Arama Sonuçları..

Toplam 887 kayıt bulundu.
Alabanda Tiyatrosu

Alabanda Tiyatrosu

İl: Aydın İlçe: Çine Yakınları Köy: Araphisar köyü Bölge: Karia Bölgesi Antik Tiyatroları Oturum: 38 Sıra Kapasitesi: Yaklaşıl 6200 kişi Açıklama: İki kademeli tiyatroda gladyatör dövüşlerinin yapıldığı yıllara ait değişiklikler çok belirgindir. Orkestra kenarına izleyici güvenliği için yüksek örülen duvar yüzünden izleyici koyağında toplanan suların sorun yarattığını, ışınsal merdiveni sonradan su toplama kanalı gibi kullanıp, orkestra alanına akıtma gibi iğreti çözümler görülmektedir. İkinci kademeye girişleri sağlayan tonozlu geçitler sağlamdır. Yamaca yaslanmış,180 dereceyi aşan izleyici koyağının dış çevre destek duvarları özenli taş işçiliğine sahiptir. Birçok kez onarım görmüş tiyatronun son hali Roma döneminin özelliklerini yansıtır. Yamaca 30 derece eğimle yaslanmış tiyatronun orkestra yarıçapı 45 ayaktır. Orkestra çapından hareketle sahne binasının yüksekliği yaklaşık 59,4 ayak olmalıdır.. İzleyici koyağının yönü kuzeybatıya bakar. Sahne binasının birinci kat taş döşemesinin sol bölümü ayaktadır. Son kazılarla bu bölümde ortaya çıkartılan birinci kat döşeme örneği başka tiyatrolar açısından önemlidir. Oturma sıralarının taşları özellikle ikinci kademede kaybolmuştur. Tiyatro her iki kademede de 19’şar oturma sıralıdır. Birinci kademede toplam 6 ışınsal yol vardır. İkinci kademedeki ışınsal merdiven sayısı 11 olması gerekirken sekizinin yeri belirgindir. Işınsal merdivenlerin kenarında aslanpençesi süslemeleri vardır. Alabanda tiyatrosu yerinde yapılan ölçüme göre yaklaşık 6.200 kişiliktir.     Fotoğraflar: Yaşar Yılmaz Kaynak: http://www.mimarlikmuzesi.org  

http://www.ulkemiz.com/alabanda-tiyatrosu

Kuş Gözlemciliği

Kuş gözlemciliği doğayı kuşların dünyasından tanımayı sağlayan bir gözlem sporudur. Türkiye'deki toplam kuş türlerinin sayısı Avrupa'nın tamamında bulunan kuş türleri kadardır.Ülkemizin kuşlar açısından zengin olmasının en önemli nedenleri, zengin sulak alanlara sahip olması ve kuş göç yolları üzerinde bulunmasıdır. Türkiye'de kuş gözlemciliği son yıllarda dünyadaki gelişmelere paralel olarak hızla yayılmaktadır.Nasıl YapılırKuşlara yeterince yaklaşmak mümkün olmadığı için dürbün, yakın gözlem yapmayı sağlayan en temel araçtır. Açık alanlarda, uzak mesafelerde bu amaca yönelik olarak yapılmış olan teleskoplar da çok yararlı olurlar. Gözlem süresince kayıt tutmaya yarayan bir not defteri unutulmamalıdır. Ayrıca kuş türlerinin bulunduğu bir rehber kitap almak yararlı olacaktır.Gözlem sırasında uyulması gereken bir takım kurallar vardır. Bunların başında kuşları rahatsız etmemek gelir. Yuvalama alanlarına girmemek, yumurta veya yuva malzemesi almamak gerekir. Gözlem sonunda bölgede herhangi bir eşya bırakılmamalıdır.Önemli Kuş Alanları (öka) ProjesiKuşların yaşamları boyunca bulundukları alanların sayısı sonsuzdur. Dolayısıyla tüm bu alanların etkili bir şekilde korunabilmesi imkansızdır. Önemli Kuş Alanları (ÖKA) yaklaşımında, korunmaları ve iyi yönetilmeleri durumunda, kuşların ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına en verimli katkıyı sağlayacak öncelikli alanlar belirlenir. ÖKA, 1989 yılında Uluslararası Kuşları Koruma Konseyi tarafından başlatılan ve dünyanın birçok ülkesinde yürütülen bir projedir. Doğal Hayatı Koruma Derneği başlangıcından itibaren projenin Türkiye bölümü için gerekli çalışmaları başlatmış, 1997 yılında ÖKA kitabını yayınlamıştır. Halen yeni değerlendirme çalışmaları yapan dernek bir taraftan da izleme çalışmalarını sürdürmektedir.1990 yılında başlayan Türkiye'nin Önemli Kuş Alanları Projesi, Türkiye'deki kuşlar açısından önem taşıyan alanların, -kamuoyu bilinci oluşturma, lobi etkinlikleri ve kampanyalarla- korunmasını, alanlardaki gelişmelerin sürekli izlenmesini ve yeni ÖKA'ların belirlenmesini amaçlamaktadır.Ülkemizde bu proje ve bu projeye yönelik envanter çalışması Doğal Hayatı Koruma Derneği koordinatörlüğünde yürütülmüştürKUŞ GÖZLEM HAVZALARI# Meriç Havzası# Marmara Havzası# Susurluk Havzası# Kuzey Ege Havzası# Gediz Havzası# Küçük Menderes Havzası# Büyük Menderes Havzası# Batı Akdeniz Havzası# Burdur Kapalı Havzası# Antalya Havzası# Akarçay Kapalı Havzası# Sakarya Havzası# Batı Karadeniz Havzası# Kızılırmak Havzası# Yeşilırmak Havzası# Doğu Karadeniz ve Çoruh Havzaları# Konya Kapalı Havzası# Doğu Akdeniz Havzası# Seyhan ve Ceyhan Havzaları# Asi Havzaları# Fırat Havzası# Aras Havzası# Van Kapalı Havzası# Dicle Havzası

http://www.ulkemiz.com/kus-gozlemciligi

Kozan Karasis Kalesi

Kozan Karasis Kalesi

Çukurova'daki kaleler zincirini önemli bir halkasını oluşturur. Kozan Barajı'nın hemen kuzey kesiminde yer alan kale, ilçe merkezine kara yoluyla yaklaşık 17 Km. uzaklıktadır. Kaleyi inşa edenlerin Selefkoslar (Selefkiler) olduğu bilinmektedir. Milattan önce 333 yıllarında Büyük İskender'in eline geçen Kozan, O'nun ölümünden sonra da Selefkosların idaresine girmiştir. (Selefkos, Büyük İskender'in Komutanlarından biridir.) Helenistik döneme ait kale askeri garnizon olarak kullanılmıştır. Kale, ziyaretçilerine muhteşem bir manzara sunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/kozan-karasis-kalesi

Cem Karaca Kimdir

Cem Karaca Kimdir

Muhtar Cem Karaca (Doğum tarihi 5 Nisan 1945; İstanbul - Ölüm tarihi 8 Şubat 2004; İstanbul), Türk rock müziği sanatçısı, besteci, tiyatrocu, sinema oyuncusu. Anadolu rock türünün kurucularından. Birçok grupla (Apaşlar, Kardaşlar, Moğollar ve Dervişan) çalışmış, kurucu ve yöneticisi olmuş, güçlü bir rock kültü yaratılmasında öncülerden olmuştur.Babası Azerbaycan asıllı Mehmet Karaca ve annesi Ermeni asıllı Toto Karaca (Irma Felegyan) olan Cem Karaca, sanatla iç içe büyüdü. Orta öğrenimini Robert Lisesinde yapan Cem Karaca sanatçı bir çiftin çocuğu olduğundan müziğe doğuştan yetenekliydi. Müzik ile ilk tanışması, annesinin teyzesi Rosa Felegyan'ın Cem Karaca'ya piyano notaları ve piyano nağmeleri öğretmesi ile olmuştur.Kolej yıllarındayken dünyadaki popülaritesini arttıran rock müziğine ilgi duydu. Kız arkadaşlarını etkilemek ve arkadaşlarının isteği doğrultusunda dönemin rock starlarının şarkılarını söyledi. Karaca'nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından olmuştur. 1962'ye girerken Beyoglu Spor Kulübü'nde arkadaşlarının isteği üzerine şarkı söyledi. Arkadaşları ile sahne alan Karaca, daha sonra grup kurmaya karar verir. Gruba o dönemin ünlü sanatçılarından İlham Gencer destek oldu. Cem Karaca'nin ilk grubu 1963'te Dinamikler oldu. Seslendirme sanatçısı Fikri Çöze'nin jübile konserinde performans sergilediler. Babası hâlâ Karaca'nın müzik yapmasına karşıydı. Hatta adam tutup konserlerde onu yuhalatmıştı ancak Karaca bunlara rağmen müziği bırakmadı. Grup olarak Elvis Presley gibi ünlü rock and roll sanatçılarının klasiklerini yorumluyorlardı. 1963'ün sonunda grup dağıldı.Kısa bir süre "Cem Karaca ve Bekledikleriniz" adlı bir grupta çaldı. Bu gruptan kısa bir süre sonra ise Gökçen Kaynatan'ın orkestrasında çaldı ancak bu beraberlik de uzun sürmedi. Aynı sene "Cem Karaca ve Jaguarlar" kuruldu. 1965'te Altın Mikrofon yarışmasına başvurdular ancak ön elemeyi geçemediler.Karaca, 1965'te ilk evliliğini tiyatro sanatçısı Semra Özgür ile yaptı. Evlendikten 3 gün sonra Karaca, askere gitti. Askerliğine 1965 Kasım'ında Antakya 121. Jandarma Er Eğitim Alayı'nda başladı. Bu dönemde Karaca, Anadolu kültürünü tanımaya başladı. Aşık Mahzuni Şerif ile tanıştı.Cem Karaca, askerlik sonrası Şubat 1967'de gitarist Mehmet Soyarslan'ın kurduğu Apaşlar grubu ile tanıştı. Apaşlar daha önceleri batı tarzı müzik yapmaktaydı ancak Karaca ile tanıştıktan sonra müzik daha doğuya döndü. Karaca, grup ile birlikte Altın Mikrofon 1967'ye katıldı. Yarışmaya katıldıkları Emrah şarkısı Erzurumlu Emrah'ın şiirine yapılmış bir Karaca bestesiydi. Yarışmada Karaca ikinci oldu ancak birinci gruptan daha çok ilgi gördüler.Cem Karaca ve Apaşlar, 1968'de Almanya'ya gidip Ferdy Klein Orkestrası ile 45'likler kaydetti. Bu dönemde Soyarslan şarkısı "Resimdeki Gözyaşları", Karaca'nın Emrah'tan sonraki ikinci hit parçası oldu. Bu plak sonrası büyük bir Türkiye turnesi oldu. Ayrıca Almanya'da konserler devam etti. Ayrıca yurtdışına açılmak için İngilizce bir 45'lik kaydedildi. Bunlar Resimdeki Gözyaşları ve Emrah'ın İngilizce versiyonlarıydı. Bu dönemde Cem Karaca, tiyatro sanatçısı Meriç Başaran ile evlendi. Sene sonunda Milliyet'in 1968'in En Sevilen Erkek Şarkıcıları anketinde 4. oldu. Yılın Melodileri anketinde ise "Resimdeki Gözyaşları" Türkçe şarkılar arasında 3. oldu. Türkçe ve yabancılar karışık listede ise Resimdeki Gözyaşları 9., Cem Karaca bestesi Ümit Tarlaları ise 24. oldu.1969'da grup içinde fikir farklılıkları olmaya başladı. Cem Karaca, daha siyasi müziğe kaymak isterken, Soyarslan bu değişime karşıydı. "Bu Son Olsun / Felek Beni" plağından sonra grup dağıldı. Aynı yıl Cem Karaca, Bunalım grubunun prodüktörlüğünü ve menejerliğini yapmaya başladı. İlk 45'likleri "Taş Var Köpek Yok/Yeter Artık Kadın" şarkılarının ikisinin de söz ve bestesinde Cem Karaca'nın da adı geçmektedir. Bu 45'likten sonra bu işi bırakan Karaca, grubun bateristi Hüseyin Sultanoğlu'nu kendi grubu Kardaşlar'a almıştır.Apaşlar dönemi bittikten sonra grup müziğine devam etmek isteyen Karaca, Apaşlar'ın bas gitaristi Seyhan Karabay ile Kardaşlar grubunu kurdu. 1970'in başında grup üyelerinde birçok değişiklikler oldu. Grup üyeleri sabitlendikten sonra, Almanya'da kayıt yapmaya karar verdiler ancak çıkan bir salgın yüzünden, Karaca ve Kardaşlar birlikte Almanya'ya gidemedi. Bu yüzden Cem Karaca, tek başına Köln'e gitti. Apaşlar sonrası yaşadığı müzikal aradan sonra burada kendi besteleri ve Anadolu türkülerini yine Ferdy Klein orkestrası ile kaydetti. 4 tane 45'lik yayınlandı. Amacı maddi sıkıntı yaşamadan çalışmalar yapmaktı.1970 Kasım'ında ise Karaca ve Kardaşlar "Dadaloğlu/Kalender" 45'liğini yayınladı. "Dadaloğlu", Karaca'nın bir başka hit şarkısı oldu. Bu türkü ayrıca Karaca'nın sola doğru kayışının da bir gösteresi olmuştu. Mart 1971'de Karaca'nın Trabzon'da verdiği bir konserde patlayan 3 bomba ile 30 kişi yaralandı. Aynı yıl Rum piskopos III. Makarios, Kıbrıs Fuarı'nda Türk pavyonunu gezerken, Dadaloğlu şarkısı çalınmıştı. 1971'de Cem Karaca ve Kardaşlar 4 tane 45'lik çıkardı.Cem Karaca, aynı yıl tiyatro müziği çalışması da yaptı. Ben Jonson'un yazdığı Ülkü Tamer'in Türkçeleştirdiği Püsküllü Moruk oyununun müziklerini Cem Karaca besteledi ve Kardaşlar ile kaydetti. Grup, şarkıları kaydetti ve tiyatro oyuncularına örnek olsun diye Cem Karaca ve annesi Toto Karaca tarafından şarkıları okundu. Bu tiyatro oyunu çok tutmadı ve kısa süre sonra gösterimden kalktı. Cem Karaca ve Kardaşlar'ın kaydettiği şarkılar ise 2007'de yayınlandı.1972'ye Cem Karaca ödülle başladı. Hey Dergisi tarafından "1971'in en iyi erkek şarkıcısı" seçildi ve Hey'in turnesine katıldı. Ancak Kardaşlar gitaristi Seyhan Karabay ile anlaşmazlıklar baş gösterdi ve Karaca, Kardaşlar ile yollarını ayırdı. Bu sırada eşi benzeri görülmemiş bir değiş-tokuş meydana geldi. Cem Karaca, Kardaşlar'dan ayrılıp Anadolu Rock'ın güçlü sesi Moğollar'la birleşirken Kardaşlar da Moğollar'la anlaşamayan Ersen Dinleten'i gruplarına dahil etti.Cem Karaca ve Moğollar, birleştikten bir ay sonra Kasım 1972'de Hey dergisi için verdikleri konserde ilk kez sahne aldılar. Yıl sonunda Milliyet'in anketinde Cem Karaca, en iyi erkek şarkıcılar listesinde 2. oldu, Moğollar ise en iyi yerli topluluk seçildi. Hey Dergisi'nde ise ikisi de kendi dallarında 1. seçildiler.1973'e "Obur Dünya / El Çek Tabip" 45'liği yayınlandı. Ancak grubun asıl başarısı 1974'ün başında kaydedilen "Namus Belası" şarkısı ile kazanıldı. Şarkı çok popüler oldu, öyküsü Hey dergisinde çizgi roman olarak yayınlandı. Ancak bu plak sonrası Cahit Berkay çalışmalarını Fransa'da devam ettirmeye karar verince Cem Karaca ve Moğollar yollarını ayırdı.Moğollar'dan ayrılan Cem Karaca, önce Fransa'ya gitmeyen Moğollar elemanları Mithat Danışan ve Turhan Yükseler ile "Karasaban" grubunu kurdu ama uzun ömürlü olmadı. Mart 1974'te Dervişan grubunu kurdu. Grup ilk konserlerinden birini Kıbrıs harekatından sonra Hava Kuvvetleri'ne yardım konserinde verdi.Şubat 1975'te Cem Karaca'nın en önemli eserlerinden biri olan "Tamirci Çırağı" yayınlandı. Bu şarkıdaki "İşçisin sen, işçi kal" söylemi Cem Karaca'nın siyasi duruşunu da ilk kez bu kadar açık gösteriyordu. 1975'in sonunda "Mutlaka Yavrum/Kavga" 45'liği yayınlandı. 45'liğin ilk şarkısı Mutlaka Yavrum, Filistin Kurtuluş Örgütü için hazırlanmıştı ve 2 farklı Türkçe versiyonunun dışında piyasaya yayınlanmamış İngilizce ve Arapça versiyonları da vardı. 1976'nın başında TRT'de yayınlanacak olan "Kavga" şarkısı son anda nedeni açıklanmaya bir şekilde programdan çıkarıldı. Aynı yıl Cem Karaca, Hey dergisi tarafından bir kez daha en iyi erkek şarkıcı olarak seçildi.1977'de Cem Karaca, artan siyasi gerginlikle birlikte, gitgide daha önemli bir figür oluyordu. Aydın'da verdikleri bir konserde CHP İl Başkanı aşırı solcular tarafından dövüldü. Urfa'da verilen bir konserden sonra Dervişan gitaristi Taner Öngür ve bateristi Sefa Ulaştır saldırıya uğradı. Öngür daha sonra bu nedenlerle gruptan ayrıldı. Cem Karaca bu sene tamamı yeni şarkılardan oluşan ilk uzunçaları Yoksulluk Kader Olamaz'ı yayınladı. Bu albümde Karaca besteleri dışında, ünlü şairlerin şiirleri de bulunmaktaydı. Cem Karaca ve Dervişan, 1978'in başında 1 Mayıs plağından sonra yollarını ayırdılar.Cem Karaca, Dervişan sonrası çoğu Kurtalan Ekspres'ten olmak üzere bir müzik grubu kurdu. Adını da Türkiye'nin iki ucu olan Edirne ve Ardahan'dan esinlenerek Edirdahan koydu. Ancak grup 20 gün sonra Kurtalan Ekspres elemanlarının eski gruplarına dönmesiyle eleman değişikliğine uğradı. 1978'de Cem Karaca, Edirdahan ile kaydettiği ilk ve son teklisi Safinaz'ı yayınladı. Bu plak Türkiye'de daha önce hiç görülmemiş olan 18 dakikalık bir rock operaydı. Alt sınıftan Safinaz adlı bir kızın kötü yola düşmesini anlatıyordu. Teklinin diğer şarkıları da Ahmed Arif ve Nazım Hikmet şiirlerinin besteleriydi. Cem Karaca, 1979'da Londra'daki dünyaca ünlü Rainbow Arena'da konser verme başarısı gösterdi.1979'da grup dağıldı, Cem Karaca da uzun yıllar sonra ilk kez yanında bir grup olmadan solo olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde ayrıca Almanya'ya taşındı. Çoğu Nazım Hikmet şiirlerinin besteleri olan Hasret albümünü yayınladı. Mart 1980'de Sıkıyönetim Mahkemesi'nde Karaca'nın "1 Mayıs" plağı "komünizm progandası" nedeni ile yargılanmaya başladı. Bu davada şarkıcı Cem Karaca, şarkının bestekarı Sarper Özsan ve plak şirketi sahibi Ali Avaz da suçlanıyordu. Cem Karaca, bu dönemde Avrupa turnesine başlamıştı. Dava başladıktan kısa bir süre sonra da babası Mehmet Karaca'yı kaybetti. Cem Karaca, babasının cenaze törenine katılamadı.12 Eylül darbesi sonrası Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından Melike Demirağ, Selda Bağcan, Şanar Yurdatapan ve Sema Poyraz ile birlikte Cem Karaca da yurda çağrıldı. 13 Mart 1981'e kadar süre tanındı. Bonn'da yaşayan Cem Karaca, yurda dönmek için ek süre istedi. 15 Temmuz 1982'ye kadar Cem Karaca'nın süresi uzatıldı ancak Karaca, Türkiye'ye dönmeyeceğini belirtti ve süresi dolduktan sonra ise 6 Ocak 1983'te Yılmaz Güney ile aynı gün Türk vatandaşlığından çıkarıldı.Cem Karaca, bir yandan da müzik hayatına devam etti. Almanya'daki müzisyen arkadaşı Fehiman Uğurdemir ile birlikte 1982'de Bekle Beni albümünü yayınladı. Bu albümdeki "Oğluma", "Alamanya Berbadı" ve "Bekle Beni" gibi şarkılar Karaca'nın ülkesine duyduğu özlemi göstermekteydi. Bu albüm Karaca'nın vatandaşlıktan çıkarıldığı için medyada yer alamamasından dolayı çok fazla bilinmedi. 1984'te ise bir şarkısı dışında tüm şarkıları Almanca olan Die Kanaken albümünü yayınladı. Bu albüm Alman oyun yazarları Henry Böseke ve Martin Burkert tarafından göçmen Türkler'in Almanya'da yaşadıkları zorlukları anlatmaktaydı. Ayrıca albüm bir tiyatro oyununa da çevrildi. Karaca, albüm yayınlandıktan sonra Alman televizyonlarında albümün adı olan Die Kanaken olarak sahne aldı ve albümü tanıttı.1985'te Karaca, arkadaşı Mehmet Barı aracılığıyla Başbakan Turgut Özal ile görüşerek, ülkeye geri dönme isteğini bildirdi ve Münih'e gelen Özal ile konuştu. Özal'ın olumlu yanıt vermesi ile hukuki işlemler başlatıldı. Yıl sonunda vatandaşlıktan çıkarılmasına sebep olan davadan beraat etti. 1987'de de hakkında verilen gıyabi tutuklama kararı kaldırıldı. 29 Haziran 1987'de Cem Karaca, Türkiye'ye döndü. Aynı yıl Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalanlar albümünü çıkardı. Bu albüm o senenin en çok satan albümlerinden biri oldu. 1988'de bu albümü Töre takip etti. Bu albüm sonrası Cem Karaca, yasaklı olduğu TRT ekranlarına da çıkmaya başladı.Cem Karaca, arkadaşı Uğur Dikmen ve Cahit Berkay ile müzikal ortaklık kurarak Yiyin Efendiler albümünü yayınladı. Bu albümdeki "Oh be" şarkısında, kendisini "dönek" diye adlandıranlara cevap olarak "Ben döneksem döndüm diye memleketime / Döndüm baba döndüm işte oh be" diyerek cevap verdi. 21 Temmuz 1990'da sözlerini kendi yazıp, bestesini Cahit Berkay'ın yaptığı Kahya Yahya şarkısı ile Altın Güvercin en iyi şarkı ödülünü kazandı. Bu dönemde SHP için konserlere çıktı.Karaca, 1992'de UNICEF için hazırlanan ve İbrahim Tatlıses, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı, Leman Sam, Fatih Erkoç gibi ünlü isimler korosunun seslendirdiği "Sev Dünyayı" şarkısının sözlerini yazdı ve koroda da yer aldı. 22 Temmuz 1992'de annesi Toto Karaca hayatını kaybetti. Yılın sonlarına doğru Dikmen ve Berkay ile ikinci çalışması olan Nerde Kalmıştık? albümünü yayınladı. "Raptiye Rap Rap" ve "Islak Islak" besteleri ile büyük başarı yakaladı.Bu albümden sonra Cem Karaca, bir süre müzikle aktif olarak ilgilenmedi. 1994'te TRT'de Raptiye adlı programı sundu. 1995'te ise Flash TV'de Cem Karaca Show'u, 1996'da aynı kanalda "Efendime Söyleyeyim" programını yaptı. 95'te bir sanatçı grubu ile Bosna-Hersek'e gidip, savaş sonrası zor durumda olan Bosnalılar'a destek verdi.Sanatçının müziğe geri dönüşü 1997'nin sonunda vizyona giren Ağır Roman ile oldu. Filmin yapımcısı, eski Apaşlar gitaristi ve Karaca'nın dostu Mehmet Soyarslan'nın yazdığı, 1968'de Cem Karaca'ya ün getiren "Resimdeki Gözyaşları"nı, Karaca film için yeniden kaydetti. Filmin ana müziği olan parça, Karaca'yı tekrardan müzik piyasasına soktu. Eski plak şirketi, izinsiz olarak "The Best of Cem Karaca" serisini piyasaya sürdü.1999'da Türk rock müziğinin duayenleri olan Cahit Berkay, Engin Yörükoğlu, Ahmet Güvenç ve Uğur Dikmen'in desteğiyle 'Bindik Bir Alamete...' isimli albümünü çıkardı. 2000'de Cem Karaca'nın da rol aldığı Kahpe Bizans'ın müziklerinin bazılarını seslendirdi. Bu filmin de yapımcısı olan Soyarslan'ın yazıp Apaşlar zamanında Dede Korkut'tan esinlenip Sadık Bütünay ile kaydettiği ama yayınlamadığı şarkıları Cem Karaca seslendirdi. Bu eserlerden sonra ölümüne dek birkaç şiir albümünde konuk sanatçı oldu.Cem Karaca, Şubat 2001'de Murat Töz, Barış Goker ve Cengiz Tuncer ile Cem Karaca Trio olarak sahne almaya başladı. Mayıs 2001'de ise Barış Manço'nun ölümü ile vokalistsiz kalan Kurtalan Ekspres ile beraber çalmaya başladı. Harbiye Açık Hava Konserleri'nde sahne aldılar. 2002'de Yol Arkadaşları adlı grubu kurup, onlarla sahne aldı. Son yıllarında barlarda sahne aldı. 8 Şubat 2004 sabahı, solunum ve kalp yetmezliği sebebiyle geçirilen kalp krizi nedeniyle Bakırköy Acıbadem Hastanesi'ne kaldırılan Cem Karaca kurtarılamadı. Karacaahmet Mezarlığı'nda babası ile aynı mezara defnedildi.Ölümünden önce kaydettiği son şarkılar, ölümünden kısa süre sonra yayınlandı. İlk önce "Hayvan Terli" teklisi yayınlandı. Mehmet Eryılmaz'ın bu şarkısına Karaca'nın bir bar programında bu şarkıyı söylerkenki görüntüleri ile klip çekildi. Mayıs 2005'te, ölümünden 10 gün önce (2004) Mahsun Kırmızıgül ile kaydettiği "Hayat Ne Garip?", Kırmızıgül'ün Sarı Sarı albümünde yayınlandı. Karaca ve Kırmızıgül'ün stüdyodaki görüntülerinden oluşan bir klip yayınlandı. Haziran 2005'te ise Murathan Mungan'ın sözlerini yazdığı şarkıların yeni yorumlarından oluşan "Söz Vermiş Şarkılar" albümünde Yeni Türkü'nün "Göç Yolları" eserini yorumladı.2005 yılında Yavuz Bingöl, Edip Akbayram, Manga, Teoman, Deniz Seki, Volkan Konak, Haluk Levent, Suavi, Ayhan Yener, Tuğrul Arseven tarafından yorumlanan Cem Karaca şarkılarından oluşan Mutlaka Yavrum albümü yayınlandı. Bu albüm daha önce yayınlanmamış İngilizce bir Cem Karaca şarkısı da içeriyordu.Ölümünün 6. yılında Beyaz Show'da daha önce kaydedip yayınlamadığı "Karagözlüm" adlı şarkı ilk kez gün yüzüne çıkmıştır.Cem Karaca, 1961'de Hamlet'te oynarayak tiyatroya ilk adımını attı. 1964'te Münir Özkul'un oynadığı General Çöpçatan oyunu ilk büyük tiyatro çalışması oldu. 1965'te askerliği sırasında askeriyede Cahit Atay'ın Pusuda ve Aziz Nesin'in Toroslar Canavarı oyununu yönetti ve oynadı. Aynı dönem İstanbul Tiyatrosu'nda sergilenen "Anahtarı Bendedir" adlı oyunu Türkçeye çevirdi ve oynadı.Uzun bir süre tiyatroya ara veren ve Püsküllü Moruk oyununun müziklerini yapmak dışında tiyatroyla ilgilenmeyen Karaca, 1987'de Almanya'da çıkardığı Die Kanaken albümündeki şarkıların işlendiği Ab in den Orient-Express oyununun Kuzey Ren Westfalya Eyalet Tiyatrosu'nda oynanan "Die Kanaken" adlı versiyonunda annesi Toto Karaca ile beraber oynadı. Yine Almanya döneminde Münih Halk Tiyatrosu'nda Nazım Hikmet'in Şeyh Bedrettin Destanı oyununu yönetti.Cem Karaca, 1970'de ilk ve tek başrol filmi olan Kralların Öfkesi'nde oynadı. Yücel Uçanoğlu'nun yazıp yönettiği yerli western tarzı bu filmde Murat Soydan ile başrolü oynayan Cem Karaca, Camgöz adlı bir kovboyu canlandırdı. Ancak bu film çok başarılı olmadı. Uzun süre beyaz perdeden uzak duran Karaca, 1999'da Kahpe Bizans da Karaca Abdal adlı bir ozan rolünde rol aldı ve filmin müziklerinden bazılarını seslendirdi.Cem Karaca, 1990'da Bir Milyara Bir Çocuk adlı Müjdat Gezen dizisinde rol aldı. Bunun dışında 2001'de Yeni Hayat adlı dizide onur konuğu olarak yer aldı. Aynı sene Avcı adlı dizide Dem Baba rolünü oynadı.Cem Karaca ilk evliliğini 22 Aralık 1965 yılında Semra Özgür ile yaptı. Özgür, Karaca'nın annesi gibi bir tiyatro sanatçısıydı. Bu evlilik fazla uzun sürmedi. Karaca, 1968'in sonunda yine bir tiyatro sanatçısı olan Meriç Başaran ile bir ilişki yaşamaya başladı. Ekim 1968'de Karaca ikinci evliliğini Başaran ile yaptı. Bu evlilik de 2 yıl sürdü. Üçüncü evliliğini Feride Balkan ile 21 Ağustos 1972'de yaptı. 1976'da çiftin oğulları Emrah Karaca dünyaya geldi. Çift, Cem Karaca'nın Almanya'da zorunlu yaşama döneminde ayrıldı. 5 Temmuz 1993'te Cem Karaca, dördüncü evliliğini ilk eşi Semra Özgür ile yaptı.Cem Karaca'nın son evliliği ise İlkim Erkan ile oldu.Karaca'nın ölümünden sonra Karaca'nın çocuğunun annesi Feride Balkan ve son eşi İlkim Erkan Karaca arasında sorunlar yaşandı. İlkim Karaca, Karaca'nın çocukluğunda geçirdiği bir kaza sonucu kısır olduğunu, bu yüzden Emrah Karaca'nın onun oğlu olmadığını iddia etti. Mahkeme kararı ile Cem Karaca'nın mezarı açılıp DNA örnekleri alındı. DNA testi sonucu Emrah'ın Cem Karaca'nın oğlu olduğu tespit edildi. Bu olaydan sonra Balkan ve Emrah Karaca, İlkim Karaca'ya açtıkları hakaret davasını kazandı. İlkim Karaca daha sonra Cem Karaca ve Barış Manço kardeştiler iddiası ile medyada yer buldu.

