik enerjisi nakledilir. 4. Karşı tarafta elektrik enerjisi manyetik enerjiye dönüşür. 5. Manyetik enerji mekanik enerjiye dönüşür. 6. Mekanik enerji ses enerjisine dönüşür. Elektrik titreşimlerinin iletkenlerdeki yayılma hızı esas titreşimlerinin havadaki yayılma hızından birkaç yüz bin kere daha fazla olduğundan (200-300 bin km/sn mertebesinde) telefon ile konuşanlar, aradaki uzaklığa rağmen, karşı karşıya bulunuyorlarmış hissine sahiptirler. Telefon sistemi üç ana görev yapar. İki abone arasında konuşma irtibatını sağlar ve aboneler arasında çağırma, meşgul çevirme, ses sinyalleri üretir. Otomatik olmayan manyetolu telefonlarda bu işlemler elle yapılır. Bir telefon aletinde bulunan belli başlı parçalar şunlardır: 1. Ses alıcı (mikrofon), 2. Mikrofon akım kaynağı, 3. Ses verici (kulaklık), 4. Çağırma ve çağrılma düzenleri, 5. Devre açıp kapayıcılar, anahtarlar, 6. Çağırma kadranı. Manuel ve otomatik santrallara bağlı telefon aletleri birbirinden farklıdır. Herbirinde yukardaki parçaların bazıları bulunur. Telefonun ahizesi sesi elektrik enerjisine ve elektrik enerjisini de sese çevirir. Otomatik telefon cihazında ahize kaldırıldığında devreyi açan bir anahtar ve ön tarafta numaratörü mevcuttur. Telefon ahizesi kaldırılınca telefonla santral arasında elektrik devresi kurulur. Ahizeden ton sesi duyulur. Numaratörden, mesela 6 rakamı çevrilince elektrik devresi altı defa açılıp kapanmış olur. Elektrik devresindeki açılıp kapanmalar sinyal olarak santralda devreler vasıtasıyle sayılır. Muhaberenin konuşma şeklinde olması şart değildir. Lokal santrallara konulan bilgisayarlar gönderilen sinyal cinsine göre seçim yaparak dağıtımı analog telefon, sayısal telefon, faksimile, teleks, televizyon bilgi işlem şekillerinde terminallere ulaştırır. Böylece telefon konuşmaları yanında televizyon, faksimil resim ve yazı, teleks, bilgisayar işlemleri de çok süratli ve kaliteli olarak yürütülür. Muhabere hatları: Muhabere (haberleşme) imkanları çok çeşitlidir. Bunlar: 1. İki telli analog radyo sinyal hattı (1 konuşma). 2. Anolog radyo röle link hattı (30 konuşma). 3. Sayısal radyo röle link hattı (1920 konuşma). 4. Çok kollu koaksiyel kablo hattı (7680 konuşma). 5. Fiberoptik kablo hattı (10.000 konuşma ve üstü). 6. Muhabere uydular hattı (20.000 konuşma). İki telli konuşma devreleri uzak mesafelerde kayıplar çok arttığı ve kanal sayısı sınırlı olduğu için şehir içi dağıtım sistemi dışında kullanılmaz. Muhabere sistemleri radyo yayınlarından istifadeyle kapasite ve kalite yönünden çok gelişmiştir. Telefon konuşmaları hem doğrudan analog sinyal olarak hem de bu analog sinyalin sayısal sinyal haline çevrilmesinden sonra yayınlanarak yapılabilmektedir. Analog sinyal de yankı problemi ve sinyal gürültü seviyesi yüksek olduğu için terk edilmiş sayısal sinyal sistemine geçilmiştir. Sayısal sinyal sistemlerinde, analog sinyal dilimlere bölünerek düzgün palslara ayrılır. Bu palslar daha sonra kodlanarak verici anteninden ‘0′, ‘1′ sayısal yayın olarak gönderilir. Kodlanma işlemi her konuşma için ayrı ayrı yapılabildiği için bir antenden aynı anda binlerce sayıda konuşma palslar halinde yayınlanabilir. Alıcı telefon, istasyondan alınan bu binlerce yayın tekrar kod çözücüde çözümlenerek, odyo sinyal haline çevrilerek santral mantık devresinden geçerek abonelere ulaşır. Kodlanmış palslar antenden yayınlanabildiği gibi koaksiyel kablolardan da gönderilebilir. Koaksiyel kablolarda kayıplar çok azalır. Koaksiyel kablo yerine bundan daha süratli yüksek kapasiteli ve kayıp oranı çok düşük optik fiber kablolar da kullanılabilir. Optik fiber sisteminde kodlanmış sayısal sinyaller optik sinyallere çevrilerek gönderilir. Karşı santralde optik sinyaller önce elektronik sinyallere daha sonra da odyo analog sinyale çevrilerek lokal santral mantık devresinden abonelere ulaştırılır. İki telli muhabere sisteminde aynı anda bir konuşma yapılır. Halbuki pals kod modüleli sayısal radyo link muhabere sisteminde 30 kanal mevcuttur. Koaks kablolu sayısal radyo link muhabere sistemiyse en az saniyede 30 megabit bilgi gönderme kapasitesine sahip olup, 1920 kanallıdır. 1985 senesinde F. Almanya’da hizmete girmiş olan böyle bir sistem saniyede 565 mbit kapasiteye; bir başka ifadeyle aynı anda 7680 konuşma veya bilgi aktarmaya müsaittir. Fiberoptik sistemler 140 mbit/saniye ve daha yukarı kapasitede görev yapmaktadır. Fiberoptik muhabere sistemi kapasite yüksekliği, montaj kolaylığı, bakım istememesi, yüksek kaliteli bilgi göndermesiyle mevcut sistemlerin en mükemmelidir. Özet olarak telefon santrallarının isimleri şunlardır: Elektromekanik telefon santralı, elektronik telefon santralı, otomatik telefon santralı, şehirlerarası telefon santralı, transit telefon santralı, yarıelektronik telefon santralı, yarıotomatik telefon santralı, mahalli (yerel) telefon santralı… olmak üzere çeşitleri vardır (1994). Telefonun tatbikatta sağladığı en büyük fayda muhaberenin süratli bir şekilde yapılmasıdır. Fiberoptik, koaksiyel kablo ve elektromanyetik yollarla uydulardan yansıtılarak yapılan telefon görüşmeleri dünyanın her köşesini birbirine bağlamıştır. Telefon sistemlerinin kanal kapasiteleri her geçen gün artmaktadır. Kanal sayısında artışlar telefonu daha da pratik bir hale sokmaktadır. Telekomünikasyon arasındaki önemli gelişmelerden biri de, telsiz telefonun ortaya çıkmasıdır. Kısa dalga radyo alıcı-vericilerin normal telefon sistemine bağlamasıyla hareket halinde telefonla konuşma imkanı ortaya çıkmıştır. Bu sistemle bölgeler arası kesintisiz bağlantı olduğu gibi, çok uzun menzilli yolculuklar yapan bile istediği yeri anında arayabilir. Kaynak: http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/telefonun-icadi-alexander-graham-bell

Bioenerji Nedir?

Bioenerji Nedir?

