Arama Sonuçları..

Toplam 358 kayıt bulundu.
Telefonunuz İçin Popüler <b class=red>Müzik</b> Uygulamaları

Telefonunuz İçin Popüler Müzik Uygulamaları

Müzikseverler her zaman yeni ve trend müziklerin takipçisi olurlar. Birçoğumuz en sevdiğimiz müzikleri akıllı telefonlarımızda taşırız. Ama eğer her zaman dinlediğiniz eski müziklerden sıkıldıysanız, bu yeni akıllı telefon uygulamaları tam size göre! *Soundrop : Soundrop programı sayesinde, belirli bir türün en popüler şarkılarından oluşan bir liste ve odalara ulaşmanız mümkündür. Aynı müzik listelerinden ve çeşitlerinden oluşan bu odalara arkadaşlarınızı davet edebilir, sizinle aynı müzik zevkine sahip insanlarla tanışabilirsiniz. Ücretsizdir. Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=com.soundrop.android iOS için : https://itunes.apple.com/us/app/soundrop.fm/id490113863?mt=8   *Pandora : En popüler müzik keşif uygulamalarından biri olan Pandora, size kendi hesabınıza giriş yaparak kişiselleştirilmiş radyo istasyonları oluşturmanıza izin verir. Bu istasyonları web, TV, ya da yolda dinleyebilirsiniz. Pandora’da çok nadir bulunan müzik kayıtlarını da bulabilirsiniz. Ücretsizdir. Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=com.pandora.android iOS için : https://itunes.apple.com/en/app/pandora-radio/id284035177?mt=8 Blackberry için : http://appworld.blackberry.com/webstore/content/872/?countrycode=US&countrycode=TR&lang=en Windows Phone için : http://www.windowsphone.com/en-us/store/app/pandora/de2df279-485d-49bb-b53e-3f6a2a9401c1 *Songza : Songza uygulaması kendi moduna, yaşına, belirli bir etkinliğe veya ruh haline göre dinlenicek şarkı listelerine ulaşmanızı sağlar. Sadece hoşunuza giden başlığı bulunan listeyi seçin ve dinlemeye başlayın. “The Music Concierge” özelliği ile anınıza uygun müziği bulur. Bu listeleri Facebook, Twitter gibi sosyal ağlar üzerinden paylaşmanıza olanak verir. Ücretsizdir. iOS için : https://itunes.apple.com/us/app/songza/id453111583?mt=8 Blackberry için : http://appworld.blackberry.com/webstore/content/21872020/?countrycode=US&countrycode=TR&lang=en Windows Phone için : http://www.windowsphone.com/en-us/store/app/songza/94fcd6ff-dd5a-4978-832b-f35a3a1c0914 *Soundwave : Bu müzik keşif uygulaması, sevdiğiniz müzik listelerini anında paylaşmanıza olanak sağlar. Sevdiğiniz şarkıları elle yüklemenize gerek yoktur. Soundwave otomatik olarak en sevdiğiniz müzikleri eşitler(syncs) ve dünya genelinde arkadaşlarınızla paylaşmanızı sağlar. “Müzik Map” özelliği ile, sadece belirli bir bölgedeki popüler şarkıları bulabilirsiniz. Ücretsizdir. Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=me.soundwave.soundwave iOS için : https://itunes.apple.com/us/app/soundwave-music-discovery/id623353909?mt=8 *Spotify : Spotify uygulamasını kullanmanız için, herhangi bir üyelik girişi yapmanız gerekmez. Size anında dinleyebileceğiniz milyonlarca şarkıya erişim yapmanızı sağlar. Eğer radyoda sevdiğiniz bir müzik çalıyorsa, tek bir tık ile bunu kaydetmenize olanak sağlar. Premium Üyelik ise size çevrimdışı olarak müziklerinizi dinlemenize olanak tanır. Ücretsizdir. Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=com.spotify.mobile.android.ui&hl=en iOS için : https://itunes.apple.com/en/app/spotify/id324684580?mt=8 Blackberry için : http://appworld.blackberry.com/webstore/content/118611/?countrycode=US&countrycode=TR&lang=en Windows Phone için : http://www.windowsphone.com/en-us/store/app/spotify/10f2995d-1f82-4203-b7fa-46ddbd07a6e6 *Shazam : Günümüzün en popüler müzik uygulamalarından biri olan Shazam, dinlediğiniz müziği tanır ve ona benzer türdeki şarkıları önerir. iTunes üzerinden bu şarkıları satın almanıza, Youtube üzerinden dinlemenize olanak sağlar. Ücretsizdir. Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=com.shazam.android iOS için : https://itunes.apple.com/us/app/shazam/id284993459?mt=8 Blackberry için : http://appworld.blackberry.com/webstore/content/933/?countrycode=US&countrycode=TR&lang=en Windows Phone için : http://www.windowsphone.com/en-us/store/app/shazam/2f8d5271-2b81-e011-986b-78e7d1fa76f8 *Deezer : Deezer müzik uygulaması size tema tabanlı yada sanatçı bazlı radyo kanallarına ulaşabilirsiniz. Eğer bilgisayarınızda muhteşem bir müzik koleksiyonunuz varsa, bunu hesabınıza yükleyebilirsiniz. Premium üyelik ile çevrimdışıyken de müzikerinizi dinlemenize olanak sağlar. Ücretsizdir. Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=deezer.android.app iOS için : https://itunes.apple.com/us/app/deezer/id292738169?mt=8 Blackberry için : http://appworld.blackberry.com/webstore/content/4624/?countrycode=US&countrycode=FR&lang=en Windows Phone için : http://www.windowsphone.com/en-us/store/app/deezer/abf78126-7301-e011-9264-00237de2db9e *Twitter #Music : Bu uygulama sadece iTunes için mevcuttur. Çeşitli tweetler ile önerilen şarkıları dinleyebilirsiniz. Yeni sanatçılar tarafından oluşturulan müzik parçalarını da bu uygulamayı kullanarak dinleyebilirsiniz. Eğer iTunes yoksa, siz de Spotify üzerinden bu parçaları dinleyebilirsiniz. Ücretsizdir. iOS için : https://itunes.apple.com/us/app/twitter-music/id625541612?mt=8 *SoundHound : Dinlediğiniz müziği tanır ve sizin için kategorize eder. Bu şarkıları çevrimiçi satın alabilir, şarkı sözlerini okuyabilirsiniz. Eğer şarkıyı mırıldansanız bile, uygulama otomatik olarak hangi şarkı olduğunu algılayacaktır. Android için ücretsiz, iOS için 6.99 dolardır. Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=com.melodis.midomiMusicIdentifier.freemium iOS için : https://itunes.apple.com/us/app/soundhound/id284972998?mt=8 Yeni müzikleri keşfetmek için size birçok uygulama yardımcı olabilir. Sosyal ağ sitelerinde en sevdiğiniz parçaları paylaşabilir ve arkadaşlarınıza da bu şarkıları dinletebilirsiniz. Kaynakça: http://www.buzzle.com/articles/best-apps-to-discover-new-music.html Yazar: Tülay Arsoy http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/telefonunuz-icin-populer-muzik-uygulamalari