http://www.ulkemiz.com/cem-karaca-kimdir

Yeşilova Höyüğü

Yeşilova Höyüğü

Yeşilova Höyüğü İzmir'in en eski yerleşim birimidir. Bornova ilçesinin Karacaoğlan mahallesinde, Manda çayı kıyısında bulunan bir höyüktür. Yer olarak Işıkkent Eğitim Kampüsü'nün doğusuna, Bornova Anadolu Lisesi'nin güneybatısına düşmektedir. Yerleşim olduğu dönemlerde İzmir Körfezi iki kilometre daha içerdeydi, bölge bugünkünden daha sulaktı ve daha zengin bir flora ile faunaya sahipti. Bornova Ovası'nın orta kesimindeki Yeşilova Höyüğü, Yassıtepe Höyüğü ve İpeklikuyu Höyüğü, günümüz İzmir'inde ilk düzenli yerleşimlerin olduğu noktalardır. Diğer yandan alan olarak bakıldığında Batı Anadolu'daki en büyük yerleşimdir. Günümüzde, Bornova Ovası yüzeyinin 4-5 metre altında kalmış durumdadır.Höyüğe yerleşen ilk topluluk, en az bin yıl boyunca seller ve yangınlara karşın yerleşimi terk etmemiş, köylerini sekiz kez yeniden inşa etmişlerdir. Nüsuf artışı, 400 metre kuzeyde Yassıtepe Höyüğü'ne bir köy kurmayı gerektirmiştir. Bu bölgede avcılığın yanı sıra yabanıl buğday yetiştirip sığır otlatmışlardır.Nisan 2009 tarihinden itibaren Bornova Belediyesi'nin düzenlemeleri ile grup halinde öğrencilere, günümüzden 8.500 yıl önce günlük yaşamı, evleri, kullanılan eşyaları yerinde göstermek için etkinlikler yapıla gelmektedir.Yeşilova Höyüğü İzmir'in en eski yerleşim birimidir. Bornova ilçesinin Karacaoğlan mahallesinde, Manda çayı kıyısında bulunan bir höyüktür. Yer olarak Işıkkent Eğitim Kampüsü'nün doğusuna, Bornova Anadolu Lisesi'nin güneybatısına düşmektedir.Yerleşim olduğu dönemlerde İzmir Körfezi iki kilometre daha içerdeydi, bölge bugünkünden daha sulaktı ve daha zengin bir flora ile faunaya sahipti. Bornova Ovası'nın orta kesimindeki Yeşilova Höyüğü, Yassıtepe Höyüğü ve İpeklikuyu Höyüğü, günümüz İzmir'inde ilk düzenli yerleşimlerin olduğu noktalardır. Diğer yandan alan olarak bakıldığında Batı Anadolu'daki en büyük yerleşimdir. Günümüzde, Bornova Ovası yüzeyinin 4-5 metre altında kalmış durumdadır.Höyüğe yerleşen ilk topluluk, en az bin yıl boyunca seller ve yangınlara karşın yerleşimi terk etmemiş, köylerini sekiz kez yeniden inşa etmişlerdir. Nüsuf artışı, 400 metre kuzeyde Yassıtepe Höyüğü'ne bir köy kurmayı gerektirmiştir. Bu bölgede avcılığın yanı sıra yabanıl buğday yetiştirip sığır otlatmışlardır.Nisan 2009 tarihinden itibaren Bornova Belediyesi'nin düzenlemeleri ile grup halinde öğrencilere, günümüzden 8.500 yıl önce günlük yaşamı, evleri, kullanılan eşyaları yerinde göstermek için etkinlikler yapıla gelmektedir.Neolitik Çağ'ı temsil eden III. kat bugünkü ova yüzeyinin 3-4 metre altında bulunmaktadır. En alt tabakalar olan 7. ve 8. tabakalarda dörtgen ve oval planlı, saz ve ağaç dallarından yapılma kulübelerde oturulduğu anlaşılmaktadır. Kulübelerin civarında ovak ve kül kalıntıları bulunmaktadır. Daha üstteki 5. ve 6. tabakalarda mimari olarak sadece taban kalıntılarına ulaşılabilmiştir. Yine çadır ve kulübe türünde barınaklar kullanıldığı anlaşılmaktadır. Neolitik katın en üst üç tabakası (1.-3.) "zengin bir süreç" olarak tanımlanmaktadır. Bu tabakalarda ortaya çıkan değişim nüfus artışına bağlı olarak daha büyük aile gruplarının yaşadığı konutlar, diğer değişle büyük boyutlu mimarinin ortaya çıkışıdır. Konut olarak tanımlanan bu kalıcı barınakların topoluluğun geliştirdiği geçim ekonomisiyle doğrudan ilişkili olduğu belirtilmektedir. Özellikle 1. tabaka, höyüğün en uzun soluklu yerleşimi olarak görülmektedir. Neolitiğin son dönemi olarak kabul edilen ve MÖ 6000 - 5700 yıllarına tarihlenen bu dönemde 0,70 - 0,80 cm. derinlikte taş temeller üzerinde 5 x 6 ve 6 x 8 metre boyutlarında konutların yapıldığı saptanmıştır. Yan yana ama birbirinden ayrı yapılan bu konutlar bir avluya bakmaktadır. Taş temellerin üzerine duvarların, geleneksel malzeme olan kerpiçle değil, 10–15 cm. kalınlığındaki kalıplara dökülen killi toprak ve bitki kalıntılarından oluşan bir çamurla (mühre) yapıldığı anlaşılmaktadır.Kazı başkanı Prof. Dr. Zafer Derin, kazılarda, bir müzeyi dolduracak kadar buluntu çıkarıldığını belirtmektedir.Çakmak taşı'ndan kesici, delici, kazıyıcı aletler, ok uçları ve bıçaklar bulunmuştur. Ayrıca Höyücek kazılarında Neolitik tabakalarda bulunana benzer pişmiş topraktan yapılma bir ana tanrıça idolü bulunmuştur.Kazılarda bulunan birçok mühürden birinin günümüzden 8.200 yıl öncesine ait olduğu belirlenmiştir.Yeşilova Höyüğü kazıları ilginç buluntuları ortaya çıkarmıştır. Örneğin kil parçalarında çocuk ve kadın parmak izleri günümüze ulaşmıştır. Kil parçalarının günümüzden 8.500 yıl öncesine tarihlendiği bildirilmektedir. Bu kil topaklarının, çanak çömlek yapmak üzere yoğurulduğu düşünülmektedir. Öte yandan yerleşim sakinlerinin hayvan yağlarını, kilden kaplarda fitil kullanarak yaktıklarını, bundan aydınlatmada yararlandıkları ortaya çıkarılmıştır.Çevrede bol bulunan serpantini hammadde olarak kullanılan bir balta atölyesi buluntular arasındadır. Çok güzel el işi örnekleri sergileyen çok sayıda, irili ufaklı balta ele geçmiştir. Ayrıca başka bölgelerden getirilen taşların da balta üretiminde kullanıldığı görülmüştür.Hemen her evde öğütme taşları bulunduğu belirtilmektedir. Bu buluntu, yerleşmede canlı bir tarımsal faaliyet sürdüğünün bir işareti olarak kabul edilmektedir. Tarım ürünlerinin takas edildiği, karşılığında taş ve deniz ürünleri alındığı tespit edilmiştir.Kazılarda ele geçen sığır ve küçük baş hayvan kemikleri, bölgede avlanan ya da yetiştirilen çok sayıda hayvan olduğunu göstermektedir. Ayrıca deri işlemekte kullanıldığı anlaşılan taş ve kemikten yapılma aletlerin varlığı, bir deri işleme geleneğinin yaygın bir biçimde sürdürüldüğüne işaret eder. Pişmiş toprak dokuma tezgahı ağırlıklarıyla birlikte ele alındığında yerleşmede, hayvancılığa dayalı dericilik ve dokuma endüstrisinin geliştiği ileri sürülmektedir.Höyükte Neolitik yerleşimin MÖ 5.700 yılı dolaylarında yaşanan bir yangından ve ardından gelen şiddetli bir sel baskınından sonra höyüğü terk ettiği anlaşılmaktadır. Sadece Yeşilova Höyüğü değil çevredeki tüm yerleşimler terk edilmiş görünmektedir. Bölge izleyen 300 yıl süresince iskan edilmemiştir.

http://www.ulkemiz.com/yesilova-hoyugu

Kuş Gözleminde Kullanılan Malzemeler

Dürbün ve Teleskop Dürbün kuş gözlemcisinin ayrılmaz parçasıdır. Kullandığımız dürbün ne kadar kaliteli olursa yapacağımız gözlemde o kadar zevkli olur. Gözlemci, dürbününü seçerken bazı noktaları göz önünde bulundurmalıdır. Sonuçta her dürbün ile kuş gözlemi yapılmaz. Eğer bir dürbünümüz yoksa, yapacağımız ilk iş bir dürbün almak olacaktır. Dürbünümüzü, konusunda uzman ve daha sonra bize teknik destek sağlayabilecek yerlerden almalıyız. Aksi takdirde, bir arıza durumda sorun yaşayabiliriz. Satın alacağımız ya da gözleme götüreceğimiz dürbünü seçmeden önce gözlem için en ideal dürbün nasıldır bunu belirleyelim. Gözlem yapacağımız dürbünde arayacağımız ilk özellik görüntü kalitesidir. Peki bir dürbünün kaliteli görüntü verdiğini nasıl anlarız? Bütün dürbünlerin üzerinde bazı sayılar vardır. Örneğin:6x42, 10x50 gibi. Buradaki sayılardan ilki (örneğin 6x42 büyütmedeki 6 rakamı) dürbünün Okülerinin, diğer sayı ise (42) dürbünün Objektif lensinin mm değerinden çapını ifade eder. Bu sayılar kuş gözlem için iyi bir dürbün almamızda bize yardımcı olurlar. Bir dürbünün kuş gözlem için uygun olup olmadığını anlamak için o dürbünün “Büyütme Değeri”ne bakarı. Dürbünün büyütme değerini, Objektif lens çapını Oküler Çapına bölerek bulabiliriz. Büyütme değeri 5-7 arasında olan dürbünler kuş gözlem için idealdir. Yukarıda ki örnek için Büyütme değeri 42/6=7’dir. Objektif lens çapı ne kadar büyük olursa dürbün o kadar çok ışık toplar. Büyük lense sahip dürbünler iyi ışık topladığından güzel görüntü verir. Bu tip dürbünler ışık şiddetinin düşük olduğunu, sabaha karşı, akşama doğru gibi kapalı havalarda gözlem yapmak için idealdir. Büyük mercekli dürbünlerin dezavantajı ise, büyük merceğe sahip oldukları için boyutları büyük ve ağırlıkları fazladır. Bu dürbünler uzun süreli yapılan gözlemlerde, gözlemciyi yorabilir. Eğer ışık şiddetinin düşük olduğu zamanlarda ve yerlerde gözlem yapmayacaksak mercek çapı küçük olan dürbünleri tercih etmeliyiz. Dürbünümüzde arayacağımız diğer özellikler ise şöyle olmalıdır; -Dürbünümüz demir ya da benzeri malzemelerden değil, plastik gibi hafif ve herhangi bir darbe anında merceğe zarar vermeyecek malzemeden yapılmış olmalıdır. Bu tür dürbünler ayrıca hafif oldukları için fazla ağırlık yapmazlar. -Dürbünümüz, elimizin büyüklüğüne uygun olmalı ve parmaklarımız ayar vidalarına rahatlıkla yetişebilmelidir. -Dürbünle baktığımızda nesneleri normal şekillerinde görmeliyiz. Ayrıca dürbünün ışığı halkalar biçiminde gösterip göstermediğine de dikkat etmeliyiz. Teleskoplar dürbünlere göre daha büyük, ağır ve kullanması deneyim isteyen aletlerdir. Teleskopların büyütme gücü x20 ve üzeridir. Bu büyütmeye sahip aletlerin gözlem esnasında titremesi görüntüyü bozar, bunun için teleskoplar, üçayakla (tripod) birlikte kullanılırlar. Bilimsel bir çalışma yapmıyor ve sürekli yerimizi değiştiriyorsak, gözlemimize teleskop götürmeye gerek yoktur. Çünkü bir teleskopu arazide saatlerce taşımak oldukça zordur ve gözlem açısından pratik değildir. Eğer teleskop alacaksak dikkat etmemiz gereken bazı noktalar vardır. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz: -Teleskopumuz plastik malzemeden yapılmış olmalıdır. -Gözü yoran düz teleskoplar yerine üstten bakmalı teleskopları tercih etmeliyiz.   Arazi Rehberi Arazi Rehberi, dürbün ve not defteri ile birlikte kuş gözlemcisinin ayrılmaz parçasıdır. Eğer uzman bir ornitolog değilseniz yanınızda mutlaka iyi bir Arazi Rehberi bulundurmanız gerekir. İyi bir Arazi Rehberi nasıl olmalıdır? Arazi Rehberi içinde, kendisine konu edindiği bölgenin kuş türlerine ait resim, fotoğraf, dağılım haritası, boy, kilo gibi özellikleri anlatır. Türkiye, Batı Palearktik Bölge olarak adlandırdığımız Kuzey Afrika’yı, Avrupa’nın tamamını, Asya’nın Batısını ve Ortadoğu’yu içine alan bölgede yer alır. Bir Arazi Rehberi alırken önce bu özelliğe dikkat etmeliyiz. Arazi rehberlerinde kuşların isimleri, Latince ve kitabın yayınlandığı dilde olarak yazılı olmalıdır. Kitap kaliteli fotoğraf ve resimlerle her kuş türünün çeşitlenmesini, yavru, erişkin birey, dişi ve erkekteki tüy dimorfizmini, kuşun uçuş şeklini varsa albino bireyleri ve kuşun doğal ortamını göstermelidir. Bunların dışında kuş türünün çok karakteristik bir özelliği varsa bunu fotoğraf ya da resimle göstermelidir. İyi bir Arazi Rehberi kuşun bulunduğu tehlike statüsünü, türü tehdit eden unsurları da içine alan kısa bir açıklama yapmalıdır. Arazi Rehberleri kuşları familyalar halinde (ya da fiziksel büyüklük sırasına göre) gösterir, çok iyi bir Arazi Rehberi alıp hangi familyanın hangi sayfalarda bulunduğu ve kuş familyalarının özelliklerini iyi biliyorsak yeni gördüğümüz bir kuşu teşhis etmemiz kolaylaşır. Arazi rehberlerinde ayrıca her türün dağılımını gösteren haritalar bulunur. Bu haritalar kuş türünün; -Göç Yolunu -Yerli Olduğu Bölgeyi -Kışı Geçirdiği Bölgeyi -Yazı Geçirdiği Bölgeyi -Populasyonun Tehlikede Olduğu Bölgeyi -Çok Seyrek Uğradı Bölgeyi gösterir. Bu bilgiler harita üzerinde genelde her bilgi bir renk veya şekille ifade edilmiş biçimde gösterir. Bu harita “Dağılım Haritası” olarak adlandırılır ve haritalarla ilgili bilgi kitabın en başında aşağıdaki şekilde olduğu gibi verilir. Arazi rehber kitabımızı çok iyi bir şekilde ciltlemeli ve dış etkilerden korumak için özel bir çanta içerisinde saklamalıyız. Arazide Arazi Rehberimıza çok dikkat etmeliyiz. Yeni gördüğümüz bir türü hemen Arazi Rehberindan bulmaya kalkışmamalı ilk önce türün özelliklerini not defterimize not etmeli gözlem bitince ya da bir boşluk anında Arazi Rehberindan gördüğümüz kuşun hangi tür olduğuna bakmalıyız. Batı Palearktik bölgenin ve Türkiye’nin kuşlarını konu edinen en iyi birkaç Arazi Rehberi şunlardır: -Collins Bird Guide -Parey Vogelbuch -The Raptor of Europe and The Middle East -Türkiye Kuşları -İ.Kiziroğlu III.Elbise Gözlem alanına gitmeden önce, gözlem alanının bulunduğu bölge ile ilgili bilgiler edinmeliyiz. Bu bilgiler gözlememiz öncesinde ve sonrasında çok işe yarayacaktır. Gözlem bölgesi ile ilgili edindiğimiz arazi yapısı ve hava durumu bilgileri elbise seçimimizde bize yardımcı olacaktır. Hava durumu ve arazi yapısı ne olursa olsun, elbiselerimizle ilgili unutmayacağımız temel kurallar şunlardır; -Elbiselerimiz koyu renk tonlarında olmalıdır. Örneğin; koyu yeşil, kahverengi, gri gibi. Çünkü doğadaki birçok hayvan açık ve canlı renklerden ürker. Birçok kuş türünün de gözlerinin çok iyi gördüğünü düşünürsek, açık renkli kıyafetlerimizle kuşlar tarafından hemen fark ediliriz ve biz çok uzakta olsak bile ürküp kaçarlar. Bu durum bizim sağlıklı gözlem yapmamızı engelleyecektir. Ayrıca kuşların bizi fark etmemesi için doğada kamufle olmamız gerekmektedir. Bu sebeplerden dolayı koyu renkli kıyafetler giymeye özen göstermeliyiz. -Elbiselerimizle ilgili ikinci temel ilke ise ayakkabımızdır, seçtiğimiz ayakkabı mutlaka ayağımızı bileklerimizden sarmalı ve tabanı kalın olmalıdır. Terlik, sandalet ve bileğimizi sarmayan ayakkabılar arazi koşullarına ve gözlemin hareketliliğine göre her an ayağımızdan çıkabilir ve yaralanmalara sebep olabilirler. Bu iki temel kural dışında seçim yaparken gözlem alanımızın arazi ve hava şartlarını göz önünde bulundurmalıyız. Hava şartlarını önceden öğrendiğimiz için elbisemizi ona göre ayarlamalıyız. Hava şartları ne olursa olsun seçtiğimiz elbisenin kollarımızı ve bacaklarımızı tamamen örtmesine özen göstermeliyiz. Aksi taktirde gözlem alanında ki böceklerden hastalık kapabiliriz, otlardan ve ağaçlardan kollarımız ve bacaklarımız yaralanabilir. Seçtiğimiz kıyafetlerin bol cepli olması, not defteri ve kalemimizi koyacağımız yerlerin olması arazide bize fayda sağlar. Kayalık alanlarda ve dik yamaçlarda gözlem yapacaksak ayakkabımızın ayağımızı bileğimizden sarması, tabanının kalın ve dişli olmasına özen göstermeliyiz. Gözlemimizi sulak ve çamurlu alanlar da yapacaksak ayakkabımız bir bot olmalıdır ve ayağımızı sıkıca sarmalıdır. Yanımıza bizi yormayacak ve eşyalarımızı koyabileceğimiz küçük bir sırt çantası ile birlikte susuz kalma ihtimaline karşı su ihtiyacımızı karşılayabilecek birde matara almalıyız. Çantamız sağlam ve sırtımızı terletemeyecek şekilde olmalıdır. Sıcak ve yağmurlu havalara karşı şapka olmayı da ihmal etmemeliyiz. IV.Not Defteri Arazide gözlem yaparken elde ettiğimiz verileri kaydetmemiz gerekir, bunun için iyi ve kaplı bir not defteri kullanmalıyız. Not defterimizi yeni gördüğümüz kuş türlerinin çizimini, gözlemlediğimiz türlerin kaydını yapmak ve gözlem raporlarımızı yazmak için kullanırız. V.Ölçüm ve Araştırma Malzemeleri Gözlem yaptığımız bölgede materyal toplamak ve basit ölçümler yapmak için bazı aletlere ihtiyacımız olabilir. Gerekli gördüğümüz bu malzemeleri de almalıyız. Bu malzemelerden pens ve saklama kutuları arazide çok işimize yarayabilir. VI.İlk Yardım Malzemesi Gözlem yapmak için gittiğimiz yerler çoğunlukla doğal hayatın bozulmadan korunduğu yerler olduğu için, çok küçükte olsa bazı tehlikeleri içinde barındırmaktadır. Bu tehlikeler günlük hayatta karşılaşabileceğimiz tehlikeler gibide olabilir ya da ilk defa karşılaşacağımız durumlarda olabilir. Bütün bunlar için önlemimizi önceden almalıyız. Arazide en sık karşılaşılan olaylar; -Hafif yaralanmalar, sıyrıklar -Böcek sokmaları -Eklem incinmeleri -Sıcak havalarda burun kanaması ve tansiyon düşmesi Olarak sıralayabiliriz. Önceliği bu durumlara vererek, gözleme çıkmadan bir ilk yardım çantası hazırlamalıyız. Böcek sokmalarına karşı hassasiyeti fazla olan kişiler gözleme çıkmadan önce mutlaka yanlarına gerekli ilaçlarını da almalılar.

http://www.ulkemiz.com/kus-gozleminde-kullanilan-malzemeler

ALADAĞLAR MİLLİ PARKI

ALADAĞLAR MİLLİ PARKI

İli : ADANA Adı : ALADAĞLAR MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1995 Alanı : 54.524 ha. Konumu : Niğde, Kayseri ve Adana illeri sınırları içerisindedir. Ulaşım : Niğde ili Çamardı ilçesine yaklaşık 15 km., Kayseri ili Yahyalı ilçesine ise 30 km. uzaklıktadır. Kaynak Değerleri :           Aladağlar Milli Parkı jeolojik yapı açısından değişik zamanlara ait formasyonlarla temsil edilmekle birlikte, en yaygın formasyon Mesozoik yaşlı kireç taşlarıdır. Bunun yanında sahada derinlik volkanizmanın ürünü olan gabro, piroksenit gibi kayaçlarla, subofiolitik metamorfitlere ve daha genç dönemleri karakterize eden Tersiyer ve Kuvaterner yaşlı oluşumlara da rastlanılmaktadır.           Aladağlar yöresi ülkemizin tektonik açıdan en faal bölgelerinden birisidir. Yöre özellikle Alp orojenezi sırasında şaryaj ve bindirmelere sahne olmuştur. Tektonik literatürüne “Ecemiş Kasidosu” olarak da giren bu sahada düşey ve yatay atımlı birçok fay bulunmaktadır. Aladağlar çeşitli jeolojik süreçler ve tektonizma sonucu oluşan naplar, klipler, tektonik pencereler gibi ilginç yapısal unsurlarıyla da dikkat çekmektedir.           Aladağlar Milli Parkı gerçek anlamda bir jeomorfolojik açık hava müzesidir. Yörenin şekillenmesinde yapı ile birlikte flüvial koşullar ve Pleistosen buzullaşması önemli bir rol oynamıştır. Yörede bu üç unsura ait değişik morfolojik birimlere rastlamak çok olağandır. Yörenin belli başlı jeomorfolojik karakteri derin vadilerle parçalanmış olmasıdır. Buzul morfolojisine ait birçok ize rastlanmakta, özellikle yöredeki birçok sirk gölleri ve morenler bu morfolojinin kılavuz şekilleri olarak göze çarpmaktadır.           Yöre klimatik açıdan kendine has özelliklere sahiptir. Yazları sıcak, kışları soğuk ve kar yağışlı olarak tanımlanabilecek bu klimatik yapı yörenin yüksek kesimlerinde kalıcı karların barınmasına imkan sağlamaktadır. Yörede gece ile gündüz sıcaklık farkı (günlük amplitüd) oldukça fazla olup, geceleri göllerin donmasına neden olan düşük sıcaklık, gündüzleri 30 dereceye kadar çıkmaktadır.           Aladağlar Milli Parkı vejetasyon açısından çok zengin olup, ormanı oluşturan hakim türler karaçam ve kızılçamdır. Karaçamdan kızılçama geçiş zonunda yer yer bu iki türün oluşturduğu karışık meşcerelere de rastlanmaktadır. Karaçamın yayılış alanındaki güney bakılı kesimlerde ise meşcere oluşturmayan sedir ve kuzey bakılı nem bakımından daha elverişli yerlerde de göknarlara rastlanılmaktadır.           Ormanın üst sınırından itibaren Alpin Zonu başlar. Bu zonda Alpin çayırları yer almaktadır. Alpin Zonu ve daha yüksek kesimlerde yükseklik ve eğim koşullarından kaynaklanan çıplak kayalık mostralara ulaşılmaktadır. Yaban hayatı sakinleri yaban keçisi, ayı, tilki, kurt, vaşak, sansar ve su samurudur.  Görünecek Yerler : Milli parkın peyzaj güzelliği ile Kapuzbaşı Şelaleleri ile buzul gölleri görülmeye değer niteliktedir. Mevcut Hizmetler : Milli parkta Yaban Hayatı Koruma Bölgesi ayrılmış olup, üretme istasyonu mevcuttur.          Kamp alanı, günübirlik alanlar, mola alanları, yürüyüş parkurları, doğa yürüyüş patikaları, bazı noktalarda yayla gelişimleri mevcuttur.         Akarsularında alabalık üretimi ve spesifik olta balıkçılığı yapma olanağı bulunan Aladağlar, ülkemiz turizmine alternatif seçenekler yaratacak potansiyele sahiptir. Konaklama : Çadırla konaklanabilir. İrtibat :           Çevre ve Orman Bakanlığı          Adana Çevre Orman İl Müdürlüğü : 0 322 3250707          Adana DKMP Şube Müdürlüğü : 0 322 3220602          Niğde Çevre Orman İl Müdürlüğü : 0 388 2329634          Niğde DKMP Şube Müdürlüğü : 0 388 2320902

http://www.ulkemiz.com/aladaglar-milli-parki

Sarıkamış Kayak Merkezi

Sarıkamış Kayak Merkezi

Kış sporları ve kış turizmi bakımından Türkiyenin 1. derece öncelikli 5 merkezinden biri olan Kars-Sarıkamış Cıbıltepe Kayak Merkezi çevresi ünlü sarıçam ormanları ile kaplı, 2200-2900 mt. Yüksekli gösteren bir plato üzerinde yer alır. Kars’a 54 km. Erzurum’a 153 km. uzaklıktaki  kayak merkezi Kars Havaalanına 40 dk. mesafededir.Nazım İmar Planları, Turizm Bakanlığı’nca hazırlanan Sarıkamış Kayak Merkezi toplam olarak “15.000 / kayakçı / gün” potansiyel kullanım kapasitesi sunmaktadır. İlçe merkezinin güneydoğusunda Cıbıltepe (2200 – 2634 mt.) batısında Süphan Dağı (2200 – 2810 mt) kayak alanları yer almaktadır.Bu üç yer arasında “birinci gelişmiş bölgesi” olarak saptanan, öncü ve örnek yatırımlara açılmış olan Cıbıltepe Kayak Merkezi, yaklaşık “5000 / kayakçı / gün” büyüklüğünde bir kapasite sunmaktadır.Cıbıltepe kayak alanında 2 adet telesiyej tesisi (birinci 1437 mt., ikincisi 1807 mt uzunlukta) hizmete açılmıştır. 2000 yılı itibariyle toplam 200 yatak kapasiteli tesisin bulunduğu Sarıkamış Kayak Merkezi’nde inşaatına başlanan 5 yıldızlı ve 500 yataklı otelin inşaatı devam etmekte olup, fiziki gerçekleşme oranı %90 dır. Böylece bu otelimizin de faaliyete geçmesiyle yatak kapasitesi 750’ye ulaşmış olacaktır. Buradaki konaklama sorununun çözümüne önemli katkı sağlayacaktır.Normal kış koşullarında yılda ortalama olarak 4 ay, 8 ile 120 cm kalınlığında karla kaplı olan Sarıkamış’ta en uygun kayak mevsimi 10 Aralık – 10 Nisan tarihleridir. Sarıkamış çevresi özellikle ‘Alp ve Kuzey Disiplini’ kayak uygulamaları ile ‘kayak safari’ ve ‘kızaklı geziler’ için çok uygun ortam sunmakta, snowboard sporu ise kısmen yapılabilmektedir. Sarıkamış Kayak Merkezi Slalom, Büyük Slalom ve Süper-C kayak türlerini yapmaya elverişlidir.Sarıkamış’ın kış turizmi yanında piknik ve mesire yeri alanı bakımından da zengin bir yöre olması kış mevsimindeki ilginin  yazında devam etmesini sağlamaktadır.