Biyoenerjinin kelime anlamı; doğal olan enerjidir. Bilim; insan organizmasının yalnız moleküllerden oluşan, fiziksel bir yapıya sahip olmadığı, tüm kainatta olduğu gibi,bir enerji alanına sahip olduğunu doğrular.Vücut içerisindeki, devamlı bir titreşim ve düşük voltajlı elektromanyetik akım vardır. Elektromanyetik akım; fiziksel bedenle sınırlanmamıştır. Böylece, bir bedenden diğerine akış yapılabilir. Bu elektromanyetik akım; bedenin sağ tarafında toplanmıştır. Biyoenerji akışı insanla sınırlı değildir. Tüm maddeye akar. Bitkilerin insanlarınkine zıt bir kutbu vardır. Onlarla aramızda hür bir kanal açılır. Sağlıklı bir vücutta negatif bir enerji bulunmaz. Vücudun herhangi bir yerinde problem varsa; o bölge negatif enerji üretmeye başlar. Daha doğrusu; beyin ile o bölgenin iletişimi kopmuş demektir. Bun nedenle; bedenimizin tümünü ayakta tutan beyinin düşünce ve yapılandırma bölümü ile aradaki bağı kopartmamak gerekir. Biyoenerji insanlarda bulunan doğal enerjidir. Vücut içerisinde devamlı bir titreşim ve düşük voltajlı elektromanyetik akım; bireysel enerji alanımız ve enerji sistemimiz vardır. Kısacası fiziksel, zihinsel ve ruhsal üç enerji alanımızın bileşkesiyiz. Evrenden aldığımız, içselleştirdiğimiz bu enerjiye yaşam enerjisi biyoenerji diyoruz. Prana; Sanskrit dilinde kelime anlamı yaşam gücü demek olan, iyi sağlık durumunu muhafaza eden ve bedeni canlı tutan görünmez biyoenerji ya da yaşamsal enerjidir. Japonlar; bu esrarengiz enerjiye Kİ, Çinliler CHİ, Yunanlılar PREVMA, Polonyalılar MANA, İbraniler RUAH derler. Yaşam nefesi anlamında pranik şifacılık, çok çeşitli hastalıkların tedavisinde, yaşamsal enerji yada enerji şifacılığının (ki Prana’nın kullanımıdır) bir çeşididir.Görünmez Enerji Nedir?Bilimsel kanıt, biyoenerjinin varlığını ve fiziksel bedenin iyi ve sağlıklı oluşuyla ilgisini anlaşılır şekilde ispatlar. Seçkin Rus bilim adamları tarafından yönetilen bilimsel deneylere dayanarak, Semyon Kirlian; fotoğrafladığı insanların, hayvanların ve bitkilerin ultrahassas bir kamera yöntemiyle fiziksel bedenin etrafındaki renkli ışık enerji alanını göstermiştir. Bu tekniğe Kirlian Fotoğrafçılığı adı verilmektedir. Enerji alanı (Aura) görülebilir fiziksel bedene nüfuz ederek, cilt yüzeyinden yaklaşık 8 yada 10 cm yayılır. Kirlian fotoğrafçılığındaki deneyler, fiziksel olarak hastalık ortaya çıkmadan beden enerjisindeki ilk görünen hastalıklı enerjileri de ortaya çıkarmıştır. Bir kişinin düşünceleri ve hisleri, beden enerjisini önemli ölçüde etkilemektedir.NazarDin kitaplarında,değişik tarzlarda ifade edilen bir negatif enerjidir. Nazarı iki türlü incelemek gerekir:Birincisi: İnsanın kendi kendine veya çocuğu gibi çok yakınına hiç bir kötü amaç taşımadan ürettiği negatif enerji şeklidir. Beyinde sürekli kodlanan bir kelime mevcuttur: Maşallah Bu kelime söylendiği anda nazar değmeyeceğine beyin şartlandırılırsa veya başka bir deyimle kodlanırsa, beyin bu kelime söylendiğinde negatif enerji üretimini yapmamaktadır. Ama o Maşallah kelimesi söylenmediği anda negatif enerji üretmeye başlıyor. Burada şunu belirtmeden geçemeyeceğiz; nazara kesinlikle inanmayan insanlarda bu enerji üretim tarzı harekete geçmeyecektir. Dolayısıyla böyle insanlara nazar değme olasılığı çok zayıf olacaktır. İkincisi: İnsanın bir başkasına nazar etmesi. Beyin kıskançlık duygusu ile hareket ettiğinde yine negatif enerji üretimine yol açar. Bazı insanlarda bu türde kıskançlık duygusu çok yüksek olduğundan o insanların nazarı daha çok değer. Daha doğrusu yaydıkları negatif enerji çok yoğun olur. Bir hayli maddi veya manevi zarar verebilirler. İnsan beyni negatif veya pozitif enerjiyi sadece %50 kadar üretir. Pozitif Enerjiİnsanda mevcut olan olumlu bir enerjidir. Yalnız; zaman, zaman bu enerjinin de çok olması çeşitli hastalıklara da yol açabilir. Örneğin bu insanların vücutlarındaki yüksek pozitif enerji manyetik kartları, pilleri bozmakta bu şahıslar bu türde cihazlar kullanamamaktadırlar. Bu şekilde yüksek pozitif enerjiye sahip olanlar; eğitim alarak şifacı olarak çalışabilirler veya üzerlerinde mevcut bu yüksek pozitif enerjiyi atmak zorundadırlar. Pozitif enerjisi normal düzeyde olan insanlar; son derece ılımlı ve kesinlikle hem sağlıkları yerinde, hem de etraflarına neşe saçan insanlardır. Bu insanların, stres problemleri yoktur. Zihinsel olarak ta son derece sağlıklılardır.Negatif EnerjiVücutta; hastalıklı olan bölgelerin ürettiği olumsuz enerjidir. Bu türde enerji; nerede olursa o nokta sürekli olarak negatif enerji üretmektedir. Hatta negatif enerji üretmeye başladıktan 1-2 ay sonra hastalık ortaya çıkabilir. Travma sonucu ortaya çıkan enerji de negatif bir enerjidir. Çok stresli insanlar da sürekli negatif enerji üretirler. Çoğunlukla bu türde insanlar; çeşitli ağrı ve psikolojik rahatsızlıklar duyarlar. Negatif enerjinin yok olması insanların ya kendi kendilerine meditasyonla gerçekleşir, ya da tıbbi tedavi ile ortadan kalkar. Negatif enerjinin ortadan kalkması için; her türlü şartlarda ilk önce tıbbi tedaviye, eğer çare yok ise alternatif tıbba başvurulmalıdır.Enerjiyi HissetmekRahat bir yere oturun. Gözlerinizi kapatın ve gevşeyin. Hiç bir şey düşünmeyin. Ellerinizi; 15-20 saniye kadar birbirine sürtün. Avuç içleri birbirine bakacak şekilde 10 cm den çok olmamak şartı ile, karşılıklı tutun. Yirmi saniye sonra biraz ellerinizi uzaklaştırın. Hemen ellerinizi yavaş, yavaş yaklaştırmaya çalışın. Ellerinizin arasında çok hafif bir basınç hissedeceksiniz. İşte, en açık bir biçimde sizin enerji sınırınız.Enerjiyi GörmekLoş bir odaya gidin. Çok rahat bir şekilde oturmaya çalışın. Ellerinizi hızla 20 saniye kadar birbirine sürtün. Ellerinizi, yine avuç içleri birbirine bakacak şekilde 5-6 cm de tutarak avuç içlerini ileri geri oynatmaya başlayın. Bu ara, ellerinizin arasına odaksız bir şekilde bakın .Enerji sınırını, dumanlı bir şekilde göreceksiniz.ŞakralarEvrenden gelen enerjinin canlı vücuduna girdiği noktalardır. İnsanda 7 ana şakra mevcuttur:1- Taç şakra’sı mor renkte olup bıngıldağın olduğu yerde,2- Üçüncü Göz şakra’sı lacivert renkte iki kaşın ortasında,3- Boğaz şakra’sı mavi renkte boğazın olduğu yerde,4- Kalp şakra’sı yeşil renkte,5- Karın şakra’sı sarı renkte, mideyle omurga arasındaki boşlukta yanlarda,6- Hara şakra’sı turuncu renkte, göbekte hafif solda,7- Kök şakra’sı kırmızı renkte, omurilikte kuyruk sokumunda.Yeni doğan bebekte; mavi-grimsi renktedir. Şakra kapanması o bölgeye enerji gelmesinin önlenmesi ve dolayısıyla de bölgede negatif enerji oluşmasına yol açar. Daha sonrada o bölgede fiziksel rahatsızlıklara neden olur. Ölümde ise Parlak ışık taç şakrağından çıkar.İnsanın enerji alanı, kullandıkça çoğalır. Kaynak sonsuzdur.