Barış Manço Kimdir

Barış Manço Kimdir

Mehmet Barış Manço (2 Ocak 1943; Üsküdar, İstanbul - 1 Şubat 1999; Kadıköy, İstanbul), Türk şarkıcı, besteci, söz yazarı ve TV programı yapımcısı. Türkiye'de rock müziğin öncülerinden, Anadolu Rock türünün kurucuları arasında sayılır. Müziğe başlangıcı Galatasaray Lisesi'nde oldu. Yüksek öğrenimini Belçika Kraliyet Akademisi'nde tamamladı. Bestelediği 200’ün üzerindeki şarkısı, kendisine 12 altın ve bir platin albüm ve kaset ödülü kazandırdı. Bu şarkıların bir bölümü daha sonra Arapça, Bulgarca, Flemenkçe, Almanca , Fransızca, İbranice, İngilizce, Japonca ve Yunanca olarak yorumlandı. Hazırladığı televizyon programıyla Dünya'nın pek çok ülkesine gitmiş, bu nedenle "Barış Çelebi" olarak adlandırılmıştır. Barış Manço 1991 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı Unvanı'na layık görüldü.Devlet konservatuarı klasik Türk sanat müziği hocası, sanatçısı ve yazar Rikkat Uyanık ve Hakkı Manço çiftinin ikinci çocuğu olan Mehmet Barış Manço 2 Ocak 1943 tarihinde Üsküdar Zeynep Kâmil Hastanesi'nde doğdu. II. Dünya Savaşı yıllarında doğduğu için ailesi Mehmet Barış adını verdi. Oğlu Doğukan Manço katıldığı bir söyleşi de "Babam 1943'te İstanbul'da doğdu ve Türkiye'de ilk Barış ismini aldı, esasında isim babası. Barış ismi, 1941'de dünya savaşlarının ardından barışa duyulan özlemden doğdu. Amcam da 41 doğumludur, savaşın başlangıç tarihi. Ancak 1941 yılında babamın hiç görmediği amcası Yusuf vefat etmiş, lakabı Tosun Yusuf imiş. Bunun verdiği hüzünle Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço koymuşlar adını. Babam ilkokula başladığı zaman da Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço'yu nüfus kaydından sildiriyorlar sadece Mehmet Barış Manço ismi kalıyor" açıklamasıyla babasının Türkiye'de ilk Barış isimli kişi olduğunu ve adının Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço olduğunu söylemiştir. Dört çocuklu ailede Savaş, İnci ve Oktay adlarında üç kardeşi vardı. Konservatuardaki çalışması sırasında Zeki Müren'in de hocalığını yapan Rikkat Uyanık daha sonraları Barış Manço'yla beraber televizyon programlarına da katıldı, şarkı söyledi. Aile kökenleri İstanbul'un fethinden sonra Konya'dan Selanik'e göç etmiş ve savaş yıllarındaki zorluklar nedeniyle I. Dünya Savaşı sırasında İstanbul'a göç etmişti. Üç yaşındayken anne babasının ayrılığından sonra Barış Manço, babası ile yaşamaya başladı. Babasıyla birlikte sık ev değiştirdi ve Cihangir'de, Üsküdar'da, Kadıköy'de ve kısa bir süre için Ankara'da yaşadı. İlkokula abisi Savaş ve ailenin en küçük ferdi olan kız kardeşi İnci'nin de okuduğu Kadıköy Gazi Mustafa Kemâl İlkokulu'nda başladı. 4. sınıfı Ankara Maarif Koleji'nde okudu ve ilkokulu Kadıköy'deki başladığı okulda tamamladı. Yatılı olarak Galatasaray Lisesi'nin orta bölümüne devam etti. 1957'de amatör olarak müzikle ilgilenmeye başladı. 4 Mayıs 1959'da babasının ölümü üzerine Galatasaray Lisesi'nden ayrılarak, eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde tamamladı.1957'de amatör olarak müzikle ilgilenmeye başlayan Manço, 1958 yılında ilk grubu Kafadarlar grubunu kurdu. Ortaokul yıllarında kurulan bu grup rock'n roll coverları yaparken, Barış Manço'da ilk bestesi Dream Girl'ü bu dönemlerde yaptı ve Ankara'da küçük bir müzik ödülünün de sahibi oldu. İkinci grubu Harmoniler'de yine Galatasaray Lisesi'ndeki arkadaşları vardı. 1959'da Galatasaray Lisesi konferans salonunda ilk konserini verdi.Barış Manço ve Harmonilerin ilk 45'likleri Grafson şirketinden 1962 yılında yayınlandı. Barış Manço, Harmoniler ile 3 tane 45'lik yaptı. Bu 45'likler 1962 yılında yayınlanan Twistin Usa / The Jet ile Do The The Twist / Let's Twist Again ve 1963 yılında yayınlanan Çıt Çıt Twist / Dream Girl idi. Manço, liseyi bitirdikten sonra Türkiye'den ayrılıp Belçika'da öğrenim hayatını sürdürmek isteyince Harmoniler dağıldı.Barış Manço, 1963 yılının Eylül ayında Belçika Kraliyet Akademisi'nde yüksek öğrenim görmek için Türkiye'den ayrıldı ve Belçika'ya gitmeden önce karayoluyla bir kamyonla Fransa'nın başkenti Paris'e giderek daha önce konuştuğu ünlü Fransız şarkıcı Henri Salvador'la buluştu. Henri Salvador Barış Manço'nun Fransızcasını ve fazla kilosu nedeniyle dış görünüşünü yetersiz buldu ve anlaşma yapamayan Manço, Belçika'daki abisi Savaş Manço'nun yanına gitti. Belçika Kraliyet Akademisi'nde resim, grafik ve iç mimarlık eğitimi görürken bir yandan da garsonluk, otomobil bakıcılığı işlerinde çalıştı. Bu sırada Belçikalı şair André Soulac ile tanıştı. Soulac sayesinde Fransızcasını ilerletti ve yaptığı besteleri değerlendirme imkânı buldu. Soulac, Manço'nun bestelerine söz yazdı.1964'te müzik hayatına devam etmek isteyen Barış Manço Rigolo plak şirketiyle anlaşarak "Jacques Danjean Orkestrası" ile beraber çalışmaya başladı. Twist'ten Rock and Roll'a dönen Barış Manço'nun kayıt şartları da iyileşmiş oldu. 1964'ün Eylül ayında dört şarkılık Fransızca iki EP çıkardı. ilk EP'de Baby Sitter ve Quelle Peste, diğer EP'de Jenny Jenny ve Un auire amour que toi şarkıları yer aldı. Plakların başarısı sonucu Fransız radyosunda yayınlanan "Salut les copins" adlı pop müzik içerikli bir programa konuk oldu. Bu EP Türkiye'ye geldiğinde radyocular Manço'yu Fransız bir sanatçı olarak düşünüp sundular.12 Ocak 1965'te Fransa'da, Paris'in dünyaca ünlü en eski konser salonu Olympia'da Salvatore Adamo ve France Gall'den önce sahne alarak kendi bestesi olan Babysitter'ı daha sonra Jenny Jenny, Quelle Peste, Un autre Amour que toi ve Je veux savior adlı Fransızca ve ingilizce şarkılarını söyledi. Manço'nun sahne performansı Henri Salvador tarafından tebrik edildi. Aynı yıl Liège'de "Golden Rollers" adlı bir grupla konser verdi. 1966'da ise bir festivalde "The Folk 4" grubu ile Türk müziğinden örnekler sergileyerek dikkat çekti. Ancak Fransız bir müzisyenin Barış Manço'nun aksanını beğenmediği için onun plağının çalınmasını yasaklaması Barış Manço'yu derinden etkiledi ve Avrupa kariyerini sona erdiren nedenlerden biri oldu. Aynı yıl "L'Alba" adlı bir grup Barış Manço ve André Soulac tarafından yazılan ilk parçayı seslendirdi.1966'da Olympia'daki konser sırasında vahşi kedi anlamına gelen "Les Mistigris" adlı Belçikalı grupla tanıştı ve onlarla çalmaya başladı. Grupla beraber Fransa, Belçika, Çekoslovakya, Belçika, Almanya ve İsveç'te konser verdi. Sahibinin Sesi şirketiyle anlaşan Barış Manço, Les Mistigris ile birlikte 1966 yılında II Arrivera / Une Fille ve Aman Avcı Vurma Beni / Bien Fait Pour Toi 45'liklerini çıkardı. 1967'de Hollanda'da geçirdiği bir kaza yüzünden dudağında bir yarık oldu ve bıyık bırakmaya başladı.1967 yılının yaz aylarında yine Les Mistigris ile Türkiye'ye gelen Manço As Klüpte de bir konser verdi. Manço'nun Les Mistigris ile yaptığı son kayıtlar, 1967 sonlarına doğru bir EP'de toplanarak piyasaya sürüldü. Bu EP'de sonradan Kol Düğmeleri olarak bilinecek olan ve Manço'nun ilk Türkçe bestesi Bizim Gibi'nin yanı sıra Big Boss Man, Seher Vakti, Good Golly Miss Molly adlı şarkılar yer alıyordu. Ancak vize problemleri, yasal sorunlar ile uğraştıkları için Barış Manço ve Les Mistigris'in yolları ayrıldı. Türkiye'deki ilk psychedelic rock şarkıları Manço ve Les Mistigris grubuna aittir.Barış Manço Les Mistigris ile ayrıldıktan sonra 1968 başında Kaygısızlar grubu ile çalışmaya başladı. Genç gitaristler Mazhar Alanson, Fuat Güner, baterist Ali Serdar ve bas gitarist Mithat Danışan'dan oluşan grup daha önceden kendi konserlerini veren genç bir gruptu. Barış Manço'nun Kaygısızlar ile birleşmesi üzerine İngilizce olan parçalar eski haliyle bırakılmak üzere Türkçe eserler Kaygısızlar eşliğinde yeniden kaydedilerek yayınlanacaktı. Barış Manço'nun Sayan'dan çıkardığı bu ilk plakta Bizim Gibi adlı şarkı Kol Düğmeleri olarak yeniden kaydedilecekti.Barış Manço ve Kaygısızlar'ın Sayan'dan çıkardığı, Kol Düğmeleri / Big Boss Man / Seher Vakti / Good Golly Miss Molly parçalarını içeren bu ilk plak 1968'de yayınlayıp oldukça geniş bir popülarite elde etti. Manço'nun Liege kentinde eğitimine devam etmesi nedeniyle yaz aylarında bir araya gelebilen topluluk üçüncü 45'likleri Bebek / Keep Lookin'le birlikte psychedelic öğeleri Anadolu'nun mistizmiyle birleştirerek vermeye başladılar. Günümüzde yaygın algılanışı manevi değerlere zarar vermeyen bir popülist olan Manço, 68 yılında şarlatan, ukala bir beatnik olarak lanse ediliyordu. Barış Manço ise Kaygısızlar'la "Trip / Karanlıklar İçinde", "Kirpiklerin Ok Ok Eyle / Ağlama Değmez Hayat", "Kağızman / Anadolu", ve Paris'te doldurulan "Flower of Love / Boğaziçi" plaklarını yaptı. Psychedelic tınıların içerisine serpiştirdiği doğu müziğiyle kendine özgü bir east & west soundu oluşturdu. Aralıklarla plak çıkaran grup hem Anadolu temalarına, hem de doğu motiflerine yakınlığı ile bilinen yavaş yavaş yükselmekte olan psychedelic müzik akımından etkilendi. Barış Manço'nun Kaygısızlar ile yaptığı 45'liklerden Ağlama Değmez Hayat 1969 yılında 50.000'in üstünde satış yaparak Manço'ya ilk altın plağını kazandırdı. Manço, 1969 Haziran'ında Belçika Kraliyet Akademisi'ni birincilikle bitirdi ve İstanbul'a nişanlısı ile döndü.1969 yılı sonunda Kaygısızlar ile yollarını ayıran Manço. 1970 yılı itibariyle psychedelic rock'tan tipik anadolu pop sularına açıldığı bir yıl oldu. Kaygısızlar olmadan girdiği bu yeni yılda Barış Manço, Türkiye'de "...Ve" diye bilinen yurtdışında ise"Etc" adıyla lanse ettiği yeni bir grupla çalışmaya başlamıştı. Bu grup ile "Derule / Küçük Bir Gece Müziği" adlı plağı kaydeden Manço, bu grupla Türkiye'de Akdeniz ve Karadeniz bölgesini kapsayan bir turneye çıkmıştır.1970 yılının Kasım ayında, o güne kadar Batı enstrümanlarını kullanan Manço, Dağlar Dağları yayınladı. Barış Manço'nun gitarı ve Kemençe sanatçısı Cüneyd Orhon'un kemençesi ile kaydedilen şarkı, Barış Manço'nun sadece rock ile sınırlı kalmayan kendi müzik tarzının başlangıcıdır. 700.000'den fazla satan Dağlar Dağlar plağı Manço'ya kariyerindeki tek Platin Plak Ödülü'nü kazandırdı. Sayan Plak tarafından verilen ödülü sinema oyuncusu Öztürk Serengil, İstanbul Fitaş sinemasında Manço'nun bir konseri sırasında takdim etti.Dağlar Dağlar'ın başarısı ile Türk müziği piyasasında büyük ses getiren Barış Manço, 1970'te Türkiye'de ender görülen bir işe imza atıp zaten ünlü olan Moğollar ile güçlerini birleştirme kararı aldı. Çünkü iki grubun da hedefi, Türk müziği ile Avrupa'da ün kazanmaktı. Manço, o zamana kadar Batı etkisinde, Moğollar ise Anadolu pop tarzında müzik yapıyordu. Manço, bu konuyla ilgili bir röportajında şunları söylemiştir: "Artık biz bir bütünüz. Ne ben Moğollar'ın şarkıcısıyım, ne de onlar benim grubum. Yepyeni bir grup olduk. Adımız MançoMongol. Kafaca anlaşan, aynı fikir seviyesine gelmiş olan bizler, yaptıklarımızın daha iyi olması için, sesimizi bütün Dünya'ya kuvvetlice duyurabilmek için, başbaşa vermenin zamanı geldiğini anladık." Manchomongol adlı grubun ilk Türkiye konseri ise 1971 Nisan'ında Manço'nun Platin Plak ödül töreninde gerçekleşti. Mayıs ayına kadar olan süreçte Barış Manço Moğollar ile "İşte Hendek İşte Deve", "Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle" ve "Binboğanın Kızı"'nı kaydettiler. "İşte Hendek İşte Deve", de tıpkı Dağlar Dağlar gibi büyük beğeni topladı ve adını Barış Manço klasikleri arasına yazdırdı. Çıktıkları Anadolu turnesinin Kütahya ayağında Manço'ya göre uzun saçları yüzünden tehdit edildikten sonra tur otobüslerine dinamitle saldırı düzenlendi. Konserin hemen sonrasında meydana gelen patlamada kimse yara almadı. 1971'de kabakulak olan Barış Manço'nun hastalığının da etkisiyle Fransa'da çalışan bu grup, dört ay değişik yerlerde konserler verdikten sonra oradan ayrıldı. Manchomongol 1971'in Haziran ayında gruptaki anlaşmazlıklar ve Barış Manço'nun sağlık sorunları nedeniyle dağıldı.1971 ve 1972 yılları Barış Manço'nun birçok sanatçı ile çalışarak Kurtalan Ekspres'i kurma çalışmalarıyla geçti. 1971 yılında, 1969 Türkiye Güzellik Kraliçesi Azra Balkan ile nişanlandı. Nişan 1972'nin Mayıs ayında ayrılmalarıyla sonuçlandı. 1972'de Kıbrıs'a giderken asker kaçağı olarak yakalandı ve Belçika Kraliyet Akademisi diploması sayesinde yedek subaylık hakkı kazandı. Askerlik öncesi, 1972 yılı Şubat ayında, adını İstanbul'dan Güneydoğu'ya giden trenden alan Kurtalan Ekspres'i kuran Manço, 1972 Mayıs'ında grupla stüdyoya girerek "Ölüm Allah'ın Emri" ve "Gamzedeyim Deva Bulmam" adlı şarkıları kaydetti. Manço, Engin Yörükoğlu, Celal Güven, Özkan Uğur, Nur Moray ve Ohannes Kemer'in oluşturduğu orkestra ile Anadolu'da konserler verdi. Bu grupla kaydettiği Ölüm Allah'ın Emri ve Gamzedeyim Deva Bulmam şarkılarının yer aldığı ilk plağı 1972 yılının başında yayımladıktan sonra Barış Manço askere gitti. Türküola tarafından yayımlanan Barış Manço ve Kurtalan Ekspresin ilk plağı "Ölüm Allah'ın Emri-Gamzedeyim Deva Bulmam" adlı plakta Kurtalan Ekspres kadrosu şu şekildeydi; Ohannes Kemer (yaylı tambur, gitar), Nur Moray(davul), Engin Yörükoğlu(davul), Celal Güven(perküsyon), Özkan Uğur(bass), Nezih Cihanoğlu(gitar). 1972 yılının Mayıs ayı sonunda ise grup, veda konserini vererek Manço'yu askere uğurladı. Kurtalan Ekspres ise dağılmayacağını ve Manço'nun askerden dönmesini bekleyeceğini açıkladı.1972 yılının Nisan ayında altı ay süren Polatlı Topçu ve Füze Okul Komutanlığı’nda yedek subay öğrenciliğine başladı. Daha sonra topçu batarya takım komutanı asteğmen olarak bir yıl Edremit'te askerliğini yaptı. Bıyıklarını ve saçlarını kesen Manço, bundan sonra hep bıyıklı ve uzun saçlı olacaktı. Askerliği sırasında rahatsızlanması üzerine getirildiği Ankara Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi'nde fistül ameliyatı oldu. Polatlı'da ve Edremit'te orduevlerinde konserler verdi. Terhisine az bir süre kala Harbiye Orduevi'ne atandı. 19 ay 26 gün askerlik yapan Manço, bu sürede orduevi dışında sahne almadı.Barış Manço, eğitim dönemi biter bitmez konser ortamından uzak kalsa da plak ile dinleyiciye ulaşma yollarını denedi. Kurtalan Ekspres ile "Küheylan" ve "Lambaya Püf De" adlı şarkıları kaydederek uzaktan çekilmiş peruklu fotoğrafının bulunduğu bir zarfla piyasaya sürdü. Şubat 1973'te yayınlanmış olan Küheylan, Manço'nun isminin sağcıya çıkmasına neden olan ilk eserdi. Parçada geçen Aslıhan, Neslihan, özümüze dönelim gibi sözler Orta Asya özlemi olarak algılanmıştır. Bu plağı 1973 yılının Ağustos ayında yayınlanan, Manço'nun askerliğinin sonlarında tamamlamış olduğu Hey Koca Topçu/Genç Osman plağı takip etti. Genç Osman'ın da bir serhat türküsü olması Manço'nun ülkücü olarak eleştirilmesine neden olacaktı.Askerlik sonrası ilk konserini Ankara Dedeman Sineması'nda verdi. Askerlik sonrasında ilk defa bir gazinoda sahne almaya başladı. Ancak Ankara'daki Lunapark Gazinosu'nda sadece dört gün sahne aldı ve işi bıraktı. İşi bırakmasıyla ilgili "Programlarımızı çeşitli şekillerde kısıtlamak istediler, kabul etmeyip çıktık" açıklamasını yaptı. İlk video klibini yine bu dönemde Hey Koca Topçu parçası için çekti. Bu klipte Kurtalan Ekspres üyeleri Yeniçeri ve Mehter kıyafetleriyle, Barış Manço ise Mülâzim-i Evvel Barış Efendi olarak asker kıyafetiyle göründü. 70'lerin ortalarına doğru Cem Karaca solun Barış Manço ise sağın sembolü olarak görülüyordu. Ancak konserlerinde kendisine bozkurt işareti yapanlara biz sadece sizin için gelmedik buradaki herkes için geldik diyerek Hey Koca topçuyu istek yapanları sol yumruğunu havaya kaldırarak protesto edecekti.Barış Manço ve Kurtalan Ekspres 1974 yılı içerisinde "Nazar Eyle-Gülme Ha Gülme" adlı 45'liklerini kaydetti. Bu iki çalışma, hikayesi, sözü ve müziği Barış Manço tarafından yazılan Baykoca Destanı adlı bir konsept çalışmadan alınma şarkılar olmakla birlikte ilk etapta 45'lik olarak yayınlanmak zorunda kalındı. Daha sonra Nazar Eyle adlı çalışma, Baykoca Destanı'ndan çıkartıldı. Öte yandan Destan, Manço'nun etc. grubuyla yıllar önce kaydettiği "Gelinlik Kızların Dansı" gibi temalarla zenginleştirilerek 1975 sonlarına doğru bambaşka bir şekil alacaktı. Manço, o sene Hey Dergisi tarafından yılın erkek şarkıcısı seçildi. 1974 yılında Avusturalya turnesine çıkan Barış Manço ve Kurtalan Ekspres'in orada verdiği konserlerin kaydedilerek kaset olarak yayınlanması tasarısı hiçbir zaman gerçekleşmedi. Aynı yıl 27 Haziran'da İnönü Stadı'nda düzenlenen "Hey Müzik Festivali-74" kapsamında sahne aldı.1975 yılında Barış Manço'nun Kurtalan Ekspres ile birlikte hazırlamakta olduğu ilk uzunçalarına lokomotif olarak çıkarılan, bir yüzü askerde yazdığı "Ben Bilirim Ben Bilirim" bir yüzü ise gelmekte olan uzunçaların isim parçası olan enstrümantal "2023"’ten oluşan 45'lik yayınlandı. Aynı yıl bir yıllık bir çalışmanın ardından kariyerinin ilk uzunçaları olan 2023ü yayımladı. Manço'nun daha önceki psyhedelic rock ya da yakın dönemdeki Anadolu kökenli şarkılarından çok farklı olarak progressive rock denecek bir tarza sahip beş parçadan oluşan 13 dakikalık Baykoca Destanı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılına yazılmış senfonik bir eser olan 10 dakikalık "Kayaların Oğlu" ile "2023" ikilisi gibi epik eserlere sahip sıra dışı bir albüm olarak sanatçının diskografisinde yer aldı. Bu dönemde Barış Manço, kariyerinin tek sinema filmi Baba Bizi Eversene'de oynadı.1975 yılında Kurtalan Ekspreste Özkan Uğur'un gruptan ayrılması üzerine 1976'da eski Bunalımlar ve Erkin Koray elemanı Ahmet Güvenç gruba katıldı. Kurtalan'ın yeni klavyecisi ise Dadaşlar'dan gruba geçen Kılıç Danışman idi. O sene Barış Manço ve Kurtalan Ekspres, "Barış Manço'nun Yeni Plağı" adıyla bir 45'lik yayımladı. 45'liğin bir yüzünde "Rezil Dede", diğer yüzünde ise "Vur Ha Vur" yer almaktaydı. Rezil Dede" adlı parça, "Çay Elinden Öteye" adlı bildik Karadeniz türküsünün Barış Manço'nun esprili sözleriyle bir rock-komediye çevrilmiş haliydi. Vur Ha Vur ise "2023" uzunçalarının epik parçası Baykoca Destanı'ndan bir bölüm olan şarkının funk ve jazz-rock tınılı yeni bir düzenlemeyle elden geçirilmiş haliydi.1976'nın Mart ayında dünya çapında bir firma olan CBS ile anlaşan Manço, Baris Mancho ismiyle lanse edileceği ve Avrupa pazarına yönelik olarak tamamen İngilizce şarkılardan oluşacak olan proje için 1976 yılının sonuna kadar Kurtalan Ekspres ve 30 kadar Belçikalı müzisyen ile 4 bayan vokalistten oluşan Georges Hayes Orchestra'nın eşliğinde dönem teknolojisinin tüm olanaklarını kullanan bir stüdyoda Belçika'da çalıştı. 2 milyon tl'ye mal olan ve 1976 yılının sonlarına doğru Baris Mancho adıyla Avrupa'nın birçok yerinde satışa sunulan uzunçalar, Romanya ve Fas gibi doğu ülkelerinde liste başı olsa bile genel olarak beklediği başarıyı yakalayamadı. Albüm Türkiye'de ise 1977 yılının başında Nick the Chopper olarak yayınlandı ve büyük başarı elde etti.1977 yılında Barış Manço ve Kurtalan Ekspres'in 1972-1975 arasında 45'lik olarak yayınlanmış plaklarındaki şarkılardan oluşan Sakla Samanı Gelir Zamanı yayımlandı. Barış Manço ve Kurtalan Ekspres 1977'de 45 günlük bir Anadolu turnesine çıktı. Turnenin Balıkesir ayağında konser ekibi saldırıya uğradı ve grup üyelerinden Oktay Aldoğan ve Caner Bora yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Bu olaya rağmen turne devam etti ve tamamlandı. Aynı yıl CBS firmasının desteğiyle Londra'da Rainbow Tiyatrosu'nda Kurtalan Ekspres ile birlikte konser vererek İngilizce ve Türkçe şarkılarını seslendirdi. Konserden sonra karaciğer enfeksiyonu geçirdi ve karın boşluğunda bağırsağına yapışık bir tümör nedeniyle Belçika'da ameliyat oldu.Bir süredir sağlık problemleri nedeniyle müzikten uzak kalmış olan Manço, 1978 yılının Haziran ayında Türkiye'ye dönerek yeni plağını hazırlamaya başladı. 1975'te tanıştığı Lâle Çağlar ile 18 Temmuz 1978 tarihinde evlendi. Ohannes Kemer'in gruptan ayrılmasından sonra Kurtalan Ekspres'e Bahadır Akkuzu gitarist olarak girdi. Barış Manço ve Kurtalan Ekspres 1978 sonuna doğru yayınlanan Yeni Bir Gün adındaki yeni uzunçalarlarının tanıtım konserini 1978 yılının Aralık ayında Şan Sineması'nda verdikleri konser ile gerçekleştirdi. Barış Manço, albümde yer alan şarkılardan "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" ve "Aynalı Kemer İnce Bele"'yi 31 Aralık 1978 yılbaşı günü TRT'de seslendirdi. Barış Manço ve Kurtalan Ekspres 1979 yılı içerisinde TRT'de İzzet Öz'ün hazırladığı "Sihirli Lamba" adlı müzik programına da iki kez konuk olup albüm parçalarını tanıtmışlardır. Programda gösterilmek üzere bazı parçalara klip de çekilmiştir. "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa", "Bir Selam Sana", "Ne Ola Yar Ola", "Yeni Bir Gün" parçaları bunlardan bazılarıdır.Yeni Bir Gün, Barış Manço'nun uluslararası kariyer anlamındaki savaşı sırasında ihmal ettiği Türkiye cephesine dönüşünü ve yerini sağlamlaştırmasını sağlamıştır. Manço, pek çok röportajında bu dönemi yeniden doğuş ve ustalığa geçiş olarak nitelendirmiştir. 1979 yılnda Cem Karaca'nın Türkiye'de etkinliğini yitirmeye başlaması da Manço'nun yeniden doğuşunu hızlandıran önemli bir faktördü. Barış Manço, bu albümle progresif rock'ın Türkiye'deki en iyi örneklerinden birini verdi. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Aynalı Kemer gibi parçalar Barış Manço'nun halk deyişlerini kullanıp Türk müziğini, progressive müzikle başarıyla harmanlayarak bestelediği ve bu dönemde hit olan şarkılarındandır. Barış Manço, 1979 yılında Yeni Bir Gün adlı şarkısı ile Altın Kelebek Ödüllerinde yılın erkek sanatçısı unvanını kazandı. Bu şarkı ile ayrıca yılın bestecisi, yılın albümü ve yılın düzenlemesi ödüllerini de alırken Kurtalan Ekspres de yılın grubu ödülünü kazandı. 1979'da çıktığı Anadolu turnesinin tüm gelirini sağır ve dilsiz çocukların eğitimi ve tedavisi için bağışladı. Aynı yıl Hollanda, Belçika, İngiltere, Almanya'da ve Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin 5. Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri kapsamında Lefkoşa ve Magosa'da konserler verdi. Belçika'daki konserden dönerken 24 Ağustos 1979 tarihinde Edirne'de aracının lastiği patladı ve bir otomobille çarpıştı. Kazada bel kemiği çatlayan Manço, boynunda boyunluk belinde çelik korse ile dolaşmak zorunda kaldığından uzun süre sahnelerden uzak kaldı.1980 yılında Manço ilk kez başka bir sanatçıya beste verdi. Barış Manço’nun sipariş üzerine bizzat Nazan Şoray için yaptığı ve kaydında yine Kurtalan Ekspresin çaldığı ve 45lik olarak yayınlanan "Hal Hal" yılın şarkısı ödülünü kazanırken Nazan Şoray'a da altın plak kazandırdı. Manço o sene Bulgaristan Altın Orfe Müzik Festivali'ne katıldı ve Nick The Chopper ve Ben Bir Şarkıyım şarkılarıyla festivalde Bulgar şarkılarını en iyi yorumlayan şarkıcı dalında birinci seçildi.1980 yılının Eylül ayında Barış Manço sanat yaşamındaki 20. yılını "20. Sanat Yılı Disco Manço"yu yaparak taçlandırdı. Kasetin Almanya'daki Türk işçileri eliyle Türkiye'de korsanının çıkarılması ise Türkiye'de bu albümün plaklaştırılmaması için bahane oldu. Bu albüm kaset formatında Yeni Bir Gün uzunçalarından şarkılarla desteklenmiş, yeni kayıt olarak Eğri Büğrü ve Barış Manço'nun eski şarkılarının potbori olarak stüdyo ortamında Kurtalan Ekspres ile birlikte yeniden kaydedilmiş ve seslendirilmiş hali yer almaktadır. Manço, Kurtalan Ekspres'le beraber 8 Ekim'de Emek Sineması'nda ve 9 Ekim'da Suadiye Atlantik Sineması'nda olmak üzere "Özlenen Randevu" adıyla İstanbul'da iki konser verdi. 1980 Ekim'inde ise daha önce Nazan Şoray tarafından plak yapılmış olan Hal Hal arka yüzünde önce Disko Manço'da yer alan Eğri Büğrü ile birlikte 45 lik olarak yayınlandı. Bu plak 45lik olarak yayımlanan son Barış Manço & Kurtalan Ekspres plağıydı. Gerek Nazan Şoray yorumu gerek Barış Manço yorumu ile büyük ilgi gören şarkı 80lerin en popüler şarkıları arasında yer almasının yanı sıra bu takının Barış Manço ile özdeşleşmesini sağlayacaktı. 19 Mayıs 1981'de Barış ve Lâle Manço çiftinin ilk çocukları Doğukan Hazar Manço, Belçika'nın Liège şehrinde doğdu.Barış Manço 1981 yılının sonunda "Sözüm Meclisten Dışarı" albümünü yayınladı. Albümde yer alan "Arkadaşım Eşek" bir anda küçük büyük herkesin beğenisini kazandı. Fakat albümdeki 9 şarkıdan 6 tanesi TRT denetleme kuruluna takıldı. O tarihe kadar hemen hemen her şarkısı denetleme kurulundan geçen Barış Manço bu sefer TRT denetleme kurulundan sadece "Arkadaşım Eşek", "Şehrazat" ve "Dönence"'nin geçmesi üzerine 4 Kasım 1981 tarihinde albümdeki diğer şarkıların da radyoda ve tv de yayınlanabilmesi için TRT genel müdürü Macit Akman'ı ziyaret ederek albümün denetim kurlu tarafından tekrar değerlendirilmesini rica etti.Manço 1982 yılında iki kez TRT'de İzzet Öz'ün hazırladığı Teleskop programına katılarak, "Arkadaşım Eşek", "Şehrazat", "Dönence", "Ali Yazar Veli Bozar" ve "Hal Hal" şarkılarını seslendirdi. Arkadaşım Eşek ile birlikte "Ali Yazar Veli Bozar" gibi halk deyişlerine yer veren alışılagelmiş Barış Manço hitlerinin yanı sıra en başarılı Türk progressive rock şarkılarından biri olarak kabul gören "Dönence" ve Manço'nun günümüzde Dağlar Dağlar'dan sonra en popüler şarkısı olarak kabul edilen "Gülpembe"'nin yer aldığı Sözüm Meclisten Dışarı albümü ile birlikte Barış Manço 80'li yıllar boyunca devam edecek olan popülerliğinin doruk noktasına ulaştı. 1982 yılında önce Anadolu turnesi, daha sonra da Amerika konserleri ile büyük başarı elde etti. Manço, bu dönemde yurt dışında birçok TV programına konuk olarak katıldı, birçok ülkede konserler verdi. 28-29 Ekim 1982 tarihlerinde Almanya, Avusturya, İsviçre, Belçika ve Hollanda'da televizyon programlarına katıldı. Altın Kelebek ödüllerinde Türk pop müziği dalında 1982 yılının en iyi erkek sanatçısı seçilen Barış Manço 1983 Eurovision Şarkı Yarışması'nın TRT tarafından yapılan Türkiye elemelerine Kazma adlı şarkısıyla katıldı. Barış Manço favori olarak gösterilse de jüri tarafından ön elemede elendi ve "Aslında benim jürim elli milyondur. Esas kararı onlar verecektir. Döneceğim ve parçayı plak yapacağım. O zaman her şey ortaya çıkacak" açıklamasını yaptı.Barış Manço, 1983 yılının Temmuz ayında Estağfurullah... Ne Haddimize! albümünü yayınladı. Manço, bu albümle "Halil İbrahim Sofrası" ve "Kazma" gibi ahlaki sözler içeren şarkılarla zorlu bir dönem yaşayan Türk halkının sözcüsü oldu. Sanatçının 60'lı yıllarda önce Les Mistigris ile "Bizim Gibi" adıyla, daha sonrada Kaygısızlar ile kaydetmiş olduğu "Kol Düğmeleri", bu albümde Kurtalan Ekspres ile birlikte kaydedilen yeni düzenlemesiyle yer alıp büyük beğeni toplamıştır. 1984 Altın Kelebek ödüllerinde altıncı kez yılın erkek sanatçısı seçilen Manço, 1984 yılının Temmuz ayında ikinci oğlu Batıkan Zorbey Manço'nun doğumu ile ikinci kez baba olma sevincini yaşadı. 1985 tarihinde yayınlanan 24 Ayar albümü ile birlikte Barış Manço'nun soundu değişmeye başlamıştır. Synthesiser ve elektronik ritm ağırlıklı bir tarza sahip albüm, dönemin dünyada oldukça rağbet gören tarzları elekronik pop, synht pop ve new wave etkileşimiyle dikkat çekse de Türkiye'de o yılların en rağbet gören müziği taverna ve arabesk'ten de bir o kadar uzak durmaktaydı. Kurtalan Ekspres, o sırada askerde olan Bahadır Akkuzu dışında, Manço'nun 60'lı yıllardan arkadaşı ve Belçika'lı eski bir progresif rock grubu olan Recreation'ın lideri Jean Jacques Falaise ile birlikte bu albümde de Mançoya eşlik etmiştir. Jacques Falaise'in Kurtalan Ekspres'e farklı ve uyumlu bir sound anlayışı getirdiği bu albüm ustaca yazılmış sözler itibarıyla mutasavvıf bir üslubun benimsendiği "Dört Kapı" çocukların favorisi "Bugün Bayram", "Söyle Zalim Sultan" ve "Gibi Gibi" şarkılarıyla dikkat çekmeyi başardı. Manço'nun diğer albümlerinde de rastladığımız epik eserlerden biri de bu albümde bulunmaktadır. "Lahburger" adı altındaki parça batılılık ve doğululuk konusuna damga vurur. Manço, aynı yıl bir ameliyat geçirdi. Karın boşluğunda bulunan üç tane tümör başarılı bir ameliyat ile alınır.Barış Manço, 1986 yılı sonunda Değmesin Yağlı Boya albümünü yayınladı. 24 Ayar albümü ile başlayan müzikal değişim bu albüm ile kendini daha da belli etmekteydi ve Manço'nun grup müziğinden uzaklaştığı görülmekteydi. Şarkıların düzenlemeleri Garo Mafyan tarafından yapılan albüm, 80'lerin ruhuna uygun olarak elektronik pop efektleriyle süslenmiş bir albümdü. Manço bu dönemden itibaren şarkılarına çektiği video klipler ile bu alanda birçok sanatçıya öncü olmuştu. Manço, Değmesin Yağlı Boya albümünden birçok şarkısını kliplendirdi. Video klibi ile büyük ilgi gören "Süper Babaanne" ve adını Barış Manço klasikleri arasına yazdıran "Unutamadım" büyük ilgi gördü. Barış Manço, gelişen kayıt teknolojileri nedeniyle Kurtalan Ekspres'i albüm kayıtlarından çekmeyi düşünse de Kurtalan Ekspres ismini sahnede yaşatmaya devam etti. Ancak Caner Bora, Celal Güven ve Ahmet Güvenç'in(1991 yılında geri döndü) Kurtalan Ekspres'ten ayrılmaları ile grup klasik yapısını büyük ölçüde kaybetti. 1988 yılında, bir önceki albümde Barış Manço'nun müziğine giren Garo Mafyan'ı, Hüseyin Cebeci'nin yanı sıra klavyede Ufuk Yıldırım ve vokalistler Özlem Yüksek ve Yeşim Vatan takip etti. Kurtalan Ekspres'ten Bahadır Akkuzu'nun süpervisorlüğünü üstlendiği ve bu kadronun ürünü olan 1988 tarihli Sahibinden İhtiyaçtan ve 1989 tarihli Darısı Başınıza albümleri ile bu albümlerde yer alan "Domates Biber Patlıcan", "Kara Sevda", "Can Bedenden Çıkmayınca ve "Nane Limon Kabuğu" gibi hitler döneme damgasını vurdu. Barış Manço daha önceden ülkemizde öncüsü olduğu video klip çalışmalarına bu dönemde hız vermiştir. Sahibinden İhtiyaçtan ve Darısı Başınıza albümlerindeki bütün şarkılara klip çeken Manço eski hitlerinide kliplendirmeyi ihmal etmemiştir. Barış Manço, 1989 yılında Sezen Aksu ile birlikte yılın en başarılı pop müzik sanatçısı seçildi.1988 yılının Ekim ayında TRT 1’de çocuk ve aileye yönelik bir eğitim kültür ve eğlence programı olarak başlayan "7'den 77'ye" adlı televizyon programı, 1998 yılının Haziran ayında 378. kez ekrana gelerek Türk televizyonculuğunda ulaşılması zor bir rekoru kırdı. “Ekvatordan Kutuplara” isimli programında ekibiyle birlikte beş kıtada 100’den fazla değişik yöreye giderek 600.000 km.’ye yakın yol kat etti. Ayrıca “4 × 21 Doludizgin” adında bir talk-show programının yapımcılığını yaptı.2 Ocak 1975 tarihli Baba Bizi Eversene, sanatçının tek sinema filmidir. Barış Manço bu filmde başrol oynamış ve filmin müziklerini Kurtalan Ekspres ile beraber yapmışlardır. Sinan Çetin'in yönettiği 1985 yılı yapımı 14 Numara adlı filmin müziklerini yine Kurtalan Ekspres'le, 1982 yılı yapımı Çiçek Abbas filminin müziklerini de Cahit Berkay'la beraber yaptı. 1963 yılında Yeni Sabah Gazetesi'nde Sami Sibemol takma adıyla müzik içerikli yazılar yazdı. 1993 yılında Milliyet Gazetesi'nde Oku Bakiim başlığıyla konularını günlük hayattan alan köşe yazısı yazmaya başladı ve 1995 yılına kadar yazmaya devam etti. Ölümünden önce müzik hayatının 40 yılını kitap haline getirmeyi planlıyordu.1998 yılında turizm sektörüne girerek Muğla'nın Bodrum ilçesi Akyarlar köyünde Club Manço adında devre tatil ve otelden oluşan 600 kişi kapasiteli bir tatil köyü açtı. Tesisin açılışını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yapmıştır.31 Ocak 1999 gece saat 23:30 civarında İstanbul'un Moda semtindeki evinde kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı Siyami Ersek Göğüs-Kalp-Damar Cerrahisi Hastanesi'nde aynı gece saat 01:30'da hayatını kaybetti. Daha önce 1983 yılında bir kalp spazmı geçirmişti. 1991 yılında Devlet sanatçısı ünvanı aldığından dolayı  cenazesi için devlet töreni düzenlendi. Bu töreni, TRT, KANAL D, KANAL 6 canlı olarak kesintisiz yayınladı.  STV ve STAR televizyonları Manço Köşk'ten sevenlerinin düşüncelerini gün boyunca aralıksız paylaştı. Ayrıca STAR TV vefatın hemen öncesinde çekilen bir roportaj yayınladı. 3 Şubat 1999 tarihinde üzerinde Galatasaray bayrağı da bulunan Türk bayrağına sarılı naaşı Atatürk Kültür Merkezi'ne getirilerek tören düzenlendi, akabinde Levent Camisi'nde cenaze namazı kılındı ve Kanlıca'daki Mihrimah Sultan Mezarlığı'nda toprağa verildi. Mezarına "Gesi Bağları" yorumundan ötürü Kayseri'nin Gesi beldesinden getirilen toprak da kondu. Ölümünün duyulmasının ardından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve bazı siyasetçiler başsağlığı mesajı yayınladılar.     « Ayrıca sanatçı olduğumu da iddia etmiyorum. Ben öldükten sonra torunlarım ansiklopedilerde Barış Manço'yu "sanatçı" diye okurlarsa, galiba sanatçı olduğum da tescil edilmiş olacak. Geleceğe ne bıraktığınız önemli. Yoksa insan yaşarken kendi kendine "Ben sanatçıyım" dememeli. »    (Bir röportajı sırasındaki sözü)Barış Manço ölmeden önce müzik hayatının 40 yılını anlatan 40. yıl şarkısını bestelemişti. Ancak sözlerini yazamadan hayatını kaybetti. Bu şarkının da bulunduğu Mançoloji 1999 yılında yayımlandı ve 2,6 milyon satarak o yılın en çok satan albümü oldu. Daha sonra 2002 yılında Yüreğimdeki Barış Şarkıları adında bir anma albümü yayınlandı. 2006 yılında Barış Manço'nun anısını sürdürmek için "Barış Manço Rock Derneği" kuruldu.Manço'nun ölümüyle Kurtalan Ekspres yeni albüm çalışması yapmayarak yaklaşık iki yıl boyunca Barış Manço için düzenlenen birçok anma konserine katıldı. Önemli bir solisti kaybeden grup, 2003'ün Ekim ayında ilk solo albümü olan 3552'yi çıkardı.