http://www.ulkemiz.com/sarikamis-kayak-merkezi

Kozan Kalesi

Kozan Kalesi

Kozan ilçesinin tam ortasında bulunan kale; kalkerden meydana gelen, oldukça dik bir tepe üzerinde, bulunduğu coğrafyaya hâkim bir konumdadır. Kozan Kalesi, Çukurova'yı çevreleyen dağ kaleleri zincirinin dördüncü halkasını teşkil eder. Kuzey - güney yönünde iki ayrı gurup halinde inşa edilmiş, bu bölümler bir sur ile birbirine bağlanmıştır. Çevre uzunluğu 6 km'yi bulan kalenin 44 kulesi ve burcu vardır. M.Ö. 2000' li yıllarda Asurlular tarafından yapıldığı tahmin edilen kale, Romalılar, Selçuklular ve Ermeniler tarafından onarım görmüştür. Bugünse, Kozan Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi yapılan Kozan Kalesi ve çevresi, bölge halkının sosyal aktivitelerini gerçekleştirdiği günübirlik hareketli bir mekâna dönüşmüştür.

http://www.ulkemiz.com/kozan-kalesi

TOPKAPI SARAYI

TOPKAPI SARAYI

Fatih Sultan Mehmed’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesinden sonra 1460 yıllarında yapımına başlanan ve 1478 yılında tamamlanan Saray; Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasındaki tarihi İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda bulunan Doğu Roma akropolü üzerindeki 700.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmed’den itibaren otuzbirinci padişah Sultan Abdülmecid’e kadar yaklaşık dört yüz yıl süreyle imparatorluğun idare, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılmıştır. 19.yüzyılın ortalarında hanedanın Dolmabahçe Sarayı’na taşınması ile terkedilmiş olmasına rağmen önemini her zaman korumuştur.Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra, 3 Nisan 1924 yılında müze haline getirilen ve Cumhuriyet’in ilk müzesi olan Topkapı Sarayı Müzesi, günümüzde yaklaşık 400.000 metrekarelik bir alan kaplamaktadır. Kara tarafından Fatih’in yaptırdığı Sur-i Sultani, deniz tarafından ise Doğu Roma surları ile şehirden ayrılan Topkapı Sarayı, mimari yapıları, koleksiyonları ve yaklaşık 300.000 arşiv belgesi ile dünyanın en büyük saray-müzelerinden biridir.Ayasofya tarafındaki saltanat kapısından girilen ve birbirinden geçilen dört avlu çevresindeki mimari yapılardan oluşan Saray’ın etrafı bahçeler ve meydanlarla çevrilidir. Sarayın ilk avlusu olan ve halkın başvuru için girebildiği birinci avluda (Alay Meydanı) Cebehane olarak kullanılan Aya İrini Kilisesi, Darphane, Fırın, Hastane gibi sarayın dış hizmet yapıları bulunurdu.Sarayın ikinci avlusu, devlet yönetiminin gerçekleştiği mekanların yer aldığı Divan Meydanı (Adalet Meydanı)’dır. Tarih boyunca pek çok törene sahne olan bu avluda divan toplantılarının yapıldığı Divan-ı Hümayun(Kubbealtı)  binası ve yanında Divan-ı Hümayun Hazinesi yer alır. Divan yapısının arkasında ise Sultanın  Adaletini temsil eden Adalet Kulesi vardır. Kubbealtı'nın yanında Harem Dairesi girişi ile Zülüflü Baltacılar Koğuşu bulunur. Zülüflü Baltacılar Koğuşu ile aynı yönde bulunanHas Ahır yapıları ise aynı yönde, bir avlu etrafında yer alır. Adalet meydanının Marmara yönündeki revakların arkasında ise saray mutfakları ile ek hizmet binaları bulunmaktadır. Adalet meydanının kuzey yönünde cülus, arife, bayram ve cenaze törenlerinin yapıldığı, Sancak-ı Şerif’in Serdar-ı Ekrem olarak savaşa giden Sadrazam'a teslim edildiği yer olan Babüssaade yer alır.Üçüncü Avlu, Enderun (iç saray) padişaha ait mekanların yanında, Sultan II. Murad döneminde kurulan Saray Okuluna ait koğuş ve yapıları da barındırır.Padişahın devlet adamlarını ve yabancı elçileri kabul ettiği Arz Odası, Fatih Köşkü / Enderun Hazinesi ve Has Oda padişaha ait mekanlar olarak önce çıkarken, Küçük Oda, Büyük Oda, Seferli, Kilerli, Hazineli, Has Oda isimleriyle anılan Enderun Saray okuluna ait koğuşlar, Babüssaade girişinden itibaren avlunun etrafına sıralanmıştır.Avluya diagonel olrak yerleştirilmiş 15. Yüzyıl yapısı Hükâr Mescidi / Ağalar Camii ile, III. Ahmed döneminde havuzlu köşkün yıkılmasıyla yaptırılan III. Ahmed Kütüphanesi, Enderun eğitimine verilen önemi vurgular.Enderun Avlusu'ndan sonra, padişaha ait köşklerin ve asma bahçelerin bulunduğu IV. Avlu'ya geçilir. Has Oda'nın Mermer Sofa'ya açılan kapılarıyla da ulaşılan bu mekanda Osmanlı sanatının klasik köşk mimarisinin en seçkin örnekleri olan, Sünnet Odası, Bağdat ve Revan Köşkleri ile İftariye Kameriyesi yer alır. IV. Avlu'nun bir alt kotunda asma çiçek bahçesi, ahşap Kara Mustafa Paşa Köşkü, Hekim Başı Kulesi ve Sofa Camii yer alır. Sultan Abdülmecid döneminde inşa edilen Mecidiye Köşkü ve Esvab Odası Saray'da inşa edilen son yapılardır.Topkapı Sarayının etrafını kuşatan Hasbahçeler içinde günümüze ulaşmayan çok sayıda köşk ve kasır olduğu bilinmektedir.

http://www.ulkemiz.com/topkapi-sarayi

Sosyal medya ve İnterneti engelleyen ülkeler!

Sosyal medya ve İnterneti engelleyen ülkeler!

Türkiye'de yaşanan farklı gelişmelerle sık sık sosyal medya sitelerine ve genel olarak internete erişim engelleri getirilmekte. Peki Türkiye'den başka hangi ülkelerde bu gibi durumlar görülüyor?

http://www.ulkemiz.com/sosyal-medya-ve-interneti-engelleyen-ulkeler

Yazılıkaya Tapınağı

Yazılıkaya Tapınağı

Yazılıkaya, Çorum ilinde, Hattuşaş, Boğazköy antik yerleşkesinin 2 km kuzeydoğusunda MÖ 13. yüzyılda yapılmış Hitit açık hava tapınağı. Kayalar arasındaki, galeri adı verilen iki girintiden oluşur. Yazılıkaya Kaya Tapınağı, Aşağı Şehir'deki Büyük Tapınağın yaklaşık 1,5 km. kuzeydoğusunda kayalık bir yamaçta yer alır. Şehirdeki tapınak yapılarından farklı olarak burası, her iki kült odası (A ve B Odası) da üstü açık olan ve yüksekliği 12 metreye varan kayalıklarla çevrili bir açık hava tapınağıdır. En geç MÖ. 15. yüzyıldan itibaren kullanılan Yazılıkaya'da Hitit sanatçıları ancak MÖ. 13. yüzyılda kayaya uzun sıralar halinde tanrı ve tanrıça kabartmaları işlemişlerdir. Burası olasılıkla "Yeniyıl şenliği evi" dir. Hava tanrısına ait bu evde yeniyıl ve ilkbahar kutlamalarında tüm tanrılar bir araya geliyorlardı. Asıl kaya tapınağı, dışarıdan büyükçe bir yapı kompleksi ile ayrılır. Sadece duvarlarının temel ve kaideleri günümüze ulaşan yapının rekonstrüksyon çizimi burada da ahşap iskeletler ile desteklenen kerpiç duvarlı ve düz damlı yapıların bulunduğunu gösterir. Bu yapı kompleksinden geçip büyük A Odasına giriliyordu. Odanın her iki tarafında sürekli şeritler halinde, kireçtaşı kayaların oluşturduğu duvarlara işlenmiş kabartmalar görülür. Sol tarafta tanrılar, sağ tarafta ise tanrıçalar betimlenmişti. Hepsi bir yöne bakan figürler odanın arka duvarına doğru gidiyor gibi görünürler. Arka duvarda ana sahne işlenmiştir:Tanrılar ve tanrıçalar geçidinin önderleri olan en yüksek iki tanrı Hava Tanrısı ve Güneş Tanrıçası burada karşılaşmaktadırlar. Odanın sol tarafındaki tanrılar genellikle kısa etekli ve sivri başlıklıdır. Hepsi ucu yukarı dönük ayakkabı giyerler; yine tanrıların çoğu silah olarak orak biçimli ucu kıvrık kılıç ve omuzlarında bir topuz taşırlar. Odanın sağ tarafındaki tanrıçalar ise uzun pilili etek, ucu yukarı dönük ayakkabı giyip küpe takarlar. Tanrıçaların başlarında yüksek başlıklar vardır. Bireysel atribüler hemen hemen hiç yoktur. Bu tapınaktaki en büyük kabartma figür, ana sahnenin karşısındaki duvarda tanrıçalar geçidinin sonuna işlenmiştir. Burada bir tanrı değil, Büyük Kral IV. Tuhaliya'nın tasvir edilmesi önemlidir. Ana sahneye belirli bir uzaklıkta, ancak tam karşısında, adeta en yüksek tanrılara saygısını sunmak istercesine tasvir edilmiştir. Yazılıkaya Tapınağı'nın MÖ.13. yüzyılın ortalarında son şeklini almasından bu büyük kralın sorumlu olduğu görüşünü destekleyen etkenlerden biri, bu figürdür. Küçük B odası toprakla dolu olduğundan ve ancak 19. yüzyıl ortalarından sonra kazıldığından buradaki kabartmalar çok iyi korunagelmiştir. Girişin sağındaki duvarda bir dizi Yeraltı Tanrısı kabartması bulunmaktadır: Gömlek, kemer, kısa etek ve ucu yukarı dönük ayakkabılı, birbirinin aynısı on iki tanrı figürü. Omuzlarında orak biçimli kılıç taşıyan figürlerin boynuzlu sivri başlıkları onların tanrı olduğunu gösterir. Karşıdaki duvarda bir kabartmada Tanrı Şarrumma Büyük Kral Tudhaliya'ya sarılarak ona kılavuzluk ediyor. Ikinci bir tasvirde dikey duran bir kılıç görülür. Kılıcın kabzasını boynuzlu sivri tanrı başlığı takmış bir erkek başı oluşturur. Bu Yeraltı Tanrısı Nergal olmalıdır. Ayrıca, B odasında Büyük Kral IV. Tudhaliya'nın adını ve ünvanını içeren bir kartuş kabartma olarak bulunur. Bu odayı Büyük Kral II. Şupiluliuma'nın ölen babası IV. Tudhaliya anısına yaptırdığı ve buraya bir de heykelini diktirdiği düşünülüyor.

http://www.ulkemiz.com/yazilikaya-tapinagi

ALTINBEŞİK MAĞARASI MİLLİ PARKI

ALTINBEŞİK MAĞARASI MİLLİ PARKI

İli : ANTALYA Adı : ALTINBEŞİK MAĞARASI MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1994 Alanı : 1.156 ha. Konumu : Antalya ili, İbradi (Aydınkent) ilçesine 7 km. uzaklıktaki Ürünlü köyünün yaklaşık 5 km. güneydoğusunda, derin ve sarp Manavgat Vadisi’nin batı yamacında yer almaktadır. Ulaşım : Antalya-İbradi-Ürünlü köyü yolu ile gidilip, Ürünlü köyünden Altınbeşik Mağarası’na yaya olarak 1 saatlik yürüyüş ile ulaşılabilmektedir. Kaynak Değerleri :           Yatay ve kısmen aktif bir mağara sistemi olan Altınbeşik Mağarası adını üst kısımda yer alan Altınbeşik Tepesi’nden almaktadır. Torosların bu bölgesi hem jeolojik hem de jeomorfolojik yönden çok karışık bir yapıya sahiptir. Tersiyer ortalarında meydana gelen şiddetli kıvrımları, bu dönemin sonunda şiddetli dikey yükselmeler izlemiştir. Jeolojik bindirmeler, büyük kırıklar ve derin kazılmış vadiler bu hareketli jeolojik geçmişin sonucudur.           Altınbeşik Mağarası Üst Kretase yaşlı kireçtaşları içinde kırıklar üzerinde oluşmuştur. Mağara üst üste 3 seviyede gelişmiştir. En alt ve orta seviye yağışlı mevsimlerde aktif, en üst seviye ise devamlı kurudur.         Altınbeşik Mağarası daha kuzeyde bulunan Eynif Polyesi’nin ve civarındaki bir dizi daha küçük polyelerin yer altına intikal eden sularının toplanarak tahliye edildiği bir ana yeraltı deresi görevini görmektedir. Güz aylarında mağara içinde çok miktarda durgun göletler vardır. Mağara içindeki kum ve çakıl birikintilerinden, kayalar üzerindeki akıntı oyuklarından bahar aylarında orta ve alt seviyeden debisi kuvvetli yeraltı derelerinin aktığı anlaşılmaktadır.           Altınbeşik Mağarası’nın aktivitesini tamamen yitirmiş olan üst seviyesinde, tabanda kaya blokları dikkati çeker, bunların yanında dikit ve sarkıt oluşumları da vardır. Orta seviyenin tabanı daha çok dere yatakları özelliğini taşır. Burada kaya blokları geniş yerler kaplar, yer yer kum ve çakıl depoları ile traverten oluşumları görülür. Mağaranın girişinden itibaren ilk 200 m mağaranın alt seviyesini oluşturur ve burası devamlı su altındadır.           Alt seviyenin bitiminde 40 m’lik dik bir çıkış vardır. Bu çıkış ve bitişik duvarlar beyaz renkli kalın travertenlerle kaplıdır. Mağaranın en güzel bölümünü burası oluşturmaktadır.        Ayrıca, Altınbeşik Mağarası’nın çevresindeki zengin flora ile karst topoğrafyasının vahşi güzelliği milli parkın peyzaj değerlerini oluşturmaktadır.  Görünecek Yerler : Milli parkın başta görülmesi gerekli yeri, Altınbeşik Mağarası’dır. Ancak bu saha; belirli düzenlemeler ve önlemler alındıktan sonra ziyaretçilerini kabul edebilecektir. Bunun yanında Manavgat Vadisi’nin sunmuş olduğu doğal güzellikler ziyaretçilerin hafızasında iz bırakacak niteliktedir. Ayrıca; milli parka ulaşırken uğrak noktası olan Ürünlü köyü yöresel mimarisi ile ziyaretçileri etkilemektedir. Mevcut Hizmetler :  Konaklama : Aydınkent ilçe merkezi ile Ürünlü köyünde konaklama sağlanabilir. İrtibat :           Çevre ve Orman Bakanlığı          Antalya Çevre Orman İl Müdürlüğü : 0 242 3217961          Antalya DKMP Şube Müdürlüğü : 0 242 3432652

http://www.ulkemiz.com/altinbesik-magarasi-milli-parki

Kartalkaya Kayak Merkezi

Kartalkaya Kayak Merkezi

Türkiye’nin en gözde kayak merkezlerinden biri olan Kartalkaya kayak ve snowboard merkezi Batı Karadeniz bölgesinde, Bolu ilinin güneydoğusunda, Köroğlu dağları üzerinde yer almaktadır. Kartalkaya Kayak Merkezi Alp disiplini kayak ve Tur kayağı için çok uygun koşullara sahiptir.Kartalkaya Kayak Merkezinin kayak yapılan alanı 1850 - 2200 metre yükseklik kuşağı üzerinde yer almaktadır.Kartalkaya yarı ılıman bir iklime sahip olup Kartalkaya Kayak Merkezi ve çevresi çam ormanlarıyla kaplıdır. Hakim rüzgar yönü batı - kuzeybatıdır.Türkiye’de kayak denince akla ilk gelen yerlerden biri olan Kartalkaya Kayak Merkezinde Aralık ayı başlarından mart ayı sonlarına kadar kayak yapılabilmektedir. Kartalkaya kayak merkezinde 3 metreye kadar kar görülmektedir.Kartalkaya PistlerKartalkaya kayak merkezinde Kartal Otel pistlerinde 2 adet telesiyej, 6 adet teleski ve 3 adet baby lift olmak üzere toplam 11 lift bulunmaktadır. Kartal otel ve Grand Kartal otel Mekanik tesislerinde toplam taşıma kapasitesi 6000 kişi/saattir. Kartalkaya Kayak merkezinde Kartal otelin12 adet pistinde toplam uzunluk 20 km.yi bulmaktadır. Yeşil Lift (Chairlift - 700 m) Çamçukuru Lift (Chairlift - 650 m) İnekçayırı 1-2 (Ski-Lift - 900 m) Resuldede 1-2 (Ski-Lift - 600 m) Kazankaya (Ski-Lift - 650 m) Köroğlu Lift (Ski-Lift - 1200 m) 2 Baby LiftKartalkaya kayak merkezindeki diğer otel olan Dorukkaya Otel Pistlerinde ise 8 adet ski-lift, (2 adet 240 m. 1 adet 600 M.- 1 adet 750 m. 1 adet 1080 m. 1 adet 1100 m. 1 adet 1200 m. 1 adet 1500 m.) 11 adet kayak pisti ve ayrıca Dorukkaya Otelinde Türkiye'de ilk defa Avusturya'dan gelen mühendisler tarafından projelendirilmiş Türkiye'nin ilk profesyonel snowparkı bulunuyor. Dorukkaya Otel Snowparkında, 3 ana Rampa, 1 Corner, 3 Handrail (6 metre, 4 metre ve 3 metre) ve 3 Box (6 metre, 3 metre ve 3 metre) mevcut

http://www.ulkemiz.com/kartalkaya-kayak-merkezi

Yüzüncü Yıl Üniversitesi

Yüzüncü Yıl Üniversitesi

Adres: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü 65080 Kampüs / VAN Telefon: 0432 225 10 24 Web: www.yyu.edu.tr/ FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 20 Temmuz 1982 tarih ve 41 sayılı kanun hükmünde kararname ile kurulmuştur. Üniversite Van Gölü'nün kuzey kıyısında ve Erciş yolu 15. km'de yerleşmiştir. Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hekimliği Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği Biyoloji Öğretmenliği Fen Bilgisi Öğretmenliği Fen Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Fizik Öğretmenliği İlköğretim Matematik Öğretmenliği Kimya Öğretmenliği Matematik Öğretmenliği Okul Öncesi Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği Sınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim) Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Tarih Öğretmenliği Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Türkçe Öğretmenliği Erciş İşletme Fakültesi İşletme(Erciş) Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Antropoloji Arkeoloji Coğrafya İngiliz Dili ve Edebiyatı Sanat Tarihi(İkinci Öğretim) Sanat Tarihi Sosyoloji Tarih Türk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim) Türk Dili ve Edebiyatı Fen Fakültesi Biyoloji(İkinci Öğretim) Biyoloji Fizik Kimya Matematik(İkinci Öğretim) Matematik Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat(İkinci Öğretim) İktisat İşletme(İkinci Öğretim) İşletme Kamu Yönetimi Kamu Yönetimi(İkinci Öğretim) İlahiyat Fakültesi İlahiyat İlahiyat(İkinci Öğretim) Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Gıda Mühendisliği İnşaat Mühendisliği Jeoloji Mühendisliği Kimya Mühendisliği Mimarlık Tıp Fakültesi Tıp Van Sağlık Yüksekokulu Ebelik (Yüksekokul) Hemşirelik (Yüksekokul) Veteriner Fakültesi Veterinerlik(İkinci Öğretim) Veterinerlik Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bitki Koruma Tarla Bitkileri Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Zootekni Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Mühendisliği

http://www.ulkemiz.com/yuzuncu-yil-universitesi

KOZAN (SİS) KALESİ

KOZAN (SİS) KALESİ

Çukurova'nın en önemli kalelerinden biri olan Kozan (Sis) Kalesi, "Amfi tiyatro" şeklinde inşa edilmiş olup, Kalenin alçak surları, Tarsus Kalesi örnek alınarak yapılmıştır.  Kale, kalkerden meydana gelen oldukça dik bir tepe üzerinde bulunmaktadır. 400 m. rakımlı olan bu tepe ilçeye hâkim bir konumdadır. Kozan Kalesi tamirattan geçmiştir. Günümüzde ise oldukça sağlam bir durumdadır. Sis Kalesi'nin, çeşitli kaynaklarda, Asurlular tarafından yapıldığı ve sonradan da birçok el değiştirdiği belirtilmektedir. Fakat Asurluların, Çukurova bölgesine 50-60 yıl gibi kısa bir süre egemen oldukları ve bölgeyi sömürge olarak kullandıkları göz önünde tutulur ise, bu yukarda belirtilen bilgiye şüphe ile bakmak gerekmektedir. 700 yıla yakın bir süre bölgeye hâkim olan Hititlerin de bu kaleyi yapmış olabileceği düşünülebilir. Yörede bulunulan birçok antik şehir ve kale kalıntıları ile ilgili tarihi ve arkeolojik araştırmaların yetersizliği, araştırmacıları farklı düşüncelere sevk etmiştir. Dileğimiz, ilçe ve yakın çevresindeki bilimsel araştırmaların bir an önce başlatılması yönün dedir. Yörenin en eski kalelerinden biri olan Kozan Kalesi, "Dağ kaleleri" zincirinin dördüncü halkasını teşkil etmektedir. Kalenin, iki grup halinde inşa edilmiş 44 kule ve burcu bulunmaktadır. Güney kesimindeki tepede bir iç kale (Ahmedek) vardır. Kalede 20-30 basamak merdivenle inilen mahzenler ve gizli yollar mevcut tur. İç kale de dahil altı bölümden oluşmaktadır. Bütün bölümleri birbirine bağlayan kapılar vardır. Kalenin su ihtiyacı ise, büyük su sarnıçları sayesinde karşılanmakta idi. Sis kalesi, kuzey ve güney olmak üze re iki ayrı kale grubundan oluşur. Bu bölümler bir sur ile birbirine bağlanmıştır. Daha dışarıda olan ikinci sur ile, Kalede Asur, Roma ve Ermeni dillerinde yazılmış bir kaç yazıt bulunmuştur. Bu yazıtlar kalenin, tarih çağlarından günümüze kadar çok sayıda el değiştirdiğini ortaya koyar. Kozan Kalesinden Anavarza, Karasis ve Andıl Kalelerinin görüldüğü bilinmektedir. Ayrıca berrak bir havada Akdeniz'in bile görülebileceği kaleye farklı bir önem kazandırır. Kozan Belediyesi tarafından kale eteklerinden yapılan çevre düzenleme çalışmaları ile kale şimdi vatandaşların yoğun olarak gittiği sosyal mekânlardan biri oldu.