http://www.ulkemiz.com/bioenerji-nedir

Anıtkabir ve Özellikleri

Anıtkabir ve Özellikleri

Türk Kurtuluş Savaşı'nın ve Türk İnkılâplarının büyük önderi Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türk vatanının bağımsızlığını kazanması için giriştiği savaş ve Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmak amacıyla gerçekleştirdiği inkılâplarla geçen yaşamı 57 yıl sürmüş ve Büyük Önder 10 Kasım 1938'de ebediyete intikal etmiştir.Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'yi bütün kurumları ile çağdaş uygarlığın bir üyesi yapan, insanlık tarihine mal olmuş büyük bir önderdir. O'nun yüceliğini her yönüyle temsil edecek, ilke ve inkılâpları ile çağdaşlaşmaya yönelik düşüncelerini yansıtacak bir anıtmezar yapma fikri, Atatürk'ü kaybetmenin derin hüznü içindeki Türk milletinin ortak isteği olarak belirmiş ve yapımına karar verilmiştir.RASATTEPE (ANITTEPE)Anıtkabir yapılmadan önce rasat istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe'nin ismi Rasattepe idi.Bu tepede, M.Ö 12. yüzyılda Anadolu'da devlet kuran Frig uygarlığına ait tümülüsler (mezar yapıları) bulunmaktaydı. Anıtkabir'in Rasattepe'de yapılmasına karar verildikten sonra bu tümülüslerin kaldırılması için arkeolojik kazılar yapıldı. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.ANITKABİR'İN İNŞAASIAnıtkabir projesinin belirlenmesinden sonra, inşaatın başlayabilmesi için ilk aşamada kamulaştırılma çalışmalarına başlandı. Anıtkabir'in inşaatı ise 9 Ekim 1944'de görkemli bir temel atma töreni ile başladı. Anıtkabir'in inşası 9 yıllık bir süre içinde 4 aşamalı olarak yapılmıştır.Birinci Kısım İnşaat: 1944-1945Toprak seviyesi ve aslanlı yolun istinat duvarının yapılmasını kapsayan birinci kısım inşaata 9 Ekim 1944'te başlamış ve 1945'te tamamlanmıştır.İkinci Kısım İnşaat: 1945-1950Mozole ve tören meydanını çevreleyen yardımcı binaların yapılmasını kapsayan ikinci kısım inşaat 29 Eylül 1945'te başlamış, 8 Ağustos 1950'de tamamlanmıştır. Bu aşamada inşaatın kâgir ve betonarme yapı sistemine göre, temel basıncının azaltılması göz önünde tutularak, anıt kütlesinin "temel projesinin" hazırlanması kararlaştırılmıştır. 1947 yılı sonuna kadar mozolenin temel kazısı ve izolasyonu tamamlanmış ve her türlü çöküntüleri engelleyecek olan 11 metre yüksekliğinde betonarme temel sisteminin demir montajı bitirilme aşamasına gelmiştir.Giriş kuleleri ile yol düzeninin önemli bir kısmı, fidanlık tesisi, ağaçlandırma çalışmaları ve arazinin sulama sisteminin büyük bir bölümü tamamlanmıştır.Üçüncü Kısım İnşaat: 1950Anıtkabir üçüncü kısım inşaatı, anıta çıkan yollar, aslanlı yol, tören meydanı ve mozole üst döşemesinin taş kaplaması, merdiven basamaklarının yapılması, lahit taşının yerine konması ve tesisat işlerinin yapılmasını kapsıyordu.Dördüncü Kısım İnşaat: 1950-1953Anıtkabir'in 4. kısım inşaatı ise şeref holü döşemesi, tonozlar alt döşemeleri ve şeref holü çevresi taş profilleri ile saçak süslemelerinin yapılmasını kapsıyordu. Dördüncü kısım inşaat 20 Kasım 1950'de başlamış ve 1 Eylül 1953'te bitirilmiştir."Anıtkabir Projesi"nde mozolenin kolonat üstünde yükselen tonoz bir bölüm vardı. 4 Aralık 1951 tarihinde hükümet, şeref holünün 28 m.lik yüksekliğinin azaltılması ile yapının daha çabuk bitirilmesinin mümkün olup olmadığını mimarlara sordu.Mimarlar yaptıkları çalışmalar sonunda şeref holünü taş bir tonoz yerine, bir betonarme tavan ile örtmenin mümkün olduğunu bildirdiler. Böylece tonoz yapının zemine vereceği ağırlık ve bunun doğuracağı teknik mahzurlar da ortadan kalkıyordu.Anıtkabir yapımında beton üzerine dış kaplama malzemesi olarak kolay işlenebilen gözenekli, çeşitli renklerde traverten, mozole içi kaplamalarında ise mermer kullanılmıştır.Heykel grupları, aslan heykelleri ve mozole kolonlarında kullanılan beyaz travertenler Kayseri Pınarbaşı İlçesi'nden, kulenin iç duvarlarında kullanılan beyaz travertenler ise Polatlı ve Malıköy'den getirilmiştir. Kayseri Boğazköprü mevkiinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler tören meydanı ve kulelerin zemin döşemelerinde, Çankırı Eskipazar'dan getirilen sarı travertenler zafer kabartmaları, şeref holü dış, duvarları ve tören meydanını çevreleyen kolonların yapımında kullanılmıştır.Şeref holünün zemininde kullanılan krem, kırmızı ve siyah mermerler Çanakkale, Hatay ve Adana'dan, şeref holü iç yan duvarlarında kullanılan kaplan postu Afyon'dan, yeşil renk mermer Bilecik'ten getirilmiştir. 40 ton ağırlığındaki yekpare lahit taşı Adana'nın Osmaniye İlçesi'nden, lahitin yan duvarlarını kaplayan beyaz mermer ise Afyon'dan getirilmiştir.ANITKABİR'İN MİMARİ ÖZELLİKLERİTürk mimarlığında 1940-1950 yılları arası, "II. Ulusal Mimarlık Dönemi" olarak adlandırılır. Bu dönemde daha çok anıtsal yönü ağır basan, simetriye önem veren, kesme taş malzemenin kullanıldığı binalar yapılmıştır. Anıtkabir bu dönemin özelliklerini taşımaktadır.Bu dönem özellikleri ile birlikte Anıtkabir'de Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme öğelerine sıkça rastlanır.Örneğin dış cephelerde, duvarların çatı ile birleştiği yerde kuleleri dört yandan saran Selçuklu taş işçiliğinde testere dişi olarak adlandırılan bordür bulunmaktadır. Ayrıca Anıtkabir'in bazı yerlerinde (Mehmetçik Kulesi, Müze Müdürlüğü) kullanılan çarkıfelek ve rozet denilen taş süslemeler Selçuklu ve Osmanlı sanatında da göze çarpmaktadır.Bütün bu özellikleriyle yapıldığı dönemin en iyi örneklerinden biri olan Anıtkabir yaklaşık 750.000 m² lik bir alanı kaplamakta olup, Barış Parkı ve Anıt Bloku olarak iki kısma ayrılır.A- BARIŞ PARKIAnıtkabir; Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" özdeyişinden ilham alınarak, çeşitli yabancı ülkelerden ve Türkiye'nin bazı bölgelerinden getirilen fidanlarla oluşturulan Barış Parkı içinde yükselmektedir.Afganistan, A.B.D., Almanya, Avusturya, Belçika, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hindistan, Irak, İngiltere, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Kıbrıs, Mısır, Norveç, Portekiz, Yugoslavya ve Yunanistan'dan çeşitli ağaç ve fidanlar getirilmiştir. Bugün Barış Parkı'nda 104 ayrı türden yaklaşık 48.500 adet süs ağacı, ağaççık ve süs bitkisi bulunmaktadır.B- ANIT BLOKUAnıtkabir Anıt Bloku üç bölümden oluşmaktadır.    1- Aslanlı Yol    2- Tören Meydanı    3- MozoleAnıtkabir'e Tandoğan kapısından girildiğinde Barış Parkı içerisinde uzanan yoldan Aslanlı Yol başındaki 26 basamaklı geniş merdivenlere ulaşılır. Merdivenin hemen başında karşılıklı olarak istiklal ve hürriyet kuleleri yer alır.Anıtkabir yapı topluluğu içinde, simetri gözetilerek yerleştirilmiş olan on adet kule vardır. Bu kulelere ulusumuzun ve devletimizin oluşumunda büyük tesirleri olan yüce kavramları temsil eden isimler verilmiştir. Kuleler, plan ve yapı bakımından birbirinin benzeridir. Kareye yakın 12 x14 x7,20 m. boyutlarında dikdörtgen plan üzerine kurulmuş olan kulelerin üzeri piramit biçiminde çatılarla örtülüdür. Çatıların tepelerinde, eski Türk çadırlarında görülen tunç mızrak ucu vardır. Eski Türk kilim desenlerinden alınmış geometrik süslemeler, fresk tekniğinde uygulanmıştır.Ayrıca kulelerin iç duvarlarında, o kulenin ismiyle ilgili bir kompozisyon ve Atatürk'ün özlü sözleri bulunmaktadır.İSTİKLAL KULESİAslanlı yolun sağ başındaki İstiklal Kulesi'nin iç duvarlarında bulunan kabartmada, ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan bir gencin yanında bir kaya üzerine konmuş kartal figürü görülmektedir. Kartal, mitolojide ve Selçuklu sanatında gücün, istiklâl ve bağımsızlığın sembolü olarak tasvir edilmiştir. Kılıç tutan genç ise istiklali savunan Türk milletini temsil etmektedir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.Ayrıca kule duvarlarında yazı bordürü olarak Atatürk'ün istiklalle ilgili şu sözleri yer almaktadır:"Ulusumuz en korkunç yok oluşla son buluyor gibi görünmüşken, tutsak edilmesine karşı evladını ayaklanmaya davet eden atalarının sesi, kalplerimiz içinde yükseldi ve bizi son Kurtuluş Savaşı'na çağırdı." (1921)"Hayat demek savaşma, çarpışma demektir. Hayatta başarı kesinlikle savaşta başarı kazanmakla mümkündür." (1927)"Biz hayat ve bağımsızlık isteyen ulusuz ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı hiçe sayarız." (1921)"İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk ulusu, Türkiye'nin gelecekteki çocukları, bunu bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar." (1927)"Bu ulus bağımsızlıktan yoksun olarak yaşamamıştır, yaşıyamaz ve yaşamıyacaktır, ya istiklal ya ölüm." (1919)Kulenin içinde ise Anıtkabir maketi ile Anıtkabir'i tanıtıcı ışıklı panolar bulunmaktadır.HÜRRİYET KULESİAslanlı Yol'un sol başında bulunan Hürriyet Kulesi içindeki kabartmada; elinde kağıt tutan melek figürü ile meleğin yanında şaha kalkmış bir at tasvir edilmiştir. Melek figürü bağımsızlığın kutsallığını, elindeki kağıt "Hürriyet Beyannamesi"ni sembolize etmektedir. At figürü ise hürriyet ve bağımsızlık sembolüdür. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.Kule duvarlarında Atatürk'ün hürriyet ile ilgili şu sözleri yazılıdır."Esas, Türk ulusunun saygın ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir işleme hak kazanamaz." (1927)"Bence, bir ulusta şerefin, onurun, namusun ve insanlığın sürekli olarak bulunabilmesi kesinlikle o ulusun özgürlük ve bağımsızlığına sahip olabilmesiyle mümkündür.""Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayandığı ulusal egemenliktir.""Bütün tarihsel yaşantımızda özgürlük ve bağımsızlığa sembol olmuş bir ulusuz."Kule içinde Anıtkabir'in inşaat çalışmalarını gösteren fotoğraf sergisi ve inşaatta kullanılan taş örnekleri bulunmaktadır.KADIN HEYKEL GRUBUİstiklal kulesinin önünde, ulusal giysiler giymiş üç kadından oluşan bir heykel grubu vardır. Bu kadınlardan kenarlardaki ikisi yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadır. Başak demetlerinin meydana getirdiği çelenk bereketli yurdumuzu temsil etmektedir. Soldaki kadın, ileri uzattığı elindeki kapla Atatürk'e tanrıdan rahmet dilemekte, ortadaki kadın eliyle yüzünü kapamış ağlamaktadır.Bu üçlü grup, Türk kadınlarının Atatürk'ün ölümünün derin acısı içinde bile gururlu, ağırbaşlı ve azimli oluşunu dile getirmektedir. Heykel grubu Hüseyin Özkan'ın eseridir.ERKEK HEYKEL GRUBUHürriyet Kulesi'nin önünde üç erkekten oluşan heykel grubu vardır. Sağdaki erkek başında miğferi ve kalın kaputu ile Türk askerini temsil ederken, onun yanında elinde kitabı ile Türk gençliğini ve aydın insanı, biraz gerisinde ise yerel kıyafetlerle Türk köylüsü temsil edilmiştir. Her üç heykelin yüzünde derin acı ile Türk milletinin kendine özgü ağırbaşlılığı ve yüksek irade gücü dile getirilmiştir. Heykel grubu, Hüseyin Özkan'ın eseridir.ASLANLI YOLZiyaretçileri Atatürk'ün yüce huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 m. uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Atatürk'ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem sebebiyle, Anadolu'da uygarlık kuran Hititlerin sanat üslubu ile yapılan aslan heykelleri kuvvet ve sükuneti temsil etmektedir. Heykeller Hüseyin Özkan'ın eseridir.TÖREN MEYDANIAslanlı yolun sonunda yer alan tören meydanı 129 x84,25 m. boyutlarındadır. 15.000 kişi kapasiteli bu alanın zemini; siyah, kırmızı, sarı ve beyaz renkte traverten taşlardan oluşan 373 adet halı ve kilim deseniyle bezenmiştir.MEHMETÇİK KULESİAslanlı yolun bitiminde sağda Mehmetçik Kulesi yer almaktadır. Kulenin dış yüzeyinde yer alan kabartmada; cepheye gitmekte olan Mehmetçiğin evinden ayrılışı ifade edilmektedir. Bu komposizyonda, elini asker oğlunun omuzuna atmış onu vatan için savaşa gönderen hüzünlü, fakat gururlu anne tasvir edilmiştir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Mehmetçik ve Türk kadınları hakkında söylediği özlü sözler yer almaktadır:"Kahraman Türk eri Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülke ile savaşmıştır." (1921)"Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ulusunda Anadolu köylü kadının üstünde kadın çalışmasından söz etmek imkânı yoktur." (1923)"Bu ulusun çocuklarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü birimi bulunamaz."Kulenin içinde; Anıtkabir ve Atatürk ile ilgili çeşitli kitaplar ve hediyelik eşyalar ziyaretçilere sunulmaktadır.ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ KÜTÜPHANESİMehmetçik ve Zafer kuleleri arasında yer alan; müze, kitaplık ve Kültürel Faaliyetler Müdürlüğü'nün içindeki birimde "Atatürk ve Türk Devrimi Kütüphanesi" bulunmaktadır. Atatürk, milli mücadele ve inkılâplar konulu Türkçe ve yabancı dillerde kitapların bulunduğu bir "İhtisas Kütüphanesi" olarak, her kesimden araştırmacı ve okuyucuya hafta içi 09.00-12.30 / 13.30-17.00 saatleri arasında hizmet vermektedir.ZAFER KULESİKulenin duvarlarında Atatürk'ün en önemli üç zaferinin tarihi ve zaferle ilgili özlü sözleri yazılıdır.Kule içinde Atatürk'ün naaşını 19 Kasım 1938'de İstanbul Dolmabahçe Sarayı'ndan alarak Sarayburnu'nda donanmaya teslim eden top arabası sergilenmektedir.