http://www.ulkemiz.com/baris-manco-kimdir

Frajil X Sendromu Nedir? Belirtileri Nelerdir? Teşhis Ve Tedavi Yöntemi Nedir?

Frajil X Sendromu Nedir? Belirtileri Nelerdir? Teşhis Ve Tedavi Yöntemi Nedir?

Nörogelişimsel bir bozukluk olan Frajil X Sendromu, zeka geriliğinin bilinen en önemli nedenlerinden biridir. X kromozomuyla ilişkili olan bu sendrom, X kromozomunun uzun kolundaki FMR1 geninde C-G-G tekrarı ve DNA polimeraz enziminin kaymasından kaynaklanmaktadır.6-50 CGG CCG GCC tekrarları taşıyan bireyler normaldir ancak 200-1000 tekrar taşıyan bireylerde Frajil X sendromu gözlenir. Bu sendroma bağlı olarak gelişen zeka geriliği, erkeklerde 3600 de 1, kadınlarda 6000 de 1 görülmektedir. 2000 kişide 1 ise daha hafif problemler görülür. (Bu oranlar yaklaşık olarak hesaplanmıştır.)Her iki cinsiyette de görülmektedir. Frajil X sendromu yaklaşık olarak erkeklerde 1/4000, kızlarda ortalama 1/7000 görülür. Farkında olmadan birçok insan bu geni taşıyor.Hastalık ancak ortaya çıktıktan sonra anlaşılabilmektedir. FMR1 genindeki bozukluklar nedeniyle oluşan bu hastalık babada herhangi bir sorun yapmazken çocukta bu sendrom görülebilmektedir. Erkeklerde ortalama 3 yaşında, kızlarda ise 8 yaş civarında hissedilmektedir. Frajil X Sendromlu kişilerde zihinsel davranışsal ve fiziksel farklılıklar gözlenmektedir.Frajil X Sendromlu Kişilerde (Özellikle Erkeklerde) Fiziksel Farklılıklar :Erkek çocuklarda büyük testisler (macroorchidism), kaslarda hipotoni (anormal derecede düşük kas direnci) ve otizm görülmektedir. Yüz şekilleri farklı olan bu bireylerde büyük kulaklar, uzun yüz yapısı,geniş alın, yüksek kemerli damak gözlenebilir. Ayrıca lordosis (Omurganın konveksliği öne bacak şekilde arkaya bükülmesi, kamburluk, bel kemiğinin eğriliği ) kalp defektleri (mitral prolapsus, kalpte üfürme) düz tabanlılık, el kemiklerinin kısalığı ve şaşılık gözlenebilir. Erkekler bilişsel olarak geniş bir yelpazede etkilenirler. Zeka geriliği orta düzeydedir. Bu özellikler erkeklere oranla daha hafif olarak kadınlarda da görülebilmektedir.Frajil X sendromu olan erkeklerde psikiyatrik etkilenme gözlerini kaçırma ve sosyal anksiyete şeklinde olabilmektedir.Frajil X Sendromlu Kişilerde Mental Ve Bilişsel (Kognitif) Farklılıklar:Kognitif (Bilişsel): IQ seviyesinde önemli ölçüde düşüklüğe sebep olan sendrom, öğrenme güçlüğü,ağır bilişsel bozukluk ve otizme sebep olmaktadır. Daha çok yürüme, konuşma,tuvalet eğitimi gibi temel işlevlerde bozukluk görülebildiği gibi bu çocuklarda dikkat eksikliği,matematiksel konularda zorlanma ve hiperaktivite görülmektedir. Ayrıca konuşmada gecikme,hızlı konuşma, kelimeleri tekrarlama ve heceleyerek söyleme gibi dilsel problemler de görülmektedir. Frajil sendromlu kişiler duygusal bilgileri algılamakta ve uygun yanıt vermekte zorluk çekerler. Kendilerine dokunulmasına tepki verirler. Göz teması kurmakta zorlanırlar. Sinirli ve hırçın oldukları gözlenirken el sallama,el ısırma gibi davranışlar gösterirler. Frajil Sendromlu kişilerde otistik davranış bulguları hakimdir.Kız Çocukları Ve Yetişkin Kadınlarda Frajil X Sendromu Özelikleri :Kızlarda 8’li yaşlarda farklılıklarını hissettiren Frajil X sendromu, kız çocuklarının hemen hemen yarısında (tam mutasyon taşıyanlarda) zeka geriliği ve entelektüel bozulmaya sebep oluyor. Kalan yarısında ise normal zeka ya da öğrenme problemi olmaktadır. Özellikle matematik ile ilgili ders ve konularda düşük başar performansı gözlenmektedir. Erkeklerdeki görülme oranından daha az olmakla birlikte motor öğrenme ve konuşma bozuklukları görülmektedir.Frajil X Sendromlu kızların bazıları otistiktir bazılarında ise normal IQ ile birlikte sosyal anksiyete, depresif duygu durumu, sosyal çekilme, dikkat sorunları, kronik depresyona eğilim yaratan duygu durum bozuklukları görülebilmektedir.Frajil X Sendromu Kimlerde Görülebilir? Nasıl Tanı Konur?– Nedeni açıklanamayan zeka geriliği veya otizmi olan kişiler– Hiperaktivite, öğrenme güçlüğü, hafif bilişsel geriliği olan kişiler– Yukarıda bahsetmiş olduğumuz Frajil X sendromuna ait fiziksel yada davranışsal özellikleri taşıyan herkes– Ailesinde Frajil X tanısı konmuş ya da ailesinde zeka geriliği öyküsü olan herkesEğer yukarıda bahsettiğimiz belirtilere siz ya da çocuğunuz sahipse Frajil X sendromu için kan testi yaptırmanız gerekmektedir. Bu test Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda Genetik Bölümünde yapılabilmektedir. Alınan kandan DNA analizi PCR ve Southern Blot metotlarıyla tespit edilmektedir. Bu yöntemle ailesinde Frajil X Sendromu olan kişilere doğum öncesinde erken tanı olanağı sağlanabilmektedir.Frajil X Sendromu Tedavi Yöntemi Nasıldır?Frajil X Sendromunun etkin ve rahatsızlığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavisi maalesef bulunmamaktadır. Ama tedaviye yönelik özel eğitim, konuşma ve dil terapisi, fizik tedavi ve farklı beceriler kazandırma amaçlı terapiler uygulanabilmektedir. İlaç tedavisi sendromun belirtileri olan hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı üzerinde ayrıca anksiyete bozukluğu ve depresyon tedavisinde kullanılmaktadır.Farajil X Sendromlu çocuklar belli konularda potansiyel sahibi,sevilen,birlikte zaman geçirmekten hoşlanabileceğiniz, hassas ve zarif kişilikleri olması gibi yönleriyle dikkat çekerler.Sevimli,duyarlı,cana yakın, sosyal ilişkilerinde pozitif, taklit yetenekleri çok kuvvetli ve esprili kişiliğe sahiptirler. Hayal güçleri çok zengindir. Sözel ve okumaya dayalı çalışmaları severler. Müzik, sanat ve spordan çok hoşlanırlar. Bu aktiviteler gelişimlerini hızlandırır ve potansiyellerini en üst düzeyde kullanmalarına yardımcı olur.En iyi tedavi iyi bir terapi ve Frajil X Sendromunda gelişim gösteren fiziksel,davranışsal ve bilişsel durumların yakın takibi ile mümkün olabilmektedir. Bu tür rahatsızlıklarda ailenin çok iyi bilgilendirilmesi ve aile bireylerinin de araştırıcı, bilinçli, donanımlı olması çocuğun hayatını kolaylaştıracak faktörlerden en önemlisidir.Unutmamak gerekir ki, çocuğunuzun hayatını kolaylaştırmanız, onu nasıl mutlu edeceğinizi ve mutsuz olduğu anlarda ona nasıl destek olacağınızı bilmeniz sizi de endişelerinizden uzaklaştıracak ve yüzünüzün gülmesini sağlayacaktır.Sağlıklı,mutlu,umut dolu yarınlar için bilinçli bir birey olabilmek adına yapacağımız ilk şey; hastalıklar konusunda bilinçlenmeyi o hastalık başımıza gelmeden önce gerçekleştirmemiz diye düşünüyorum.Kaynakça:www.rehabilitasyon.com/ct/Frajil_X_Sendromutr.wikipedia.orgwww.turkpsikiyatri.org/blog/2012/03/…/frajil-x-sendromuYazar: Eda Şahanhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/frajil-x-sendromu-nedir-belirtileri-nelerdir-teshis-ve-tedavi-yontemi-nedir