http://www.ulkemiz.com/kozan-sis-kalesi

Kurşunlu Şelalesi

Kurşunlu Şelalesi

Kurşunlu Şelalesi, Antalya-Isparta karayolunun 24. km'nden sola dönülerek 7 km devam edildiğinde ulaşılan bir şelaledir. Kurşunlu Şelalesi'ne su 18 metre yükseklikten dökülmekte ve küçük şelaleciklerle 7 adet küçük gölet birbirine bağlanmaktadır. Kurşunlu Şelalesi 2 kilometrelik bir kanyonun içinde kalmaktadır. Bu alan 1986 yılında park haline getirilerek ziyarete açılmıştır. Şelale ve piknik yeri 33 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Piknik alanı içinde; manzara seyir teraslan, çocuk parkı, restoran, otopark, gezinti patikaları, içme suyu, tuvalet vardır. Ulaşım, belediye otobüsleri ve minibüslerle sağlanabilmektedir. Kurşunlu şelalesine ulaşmak için 230 ve 231 numaralı minibüsl ver 79 numaraları otobuüs kullanılabilir. Bu araçlar saat başlarına Antalya merkezden kalkar Yeri: Akdeniz Bölgesinde Antalya ili merkez ilçesi sınırları içerisindedir.Ulaşım: Tabiat Parkı Antalya'dan 22 km. uzaklıktadır. Parka Antalya-Aksu karayolunun Soğucaksu köprüsünden kuzey istikametine ayrılan 7 km'lik bir yol ile ulaşılır. Özelliği: Sağlıklı orman dokusu ve zengin bitki topluluğu örneklerinin ilgi çekici su ve kaya formlarıyla bütünleştiği eşsiz bir doğal peyzaj özelliğine ve önemli özelliğini meydana getiren Kurşunlu Şelalesi'ne sahip olması nedeniyle 394 hektarlık bölümü 1991 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır. Kızılçamın hakim olduğu alanda yer yer tek veya küçük gruplar halinde doğu çınarı, defne, harnup, yabani zeytin, sakız ağacı, sögüt ve incir ağaçları bulunmaktadır. Mersin, alıç, zakkum, böğürtlen, yabani gül, sütleğen, ılgın, ladin, kermes meşesi, kekik, yabani nane, kayıt, eğrelti ve sarmaşıklan alt florayı meydana getirir. Su bitkilerinden ise (su üstü) topalak, su nanesi, kamış(su içi) su avizeleri, iplikli yeşilalgler, (yüzer bitki) nilüferleri görmek mümkündür. Yabandomuzu, tilki, tavşan, sincap, yarasa, ibibik, ağaçkakan, üveyik, sazan, su kaplumbağası, köpek, yılan ve kertenkele Tabiat Parkının faunasını oluşturur. Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Nisan-Aralık ayları arası parkı ziyaret için en uygun dönemdir. Günübirlik piknik, doğada yürüyüşler ziyaretçilerin yapabileceği uğraşılar arasındadır. Tabiat Parkı içerisinde ziyaretçilerin yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayacakları tesis mevcuttur. Artık eski halinden eser kalmamış, aşırı kirli ve suları büyük oranda kurumuştur. Kaynak: Kültür Bakanlığı/İl Kültür Müdürlüğü İnternet Sitesi

http://www.ulkemiz.com/kursunlu-selalesi

Rodos Adası

Rodos Adası

Rodos, Ege Denizi’nde bulunan Oniki Adalar’ın en büyüğüdür. Nüfusu 130.000 den fazla olan adanın, aynı adlı merkezinin nüfusu ise, 60 bine yakındır. Rodos şehri, Oniki Adalar’ın da idari merkezidir. Bu adanın ülkemize en yakın noktası, adanın Bozburun Yarımadası adı ile anılan ucudur ve Türkiye’ye uzaklığı 18 kilometredir. Rodos adasında, Rodos şehri dışındaki en önemli diğer yerleşim merkezi, Lindos’’tur.Rodos adasının alanı 1.398 kilometrekare civarındadır. Deniz kıyısının uzunluğu 200 kilometreden fazladır. Ada, önemli bir sahil şeridine sahiptir. Rodos şehri, adanın kuzeyindedir. Rodos şehrinde, ticaretin aktif olarak sürdürüldüğü meşhur limanı ve antik yerleşim bölgesi bulunmaktadır. Adada bulunan Rodos Heykeli, dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Milattan önce 280 yılında Dorlar tarafından Rodos Limanı’’nın girişine inşa edilmiştir. Rodos şehrinde bir de Tapınak Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş kale bulunur. Bu kale ve Rodos’un tarihi Orta Çağ’a kadar uzanan tarihi sokakları, UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne eklenmiş ve koruma altına alınmıştır.Adanın iç kısımları ormanlık bir arazidir ve Kızılçam olarak adlandırılan ağaç türü ile kaplıdır. Rodos’’un bitki örtüsü ve hava şartları, Yunanistan’ın geri kalan kısımlarına benzemesinden çok, ülkemizin batı kesimlerine benzemektedir. Zaten bu ada, ülkemize 18 kilometre gibi çok yakın bir mesafededir bu nedenledir ki, hem bitki örtüsü yapısı, hem de hava koşulları açısından Ege Bölgemizi andırır. Rodos adasında tarım önemli bir geçim kaynağıdır. Turunçgiller, sebzeler ve şarap üretimi için üzüm çeşitleri bolca bulunmaktadır. Ayrıca tahmin edilebileceği gibi, zeytin ağacı dikimi ve zeytin toplayıcılığı da adanın tarım faaliyetleri arasındadır. Rodos adasının toprakları tarıma açık ve ekime elverişlidir. Fakat sahil şeridi, taş ve küçük kayaçlardan oluşmuştur. Özellikle yaz aylarında, Rodos adasının ziyaretçi sayısı oldukça artar. Özellikle yabancı turistlerin yoğun ilgisi, turizmi adanın önemli bir geçim kaynağı haline getirmiştir.UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne girmeye hak kazanan ve Dünyanın 7 Harikası arasında sayılan bir merkeze sahip olan Rodos, pek çok ülkeden turist akınına uğramaktadır. Buraya gelen turistler geniş deniz kıyısının ve sıcak Ege Denizi’’nin keyfini çıkarır, yerel şaraplardan tadar ve Rodos’un tarihi mahallesinde gezer. Rodos Kulesi, meşhur kale ve koruma altına alınan, tarihi ve kültürel havası ile herkesi mest eden sokaklar, Rodos’u hem yerli hem de yabancı ziyaretçilerin vazgeçilmez tatil beldesi haline getirmiştir. Pelatus olarak adlandırılan Kelebekler Vadisi, yaz aylarında çok sayıda kelebeğin rengarenk danslarına sahne olmaktadır.Şövalyeler Adası olarak da bilinen Rodos’da, Osmanlı izlerini de görmek mümkündür. Şehirde rastlayabileceğiniz cami minareleri, Osmanlı’’nın Rodos adasına bıraktığı küçük armağanlardır. Kanuni Sultan Süleyman, Rodos’u ele geçirdikten sonra, 390 seneye yakın bir süre boyunca bu topraklarda Osmanlı Devleti hüküm sürmüştür. Bu nedenle adada bir çok çeşme, cami ve şadırvan bulunmaktadır.Kaynakça:www.rodosadasi.netwww.dunyayigezmek.comYazar: Ayşegül Karuç http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/rodos-adasi

Uludağ Kayak Merkezi

Uludağ Kayak Merkezi

Uludağ Türkiye’nin ilk kayak merkezlerindendir. Uludağ Kayak Merkezi Bursa'nın 36 km. güneyinde yer almaktadır.Kış sporları merkezi olmanın yanı sıra doğal güzelliği ile de Uludağ Ülkemizin en önemli dağlarından biridir ve Milli Park olarak ilan edilmiştir. Uludağ’da kış aylarında kayak ve diğer kış sporları, yaz aylarında ise günübirlik aktiviteler, kampçılık, trekking gibi sportif faaliyetler de yapılabilmektedir. Uludağ’ın zirvesi 2543 metre yükseklikteki Kara Tepe dir. Antik dönemde Olympos Misios adıyla tanınan Uludağ, tanrıların Troya Savaşını izlediği yer olarak mitolojideki yerini almıştır. Uludağ Kayak Pistleri Uludağ kayak merkezinde pist uzunlukları 20 km civarındadır. Uludağ kayak merkezinde Kuzey disiplini ve Alp disiplini kayak, Tur kayağı ve snowboard yapılabildiği gibi Heliskiing için de uygun alanlar mevcuttur.Uludağ kayak merkezinde Kış aylarında kar yüksekliği 3 metreye kadar ulaşır. Uludağ kayak merkezinde 8 telesiyej ve 7 teleski hizmet vermektedir. Uludağ’da kayak için uygun zamanlar 20 Aralık-20 Mart tarihleri arasındaki dönemdir. Normal kış koşullarında üç metre dolayında kar yağışı alan Uludağ kayak merkezi, mevsim başında toz kar, sonunda ise ıslak kar niteliği gösterir. Uludağ kayak merkezinde oteller bölgesinde 8 telesiyej, 7 telesiki olmak üzere 15 mekanik tesiste 11.000 kişi/saat kapasite mevcuttur. Kayak merkezinde 13 farklı pist vardır.

http://www.ulkemiz.com/uludag-kayak-merkezi

KOZAN ANAVARZA KALESİ

KOZAN ANAVARZA KALESİ

Anavarza; Kadirli, Ceyhan ve Kozan ilçe sınırlarının kesiştiği yerde, Kozan sınırları içerisinde bulunmaktadır. Sumbas veya Kesik suyunun Ceyhan ırmağı ile birleştiği yerin 8 km. kuzeyindedir. Kadirli'nin güneybatısında olup 22 km. uzaklıktadır. Yukarı Çukurova'nın ortasında yükselen, çevreye hâkim, yüksekçe bir kaya tepesinin üstünde, muhteşem bir kaledir. Anavarza Kalesi'nden diğer kaleler ve İskenderun körfezi görülür. Kale ve şehrin, M.Ö. 9. yüzyılda Asurlar tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Ancak Anavarza'nın tarihi, M.Ö. I. yüzyılda Roma'nın eline geçtikten sonra önem kazanır. Ünlü doktor Dioskurudes ve şair Optianus'un bu şehirde doğmuş ve yaşamış olduğu söylenmektedir. Burası Bizans'lılar döneminde de önemli bir sınır kalesi haline gelmiştir. 704'te Emevi'lerin, 758'de Abbasi'lerin buraya hâkim olduğu görülmektedir. Malazgirt Zaferi'nden sonra Türk hâkimiyetine geçen Anavarza, 1097'de I. Haçlı Orduları tarafından geri alındı. Feke'deki Ermeni Baronluğu Anavarza'ya indirildi ve Kudüs yolunun emniyeti için burada Ermeni Prensliği kuruldu. 1129'da Danişmentoğulları tarafından tekrar Türklerin hakimiyetine geçti. 1133'teki depremde büyük hasara uğradı. Bunun üzerine Ermeni Prensliği Sis (Kozan) Kalesi'ne taşındı. Bu tarihe kadar Doğu Çukurova'nın kaderine hâkim olan Anavarza, bu tarihten sonra önemini kaybederek bir köy haline gelir. Halen varlığını Dilekkaya köyü olarak sürdürmektedir. 1147'de 2. Haçlı Ordusu tekrar buraya hâkim oldu. 1210'da Selçukluların eline geçti. 1243'ten 1515'e kadar Türk beylikleri arasında sık sık el değiştirdi. 1515'te Osmanlı hâkimiyetine geçti. Bugüne kadar gelen Anavarza kalıntıları, asıl kale ve alt kısımdaki surlar olmak üzere iki bölümdür. Kaleyi kuşatan surların doğu cephesindeki uzunluğu 1500 metreyi bulur. Yüksekliği 8-10 metre arasında değişen bu sur duvarları her 70 metrede bir olmak üzere 20 burçla desteklenmiştir. Dört kapısı vardır. Batıdaki kapı üç kemerli bir zafer takı şeklindedir. Kaleyi baştanbaşa kuşatan surlar çok uzundur. Anadolu'da bu kadar uzun bir dış surla savunulan kaleler yok denecek kadar azdır. Bu bakımdan Anavarza Kalesi'nin Anadolu kaleleri arasında önemli bir yeri vardır. Duvarlar dıştan, küçük dörtgen kulelerle takviye edilmiştir. Kulelerin yüksekliği duvarların yüksekliğine eşittir. Kalenin iç tarafına giriş, küçük kapılardan yapılır. Kalenin iç kısmında birinci bölümde askeri kışla, Ermeni prensi Toros'a ait üç nefli kilise ve bazı Ermeni krallarına ait mezarlar vardır. İkinci bölümde askeri kışla ile ilgili odalar, depo odaları ve su tankları yer almaktadır. Her iki bölümün arasında kaya platformun üzerinde inşa edilmiş üç katlı kule bulunur. Anavarza Kalesi Bizanslılar, Ermeniler ve Araplar tarafından onarım görmüştür. Anavarza'ya biri Alapınar'dan 12, diğeri Sumbas'ın gözünden 20 km. uzunluğundaki su kemerleriyle su getirilmiştir. Dikkati çeken su kemerleri Romalılardan kalmadır. Şehirde Korint biçimde altı sütunlu bir üçüncü asır zafer takı, Bizanslılardan kalma kaya kabartması vardır. Havari (Apostol) kiliseleriyle dış surların içinde Roma döneminden kalma tiyatro, tapınak, saray ve hamam kalıntıları da bulunmaktadır. I. yüzyıl Roma kaya mezarları, fresklerle süslenmiş mezarlar, kilise ve sarnıç gibi eserler eski dönemden bugüne ulaşan kalıntılardır. Kayalara oyulmuş mezarlarda, insan figürleri ve cenaze töreni kabartmaları görülür. İç kalede de birçok kalıntılara rastlanır. Anavarza köyü (Dilekkaya) içinde 18 çeşit deniz hayvanını gösteren "Anavarza Mozaikleri, bulunmaktadır. Bunların 3.55 x 10.75 metre boyundaki bir havuz tabanı için hazırlandığı sanılmaktadır. Yine aynı tür mozaiklerle başka bir havuz tabanı oluşturan yunus balığına binmiş, eli kamçılı Eros ve deniz tanrıçası Thetis mozaikleri de bulunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/kozan-anavarza-kalesi

Manavgat Şelalesi

Manavgat Şelalesi

Manavgat Şelalesi, Antalya'nın Manavgat ilçesinde Manavgat Nehri üzerinde bulunan ünlü bir şelaledir. Antalya'ya 72 km mesafededir. Manavgat ilçesinin 3 km kuzeyinde bulunan ve adını bu ilçeden alan şelale, ırmak sularının 3-4 m'lik bir falezden düşmesiyle meydana gelir. Az bir yükseklikten dökülmesine rağmen geniş bir alan üzerinde yüksek bir debiyle akar. Ayrıca Manavgat Irmağını besleyen kaynaklardan en büyüğü olan karstik Dumanlı kaynağı, Oymapınar barajı yapıldıktan sonra baraj gölü içinde kalmıştır. Kent gürültüsünden uzaklaşıp doğa ile başbaşa kalmak isteyenler için şelalenin çevresinde uygun piknik alanları vardır. Ayrıca çevredeki lokantalar, taze balık yeme imkânını sunarlar. Ulaşım, Manavgat'tan kalkan minibüslerle sağlanır. İl'in ören yerlerinin en iyilerindendir.

http://www.ulkemiz.com/manavgat-selalesi

BEYLERBEYİ SARAYI

BEYLERBEYİ SARAYI

Beylerbeyi Sarayı, Osmanlı padişahlarının sayfiye mekânı ve yabancı devlet başkan ya da hükümdarlarının ağırlanacağı bir devlet konukevi olarak düşünülmüş ve devrin padişahı Sultan Abdülaziz’in (1861-1876) isteği üzerine inşa edilmiştir. Saray’ın inşasına 6 Ağustos 1863 tarihinde başlanmış ve 21 Nisan 1865 Cuma günü, yapılan bir törenle resmen kullanıma açılmıştır. Sarayın inşaat organizasyonunu Ebniye-i Şâhâne Serkalfası (Saray başkalfası) Serkiz Bey (Balyan) yürütmüştür. Beylerbeyi Sarayı’nın mâlî ve idarî işler sorumluluğu da denilebilecek binâ eminliği görevini ise Mehmed Efendi, Mahmud Efendi ve Rıfat Efendi yürütmüştür. Saray’ın yaklaşık 500 bin Osmanlı lirasına mal olduğu tespit edilmektedir. Yapılar topluluğunun ana yapısı olan Beylerbeyi Sarayı, yüksek bir bodrum üzerine iki katlı ve kargir bir yapıdır. Yaklaşık 2.500 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilen yapı dikdörtgen bir zemin alanı üzerine oturmaktadır. Saray’ın güney kesimi Mabeyn-i Hümâyûn, kuzey kesimi ise Valide Sultan Dairesi olarak düzenlenmiştir. Her iki katta toplam 6 salon, 24 oda,1 hamam ve 1 banyo bulunmaktadır. Batı ve Doğu üsluplarının karıştırılması ile inşa edilen Beylerbeyi Sarayı, Harem ve Mabeyn bölümleri ile Türk evi plan özelliğini taşımaktadır. Yapının çatısı üstten bütün cephe kenarlarını gizleyen bir korkulukla gizlenmiştir. Sarayın planı eyvanlı merkezî sofa (hol) motifine dayanan bir plan kompozisyonuna sahiptir. Beylerbeyi Sarayı’ndaki şema, üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler; Mabeyn-i Hümâyûn, Yatak Dairesi (Hünkâr Dairesi) ve Valide Sultan Dairesi’dir. Valide Sultan Dairesi’nden hemen sonra gelen ve denize paralel olarak inşa edilen kadınefendiler ve ikballere ait esas Harem bölümü ise, ana yapıdan ayrı olarak inşa edilmiştir; bu yapı günümüze ulaşamamıştır. Mabeyn-i Hümâyûn’un giriş cephesi, Neo-barok vurgunun daha belirgin olduğu bir düzenleme göstermektedir. Saray’ın kitle ve cepheleri gibi iç mekân düzenlemeleri de seçmeci bir anlayışla şekillendirilmiştir. Beylerbeyi Sarayı’nı inşa ettiren Sultan Abdülaziz’in denize olan tutkunluğu nedeni ile Saray’ın tavanlarındaki bazı çerçeve ve kartuşların içinde deniz ve gemi temaları işlenmiştir; hatta Sultan Abdülaziz, ressamlara fikir vermesi için deniz ve gemi temalarını içeren desenler çizmiştir. Beylerbeyi Sarayı, bânisi Sultan Abdülaziz (1861-1876) tarafından, yazlık saray olarak kullanıldı. Saray, Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid’in saltanat yıllarında yabancı devlet hükümdar ya da başkanlarının resmî ziyaretlerinde kendilerine tahsis edilmeye başlanmasıyla beraber, devlet konukevi işlevi kazandı. Beylerbeyi Sarayı’nda ağırlanan ilk önemli konuk, Fransa İmparatoriçesi Eugénie’dir. İmparatoriçe’nin bu gezisi, Sultan Abdülaziz’in 1867 Fransa gezisini iade makamında gerçekleşmekteydi. Sultan Abdülaziz döneminde Beylerbeyi Sarayı’nda ağırlanan diğer yabancı konuklar, Avusturya-Macaristan İmparatoru Joseph (1869), Prusya Veliahd Prensi Frédéric Guillaume Nicola Charles (1869), İtalya Veliahdı (1869), İran Şahı Nasıreddin (18 Ağustos 1873), Sultan II. Abdülhamid’in (1876-1909), 33 yıl süren saltanatı süresince Beylerbeyi Sarayı, özellikle yabancı devlet protokolü tarafından gezilen bir müze işlevi de gördü. Bu dönemde Beylerbeyi Sarayı ile beraber Dolmabahçe Sarayı ve Topkapı Sarayı Hazine-i Hümâyûn da, Padişah’ın izni alınmak şartıyla ziyaret edilebilen saltanat müzeleri olarak kullanılmıştı. Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten hemen sonra, Selanik Alatini Köşkü’nde zorunlu ikâmete tabi tutulmuş, ancak yaklaşık 3 yıl sonra Balkan Savaşı’nın patlak vermesi nedeni ile İstanbul’a nakledilmişti. II. Abdülhamid için seçilen yeni zorunlu ikametgâh, Beylerbeyi Sarayı idi. Sabık Hakan, bu sarayda yaşamının son 6 yılını geçirmiş ve 10 Şubat 1918’de yine bu sarayda hayata gözlerini kapamıştır. Beylerbeyi Sarayı’nda Cumhuriyet döneminde de yabancı devlet konukları ağırlanmıştır. 1934’de Türkiye’ye gelen İran Şahı Pehlevi, Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından bu sarayda ağırlanmıştır. Balkan Oyunları Festivali, 1936 yılında Beylerbeyi Sarayı’nda düzenlenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, o geceyi Beylerbeyi Sarayı’nın tarihî yatak odasında geçirmiştir.

http://www.ulkemiz.com/beylerbeyi-sarayi

Turkish Airlines kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Turkish Airlines kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı, Türkiye'nin bayrak taşıyıcısı olan ulusal hava yolu şirketi.

http://www.ulkemiz.com/turkish-airlines-kim-kurdu-sektordeki-yeri-nedir-

Kaunos Tiyatrosu

Kaunos Tiyatrosu

İl: Muğla İlçe: Köyceğiz Köy: Dalyan köyü Bölge: Karia Bölgesi Antik Tiyatroları Oturum : 31 Sıra Kapasitesi: Yaklaşıl 550 kişi Açıklama: Kaunos’un bulunduğu tepenin üç tarafı eskiden denizle kaplıyken günümüzde denizden üç kilometre uzaklaşmıştır. Tiyatronun ön tarafına düşen limanı şimdi yarı bataklık, küçük bir göl halindedir. 1877 ile 1920 de yabancı araştırmacılar bu kente ilgi göstermişler, kazmışlar. Bu günde devam eden kazıya yaklaşık 40 yıl önce Türk arkeologlar başlamışlar.İki kademeli Kaunos tiyatrosu erken dönem tiyatro özelliklerini taşır. İzleyici koyağı sahne binasını biraz kucaklayıp 180 dereceden büyük açı yapar. Oturma sıralarının birçok yerinde izleyicileri güneşten koruyan tentelerin için ahşap direk delikleri görülür. Her iki kademede 17 şer sıra vardır. Yine her iki kademede de 10 ışınsal yol vardır. Dairesel orta yolun genişliği beş ayak altı parmaktır. Ayrıca orta yolun kenarı ile ikinci kademenin üst sırasına sırtlıklı koltuklar dizilmiştir. İkinci kademede her ne kadar 14 sıra görülüyorsa da 30 derecelik eğim göz önüne alındığında daha üç sıra olması gerekir. Tiyatronun yaklaşık 40 ayak kuzeydoğusunda tiyatroların koruyucu tanrısı Dionysos’un tapınağı bulunmaktadır. Orkestra yarıçapı 40 ayaktır. İzleyici koyağında sekiz merdivenli ışınsal yol görülmesine karşın iki baştaki merdivenlerle 10 ışınsal yol olması gerekir. Tiyatronun sol yanının neredeyse tamamı yamaca yaslanmıştır. Kuzeybatı tarafının bir bölümü izleyici koyağını kavrayan destek duvarına yaslanır. Bu duvarın içinden girerek orta yola ulaşan merdivenli, tonozlu geçit büyük oranda sağlamdır. Tiyatro güneybatıdaki antik limana doğru bakar. Sahne binasının büyükçe bölümü ayaktadır. En az iki kez onarılarak değişime uğramış olan bu tiyatronun günümüze ulaşan bölümleri Roma mühendisliğinin izlerini taşır. Uzmanların belirttiğine göre, tiyatronun yanındaki Dionyssos tapınağı İ.Ö. 4. yüzyılda inşa edilmiştir. Bu bağlamda tiyatronun da en azından aynı dönemde inşa edilmiş olması gerekir. Yerinde yapılan ölçüme göre, bu tiyatronun yaklaşık sığarı 5.500 kişiliktir. Fotoğraflar: Yaşar YılmazKaynak: http://www.mimarlikmuzesi.org  