İSMET İNÖNÜ'NÜN LAHTİBarış ve Zafer Kuleleri arasında yanları açık sütunların oluşturduğu galerinin ortasında 25 Aralık 1973 yılında vefat eden Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı, Türk Milli Mücadelesinin Batı Cephesi komutanı ve ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün sembolik lahdi bulunmaktadır. Mezar odası alt kattadır.İsmet İnönü, Anıtkabir'e 28 Aralık 1973'te Bakanlar Kurulu Kararı ile defnedilmiştir.BARIŞ KULESİKulenin iç duvarında Atatürk'ün "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesini dile getiren bir kabartma kompozisyonu yer almaktadır. Bu kabartmada çiftçilik yapan köylüler ve yanlarında kılıcını uzatarak onları koruyan bir asker figür tasvir edilmiştir. Bu asker barışın sağlam ve güvenli kaynağı olan Türk ordusunu sembolize etmektedir. Bu şekilde insanlar Türk ordusunun sağladığı huzur ortamı içinde günlük hayatlarını devam ettirmektedirler. Kabartma, Nusret Suman'ın eseridir.Kule duvarlarında Atatürk'ün barış ile ilgili şu sözleri yer almaktadır."Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir." (1935)"Yurtta Barış, Cihanda Barış.""Ulusun hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir." (1923)Kulenin içinde ise Atatürk'ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören ve makam otomobilleri sergilenmektedir.23 NİSAN KULESİKulenin iç duvarında 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışını temsil eden bir kabartma yer almaktadır. Bu kabartmada, ayakta duran kadının tuttuğu kağıdın üzerinde 23 Nisan 1920 yazılıdır. Kadının diğer elinde Millet Meclisimizin açılışını simgeleyen bir anahtar bulunmaktadır. Kabartma, Hakkı Atamulu'nun eseridir.Kule duvarlarında meclisin açılışıyla ilgili Atatürk'ün özlü sözleri yer almaktadır:"Bir tek karar vardı: O da ulusal egemenliğe dayalı, hiçbir koşula bağlı olmayan bağımsız, yeni bir Türk Devleti kurmak." (1919)"Türkiye Devletinin tek ve gerçek temsilcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir.""Bizim bakış açılarımız kuvvetin, gücün, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır."Kulede Atatürk'ün 1936-1938 yılları arasında kullandığı Cadillac marka özel otomobili sergilenmektedir.BAYRAK DİREĞİAnıtkabir'in Çankaya yönündeki 28 basamaklı tören meydanına giriş merdivenlerinin ortasında, tek parçalı yüksek bir direk üzerinde Türk bayrağı dalgalanır. Amerika'da özel olarak yaptırılan 33.53 m. yüksekliğindeki bu direk, Avrupa'daki tek parça çelik bayrak direklerinin en yükseğidir. Direğin 4 metresi kaidenin altında kalmaktadır. Amerika'da yaşayan Türk asıllı Amerika vatandaşı Nazmi Cemal tarafından, kendi bayrak direği fabrikasında imal edilerek 1946 yılında Anıtkabir'e hediye edilmiştir. Bayrak direğinin kaidesinde yer alan kabartmada; meşale Türk medeniyetini, kılıç taarruz gücünü, miğfer savunma gücünü, meşe dalı zaferi, zeytin dalı ise barışı simgelemektedir. Türk bayrağı, ulusumuzun yurdunu savunma, zafer kazanma, barışı koruma ve uygarlık kurma gibi yüce değerleri üzerinde dalgalanmaktadır. Kabartma Kenan Yontuç'un eseridir.MİSAK-I MİLLİ KULESİMüzenin girişindeki bu kulenin içinde bulunan kabartma, tek vücut olarak kenetlenmemizi sembolize etmektedir. Kabartma, bir kılıç kabzası üzerinde üst üste konmuş dört elden ibarettir. Bu komposizyon Türk vatanının kurtarılması için içilen millet andını ifade etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Milli Misak ile ilgili şu sözleri yazılıdır:"Kurtuluşumuzun genel kuralı olan ulusal andı tarih safhasına yazan ulusun demir elidir." (1923)"Ulusal sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz." (1921)"Ulusal benliği bulamayan uluslar başka ulusların avıdır." (1923)Kulenin ortasında Anıtkabir'de icra edilen törenlere katılan heyetlerin özel defteri imzalamaları için imza kürsüsü yer almaktadır. Müzenin girişi olan bu kulede bulunan aktüalite panolarında Anıtkabir'de yapılan önemli törenlere ait fotoğraflar da sergilenmektedir.ANITKABİR ATATÜRK MÜZESİAnıtkabir Proje Yarışması şartlarına uygun olarak, Misak-ı Milli ve İnkılâp kuleleri arasındaki bölüm müze olarak belirlenmiştir. Bu amaçla 21 Haziran 1960'ta Anıtkabir Atatürk Müzesi açılmıştır. Burada Atatürk'ün kullandığı eşyalar ve kendisine hediye edilen armağanlar ve giysileri teşhir edilmektedir.Müzede ayrıca Atatürk'ün madalya ve nişanları ile manevi evlatlarından A. Afet İnan, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen'in müzeye armağan ettikleri Atatürk'e ait eşyalar sergilenmektedir.İNKILÂP KULESİMüzenin devamı olan bu kulede Atatürk'ün giydiği elbiseler sergilenmektedir. Kulenin iç duvarında yer alan kabartmada zayıf, güçsüz bir elin tuttuğu sönmek üzere olan bir meşale, çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu'nu simgelemektedir. Güçlü bir elin göklere doğru kaldırdığı ışıklar saçan diğer bir meşale ise, yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk'ün Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için yaptığı inkılâpları simgelemektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.Kule duvarlarında Atatürk'ün inkılâplarla ilgili şu sözleri yazılıdır:"Bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine, uygarlaşmasına teknik imkân ve bilimsel ihtimal yoktur.""Biz ilhamlarımızı gökten ve bilinmeyen alemden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz."Müzenin giysi bölümü olarak kullanılan bu kulede; Anadolu Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr.Yılmaz Büyükerşen'in yaptığı Atatürk'ün gerçek boyutlarında balmumu heykeli bulunmaktadır.CUMHURİYET KULESİSanat Galerisi'nin girişi olan bu kulenin duvarlarında Atatürk'ün Cumhuriyet ile ilgili şu özlü sözü bulunmaktadır."En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi kavramış ve onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi gerçekten kanıtlamış olduğumuzdur."Kulenin içinde, Atatürk'ün öğrenim gördüğü Manastır Askeri İdadisi ile Sivas ve Erzurum Kongre binaları ve I. T.B.M.M. binalarının maketleri ve o dönemlere ait fotoğraflar sergilenmektedir.SANAT GALERİSİCumhuriyet Kulesi ve Müdafaa-i Hukuk Kuleleri arasında yer alan bu bölümde Atatürk'ün özel kitaplığı teşhir edilmektedir.Duvarlarda Atatürk'ü ziyaret etmiş olan yabancı devlet adamları ile Atatürk'ü birlikte tasvir eden yağlı boya tablolar bulunmaktadır. Bu tablolar, ressam Rahmi Pehlivanlı'nın eseridir.Galeride ayrıca, Atatürk, Milli Mücadele ve Anıtkabir konulu belgesel filmlerin gösterildiği sinevizyon bölümü yer almaktadır.MÜDAFAA-İ HUKUK KULESİBu kule duvarının dış yüzeyinde yer alan kabartmada, Kurtuluş Savaşımızda ulusal birliğimizin temeli olan Müdafaa-i Hukuk dile getirilmektedir. Kabartmada, bir elinde kılıç tutarken diğer elini ileri uzatmış sınırlarımızı geçen düşmana "Dur!" diyen bir erkek figür tasvir edilmiştir. İleri uzatılan elin altında bulunan ulu ağaç yurdumuzu, onu koruyan erkek figürü ise kurtuluş amacıyla birleşmiş olan milletimizi temsil etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Müdafaa-i Hukuk konusunda söylediği sözler yer almaktadır:"Ulusal gücü etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır." (1919)"Ulus bundan sonra hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına şahsen kendisi sahip çıkacaktır." (1923)"Tarih; bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez." (1919)"Türk ulusunun kalbinden, vicdanından doğan ve onu esinlendiren en esaslı, en belirgin istek ve iman belli olmuştu: Kurtuluş." (1927)Kulenin içinde "Atatürk ve Milli Mücadele" konulu periyodik sergiler düzenlenmektedir. Ayrıca Atatürk'ün öğrenim gördüğü Harbiye Mektebi'nin maketi bulunmaktadır.SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ KONULU KABARTMAKomposizyonun sağında bir genç, iki at, bir kadın ve bir erkek bulunmaktadır.Bunlar, savaşın ilk döneminde düşman saldırıları karşısında evlerini bırakıp yurt savunması için yollara düşmüştür. Sağdaki delikanlı arkaya dönmüş, sol elini kaldırıp yumruğunu sıkarak düşmanlara; "Bir gün döneceğiz ve sizden öcümüzü alacağız" demektedir.Bu üçlü grubun önünde çamura batmış bir araba, çabalayan atlar, tekerleği döndürmeye çalışan bir erkek ve iki kadın ile ayakta bir yiğit ve ona bir kılıç sunan diz çökmüş bir kadın vardır. Bu grup figürleri, Sakarya Muharebesi başlamadan önceki dönemi temsil etmektedir. Bu grubun solunda, yere oturmuş iki kadın ve bir çocuk, düşman istilası altında, Türk ordusunu bekleyen halkımızı simgelemektedir. Bu halkın üzerinden uçarak Başkomutan Mustafa Kemal'e çelenk sunan bir zafer meleği vardır.Komposizyonun sonunda yere oturan kadın vatan anayı, diz çöken genç Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanan Türk ordusunu, meşe ağacı ise zaferi simgelemektedir. Vatan ana, Türk ordusunun zaferinin simgesi olan meşe ağacını göstermektedir. Kabartma İlhan Koman'ın eseridir.BAŞKOMUTAN MEYDAN MUHAREBESİ KONULU KABARTMAKomposizyonun solunda yer alan ve bir köylü kadın, bir erkek çocuk ve bir attan oluşan grup milletçe savaşa hazırlık dönemini temsil etmektedir. Sonraki bölümde; Atatürk bir elini ileri uzatmış ve "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" diyerek ordularımıza hedefi göstermektedir. Öndeki melek, Ata'nın emrini borusu ile uzak ufuklara iletmektedir. Bundan sonraki bölümüde, Atatürk'ün emrini yerine getiren Türk ordusunun fedakarlıklarını ve kahramanlıklarını temsil eden kabartmada, vurulup düşen bir erin elindeki bayrağı kavrayan bir yiğit ile siperde ellerinde kalkan ve kılıçlı bir asker Türk ordusunun taarruzunu sembolize etmektedir. Önde ise elinde Türk bayrağı ile Türk ordusunu çağıran zafer meleği bulunmaktadır. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.MOZOLEAnıtkabir'in en önemli bölümü olan mozoleye çıkan 42 basamaklı merdivenlerin ortasında "hitabet kürsüsü" yer almaktadır. Mermer kürsünün tören meydanı cephesi dairesel geometrik motiflerle süslü olup, ortasında Atatürk'ün "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sözü yazılıdır. Kürsü Kenan Yontuç'un eseridir.Mozole 72x52x17 m. boyutlarında uzunca dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş olup, ön ve arka sekiz, yan cepheler ise 14.40 m. yüksekliğinde ondört kolonatla çevrelenmiştir. Mozole cephesinde, solda Atatürk'ün Türk gençliğine hitabı, sağda ise Cumhuriyet'in kuruluşunun 10. yıldönümünde söylediği nutku yer almaktadır. Harfler taş kabartma üzerine altın yaldızlarla yazılmıştır.ŞEREF HOLÜŞeref holüne bronz kapılardan girilir. Girişte sağda Atatürk'ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk ordusuna son mesajı, solda ise 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Atatürk'ün ölümü üzerine yayınladığı 21 Kasım 1938 tarihli Türk milletine taziye mesajı yer almaktadır. Bu iki yazıt Atatürk'ün doğumunun 100. yılı olan 1981'de yazılmıştır.Girişin tam karşısında büyük pencerenin yer aldığı nişin içinde, Atatürk'ün sembolik lahdi bulunmaktadır. Lahit taşı tek parça kırmızı mermer olup 40 ton ağırlığındadır. Lahit taşının yer aldığı bölüm ise beyaz Afyon mermeri ile kaplıdır. Şeref holünün zemini Adana ve Hatay'dan, yan duvarları ise Afyon ve Bilecik'ten getirilen kırmızı, siyah, yeşil ve kaplan postu mermerlerle kaplanmıştır.Şeref holünün 27 kirişten oluşan tavanı ile yan galeri tavanları mozaik ile süslenmiştir. Şeref holünün yüksekliği 17 m. olup, yan duvarlarında altışardan 12 adet bronz meşale bulunmaktadır. Mozole yapısının üstü, düz kurşun çatı ile örtülüdür.MEZAR ODASIAtatürk'ün aziz naaşı, mozolenin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunmaktadır. Mozolenin birinci katı olan şeref holündeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası Selçuklu ve Osmanlı mimari stilinde sekizgen planlı olup, piramidal külahlı, tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz, kırmızı mermerlerle kaplanmıştır. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Mermer sandukanın çevresinde bütün illerden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.ALAGÖZ KARARGÂH MÜZESİSakarya Savaşı'nda düşmanın Polatlı yakınlarına kadar ilerlemesi üzerine Batı Cephesi Komutanlığı, Ankara-Polatlı arasındaki Alagöz Köyü'nü Cephe Karargâhı olarak seçmiştir. Bu köyün halkından, Türkoğlu Ali Ağa'ya ait çiftlik evi karargâh olarak kullanılmıştır.Sakarya Savaşı'nın bitiminde bina, sahipleri olan Ali Türkoğlu ve oğulları tarafından 1965 yılına kadar ev olarak kullanılmıştır. 1965 yılında varisleri tarafından Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilmiştir. 1967 yılında, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlı olan Anıtkabir Müze Müdürlüğü'ne devredilen binanın, restorasyonu yapılarak müze haline getirilmiştir.10 Kasım 1968 tarihinde sadece üst katı tanzim edilerek teşhire açılmış, alt kat odaları ise 1983 yılında yapılan yeni bir düzenlemeyle teşhire açılmıştır.Bina iki katlıdır ve, Giysi Odası, Kitaplık ve Hatıra Eşya Odası, Zabitan Yemek Odası, Mutfak, Muhabere Odası, Başkumandanlık Odası, Kurmay Heyeti Odası, Dinlenme Odası, Yaveler Odası, Atatürk'ün Yatak Odası, Atatürk'ün Yemek Odası ve Hizmet Eri Odası olmak üzere 12 odadan oluşmaktadır.Adres: Anıt Caddesi Tandoğan/Ankara