Cem Karaca Kimdir

Cem Karaca Kimdir

Muhtar Cem Karaca (Doğum tarihi 5 Nisan 1945; İstanbul - Ölüm tarihi 8 Şubat 2004; İstanbul), Türk rock müziği sanatçısı, besteci, tiyatrocu, sinema oyuncusu. Anadolu rock türünün kurucularından. Birçok grupla (Apaşlar, Kardaşlar, Moğollar ve Dervişan) çalışmış, kurucu ve yöneticisi olmuş, güçlü bir rock kültü yaratılmasında öncülerden olmuştur.Babası Azerbaycan asıllı Mehmet Karaca ve annesi Ermeni asıllı Toto Karaca (Irma Felegyan) olan Cem Karaca, sanatla iç içe büyüdü. Orta öğrenimini Robert Lisesinde yapan Cem Karaca sanatçı bir çiftin çocuğu olduğundan müziğe doğuştan yetenekliydi. Müzik ile ilk tanışması, annesinin teyzesi Rosa Felegyan'ın Cem Karaca'ya piyano notaları ve piyano nağmeleri öğretmesi ile olmuştur.Kolej yıllarındayken dünyadaki popülaritesini arttıran rock müziğine ilgi duydu. Kız arkadaşlarını etkilemek ve arkadaşlarının isteği doğrultusunda dönemin rock starlarının şarkılarını söyledi. Karaca'nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından olmuştur. 1962'ye girerken Beyoglu Spor Kulübü'nde arkadaşlarının isteği üzerine şarkı söyledi. Arkadaşları ile sahne alan Karaca, daha sonra grup kurmaya karar verir. Gruba o dönemin ünlü sanatçılarından İlham Gencer destek oldu. Cem Karaca'nin ilk grubu 1963'te Dinamikler oldu. Seslendirme sanatçısı Fikri Çöze'nin jübile konserinde performans sergilediler. Babası hâlâ Karaca'nın müzik yapmasına karşıydı. Hatta adam tutup konserlerde onu yuhalatmıştı ancak Karaca bunlara rağmen müziği bırakmadı. Grup olarak Elvis Presley gibi ünlü rock and roll sanatçılarının klasiklerini yorumluyorlardı. 1963'ün sonunda grup dağıldı.Kısa bir süre "Cem Karaca ve Bekledikleriniz" adlı bir grupta çaldı. Bu gruptan kısa bir süre sonra ise Gökçen Kaynatan'ın orkestrasında çaldı ancak bu beraberlik de uzun sürmedi. Aynı sene "Cem Karaca ve Jaguarlar" kuruldu. 1965'te Altın Mikrofon yarışmasına başvurdular ancak ön elemeyi geçemediler.Karaca, 1965'te ilk evliliğini tiyatro sanatçısı Semra Özgür ile yaptı. Evlendikten 3 gün sonra Karaca, askere gitti. Askerliğine 1965 Kasım'ında Antakya 121. Jandarma Er Eğitim Alayı'nda başladı. Bu dönemde Karaca, Anadolu kültürünü tanımaya başladı. Aşık Mahzuni Şerif ile tanıştı.Cem Karaca, askerlik sonrası Şubat 1967'de gitarist Mehmet Soyarslan'ın kurduğu Apaşlar grubu ile tanıştı. Apaşlar daha önceleri batı tarzı müzik yapmaktaydı ancak Karaca ile tanıştıktan sonra müzik daha doğuya döndü. Karaca, grup ile birlikte Altın Mikrofon 1967'ye katıldı. Yarışmaya katıldıkları Emrah şarkısı Erzurumlu Emrah'ın şiirine yapılmış bir Karaca bestesiydi. Yarışmada Karaca ikinci oldu ancak birinci gruptan daha çok ilgi gördüler.Cem Karaca ve Apaşlar, 1968'de Almanya'ya gidip Ferdy Klein Orkestrası ile 45'likler kaydetti. Bu dönemde Soyarslan şarkısı "Resimdeki Gözyaşları", Karaca'nın Emrah'tan sonraki ikinci hit parçası oldu. Bu plak sonrası büyük bir Türkiye turnesi oldu. Ayrıca Almanya'da konserler devam etti. Ayrıca yurtdışına açılmak için İngilizce bir 45'lik kaydedildi. Bunlar Resimdeki Gözyaşları ve Emrah'ın İngilizce versiyonlarıydı. Bu dönemde Cem Karaca, tiyatro sanatçısı Meriç Başaran ile evlendi. Sene sonunda Milliyet'in 1968'in En Sevilen Erkek Şarkıcıları anketinde 4. oldu. Yılın Melodileri anketinde ise "Resimdeki Gözyaşları" Türkçe şarkılar arasında 3. oldu. Türkçe ve yabancılar karışık listede ise Resimdeki Gözyaşları 9., Cem Karaca bestesi Ümit Tarlaları ise 24. oldu.1969'da grup içinde fikir farklılıkları olmaya başladı. Cem Karaca, daha siyasi müziğe kaymak isterken, Soyarslan bu değişime karşıydı. "Bu Son Olsun / Felek Beni" plağından sonra grup dağıldı. Aynı yıl Cem Karaca, Bunalım grubunun prodüktörlüğünü ve menejerliğini yapmaya başladı. İlk 45'likleri "Taş Var Köpek Yok/Yeter Artık Kadın" şarkılarının ikisinin de söz ve bestesinde Cem Karaca'nın da adı geçmektedir. Bu 45'likten sonra bu işi bırakan Karaca, grubun bateristi Hüseyin Sultanoğlu'nu kendi grubu Kardaşlar'a almıştır.Apaşlar dönemi bittikten sonra grup müziğine devam etmek isteyen Karaca, Apaşlar'ın bas gitaristi Seyhan Karabay ile Kardaşlar grubunu kurdu. 1970'in başında grup üyelerinde birçok değişiklikler oldu. Grup üyeleri sabitlendikten sonra, Almanya'da kayıt yapmaya karar verdiler ancak çıkan bir salgın yüzünden, Karaca ve Kardaşlar birlikte Almanya'ya gidemedi. Bu yüzden Cem Karaca, tek başına Köln'e gitti. Apaşlar sonrası yaşadığı müzikal aradan sonra burada kendi besteleri ve Anadolu türkülerini yine Ferdy Klein orkestrası ile kaydetti. 4 tane 45'lik yayınlandı. Amacı maddi sıkıntı yaşamadan çalışmalar yapmaktı.1970 Kasım'ında ise Karaca ve Kardaşlar "Dadaloğlu/Kalender" 45'liğini yayınladı. "Dadaloğlu", Karaca'nın bir başka hit şarkısı oldu. Bu türkü ayrıca Karaca'nın sola doğru kayışının da bir gösteresi olmuştu. Mart 1971'de Karaca'nın Trabzon'da verdiği bir konserde patlayan 3 bomba ile 30 kişi yaralandı. Aynı yıl Rum piskopos III. Makarios, Kıbrıs Fuarı'nda Türk pavyonunu gezerken, Dadaloğlu şarkısı çalınmıştı. 1971'de Cem Karaca ve Kardaşlar 4 tane 45'lik çıkardı.Cem Karaca, aynı yıl tiyatro müziği çalışması da yaptı. Ben Jonson'un yazdığı Ülkü Tamer'in Türkçeleştirdiği Püsküllü Moruk oyununun müziklerini Cem Karaca besteledi ve Kardaşlar ile kaydetti. Grup, şarkıları kaydetti ve tiyatro oyuncularına örnek olsun diye Cem Karaca ve annesi Toto Karaca tarafından şarkıları okundu. Bu tiyatro oyunu çok tutmadı ve kısa süre sonra gösterimden kalktı. Cem Karaca ve Kardaşlar'ın kaydettiği şarkılar ise 2007'de yayınlandı.1972'ye Cem Karaca ödülle başladı. Hey Dergisi tarafından "1971'in en iyi erkek şarkıcısı" seçildi ve Hey'in turnesine katıldı. Ancak Kardaşlar gitaristi Seyhan Karabay ile anlaşmazlıklar baş gösterdi ve Karaca, Kardaşlar ile yollarını ayırdı. Bu sırada eşi benzeri görülmemiş bir değiş-tokuş meydana geldi. Cem Karaca, Kardaşlar'dan ayrılıp Anadolu Rock'ın güçlü sesi Moğollar'la birleşirken Kardaşlar da Moğollar'la anlaşamayan Ersen Dinleten'i gruplarına dahil etti.Cem Karaca ve Moğollar, birleştikten bir ay sonra Kasım 1972'de Hey dergisi için verdikleri konserde ilk kez sahne aldılar. Yıl sonunda Milliyet'in anketinde Cem Karaca, en iyi erkek şarkıcılar listesinde 2. oldu, Moğollar ise en iyi yerli topluluk seçildi. Hey Dergisi'nde ise ikisi de kendi dallarında 1. seçildiler.1973'e "Obur Dünya / El Çek Tabip" 45'liği yayınlandı. Ancak grubun asıl başarısı 1974'ün başında kaydedilen "Namus Belası" şarkısı ile kazanıldı. Şarkı çok popüler oldu, öyküsü Hey dergisinde çizgi roman olarak yayınlandı. Ancak bu plak sonrası Cahit Berkay çalışmalarını Fransa'da devam ettirmeye karar verince Cem Karaca ve Moğollar yollarını ayırdı.Moğollar'dan ayrılan Cem Karaca, önce Fransa'ya gitmeyen Moğollar elemanları Mithat Danışan ve Turhan Yükseler ile "Karasaban" grubunu kurdu ama uzun ömürlü olmadı. Mart 1974'te Dervişan grubunu kurdu. Grup ilk konserlerinden birini Kıbrıs harekatından sonra Hava Kuvvetleri'ne yardım konserinde verdi.Şubat 1975'te Cem Karaca'nın en önemli eserlerinden biri olan "Tamirci Çırağı" yayınlandı. Bu şarkıdaki "İşçisin sen, işçi kal" söylemi Cem Karaca'nın siyasi duruşunu da ilk kez bu kadar açık gösteriyordu. 1975'in sonunda "Mutlaka Yavrum/Kavga" 45'liği yayınlandı. 45'liğin ilk şarkısı Mutlaka Yavrum, Filistin Kurtuluş Örgütü için hazırlanmıştı ve 2 farklı Türkçe versiyonunun dışında piyasaya yayınlanmamış İngilizce ve Arapça versiyonları da vardı. 1976'nın başında TRT'de yayınlanacak olan "Kavga" şarkısı son anda nedeni açıklanmaya bir şekilde programdan çıkarıldı. Aynı yıl Cem Karaca, Hey dergisi tarafından bir kez daha en iyi erkek şarkıcı olarak seçildi.1977'de Cem Karaca, artan siyasi gerginlikle birlikte, gitgide daha önemli bir figür oluyordu. Aydın'da verdikleri bir konserde CHP İl Başkanı aşırı solcular tarafından dövüldü. Urfa'da verilen bir konserden sonra Dervişan gitaristi Taner Öngür ve bateristi Sefa Ulaştır saldırıya uğradı. Öngür daha sonra bu nedenlerle gruptan ayrıldı. Cem Karaca bu sene tamamı yeni şarkılardan oluşan ilk uzunçaları Yoksulluk Kader Olamaz'ı yayınladı. Bu albümde Karaca besteleri dışında, ünlü şairlerin şiirleri de bulunmaktaydı. Cem Karaca ve Dervişan, 1978'in başında 1 Mayıs plağından sonra yollarını ayırdılar.Cem Karaca, Dervişan sonrası çoğu Kurtalan Ekspres'ten olmak üzere bir müzik grubu kurdu. Adını da Türkiye'nin iki ucu olan Edirne ve Ardahan'dan esinlenerek Edirdahan koydu. Ancak grup 20 gün sonra Kurtalan Ekspres elemanlarının eski gruplarına dönmesiyle eleman değişikliğine uğradı. 1978'de Cem Karaca, Edirdahan ile kaydettiği ilk ve son teklisi Safinaz'ı yayınladı. Bu plak Türkiye'de daha önce hiç görülmemiş olan 18 dakikalık bir rock operaydı. Alt sınıftan Safinaz adlı bir kızın kötü yola düşmesini anlatıyordu. Teklinin diğer şarkıları da Ahmed Arif ve Nazım Hikmet şiirlerinin besteleriydi. Cem Karaca, 1979'da Londra'daki dünyaca ünlü Rainbow Arena'da konser verme başarısı gösterdi.1979'da grup dağıldı, Cem Karaca da uzun yıllar sonra ilk kez yanında bir grup olmadan solo olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde ayrıca Almanya'ya taşındı. Çoğu Nazım Hikmet şiirlerinin besteleri olan Hasret albümünü yayınladı. Mart 1980'de Sıkıyönetim Mahkemesi'nde Karaca'nın "1 Mayıs" plağı "komünizm progandası" nedeni ile yargılanmaya başladı. Bu davada şarkıcı Cem Karaca, şarkının bestekarı Sarper Özsan ve plak şirketi sahibi Ali Avaz da suçlanıyordu. Cem Karaca, bu dönemde Avrupa turnesine başlamıştı. Dava başladıktan kısa bir süre sonra da babası Mehmet Karaca'yı kaybetti. Cem Karaca, babasının cenaze törenine katılamadı.12 Eylül darbesi sonrası Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından Melike Demirağ, Selda Bağcan, Şanar Yurdatapan ve Sema Poyraz ile birlikte Cem Karaca da yurda çağrıldı. 13 Mart 1981'e kadar süre tanındı. Bonn'da yaşayan Cem Karaca, yurda dönmek için ek süre istedi. 15 Temmuz 1982'ye kadar Cem Karaca'nın süresi uzatıldı ancak Karaca, Türkiye'ye dönmeyeceğini belirtti ve süresi dolduktan sonra ise 6 Ocak 1983'te Yılmaz Güney ile aynı gün Türk vatandaşlığından çıkarıldı.Cem Karaca, bir yandan da müzik hayatına devam etti. Almanya'daki müzisyen arkadaşı Fehiman Uğurdemir ile birlikte 1982'de Bekle Beni albümünü yayınladı. Bu albümdeki "Oğluma", "Alamanya Berbadı" ve "Bekle Beni" gibi şarkılar Karaca'nın ülkesine duyduğu özlemi göstermekteydi. Bu albüm Karaca'nın vatandaşlıktan çıkarıldığı için medyada yer alamamasından dolayı çok fazla bilinmedi. 1984'te ise bir şarkısı dışında tüm şarkıları Almanca olan Die Kanaken albümünü yayınladı. Bu albüm Alman oyun yazarları Henry Böseke ve Martin Burkert tarafından göçmen Türkler'in Almanya'da yaşadıkları zorlukları anlatmaktaydı. Ayrıca albüm bir tiyatro oyununa da çevrildi. Karaca, albüm yayınlandıktan sonra Alman televizyonlarında albümün adı olan Die Kanaken olarak sahne aldı ve albümü tanıttı.1985'te Karaca, arkadaşı Mehmet Barı aracılığıyla Başbakan Turgut Özal ile görüşerek, ülkeye geri dönme isteğini bildirdi ve Münih'e gelen Özal ile konuştu. Özal'ın olumlu yanıt vermesi ile hukuki işlemler başlatıldı. Yıl sonunda vatandaşlıktan çıkarılmasına sebep olan davadan beraat etti. 1987'de de hakkında verilen gıyabi tutuklama kararı kaldırıldı. 29 Haziran 1987'de Cem Karaca, Türkiye'ye döndü. Aynı yıl Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalanlar albümünü çıkardı. Bu albüm o senenin en çok satan albümlerinden biri oldu. 1988'de bu albümü Töre takip etti. Bu albüm sonrası Cem Karaca, yasaklı olduğu TRT ekranlarına da çıkmaya başladı.Cem Karaca, arkadaşı Uğur Dikmen ve Cahit Berkay ile müzikal ortaklık kurarak Yiyin Efendiler albümünü yayınladı. Bu albümdeki "Oh be" şarkısında, kendisini "dönek" diye adlandıranlara cevap olarak "Ben döneksem döndüm diye memleketime / Döndüm baba döndüm işte oh be" diyerek cevap verdi. 21 Temmuz 1990'da sözlerini kendi yazıp, bestesini Cahit Berkay'ın yaptığı Kahya Yahya şarkısı ile Altın Güvercin en iyi şarkı ödülünü kazandı. Bu dönemde SHP için konserlere çıktı.Karaca, 1992'de UNICEF için hazırlanan ve İbrahim Tatlıses, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı, Leman Sam, Fatih Erkoç gibi ünlü isimler korosunun seslendirdiği "Sev Dünyayı" şarkısının sözlerini yazdı ve koroda da yer aldı. 22 Temmuz 1992'de annesi Toto Karaca hayatını kaybetti. Yılın sonlarına doğru Dikmen ve Berkay ile ikinci çalışması olan Nerde Kalmıştık? albümünü yayınladı. "Raptiye Rap Rap" ve "Islak Islak" besteleri ile büyük başarı yakaladı.Bu albümden sonra Cem Karaca, bir süre müzikle aktif olarak ilgilenmedi. 1994'te TRT'de Raptiye adlı programı sundu. 1995'te ise Flash TV'de Cem Karaca Show'u, 1996'da aynı kanalda "Efendime Söyleyeyim" programını yaptı. 95'te bir sanatçı grubu ile Bosna-Hersek'e gidip, savaş sonrası zor durumda olan Bosnalılar'a destek verdi.Sanatçının müziğe geri dönüşü 1997'nin sonunda vizyona giren Ağır Roman ile oldu. Filmin yapımcısı, eski Apaşlar gitaristi ve Karaca'nın dostu Mehmet Soyarslan'nın yazdığı, 1968'de Cem Karaca'ya ün getiren "Resimdeki Gözyaşları"nı, Karaca film için yeniden kaydetti. Filmin ana müziği olan parça, Karaca'yı tekrardan müzik piyasasına soktu. Eski plak şirketi, izinsiz olarak "The Best of Cem Karaca" serisini piyasaya sürdü.1999'da Türk rock müziğinin duayenleri olan Cahit Berkay, Engin Yörükoğlu, Ahmet Güvenç ve Uğur Dikmen'in desteğiyle 'Bindik Bir Alamete...' isimli albümünü çıkardı. 2000'de Cem Karaca'nın da rol aldığı Kahpe Bizans'ın müziklerinin bazılarını seslendirdi. Bu filmin de yapımcısı olan Soyarslan'ın yazıp Apaşlar zamanında Dede Korkut'tan esinlenip Sadık Bütünay ile kaydettiği ama yayınlamadığı şarkıları Cem Karaca seslendirdi. Bu eserlerden sonra ölümüne dek birkaç şiir albümünde konuk sanatçı oldu.Cem Karaca, Şubat 2001'de Murat Töz, Barış Goker ve Cengiz Tuncer ile Cem Karaca Trio olarak sahne almaya başladı. Mayıs 2001'de ise Barış Manço'nun ölümü ile vokalistsiz kalan Kurtalan Ekspres ile beraber çalmaya başladı. Harbiye Açık Hava Konserleri'nde sahne aldılar. 2002'de Yol Arkadaşları adlı grubu kurup, onlarla sahne aldı. Son yıllarında barlarda sahne aldı. 8 Şubat 2004 sabahı, solunum ve kalp yetmezliği sebebiyle geçirilen kalp krizi nedeniyle Bakırköy Acıbadem Hastanesi'ne kaldırılan Cem Karaca kurtarılamadı. Karacaahmet Mezarlığı'nda babası ile aynı mezara defnedildi.Ölümünden önce kaydettiği son şarkılar, ölümünden kısa süre sonra yayınlandı. İlk önce "Hayvan Terli" teklisi yayınlandı. Mehmet Eryılmaz'ın bu şarkısına Karaca'nın bir bar programında bu şarkıyı söylerkenki görüntüleri ile klip çekildi. Mayıs 2005'te, ölümünden 10 gün önce (2004) Mahsun Kırmızıgül ile kaydettiği "Hayat Ne Garip?", Kırmızıgül'ün Sarı Sarı albümünde yayınlandı. Karaca ve Kırmızıgül'ün stüdyodaki görüntülerinden oluşan bir klip yayınlandı. Haziran 2005'te ise Murathan Mungan'ın sözlerini yazdığı şarkıların yeni yorumlarından oluşan "Söz Vermiş Şarkılar" albümünde Yeni Türkü'nün "Göç Yolları" eserini yorumladı.2005 yılında Yavuz Bingöl, Edip Akbayram, Manga, Teoman, Deniz Seki, Volkan Konak, Haluk Levent, Suavi, Ayhan Yener, Tuğrul Arseven tarafından yorumlanan Cem Karaca şarkılarından oluşan Mutlaka Yavrum albümü yayınlandı. Bu albüm daha önce yayınlanmamış İngilizce bir Cem Karaca şarkısı da içeriyordu.Ölümünün 6. yılında Beyaz Show'da daha önce kaydedip yayınlamadığı "Karagözlüm" adlı şarkı ilk kez gün yüzüne çıkmıştır.Cem Karaca, 1961'de Hamlet'te oynarayak tiyatroya ilk adımını attı. 1964'te Münir Özkul'un oynadığı General Çöpçatan oyunu ilk büyük tiyatro çalışması oldu. 1965'te askerliği sırasında askeriyede Cahit Atay'ın Pusuda ve Aziz Nesin'in Toroslar Canavarı oyununu yönetti ve oynadı. Aynı dönem İstanbul Tiyatrosu'nda sergilenen "Anahtarı Bendedir" adlı oyunu Türkçeye çevirdi ve oynadı.Uzun bir süre tiyatroya ara veren ve Püsküllü Moruk oyununun müziklerini yapmak dışında tiyatroyla ilgilenmeyen Karaca, 1987'de Almanya'da çıkardığı Die Kanaken albümündeki şarkıların işlendiği Ab in den Orient-Express oyununun Kuzey Ren Westfalya Eyalet Tiyatrosu'nda oynanan "Die Kanaken" adlı versiyonunda annesi Toto Karaca ile beraber oynadı. Yine Almanya döneminde Münih Halk Tiyatrosu'nda Nazım Hikmet'in Şeyh Bedrettin Destanı oyununu yönetti.Cem Karaca, 1970'de ilk ve tek başrol filmi olan Kralların Öfkesi'nde oynadı. Yücel Uçanoğlu'nun yazıp yönettiği yerli western tarzı bu filmde Murat Soydan ile başrolü oynayan Cem Karaca, Camgöz adlı bir kovboyu canlandırdı. Ancak bu film çok başarılı olmadı. Uzun süre beyaz perdeden uzak duran Karaca, 1999'da Kahpe Bizans da Karaca Abdal adlı bir ozan rolünde rol aldı ve filmin müziklerinden bazılarını seslendirdi.Cem Karaca, 1990'da Bir Milyara Bir Çocuk adlı Müjdat Gezen dizisinde rol aldı. Bunun dışında 2001'de Yeni Hayat adlı dizide onur konuğu olarak yer aldı. Aynı sene Avcı adlı dizide Dem Baba rolünü oynadı.Cem Karaca ilk evliliğini 22 Aralık 1965 yılında Semra Özgür ile yaptı. Özgür, Karaca'nın annesi gibi bir tiyatro sanatçısıydı. Bu evlilik fazla uzun sürmedi. Karaca, 1968'in sonunda yine bir tiyatro sanatçısı olan Meriç Başaran ile bir ilişki yaşamaya başladı. Ekim 1968'de Karaca ikinci evliliğini Başaran ile yaptı. Bu evlilik de 2 yıl sürdü. Üçüncü evliliğini Feride Balkan ile 21 Ağustos 1972'de yaptı. 1976'da çiftin oğulları Emrah Karaca dünyaya geldi. Çift, Cem Karaca'nın Almanya'da zorunlu yaşama döneminde ayrıldı. 5 Temmuz 1993'te Cem Karaca, dördüncü evliliğini ilk eşi Semra Özgür ile yaptı.Cem Karaca'nın son evliliği ise İlkim Erkan ile oldu.Karaca'nın ölümünden sonra Karaca'nın çocuğunun annesi Feride Balkan ve son eşi İlkim Erkan Karaca arasında sorunlar yaşandı. İlkim Karaca, Karaca'nın çocukluğunda geçirdiği bir kaza sonucu kısır olduğunu, bu yüzden Emrah Karaca'nın onun oğlu olmadığını iddia etti. Mahkeme kararı ile Cem Karaca'nın mezarı açılıp DNA örnekleri alındı. DNA testi sonucu Emrah'ın Cem Karaca'nın oğlu olduğu tespit edildi. Bu olaydan sonra Balkan ve Emrah Karaca, İlkim Karaca'ya açtıkları hakaret davasını kazandı. İlkim Karaca daha sonra Cem Karaca ve Barış Manço kardeştiler iddiası ile medyada yer buldu.