http://www.ulkemiz.com/kaunos-tiyatrosu

Ulucak Höyüğü Kemalpaşa

Ulucak Höyüğü Kemalpaşa

Höyük, İzmir kent merkezinin ve Bornova İlçesi'nin doğusunda, Kemalpaşa'nın 7 km batı-kuzeybatısında, Bornova-Turgutlu-Ankara karayolunun 15. km'sinde yer almaktadır. Höyüğün denizden yüksekliği 220.86 metredir. Günümüzde höyüğün batı ve güneyinde Gediz Nehri’nin bir kolu olan Nif Çayı akmaktadır. Ulucak Höyüğü’nün hemen güneyinde Nif Dağı, kuzeyinde Spil Dağı yükselmekte olup höyüğün Ege Denizi’ne geçişi sağlayan Belkahve Geçidi’ne giden yolun üzerinde bulunduğu görülmektedir.Ulucak Höyüğü'nde yürütülen kazılar İzmir ve çevresi, Ege ve Güneydoğu Avrupa kültür tarihinin anlaşılması açısından önem taşımaktadır. Höyükteki kültür tabakaları özellikle tarihöncesi dönemlere ait yöre tarihi ile ilgili bilinmeyen birçok noktayı açığa çıkarmıştır.Höyükte birçok döneme ait kültürel tabakalar olmasına rağmen, bunların içinden en önemlisinin Neolitik Dönem tabakaları olduğunu vurgulamak gerekir. Neolitik Dönem'de Yakındoğu'da yerleşik yaşamın ilk izleri ve tarım-hayvancılığın başlangıç aşamaları ortaya çıkmıştır. Bereketli Hilal adı verilen bölgede MÖ 12.000-9.000 yıllarında insan toplulukları yerleşik yaşama geçerek ilk köyleri kurmuşlar, hem de çeşitli bitki ve hayvanları evcilleştirerek çiftçi yaşam biçiminin başlamasını sağlamışlardır. Neolitik Dönem içinde insan toplumları avcı-toplayıcı yaşam biçimini terk ederek çiftçiliğe dayalı köy yaşamının temellerini atmıştır. Yaşam biçimindeki bu temelden değişim kısa süre içinde Batı ve Doğu yönlerde yayılmaya ve benimsenmeye başlamıştır. Sözgelimi, 4000 yıl gibi kısa bir süre içinde tüm Avrupa'nın Neolitik yaşam biçimini benimsediği görülür. Çiftçiliğe dayalı köy yaşamının Batı Anadolu, Ege ve İzmir çevresinde tam olarak ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı yakın zamana kadar bilinmiyordu. Ulucak Höyüğü kazısı ile birlikte ve buradaki 1000 yıllık kültürel silsilenin ortaya çıkarılması sayesinde (ca. MÖ 7000-6000) İzmir çevresi ve Ege'deki neolitikleşme sürecinin nasıl ve ne zaman gerçekleşmiş olabileceği üzerine elimizde veriler birikmeye başladı. Bu veriler sayesinde sadece İzmir yöresinde ilk çiftçilerin nasıl köyler kurduğu konusunda değil, aynı zamanda bu çiftçilerin ve köy yaşamının Avrupa'ya nasıl yayıldığını da anlama imkânı bulduk. Bu anlamda Ulucak Anadolu, Yakındoğu ve Avrupa arasında kilit bir geçiş noktasını oluşturmaktadır. Elimizdeki veriler sayesinde şu anda Ulucak'a gelen topluluğun verimli ve sulak bir ova olan Kemalpaşa Ovası'nı bilinçli bir şekilde seçtiğini, burada buğday-arpa tarımı yaptığını, koyun-keçi, domuz ve sığır beslediğini, taş aletleri için gerekli hammaddeyi Ege Denizi'ndeki Melos Adası'ndan sağladığını ve dal-örgü evlerde yaşadığını, kırmızı boyalı tabanları olan özel binalar inşa ettiğini biliyoruz. Yürümekte olan kazılar Ulucak'ın ilk yerleşimcileri ile ilgili veriler de sağlayacaktır.Höyük ilk olarak 1960 yılında İngiliz araştırmacı David French tarafından bulunmuş ve yüzeyinden toplanan malzeme ışığında Neolitik döneme tarihlenebileceği önerilmiştir. 1986 ve 1987 yıllarında Recep Meriç başkanlığındaki bir ekip de höyüğü ziyaret ederek, yüzeyinden malzeme toplayarak değerlendirmişlerdir. Höyükte sistematik kazı çalışmaları 1995 yılında Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya anabilim dalı ve İzmir Arkeoloji Müzesi ortak katılımıyla, Altan Çilingiroğlu başkanlığında başlamıştır. Kazı çalışmaları halen sürmekte olup 1995- 2002 yılı buluntuları bir monografla 2004 yılında yayınlanmıştır (Çilingiroğlu et. al. 2004).2009 yılından başlamak üzere höyükteki kazılar TC Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç Dr. Özlem Çevik tarafından yerli ve yabancı uzmanların katılımıyla yürütülmektedir.Yapılan kazılar sonucunda şimdiye kadar höyükte beş farklı yerleşmenin temsil edildiği tespit edilmiştir. Aşağıda belirlenen kültür tabakaları ve bunların temsil ettiği çağlar belirtilmiştir:I. tabaka Geç Roma- Bizans dönemi II. tabaka Erken Tunç ÇağıIII. tabaka Orta/ Geç Kalkolitik IV. tabaka Geç Neolitik/Erken Kalkolitik V. tabaka Geç Neolitik VI. tabaka Erken NeolitikYerleşmede sürdürülen kazı çalışmaları sırasında alınan karbonlaşmış organik kalıntılar üzerinde gerçekleştirilen radyokarbon analizleri sonucunda, VI. yerleşmenin M.Ö. 7040-6660; V. yerleşmenin ortalama olarak M.Ö. 6400-6100 yıllarına; IV. tabaka ise 6000- 5800 yıllarına tarihlendiği ortaya çıkmıştır. Bu mutlak tarihler sayesinde höyükteki Neolitik Döneme ait kültürün 1000 yıl boyunca kesintisiz olarak devam ettiği görülmektedir. Höyükte henüz ana toprağa ulaşılmadığı için buradaki ilk yerleşimcilerin hangi tarihte Nif Ovası'na geldikleri bilinmemektedir.Geç Roma- Bizans dönemi kalıntıları, höyük yüzeyine yakın oldukları için erozyon ve tarımsal etkinlikler sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuştur. II. Tabaka olarak adlandırılan yerleşmeden ise (Erken Tunç Çağı’ndan) günümüze ulaşmış bazı binaların izlerine rastlanmıştır. Bunların yalnızca taş temel duvarları korunmuştur. Orta/ Geç Kalkolitik tabakaya ait olabilecek mimariye ise çok kısıtlı alanlarda rastlanılmış ve herhangi bir bina planı ortaya çıkmamıştır.Höyükte en iyi korunan kültür dolgularının Neolitik/ Erken Kalkolitik çağlarına ait olduğu görülmüştür. IV. yerleşmenin höyük yüzeyinde geniş alanda açığa çıkarılmış olması, söz konusu yerleşme ile ilgili edinilecek bilgilerimizin artmasına neden olmuştur. IV. yerleşme, taş temelli, dörtgen planlı kerpiç evlerden oluşmaktadır. Günümüzdeki geleneksel mimariye sahip köyler ile karşılaştırılabilecek bir yerleşmedir. Evler genelde tek mekanlı olmakla birlikte, bazı yapılarda bölmelere de rastlanmaktadır. Bazı evlerin önlerinde avlu denebilecek alanlar bulunmaktadır. Bunun yanında yerleşmede sokak olarak adlandırılan açık alanlar da yer almaktadır. Evler genel olarak birbirine bitişiktir ya da aralarında az bir mesafe bulunmaktadır. Yapıların içlerinde dönemin yaşantısı ile bize bilgi sağlayan birçok nesne ele geçmiştir. Bunlar arasında fırınlar, ocaklar, platformlar, tahıl depolama yerleri ile birçok çanak çömlek, taş alet, tezgah ağırlıkları, öğütme aletleri vs. sayılabilir. Tamamen günlük yaşama ışık tutan nesnelerin yanında figürinler, insan biçimli kaplar gibi arkeologlar tarafından daha çok topluluğun yaptığı törenlerle (inançlarla ilgili törenler, evlilik, ergenlik törenleri gibi) ilişkilendirilen nesneler de bulunmuştur. Bu nesnelerin bulunuş konumlarından, birbirleri ile olan ilişkilerinden ve etnografik çalışmalardan yararlanarak yerleşmede nerede hangi işlerin görüldüğünü belirlemek olasıdır. Ulucak’ın IV. yerleşmesi hem iyi korunduğu, hem de geniş alanlarda kazıldığı için bize MÖ 6. bin yılda bir Batı Anadolu yerleşmesinde günlük yaşamın nasıl olduğu gibi konularda olağanüstü bilgi sağlayabilecektir. Öte yandan, arkeolojik buluntulardan yola çıkarak Ulucak IV. yerleşmede yaşayan insan grubunun nasıl bir kültüre sahip olduğu, kültürün kökeni, çevre kültürlerle olan ilişkilerini, değiş-tokuş ağlarını da ortaya çıkarmak olasıdır. Yine bu insanların çevreyi nasıl değerlendirdikleri, hangi hammaddeleri kullandıkları, bunları nereden edindikleri, neler yedikleri, hangi hayvanları avladıkları, tahıllarını nasıl depoladıkları gibi önem taşıyan birçok konu da arkeolojik buluntular, arkeometrik, paleocoğrafya, arkeozooloji ve arkeobotani çalışmaları sayesinde açığa kavuşturulmaktadır. Örnek vermek gerekirse, Ulucak’ ta MÖ 6000 yılları civarında yaşayan topluluğun tek sıralı buğday ve altı sıralı arpa ektiğini, bunları yerleşmede kazılarda bulunan silolarda saplarından ayıklanmış olarak sakladığını bilmekteyiz (Megaloudi, 2005). Diğer yandan, koyun, keçi, domuz gibi evcil hayvanlara sahip oldukları ve en çok geyik avladıkları da bilinmekte (Trantalidou 2005).Ulucak Höyük’te V. tabaka olarak adlandırılan ve IV. yerleşmeye göre daha dar bir alanda açığa çıkartılan kalıntılar da oldukça önem taşımaktadır. Bu tabakayı bir üstekinden (IV.’den) ayıran en önemli özellik kullanılan mimari malzeme ve tekniktir. V. tabakada kerpiç tuğla kullanımı görülmemektedir. Bunun yerine ahşap direklerin belli aralıklarla toprağa saplandığı, aralarına olasılıkla ağaç dallarının örüldüğü ve kalan boşlukların da kil ile kapatıldığı bir mimari uygulama görülmektedir. Bu uygulamaya dal-örgü mimari adı verilmektedir (İngilizce: wattle-and-daub. Evler tek katlı dörtgen planlıdır; ancak duvarlar çok daha incedir. Bu tabakada yapılan kazılarda da evler içinde fırınlar, ocak yerleri, tahıl depolama birimleri, çalışma platformları ile birçok çanak çömlek, taş alet, dokuma ağırlığı, sapan tanesi vs. bulunmuştur. İnsan şekilli figürinler, idoller bu evrede de görülmektedir.Höyükte VI. tabaka olarak adlandırılan kültür katmanları 2008 senesi yılında açığa çıkarılmaya başlanmıştır. Bu katmanın en belirleyici özelliği kırmızı boyalı kireç tabanlara sahip olmasıdır. Neolitik Dönem içinde özellikle Suriye, Levant ve Orta Anadolu'da karşımıza çıkan kireçten sert ev tabanları döşeme geleneği, Batı Anadolu'daki topluluklar tarafından da benimsenmiştir. Yoğun işgücü, hammadde, teknolojik bilgi ve iş organizasyonu gerektiği için bu tipte özel tabanların bazı kamu ya da dinsel binalarda kullanıldığı düşünülmektedir. Ulucak Höyüğü'nde kırmızı boyalı kireç tabanların ortaya çıkmış olması bu açıdan önemlidir. Ayrıca bu tekniğin İzmir çevresinde uygulanmış olması bize Neolitik yaşam biçiminin Batı Anadolu, Ege ve Avrupa'ya yayılımı konusunda da bilgi verir niteliktedir. VI. tabakada bazalt öğütme taşları, çakmaktaşı dilgiler ve çeşitli kemik aletler bulunmuştur. Batı Anadolu’nun gerek mimari, gerekse küçük buluntuları açısından kültür tarihine ışık tutan ve en eski yerleşimlerinden birine sahip olan höyük, Bornova-Ankara karayolunun 15 km’sinde Kemalpaşa ilçesinin Ulucak Beldesindedir. Kazılara 1995 yılında başlanmış ve bugüne kadar yapılan kazılar sonucunda üç kültür katı tespit edilmiştir. Bunlar; en üstte Geç Roma, Erken Bizans yerleşmeleri altında Erken Tunç Çağı tabakaları ve en altta ise Geç Neolitik yerleşimine rastlanmıştır.     Höyüğün en eski tabakası olan Geç Neolitik’te fırın ve ocakları ile birlikte çoğunluğu günlük işlerde kullanılmak amacıyla yapılmış mekanlar ile ayrıca özel işleve sahip bölümleri de höyük üzerinde gözlenebilir. Kazılarda pek çok seramik kap ile birlikte çakmak taşından aletler, taştan silahlar, Anatanrıça figürinleri ve antropomorfik kaplar açığa çıkarılmış olup, bunların bir bölümü İzmir Arkeoloji Müzesi’nde teşhir edilmektedir. 

http://www.ulkemiz.com/ulucak-hoyugu-kemalpasa

KOZAN ANDIL (ANDALA) KALESİ

KOZAN ANDIL (ANDALA) KALESİ

Dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi Anadolu'da da, eski çağlardan günümüze kadar çok sayıda uygarlık kurulmuş, belli bir süre yaşamış ve sonra yok olmuştur. Özellikle Toros Dağlarında gerek tarih öncesi, gerekse tarih çağlarında yoğun bir yerleşim olmuştur. Tarih çağlarında kıyıdan içerilere, derin vadileri takip ederek uzanan yolları, düşmandan ve soygunculardan korumak amacı ile birbirini gören yüksek noktalar da kaleler veya gözetleme kuleleri inşa edilmiştir. Bu amaçla yapılan Anadolu'daki kalelerden biri de Kozan'daki Andıl Kalesi'dir. Orta Toroslar'da bulunan çok sayıdaki kale kalıntılarından biri olan Andıl Kalesi, Çukurova'yı İç Anadolu'ya bağlayan ticaret yolunun güvenliğini sağlamak için yapılmıştır. Kozan'dan Feke ve Saimbeyli'ye giden tarihi kervan yolunun batı yanına inşa edilen kale, haberleşme açısından çok önemli bir rol üstlenmiştir. Bu kale hakkında yapılan araştırma raporları kalenin, 13. yy.da bir manastır olarak da hizmet verdiğini ortaya koymaktadır. (R. Edwards). Andıl Kalesi, Kozan'ın 15. km. kuzeyinde olup, ilçe merkezinden görülebilir bir mevkide yer alır. Denizden 1510 metre yüksekte yer alan Andıl Dağı'nın zirvesine kurulu kale, geniş bir çevreye hakimdir. Bu kale Kozan'da bulunan kalelerin en yüksek olanıdır. Andıl Kalesi, Çukurova'daki kaleler zincirini oluşturan kalelerin büyük çoğunluğunu görebilmektedir. Bunlar; Karasis, Uzunoğlan (Yarıkkaya) Anavarza ve Kozan Kaleleridir. Bu kaleye, Kozan merkezinden Turgutlu'ya giden ve oradan da Andıl Köyüne geçen, büyük çoğunluğu asfalt olan, bir yol ile ulaşmak mümkündür. Kozan'ın önemli kalelerinden birini oluşturan bu kalenin, kesin tarihi hakkın da bir bilgimiz yoktur. Fakat kalenin yapımında kullanılan malzemelerden, inşaat tekniklerinden ve kale ile yakın çevresinden çıkan çeşitli sikke ve araç-gereçten bu kalenin bir Ortaçağ kalesi olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Kale hakkında ilk ilmi araştırmayı yapan kişi, W. Robert Edvards'tır. Bu araştırmacının 1949 yılında yaptığı araştırma raporları, sonra yapılan Andıl kalesi  tetkikleriyle örtüşmektedir. Kale ve yakın çevresinde çok sayıda sikke bulunmuştur. Köylüler tarafından bulunan bu sikkeler içerisinde, Kilikya Ermeni Prensliği'ne ve Roma dönemine ait olduğu bilinenler de vardır. Orta çağa ait olan bu sikkeler içinde, Ermeni prenslerinden 2. Levon ve 2. Het'um'a ait olanlar da bulunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/kozan-andil-andala-kalesi

Rumeli Hisarı ve Özellikleri Nelerdir?

Rumeli Hisarı ve Özellikleri Nelerdir?

Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı olarak da bilinir), İstanbul'un Sarıyer ilçesinde Boğaziçi'nde bulunduğu semte adını veren hisar. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un fethinden önce boğazın kuzeyinden gelebilecek saldırıları engellemek için Anadolu yakasındaki Anadolu Hisarı'nın tam karşısına inşa ettirilmiştir. Burası boğazın en dar noktasıdır. Mekânda uzun yıllardır Rumeli Hisarı Konserleri düzenlenmektedir.Sarıyer, İstanbul'da bulunan Rumeli Hisarı, 30 dönümlük bir alanı kapsamaktadır. Anadolu Hisarı'nın karşısında İstanbul Boğazı'nın 600 metrelik en dar ve akıntılı kısmında inşa edilmiş bir hisardır. 90 gün gibi kısa bir sürede tamamlanan hisarın üç büyük kulesi, dünyanın en büyük kale burçlarına sahiptir. Rumeli Hisarı'nın adı Fatih vakfiyelerinde Kulle-i Cedide; Neşri tarihinde Yenice Hisar; Kemalpaşazade, Aşıkpaşazade ve Nişancı tarihlerinde Boğazkesen Hisarı olarak geçmektedir.Hisarın inşaatına 15 Nisan 1452'de başlanmıştır. İş bölümü yapılarak her bölümün inşaası bir paşanın denetimine verilmiş, deniz tarafına düşen bölümün inşaasını da Fatih Sultan Mehmet bizzat kendisi üstlenmiştir. Denizden bakıldığında sağ taraftaki kulenin yapımına Saruca Paşa, sol taraftakinin yapımına Zağanos Paşa, kıyıdaki kulenin yapımına da Halil Paşa nezaret etmiştir. Buralardaki kuleler de bu paşaların adlarını taşımaktadırlar. Hisarın inşası 31 Ağustos 1452'de tamamlanmıştır.Hisarın yapımında kullanılan keresteler İznik ve Karadeniz Ereğlisi'nden, taşlar ve kireç Anadolu'nun değişik yerlerinden ve spoliler (devşirme parça taş) çevredeki harap Bizans yapılarından temin edilmiştir. Mimar E. H. Ayverdi'ye göre hisarın yapımında yaklaşık olarak 300 usta, 700-800 işçi, 200 arabacı, kayıkçı, nakliyeci ve diğer tayfa çalışmıştır. 60,000 metrekare alanı kapsayan eserin kargir hacmi yaklaşık 57,700 metreküptür.Rumeli Hisarı'nın Saruca Paşa, Halil Paşa ve Zağanos Paşa adlarında üç büyük ve Küçük Zağanos Paşa ile 13 adet irili ufaklı burcu bulunmaktadır. Zemin katları ile birlikte Saruca Paşa ve Halil Paşa kuleleri 9 katlı, Zağanos Paşa Kulesi ise 8 katlıdır. Saruca Paşa Kulesi'nin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 7 metre, yüksekliği ise 28 metredir. Zağanos Paşa Kulesi'nin çapı 26,70 metre, duvar kalınlığı 5,70 metre, yüksekliği ise 21 metredir. Halil Paşa Kulesi'nin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 6,5 metre ve yüksekliği de 22 metredir.Rumeli Hisarı, 1509 Büyük İstanbul Depreminde büyük zarar görmüş ancak hemen onarılmıştır. 1746 yılında çıkan yangında ahşap kısmı harap olmuştur. Hisar tekrar III. Selim (1789-1807) döneminde onarılmıştır. Hisarın kulelerini örten ahşap külahlar yıkılınca, kale içi küçük ahşap evlerle dolmuştur. 1953 yılında cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın talimatı ile üç Türk bayan mimar Cahide Tamer, Selma Emler ve Mualla Eyüboğlu Anhegger hisarın onarımı için gerekli çalışmaları başlatmış, kale içindeki ahşap evler kamulaştırılarak yıkılmış ve restorasyon gerçekleştirilmiştir.Rumeli Hisarı bugün müze ve açık hava tiyatrosu olarak kullanılmaktadır. Hisarda açık teşhir yapılmakta, sergi salonu bulunmamaktadır. Toplar, gülleler ve Haliç'i kapattığı söylenen zincirin bir parçasından oluşan eserler, bahçede sergilenmektedir.Rumeli Hisarı ayrıca İstanbul'un Sarıyer ilçesine bağlı bir semttir. Her yılın yaz döneminde konserlerin başladığı mekân olarak da bilinir. Ayrıca çok sayıda balık restoranı mevcuttur. https://tr.wikipedia.org/wiki/Rumeli_Hisarı

http://www.ulkemiz.com/rumeli-hisari-ve-ozellikleri-nelerdir

Fotoğraf çekimlerinde ışığın yönü nasıl bulunur ?

Fotoğraf çekimlerinde ışığın yönü nasıl bulunur ?

Fotoğrafçıların en zorlandıkları dal stüdyo fotoğrafçılığıdır. Stüdyoda çekilen fotoğrafları ışıkları yerini değiştirerek yönlendirmeniz mümkün olmakla birlikte her hangi bir sürprizle de karşılaşmamış olursunuz.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-cekimlerinde-isigin-yonu-nasil-bulunur-


Kedrai ( Kadra) Tiyatrosu

Kedrai ( Kadra) Tiyatrosu

İl: Muğla İlçe: Marmaris Konum: Gökova Koyundaki küçük adadadır. Bölge: Karia Bölgesi Antik Tiyatroları Oturum : 16 Sıra Kapasitesi: Yaklaşıl 2000 kişi Açıklama: Kedrai kenti ören yeri, en uzun boyu sekiz yüz metreyi geçmeyen küçük bir adanın üzerindedir. Tiyatro adanın kuzey batısına bakar. Kent surunun dışındadır. Sahilde, koya bakan tiyatro denizden beş metre yukarıdadır. Hemen yakınında tiyatronun koruyucu tanrısı Dionysos’un tapınağı vardır. Yapının görünürde 16 oturma sırası sayılabilmektedir. Sol yandaki oturma sıralarının üstten ikisinin devrilip zamanla yok olduğunu eğiminden hesaplanabilmektedir. Henüz toprak altında bulunan sahne kenarındaki iki sıra da eklenince yaklaşık 20 sıralı bir tiyatro olabileceği sonucuna ulaşılır. Kedrai Adasının tiyatrosu tek kademelidir. Sekiz ışınsal yolludur. Sahne binasının yüksekliği ortalama 16 ayak olmalıdır. Her ne kadar girişindeki yazıda sığarı 5.000 kişilik olarak belirtilmişse de yerinde yapılan ölçümle bu tiyatronun sığarı yaklaşık 2.000 kişiliktir.   Fotoğraflar: Yaşar YılmazKaynak: http://www.mimarlikmuzesi.org  