http://www.ulkemiz.com/anitkabir-ve-ozellikleri

Herakles (Herkül) Kimdir?

Herakles (Herkül) Kimdir?

Mitolojik bir kahraman olan Herakles, Yunan mitolojisinde bu isim ile anılmakta olup; bunun yanı sıra, Roma mitolojisinde de “Herkül” adı ile bilinmektedir. İngilizce kaynaklarda ise “Hercules” olarak geçmektedir.Miken kralının kızı Alkmene ile, Tanrıların Kralı Zeus’un oğludur. Alkmene’ye aşık olan Zeus, kadının kocası şekline bürünerek Alkmene’ye yaklaşmıştır. Doğumundan itibaren yarı tanrı bir yapısı bulunan ve tanrısal bir kuvvete sahip olan Herakles, henüz birkaç günlük bebek iken Hera’’nın gönderdiği iki zehirli yılanı öldürmeyi başarmıştır. Herakles’in Zeus’un oğlu olduğunu anlayan Hera, sürekli olarak Herakles ile uğraşmış ve O’nun ölümüne sebep olmuştur.Herakles, dönemine göre oldukça üstün bir eğitim almıştır. Ok atmayı, at sürmeyi ve güreşmeyi kusursuz şekilde icra edebilmiştir. Efsaneye göre, Herakles 18 yaşına geldiğinde, Kitharion ormanlarındaki ünlü canavarı öldürmeyi başarmıştır. Bu nedenle, kendisine ödül olarak, Thebai Kralı’nın kızı Megara verilmiştir. Megara’dan 3 çocuğu olan Herakles’i, Hera’nın türlü oyunları çıldırtmış ve Herakles çocuklarını ve karısını öldürmüştür. Bu suçundan ve tüm günahlarından arınması adına, Miken Kralı Eurystheus’un hizmetine girmesi ve kralın her istediğini yapması zorunlu kılınmıştır. Miken Kralı’nın Herakles’e yaptırdığı 12 işe, mitolojik kaynaklarda “Herakles’in 12 görevi” ismi verilmiştir.Herakles’in 12 Görevi1. Nemean Arslanı’nı yenmek (Bu arslan ile ilgili efsanelerde, arslanın postunun yalnızca kendi pençesi ile kesilebileceği anlatılmaktadır.)2. Lerna gölünde bulunan Hydra’yı öldürmek3. Artemis’in kutsal hayvanlarından biri olarak bilinen Kyreneia Geyiği’ni yakalamayı başarmak4. Erymanthian Dağı’nda yaşadığına inanılan büyük yaban domuzunu, bir ağ ile tutmak5. Augias’ın ahırlarını yalnızca bir günde temizlemek (Bu ahırların temizliği için, iki büyük ırmağın yataklarının kaydırılarak ahırların içinden geçirilmesi sağlanmalıdır.)6. Stymphalos yöresinin insanlarını rahatsız eden Stymphalian Kuşları’nı, Tanrı Athena’nın yardımıyla kovmak7. Poseidon’un Minos’a verdiği kontrol edilemez Girit Boğası’nı Girit’ten getirmek8. Zamanın Troya Kralı Diomedes’in emrine girerek, Troya halkına zulmeden deniz canavarını öldürmek (Hızını alamayıp kendisine kötü davranan kralı da öldürmüştür.)9. Amazonlar’ın kraliçesi Hippolyta’dan kemerini almak (Aslında kemer için kraliçe ile anlaşmış, ancak Hera’nın kışkırtmaları ile Amazonlar Herakles’e saldırmıştır. Ardından da Herakles, kraliçeyi öldürmez zorunda kalmıştır.)10. 3 gövdeli dev yaratık Geryoneus’un sığırlarını çalmak11. Hesperidler’in altın elmalarını getirmek (Altın elmaların koruyucusu Atlas ile de anlaşma yapmıştır.)12. Hades’in ölüler ülkesini koruma görevi bulunan Kerberos isimli köpeği, yeryüzüne çıkarmakHerakles, gerçkelşetirdiği 12 görevin ardından, yine zorlu maceralar yaşamak zorunda kalmıştır. Prometheus’u kurtarması, kadın kılığında yün eğirmesi, Troya’ya zarar vermesi, Argonatların seferine katılması gibi olaylar, Herakles’in efsanevi hikayelerinden birkaçıdır. Bir zaman sonra Deianeira ile evlenmiş, Sentor Nessos’un karısına yaklaşmak istemesi nedeniyle oklarıyla Nessos’u öldürmüştür. Nessos ise, ölmeden önce bir miktar kanını Deianeira’ya bırakmıştır. Daha sonra, Herakles’in karısının bir kıskançlık krizi yaşamasının ardından, Herakles’e bu kana batırılmış bir gömlek vermesi, mitoloji kahramanının ölümünü hazırlamıştır. Gömleğin Herakles’e yapışması, O’na dayanılmaz acılar yaşatmıştır. Acılardan kurtulmak isteyen Herakles, kendini ateşlere atmış ve yanarak can vermiştir.Başta babası Zeus olmak üzere, tüm tanrılar Herakles’in ölümüne çok üzülmüştür. Bu nedenle Herakles olympos’a çıkartılarak, kendisine ölümsüzlük bahşedilmiştir. Ardından, Tanrıça Hebe ile evlendirilmiştir. Heraklesoğulları olarak bilinen Yunan Yarımadası halkının atası kabul edilen Herakles, fizik gücü ve moral gücünün sembolüdür.Kaynakça:http://tr.wikipedia.org/wiki/Herakles