http://www.ulkemiz.com/cem-karaca-kimdir

Ahmet Kaya - Söyle

Ahmet Kaya - Söyle

SÖYLESöyle yağmur çamurDeğmedi yüreğimeŞimdi ben nerdeyimSen nerdeSöyle ay doğmadanDüşmesin yaş gözümeŞimdi ben nerdeyimSen nerdeDışarıda kar yağıyorBenim içime yağmurAğlama gözbebeğimBiraz daha durYüregime basa basaİçimden yar gidiyorAğlama iki gözümBiraz daha durAy ayy ay yanıyor ömrümVallah yağmur çamurDeğmedi yüreğimeSöyle ben nerdeyimSen nerdeSöyle ay doğmadanDüşmesin yaş gözümeSöyle ben nerdeyimSen nerdeSöyle yağmur söyleDeğmeden yüreğimeSöyle gökyüzüneO nerdeSöyle ay doğmadanDüşmesin yaş gözümeSöyle gökyüzüneO nerdeAy ayy ay yanıyor ömrümSöyle baksın geceDağlardan hasretimeSöyle bilmesen deO nerdeSöz: Ahmet KayaMüzik: Ahmet Kaya

http://www.ulkemiz.com/ahmet-kaya-soyle

Selçuk Balcı - Anlatamam Derdimi

Selçuk Balcı 1988 Rize / Çayeli doğumludur. Köyü Sefalı'da ilk okulu bitirdikten sonra, ailesiyle birlikte Ankara'ya yerleşmiştir.Çocuklukta başlayan bağlama merakı Lise yıllarında yerini kemençeye bırakmıştır. Karadeniz müziğiyle ilgilenen bir çok sanatçıya kemençesiyle eşlik ettikten sonra 2011 yılında Kalan müzikten çıkardığı Patika adlı albümüyle artık kendi konserlerini ve programlarını yapmaya başlamıştır.İki yıl stüdyo çalışmalarına ara veren Selçuk Balcı 2013 Ağustos ayında Mila isimli yeni bir albüm çalışmasını dinleyicilerine sunmuştur.ALBÜMLERİ :Selçuk Balcı - Patika "Kalan Müzik"1. Deniz Üstünde Fener 2. Yayla Yolundan Aştım 3. Yosun Tuttu Yüreğim 4. Sende Sevda Var İse 5. Çelik Bakışlı 6. Haburadan Aşağa 7. Yağan Yağmur Kar Değil 8. Beklesin Beni Yarim 9. Suyun Altında Testi 10. Gel Sar Beni 11. Nenni 12. Mezar Taşı Selçuk Balcı - Mia "Kalan Müzik"1. Dağların Karı Yetmez 2. Romiko 3. Seni Benim Bilirdim (Hemşin) 4. Hani Sevduğum Hani 5. Gideceğum Torula 6. Hasret Uzun Bir Yol 7. Kestane Balı Gibi 8. Gizli Sebep 9. Alika Horonu 10. Hiç Bilmeden 11. Sabaha Kadar Budur 12. Anlatamam Derdimi Anlatamam derdumida denizin dalgasina Anlatamam derdumida denizin dalgasina Alıp Götürdü yarida bakmadi arkasına Alıp Götürdü yarida bakmadi arkasına Gözlerumdeki yaşida mendil kurutamadi Bu nasil sevda idi yürek unutamadi Gözlerumdeki yaşida mendil kurutamadi Bu nasil sevda idi yürek unutamadi Duman dağdan yukarida yarini mi arıyor Duman dağdan yukari da yarinimi arıyor Ben yari saramadum da duman daği sariyor Ben yari saramadum duman daği sariyor Gözlerumdeki yaşida mendil kurutamadi Bu nasil sevda idi yürek unutamadi Gözlerumdeki yaşida mendil kurutamadi Bu nasil sevda idi yürek unutamadi

http://www.ulkemiz.com/selcuk-balci-anlatamam-derdimi

Ahmet Kaya - Yakamoz

Ahmet Kaya - Yakamoz

Yağmur yağar ıslanırsın vay aman Güneş doğar kaybolursun vay aman Ay ışığı der durursun vay aman Yakamozsun sen Sessiz sessiz ağlar gibisin vay aman Zaman geldi gideceksin vay aman Bırak ay gitsin sen kal bu gece Umudumsun sen.Yıldızlar ve Yakamoz (1996) - GAM MÜZİKSöz - Müzik: Ahmet Kaya