http://www.ulkemiz.com/kedrai-kadra-tiyatrosu

TÜRKİYE YAYILIŞ GÖSTEREN KUŞTÜRLERİ LİSTESİ

TAKIM : GAVIIFORMES (DALGIÇ KUŞLARI) 1. Familya : GAVIIDAE (DALGIÇKUŞUGİLLER) Gavia stellata (Pontoppidan, 1763) (Kızılgerdan Dalgıç) Gavia arctica (Linnaeus, 1758) (Karagerdanlı Dalgıç) Gavia immer (Brünnich, 1764) (Buz Dalgıcı) TAKIM : PODICIPEDIFORMES (YUMURTAPİÇLERİ) 2. Familya : PODICIPEDIDAE (YUMURTAPİÇİGİLLER) Tachybaptus ruficollis (Pallas, 1764) (Küçük batağan, Yumurtapiçi) Podiceps cristatus (Linnaeus, 1758) (Bahri) Podiceps grisegana (Boddaert, 1783) (Kızılboyunlu Batağan) Podiceps auritus (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Batağan) Podiceps nigricollis (Brehm, 1831) (Karaboyunlu Batağan) TAKIM : PROCELLARIIFORMES (FIRTINA KUŞLARI) 3. Familya : PROCELLARIIDAE (YELKOVANKUŞUGİLLER) Colanectris diomedea (Scopoli,1769) (Boz Yelkovan) Puffinus yelkouan (Acerbi,1827) (Yelkovan) 4. Familya : HYDROBATIDAE (FIRTINAKUŞUGİLLER) Hydrobates pelagicus (Linnaeus, 1758) (Fırtına Kuşu) TAKIM : PELECANIFORMES (KÜREKAYAKLI KUŞLAR) 5. Familya : SULIDAE (SÜMSÜKKUŞLARI) Sula bassa (Linnaeus, 1758) (Sümsük Kuşu) 6. Familya : PHALACROCORACIDAE (KARABATAKGİLLER) Phalacrocorax carbo (Linnaeus, 1758) (Karabatak) Phalacrocorax aristotelis (Linnaeus, 1758) (Tepeli Karabatak) Phalacrocorax pygmeus (Pallas, 1773) (Küçük Karabatak) 7. Familya : ANHINGIDAE Anhinga melanogaster (Pennant, 1769) (Yılanboyun) 8. Familya : PELECANIDAE (PELİKANGİLLER) Pelecanus onocrotalus (Linnaeus, 1758) (Akpelikan) Pelecanus crispus (Brunch, 1832) (Tepeli Pelikan) TAKIM : CICONIIFORMES (LEYLEKSİLER) 9. Familya : ARDEIDAE (BALIKÇILLAR) Botaurus stellaris (Linnaeus, 1758) (Balaban) Ixobrychus minutus (Linnaeus, 1758) (Küçük Balaban) Nycticorax nycticorax (Linnaeus, 1758) (Gece Balıkçılı) Ardeola ralloides (Scolopoli, 1769) (Alaca Balıkçıl) Bubulcus ibis (Linnaeus, 1758) (Sığır Balıkçılıl) Egretta garzetta (Linnaeus, 1758) (Küçük Ak Balıkçıl) Egretta alba (Linnaeus, 1758) (Büyük Ak Balıkçıl) Ardea cirenea (Linnaeus, 1758) (Gri Balıkçıl) Ardea purpurea (Linnaeus, 1758) (Erguvani Balıkçıl) 10. Familya : CICONIIDAE (LEYLEKGİLLER) Mycteria ibis (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Leylek) Ciconia nigra (Linnaeus, 1758) (Kara Leylek) Ciconia ciconia (Linnaeus, 1758) (Leylek) 11. Familya : THERESKIONITHIDAE (KELAYNAKGİLLER) Plegadis falcinellus (Linnaeus, 1758) (Çeltikçi) Geronticus eremitta (Linnaeus, 1758) (Kelaynak) Platalea leucorodia (Linnaeus, 1758) (Kaşıkçı) TAKIM : PHOENICOPTERIFORMES (FLAMİNGOLAR) 12. Familya : PHOENICOPTERIDAE (FLAMİNGOLAR) Phoenicopterus ruber (Linnaeus, 1758) (Flamingo) TAKIM : ANSERIFORMES (KAZSILAR) 13. Familya : ANATIDAE (ÖRDEKGİLLER) Cygnus olor (Gmelin, 1789) (Kuğu) Cygnus columbianus (Küçük Kuğu) Cygnus cygnus (Linnaeus, 1758) (Ötücü Kuğu) Anser fabalis (Latham, 1787) (Tarla Kazı) Anser albifrons (Scopoli, 1769) (Sakarca) Anser erythropus (Linnaeus, 1758) (Küçük Sakarca) Anser anser (Linnaeus, 1758) (Boz Kaz) Branta leucopsis (Bchstein, 1803) (Akyanaklı Kaz) Branta bernicla (Yosun Kazı) Branta ruficollis (Pallas, 1769) (Sibirya Kazı) Tadorna ferruginea (Pallas, 1764) (Angıt) Tadorna tadorna (Linnaeus, 1758) (Suna) Anas penelope (Linnaeus, 1758) (Fiyu) Anas strepera (Linnaeus, 1758) (Boz Ördek) Anas crecca (Linnaeus, 1758) (Çamurcun) Anas plathyrnchos (Linnaeus, 1758) (Yeşilbaş) Anas acuta (Linnaeus, 1758) (Kılkuyruk) Anas falcata (Büyük Çamurcun) Anas querquedula (Linnaeus, 1758) (Çıkrıkçın) Anas clypeata (Linnaeus, 1758) (Kaşıkgaga) Marmoronette (Anas) angustirostris (Yaz Ördeği) Netta rufina (Pallas, 1773) (Macar Ördeği) Aythya ferina (Linnaeus, 1758) (Elmabaş Patka) Aythya nyroca (Guldenstadt, 1760) (Pasbaş Patka) Aythya fuligula (Linnaeus, 1758) (Tepeli Patka) Aythya marila (Linnaeus, 1761) (Karabaş Patka) Somateria mollissima (Pufla Kazı) Clangula hyemalis (Telkuyruk) Melanitta nigra (Kara Ördek) Melanitta fusca (Linnaeus, 1758) (Kadife Ördek) Bucephula clangula (Linnaeus, 1758) (Altıngöz) Mergus albellus (Linnaeus, 1758) (Sütlabi) Mergus serrator (Linnaeus, 1758) (Tarakdiş) Mergus merganser (Linnaeus, 1758) (Büyük Tarakdiş) Oxyura leucocephala (Scopoli, 1769) (Dikkuyruk) TAKIM : FALCONIFORMES (YIRTICIKUŞLAR) 14. Familya : ACCIPITRIDAE (YIRTICIKUŞLAR) Pernis apivorus (Linnaeus, 1758) (Arı Şahini) Pernis ptilorhyncus Elanus caeruleus (Desfontaines, 1789) (Ak Çaylak) Milvus migrans (Boddaert, 1783) (Kara Çaylak) Milvus milvus (Linnaeus, 1758) (Kızıl Çaylak) Heliaeetus albicilla (Linnaeus, 1758) (Akkuyruklu Kartal ) Gypaetus barbatus (Linnaeus, 1758) (Sakallı Akbaba) Neophron percnopterus (Linnaeus, 1758) (Küçük Akbaba) Gyps fulvus (Hablizl, 1783) (Kızıl Akbaba) Aegypius monachus (Linnaeus, 1758) (Kara Akbaba) Circaetus gallicus (Gmelin, 1788) (Yılan Kartalı) Circus aeruginosus (Linnaeus, 1758) (Saz Delicesi) Circus cyaneus (Linnaeus, 1758) (Gökçe Delice) Circus macrourus (Gmelin, 1771) (Akçe Delice) Circus pygargus (Linnaeus, 1758) (Çayır Delicesi) Accipiter gentilis (Linnaeus, 1758) (Çayır Kuşu) Accipiter nisus (Linnaeus, 1758) (Atmaca) Accipiter birevipes (Severtzov, 1850) (Yoz Atmaca) Buteo buteo (Linnaeus, 1758) (Şahin) Buteo rufinus (Cretzschmar, 1827) (Kızıl Şahin) Buteo lagopus (Pontopiddan, 1763) (Paçalı Şahin) Aquila pomarina (Brehm, 1831) (Küçük Orman Kartalı) Aquila clagna (Pallas, 1811) (Büyük Orman Kartalı) Aquila nipalensis (Hodgson, 1833) (Bozkır Kartalı) Aquila heliaca (Savigny, 1809) (Şah Kartal) Aquila chrysaetos (Linnaeus, 1758) (Kaya Kartalı) Hieraaetus pennatus (Gmelin, 1788) (Küçük Kartal) Hieraaetus fasciatus (Vieillot, 1822) (Tavşancıl) Pandion heliaetus (Linnaeus, 1758) (Balık Kartalı) 15. Familya : FALCONIDAE (DOĞANGİLLER) Falco naumanni (Fleischer, 1818) (Küçük Kerkenez) Falco tinnuculus (Linnaeus, 1758) (Kerkenez) Falco vespertinus (Linnaeus, 1758) (Ala Doğan) Falco columbarius (Linnaeus, 1758) (Boz Doğan) Falco subbuteo (Linnaeus, 1758) (Delice Doğan) Falco eleonorae (Gene, 1839) (Ada Doğanı) Falco concolor (Temmnick, 1825) (Gri Doğan) Falco biarmicus (Temmnick, 1825) (Bıyıklı Doğan) Falco cherrug (Gray, 1834) (Ulu Doğan) Falco peregrinus (Tunstall, 1771) (Gök Doğan) TAKIM : GALLIFORMES (TAVUKLAR) 16. Familya : TETRAONIDAE (ÜRKEKLİKLER) Tettraogallus caspius (Gmelin, 1784) (Ürkeklik) Tettraogallus caucasicus (Kafkas kekliği) 17. Familya : PHASIANIDAE (TAVUKSULAR) Tetrao tetrix (Linnaeus, 1758) (Orman Horozu) Tetrao mlokosiewiczi (Dağ Horozu) Tetraogallus caspius (Ürkeklik) Alectoris chukar (Gray, 1830) (Keklik) Alectoris graeca (Kayakekliği, Taşkekliği) Ammoperdix griseogularis (Brandt, 1843) (Kum Kekliği) Francolinus francolinus (Linnaeus, 1758) (Turaç) Perdix perdix (Linnaeus, 1758) (Çil Keklik) Coturnix coturnix (Linnaeus, 1758) (Bıldırcın) Phasianus colchinus (Linnaeus, 1758) (Sülün) TAKIM : GRUIFORMES (TURNAMSILAR) 18. Familya : RALLIDAE (YELVEGİLLER) Rallus aquaticus (Linnaeus, 1758) (Su Kılavuzu) Porzana porzana (Linnaeus, 1758) (Benekli Sutavuğu) Porzana parva (Scopoli, 1769) (Bataklık Sutavuğu) Porzana pusilla (Pallas, 1776) (Küçük Sutavuğu) Crex crex (Linnaeus, 1758) (Bıldırcın Kılavuzu) Gallinula chloropus (Linnaeus, 1758) (Saztavuğu) Porphyrio porphyrio (Linnaeus, 1758) (Sazhorozu) Fulica atra (Linnaeus, 1758) (Sakarmeke) 19. Familya : GRUIDAE (TURNAGİLLER) Grus grus (Linnaeus, 1758) (Turna) Grus leucogeranus (Pallas, 1773) (Ak Turna, Rahibe Turnası) Anthropoides virgo (Linnaeus, 1758) (Telli Turna) 20. Familya : OTIDAE (TOYKUŞUGİLLER) Tetrax tetrax (Linnaeus, 1758) (Küçük Toy, Mezgeldek) Chlamydotis undutula (Jacquin, 1784) (Yakalı Toy) Otis tarda (Linnaeus, 1758) (Toy, Büyük Toy) TAKIM : CHARADIIFORMES (YAĞMURKUŞUGİLLER) 21. Familya : HAEMATOPODIDAE (DENİZ SAKSAĞANLARI) Haematopus ostralegus (Linnaeus, 1758) (Poyrazkuşu) 22. Familya : RECURVIROSTRIDAE (AVOZETKUŞUGİLLER) Himantopus himantopus (Linnaeus, 1758) (Uzunbacak) Recurvirostra avosetta (Linnaeus, 1758) (Kılıçgaga) 23. Familya : BURHINIDAE (KOCAGÖZGİLLER) Burhinus oedicnemus (Linnaeus, 1758) (Kocagöz, Çayırbalabanı) 24. Familya : GLARAELIDAE (BATAKLIK KIRLANGICIGİLLER) Cursorius cursor (Latham, 1787) (Çöl Koşarı, Koşar Sukuşu) Glareoala pratincola (Linnaeus, 1758) Glareola nordmanni (Fıscher, 1843) 25. Familya : CHARADRIIDAE (YAĞMURKUŞUGİLLER) Charadrius dubius (Scopoli, 1786) (Kolyeli Küçük Yağmurkuşu, Halkalı Küçük Cılıbıt) Charadrius hiaticula (Linnaeus, 1758) (Kolyeli Büyük Yağmurkuşu, Halkalı Cılıbıt) Charadrius alexandrinus (Linnaeus, 1758) (Akça Cılıbıt) Charadrius mongolus (Pallas, 1776) (Moğol Cılıbıtı) Charadrius leschenaultii (Büyük Cılıbıt, Çöl Yağmurkuşu) Charadrius asiaticus (Pallas, 1773) (Doğu Cılıbıtı, Asya Yağmurkuşu) Eudromias morinellus (Linnaeus, 1758) (Dağ Cılıbıtı, Dağ Yağmurkuşu) Pluvialis fulvus (Gmelin, 1789) (Küçük Altın Yağmurcun) Pluvialis dominica (Statius Müller, 1776) (Amerika Altın Yağmurcunu) Pluvialis apricaria (Linnaeus, 1758) (Altın Yağmurcun) Pluvialis squatarola (Linnaeus, 1758) (Gümüş Yağmurcun) Hoplopterus spinosus (Linnaeus, 1758) (Mahmuzlu Kızkuşu) Vanellus indicus (Büyükkızkuşu) Vanellus leucurus (Akkuyruklu Kızkuşu) Vanellus gregarius (Sürmeli Kızkuşu) Vanellus vanellus (Linnaeus, 1758) (Kızkuşu) Arenaria interpres (Linnaeus, 1758) (Taşçeviren) 26. Familya : SCOLOPACIDAE (ÇULLUKGİLLER) Calidris canutus (Linnaeus, 1758) (Büyük, Kumkuşu, Kırmızı Göğüslü Kumkuşu) Calidris alba (Pallas, 1764) (Ak Kumkuşu) Calidris minuta (Leisler, 1812) (Küçük Kumkuşu) Calidris temminckii (Leisler, 1812) (Sarıbacaklı Kumkuşu) Calidris ferrugina (Pontoppidan, 1763) (Kızıl Kumkuşu) Calidris alpina (Linnaeus, 1758) (Karakarınlı Kumkuşu) Limicola falcinellus (Pontoppidan, 1763) (Sürmeli Kumkuşu) Philomachus pugnax (Linnaeus, 1758) (Dövüşkenkuş) Lymnocryptes minimus (Brunnich, 1764) (Küçük Su Çulluğu) Gallinago gallinago (Linnaeus, 1758) (Su Çulluğu) Gallinago media (Latham, 1787) (Büyük Su Çulluğu) Limosa lapponica (Linnaeus, 1758) (Kıyı Çamur Çulluğu) Scolopax rusticola (Linnaeus, 1758) (Çulluk) Limosa limosa (Linnaeus, 1758) (Çamurçulluğu) Numenius phaeopus (Linnaeus, 1758) (Sürmeli Kervan Çulluğu) Nemenius teniurostris (Vielliot, 1817) (Küçük Kervan Çulluğu) Numenius arquata (Linnaeus, 1758) (Kervan Çulluğu) Tringa erythropus (Pallas, 1764) (Kara Kızılbacak) Tringa totanus (Linnaeus, 1758) (Kızılbacak) Tringa stagnatilis (Bechstein, 1803) (Bataklık Düdükçünü) Tringa nabularia (Gunnerus, 1767) (Yeşilbacak) Tringa ochropus (Linnaeus, 1758) (Yeşil Düdükçün) Tringa glareola (Linnaeus, 1758) (Orman Düdükçünü) Xenus cinereus (Sarıbacak) Actitis hypoleucos (Dere Düdükçünü) Actitis macularia (Benekli Düdükçün) Arenaria interpres (Linnaeus, 1758) (Taşçeviren) 27. Familya : PHALAROPIDAE (KUMKUŞUGİLLER) Phalaropus tricolor (Vielliot, 1819) (Büyük Deniz Düdükçünü) Phalaropus lobatus (Linnaeus, 1758) (Deniz Düdükçünü) Phalaropus flucarius (Linnaeus, 1758) (Kızıl Deniz Düdükçünü) 28. Familya : STERCORARIIDAE (YIRTICIMARTIGİLLER) Stercorarius pomarius (Temminck, 1815) (Kütkuyruklu Korsan Martı) Stercorarius parasiticus (Linnaeus, 1758) (Korsan Martı) Stercorarius longicaudus (Uzunkuyruklu Korsan Martı) Catharacta skua (Brunnich, 1764) Büyük Korsan Martı) 29. Familya : LARIDAE (MARTIGİLLER) Larus leucopthalmus (Kızıldeniz Martısı) Larus ichthyaetus (Pallas, 1773) (Büyük Karabaş Martı) Larus melanocephala (Temminck, 1820) (Akdeniz Martısı) Larus minutu (Pallas, 1776) (Küçük Martı) Larus ridibundus (Linnaeus, 1758) (Karabaş Martı) Larus genei (Breme, 1839) (İncegagalı Martı) Larus audouinii (Ada Martısı) Larus canus (Linnaeus, 1758) (Küçük Gümüş Martı) Larus fuscus (Linnaeus, 1758) (Karasırtlı Martı) Larus argentatus (Pontoppidan, 1763) (Kuzey Gümüş Martı) Larus cachinnans (Gümüş Martı) Larus armenicus (Doğu Martısı) Larus hyperboreus (Kutup Martısı) Larus marinus (Linnaeus, 1758) (Büyük Karasırtlı Martı) Rissa tridactyla (Linnaeus, 1758) (Karayaklı Martı) 30. Familya: STERNIDAE (DENİZKIRLANGICIGİLLER) Gelochelidon nilotica (Gmelin, 1789) (Gülen Sumru) Sterna caspia (Büyük Sumru) Sterna bengalensis (Tepeli Sumru) Sterna sandvicensis (Latham, 1787) (Karagagalı Sumru) Sterna hirundo (Linnaeus, 1758) (Sumru) Sterna paradisea (Pontopidan, 1763) (Kuzey Sumrusu) Sterna albifrons (Pallas, 1764) (Küçük Sumru) Chlidonias hybridus (Pallas, 1811) (Bıyıklı Sumru) Chlidonias niger (Linnaeus, 1758) (Kara Sumru) Chlidonias leucopterus (Temminck, 1815) (Akkanatlı Sumru) TAKIM : COLUMBIFORMES (GÜVERCİNLER) 31. Familya : PTEROCLIDAE (STEPTAVUKLARI) Pterocles senegallus (Benekli Bağırtlak) Pterocles orientalis (Linnaeus, 1758) (Bağırtlak) Pterocles alchata (Linnaeus, 1758) (Kılkuyruk Bağırtlak) Pterocles exustus (Kahverengi Karınlı Step Tavuğu) Syrrhaptes paradoxus (Pallas, 1773) (Falçatalı Bağırtlak) 32. Familya : COLUMBIDAE (GÜVERCİNGİLLER) Columba livia (Gmelin, 1789) (Kaya Güvercini) Columba oenas (Linnaeus, 1758) (Gökçe Güvercin) Columba palumbus (Linnaeus, 1758) (Tahtalı Güvercin) Streptopelia decaocta (Frivaldzsky, 1838) (Kumru) Streptopelia turtur (Linnaeus, 1758) (Üveyik) Streptopelia senegalensis (Linnaeus, 1758) (Küçük Kumru) TAKIM : PSITTACIFORMES (PAPAĞANLAR) 33. Familya : PSITTACIDAE (PAPAĞANGİLLER) Psittacula krameri (Yeşil Papağan) TAKIM : CUCULİFORMES (GUGUK KUŞLARI) 34. Familya : CUCULİDAE (GUGUK KUŞUGİLLER) Clamator glandarius (Linnaeus, 1758) (Tepeli Guguk) Cuculus canorus (Linnaeus, 1758) (Guguk) TAKIM : STRIGIFORMES (GECE YIRTICILARI) 35. Familya : TYTONIDAE (PEÇELİ BAYKUŞGİLLER) Tyto alba (Scopoli, 1769) (Peçeli Baykuş) 36. Familya : STRIGIDAE (BAYKUŞGİLLER) Otus brucei (Hume, 1873) (Çizgili İshakkuşu) Otus scops (Linnaeus, 1758) (İshakkuşu) Bubo bubo (Linnaeus, 1758) (Puhu) Ketupa zeylonensis (Gmelin, 1788) (Balık Baykuşu) Athene noctua (Scopoli, 1769) (Kukumav) Strix aluco (Linnaeus, 1758) (Alaca Baykuş) Asio otus (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Orman Baykuşu) Asio flammeus (Pontoppidan, 1763) (Kır Baykuşu) Aegolius fuenerus (Paçalı Baykuş) TAKIM : CAPRIMULGIFORMES (ÇOBANALDATANLAR) 37. Familya : CAPRIMULGIDAE (ÇOBANALDATANGİLLER) Caprimulgus europaeus (Linnaeus, 1758) (Çobanaldatan) TAKIM : APODIFORMES (SAĞANLAR, EBABİLLER) 38. Familya : APODIDAE (SAĞANGİLLER, EBABİLGİLLER) Apus apus (Linnaeus, 1758) (Karasağan) Apus pallidus (Shelley, 1870) (Bozsağan) Apus melba (Linnaeus, 1758) (Akkarınlı Sağan) Apus affinis (Linnaeus, 1758) (Küçük Sağan) TAKIM : CORACIIFORMES (KUZGUN KUŞLARI) 39. Familya : ALCEDINIDAE (YALIÇAPKINIGİLLER) Halcyon smyrnensis (Linnaeus, 1758) (İzmir Yalıçapkını) Alcedo atthis (Linnaeus, 1758) (Yalıçapkını) Ceryle rudis (Linnaeus, 1758) (Alaca Yalıçapkını) 40. Familya : MEROPIDAE (ARIKUŞUGİLLER) Merops persicius (Yeşil Arıkuşu) Merops supercillosus (Pallas, 1773) (Arıkuşu) Merops apiaster (Linnaeus, 1758) (Arıkuşu) 41. Familya : CORACIIDAE (KUZGUNGİLLER) Coracias garrulus (Linnaeus, 1758) (Gökkuzgun) Coracias benghalensis (Linnaeus, 1758) (Hint gökkuzgunu) 42. Familya : UPUPIDAE (ÇAVUŞKUŞUGİLLER) Upupa epops (Linnaeus, 1758) (İbibik, Hüthüt) TAKIM : PICIFORMES (AĞAÇKAKANLAR) 43. Familya : PICIDAE (AĞAÇKAKANGİLLER) Jnnx torquilla (Linnaeus, 1758) (Boyun Çeviren) Picus canus (Gmelin, 1788) (Küçük Yeşil Ağaçkakan) Picus viridis (Linnaeus, 1758) (Yeşil Ağaçkakan) Dyrocopus martius (Linnaeus, 1758) (Kara Ağaçkakan) Dendrocopos major (Linnaeus, 1758) (Orman Alaca Ağaçkakanı) Dendrocopos syriacus (Hemprich, ve Ehrenberg, 1833) (Alaca Ağaçkakan) Dendrocopos medius (Linnaeus, 1758) (Ortanca Ağaçkakan) Dendrocopos leucotos (Bechstein, 1803) (Aksırtlı Ağaçkakan) Dendrocopos minor (Linnaeus, 1758) (Küçük Ağaçkakan) TAKIM : PASSERIFORMES (ÖTÜCÜKUŞLAR) 44. Familya : ALAUDIDAE (TARLAKUŞUGİLLER) Ammomanes deserti (Linhtenstein, 1803) (Çöl Toygarı) Melanocorypha calandra (Linnaeus, 1758) (Boğmaklı Toygar) Melanocorypha bimaculata (Menetriies, 1832) (Küçük Boğmaklı Toygar) Melanocorypha leucoptera (Pallas, 1811) (Akkanatlı Toygar) Melanocorypha yeltoniensis (Forster, 1768) (Kara Toygar) Calandrella brachydactyla (Leisler, 1814) (Bozkır Toygarı) Calandrella rufescens (Vieillot, 1820) (Çorak Toygarı) Caladrella cheleensis (Asya Kısaparmaklı Toygarı) Galerida cristata (Linnaeus, 1758) (Tepeli Toygar) Lullula arborea (Linnaeus, 1758) (Orman Toygarı) Alauda arvensis (Linnaeus, 1758) (Tarlakuşu) Eremophila alpestris (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Toygar) 45. Familya : HIRUNDINIDAE (KIRLANGIÇGİLLER) Riparia riparia (Linnaeus, 1758) (Kum Kırlagıcı) Hirundo rupestris (Scopoli, 1769) (Kaya Kırlangıcı) Hirundo rustica (Kır Kırlangıcı) Hırundo daurica (Linnaeus, 1758) (Kızıl Kırlangıç) Delichon urbica (Linnaeus, 1758) (Ev Kırlangıcı) 46. Familya : MOTACILLIDAE (KUYRUKSALLAYANGİLLER) Anthus novaeseelandiae (Mahmuzlu İncirkuşu) Anthus campestris (Linnaeus, 1758) (Kır İncirkuşu) Anthus trivialis (Linnaeus, 1758) (Linnaeus, 1758) Anthus pratensis (Linnaeus, 1758) (Linnaeus, 1758) Anthus hodgsoni (Richmond, 1907) (Yeşilsırtlı İncirkuşu) Anthus cervinus (Pallas, 1811) (Kızıl Gerdanlı İncirkuşu) Anthus spinoletta (Linnaeus, 1758) (Dağ İncirkuşu Habitat) Motacilla flava (Linnaeus, 1758) (Sarı Kuyruksallayan) Motacilla citreola (Pallas, 1776) (Sarıbaşlı Kuyruksallayan) Motacilla cinerea (Tunstall, 1771) (Dağ Kuyruksallayanı) Motacilla alba (Linnaeus, 1758) (Ak Kuyruksallayan) 47. Familya : PYCNONOTIDAE (GRİ BÜLBÜLGİLLER) Pycnonotus xanthopygos (Arap Bülbülü) 48. Familya : BOMBYCILLIDAE (İPEKKUYRUKLULAR) Bombycılla garrulus (Linnaeus, 1758) (İpekkuyruk) Hypocolius ampelinus (Tırtılyiyen) 49. Familya : CINCLIDAE (SU KARATAVUKLARI) Cınclus cınclus (Linnaeus, 1758) (Derekuşu) 50. Familya : TROGLODYTIDAE (ÇİTKUŞLARI) Trglodytes troglodytes (Linnaeus, 1758) (Çitkuşu) 51. Familya : PRUNELLIDAE (BOZBOĞAZGİLLER) Prunella modularis (Linnaeus, 1758) (Dağ Bülbülü) Prunella ocularis (Radde, 1884) (Sürmeli Dağbülbülü) Prunella collaris (Scopoli, 1769) (Büyük Dağbülbülü) 52. Familya : TURDIDAE (ARDIÇKUŞUGİLLER) Cercotrichas galactotes (Temminck, 1820) (Çalı Bülbülü) Erithacus rubecula (Linnaeus, 1758) (Kızılgerdan) Luscinia luscinia (Linnaeus, 1758) (Benekli Bülbül) Luscinia megarhynchos (Brehm, 1831) (Bülbül) Luscinia svecica (Linnaeus, 1758) (Buğdaycıl) Irania gutturalis (Guerin - Meneville, 1843) (Taş Bülbülü) Phoenicurus ochruros (Gmelin, 1789) (Kara Kızılkuyruk) Phoenicurus phoenicurus (Linnaeus, 1758) (Kızılkuyruk) Saxicola rubertra (Linnaeus, 1758) (Çayır Taşkuşu) Saxicola torquata (Linnaeus, 1758) (Taşkuşu) Oenanthe isabellina (Temminck, 1829) (Bozkuyrukkakan) Oenanthe oenanthe (Linnaeus, 1758) (Kuyrukkakan) Oenanthe pleschenka (Lepechin, 1770) (Alaca Kuyrukkakan) Oenanthe hispanica (Linnaeus, 1758) (Karakulaklı Kuyrukkakan) Oenanthe deserti (Çöl Kuyrukkakanı) Oenanthe finschii (Heuglin, 1869) (Aksırtlı Kuyrukkakan) Oenanthe xanthoprymna (Hemprich ve Ehremberg, 1833) (Kızılca Kuyrukkakan) Oenanthe lugens (Lichtenstein, 1823) (Karasırtlı Kuyrukkakan) Oenanthe leucophyga (C.L. Brehm, 1831) (Aktepeli Kara Kuyrukkakan) Monticola saxatilis (Linnaeus, 1758) (Taşkızılı) Monticola solitarius (Linnaeus, 1758) (Gökardıç) Turdus torquatus (Linnaeus, 1758) (Boğmaklı Ardıç) Turdus merula (Linnaeus, 1758) (Karatavuk) Turdus pilaris (Tarla Ardıcı) Turdus philomelos (C.L. Brehm, 1831) (Öter Ardıç) Turdus iliacus (Linnaeus, 1758) (Kızıl Ardıç) Turdus viscivorus (Linnaeus, 1758) (Ökse Ardıcı) 53. Familya : SYLVIDAE (ÖTLEĞENGİLLER) Cettia cetti (Temmick, 1820) (Kamış Bülbülü) Cisticola juncidis (Rafinesque, 1810) (Yelpaze Kuyruk) Prinia gracilis (Lichtenstein, 1823) (Dikkuyruklu Ötleğen) Locustella naevia (Boddaert, 1783) (Çekirge Kamışçını) Locustella fluviatilis (Wolf, 1810) (Ağaç Kamışçını) Locustella luscinioides (Savi, 1824) (Bataklık Kamışçını) Accephalus melanopagon (Temmick, 1823) (Bıyıklı Kamışçın) Acrocephalus paludicola (Vieillot, 1817) (Sarı Kamışçın) Acrocephalus schenobaenus (Linnaeus, 1758) (Kındıra Kamışçını) Acrocephalus agricola (Jerdon, 1845) (Doğu Kamışçını) Acrocephalus dumetorum (Blyth, 1849) (Kuzey Kamışçını) Acrocephalus palustris (Bechstein, 1798) (Çalı Kamışçını) Acrocephalus scirpaceus (Hermann, 1804) (Sazbülbülü) Acrocephalus arundinaceus (Linnaeus, 1758) (Büyük Kamışçın) Hippolais pallida (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Ak Mukallit) Hippolais caligata (Lichtenstein, 1823) (Küçük Mukallit) Hippolais languida (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Dağ Mukallidi) Hippolais olivetorum (Strickland, 1837) (Büyük Mukallit) Hippolais icterina (Vieillot, 1817) (Sarı Mukallit) Hippolais polyglotta (Vieillot, 1817) (Kısakanatlı Sarı Mukallit) Sylvia cantillans (Pallas, 1764) (Bıyıklı Ötleğen) Sylvia mystacea (Menetries, 1832) (Pembe Göğüslü Ötleğen) Sylvia melanocaphala (Gmelin, 1789) (Maskeli Ötleğen) Sylvia melanothrax Tristram, 1872 (Pullu Ötleğen, Kıbrıs Ötleğeni) Sylvia rueppelli (Temminck, 1823) (Kara Boğazlı Ötleğen) Sylvia nana (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Çöl Ötleğeni) Sylvia hortensis (Gmelin, 1788) (Akdeniz Gözlü Ötleğen) Sylvia nisoria (Bechstein, 1795) (Cizgili Ötleğen) Sylvia curruca (Linnaeus, 1758) (Küçük Akdeniz Gerdanlı Ötleğen) Sylvia communis (Latham, 1787) (Akdeniz Gerdanlı Ötleğen) Sylvia borin (Boddaert, 1783) (Boz Ötleğen) Sylvia atricapilla (Linnaeus, 1758) (Kara Başlı Ötleğen) Phylloscopus trochiloides (Sundevall, 1837) (Yeşil Çıvgın) Phylloscopus inornatus (Blyth, 1842) (Sarı Kaşlı Çıvgın) Phylloscopus humei Phylloscopus orientalis Phylloscopus sibilatrix (Bechstein, 1793) (Orman Çıvgını) Phylloscopus lorenzii Phylloscopus collybita (Çıvgın) Phylloscopus trochilus (Söğütbülbülü) Regulus regulus (Linnaeus, 1758) (Çalıkuşu) Regulus ignicapillus (Temminck, 1820) (Sürmeli Çalıkuşu) 54. Familya : MUSCICAPIDAE (SİNEKKAPANGİLLER) Muscicapa striata (Pallas, 1764) (Benekli Sinekkapan) Ficedula parva (Bechstein, 1794) (Küçük Sinekkapan) Ficedula semitorquata (Hombron, 1885) (Alaca Sinekkapan) Ficedula albicollis (Temmink, 1815) (Halkalı Sinekkapan, Kolyeli Sinekkapan) Ficedula hypoleuca (Pallas, 1764) (Kara Sinekkapan) 55. Familya : TİMALIIDAE (BIYIKLI BAŞTANKARALAR) Panurus biarmicus (Linnaeus, 1758) (Bıyıklı Baştankara) 56. Familya : AEGITHALIDAE (UZUN KUYRUKLU BAŞTANKARALAR) Aegithalos caudatus (Linnaeus, 1758) (Uzun Kuyruklu Baştankara) 57. Familya : PARIDAE (BAŞTANKARAGİLLER) Parus palusturis (Linnaeus, 1758) (Kayın Baştankarası) Parus lugubris (Temminck, 1820) (Akyanaklı Baştankara) Parus ater (Linnaeus, 1758) (Çam Baştankarası) Parus caeruleus (Linnaeus, 1758) (Mavi Baştankara) Parus major (Linnaeus, 1758) (Büyük Baştankara) 58. Familya : SITTIDAE (SIVACIKUŞUGİLLER) Sitta krueperi (Küçük Sıvacıkuşu) Sitta europea (Linnaeus, 1758) (Sıvacıkuşu) Sitta tephronata (Büyük Kaya Sıvacıkuşu) Sitta neumayer (Kaya Sıvacıkuşu) 59. Familya : TICHODRAMADIDAE (DUVAR TIRMAŞIKLARI) Tichodrama muraia (Linnaeus, 1758) (Duvar Tırmaşık Kuşu) 60. Familya : CERTHIIDAE (AĞAÇ TIRMAŞIKLARI) Certhia brachydactyla (Brehm, 1820) (Bahçe Tırmaşıkkuşu) Certhia familiaris (Linnaeus, 1758) (Orman Tımaşıkkuşu) 61. Familya : REMIZIDAE (ÇULHA KUŞLARI) Remiz pendulinus (Linnaeus, 1758) (Çulhakuşu) 62. Familya : ORIOLIDAE (SARIASMAGİLLER) Oriolus oriolus (Linnaeus, 1758) (Sarıasma) 63. Familya : LANIIDAE (ÖRÜMCEKKUŞUGİLLER, ÇEKİRGEKUŞUGİLLER) Lanius ısabellinus (Ehrenberg, 1833) (Kızılkuyruklu Örümcekkuşu) Lanius collurio (Linnaeus, 1758) (Kızılsırtlı Örümcekkuşu) Lanius schach (Linnaeus, 1758) (Uzunkuyruklu Örümcekkuşu) Lanius minor (Gmelin, 1788) (Karaalınlı Örümcekkuşu) Lanius excubitor (Linnaeus, 1758) (Büyük Örümcekkuşu) Lanius senator (Linnaeus, 1758) (Kızlbaşlı Örümcekkuşu) Lanius nubicus (Lichtenstein, 1823) (Alaca Örümcekkuşu) 64. Familya : CORVIDAE (KARGAGİLLER, KUZGUNGİLLER) Garrulus glandarius (Alakarga) Pica pica (Linnaeus, 1758) (Saksağan) Nucifraga caryocatactes (Linnaeus, 1758) (Köknar Kargası) Pyrrhocorax graculus (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Dağkargası) Pyrrhocorax pyrrhocorax (Linnaeus, 1758) (Kızılgagalı Dağkargası) Corvus monedula (Linnaeus, 1758) (Küçük Karga) Corvus frugilegus (Linnaeus, 1758) (Ekin Kargası) Corvus corone (Linnaeus, 1758) (Leş Kargası) Corvus ruficollis (Lesson, 1833) (Çöl Kuzgunu) Corvus corax (Linnaeus, 1758) (Kuzgun) 65. Familya : STURNIDAE (SIĞIRCIKGİLLER) Sturnus vulgaris (Linnaeus, 1758) (Sığırcık) Sturnus roseus (Linnaeus, 1758) (Ala Sığırcık) Acridotheres tristis (Mayna) 66. Familya : PASSERIDAE (SERÇEGİLLER) Passer domesticus (Linnaeus, 1758) (Serçe) Passer hispaniolensis (Temmick, 1820) (Söğüt Serçesi) Passer moabiticus (Tristram, 1864) (Küçük Serçe) Passer montanus (Ağaç Serçesi) Carpospiza brachydactyla (Çöl Serçesi) Petronia xanthocollis (Burton, 1838) (Sarıboğazlı Serçe) Petronia petronia (Linnaeus, 1758) (Kaya Serçesi) Montifringilla nivalis (Linnaeus, 1758) (Kar Serçesi) 67. Familya : FRINGILLIDAE (İSPİNOZGİLLER) Fringilla coelebs (Linnaeus, 1758) (İspinoz) Fringilla montifringilla (Linnaeus, 1758) (Dağ İspinozu) Serinus pusillus (Pallas, 1811) (Kara İskete) Serinus serinus (Linnaeus, 1758) (Küçük İskete) Serinus citrinella (Alp İsketesi) Carduelis chloris (Linnaeus, 1758) (Florya) Carduelis carduelis (Linnaeus, 1758) (Saka) Carduelis spinus (Linnaeus, 1758) (Karabaşlı İskete) Carduelis cannabina (Linnaeus, 1758) (Ketenkuşu) Carduelis flavirostris (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Ketenkuşu) Carduelis flammea (Linnaeus, 1758) (Kuzey Ketenkuşu) Loxia curvirostra (Linnaeus, 1758) (Çaprazgaga) Rhodopechys sanguinea (Gould, 1838) (Alamecek) Rhodospiza obsoleta (Lichtenstein, 1823) (Boz Alamecek) Bucanetes mongolicus (Lichtenstein, 1823) (Doğu Alameceği) Bucanetes githagineus (Lichtenstein, 1823) (Küçük Alamecek) Carpodacus erythrinus (Pallas, 1770) (Çütre) Carpodacus rubicilla (Guldenstandt, 1777) (Büyük Çütre) Pyrrhula pyrrhula (Linnaeus, 1758) (Şakrakkuşu) Coccothraustes coccothraustes (Linnaeus, 1758) (Kocabaş) 68. Familya : EMBERIZIDAE (KİRAZKUŞUGİLLER) Plectrophenax nivalis (Linnaeus, 1758) (Alaca Kirazkuşu) Emberiza leucocephalos (Gmelin, 1771) (Akbaşlı Kirazkuşu) Emberiza citrinella (Linnaeus, 1758) (Sarı Kirazkuşu) Emberiza cirlus (Linnaeus, 1758) (Bahçe Kirazkuşu) Emberiza cia (Linnaeus, 1758) (Kaya Kirazkuşu) Emberiza striolata (Lichtenstein, 1823) (Gribaşlı Kirazkuşu) Emberiza cineracea (C.L. Brehm, 1855) (Boz Kirazkuşu) Emberiza hortulana (Linnaeus, 1758) (Kirazkuşu) Emberiza buchanani (Blyth, 1844) (Doğu Kirazkuşu) Emberiza caesia (Cretzschmar, 1828) (Kızıl Kirazkuşu) Emberiza rustica (Pallas, 1776) (Akkaşlı Kirazkuşu) Emberiza pusilla (Pallas, 1776) (Küçük Kirazkuşu) Emberiza schoeniclus (Linnaeus, 1758) (Bataklık Kirazkuşu) Emberiza bruniceps (Brant, 1841) (Kızılbaşlı Kirazkuşu) Emberiza melanocephala (Scopoli, 1769) (Karabaşlı Kirazkuşu) Miliara calandra (Linnaeus, 1758) (Tarla Kirazkuşu)