http://www.ulkemiz.com/herakles-herkul-kimdir

Divan Edebiyatının Tarihsel Gelişimi

Divan edebiyatı, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra meydana gelen yazılı edebiyattır. Arap ve Fars edebiyatı etkisi altında gelişmiştir.

http://www.ulkemiz.com/divan-edebiyatinin-tarihsel-gelisimi

Sıradışı Psikolojik Rahatsızlıklar

Sıradışı Psikolojik Rahatsızlıklar

İnsanoğlu yaratıldığı ilk günden beri sürekli kendini ve çevresini tanıma çabası içerisinde olmuştur. Bu merak duygusu ve algıları insanları diğer canlılardan ayıran en büyük özelliktir.

http://www.ulkemiz.com/siradisi-psikolojik-rahatsizliklar

Saç Yolma Nasıl Bir Hastalıktır?

Saç Yolma Nasıl Bir Hastalıktır?

Trikotilomani (TRK), ilk kez 1889 yılında Fransız bir dermatolog tarafından, saçlarını kökünden çekip dikkat çekecek kadar yolan insanlarda gördüğü, dürtüsel ruhsal bozukluk için kullanılmıştır.

http://www.ulkemiz.com/sac-yolma-nasil-bir-hastaliktir

Oktay Kaynarca Kimdir ?

Oktay Kaynarca Kimdir ?

Oktay Kaynarca, 27 Ocak 1965'te Malatya'da doğdu. Babası Malatyalı, annesi Elazığlı olan oyuncu genç yaşta anne ve babası Almanya'da çalıştıkları için Üsküdar'da anneannesinin yanında büyüdü.

http://www.ulkemiz.com/oktay-kaynarca-kimdir-

 İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde Görülmesi Gereken 20 Mezartaşı

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde Görülmesi Gereken 20 Mezartaşı

Sayısız eseri ile Türkiye’nin eşsiz müzelerinden biri olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan mezartaşlarından ilginç olanları bu listede derledik. Açıklama kısmına ise müzedeki etiketlerini yazdık.

http://www.ulkemiz.com/istanbul-arkeoloji-muzelerinde-gorulmesi-gereken-20-mezartasi

Bir Eğitimci Ne Yapmalı?

Bir Eğitimci Ne Yapmalı?

Bir eğitimci ne yapmalı? Ek uyarı sağlayıp, çocuğun kibrini kamçılamalı mı? Her zaman birinci olması için onu öne itmeli mi? Bu mevcut meydan okumaya çok zayıf bir yanıt olurdu.

http://www.ulkemiz.com/bir-egitimci-ne-yapmali

Kardeş kıskançlığında taraf olmayın!

Kardeş kıskançlığında taraf olmayın!

Çocuklar arasında yaşanan kardeş kıskançlığında taraf olmayın!

http://www.ulkemiz.com/kardes-kiskancliginda-taraf-olmayin

Kurum İçi Ücret Dengesi ve Motivasyona Etkisi

Kurum İçi Ücret Dengesi ve Motivasyona Etkisi

Özel sektördeki tek ve nihai amaç olan yüksek karlılık hedefi, çok geniş alt başlıklar ve perspektifler altında incelenmektedir.

http://www.ulkemiz.com/kurum-ici-ucret-dengesi-ve-motivasyona-etkisi

Evlilikte uyum nasıl yakalanır?

Evlilikte uyum nasıl yakalanır?

Evlilikte uyum hem çiftleri hem de çocukları etkileyen en önemli faktör. Evlilikteki uyum beraberinde mutluluğu ve evlilik doyumunu da getirir.

http://www.ulkemiz.com/evlilikte-uyum-nasil-yakalanir

Kızılderililerin Şeref Yasalarına Bir Bakış

Kızılderililerin Şeref Yasalarına Bir Bakış

Beyaz tenli insanların Amerika’ya ayak basmasıyla kaderleri ve hayatları değişen Kızılderililerin şeref yasalarını okuduğunuzda, günümüz toplumlarının ulaştığı seviyeyi yeniden gözden geçireceksiniz.

http://www.ulkemiz.com/kizilderililerin-seref-yasalarina-bir-bakis

Bull Terrier Köpek Cinsi

Bull Terrier Köpek Cinsi

Adaleli ve atletik bir ırk olan bull terrier beyaz, siyah, kaplan desenli, kızıl, açık kahve ve üç renkli olmak üzere kısa ve sık tüylü bir köpektir.

http://www.ulkemiz.com/bull-terrier-kopek-cinsi

Paranoyaklık Nedir? Paranoyak Düşünceler Bir Hastalık Mıdır?

Paranoyaklık Nedir? Paranoyak Düşünceler Bir Hastalık Mıdır?

Paranoya, abartılı gurur, kuşku, güvensizlik, bencillikle belli olan bir ruh hastalığıdır. Hezeyanlarla özelleşen bir hastalıktır. Kişi kendinde ve çevresinde olayları mantıklı bir şekilde mantık süzgecinden geçirerek doğru sonuçlara ulaşır.

http://www.ulkemiz.com/paranoyaklik-nedir-paranoyak-dusunceler-bir-hastalik-midir

Depresyonu Doğal Yollarla Nasıl Yenebiliriz?

Depresyonu Doğal Yollarla Nasıl Yenebiliriz?

Depresyon günümüzde gelişen teknolojilerin insan hayatını son derece kolaylaştırmasına bağlı olarak yaşanılan doyumsuzluk, şehir hayatının stresi, kişiler arası iletişimsizlik gibi nedenlerle ortaya çıkan ve gittikçe daha fazla kişide görülen bir duygu durum bozukluğudur.

http://www.ulkemiz.com/depresyonu-dogal-yollarla-nasil-yenebiliriz

Kızılderililerin Etik Kodları

Kızılderililerin Etik Kodları

1) Güneş doğarken uyanıp, dua edin. Yalnızken dua edin. Sık sık dua edin. Büyük ruh sadece onunla konuştuğunuz zaman sizi dinleyecektir. 2) Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık, açgözlülük kayıp bir ruhtan kaynaklanır. Yolunu kaybeden insanlara hoşgörülü davranın. Onların rehberini bulması için dua edin. 3) Kendinizi arayın! Başkalarının sizin için yol açmasına müsaade etmeyin. Çünkü bu yolda yalnızsınız. Başkaları sizin için yol açabilir fakat sizin adınıza o yolda yürüyemez. 4) Evinize gelen konuklara en iyi yatağınızı verin, en güzel yemeklerinizi sunun, onları saygı ile onurlandırın. 5) Canlı ya da cansız olsun, dünyada bulunan her şeye saygı gösterin. 6) Başkalarının düşünce, istek ve sözlerine saygı gösterin. Hiç kimse ile alay etmeyin, terbiyesizce taklit etmeyin. Herkesin kendisini ifade etmesine müsaade edin. 7) Başkalarının hakkında asla kötü konuşmayın. Çıkardığınız negatif enerji evrende büyüyerek size geri dönecektir. 8) Her insan hata yapar ve tüm hatalar affedilebilir. 9) İyimser olun. Kötü düşünceler zihin, beden ve ruh hastalıklarına neden olur. 10) Doğa bizim için değil, bizim bir parçamızdır. 11) Çocuklarımız geleceğimizin tohumlarıdır. Onların kalplerine sevgi tohumları ekin ve bilgelik, hayat dersleri ile sulayın. Büyümeye başladıklarında onlar için yer açın. 12) İnsanların kalbini kırmaktan sakının. Verdiğiniz acı size geri dönecektir. 13) Her zaman doğruyu söyleyin. Dürüstlük, bu evrende bulunan herkesin imtihanıdır. 14) Kendinizi dengeli tutun. Zihinsel benlik, ruhsal benlik, duygusal benlik ve fiziksel benliğin hepsinin güçlü, saf ve sağlıklı olması gerekir. Güçlü zihin için bedeninizi çalıştırın. 15) Bilinçli tercihler yapın ve tercihlerinizin getirdiği sorumlulukları üstlenin. 16) Başkalarının mahremiyetine ve kişisel alanına saygı gösterin. Özellikle de kişilerin kutsal ve dini nesnelerine dokunmayın. Bu yasaktır. 17) Önce kendinize karşı dürüst olun. Kendinize yardım edemezseniz başkalarına da yardım edemezsiniz. 18) Başkalarının dini inançlarına saygı gösterin. İnancınızı başkalarına dayatmayın. 19) Zenginliğinizi ve şansınızı başkalarıyla paylaşın. Hayırseverliğe katılın. 20) Size ait olmayan bir şeyi asla almayın. Onu ne siz kazandınız ne de o size verildi. Kaynak: Inter-Tribal Times dergisi; Ekim 1994. http://bilimdili.com/dusunce/kizilderililerin-etik-kodlari/

http://www.ulkemiz.com/kizilderililerin-etik-kodlari

Aşık Erkeğin Kalp Sesleri

Aşık Erkeğin Kalp Sesleri

Aşık erkeğin kalp sesleri BU ipuçlarını gözden geçirerek erkek arkadaşınızın size sahiden âşık olup olmadığını test edebilirsiniz

http://www.ulkemiz.com/asik-erkegin-kalp-sesleri

Fobinin 1001 çeşidi var! Sizin fobiniz hangisi?