http://www.ulkemiz.com/ahmet-kaya-yakamoz

Apple Iphone 5 ve özellikleri

Apple Iphone 5 ve özellikleri

Bugüne kadar hakkında birçok teori öne sürülmüş ve bir çok konsept modeli  hazırlanmış olan ve en çok merak edilen telefon modellerinden biri olan Apple Iphone 5, artık ülkemizde de satışa sunulmuş bulunuyor.Yepyeni özellik ve donanımlarıyla beraber gelen yeni Iphone 5’in buna rağmen  dezavantajları da bulunmuyor değil. Bundan dolayı yeni Iphone 5 çoğu teknoloji çevrelerinden beklentiyi karşılayamadığı yönünde eleştiriler de almış bulunuyor. Yeni Iphone 5 çoğu teknoloji yazarı ve tüketicileri tarafından, “Yeni Ama Heyecan Verici Değil” diye tanımlanmakta. Ancak Apple yazılım açısından dersine iyi çalışmış.Yeni Iphone 5 de donanım özelliklerinin yanında yazılım özelliklerine de yoğunlaşılmış. İsterseniz şimdi Apple markasının bu yeni fenomeni, Iphone 5’te  donanım ve yazılım olarak ne gibi yenilikler ve değişiklikler yapıldığına yakından bakalım. Tasarım “Klasik ve Radikalliğin Buluştuğu Kasa”Yeni Iphone 5 tasarımı itibariyle tam bir ‘evrim’ geçirmiş değil. Bu bakımdan Apple Iphone ailesinin tasarım anlayışıyla, en yakın rakiplerinden Samsung Galaxy S ailesinin tasarım anlayışının birbirinden oldukça farklı olduğu rahatlıkla görülebilir. Zira Samsung markasının Galaxy S ailesinde uygulamakta olduğu  tasarım anlayışı oldukça faklı. Samsung akıllı telefonlarında ‘evrim’ den yana bir tavır takınırken Apple markası ise klasik tasarım şeklini yeni modellerinde de sürdürmeye devam ediyor. Nitekim yeni Iphone 5′ te uygulanan kasa şekli bir önceki Iphone modellerinin bir kopyası niteliğinde. Yeni Iphone 5′ e bakınca önceki model olan Iphone 4S’ in basınç altında kalıp pestili çıkarılmış bir formu gibi olduğu benzetmesini yapmak elde değil açıkçası.Yeni Iphone 5 hepsi değilse bile çoğu kullanıcı tarafından “hayal kırıklığı” olarak nitelendirildi. Zira çok uzun süredir deyim yerindeyse “Propagandası” yapılmış olan Iphone 5′ in farklı bir tasarım formu ile geleceği bekleniyordu. Hatta bazı kişiler tarafından bazı konsept Iphone 5 tasarımları da yapıldı.Ancak buna rağmen Apple klasikten yana bir tavır takındı ve diğer Iphone modelleriyle hemen hemen aynı bir tasarımla kullanıcı karşısına çıktı. Böylelikle Apple birçok teknoloji tutkununu hüsrana uğratmış oldu. Yepyeni bir Iphone deneyimi yaşamak beklentisinde olan kullanıcılar maalesef bu deneyimi pek yaşayamadılar.Tasarım olarak pek bir değişikliğe gidilmeyip klasik Iphone tasarımı uygulanmış olsa da, Yeni Iphone 5 aslında modern bir klasik. Zira yeni Iphone 5′ te, dediğimiz gibi evrimsel olmasa da bazı değişikliklere gidilmiş. Bunlardan şüphesiz ki en bariz olanı yeni Iphone 5’in daha uzun olarak tasarlanmış olması gösterilebilir. Yeni Iphone 5’in uzunluğu 123.8 mm ve selefi olan Iphone modellerine göre oldukça uzun. Ancak yeni Iphone 5’in en yakın rakibi -hatta tek rakibi de diyebiliriz- Samsung Galaxy SIII(http://www.bilgiustam.com/samsung-galaxy-siii-ve-ozellikleri/)’den daha küçük kaldığını da hatırlatalım. Bundan dolayıdır ki Iphone 5’i tek elle kullanmak çokta zorlayıcı değil. Yeni Iphone 5’e boy attırılmış olsa da genişlik konusunda bir değişikliğe gidilmemiş. Tek elle ve sadece sağ veya sol elin başparmağıyla telefonun bütün ekranın kullanabilmesi sayesinde Iphone 5 için ergonomik demek yanlış olmaz. 58,6 mm olarak belirlenen eniyle birlikte Iphone 5, önceki Iphone 4 modellerinden farksız.Yeni Iphone 5’in kasasında da önceki versiyonlarda olduğu gibi yine  alüminyum tercih edilmiş. Alüminyum akıllı telefonda metalik bir his uyandırmasının yanı sıra sağlamlık konusunda da oldukça başarılı bir madde. Çeşitli sektörlerde de kullanılan alüminyum özellikle otomotiv sektöründe oldukça yoğun kullanılmakta. Çok sağlam ve de oldukça da hafif olması sayesinde alüminyum, hem çok hafif hem de güvenli araçlar tasarlamayı mümkün hale getiriyor. İşte bundan dolayıdır ki Apple da Iphone modellerinde alüminyumu etkin bir şekilde kullanıyor. Yeni Iphone 5′ te ultra hafif olmayı aslında bu maddeyle sağlamış bulunuyor. Alüminyumun hem güçlü hem de hafif olması sayesinde hem darbelere karşı iyi bir savunma sağlanmış oluyor hem de ultra hafif bir telefon kasası elde edilebiliyor.Yeni Iphone 5′ in ağırlık ve kalınlık oranları da oldukça ilgi çekici. Bu yönden Iphone 5 için ultra hafif ve ince tanımını yapmak haksızlık olmaz. Güçlü rakiplerine nazaran daha küçük bir boyuta sahip olmasına rağmen ağırlık ve kalınlık oranlarıyla Iphone 5 rakiplerine oldukça büyük bir fark atıyor. Yeni Iphone 5’in ağırlığı sadece 112 gram(3,95 ons). Piyasada bu ağırlık değerine sahip akıllı cihaz bulmak oldukça zor. Bu değere yakın olanlar ise çoğunlukla giriş seviyesi akıllı telefonlar oluyor. Ayrıca bu değerle birlikte Iphone 5, en hafif Iphone modeli olma özelliğine de sahip.Diğer yandan Iphone 5 kalınlık değeriyle de oldukça iyi bir performans sergiliyor. Cihaz sadece 7,6 mm’ lik bir kalınlığa sahip ve bu kalınlık değeriyle birlikte Iphone 5, rakipleriyle arasına oldukça büyük bir fark açıyor.Bu çok iyi değerlerle birlikte Iphone 5 radikal düzenlemelere sahip bir klasik konumunda bulunuyor. Fakat yeni Iphone 5 için her şey olumlu değil. Yeni cihazın bazı özellikleri bazen sadece teori de kalıyor. Evet; Iphone 5′ in birçok iyi değerlerine rağmen yine de pürüzleri bulunuyor. Aslında buna sorunlar yerine sorun diyebilirdik ama yeni Iphone 5′ in yamulma soruna beraberinde birçok sorunu da getirebiliyor. Evet! yanlış okumadınız yeni Iphone 5 yamuluyor. Yapılan çeşitli testler sonucu yeni Iphone 5′ in diğer akıllı cihazlara göre daha çabuk yamulduğu belirlendi.  Böylelikle bu yen cihazında da görünmeyen bir pürüz yapmış oldu. ”Madalyonun İki Yüzü”Yeni Iphone 5 yeni bir çehreye bürünmüş olarak gelmedi fakat yine de Iphone hayranları bu yeni cihazı bağırlarına basmakta bir tereddüt görmediler. Tüm dezavantajlarına rağmen yeni cihaz her şeye rağmen piyasada çok iyi tutunabildi. Vaat ettiği donanımsal yapısıyla birlikte Iphone 5, çoğu telefonun önüne geçebiliyor. Hatta tozunu yutturuyor demek yanlış olmaz. Fakat yeni Iphone 5′ in ortaya çıkarılmış olan yamulma sorunu yine de kullanıcıları oldukça tedirgin edebilmekte.Apple markası iyi satış rakamlarına rağmen vaat ettiklerini gerçekleştirememesinden dolayı popülerliğinin her geçen yitiriyor. Buna yeni Iphone 5′ in yamulma sorunu da eklenince iş oldukça ciddiye binmekte. Apple markasının alüminyum kasa kullanması ve böylece hem güvenlik hemde hafiflik sağlama vaadi maalesef yeni model Iphone 5′ te tutmamış gözüküyor. Bunun sebebi ise yanlış ‘maya’ nın kullanılmış olması. Zira önceki Iphone modellerinde de alüminyum kasa kullanılmış ve oldukça iyi sonuçlar alınmıştı. Fakat yeni Iphone 5’in kasası alüminyumdan değil alüminyum alaşımdan üretilmiş ve bu da yeni cihazın kolayca yamulmasına neden oluyor. Daha hafif, daha ince, daha küçük yapıda bir Iphone olmasına rağmen Iphone 5 kasa donanımı olarak bariz şekilde kötü.  Aşağıdaki videodan da izleyebileceğiniz gibi yeni Iphone 5′ te de maalesef Apple  vaat ettiklerini pek yerine getirememiş.Yeni Iphone 5 iddialı bir  kasa şekline ve oldukça iyi değerlerine rağmen kasa donanımı konusunda çok başarılı değil. Eğer 10 üzerinden bir değerlendirme yaparsak, yeni Iphone 5 ancak 7 puan alabilir. Iphone gibi bir cihaza böyle düşük bir puanlamayı yapmamızı en çok etkileyen neden, Apple markasının yeni materyalleri kullanırken -alüminyum alaşım gibi- dikkatsiz davranmış olmasıdır.Yeni Iphone 5 maalesef kasa donanımı konusunda çok iyi bir performans gösteremiyor. Ancak buna rağmen ağırlık ve kalınlık değerleri konusunda Iphone 5′ in eline su dökülemez.Evet, yeni Iphone 5’in kasa durumu genel olarak böyle; isterseniz şimdi Apple markasının alamet-i farikalarından biri olan ve yeni Iphone 5’te de sunulan ekranın özelliklerine bir bakalım.“Muhteşem Bir Görüntü Kalitesi: Retina Ekran”Retina ekran teknolojisi Apple markasının Iphone modelleri dışında Ipad, İpod Touch ve diğer bazı ürünlerinde kullandığı mükemmel bir özelliktir. Mükemmellik cümlesi nesnel olmaktan uzak olsa da retina ekranın özellikleri bilimsel olarak da kanıtlanmış. Nasıl mı dersiniz, yazımızı okumaya devam edin.Apple markasının geliştirmiş olduğu retina teknolojisi sayesinde akıllı cihazların görüntü kalitesi çok net ve 1080 piksel yani başka bir deyişle HD (High Definition) seviyesine ulaşıyor. Peki bu nasıl oluyor? Retina ekran bulunan bir cihazın ekranı diğer ekranlardan ayıran özellik nedir? peki diğer akıllı cihaz üreticilerinin de böyle teknolojileri bulunuyor mu? Dilerseniz hepsini tek tek cevaplayalım.Öncelikle Retina Ekran teknolojisini kısaca anlatalım: Retina Ekranın kalitesini bir örnekle anlatmaya çalışalım. 2000’li yıllara damgasını vuran bir telefon vardır; Nokia 3310. Nokia 3310 bir zamanlar çok fenomendi ancak şimdi ki telefonlarla karşılaştırıldığında basit bir hesap makinesi gibi muamele görüyor. Şimdi Nokia 3310′ un ekranını gözünüzün önüne getirin. Ekrana gözünüzü fazla yaklaştırmaya gerek bile kalmadan ekranın piksellerini görebilirsiniz. Şimdi de gözünüzün önüne öyle bir şey getirin ki çıplak gözle göremeyeceğiniz sadece mikroskopla piksellerini görebileceğiniz bir ekran getirin. İşte o ekran Retina ekran’dır. Retina ekranın ‘dillere destan’ özelliği işte burada yatmakta. Retina ekran insan gözünün algılayamayacağı kadar yoğun bir piksel sayısına sahip.Yapılan araştırmalar sonucunda çıplak insan gözünün 300 piksel yoğunluktan fazlasını algılayamadığı ortaya çıkmış. Apple Retina ekran teknolojisi ise 326 piksel sayısına sahip. Yani insan gözünün görebileceğinden daha fazla bir yoğunluk söz konusu. Hal böyle olunca Apple markalı ürünlerin kıskanılacak ölçüde yüksek çözünürlükte olması ve yüksek satış rakamları elde etmesi de kaçınılmaz oluyor. İkinci sorumuzun cevabı ise evet.Diğer akıllı cihaz üreticileri de kendilerine has ekran teknolojileri üzerinde çalışmaktalar. Bunlardan ikisini örnek vermek gerekirse; Samsung ve HTC. Samsung markası çoğu akıllı cihazında Super AMOLED adı verilen özel bir ekran kullanıyor. Bu ekran da tıpkı Retina ekran gibi yüksek çözünürlük sunmakta. Diğer üretici HTC markasını örnek vermemizin sebebi dünyanın ilk 1280-1024 piksel kalitesinde görüntü verebilen ilk cihazı üretmiş olması. Bu akıllı cihazın adı ise HTC Butterfly.Retina ekran konusunda yeterli bilgiyi verdiğimizi umar ve son bir uyarı da bulunmak isteriz. Bilindiği üzere yüksek standartlar yüksek bedeller gerektirir. Retina ekran veya diğer örneklerini verdiğimiz ekran teknolojileri gibi yüksek çözünürlük sunan ekranlar daha fazla enerji tüketmekteler. Eğer bir film veya video izlemiyorsanız cihazınızın gerekli ayarlar bölümünden ekran aydınlatmasını düşük seviyeye indirmenizi tavsiye ederiz. Böylelikle cihazınızın batarya ömrünü arttırmış olursunuz.Ayrıca yeni Iphone 5’te kullanılan özel bir kaplama sayesinde ekran yağ tutmuyor. Bazı durumlarda can sıkıcı olabilen bu durum da parmağınızı ekran üzerinde uzun süre tuttuğunuz zaman gerçekleşiyor ve bir bezle silmeniz gerekebiliyor. Bu sorunu yaşatmaması yeni Iphone 5 için artı bir değer oluyor.İsterseniz artık cihazımızın yazılım konusunda ne tür artı veya eksileri bulunduğuna da bir bakalım. Ayrıca cihazın kamerası ile ilgili bilgileri de bu kısımda vereceğiz.“İki Kat Hız: A6 Çip”Apple Iphone 5’te kullanılan A6 adı verilen çip çok tatminkar gözükmeyen fakat yine de yapılan testler sonucu birçok rakibini geride bırakan 1Ghz hızında çalışıyor. Çoğu rakibi 1,2Ghz hızın üzerinde çipler kullanmayı uygun görse de Apple, A6 çip ile iddialı bir duruşa sahip. Fakat yapılan çip testleri sonucu Apple mühendislerinin iyi iş çıkardıkları ve yeni çipin görece düşük hızına rağmen zeki mimarisinden dolayı hızlı olduğu keşfedilmiş. Yeni A6 çipi A5 çipine göre de iki kat daha hızlı işlem yapabilme yeteneğine sahip. Apple markası hem kendisini geliştirmeyi hem de rakiplerine karşı fire vermemeyi iyi şekilde becerebiliyor. Yeni A6 çipi hızlı olmasının yanında düşük güç tüketimiyle geliyor. iOS işletim sistemiyle entegre olarak çalışması sağlanan çipin böylece daha az enerjiye gereksinim duyması sağlanmış. Yeni Iphone 5’in RAM kapasitesi de oldukça yeterli. Iphone 5, 1 GB 1066 Mhz oranına sahip bir RAM kapasitesiyle beraber gelmekte. Bu da daha hızlı bir şekilde uygulama ve oyunlar oynanabilmesine olanak sağlayan bir diğer unsur. Yeni Iphone 5’te de iOS 6 işletim sistemi kullanılmakta.Genel olarak tatminkar olan değerlerine rağmen dozajı aşmanız halinde işletim sistemi batarya konusunda sürpriz yaşatabilir. Bu yüzden fazla hız meraklısı olmamaya dikkat etmekte fayda bulunuyor.  Öte yandan çok daha fonksiyonel hale getirilmiş olan iOS 6 sayesinde Iphone 5’te işlem yapmak daha zevkli ve de daha verimli hale geliyor.Gelişmiş Bluetooth 4.0 gibi teknolojilerle de gelen yeni Iphone 5 bağlantı konusunda oldukça zengin. HSPA, HSPA+ ve DC-HSDPA, 802.11n kablosuz iletişim gibi bağlantılara olanak sağlayan yeni Iphone 5’in en dikkat çekici özelliklerinden biri de 150 Mbps hıza ulaşabilen Wi-Fi bağlantısı. Wi-Fi bağlantısının oldukça hızlı olmasının yanında şunu da unutmamak gerekir ki, altyapı gereği ülkemizde böyle bir hıza ulaşmak pekte kolay olmayacaktır. Bunun yanında ülkemizde henüz tam olarak gelişmemiş bir teknoloji olan 4G bağlantısı da yeni Iphone 5’te standart olarak sunulmakta.“8 MP iSight Kamera”Yeni Iphone 5’te önceki modellerde olduğu 8 Mp görüntü kalitesinde bir iSight kamera kullanılmış. Yüz tanıma, panorama ve kızılötesi filtre gibi iddialı özellikleri bulunan iSight kamera her ne kadar özellik bakımından aynı kalmış olsa da selefine oranla daha hızlı çekim yapabilme kabiliyetine sahip. Bu bakımdan Iphone 5’in iSight kamerası önceki Iphone kameralarına binaen bir adım önde bulunuyor. Ancak, Iphone 4’te ƒ/2.8 diyafram oranı sunulmuş olmasına rağmen Iphone 5’in diyafram oranı 2,4 olarak belirlenmiş. Bunun nedeni de batarya ömrünü uzatmak veya bellek kapasitesini tasarruflu kullanmak da olabilir. Zira diyafram oranı ne kadar artarsa o kadar fazla alan derin olarak çekilebilmekte. Ayrı olarak Iphone 5’in ön tarafında 720 piksel HD video çekebilme özelliğine sahip bir kamera da bulunuyor. 1,2 MP görüntü özelliğine sahip bu kamera sayesinde FaceTime (Görüntülü Arama) daha net olarak gerçekleştirilebiliyor.iSight kamera konusunda değineceğimiz son nokta ise gelişmiş video stabilizasyonu. Bazı akıllı cihazlarda da kullanılan bu özellik sayesinde video çekimi esnasında olaşabilecek herhangi bir sarsıntı engelleniyor. Bu sayede herhangi bir fotoğraf veya bir video çekildiğinde el titremesi ve çevre unsurlarının etkisi de en aza indirgenmiş oluyor.“3 Boyutlu Harita”Yeni Iphone 5’te kullanılan harita sadece klasik yol görüntüsü sunan haritalardan oldukça faklı. Yol göstergeleri de oldukça net kolayca okunabilen harita 3 Boyutlu gezinim imkanı  sunmakta. Bu 3 Boyut imkanı sayesinde o bölgede bulunan bina ve çeşitli benzer unsurlara bakabilmek mümkün. Yani bu da demek oluyor ki Apple haritası sayesinde kaybolmak neredeyse imkansız. Zira harita yollarını nasıl okuması gerektiğini bilmeyenler bile bu 3 Boyutlu harita sayesinde sadece görsel olarak bile yollarını bulabilecekler.BataryaAkıllı cihazlarda en önemli noktalardan biri olan batarya şüphesiz günümüz mobil cihazları için en zorlu kulvar. Hafiflik sunup az kullanım süresi sunmaması, uzun süre kullanmaya imkan verip ağır olmaması için akıllı cihaz üreticileri çok titiz bir terazi dengesi sağlamaktalar. Yeni Iphone 5’te bu dengede çok iyi olamasa bile fena sayılmayacak kullanım süresi sunmakta. Iphone 5’in bekleme süresi 225 saat (bu da yaklaşık 9 gün ediyor). Buna binaen Iphone 5, 10 saate kadar video oynatabilme süresine sahip. Yani ikişer saatlik olmak üzere 5 film izlenebilir. İnternet kullanımında ise cihaz 8 saatlik bir 3G, Wi-Fi üzerinden ise gayet tatmin edici bir rakam olan 10 saatlik kullanım sunuyor. Gayet tatmin edici kullanım süreleri sunan yeni Iphone 5’le ayrıca 40 saate kadar da müzik dinleyebilme imkanı bulunmakta.Yeni Iphone 5’in kutu açılışı ve yamulma sorunu ile ilgili videolar ve  Iphone Türkçe Siri tanıtım videosunu izleyebilirsiniz.Bugüne kadar hakkında birçok teori öne sürülmüş ve bir çok konsept modeli  hazırlanmış olan ve en çok merak edilen telefon modellerinden biri olan Apple Iphone 5, artık ülkemizde de satışa sunulmuş bulunuyor.Yepyeni özellik ve donanımlarıyla beraber gelen yeni Iphone 5’in buna rağmen  dezavantajları da bulunmuyor değil. Bundan dolayı yeni Iphone 5 çoğu teknoloji çevrelerinden beklentiyi karşılayamadığı yönünde eleştiriler de almış bulunuyor. Yeni Iphone 5 çoğu teknoloji yazarı ve tüketicileri tarafından, “Yeni Ama Heyecan Verici Değil” diye tanımlanmakta. Ancak Apple yazılım açısından dersine iyi çalışmış.Yeni Iphone 5 de donanım özelliklerinin yanında yazılım özelliklerine de yoğunlaşılmış. İsterseniz şimdi Apple markasının bu yeni fenomeni, Iphone 5’te  donanım ve yazılım olarak ne gibi yenilikler ve değişiklikler yapıldığına yakından bakalım.Tasarım “Klasik ve Radikalliğin Buluştuğu Kasa”Yeni Iphone 5 tasarımı itibariyle tam bir ‘evrim’ geçirmiş değil. Bu bakımdan Apple Iphone ailesinin tasarım anlayışıyla, en yakın rakiplerinden Samsung Galaxy S ailesinin tasarım anlayışının birbirinden oldukça farklı olduğu rahatlıkla görülebilir. Zira Samsung markasının Galaxy S ailesinde uygulamakta olduğu  tasarım anlayışı oldukça faklı. Samsung akıllı telefonlarında ‘evrim’ den yana bir tavır takınırken Apple markası ise klasik tasarım şeklini yeni modellerinde de sürdürmeye devam ediyor. Nitekim yeni Iphone 5′ te uygulanan kasa şekli bir önceki Iphone modellerinin bir kopyası niteliğinde. Yeni Iphone 5′ e bakınca önceki model olan Iphone 4S’ in basınç altında kalıp pestili çıkarılmış bir formu gibi olduğu benzetmesini yapmak elde değil açıkçası.Yeni Iphone 5 hepsi değilse bile çoğu kullanıcı tarafından “hayal kırıklığı” olarak nitelendirildi. Zira çok uzun süredir deyim yerindeyse “Propagandası” yapılmış olan Iphone 5′ in farklı bir tasarım formu ile geleceği bekleniyordu. Hatta bazı kişiler tarafından bazı konsept Iphone 5 tasarımları da yapıldı.Ancak buna rağmen Apple klasikten yana bir tavır takındı ve diğer Iphone modelleriyle hemen hemen aynı bir tasarımla kullanıcı karşısına çıktı. Böylelikle Apple birçok teknoloji tutkununu hüsrana uğratmış oldu. Yepyeni bir Iphone deneyimi yaşamak beklentisinde olan kullanıcılar maalesef bu deneyimi pek yaşayamadılar.Tasarım olarak pek bir değişikliğe gidilmeyip klasik Iphone tasarımı uygulanmış olsa da, Yeni Iphone 5 aslında modern bir klasik. Zira yeni Iphone 5′ te, dediğimiz gibi evrimsel olmasa da bazı değişikliklere gidilmiş. Bunlardan şüphesiz ki en bariz olanı yeni Iphone 5’in daha uzun olarak tasarlanmış olması gösterilebilir. Yeni Iphone 5’in uzunluğu 123.8 mm ve selefi olan Iphone modellerine göre oldukça uzun. Ancak yeni Iphone 5’in en yakın rakibi -hatta tek rakibi de diyebiliriz- Samsung Galaxy SIII(http://www.bilgiustam.com/samsung-galaxy-siii-ve-ozellikleri/)’den daha küçük kaldığını da hatırlatalım. Bundan dolayıdır ki Iphone 5’i tek elle kullanmak çokta zorlayıcı değil. Yeni Iphone 5’e boy attırılmış olsa da genişlik konusunda bir değişikliğe gidilmemiş. Tek elle ve sadece sağ veya sol elin başparmağıyla telefonun bütün ekranın kullanabilmesi sayesinde Iphone 5 için ergonomik demek yanlış olmaz. 58,6 mm olarak belirlenen eniyle birlikte Iphone 5, önceki Iphone 4 modellerinden farksız.Yeni Iphone 5’in kasasında da önceki versiyonlarda olduğu gibi yine  alüminyum tercih edilmiş. Alüminyum akıllı telefonda metalik bir his uyandırmasının yanı sıra sağlamlık konusunda da oldukça başarılı bir madde. Çeşitli sektörlerde de kullanılan alüminyum özellikle otomotiv sektöründe oldukça yoğun kullanılmakta. Çok sağlam ve de oldukça da hafif olması sayesinde alüminyum, hem çok hafif hem de güvenli araçlar tasarlamayı mümkün hale getiriyor. İşte bundan dolayıdır ki Apple da Iphone modellerinde alüminyumu etkin bir şekilde kullanıyor. Yeni Iphone 5′ te ultra hafif olmayı aslında bu maddeyle sağlamış bulunuyor. Alüminyumun hem güçlü hem de hafif olması sayesinde hem darbelere karşı iyi bir savunma sağlanmış oluyor hem de ultra hafif bir telefon kasası elde edilebiliyor.Yeni Iphone 5′ in ağırlık ve kalınlık oranları da oldukça ilgi çekici. Bu yönden Iphone 5 için ultra hafif ve ince tanımını yapmak haksızlık olmaz. Güçlü rakiplerine nazaran daha küçük bir boyuta sahip olmasına rağmen ağırlık ve kalınlık oranlarıyla Iphone 5 rakiplerine oldukça büyük bir fark atıyor. Yeni Iphone 5’in ağırlığı sadece 112 gram(3,95 ons). Piyasada bu ağırlık değerine sahip akıllı cihaz bulmak oldukça zor. Bu değere yakın olanlar ise çoğunlukla giriş seviyesi akıllı telefonlar oluyor. Ayrıca bu değerle birlikte Iphone 5, en hafif Iphone modeli olma özelliğine de sahip.Diğer yandan Iphone 5 kalınlık değeriyle de oldukça iyi bir performans sergiliyor. Cihaz sadece 7,6 mm’ lik bir kalınlığa sahip ve bu kalınlık değeriyle birlikte Iphone 5, rakipleriyle arasına oldukça büyük bir fark açıyor.Bu çok iyi değerlerle birlikte Iphone 5 radikal düzenlemelere sahip bir klasik konumunda bulunuyor. Fakat yeni Iphone 5 için her şey olumlu değil. Yeni cihazın bazı özellikleri bazen sadece teori de kalıyor. Evet; Iphone 5′ in birçok iyi değerlerine rağmen yine de pürüzleri bulunuyor. Aslında buna sorunlar yerine sorun diyebilirdik ama yeni Iphone 5′ in yamulma soruna beraberinde birçok sorunu da getirebiliyor. Evet! yanlış okumadınız yeni Iphone 5 yamuluyor. Yapılan çeşitli testler sonucu yeni Iphone 5′ in diğer akıllı cihazlara göre daha çabuk yamulduğu belirlendi.  Böylelikle bu yen cihazında da görünmeyen bir pürüz yapmış oldu. ”Madalyonun İki Yüzü”Yeni Iphone 5 yeni bir çehreye bürünmüş olarak gelmedi fakat yine de Iphone hayranları bu yeni cihazı bağırlarına basmakta bir tereddüt görmediler. Tüm dezavantajlarına rağmen yeni cihaz her şeye rağmen piyasada çok iyi tutunabildi. Vaat ettiği donanımsal yapısıyla birlikte Iphone 5, çoğu telefonun önüne geçebiliyor. Hatta tozunu yutturuyor demek yanlış olmaz. Fakat yeni Iphone 5′ in ortaya çıkarılmış olan yamulma sorunu yine de kullanıcıları oldukça tedirgin edebilmekte.Apple markası iyi satış rakamlarına rağmen vaat ettiklerini gerçekleştirememesinden dolayı popülerliğinin her geçen yitiriyor. Buna yeni Iphone 5′ in yamulma sorunu da eklenince iş oldukça ciddiye binmekte. Apple markasının alüminyum kasa kullanması ve böylece hem güvenlik hemde hafiflik sağlama vaadi maalesef yeni model Iphone 5′ te tutmamış gözüküyor. Bunun sebebi ise yanlış ‘maya’ nın kullanılmış olması. Zira önceki Iphone modellerinde de alüminyum kasa kullanılmış ve oldukça iyi sonuçlar alınmıştı. Fakat yeni Iphone 5’in kasası alüminyumdan değil alüminyum alaşımdan üretilmiş ve bu da yeni cihazın kolayca yamulmasına neden oluyor. Daha hafif, daha ince, daha küçük yapıda bir Iphone olmasına rağmen Iphone 5 kasa donanımı olarak bariz şekilde kötü.  Aşağıdaki videodan da izleyebileceğiniz gibi yeni Iphone 5′ te de maalesef Apple  vaat ettiklerini pek yerine getirememiş.Yeni Iphone 5 iddialı bir  kasa şekline ve oldukça iyi değerlerine rağmen kasa donanımı konusunda çok başarılı değil. Eğer 10 üzerinden bir değerlendirme yaparsak, yeni Iphone 5 ancak 7 puan alabilir. Iphone gibi bir cihaza böyle düşük bir puanlamayı yapmamızı en çok etkileyen neden, Apple markasının yeni materyalleri kullanırken -alüminyum alaşım gibi- dikkatsiz davranmış olmasıdır.Yeni Iphone 5 maalesef kasa donanımı konusunda çok iyi bir performans gösteremiyor. Ancak buna rağmen ağırlık ve kalınlık değerleri konusunda Iphone 5′ in eline su dökülemez.Evet, yeni Iphone 5’in kasa durumu genel olarak böyle; isterseniz şimdi Apple markasının alamet-i farikalarından biri olan ve yeni Iphone 5’te de sunulan ekranın özelliklerine bir bakalım.“Muhteşem Bir Görüntü Kalitesi: Retina Ekran”Retina ekran teknolojisi Apple markasının Iphone modelleri dışında Ipad, İpod Touch ve diğer bazı ürünlerinde kullandığı mükemmel bir özelliktir. Mükemmellik cümlesi nesnel olmaktan uzak olsa da retina ekranın özellikleri bilimsel olarak da kanıtlanmış. Nasıl mı dersiniz, yazımızı okumaya devam edin.Apple markasının geliştirmiş olduğu retina teknolojisi sayesinde akıllı cihazların görüntü kalitesi çok net ve 1080 piksel yani başka bir deyişle HD (High Definition) seviyesine ulaşıyor. Peki bu nasıl oluyor? Retina ekran bulunan bir cihazın ekranı diğer ekranlardan ayıran özellik nedir? peki diğer akıllı cihaz üreticilerinin de böyle teknolojileri bulunuyor mu? Dilerseniz hepsini tek tek cevaplayalım.Öncelikle Retina Ekran teknolojisini kısaca anlatalım: Retina Ekranın kalitesini bir örnekle anlatmaya çalışalım. 2000’li yıllara damgasını vuran bir telefon vardır; Nokia 3310. Nokia 3310 bir zamanlar çok fenomendi ancak şimdi ki telefonlarla karşılaştırıldığında basit bir hesap makinesi gibi muamele görüyor. Şimdi Nokia 3310′ un ekranını gözünüzün önüne getirin. Ekrana gözünüzü fazla yaklaştırmaya gerek bile kalmadan ekranın piksellerini görebilirsiniz. Şimdi de gözünüzün önüne öyle bir şey getirin ki çıplak gözle göremeyeceğiniz sadece mikroskopla piksellerini görebileceğiniz bir ekran getirin. İşte o ekran Retina ekran’dır. Retina ekranın ‘dillere destan’ özelliği işte burada yatmakta. Retina ekran insan gözünün algılayamayacağı kadar yoğun bir piksel sayısına sahip.Yapılan araştırmalar sonucunda çıplak insan gözünün 300 piksel yoğunluktan fazlasını algılayamadığı ortaya çıkmış. Apple Retina ekran teknolojisi ise 326 piksel sayısına sahip. Yani insan gözünün görebileceğinden daha fazla bir yoğunluk söz konusu. Hal böyle olunca Apple markalı ürünlerin kıskanılacak ölçüde yüksek çözünürlükte olması ve yüksek satış rakamları elde etmesi de kaçınılmaz oluyor. İkinci sorumuzun cevabı ise evet.Diğer akıllı cihaz üreticileri de kendilerine has ekran teknolojileri üzerinde çalışmaktalar. Bunlardan ikisini örnek vermek gerekirse; Samsung ve HTC. Samsung markası çoğu akıllı cihazında Super AMOLED adı verilen özel bir ekran kullanıyor. Bu ekran da tıpkı Retina ekran gibi yüksek çözünürlük sunmakta. Diğer üretici HTC markasını örnek vermemizin sebebi dünyanın ilk 1280-1024 piksel kalitesinde görüntü verebilen ilk cihazı üretmiş olması. Bu akıllı cihazın adı ise HTC Butterfly.Retina ekran konusunda yeterli bilgiyi verdiğimizi umar ve son bir uyarı da bulunmak isteriz. Bilindiği üzere yüksek standartlar yüksek bedeller gerektirir. Retina ekran veya diğer örneklerini verdiğimiz ekran teknolojileri gibi yüksek çözünürlük sunan ekranlar daha fazla enerji tüketmekteler. Eğer bir film veya video izlemiyorsanız cihazınızın gerekli ayarlar bölümünden ekran aydınlatmasını düşük seviyeye indirmenizi tavsiye ederiz. Böylelikle cihazınızın batarya ömrünü arttırmış olursunuz.Ayrıca yeni Iphone 5’te kullanılan özel bir kaplama sayesinde ekran yağ tutmuyor. Bazı durumlarda can sıkıcı olabilen bu durum da parmağınızı ekran üzerinde uzun süre tuttuğunuz zaman gerçekleşiyor ve bir bezle silmeniz gerekebiliyor. Bu sorunu yaşatmaması yeni Iphone 5 için artı bir değer oluyor.İsterseniz artık cihazımızın yazılım konusunda ne tür artı veya eksileri bulunduğuna da bir bakalım. Ayrıca cihazın kamerası ile ilgili bilgileri de bu kısımda vereceğiz.“İki Kat Hız: A6 Çip”Apple Iphone 5’te kullanılan A6 adı verilen çip çok tatminkar gözükmeyen fakat yine de yapılan testler sonucu birçok rakibini geride bırakan 1Ghz hızında çalışıyor. Çoğu rakibi 1,2Ghz hızın üzerinde çipler kullanmayı uygun görse de Apple, A6 çip ile iddialı bir duruşa sahip. Fakat yapılan çip testleri sonucu Apple mühendislerinin iyi iş çıkardıkları ve yeni çipin görece düşük hızına rağmen zeki mimarisinden dolayı hızlı olduğu keşfedilmiş. Yeni A6 çipi A5 çipine göre de iki kat daha hızlı işlem yapabilme yeteneğine sahip. Apple markası hem kendisini geliştirmeyi hem de rakiplerine karşı fire vermemeyi iyi şekilde becerebiliyor. Yeni A6 çipi hızlı olmasının yanında düşük güç tüketimiyle geliyor. iOS işletim sistemiyle entegre olarak çalışması sağlanan çipin böylece daha az enerjiye gereksinim duyması sağlanmış. Yeni Iphone 5’in RAM kapasitesi de oldukça yeterli. Iphone 5, 1 GB 1066 Mhz oranına sahip bir RAM kapasitesiyle beraber gelmekte. Bu da daha hızlı bir şekilde uygulama ve oyunlar oynanabilmesine olanak sağlayan bir diğer unsur. Yeni Iphone 5’te de iOS 6 işletim sistemi kullanılmakta.Genel olarak tatminkar olan değerlerine rağmen dozajı aşmanız halinde işletim sistemi batarya konusunda sürpriz yaşatabilir. Bu yüzden fazla hız meraklısı olmamaya dikkat etmekte fayda bulunuyor.  Öte yandan çok daha fonksiyonel hale getirilmiş olan iOS 6 sayesinde Iphone 5’te işlem yapmak daha zevkli ve de daha verimli hale geliyor.Gelişmiş Bluetooth 4.0 gibi teknolojilerle de gelen yeni Iphone 5 bağlantı konusunda oldukça zengin. HSPA, HSPA+ ve DC-HSDPA, 802.11n kablosuz iletişim gibi bağlantılara olanak sağlayan yeni Iphone 5’in en dikkat çekici özelliklerinden biri de 150 Mbps hıza ulaşabilen Wi-Fi bağlantısı. Wi-Fi bağlantısının oldukça hızlı olmasının yanında şunu da unutmamak gerekir ki, altyapı gereği ülkemizde böyle bir hıza ulaşmak pekte kolay olmayacaktır. Bunun yanında ülkemizde henüz tam olarak gelişmemiş bir teknoloji olan 4G bağlantısı da yeni Iphone 5’te standart olarak sunulmakta.“8 MP iSight Kamera”Yeni Iphone 5’te önceki modellerde olduğu 8 Mp görüntü kalitesinde bir iSight kamera kullanılmış. Yüz tanıma, panorama ve kızılötesi filtre gibi iddialı özellikleri bulunan iSight kamera her ne kadar özellik bakımından aynı kalmış olsa da selefine oranla daha hızlı çekim yapabilme kabiliyetine sahip. Bu bakımdan Iphone 5’in iSight kamerası önceki Iphone kameralarına binaen bir adım önde bulunuyor. Ancak, Iphone 4’te ƒ/2.8 diyafram oranı sunulmuş olmasına rağmen Iphone 5’in diyafram oranı 2,4 olarak belirlenmiş. Bunun nedeni de batarya ömrünü uzatmak veya bellek kapasitesini tasarruflu kullanmak da olabilir. Zira diyafram oranı ne kadar artarsa o kadar fazla alan derin olarak çekilebilmekte. Ayrı olarak Iphone 5’in ön tarafında 720 piksel HD video çekebilme özelliğine sahip bir kamera da bulunuyor. 1,2 MP görüntü özelliğine sahip bu kamera sayesinde FaceTime (Görüntülü Arama) daha net olarak gerçekleştirilebiliyor.iSight kamera konusunda değineceğimiz son nokta ise gelişmiş video stabilizasyonu. Bazı akıllı cihazlarda da kullanılan bu özellik sayesinde video çekimi esnasında olaşabilecek herhangi bir sarsıntı engelleniyor. Bu sayede herhangi bir fotoğraf veya bir video çekildiğinde el titremesi ve çevre unsurlarının etkisi de en aza indirgenmiş oluyor.“3 Boyutlu Harita”Yeni Iphone 5’te kullanılan harita sadece klasik yol görüntüsü sunan haritalardan oldukça faklı. Yol göstergeleri de oldukça net kolayca okunabilen harita 3 Boyutlu gezinim imkanı  sunmakta. Bu 3 Boyut imkanı sayesinde o bölgede bulunan bina ve çeşitli benzer unsurlara bakabilmek mümkün. Yani bu da demek oluyor ki Apple haritası sayesinde kaybolmak neredeyse imkansız. Zira harita yollarını nasıl okuması gerektiğini bilmeyenler bile bu 3 Boyutlu harita sayesinde sadece görsel olarak bile yollarını bulabilecekler.BataryaAkıllı cihazlarda en önemli noktalardan biri olan batarya şüphesiz günümüz mobil cihazları için en zorlu kulvar. Hafiflik sunup az kullanım süresi sunmaması, uzun süre kullanmaya imkan verip ağır olmaması için akıllı cihaz üreticileri çok titiz bir terazi dengesi sağlamaktalar. Yeni Iphone 5’te bu dengede çok iyi olamasa bile fena sayılmayacak kullanım süresi sunmakta. Iphone 5’in bekleme süresi 225 saat (bu da yaklaşık 9 gün ediyor). Buna binaen Iphone 5, 10 saate kadar video oynatabilme süresine sahip. Yani ikişer saatlik olmak üzere 5 film izlenebilir. İnternet kullanımında ise cihaz 8 saatlik bir 3G, Wi-Fi üzerinden ise gayet tatmin edici bir rakam olan 10 saatlik kullanım sunuyor. Gayet tatmin edici kullanım süreleri sunan yeni Iphone 5’le ayrıca 40 saate kadar da müzik dinleyebilme imkanı bulunmakta.Yeni Iphone 5’in kutu açılışı ve yamulma sorunu ile ilgili videolar ve  Iphone Türkçe Siri tanıtım videosunu izleyebilirsiniz.Kaynakça:http://www.apple.com/tr/iphone/features/http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0Phone_5http://shiftdelete.net/iphone-5in-yamuldugu-ortaya-cikti-42022.htmlYazar: İsa Gürbüzhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/apple-iphone-5-ve-ozellikleri