http://www.ulkemiz.com/turkiye-yayilis-gosteren-kusturleri-listesi

Trysa Antik Şehri

Trysa Antik Şehri

Trysa, Kaş - Demre yolu üzerinde bulunan Davazlar Köyünün Gölbaşı mahallesi yakınındaki platonun doğusunda yer alır. Adına antik kaynaklardan hiç birinde rastlanmaz. Tepenin doğu eteğinde, çıkış yolunun hemen yakınlarında birçok lahit görerek tırmanmaya devam ederken, Trysa'nın kuzey ve batısını çeviren kiklopien tarzı su duvarları ile yapı kalıntılarını da görmek mümkündür. Tepenin kuzeydoğu ucuna ulaşıldığında Gölbaşı Anıtı olarak adlandırılan heroonun kalıntıları ile karşılaşılır. Heroon dört yandan çok köşeli taşlardan örülmüş bir duvar ile çevrilidir. Yerli kayadan oyularak çıkarılan ve bir aile için hazırlanmış olan lahit bu duvarların batı köşesine konmuştur.     M.Ö. 2. yüzyılda oluşan Likya Birliği’nde Trysa üye kentlerden biri olarak görünmektedir. Kentin ilk iki harfinin yazıldığı TP kısaltması ile Likya Birlik dönemine ait sikkeleriyle tanınmaktadır. Arkeoloji literatüründe adından ve özellikle Heroonu’ndan XIX. yüzyılın sonundan beri söz edilen Trysa’da Phellos, Istlada, Sura gibi ufak bir beyin veya kralın oturduğu iyi korunan bir kale görünümündedir. Kuzeydoğu ve güney yönleri oldukça sarp bir kayalığın zirvesinde, bugünkü Gölbaşı köyünden 30 m. yükseklikte doğu-batı doğrultusunda ince uzun bir Akropol görüntüsündeki Trysa antik kenti kalıntıları 550m. uzunluğunda ve 150 m genişliğinde bir alanı kaplar. Bu alanın bazı bölümleri teraslanmıştır. Kuzey ve batı tarafı ayakta olan düzensiz taşlardan örülmüş, İ.Ö 5. yüzyıla tarihlenen bir surla çevrilidir. Sur dışında Trysa’da bugün kalıntı olarak Heroon’un duvarları, tapınağa ait ufak kalıntı ve çok sayıda lahit bulunmaktadır. Lahitlerin çoğu sadedir ya da büst veya hayvan başı şeklinde tepeliklere sahiptirler. Kentin niteliği saptanabilen tek yapısı, Akropol’ün güneybatı eteğinde yer alan ileri derece de tahrip olmuş tapınaktır. Mimari elemanlarından anlaşıldığına göre ön cephedeki ante duvarları arasında bulunan iki sütundan geriye hiçbir şey kalmamıştır. Burada Zeus ve Helios’a rahip olarak hizmet etmiş bir vatandaşı onurlandıran yazıta ait parçalar bulunmuştur. Söz konusu yazıta göre tapınak bu tanrılardan birine veya ikisine birden aittir. Trysa’nın en büyük eseri kentin kuzey-doğu ucunda yer alan ve 18m²’lik kapalı bir alan içinde duran, M.Ö. 4.yüzyılın ikinci çeyreğine tarihlenen Heroon’dur. Dört yandan rektogonal bloklarla örülmüş bir duvarla çevrilidir. Dış yüzünde güney tarafta ise üzerinde iki yatay bant halinde mitolojik sahnelerin yer aldığı bir friz bulunmaktadır. Bu sahneler arasında, İlyada ve Odysseia’dan bölümler, Theseus’un marifetleri, Thebes’e karşı olan Yediler’den parçalar, Yunanlılar ve Amazonlar ile Kentauros ve Lapitlerin savaşları yanı sıra kimlikleri belirlenemeyen pek çok diğer figürde yer alır. Yerli kayadan oyularak çıkarılan ve bir aile için hazırlanmış olan bu lahtin 1m genişliğinde ve 3 m yüksekliğinde olan duvarlarının üzerindeki çift sıra friz ve ornamentlerle süslü arşitrav blokları Viyana’ya götürülmüş olup, bugün ise bu frizden yalnızca doğu köşeye yakın yerde bir ion kymationu bloğu bulunmaktadır. Ayrıca, Heroon’un dışında güneydoğu köşede duran Dereimis ve Aiskhylos lahti denen gotik alınlıklı, kapağın her iki yanında quadriga (dört atlı savaş arabası) kabartması ile üste konmuş şerite benzer parçasının her iki yanında cenaze şölenini gösteren kabartmalar bulunan lahit Avusturyalılar tarafından Heroon’un frizleri ile birlikte 1882/83 yılında Viyana’ya götürülmüştür ve Sanat Tarihi Müzesinde sergilenmektedir. Trysa, anıtlarının bazılarının tüm Likya’nın en erken örnekleri olması nedeniyle önemli bir turizm merkezidir.

http://www.ulkemiz.com/trysa-antik-sehri

Erciyes Kayak Merkezi

Erciyes Kayak Merkezi

Sönmüş bir volkan olan dağın yüksek kısımları yılın her mevsiminde kalıcı karlarla örtülüdür. Dağın kuzeyinde ise bir kilometre uzunlukta bir dağ buzulu mevcuttur. Kayak merkezi dağın kuzey yamaçlarında yeralan Tekir Yaylası üzerindedir. Erciyes Dağı’nın doğu ve kuzey yamaçlarında yeralan kayak alanları 2200 -3100 metre yükseklikleri arasındadır. Kayak için en uygun zaman 20 Kasım-20 Nisan tarihleri arasıdır. Normal kış koşullarında kar kalınlığı 2 metre dolayında bulunmaktadır. Genellikle toz kar niteliğindedir. Yaz ve tur kayağı ile helikopterli kayak yapılması mümkündür. Dört devlet konuk evi, bir otel bulunmaktadır. Kayak merkezinde toplam 1905 kişi/saat kapasiteli 2 adet teleski ve 1 adet telesiyej olmak üzere 3 adet mekanik tesis mevcuttur.

http://www.ulkemiz.com/erciyes-kayak-merkezi

KOZAN YARIKKAYA (UZUNOĞLAN) KALESİ

KOZAN YARIKKAYA (UZUNOĞLAN) KALESİ

Kozan İlçe merkezinin kuzeydoğusuna düşen Yarıkkaya kalesi, Ferhatlı ve Eskimantaş köylerini birbirinden ayıran Uzunoğlan tepesinde bulunur. Karstik bir araziden oluşan tepe, Anavarza ve Karasis kalelerini görebildiği gibi, Dededağı'nı da görür. Yaklaşık 750 metre yükseklikte kurulu kalenin, güney ve güneydoğusunda Ferhatlı, kuzey ve kuzeybatısında Eskimantaş köyleri yer alır. Uzunoğlan tepesinin hemen karşısında (güneybatısında) Tülek tepesi, kuzeybatısında ise Çamlıtepe bulunmaktadır. Uzunoğlan ve Tülek tepelerini birbirinden ayıran 530 metre rakımlı, Gedikboğazı mevkiinden asfalt bir yol geçer. Kalenin hemen yanından geçen bu yolun iki ucu da kaleyi, ilçe merkezine bağlar. Hakim bir tepeye kurulu bu kale çok eski bir tarihi geçmişe sahiptir. Eski Hitit kaleler zincirinin bir halkasını oluşturan kale, halen sapasağlam ayaktadır. Anadolu'daki diğer kaleler gibi bu kale de tarih çağlarında çok el değiştirmiştir. Kalenin en yüksek yerinde bulunan ibadet hanedan, kaleyi inşa edenlerin Hititler olduğu kanaatine varılabilir. Çünkü tabanı mermer ile kaplı ve çevresinde büyük sütunlar dikili olan bu ibadethanenin, güneybatıya bakan kısmında yer alan bir kayada, Hitit tanrıçasının kabartması bulunur. (Yerli ve yabancı arkeologların kalede yaptığı araştırmada bu kabartmanın bir Hitit Tanrıçası olduğu ortaya çıkmıştır. Kalenin zirvesinde yer alan açık hava tapınağı, günümüzde sütunları ve kaya kabartması ile hala sapasağlam ayakta durmaktadır. Ayrıca kale ve yakın çevresinde, yeraltından çıkan geyik ve aslan heykelcikleri ile çeşitli motifler burayı Hititler'in yaptığı tezini güçlendirmektedir. Uzunoğlan'ın eteklerinde ve yakın çevresinde şehir yerleşmelerinin izlerine rastlamaktadır. Elek sırt, Beşiktaş mevkileri ile Tülek ve Çamlıtepe eteklerinde vardır. Belirtilen yerlerdeki şehir harabeleri kale ve şehir yaşantısı hakkında, bizlerin bilgi sahibi olmasını sağlamaktadır.

http://www.ulkemiz.com/kozan-yarikkaya-uzunoglan-kalesi

Pınar Süt Mamulleri Sanayi A.Ş. Kim Kurdu ? Ne zaman kurdu?

Pınar Süt Mamulleri Sanayi A.Ş. Kim Kurdu ? Ne zaman kurdu?

Pınar, Yaşar Holding AŞ, adı ile Türkiye’de faaliyet gösteren şirketler topluluğu altında kurulmuş bir markadır.

http://www.ulkemiz.com/pinar-sut-mamulleri-sanayi-a-s-kim-kurdu-ne-zaman-kurdu

Hipokrat Kimdir ?

Hipokrat Kimdir ?

Hipokrat (Yunanca: Ἱπποκράτης, Hippokrates) (d. MÖ 460, İstanköy - ö. MÖ 370, Larissa), tıbbın babası olarak anılan İyon hekim. Hekim olan babası tarafından yetiştirilip birçok yerde hekimlik yapmıştır.Anadolu’nun kuzey illerini gezdikten sonra İstanköy adasına dönerek hekimliğini sürdürdü. Antik İyonya’da bilimsel gelişme ve felsefe ile sımsıkı bağı olan hekimlik gözdeydi. Bu gelişme Hippokrates ile doruğa ulaştı. Kendisine göre tıbbın ilk kuralı “Primum non nocere” (Önce zarar verme!) ilkesidir.Çağdaşı Eflatun Protagoras adlı yapıtında Hipokrat’tan “Koslu Asklepiades” olarak bahseder. Hipokrat'ın öğrencilerini para karşılığında eğittiğini ve hekimlik alanında Polykleitos ile Phidias'ın heykelcilikte kazandığı üne yakın bir ün kazandığından bahseder. Eflatun, “Phaidros” adlı yapıtında ise Hipokrat'a değinerek onun tıbba felsefi bir yaklaşım getirmiş ünlü bir Asklepiades olduğunu ve insan vücudunu bir bütün olarak ele aldığını anlatır. Aristoteles'in öğrencilerinden Menon ise yazdığı tıp tarihinde Hipokrat'ın hastalıkların nedeni konusundaki görüşlerine özel bir yer verir. Menon’un aktardığına göre, Hipokrat'ın temel hastalık kuramı; yanlış beslenme sonucunda sindirilemeyen bazı artıkların buhar çıkardığı, bu buharların vücuttan atılamayarak hastalıklara yol açtığı şeklindedir. Hippokrates tarafından yazıldığı kabul edilen “Corpus Hippocraticum” (Hipokrat’ın Toplu Yapıtları) adlı yapıtı milattan sonra onuncu yüzyıldan kalmadır. Arap ve Avrupa tıbbına katkısı büyüktür. Bu yapıtta; batıl inançlar, büyülü şifa yöntemleri reddedilerek bir bilim dalı olan tıbbın temel ilkeleri öğretilmiştir. Hipokrat'ın çağında hekimler “Asklepiadlar” denen (hekimlik tanrısı olarak kabul edilen Asklepios adından türemiştir) loncalarda toplanırdı. Hekimlik babadan oğula geçerdi. Genç hekimler loncaya alınırken günümüzde de geçerli olan fakat bazı değişikliklerin yer aldığı ünlü “Hipokrat Yemini” ederlerdi. Eski Hipokrat Yemini’nde tıp tanrısı olarak kabul edilen Asklepios adına yemin edilirken, yeni yeminde kutsal inançlar üzerine yemin edilmektedir. Eski metinde kesinlikle çocuk düşürme eylemi içinde olmamaya yemin edilirken yeni metinde "yasal gerekler dışında çocuk düşürtmeyeceğim" denilmektedir. Eski metinde "hayatımı ve sanatımı kutsal ve saf olarak saklayacağım" ifadesi varken şimdiki yeminde böyle bir ifade yoktur.Hipokrat'ın ölümünden sonra Kos Adası Hekimlik Okulu'nun bütün buluşları Hipokrat'a mal edilmiştir. Bunların tümünün değilse de büyük bir bölümünün onun buluşu olduğuna kuşku yoktur.[kaynak belirtilmeli] Örneğin; bazı hastalıkları Hipokrat ilk kez tanımlamıştır, “Sopalanmış parmaklar” adlı hastalığa “Hipokratik parmaklar” denilmektedir. Çünkü ilk kez Hipokrat bu hastalığın tanımını yapmıştır. Diğer tanımladığı hastalıklar ise; "akciğer kanseri", “akciğer hastalığı”, “siyanotik kalp hastalığı”dır.

http://www.ulkemiz.com/hipokrat-kimdir-

BOĞAZKÖY-ALACAHÖYÜK MİLLİ PARKI

BOĞAZKÖY-ALACAHÖYÜK MİLLİ PARKI

İli : ÇANKIRI Adı : ILGAZ DAĞI MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1976 Alanı : 1.088 ha. Konumu : Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Çankırı ve Kastamonu il sınırları içerisinde yer almaktadır. Ulaşım : Milli parka, park içerisinden geçen Çankırı-Kastamonu devlet karayolu ile ulaşılır. Milli park Kastamonu’ya 45 km, Çankırı\'ya 80 km, Ankara’ya ise 200 km uzaklıktadır. Kaynak Değerleri :           Orta Anadolu’dan Kuzey Anadolu’ya geçiş kuşağında yükselen Ilgaz dağlık yöresinin arazi yapısı genellikle serpantinler, şistler ve volkanik kayaçlardan meydana gelir. Sahada yer yapısı kadar, dağ oluşum hareketleri yönünden de ilgi çekici örnekler bulunmaktadır. Ülkemizin en uzun ve en hareketli kırık hattı olan Kuzey Anadolu Fayı, Ilgaz Dağı’nın güney eteklerinden geçer. Saha değişik karakterde vadiler, sırtlar ve doruklardan meydana gelir. Ayrıca üstün değerde peyzaj güzellikleri sunan jeomorfolojik bir yapıya sahiptir.             Ilgaz Dağı’nın eteklerinden doruklarına doğru gelişen karaçam, sarıçam, göknar hakim ağaç türlerinden meydana gelen bitki örtüsü, zengin orman altı topluluğu ile desteklenmektedir. Özellikle park alanında yer alan göknar ormanı, Türkiye\'deki yayılış alanında optimal özellik göstermektedir. Bol ve bütün yıl akışlı akarsuları ile zengin bitki örtüsünün oluşturduğu şartlar, karaca, geyik, yaban domuzu, kurt, ayı, tilki gibi yaban hayatı türlerine uygun yaşama ortamı sağlamaktadır.             Milli parkın diğer önemli bir kaynağı da kış sporları imkanıdır. Ilgaz Dağı’nın bu doğal ve rekreasyonel kaynakları milli parkın ana kaynak değerlerini oluşturur.    Görünecek Yerler : Jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlar ve heybetli orman dokusunun oluşturduğu peyzajın çeşitlerini görmek mümkündür. Kayak sporu yapmayı ve izlemeyi sevenler için de Ankara Konağı olarak adlandırılan saha cazibe noktasıdır. Mevcut Hizmetler : Sahada ziyaretçilerin doğa yürüyüşü, çadırla ve karavanla kamp yapma olanağı ile günübirlik aktiviteler için uygun olanaklar mevcuttur.          Milli park sınırları içindeki Baldıran Vadisi’nde alabalık üretme istasyonu ve avlanma göletleri hizmete açıktır. Ziyaretçiler 15 Haziran- 15 Eylül tarihleri arasında sahada sportif olta balıkçılığı yapabilecekleri gibi, üretim istasyonundan balık alma imkanına da sahiptirler. Konaklama : Milli parka gelen ziyaretçilerin yeme-içme ve konaklama ihtiyaçlarını karşılamak üzere park içinde üç adet otel, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne ait tesis bulunmaktadır. Ayrıca milli parkta kış sporları için özel sektörce işletilen 2 adet kayak pisti ve tele-syej hattı mevcuttur. İrtibat :           Çevre ve Orman Bakanlığı          Çankırı Çevre Orman İl Müdürlüğü : 0 376 2130404          Çankırı DKMP Şube Müdürlüğü : 0 376 2138855

http://www.ulkemiz.com/bogazkoy-alacahoyuk-milli-parki

TCG Gayret Gemisi Müzesi

TCG Gayret Gemisi Müzesi

CG Gayret (D-352), Türk Deniz Kuvvetleri'nde 22 yıl kullanılmış, Gearing sınıfı bir muhrip. Türkiye satın almadan önce USS Eversole (DD-789) ismiyle ABD Deniz Kuvvetleri'nde kullanıldı. Geminin ikinci ismi 1915-1942 yılları arasında yaşamış, Midway Savaşında hayatını kaybetmiş olan donanma pilotu Teğmen John T. Eversole'un adından gelmektedir. Eversole 8 Ocak 1946'da Todd-Pacific Shipyards şirketi tarafından, ölen Teğmen Eversole'un annesi S. R. Eversole sponsorluğunda suya indirilmiş, 10 Mayıs 1946'da B. P. Ross komutasında göreve başlamıştır. Eversole, ana limanı olan San Diego Donanması Limanı'na Kore Savaşı'nın ilk zamanları olan 6 Ekim 1946'da varmıştır. Çin ve Japonya'da devriye görevi yapmıştır. 1 Mayıs 1950'de San Diego'dan ayrılmış ve 8 Şubat 1951'de dönmüştür. Kuzey Kore hedeflerine hava saldırısında bulunmuştur. Kore Savaşı'ndaki ikinci seferi 27 Ağustos 1951'den 10 Nisan 1952'ye dek sürmüştür. Eversole Hungham, Wonsan ve diğer hedef nokatalrına bombardıman yapmış, Kanada, İngiltere, Hollanda, Avusturalya, Yeni Zelanda ve Güney Kore gibi diğer ülkenin gemileriyle birlikte refakat ve koruma görevlerinde bulunmuştur. 17 Kasım 1952'den 29 Haziran 1953'e kadar rutin görevlerde bulunmuştur. 1954'den 1962'ye dek Eversole, Uzak Doğu'ya yıllık seferlerde bulunmuştur. Tayvan, Japonya ve Filipinler'de devriye görevi yapmıştır. 1957 ve 1958'de Avusturalya'ya gitmiş ve barış gücü harekâtlarına katılmıştır. Görev ve tatbikatlar boyunca sık sık kuzeybatı Pasifik limanları ve Hawaii Adalarını ziyaret etmiştir.11 Temmuz 1973'te, Eversole Türkiye'ye satılmış ve Türk Deniz Kuvvetleri'nde TCG Gayret (D-352) ismi ile göreve başlamıştır. Gayret 1995 yılında emekliye ayrılmıştır. 20 Ağustos 1997 tarihinde İzmit Yelken Kulübü yanında Türkiye'nin ilk müze gemisi olarak hizmete açılmıştır. Tel: (+90-262) 323 33 83 Ziyaretçi Saatleri : 09.00-17.30  12.00-13.30 arası kapalıdır. Ziyarete açık günler: Pazartesi-Salı hariç her gün.

http://www.ulkemiz.com/tcg-gayret-gemisi-muzesi

Kuşlar neden göç ederler?

Bu sorun, hala ornitolojide en zorlu sorulardan birisi. Genellikle kuş göçleri üreme ve üreme dışı dönemlerin aynı bölgede geçirilmesinin avantajlı ya da mümkün olmadığı durumlarda görülür. Ancak, bazen daha yakında elverişli kışlama alanları varken türün neden binlerce kilometre öteye göç ettiğini açıklamak her zaman kolay değil. Göç, olanca risklerine karşın hala vazgeçilmediğine göre kuşlara hatırı sayılır yararlar sağlıyor olmalı. Uzun göç yolculuğu, tamamlamak için harcanan enerjinin yanısıra yorgunluk, kaybolma, yırtıcılara yem olma gibi riskleri nedeniyle tehlikeli bir girişim. Kuzey Yarımküre'den güneye göçen küçük kuşların yarısından fazlası asla geri dönmüyor. Örneğin diğer akrabalarının aksine çok daha geç, Ağustos ayında yuva yapan Ada Doğanı (Falco eleonorae) bu gibi küçük göçmenlerle beslenerek yaşamak için evrilmiş bir yırtıcı. Buna, insanoğlunun ve olumsuz hava koşullarının etkilerini eklersek göç ve kışlama sırasında ölüm oranının yüksekliği bizi şaşırtmamalı. Kuşların, kış aylarının olumsuz çevre koşullarından güneye kaçmaları kolay anlaşılsa da belki de daha ilginç bir soru neden uygun koşullar tropikal bölgelerde yıl boyu hüküm sürdüğü halde tekrar kuzeye döndükleri. Burada önemli nokta, her ne kadar kış boyunca düşmanca koşullar hüküm sürse de, kuzey enlemlerinde ilkbahar ve yaz ayları boyunca üremek için tropikal bölgelere göre daha uygun özelliklerin bulunması. Tropikal enlemlerde gece-gündüz uzunluğu neredeyse sabit olduğu halde, ilkbahar ve yaz boyunca kuzey enlemlerinde gündüzler gecelerden belirgin derecede uzun. Diğer taraftan ılıman ve tropikal bölgelerde yerli kuş populasyonlarının yoğunluğu özellikle üreme sırasında yüksek rekabet oluştururken, daha az türe sahip sahip kuzey enlemlerinde bu rekabet daha düşük. Bu bakış açısına göre, kuzey enlemlerdeki çoğu göçmen kuş türleri (kuzeyin zorlu kışından kaçıp tropik bölgeye tahammül eden ılıman kökenli kuşlar değil) kuzeydeki geçici yaz bolluğundan faydalanan tropikal kökenli kuşlardır. Aynı türün farklı coğrafyalarda yaşayan toplulukları göç davranışını sonradan kazanabilir ya da kaybedebilirler. Örneğin Küçük İskete (Serinus serinus) son yüzyıl içinde Akdeniz havzasından kuzeye, Avrupa'ya yayıldı. Atasal Akdeniz toplulukları yerliyken, yeni kuzey populasyonları artık göçmen oldular. Tam tersi bir gelişme, Güney Afrika'da kışlayan Kara Leylek (Ciconia nigra) ve Arıkuşu (Merops apiaster) gibi bazı göçmen türlerin bir kısmının artık orada üreyen yerli türlere dönüşmeleri. Genel olarak, tropikal bölgeye göç eden kuşlar geride ılıman bölgede kalanlara göre kışı daha iyi atlatırken, geride kalan yerli türler üreme açısından göçmenlerden daha başarılı olurlar. Tropikal bölgedeki yerli türler ise uzun yaşamayı düşük üremeye feda ederler. Kurdukları yuvaların pek azı başarılıdır, yavru sayıları düşüktür ve her çift yılda birçok kere üremeyi dener, ama erginler uzun ömürlüdürler. Göç, yerel koşullar yakındaki yörelere fırsatçı hareketleri teşvik ettiği durumlarda evrilir. Populasyonun sadece bir kısmında başlayan bu davranış eğer avantajlı ise, bir süre sonra göç etmeyen toplulukların yeryüzünden silinmesi sonucunda o türün tüm bireyleri için bir kural haline gelir. Farklı göç şekilleri Farklı türlerin kışlama ve üreme alanları arasında izledikleri rota ya da kışlama alanlarında yerleşme şekilleri değişik göç şekilleri oluşturuyor. En belirgin farklılıklardan biri süzülen kuşlarla, kanat çırpan aktif uçucular arasında. Uçabilmek için termallere bağımlı süzülen kuşlar, geniş su kitlelerini aşamadıklarından kıyı kenarını izleyerek gündüzleri uçarlar ve denizleri karaların birbirlerine en çok yaklaştıkları bölgelerden geçerler. Diğer taraftan pek çok ötücü kuş, yağmurcun ve su kuşu yer şekillerine bağlı kalmaksızın geniş bir cephe şeklinde geceleri göç ederler. Bazı durumlarda ilkbahar ve sonbahardaki göç rotası aynı olmaz. Örneğin, Sibirya’da üreyen Kara Gerdanlı Dalgıç (Gavia arctica) toplulukları sonbaharda doğrudan bir uçuşla Karadeniz’e iner, ancak ilkbaharda aynı rotadan geri dönmek yerine önce batıya Baltık Denizi’ne, sonra doğuya uçar. Havalanabilmek için donmamış su yüzeyine gerek duyan dalgıçların, buzu geç çözülen gölleri ilkbaharda kullanamaması nedeniyle bu tip bir göçün ("halka göç") daha avantajlı olduğu sanılıyor. Pek çok ötücü kuş türünde erkek bireyler, dişilere göre daha kısa mesafe göç eder. Bu durumun, erkeklerin ilkbaharda en iyi üreme alanlarını ele geçirmek için giriştikleri yoğun rekabetin sonucu olduğu sanılıyor. Yine muhtemelen aynı nedenden dolayı sonbahar göçü neredeyse aylar süren bir sürede gerçekleştiği halde, ilkbahar göçü çok daha dar bir zaman aralığında gerçekleşir. Süper yakıt: İçyağı Göç eden kuşların büyük çoğunluğu bir seferde uzun mesafeleri aşabilmek için deri altında yağ depolar. Yağ parçalandığında, aynı miktarda karbonhidrat veya proteinle karşılaştırılırsa onların iki katı enerji ve su üretir. Biriktirilen yağ, bazen vücut ağırlığının iki katına çıkmasına neden olabilir. Bu denli çok yağın kısa sürede biriktirilebilmesi için uygun metabolik ve davranışsal değişiklikliklerin oluşması gerekiyor. Bu değişiklikler arasında aşırı yeme (hiperfagi), metabolizmalarının nitelik değiştirmesi, iç organların bazılarının küçülmesi sayılabilir. Yağ, normal zamanlarda küçük kuşların vücutlarının %3 ila %5'ine karşılık gelir. Oysa göç sırasında bu değer %25'e, bazı kıyı kuşlarında % 45'e ulaşabiliyor. Ötücü kuşlar tipik olarak bir seferinde birkaç yüz kilometre uçtuktan sonra 1 ila 3, bazı durumlarda daha da uzun süre dinlenip azalan rezervlerini yeniden tamamlarlar. Uzun mesafeler kateden kıyıkuşları da göçlerini üç veya dört ayakta gerçekleştirirler. Her yolculuk ayağı sırasında dinlendikleri bu mola noktaları birçok tür için yaşamsal önem taşır. Yapılan araştırmalar, küçük kuşların bir saatlik bir uçuş sırasında vücut ağırlıklarının yaklaşık %1'ini kaybettiklerini göstermiş. Ünlü göç araştırmacısı Peter Berthold, ağırlığının %40'ı yağ olan bir göçmen kuşun 100 saat boyunca durmadan uçabileceğini ve bu süre zarfında 2500 km. yol katedeceğini hesaplamış. Yakıtı tasarruflu kullanma açısından hiçbir insan yapısı motor kuşların metabolizmasıyla baş edemez!