Fobinin 1001 çeşidi var! Sizin fobiniz hangisi?

Lügate göre öyle fobiler var ki okuyunca hayrete düşmemek mümkün değil. Örneğin tozdan, sayılardan, saatlerden, politikacıdan, kıskançlıktan, idrardan ve yerfıstığı ezmesi yerken  damağa yapışması fobisi yaşayanların olduğu literatüre geçti. Her canlı, birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınır. Bu kaçınma insan bilincinde korku olarak algılanır. Korku aslında kişinin varlığını, yaşamını sürdürmesine hizmet eden bir savunma mekanizması. Kişi öyle farklı konularda savunma mekanizması geliştiriyor ki FOBİ LÜGATÇESİ ne giren fobiler okuyanları şaşırtıyor… Üsküdar Üniversitesi’nden Psikiyatrsit Yrd. Doç. Dr. Oğuz Tan ve Uzman Psikolog Yıldız Burkovik çok sayıda fobinin olduğunu belirtiyor. AKLA GELMEYEN AMA VAR OLAN BAZI KORKULAR ablütofobi: yıkanmaktan korkma agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu ailurofobi: kedilerden korkma akluofobi: karanlıktan korkma akrofobi: yüksek yerlerden korkma akustikofobi: belirli seslerden korkma algofobi: acı çekmekten korkma amatofobi: toz korkusu amnezifobi: hafızasını kaybetmekten korkma androfobi: erkeklerden korkma arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken damağa yapışmasından duyulan korku atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma aviofobi: uçuş korkusu batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma bibliyofobi: kitaplardan korkma eisoptrofobi: aynalardan korkma erotofobi: cinsellikten korkma filemafobi: öpmekten ya da öpüşmekten korkma filofobi: sevmekten, âşık olmaktan korkma fobofobi: korkmaktan korkma helyofobi: Güneş'ten korkma higrofobi: nemden ya da yağmurdan korkma hipnofobi: uyumaktan korkma jinefobi: kadınlardan korkma kakofobi: çirkinlikten, çirkin şeylerden korkma kronomentrofobi: saatlerden korkma nüdofobi: çıplaklıktan korkma pantofobi: her şeyden korkma papirofobi: kâğıttan korkma paraskavedekatriafobi: ayın on üçü ve cuma olan günden korkma penyafobi: fakirlikten korkma politikofobi: politikacılardan korkma teknofobi: teknolojiden korkma triskaidekafobi: 13 sayısından korkma ürofobi: idrardan korkma venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma. Yrd.Doç.Dr. Oğuz TAN https://www.e-psikiyatri.com/fobinin-1001-cesidi-var-sizin-fobiniz-hangisi-48237

http://www.ulkemiz.com/fobinin-1001-cesidi-var-sizin-fobiniz-hangisi

Yunan mitolojisinin sıradışı  kadın karakteri "Medea"

Yunan mitolojisinin sıradışı kadın karakteri "Medea"