Paco de Lucía Kimdir ?

Paco de Lucía Kimdir ?

Asıl adı Francisco Sanchez Gomez olan ancak müzik dünyasının kendisini Paco de Lucia olarak bildiği ünlü müzisyen, İspanyol gitarist ve aynı zamanda da bestecidir. Flamenko müziği denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Lucia, caz, funk, klasik müzik ve folk müzik alanları adına da eserler üretmiştir. Paco de Lucía, gerçek adıyla Francisco Sanchez Gomez (Doğum tarihi 21 Aralık 1947, Algeciras, Cádiz, İspanya -ö. 25 Şubat 2014, Cancún, Meksika) İspanyol gitarist ve bestecidir. Flamenko müziğinin en önemli gitaristlerinden biri olduğu kabul edilir. Lucía, caz, funk, klasik müzik ve yöresel müzik alanlarında da eserler vermiştir.Beş erkek kardeşin en küçüğü olarak İspanya'nın güney ucunda, Cádiz iline bağlı Algeciras'da dünyaya geldi. Müzisyen bir aileden geliyordu: Babası flamenko gitaristi Antonio Sánchez, abilerinden biri flamenko şarkıcısı Pepe de Lucía, diğeri flamenko gitaristi Ramón de Algeciras'dı. Paco de Lucía adını Portekizli annesi Lucía Gomes'in şerefine edindi.1958'de, onbir yaşında ilk defa radyoya (Radio Algeciras) çıktı. Bir yıl sonra prestijli Jerez flamenko yarışmasında özel ödül aldı. 1961'de dansçı José Greco'nun flamenko grubuyla turneye çıktı, çeşitli ülkelerde konserlere katıldı. New York'ta kendisini etkileyen müzisyenlerden gitarist Sabicas'la tanıştı. İspanya'ya döndükten sonra, 1964'te ailesiyle birlikte Madrid'e taşındı. Madrilenian gitaristi Ricardo Modrego ile üç albüm kaydetti: Dos guitarras flamencas, Dos guitarras flamencas en stereo, ve Doce canciones de Federico García Lorca para guitarra. 1966'da kardeşi Ramon ile birlikte üç albüm kaydetti. 1967'de ilk solo albümünü yayımladı: La Fabulosa Guitarra de Paco de Lucía.1968 ile 1977 arasında dostu ve Yeni Flamenko müzisyeni Camarón de la Isla (Camaron) ile verimli bir işbirliği gerçekleştirdi. İkili birlikte on albüm doldurdu.De Lucía, 1970'lerin sonlarından itibaren caz fusion'a ilgi duymaya başladı. Al DiMeola'nın 1977'deki Elegant Gypsy albümünde yansıttığı bu tarz, saf flamenkocuların tepkisine yol açmadı.De Lucía, 1979'da, John McLaughlin ve Larry Coryell ile Gitar Üçlüsü kurdu ve kısa bir Avrupa turuna çıkarak Londra'da Royal Albert Hall'da Ruhların Buluşması adlı bir video kaydı yaptılar. İlerleyen zamanda Al Di Meola, Coryell'in yerini aldı. 1981'den itibaren bu üçlü üç albüm kaydetti. De Lucía'nın kardeşleri Ramón ve Pepe'nin de dahil olduğu kendi grubu, Paco de Lucía Sekstet de kendi çıkaracakları üç albümden ilkini aynı yıl yayımladı. De Lucía, kendi başına geleneksel ve modern flamenko stillerinde çeşitli albümler çıkardı. Geniş repertuarıyla yeni bir flamenko anlayışı yarattı, gitarın teknik ve müzikal sınırlarını aştı. 23 Mart 2007'de Cadiz Üniversitesi, de Lucía'nın müzikal ve kültürel katkılarını kendisine fahri doktora (Doktor Honoris Causa) payesi vererek ödüllendirdi.De Lucía'nın bir rasgueado ve picado ustası olduğu kabul edilir, klasik gitarı son derece hızlı kullanabilir.1991'de Joaquín Rodrigo'nun Concierto de Aranjuez 'ini yorumlaması istenene kadar de Lucía nota okumayı bilmemekteydi. De Lucía, daha sonra, Concierto'yu yorumlarken klasik gitarcıların önem verdiği tonal sadakatten ödün vererek ritmik doğruluğa önem verdiğini belirtti.Ayrıca Levent Yüksel tarafından seslendirilen, sözleri Sezen Aksu'ya ait olan "Tuana" isimli parça bir Paco de Lucia bestesidir.Paco de Lucía, 25 Şubat 2014 günü çocuklarıyla kumsalda oynarken geçirdiği kalp krizi sonucu 66 yaşında hayatını kaybetmiştir.Diskografi    Dos Guitarras Flamencas (1965) Ricardo Modrego ile    12 Canciones de García Lorca para Guitarra (1965) Ricardo Modrego ile    Dos Guitarras Flamencas en América Latina (1967) Ramón de Algeciras ile    La Fabulosa Guitarra de Paco de Lucía (1967)    Hispanoamérica (1969)    Fantasía Flamenca de Paco de Lucía (1969)    Recital de Guitarra (1971)    El Duende Flamenco de Paco de Lucía (1972)    Fuente y Caudal (1973)    En Vivo Desde el Teatro Real (1975)    Almoraima (1976)    Interpreta a Manuel de Falla (1978)    Castro Marín (1981) Larry Coryell ve John McLaughlin ile    Friday Night in San Francisco (1981) Al Di Meola ve John McLaughlin ile    Sólo Quiero Caminar (1981) The Paco de Lucía Sextet    Passion, Grace and Fire (1983) Al Di Meola ve John McLaughli ile    Live... One Summer Night (1984) The Paco de Lucía Sextet    Entre Dos Aguas (1986) derleme    Siroco (1987)    Live recordings (1987) George Dalaras ile    Zyryab (1990)    Concierto de Aranjuez (1991)    Live in América (1993) The Paco de Lucía Sextet    The Guitar Trio (1996) Al Di Meola ve John McLaughlin ile    Luzia (1998)    Cositas Buenas (2004)

http://www.ulkemiz.com/paco-de-luca-kimdir-

Bob Marley Kimdir ?

Bob Marley Kimdir ?

Tam adıyla Nesta Robert Bob Marley, 6 Şubat 1945 tarihinde dünyaya gelmiştir. Jamaikalı efsane sanatçı Bob Marley, henüz 5 yaşındayken, annesinin Kingston’ a taşınma kararının ardından yeni bir hayata başlamış ve ömrü boyunca en iyi arkadaşlarından biri olacak olan Bunny Livingston ile tanışmıştır. Ardından da arkadaşı ve ailesi ile birlikte yaşamışlardır. Bob ve Bunny, çocuk yaşlarından itibaren müzik ile uğraşmışlardır.Bob Marley, reggae müzik türünün Jamaika sınırlarından geçmesini sağlayarak, tüm dünyaya bu müziği yayabilmiş bir isimdir. Müzik ile ilgili kesimin büyük bir bölümü Marley’ i, reggae müziğin kralı olarak tanımlamıştır. Bob Marley, aynı zamanda gitarist, solist ve söz yazarıdır. Profesyonel olarak The Wailers grubu ile müziğe başlayan Bob, bu grupta Peter Tosh ve Bunny Livingston ile çalışmıştır. İlk hitleri ise “Simmer Down” çalışması olmuştur. İlerleyen zamanda ise bu üç isim de ayrı ayrı solo çalışmalarına imza atacaklardır.The Wailers grubunun dağılmasından sonra, üç kadın reggae sanatçısından oluşan “The I-Threes” isimli gruba yardımcı olan Bob Marley, düzenlediği ve yazdığı şarkılarda politik bir içerik kullanmış, bunu da basit ve sade bir üslupla ortaya çıkarmıştır. 1972 yılında, “Catch A Fire” isimli çalışmasını yayınlayan Bob Marley, 1973 yılında “Burnin’” ve 1975 yılındaki “Natty Dread” ve “Live” albümleri ile müzikal yaşamını sürdürmüştür. Avrupa ülkelerinde de beğeni ile takip edilmesi nedeniyle, Avrupa turneleri de düzenlemiştir.Bob Marley’ in en çok bilinen iki çalışmasından biri olan “Get Up, Stand Up”, sosyal karmaşayı konu edinen politik bir eserdir. “No Woman No Cry” isimli eseri ise bir diğer popüler eseridir ve politik bir yönü yoktur. Birleşmiş Milletler’in verdiği “Barış Madalyası”, 1978 yılında kendisine takdim edilmiştir. Afrika’da yokluk çeken insanlara yapılan insani yardımlara, şarkıları ile destek verdiği için, Bob Marley bu ödüle layık görülmüştür. Müzisyenliğinin yanı sıra, vicdanlı ve insancıl oluşu, Bob Marley’i farklı kılan başka yönleridir.Bob Marley’in dini de bir dönem konuşulmuş ve tartışılmıştır. Çok az kişinin inandığı Rastafarianizm dini, Bob Marley’ in seçmiş olduğu bir inanıştır. Bahsedilen inanış, eski Etiyopya’ dan çıkmıştır. Saçını sürekli “rasta” yapması da dini inancından ileri gelmiştir. Zaten Bob Marley, rastanın moda olarak kullanılmasına karşıdır. “Dreadlock”, rastanın gerçek ismi olsa da, bu tip saç stili, günümüzde de rasta olarak bilinmektedir.Bob Marley’in hayatı, 1977 yılında bir futbol maçı sırasında değişti. Top oynarken ayak baş parmağında bir yara açıldı. Bu yara nedeniyle deri kanseri olduğu anlaşıldı. Tedavi ve operasyonların bir gereği olarak, parmağının kesilmesi gereken Bob Marley, bu durumu kabul etmedi. Çünkü, inandığı Rastafarianizm dininde, ölülerin mezarlarına tek parça halinde getirilmeleri istenmekteydi.1981 yılında, sağlık durumu ağırlaşan Bob Marley, artık son günlerini yaşamak için gitmek istediği ülkesine, Jamaika’ ya, Almanya’ dan gelmekteydi. Uçakta durumu kritikleşen Marley, acil tıbbi müdehale için Miami’ ye indirildi. Ancak, tüm müdehalelere rağmen kurtarılamayan Marley, 11 Mayıs 1981 sabahında, henüz 36 yaşında iken hayatını kaybetti.Bob Marley’in son sözleri, oğlu Ziggy’ ye idi. Bu söz ise uzun bir dönem tüm dünyayı etkileyecek ve yeni nesillere çok yerinde bir öğüt olarak aktarılacaktı; “Para hayatı satın alamaz. “Jamaikalı reggae sanatçısı Bob Marley’in, 130′ un üzerinde plağı ve kitlelerce bilinen yüzlerce şarkısı vardır. Bob Marley, bir reggea efsanesi olarak kabul edilmektedir. Felsefesi ışığında söylediği sözler ise birçok gence ilham kaynağı ve rehber olmuştur.Kaynakça: http://tr.wikipedia.org/wiki/Bob_Marley

http://www.ulkemiz.com/bob-marley-kimdir-

Koray Avcı - Hoş Geldin (Official Video)

Koray Avcı - Hoş Geldin (Official Video)