http://www.ulkemiz.com/kuslar-neden-goc-ederler

Tripolis Antik Kenti

Tripolis Antik Kenti

Tripolis Antik Kenti; Denizli merkezine 40 km. uzaklıktaki Buldan İlçesi, Yenicekent Kasabası ile Menderes Nehri arasındaki yamaç üzerinde kurulmuştur.Tripolis , batıya ve kuzeye açılan vadilerle Ege’ye güneydoğusundaki Çürüksu Ovası ve  vadileri ile İç Anadolu ve Akdeniz’e ulaşımı bulunan antik kentlerden birisidir. Kentin güneyinde Çürüksu Vadisi’nde kurulmuş olan çağdaşı Laodikeia’ya 30 km. , Hierapolis’e ise 20 km. uzaklıktadır.Tripolis’in ilk kuruluşu hakkında kesin bilgilere sahip olunamamıştır. Ancak, kaynaklarda Tripolis’in ilk adının Apollonia olduğu daha sonra Geç Helenistik Dönem de Tripolis olarak adlandırıldığı ve ilk kuruluşunun Lidya Devleti zamanında olduğuna ilişkin belgelere rastlanılmaktadır. Tripolis Lidya Şehirleri arasında yer almasına karşın Frigya ve Karya bölgelerine ulaşımı sağlayan önemli sınır, ticaret ve tarım merkezlerinden biri görünümündedir. Menderes Nehri ile Çürüksu Çayı’nın bereketlendirdiği, Çürüksu Ovası’nın büyük bir bölümüne hakim kentlerden biri olup, kuruluş biçimiyle ve şehircilik anlayışı ile yörenin en zengin kentleri arasında yer almaktadır.Tripolis’in ilk kuruluşunun Lidyalılar zamanında olmasına karşın, yüzeydeki kalıntılar uslup olarak Roma ve Bizans Dönemi mimari özelliklerini ve yapı örneklerini göstermektedir.Tripolis Antik Kenti İ.Ö. II.yy sonları  ile İ.S. I.yy. ortalarında ve IV. Yy. ortalarında birçok deprem ve savaşlara sahne olduğundan çok tahrip olmuştur. Kent en görkemli dönemini Roma devrinde yaşamıştır. Kentin Ana Cadde’sinde 1993 yılında Müze Müdürlüğü’nce kazı yapılmış olup, burada kazı çalışmalarına 2007 yılında tekrar  başlamıştır.TRİPOLİS’İN BAŞLICA YAPILARI:Tripolis Tiyatrosu : Antik kentin mevcut yerleşiminin merkezi bir bölgesine inşa edilmiştir. Grek tiyatrosu tipinde araziye uygun inşa edilmiş, Roma mimari tarzında yapılmıştır. Tiyatro üç bölümden oluşmaktadır.-Cavea :  Yarım daire şeklinde olup, üç diazoma ile bölünmüştür. Oturma kademeleri tamamen orkestra bölümüne doğru tahrip olmuştur. Tonoz çıkışları caveanın üst kısımlarında ve yanlarda yer almaktadır. Oturma kademeleri büyük mermer taşlardan yapılmıştır. Yaklaşık 8.000 kişi alabilecek kapasitededir.-Orkestra:  Cavea’nın oturma kademeleri ve malzemeleri ile tamamen toprak altındadır.-Scene ( Sahne ve Sahne Binası ):  Sahne binasının üst yapısı iç ve dış kısımlara doğru yıkılmış harap durumdadır. Sahne binasına ait sağ ve sol istinat duvarlarının az bir kısmı yüzeyde  görülmektedir. Tripolis Hamamı:  Tripolis Tiyatrosu’nun 200 m. batısında bir düzlük üzerinde    bulunmaktadır. Geç dönemde kenti çeviren sur duvarının dışında kalmıştır. Yapıya ait yüzeydeki kalıntılardan beş bölümü tespit etmek mümkündür. Her bölüm kendi arasında tonozlarla ve büyük nişlerle geçildiğine dair kemer izleri bulunmaktadır. Alt yapısı ve duvarlarının kesme traverten blok taşlardan, kemer ve tonozlarında ise aynı malzemeyle tamamlandığı anlaşılmaktadır. Hamam, tipik Roma Hamamı geleneğinin bir örneğidir. Şehir Binası : Hamamın yaklaşık 200m. güneyinde yer almaktadır. Üst yapısı tamamen yıkılmıştır. 40X65 m. ölçülerinde büyük bir yapıdır. Temel duvarları çok geniştir. Yapının batı duvarına bitişik sur duvarı devam etmektedir. Yapı Roma Mimari karakteri göstermektedir.  Apsisli Yapı :Şehir Binası ile Tiyatro arasındadır. Dikdörtgen planlı yapının kuzey duvarının iç kısmı apsisli olduğundan bu ad verilmiştir. Yapının üst bölümü tamamen yıkılmış harap durumdadır.Kale ve Surlar :  Tripolis Geç Roma ve Bizans Dönemi’nde sur  ile çevrilmiştir. Eğimli arazide kurulan kentin surları yer yer burçlarla, gözetleme kuleleri ve kalın duvarlarla desteklenmiştir. Tiyatroya bitişik devam eden sur, kentin kuzeyindeki en yüksek tepede kule ile birleşir. Kule hem savunmaya hem de gelecek düşman tehlikesini gözetlemeye yöneliktir.  Su Yolları :Tripolis Antik Kenti her ne kadar Menderes Nehri kenarında kurulmuş olsa bile, kentin ihtiyacını karşılayacak olan gerekli suyu, kente 25 km. uzaklıkta bulunan şimdiki Güney İlçesi yakınındaki kaynaktan temin etmişlerdir. Kaynak ile Tripolis arası dağlık ve engebeli arazi olduğundan bu güzergahta  su yortusunu, tünel, künk ve kemer izlerinin kalıntıları bulunmaktadır. Nekropol : Antik Tripolis Kenti’nin doğu ve güney yamaçları Nekropol Alanı olarakkullanılmıştır. Dik ve meyilli tepelerin sarp kayalık bölgelerinde, kayaya oyulmuş kaya mezarları bulunmaktadır. Ayrıca alt kısmı podyumlu, üst kısmı lahit şeklinde mezarlar yer almaktadır.http://www.pamukkale.gov.tr

http://www.ulkemiz.com/tripolis-antik-kenti

DİLEK YARIMADASI-BÜYÜK MENDERES DELTASI MİLLİ PARKI

DİLEK YARIMADASI-BÜYÜK MENDERES DELTASI MİLLİ PARKI

İli : AYDIN Adı : DİLEK YARIMADASI-BÜYÜK MENDERES DELTASI MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1966 Alanı : 27.675 ha. Konumu : Ege Bölgesi’nde, Aydın ili, Kuşadası ve Söke ilçeleri içerisinde yer alır. Ulaşım : Kuşadası-Söke karayolu ile ulaşılır. Kuşadası’na 28 km, Söke’ye 34 km uzaklıktadır. Kaynak Değerleri :           Samsun Dağı’nın Ege Denizi’ne doğru uzantısıyla şekillenen Dilek Yarımadası’nın jeolojik yapısı, Palezoik şistler, Mezozoik kalkerler ve mermerler ile Neojen tortul kütlelerden meydana gelmiştir.Yarımada kumlu, killi, yatık ve yüksek kıyı şekillerini içeren plajlarıyla ilgi çekici kıyı özelliklerine sahiptir.           Yarımadanın hemen güneyinde bulunan Büyük Menderes Deltası, morfolojik gelişimin hızlı olduğu ağız kısmında, bu gelişim sürecinin ürünü olan birçok lagün ve bataklıkları bünyesinde barındıran uluslararası niteliklere haiz bir sulak alan karakterindedir. Tatlı ve tuzlu suyun birbirine karıştığı bu lagüner sistem, bünyesinde zengin bir biyolojik çeşitliliği barındırmaktadır. Bu zengin ekosistemde 209 kuş türü görülmektedir. Bölge aynı zamanda nesli tehlike altında olan Tepeli Pelikan\'ın en önemli kuluçkalama alanlarından biridir. Bunun yanı sıra yine dünya çapında nesli tehlike altında olan Cüce Karabatak da burada barınmaktadır.           Milli parkın özellikle kuzey kesimi, Akdeniz Bölgesi’nde ender görülen potansiyelde bitki örtüsüne sahiptir. Özellikle defne ve kestane bitki kuşakları ile Akdeniz maki florasının hemen bütün bitki türleri yarımadada en canlı ve sağlıklı örnekleriyle yer almaktadır. Milli park, Kuzey Anadolu ormanlık yörelerine has kestanenin en güneye indiği, ülkemizde birkaç yerde bulunan kartopunun ve Finike ardıcının küçük bir topluluk meydana getirdiği, pırnal meşesi ve dallı servilerin yetiştiği tek yerdir.           Milli park, nesli tükenmeye yüz tutmuş bitki ve hayvan türlerinin yaşadığı son noktadır. Ayrıca Akdeniz ülkelerinde korunan türler arasında bulunan Akdeniz Foku ve deniz kaplumbağaları milli parkın kıyılarında yaşama ve üreme olanağı bulmuştur.           Milli parkın hemen kuzeydoğu sınırında Dilek Tepesi eteğinde Güzelçamlı köyü yöresinde M.Ö. 9-8. yüzyıllarda İyonya’nın politik amaçlı birliği olan Panionion, konfederasyonun toplantı yeri olarak kullanılmıştır. Görünecek Yerler : Bünyesinde çeşitli doğal ve kültürel güzellikleri barındıran milli parkta, deniz ve ormanın iç içe bulunduğu koylar ile Menderes Deltası görülmeye değer ender güzelliklerden sadece birkaçıdır. Mevcut Hizmetler : Parkın sahip olduğu koylarda günübirlik kullanım alanları mevcut olup, ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Ayrıca kır gazinosu ve büfeler de mevcuttur. Konaklama : Milli parkta kamp ve günübirlik kullanım alanları mevcut olup, çadır ve karavanla konaklamak mümkündür. İrtibat :           Çevre ve Orman Bakanlığı          Aydın Çevre Orman İl Müdürlüğü : 0 256 2149993          Aydın DKMP Şube Müdürlüğü : 0 256 213 01 03

http://www.ulkemiz.com/dilek-yarimadasi-buyuk-menderes-deltasi-milli-parki

Bozdağ Kayak Merkezi

Bozdağ Kayak Merkezi

Aralık ayından Mart ayına kadarkayak yapmak mümkündür. Normal kış koşullarında kar kalınlığı 80-120 santimetre civarındadır. Kayak alanları 1700-2157 metre yükseklikleri arasındadır. Özellikle dağın kuzeye bakan yamaçlarında Alp disiplini kayak uygulamaları yapmak için elverişli bir ortam vardır.

http://www.ulkemiz.com/bozdag-kayak-merkezi

BEYLERBEYİ KASRI

Asya kıyısında, Boğaziçi Köprüsü’nün kuzeyinde yer alan ve yapımı 1865 yılında tamamlanmış olan Beylerbeyi Kasrı, imparatorların ve padişahların konuklarını ağırladıkları bir köşktü

http://www.ulkemiz.com/beylerbeyi-kasri

Pudu Nasıl Bir Canlıdır ?

Pudu Nasıl Bir Canlıdır ?

Pudu (Pudu), geyikgiller (Cervidae) familyasından Güney Amerika'ya özgü bir cinsdir. Söz konusu cins, dünyanın en küçük geyikleri olup, bir tavşandan ancak büyüktür. İki alt türe ayrılır. Kuzey pudusu (Pudu mephistophiles) (dünyanın en küçük geyiği), Kolombiya, Peru ve Ekvador'da, And Dağları'nda yaşar. Şili pudusu, Güney pudusu (Pudu puda), anavatanı Patagonya'nın kuzeyidir.

http://www.ulkemiz.com/pudu-nasil-bir-canlidir-

Stratonikeia Tiyatrosu

Stratonikeia Tiyatrosu

İl: Muğla İlçe: Milas karayolu üzeri Konum: Eskihisar köyü Bölge: Karia Bölgesi Antik Tiyatroları Oturum : 42 Sıra Kapasitesi: Yaklaşıl 6500 kişi Açıklama: Kentin güneyindeki yüksek tepenin eteğine 30 derece eğimle yaslanmış olan tiyatro kuzeye bakar. Oturma sıralarının dizildiği izleyici koyağının iki baştaki destek duvarlarının arkası dışında tamamı yamaca yaslanmıştır. İki kademeli tiyatronun birinci kademesinde 26 oturma sırası, üst kademesinde ise 16 sıra vardır. Kademeler arasındaki dairesel orta yolun taban genişliği altı ayaktır. Tiyatronun orkestrası at nalı şeklindedir. Erken Dönem bir tiyatronun Roma Dönem’inde onarım görmüş hali günümüze ulaşmıştır. Orkestra kenarına dizilmiş seçkinlerin, konukların, tapınak yöneticilerinin oturduğu arkalıklı mermer sıranın bir bölümü günümüze ulaşmıştır. Sonradan eklenmiş yönetici bölümünün üst mermer kaplamaları kaybolsa da altındaki dolgu malzemesi yerindedir. Orkestrasının tabanındaki mozaik kaplama mevcuttur. Birinci kademede sıra başları aslanpençesi süslemeli toplam 10 ışınsal merdivenli yol vardır. İkinci kademesi 19 ışınsal merdivenlidir. Orkestra yarıçapı 38 ayak sekiz parmaktır. At nalı biçimli orkestranın derinliği 49 ayaktır. Sahne binasının yüksekliği olasılıkla 52 ayak olarak hesaplanır. Yerinde yapılan değerlendirmeyle tiyatronun yaklaşık sığarı 6.500 kişiliktir. Fotoğraflar: Yaşar YılmazKaynak: http://www.mimarlikmuzesi.org  

http://www.ulkemiz.com/stratonikeia-tiyatrosu

Tralleis Antik Kenti

Tralleis Antik Kenti

Tralleis antik kenti Aydın ilinin kuzeyinde, Kestane dağlarının hemen güney yamacındaki plato üzerinde yer almaktadır. İl merkezine 1 km. uzaklıkta olan kent, argoslular ve Tralleis’liler tarafından kurulmuştur. Menderes havzasının verimli toprakları üzerine kurlmuş olan bu kent M.Ö.334’te İskender tarafından alınmasından sonra Hellenistik krallıklar arasında sık sık el değiştirmiştir. Tralleis’te bu gün ayakta kalan tek yapı “Üç Gözler” olarak adlandırılan 2. asırda yapılmış olan, antik çağın eğitim, spor ve kültür açısından önde gelen yapılarından olan gymnasiuma ait kalıntıdır. Roma dönemine ait bir hamam, tiyatro, agora, stadium kentin diğer yapılarındandır. Devam eden kazılarla da kentin toprak altında kalmış kısımları ortaya çıkarılmaktadır. İlkçağda ürettiği deriler ve kırmızı renkli çanak çömlek ile ünlü olan kent, Apollonios ve Tauriskos isimli iki büyük yontu ustasını ve Ayasofya’ın mimarlarından Anthemios’u da yetiştirmiştir. Heykel sanatının dünyaca ünlü iki heykeli olan Farnese Boğazı ve Genç Atlet isimli heykeller de Tralleis’in gün yüzüne çıkan harikalarındandır. Antik kaynakların ve arkeolojik belgelerin Tralleis, bazen de Trallais olarak nitelendirdikleri kent, Aydın İlinin Mesogis (Kestane) dağlarının güney eteklerinde Trakyalılar ve Argoslular tarafından Dor göçleri sonrasında (M.Ö.13. yy.) kurulmuştur. Luwi kökenli Tralla sözcüğüne Helen dilinin …lılar halkı anlamına gelen –eis takısının eklenmesiyle türetilmiştir. Tralla kentinin halkı anlamındadır.  Tralleis hakkında yazılmış Aphrodisias’lı Apollonios’un Peri Tralleon, (Tralleis üzerine) Mısırlı Kristodoros’un Patria Tralleon (Tralleislerin ülkesi) adlı antik yapıtlar vardır. Ne yazık ki ele geçmemişlerdir. Geçen yy.da bölgede araştırmalar yapan O.Rayet ve A. Thomas Tralleis tarihini araştırmışlardır. Her ne kadar Tralleis’in tarihi Kalkolitik çağa kadar uzansa da Heredotos ve Thukydides’in yapıtlarında adı hiç geçmemektedir. İlk kez Ksenophon tarafından yazılmış Anabasis ve Helenika’da adı geçen Tralleis, Geç Arkaik ve Erken Klasik dönemlerde önce Genç Kyros’a bağlı Pers Satraplığı denetiminde, sonra Perslere bağlı Karia Satraplığı yönetimindeydi.  Tralleis M.Ö. 334 yılında Büyük İskender’in Anadolu’da Persler’e karşı yürüttüğü savaşta Magnesia ve Nysa ile birlikte direnmeden teslim oldu. Daha sonra Diadokhalar kavgaları sonrasında Tralleis uzun bir süre için Seleukoslar imparatorluğuna bağlandı. I. Antiokhos (280-261) Menderes nehri boyunca uzanan ana yolu güvence altına almak için Tralleis kentini yeniden kurdu. Seleukeia adını alan kent M.Ö. 4. yy.da Sparta ordularına karşı koyacak kadar güçlüydü. M.Ö. 3. yy.da sınırlı bir özerkliğe kavuşarak bronz sikkeler bastırdı. Tralleis M.Ö. 188’de yapılan Apameia Barışından sonra Roma denetimine girmiştir. Romalılar ve Bergamalılar arasında yapılan ikili anlaşmalarla Tralleis, Ephesos ve Telmesos gibi şehirler II.Eumenes (M.Ö. 197-160) yönetimindeki Roma krallığına hediye edildiler.Tralleis özellikle bu dönemde ekonomilerinin zirvede olduğunun göstergesi sayılan, iyi nitelikli ve değerli sayılan Cistophorlar basmışlardır. Kent M.Ö. 133 yılından itibaren resmen Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Vitrivius ve Plinius, Seleukoslar sonrası dönemde Attaloslar için tuğladan yapılmış bir saraydan söz ederek, bu sarayın Zeus Larasios rahibinin evi olduğunu belirtirler Mesogis Dağları üzerinde, yeri henüz bulunmamış olan Zeus Larasios tapınağı Tralleis sikkeleri üzerinde de betimlenmiştir. Kentin ünlü yontucuları Apollonis ve Tauriskos bu dönemde yetişmiş ve önemli eserler bırakmışlardır.  Roma İmparatorluğuna bağlandıktan sonra kültürel verimliliğini aynı hızla sürdüremeyen Tralleis, Pontus Kralı Mithradates’in savaşçı girişimlerine katılmış ve bunun cezasını beş yıl ağır vergi ödeyerek görmüştür. Yeniden Pompeius, Caesar ve M.Antonius zamanlarında gelişip parlayan Tralleis’in öneminin artışında Nysa kökenli yazar Pythodoros’un rolü olmuştur.  M.Ö. 27-24 yılları arasında yaşanan büyük depremde zarar gören kent Augustus’un yardımlarıyla toparlanarak bu dönemden itibaren Caesarea adını almıştır. Cladius ve Caligula dönemlerinde Tralleis’te en güzel orijinal ve kopya yontu örnekleri verilmiştir. Bizans egemenliği altındayken önemli bir piskoposluk merkezi olan şehir 13. yy.da Selçukluların eline geçti Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kent, antik çağdaki öneminden çok şeyler yitirmiştir. Bugün Tralleisten günümüze kalan tek yapı, M.Ö. 3. yy.a tarihlenen gymnasiona ait tonozlu kalıntıdır.

http://www.ulkemiz.com/tralleis-antik-kenti

Davraz Kayak Merkezi

Davraz Kayak Merkezi

Merkezde kayak mevsimi Aralık-Nisan ayları arasıdır. Kar kalınlığı 50-200 santimetredir. Çıplak bir yapıyasahip olan dağda çeşitli kış sporlarına imkan veren parkurlar bulunmaktadır. Kayak merkezinde 50 yatak kapasiteli ve 150 kişilik restoran bulunduran kayak evinin yanı sıra, il merkezinde ve Eğirdir İlçesi'nde bulunan toplam 600 yatak kapasiteli otellerden faydalanılabilir. Uzunluğu 1155 metre olan, 1000 kişi/saat kapasiteli telesiyej tesisi mevcuttur. 4 kilometre ulaşan uzun parkurlar bulunan merkezde kuzey ve Alp disiplini, tur kayağı, snow board, tele mark yapılmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/davraz-kayak-merkezi

CEYHAN KAZANKAYA KALESİ

CEYHAN KAZANKAYA KALESİ

Ceyhan’a bağlı Kurtkulağı Köyü yakınlarındadır. Kale,Asur,Pers,Roma,izlerini taşıyan bir kalıntıdır. Halep kervan yolunu korumak için karakol olarak yapılmıştır. Kalenin kuzeydoğu eteklerinde Abbasilerden kalma kaya mezarları ve çeşmeler bulunmaktadır. Bugün kalenin bulunduğu yer yeşil alan yapılmış olup iyi bir mesire yeri olmuştur. Buralardaki kaya mezarları ise halk tarafından ziyaretgah gibi kullanılmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/ceyhan-kazankaya-kalesi

Taşoda Konağı (ETNOĞRAFYA MÜZESİ)

Taşoda Konağı (ETNOĞRAFYA MÜZESİ)

Burdur Merkez Pazar Mahallesindedir.17.yy’dan kalma Osmanlı sivil mimarlık örneklerindendir. Kınalı Aşiretinden Emin Bey tarafından yaptırılmıştır. Kültür Bakanlığınca 1988 yılında restorasyonu bitirilmiştir. Bina iki katlıdır. Birinci kat taş, ikinci kat kerpiç ve ahşap yapı malzemesiyle inşa edilmiştir. Özellikle Baş Odanın doğu duvarı ve altındaki sivri kemerli , iki yanı açık olan ahır kısmı kesme köfeki taşındandır. Ev, bahçenin batı kısmına yerleştirilmiştir. İkinci kata çıkışı sağlayan merdiven sahanlığının altı, aynı zamanda çeşmedir. Kesme taş bloklardan yapılan bu çeşme,bugün de kullanılmaktadır. Evin zemin katında sivri kemerli ahırdan başka, iki büyük,bir de küçük oda vardır.      Ahşap korkuluklu merdivenle önce ikinci kattaki sofaya çıkılır. Dikdörtgen biçimdeki sofanın güney ve batı cephesi oyunca odalar sıralanır. Kuzey tarafında ise bir köşkü bulunur. Bu sofa,çıtalarla oluşturulmuş kafesler ile dışa kapatılmıştır. Sofanın çatı kısmı, ahşap çıtalarla çakma tekniğinde yapılmış olup, çıtalar ve çıtalar arasındaki büyüklü küçüklü üçgenler; mavi ,kırmızı ve yeşil renklerle boyanmıştır. Sofanın kuzey tarafında BAŞ ODA yer almaktadır.      Baş oda, bol pencerelerle ışıklandırılmıştır. Ahşap yüklük, dolap, davlumbaz, tavan ve pencere pervazlarının kalem işi altın-gümüş varak kaplı süslemeleriyle yapının en göz alıcı odasıdır. Kuzey yönde tabandan yükseltilmiş seki, odayı ikiye ayırdığı gibi, tavanı da ikiye bölmektedir. Bu ayırma, sofadaki gibi duvarlara bitişik yükselen, üzerleri kalem işi, enine zikzak motiflerle süslü, alt ve üst kısımları kum saati biçimli-oymalı, beş yüzlü sütunçelerdir. Bu sütunçelerin aynısı, tavana da yatay olarak yapılmıştır. Odanın girişinde  yüklük boyunca zeminden alçaltılmış, dar bir pabuçluk yer alır. Odanın ışıklandırılması iki yönden, iki sıralı pencerelerle sağlanmaktadır. Bunların içindeki vitray pencereler, odaya ayrı bir güzellik vermektedir. Alt sıradaki pencerelerin dış kısımları demir lokmalı parmaklıklı, düz ahşap kepenklidir. İç kısımlarındaki pervazlar kalem işi çiçek motifli ve altın varak kaplı harflerle Osmanlıca olarak yazılmış, birer mısralık, konağı ve sahibini öven yazılar bulunmaktadır.      Binanın, Baş Odadan başka, sofaya açılan dört odası daha vardır. Bu odaların sofaya açılan ahşap kapaklı pencereleri, sofadan odalara ışık girmesini sağlamaktadır      Bitişiğindeki  oda bir kapı ile Baş Odaya geçişlidir. Güney Cephede alçı şerbetlikle, ahşap tavan işlemesiyle geleneksel Türk evi karakterini yansıtan ikinci bir baş oda vardır.      Taşoda Konağı Kültür ve Turizm Bakanlığının sağladığı imkanlarla Burdur Valiliği kullanımına verilmiştir. Bakanlık ve Burdur Müzesi elemanlarının çalışmaları ile Burdur Müzesi kolleksiyonundan devredilen etnoğrafik eserlerin binanın baş oda ve diğer bölümlerinde sergilenmesi ile Etnoğrafya Müzesi olarak düzenlenmiş ve 11/06/2005 tarihinde hizmete sunulmuştur.

http://www.ulkemiz.com/tasoda-konagi-etnografya-muzesi

Amos Tiyatrosu

Amos Tiyatrosu

İl: Muğla İlçe: Marmaris yakınları Konum: Turunç Köyü Bölge: Karia Bölgesi Antik Tiyatroları Oturum : 20 Sıra Kapasitesi: Yaklaşıl 1300 kişi Açıklama: Amos adının Luvi kökenli Amuwa olduğu sanılmaktadır. Antik çağda Amos’a ulaşım karadan zor denizden kolaydı. Bu nedenle, her dönem hemen önündeki Rodos Krallığı’nın egemen olduğu bir kentti.   Bir Karia kenti olan Amos’un bir tepenin üzerindeki tiyatrosuna iki ayrı kent surunu aşarak ulaşılmaktadır. Denizden 88 m.yukarıda kurulmuş tek kademeli bu tiyatro kuzeybatı yöne bakar. Oturma sıraları düz yapılmıştır. Toplam 20 sıralı bir tiyatrodur. Sahne binası boyutları yaklaşık 40 ayağa 20 ayak boyutunda bir dikdörtgendir. Sahne binası yıkıntıları yerindedir. Sahne binası yüksekliği 14 ayağa yakın olmalıdır. Henüz kazı yapılmamıştır. İzleyici koyağı sınırları değerlendirilerek yapılan ölçümle; tiyatro yaklaşık 1.300 kişiliktir.   Fotoğraflar: Yaşar YılmazKaynak: http://www.mimarlikmuzesi.org  

http://www.ulkemiz.com/amos-tiyatrosu

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0