Midia, Medea ya da Medeia, Yunan mitolojisinde Lazların Kralı Aietes'in kızı Güneş soylu Kolkhis prensesi. Antik dünyanın en büyük büyücülerinden biri, ilaç ve zehir yapım ustasıdır. Yer ve Ay Tanrıçası olarak da tapınım görmüştür. En bilinen fiziksel özelliği gözlerinin açık renkli ve parlak olmasıdır. Karakteristik özelliği ise öfkelendiğinde korkutucu bir kişiliğe bürünmesidir. Güneş'in oğlu Kolkhis Kralı Aietes ile Eidyia'nın kızıdır. Bazı kaynaklarda annesi Ay Tanrıçası Hekate'dir. Yine bir Kolkhis soylusu olan Büyü Tanrıçası Kirke'nin yeğenidir. Antik dünyanın en uzun aşk destanının ana karakteri, Karadeniz kabilelerindeki anaerkil yapının en büyük simgesidir. Dünya iktidarının simgesi Altın Post onun kararlarıyla yer değiştirmiş, gittiği pek çok Yunan şehrinde erkeklerin yönetimini (ataerkini) kırmaya başlayan bir karakter olduğu için Yunan yazarlarca dünyaya "erkek öldüren" ve "cadı" olarak tanıtılmıştır. Daha sonra bir yabancının Yunanistan'da bu kadar ileri gitmesi kargaşa yaratınca, oğlu Medus'la birlikte vatanı Kolkhis'e geri dönmüş fakat Altın Post'u kaybeden ve iç karışıklıklarla çalkalanan ülkesini ve halkını perişan halde bulmuştur. Kolkhis'te düzeni tekrar sağlayıp, babasını tahtından indiren amcasını tanrılara kurban ettikten sonra, tüm bunlara sebep olan Yunanlardan intikamını almak üzere yemin eden Medea, oğlu Medus'un da içinde bulunduğu bir grupla Kolkhis'ten Ortadoğu'ya inerek burada ataları Güneş'in kültünü yaymış ve kendi adlarını verdikleri Med İmparatorluğu'nu kurmuşlardır. Anne Medea daha sonra ölümsüz olarak göğe yükselmiş, oğlu Medus ise topraklarını genişleterek hanedanlığının temelini kurmuştur. Sanatta günümüze kadar güncelliğini yitirmeyen Medea, Yunan mitolojisinin sıradışı bir kadın karakteri olarak ilk İÖ 5.yy eskiçağ tragedyalarının birinde, Euripides’in eserinde görünür. Bu tiyatro oyununda canlanan figür bir taraftan doğaüstü güçlere sahip bir büyücü diğer taraftan ürkütücü kaderiyle yalnız başına kalmış bir yabancıdır. İÖ 1.yy sonu ve İS 1. yy başlarında ise iki eskiçağ yazarı, ozan Ovidius ve filozof, devlet adamı ve yazar Seneca tragedyalarında Medea’yı anlatmışlardır. Homeros’un ünlü destanı Odysseia’da rastladığımız teyzesi Kirke gibi büyücü olan Medea erkekleri gençleştirebilmesi yanında aynı zamanda bitkilerden ilaçlar yapabildiği için bir şifacıdır. Hem büyücü hem de bağımsız bir kadın olarak Medea, Kirke gibi isole bir adada yaşamak yerine yaşamın içerisinde olmayı seçmiştir. Âşık olur, babasına ve ülkesine ihanet eder, evlenir ve anne olur. Zayıf karakterli Iason tarafından kullanılır. İlk aşkı kocasına her işinde yardım eder. Ancak ihanete uğrar. Bütün bunların ardından ülkesinden uzakta, sığıntı ve dışlanan durumuna düştüğü Korinth’te Iason’un sırt çevirmesi Medea’ya kıskançlık, öç ve cinnet duygularını yükler. Bunlar yetmezmiş gibi, tragedyada cinnet geçiren anne rolü de eklenerek kendi çocuklarının katili olur. Acaba Euripides Medea’yı evlat katili yaparak eserinin sahnede daha sarsıcı olmasını mı istemiştir? Hem Yunan mitolojisi hem de antik yazarlar yabancı kökenli Medea’ya barbar sıfatıyla (Amazon kraliçesi Penthesileia gibi) bunca acımasızlığı bir solukta yakıştırmış olmalılar. Bununla beraber Euripides Medea’yı insani özellikleriyle ön plana çıkarak iç dünyasına psikolojik bir açıdan bakmamıza da izin verir. Çocuklarını öldürmeye karar verirken yer yer iç hesaplaşmalarına şahit oluruz. Medeia'nın mitolojide ilk görünüşü, Yunanların dünya iktidarının simgesi olan Altın Postu istemeleriyle başlar. İktidarı Tzanların (Lazların) ülkesi olan Kolkhis'ten getirmek üzere Yunanistan'da tanrı ve kraliyet soyundan bir grup insan toplanmıştır. Kendilerine Argonotlar diyen bu topluluğun arasında Yason, Herakles, Argos, Orpheus, Aşil'in babası Peleus bunların yanında Zeus'un, Ares'in ve Poseidon'un pek çok oğlu da bu sefere katılmışlardır. Efsanelere göre ne o güne kadar ne de o günden sonra böyle şanlı insanların bir araya geldiği bir grup görülmemiştir.Fakat Herakles'in de içinde bulunduğu grup ne kadar güçlü olursa olsun dünyanın en güçlü krallığıyla savaşmaları mümkün olmadığından Olimpos Tanrıları bir tuzak hazırlayarak Aşk Tanrısı Eros'un sayesinde Prenses Medeia'yı yanlarına çekmişlerdir. Yason, Aia'ya vardıklarında Kolkhis Kralı Aietes'e durumunu anlatır ve Altın Postu kendisine vermeye ikna etmeye çalışır. Aietes de eğer öne sürdüğü şartları yerine getirebilirse Postu kendisine vereceğini söyler. Fakat öne sürdüğü şartlar ateş saçan boğalara boyun eğdirmek, sonra bu boğalarla büyük bir tarlayı sürmek, daha sonra da bir ejderhanın dişlerini tarlaya ekerek çıkacak savaşçıları yenmek gibi imkansız görevlerdir. Bunun üzerine Afrodit ve oğlu Eros, Argonotların yardımına yetişirler ve Medeia'yı Yason'a aşık ederler. Yason'a gönlünü kaptıran Medeia, ona haber göndererek yardım edeceğini fakat onun da kendisine bağlılık yemini etmesini ister. Yason teklifi kabul eder ve tüm tanrıların önünde Medeia'ya bağlı kalacağına dair yeminler eder. Güzel prenses Medeia da onun sözüne güvenerek kendi elleriyle "Colchicum" çiçeğinden yaptığı bir ilacı Yason'a gönderir. Yason bu ilaç ve Medeia'nın verdiği akıllar sayesinde Aietes'in şart koştuğu görevleri yerine getirir. Fakat Lazların Kralı Aietes(Ayet), Yason'un hile yaptığını anlar ve Yunanlara dönerek sinsi planlarını gördüğünü ve Karadeniz'in bu kıyılarında ölümün onlar için artık yakın olduğunu söyler. Korkudan ne yapacaklarını bilemeyen Yunanlar, Medeia'nın Yason'a duyduğu aşk sayesinde bu durumdan da kurtulurlar. Medeia hepsini kaçırır ve Altın Postun saklı olduğu Savaş Tanrısı Korusu'na götürür. Burada postun koruyucusu Kolkhis Ejderhası'nı da kendi yaptığı uyuşturma etkisi gösteren bir ilacı, ejderhanın gözlerine sürerek onu uyutur. Yason da Güneş'i, Ay'ı ve yıldızları tanrısal olarak gören ağaçperest Lazların meşe ağacına astığı iktidarın sembolü Altın Postu alır, böylece Kolkhis'in zenginliğini çalarak tüm hızlarıyla kaçmaya başlarlar. Yunanlar kaçarken onları kovalayan Kolkhis askerleri de Meleagros, Argos ve Yason'u oklarıyla vurur, İphitos'u da öldürürler. Yaralananlar da Medeia'nın yaptığı ilaçlar sayesinde iyileşirler. Ardından Kral Aietes'in emriyle bir Kolkhis donanması Argonotların peşine düşerler ve onları tuzağa çekerek yakaladıkları sırada Yason, Kolkhis Prensini sırtından hançerleyerek öldürür. Canından olan prens Absyrtides adı verilen bir şehre gömülür. Prenslerinin sırtından bıçaklanarak öldürüldüğünü duyan donanma öfkeden deliye döner, Argonotlar da yakınlardaki Büyü Tanrıçası aynı zamanda Medeia'nın halası olan Kirke'nin yanına kaçarlar. Kirke sürgünde olduğu için o güne kadar Medeia'nın dış görünüşünü bilmemektedir. Fakat kapısını açar açmaz Kolkhis Prensesi Medeia'nın açık renkli ve parlak gözleri hemen dikkatini çeker ve onun kendi halkından olup olmadığını test etmek için Eski Lazca(Tzan Dilinde) bir şeyler söyler Medeia da aynı dilde ona cevap verince yeğenini tanır ve onları içeri alır. Yaptıklarını öğrenince istemeye istemeye de olsa onları günahlarından arındırır. Yolculuğun ardından Argonotlar Yunanistan'a varırlar. Medeia burada eşi Yason'un hakkı olan şehre kendi yaptığı bir planla tek başına girer, İolkos Kralını öldürür ve şehri ele geçirir. Fakat İolkos meclisi onları sürgüne gönderir, bunun üzerine Korinthos'a giderler. Medeia burada Korinthos Kralını zehirler, Yason da bu sayede Korinthos tahtına oturur. Burada 7 kız 7 de erkek çocukları olur. Aradan 10 yıl geçer Yason çeşitli bahaneler öne sürerek Medeia'ya Kral Kreon'un genç kızı Prenses Glauke ile evlenmek istediğini söyler. Medeia, Yason'un kendisine tanrılar önünde yeminler ettiği günü hatırlatır, fakat Yason o yeminlerin zor durumda edilmiş yeminler olduğunu söyler. Bu sözler üzerine Medeia da onların hepsine bir tuzak hazırlar, düğün günü bu tuzakla hepsini öldürür sadece Yason kaçarak canını zar zor kurtarır. Bunun üzerine Yunanlar, Medeia'dan intikam almak için onun çocuklarını katlederler. Medeia'ya verdiği yaşam boyu birliktelik sözünden dönen Yason tanrılar tarafından lanetlenir ve bu zamandan sonra herkesin nefret ettiği avare bir kişi olarak dolaşır. Bir süre sonra eski şanlı günlerine hayıflanarak şimdiki haline dertlenir ve Karadeniz'e açıldığı Argo gemisinin yanına gelerek burada kendisini asarak intihar etmeye çalışır fakat bunu da başaramaz geminin direği kafasına düşerek beynini dağıtır ve Yason oracıkta sefil bir şekilde ölür. Thebai'ye göçen Medeia burada Herakles'in deliliğini tedavi eder. Fakat Thebai Yunanları da bu yabancıyı aralarında görmek istemezler. Atina Kralı Aegeus, Medeia'dan etkilenerek onunla evlenmek istediğini bildirir. Atina'ya giderek Aegeus ile evlenen Medeia, yıllar sonra kendi oğlu Medus'un Atina hakimiyetine engel olacak Theseus ortaya çıkınca onu zehirlemeye çalışır, fakat başarısız olur. Daha sonra babasının, amcası tarafından Kolkhis tahtından indirildiğini de öğrenince oğlu Medus'la birlikte vatanı Kolkhis'e geri döner. Burada babasının tahttan indirilmiş, Lyke ve Thoe gibi Amazonların öldürülmüş ve ülkeyi salgın hastalıkların kaplamış olduğunu gözleriyle görür. Medeia ile Medus'un döndüğünü öğrenen Perses onların gazabına uğramaktan çekindiği için Medus'u yakalatarak zindana attırır. Bunun sonucunda daha da öfkelenen Medeia rahibe kılığında yaklaştığı Perses'ten Medus'u kendisine vermesini böylece bir erkeği tanrılara kurban ederek Kolkhis'in üzerindeki belaları kaldırabileceğini söyler. Böylece Medus'u aldıktan sonra da ana-oğul Perses'i tanrılara kurban edip, ataları Aietes'i tekrar başa geçirirler. Kendileri de buradan güneye inerek Med İmparatorluğu'nu kurarlar. Medeia anaerkil toplum düzeninin kendini gösterdiği Karadeniz kabilelerinden geldiği için bir barbar bir yabancı olarak görülmüş ve Yunan medeniyetinde ona klasik bir "Doğulu" (Yunanistan'ın doğusundaki herkes) gözüyle bakılmıştır. Ataerkil toplum düzenine sahip Yunanlar-Yunan yazarlar Medeia gibi toplumda ve yönetimde bu derece söz sahibi olan kadınları istemediklerinden Medeia ve halası Kolkhisli Kirke örneklerini olabildiğince manipüle edip kötü göstermeye çalışmışlardır. Hatta Yunanların "Medea" trajedisinin yazarı Euripides'e 15 gümüş para rüşvet vererek çocuklarını Yunanların değil de Medeia'nın kendisinin öldürdüğünü yazmasını sağlamaları antik dünyanın bilinen gerçeklerindendir. Bu eser diğer Antik Çağ yazarlarını da etkilemiş, Euripides'in izinden giden diğer yazarların yapıtlarıyla Kolkhisli Medeia, Yunan mitolojisinin en kötü karakterlerinden biri haline getirilmiştir. Gerçekte sevdikleri için pek çok şeye katlanan ve onlar için her şeyi göze alabilen kadın rolündeki Medeia böylece çocuklarının katili büyücü bir cadı karakterine büründürülmüştür. Tarihin babası kabul edilen Herodotos, Medeia'nın Kolkhis'ten kaçırılmasının ardından, Helen'in Yunanistan'dan kaçırılmasıyla başlayan Truva Savaşı'nı birbiriyle bağlantılı olaylar olarak gösterir. Buna göre Apollonius Rhodius'un Argonautica'sında geçtiği üzere Karadeniz kabilelerinin kralı Aietes, Truva Kralı Laomedon'dan hiçbir Yunan'ı Karadeniz'e geçirmeyeceğine dair söz almıştır. Fakat Truva Kralı bu görevini yerine getiremeyince Kolkhis, bir prenses, bir prens ve dünyanın gücünü sembolize eden Altın Post'tan olmuştur. Bunun üzerine bir sonraki nesilde Truvalı Paris de Yunan kızı Helen'i kaçırmış, bunu da Medeia'nın kaçırılmasının rövanşı olarak göstermiştir. "Medeia" karakteri bakımından da bazı Antik Çağ yazarlarınca yine Karadeniz kabilelerinin kralı olan Mithridates VI Eupator Dionysos, Medeia'nın tarihe yansıması olarak görülmüştür. Mithridates Eupator Dionysos'un da tıpkı Medeia gibi zehir ve ilaç yapımı konularında kendisini yetiştirmesi, tıpkı onun gibi çabuk öfkelenmesi ve öfkelendiğinde en sevdikleri dahil gözünün kimseyi görmemesi iki Karadenizli soylunun da birbirinin benzeri olarak görülmesine sebep olmuştur. Ayrıca Mithridates Eupator Dionysos'un en çok kullandığı lakabın "Dionysos" olması, Medeia'nın da "Dionysos'un bakıcılarının ve yoldaşlarının koruyucusu ve şifacısı" olarak bilinmesi de göze çarpan bir diğer ayrıntı olarak görülmüştür. Kaynaklar: ^ Studies in Heliodorus, s. 35 ^ Diodorus Siculus, 4.45 ^ Encyclopedia of Ancient Deities, Medus ^ Hyginus, Fabulae 12 14-23 ^ Apollonius Rhodius, I. 20 ^ Diodorus Siculus, IV. 40-9 ^ Valerius Flaccus, Argonautica I. Passim ^ Argonautica Orphica 755-1012 ^ https://books.google.com.tr/books?id=SpGC4z7SOpQC&pg=PA130&dq=medea+circe+eyes&hl=tr&sa=X#v=onepage&q=medea%20circe%20eyes&f=false ^ Kritik - Euripides ^ Herodotos - Historia I. 3. ^ Scholia Gronoviana, 318

http://www.ulkemiz.com/yunan-mitolojisinin-siradisi-kadin-karakteri-medea

Teknoloji Çağında <b class=red>Kıskançlık</b> ve Kıskançlığın Evrimi

Teknoloji Çağında Kıskançlık ve Kıskançlığın Evrimi

2020 yılına kadar, 2.95 milyar kişinin sosyal ağları kullanacağı öngörülüyor. Suspicious mind. Shutterstock

http://www.ulkemiz.com/teknoloji-caginda-kiskanclik-ve-kiskancligin-evrimi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0