Söz - Müzik: Hüsnü ArkanDüzenleme: Tarık CeranYönetmen: Hasan KuyucuBugün dağların dumanı aralandı, hoş geldinAh ışıklar içinde kaldım, yandım efendimSen bana yangın ol efendim, ben sana rüzgarTutuşsun gün, yansın geceler, zamanımız darSen bana geç geldin, ben sana erkenTutuşsun gün, yansın geceler, vaktimiz varkenBugün günlerden güzellik, sefa geldin, hoş geldinAh bu yağmur yalnızlığımmış, dindim efendimSen bana yangın ol efendim, ben sana rüzgarTutuşsun gün, yansın geceler, zamanımız darSen bana geç kaldın, ben sana erkenSoyunsun gün, sarsın geceler, vaktimiz varken

http://www.ulkemiz.com/koray-avci-hos-geldin-official-video

Mümin Sarıkaya - Ben Yoruldum Hayat

Mümin Sarıkaya - Ben Yoruldum Hayat

Söz - Müzik: Mümin SarıkayaPiyano Eşlik: Özgür ÇorumBağlama Eşlik: İbrahim EkiciYönetmen: Selim DurakMümin Sarıkaya - Ben Yoruldum Hayat Ben yoruldum hayat, gelme üstümeDiz çöktüm dünyanın namert yüzüneGözümden, gönlümden düşen düşeneBu öksüz başıma gözdağı vermeBen yanıldım hayat, vurma yüzümeYol verdim sevdanın en delisineO yüzden ömrümden giden gideneŞu yalnız başımı eğdirme benimBen pişmanım hayat, sorguya çekmeDilersen infaz et, kar etmez dilimeSözlerim ağırdır, dokunur kalbeŞu suskun ağzımı açtırma benim

http://www.ulkemiz.com/mumin-sarikaya-ben-yoruldum-hayat

Hermes Hırsızlık, şifa, yolculuk ve iletişim Tanrısı

Hermes Hırsızlık, şifa, yolculuk ve iletişim Tanrısı

Hermes (Yunanca: ʽἙρμῆς ), Yunancada "Hermes Trimegustus" (üç kere kutsanmış hermes) anlamına gelmektedir. Zeus ve Maia'nın oğludur. Zeus'un habercisidir. Tanrıların en kurnazı sayılır, tanrıların en hızlısıdır. Bir de Caduceus adında büyülü bir altın değnek taşır. Gigantlar arasındaki karşıtı Hippolytos'dur.EtimolojiÜstün nitelikleri olan Hermes, efsaneye göre daha bir günlükken ayağa kalkar, beşiğinden çıkar, kaplumbağa kabuğundan yaptığı bir liri çalıp ondan çıkan seslerle eğlenir. Bir gün kırlarda dolaşırken tanrı Apollon'un koruması altındaki inekleri çalar. Apollon olayı öğrenince çok kızar; cezalandırılması için Hermes'i kolundan tutup Zeus'a götürür. Ne var ki, Hermes'in lirinden çıkan sesler Zeus'u ve Apollon'u büyüler. Zeus, cezalandıracağı yerde Hermes'e kanatlı bir başlıkla bir çift ayakkabı vererek onu tanrıların habercisi yapar. Haberci Hermes ölülerin ruhlarını yeraltına götürür; çobanlarla, yolunu şaşıran yolculara kılavuzluk eder. Yaşlı Kral Priamos'u, Hektor'un ölüsünü almak için Aşil'in barınağına götüren de odur. Ayrıca Odysseus'a Moly isimli bir bitkiyi vererek Kirke'nin tuzağından kurtaran da odur.Hermes'in İo efsanesinde de önemli bir görev üstlendiği görülür. Zeus, sevgilisi su perisi İo'yu kıskanç karısı Hera'dan kurtarmak için, onu ineğe dönüştürür. Hera ineği armağan olarak ister ve alır. Kocasının kendisini aldattığından kuşkulandığı için, başına da bekçi olarak 100 gözlü canavar Argos'u diker. Argos uyurken bile birkaç gözü açık kaldığından, her şeyi görür. Bu yüzden ona yanaşmak çok tehlikelidir. İo'nun kurtarılması için Zeus, Hermes'i görevlendirir. Hermes canavarın yanına oturarak eline lirini alıp tatlı tatlı çalmaya başlar. Bu hoş müzikle Argos'un gözlerinin tümü ağır ağır kapanır, giderek derin bir uykuya dalar. Hermes de uyuyan canavarın kafasını keser.Çevik haberci Hermes tüm atletlerin koruyucusu olduğu gibi akıllı ve kurnaz olduğu için hırsızların, kumarbazların ve tüccarların da koruyucusudur. Liri, kavalı, notaları, astronomiyi, ölçü birimlerini ve sporu icat etmiştir. Hermes mitolojistlerce eril öğenin temsilcisi olarak kabul edilir.Farklı mitolojilerde HermesHermes Roma mitolojisinde Merkür olarak anılır. Güneş'e en yakın gezegene onun adı verilmiştir. Hermes'in aslen Mısır Mitolojisi'ndeki Thot olduğu iddia edilmektedir. Bazı düşünürler Hermes'in islam mitolojisindeki İdris olduğu kanaatindedirler. Hermes veya İdris geleneği Babil, Mısır ve Yunan düşüncelerinin temeli olmakla birlikte İslam düşüncesi'nin de temelini oluşturan yabancı kaynaklardan sayılır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Hermes

http://www.ulkemiz.com/hermes-hirsizlik-sifa-yolculuk-ve-iletisim-tanrisi

Editörün <b class=red>Müzik</b> Kutusu

Editörün Müzik Kutusu

Gençlik yıllarında R&B gruplarında çalışmalar yaptı. 60'lı yılların başında Jack McDuff'ın grubuna katıldı ve 3 yıl süreyle bu toplulukla çalıştıktan sonra kendi grubunu kurdu.

http://www.ulkemiz.com/editorun-muzik-kutusu

HTC Desire 320

HTC Desire 320

HTC yeni Desire 320 akıllı telefonunu duyurdu. Android işletim sistemine sahip olan HTC Desire 320 cep telefonu 4.5 inç büyüklüğünde yüksek çözünürlükteki ekranı ile grafikleri gerçeğe yakın kalitede görüntülüyor. En sevdiğiniz internet siteleri, videolar, dijital fotoğraflar ve diğer dijital içerik Desire 320 Android telefonun ekranında çarpıcı detay zenginliği ve keskin renk tonları ile sergileniyor. HTC Desire 320 telefonun yüksek performanslı dört çekirdek işlemcisi akıllı telefonlarda yepyeni bir seviyeye işaret ederken 5 MP ana kamerası 1080p video kayıt fonksiyonuna sahip. HTC Desire 320'nin HTC BlinkFeed özelliği de en son haberleri ve güncellemeleri ekrana getiriyor. Dahili yazılım geliştirmeleri HTC Desire 320 telefonu piyasadaki diğer giriş seviyesi akıllı telefonlardan tamamen ayırıyor. HTC Desire 320 cep telefonu Video Haighlights, kullanıcını kendi videolarını düzenleme fonksiyonları ve dilediği müzik temaları kullanabilme özgürlüğü kullanıcının parmaklarının ucuna getiriliyor.Desire 320 smartphone telefonda akıcı oyun grafikleri, kesintisiz internet deneyimi, hızlı tepkime süresi ve ciddi çoklu işlemler keyifle bir arada kullanılabiliyor.

http://www.ulkemiz.com/htc-desire-320

Teos Antik Kenti - Seferihisar

Teos Antik Kenti - Seferihisar

Teos harabeleri Seferihisar ilçesine 5 km. uzaklıkta bulunan Sığacık Köyünün 1 km. güneyindedir. Bazı tarihçilere M.Ö. 1050-1000 yıllarında kurulmuştur. Kurucusu Dionysos’un oğlu Athamas olarak bilinir Teos, 12 İon kentinden biri olup, yolun hemen kenarındaki Dionysos Tapınağı M.Ö. 2.yy. başlarında Priene’li Hermogenes tarafından inşa edilmiştir. Anadolu’daki Dionysos adına yapılan tapınakların en büyüğüdür. Roma imparatorluğu döneminde sıkça onarılmış ama yine de depremlerden çok zarar görmüştür.  Kuzeybatıda, 500 m. ilerde Hellenistik surlar, tiyatro, akropolis ve gymnasium yer almaktadır. Bulunan yazıtlardan 3 sınıflı gymnasiumda ikisi spor, biri müzik olmak üzere üç öğretmenin bulunduğu anlaşılmış. İonialı Aktörler birliği ilk kez M.Ö.3. yüzyılın sonuna doğru Teos’ta kurulmuş ve oyuncular Teos’u merkez olarak kullanarak çeşitli yerlerde temsiller vermişlerdir. Teos’ta Hellenistik ve Roma çağı eserleri bulunmaktadır. Bunların en önemlileri arasında Dionysos tapınağı, Agora, Tiyatro, Odeon, Surlar ve Liman kalıntılarıdır.  Ana geçim kaynağı deniz ticareti olan Teos’un biri büyük diğeri küçük olmak üzere iki limanı vardı.

http://www.ulkemiz.com/teos-antik-kenti-seferihisar

Tarihten Bu Güne “Nefes Kesici Şehir Aspendos”

Tarihten Bu Güne “Nefes Kesici Şehir Aspendos”

Tarihi dokular insanları her zaman heyecanlandıran ve ilgi çeken durumlar arasında yer almıştır. Geçmiş dönemlerde yaşayan insanların yaşamlarını merak etmek, o dönemlerde yaşayan insanların hayatlarını nasıl sürdürdüğüne dair tahminler yürütmek her daim keyif verici olmuştur. Özellikle de tarihi dokuları birebir yaşayabildiğiniz, kendinizi o atmosferin içinde gibi hissedebildiğiniz mekanlarda o dönemde yaşayan biri gibi hisseder ve o ruh hali içinde kendinizi çok mutlu hissedersiniz.Bu tarihi mekanlar içerisinde yer alan birçok mekan halen keşfedilmeyi beklese de, çoktan gün yüzüne çıkarılmış olan ve yaşamımızın içerisinde yer almaya hak kazanmış olanlar da mevcuttur. Bu tarihi mekanların en güzellerinden biri ise, turizm cennetimiz Antalya’dan başka yerde değildir.Antalya’nın çevresinde Toros Dağları’ndan başlayıp Akdeniz’e doğru akan birçok nehir vardır. Bu nehirlerden bir tanesi Köprüçay Nehri’dir. Antik dönemlerde eski insanlar nehirleri kendi yararlarına hep kullanmak istemişlerdir. Bu nehirlerin suyu oldukça bol olduğu için üzerlerinde teknelerle ticari açıdan kullanır olmuşlar. Bu Köprüçay’ın üzerinde de oldukça önemli bir antik kent kurulmuştur. Bu antik kentin adı Aspendos’tur.Aspendos’un tarihi M.Ö 2. 3. Yüzyıla gitmektedir. Aspendos’ta iki önemli yapı bulunur. Bunlardan bir tanesi Aspendos’a su getiren su kemerleridir. Bu su kemerleri Roma döneminden belki de Anadolu’da ayakta kalmış en iyi görünümü olan su kanallarıdır.Aspendos da önemli olan bir diğer yapı ise Aspendos Antik Tiyatrosu’dur. Aspendos Tiyatrosu mimar Zeno tarafından M.S 161- 180 yıllarında Roma İmparatoru Marcus Aerelius döneminde yaptırılmıştır. Tam Roma dönemi sitilinde yapılmıştır. Aşağı yukarı 15 bin 20 bin kişi kapasitelidir. Kırk sıra mermerden oluşmuştur. Bu antik tiyatronun girişinde Curtius kardeşlerin sözü bulunuyor. Bu söz ‘Ülkenin tanrılarına ve kraliyet ailesine’ şeklindedir. Bu tiyatro hala ayakta çok iyi durumdadır. Atatürk zamanında onarılmış ve gayet sağlıklı şekilde durmaktadır.Aspendos Tiyatrosu, Selçuklular zamanında kervansaray olarak kullanılmış bir yer olmasına karşın, günümüzde birçok performansın sergilendiği klasik müzik gösterilerinin yapıldığı muhteşem akustiğe sahip bir antik tiyatrodur. M.Ö 5. YY’da basılan sikkelerinin adı Estvediyst’tir. Yüz ölçümü bu kadar küçük olan bu şehrin böyle değerli bir para basması ekonomideki yerini bize kolaylıkla açıklamaktadır.Şehrin ekonomisini Kapria gölünden elde edilen tuz sağlar. Bu tuz en önemli ihraç ürünlerindendir. Ve kurutulup pamuk tarımında kullanılır. Ulaşıma elverişli nehirlerle bu tuz Akdeniz pazarlarına gönderilir. Zeytin ve buna bağlı olarak zeytinyağı, bağcılık ve buna bağlı olarak şarapçılık, diğer tahıl ürünleri, yaş meyveler bu şehrin tarıma dayalı diğer ihraç ürünleri arasında sayılabilir. Önemli ticaret yolunda bulunduğu ve limana bağlandığı için, Aspendos her zaman elde tutulmak istenen gözde şehirlerarasında yer alır. Şehre ait kalıntıların devamı ise tiyatronun yaslandığı tepenin düzlüğünde yer alır.Aspendos’un efsanevi hikayesi ise şöyledir. İmparator bir yarışma düzenlemektedir ve şehrine en güzel mimari yapıyı yapacak olan mimar ile kızını evlendirecektir. Yarışmanın sonunda ise iki tane muhteşem eser ortaya çıkar. Bu eserleri şehrin zengini iki kardeş tarafından yapıldığı anlaşılmıştır. Tiyatro ve su kemerleri… İmparator çok kararsız kalır ve iki sanatçıyı da yanına çağırır. Sonuçtan memnun olduğunu belirtir. Ve tek bir kızına karşılık böyle güzel iki eser çıktığından kızını ikiye bölmesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine tiyatroyu yapan mimar hakkından vazgeçtiğini söyler. Ve imparator kızını daha çok sevdiğini düşündüğünden kızını tiyatroyu yapan mimar ile evlendirir.Aspendos Antalya –Alanya kara yolunun 44. Km sinden kuzeye doğru dönen yolun 2 km içerisinde yer almaktadır. Aspendos antik kentinin Antalya’ ya uzaklığı 50 km, Alanya’ ya uzaklığı 94 km, Side’ ye ise 35 km uzaklıktadır. Koordinatları: 36 56 20 K – 31 10 20 D şeklindedir.Aspendos antik kent olduğu için buralar sit alanı olarak geçer. Bundan dolayı bölgeye en yakın konaklama ve oteller şehre 35 km uzaklıkta bulunan Side de yapılmaktadır. Aspendos yolu üzerinde yerli kadınlar tarafından yöresel lezzetler sunulmaktadır. Buralara uğradığınızda çiğ börek, gözleme gibi aperatiflerden atıştırabilirsiniz. Restoranlarda Aspendos manzarasını tarihe şahitlik ederek izleyebilir, lezzetli yemekleri tadabilir, hatta nehirdeki ördeklere yiyecek verebilirsiniz. Buradaki kafelerde dinlenerek taze portakal suyu içebilirsiniz.Kaynakça:Uzman TvYazar: Gökçe Cömerthttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/tarihten-bu-gune-nefes-kesici-sehir-aspendos

Selçuk Efes Müzesi

Selçuk Efes Müzesi

Efes Müzesi, Efes ve yakın çevresinde bulunan Miken, Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait önemli eserlerin yanı sıra kültürel faaliyetleri ve ziyaretçi kapasitesi ile de Türkiye'nin en önemli müzelerinden biridir.  Efes Müzesi'nin ağırlıklı olarak bir antik kentin eserlerini sergileyen müze olması nedeniyle kronolojik ve tipolojik bir sergileme yerine eserlerin buluntu yerlerine göre sergilenmeleri tercih edilmiştir. Buna göre salonlar Yamaç Evler ve  Ev Buluntuları Salonu, Sikke ve Hazine Bölümü, Mezar Buluntuları Salonu, Efes Artemisi Salonu, İmparator Kültleri Salonu olarak düzenlenmiştir. Bu salonların yanı sıra müze iç ve orta bahçelerinde çeşitli mimari ve heykeltraşlık eserleri bahçe dekoru içinde ve uyumlu olarak sergilenmektedir. İki büyük Artemis heykeli, Eros başı, Yunuslu Eros heykelciği, Sokrates başı, Efes Müzesi'nin dünyaca tanınmış ünlü eserlerinden bazılarıdır.  Efes Müzesi koleksiyonlarında halen yaklaşık 50.000 eser bulunmaktadır. Bu sayı her yıl sürdürülen arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan veya çevre halkının bağış yoluyla getirdiği eserler ile artmakta, müze koleksiyonları zenginleşmektedir. Bu eserlerin kısa süre içinde bilim dünyasının ve insanlığın hizmetine sunulması düşüncesiyle Efes Müzesi'nde "Yeni Buluntular Salonu" oluşturulmuştur. Ancak, bu salon her zaman yeterli gelmemekte, diğer salonlardaki sergilemelerin de yeni buluntular ışığında ve çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak yenilenmesi gerekmektedir.  Bu anlayışa uygun olarak Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonunda yapılan yeni düzenlemede buluntu gruplarını bir arada sergileyerek konu bütünlüğü oluşturulması amaçlanmıştır. Salonda günlük yaşam konusu içinde her çağdaki insan için vazgeçilmez gereksinimler olan tıp ve kozmetik aletleri, takıları, ağırlıklar, aydınlanma araçları, müzik ve eğlence buluntuları ve dokuma araçlarından örnekler; ev kültü ve dekorasyonunda kullanılan heykelcikler, imparator ve tanrı heykelleri, büstleri ve mobilyalar sergilenmektedir. Salonun bir bölümünde Efes Yamaç Evler'den "Sokrates Odası" olarak bilinen bir oda fresk, mozaik ve çeşitli mobilyalardan oluşan dekoru içinde foto-mankenler ile düzenlenmiştir.  Efes Müzesi'nin müze, Efes ve Selçuk içinde yeni düzenlemeler sonucu ziyarete açılan yeni bölümleri;  1- Arasta ve Hamam Bölümü: Müzenin orta bahçesine bitişik, müze ile bütünlük oluşturan bölümde eski Türk kasabalarında ticaret hayatı ve kaybolmaya yüz tutan çeşitli el sanatları canlı olarak sergilenmektedir. Tarıma bağlı yöresel yaşamda önemli yer tutan tahıl öğütme sistemi (değirmenler) gelişimi ve farklı tipleri ile; bakırcılık ve gözboncuğu yapımı; Türk çadırlarının sergilendiği bölüm içinde eski Türk yapısı ve 16. yüzyıla ait Osmanlı hamamı da restore edilerek sergi alanında değerlendirilmiştir.  2- Ayasuluk Kitaplığı: Efes Müzesi'nin arka sokağı içindeki eski bir Türk yapısı (14. yüzyıl) müze tarafından restore edilmiş ve semt halkının günlük gazete veya kitap okuyabileceği küçük bir kitaplık işlevi kazandırılmıştır.  3- Görme Engelliler Müzesi: Efes aşağı Agoradaki antik dükkânlardan biri restorasyonu yapılarak görme engellilerin gezebileceği bir müzeye dönüştürülmüştür. İki bölümden oluşan bu müzede kopya ve orijinal eserler sergilenmektedir.  

http://www.ulkemiz.com/selcuk-efes-muzesi

Pargalı İbrahim Paşa Kimdir ?

Pargalı İbrahim Paşa Kimdir ?

Pargalı İbrahim Paşa, Makbul İbrahim Paşa, Frenk İbrahim Paşa ya da öldürüldükten sonraki unvanıyla Maktul İbrahim Paşa (1493, Parga - 15 Mart 1536, İstanbul) I. Süleyman saltanatı döneminde 27 Haziran 1523 - 15 Mart 1536 arasında sadrazamlık yapmış, önemli siyasal ve askeri olaylarda rol oynamış Osmanlı devlet adamı. Eşi, Kanuni Sultan Süleyman'ın kız kardeşi Hatice Sultan'dır.Bugün Yunanistan'da kalan Parga yakınlarındaki bir köyde doğdu. Değişik kaynaklarda doğumunda Rum ya da İtalyan kökenli olduğu belirtilmektedir. Babası bir balıkçıydı. 6 yaşında korsanlar tarafından kaçırılarak Manisa'da dul bir kadına satıldı. Bu kadın İbrahim'in eğitimine önem vererek onu hem keman benzeri bir müzik aletini iyi çalabilecek şekilde hem de birçok alanda en iyi şekilde yetiştirdi. Şehzade Süleyman Manisa'da sancakbeyi olarak görev yaptığı sırada karşılaştığı ve arkadaşlık kurduğu İbrahim'i maiyetine aldı. İbrahim Paşa'nın anne ve babasını sadrazamlığı sırasında İstanbul'a getirttiği kayıtlara geçmiştir.Sultan Süleyman'ın maiyetinden idamına kadar geçirdiği yıllar boyunca onun yakın arkadaşı ve danışmanı oldu. I. Süleyman padişah olduktan sonra onunla birlikte İstanbul'a geldi ve Osmanlı Devleti'nde Sadrazamlık, Anadolu ve Rumeli Beylerbeylikleri ve Seraskerlik (1528/29-1536) dahil olmak üzere en üst düzeylerdeki görevlerde bulundu. I. Süleyman'ın padişah olması ile birlikte ilk önce Hasodabaşılık görevine atanarak bu noktadan sonra kendi yetenekleri ve padişah ile aralarındaki sıradışı güven ilişkisi sayesinde hızla yükseldi.1521'de Belgrad'ın Fethinde görev aldı. 1522'de Rodos seferine katıldı. Bu durumdan dolayı İbrahim 1523'te, (Çeşitli kaynaklarda 1522 ve 1524 olarak da tarihlenmektedir.) sadrazamlığa getirildi. Mısır'da asayişi sağlamakla görevlendirildi ve kendisine Mısır Beylerbeyi unvanı verildi. Bu esnada Mısır'da pek çok ıslahat gerçekleştirdi. Macaristan seferine katıldı ve Mohaç Savaşı'nın kazanılmasında önemli rol oynadı.Daha sonra Anadolu'daki Alevi-Türkmen isyanlarını bastırmakla görevlendirildi. Anadolu'da aldığı tedbirlerle isyanları sona erdirdi. I. Viyana Kuşatması ile sonuçlanan 2. Macaristan seferine katıldı. Avusturya imparatorunu Osmanlı sadrazamına eşit sayan 1533 tarihli İstanbul Antlaşması'nın müzakerelerini bizzat yürüttü. Safevi Devleti'ne karşı düzenlenen Irakeyn Seferi'ne öncü birlik olarak katıldı. Tebriz'i aldıktan sonra padişahın kuvvetleri ile birleşti ve Bağdat'ın fethinde görev aldı.İbrahim Paşa'nın dönemindeki gücünü ortaya koyacak en önemli veri; Kanuni Sultan Süleyman tarafından Seraskerlik makamına getirildiğinde İmparatorluğun o güne dek dört tuğla simgelenen gücünün yedi tuğa çıkarılması ve İbrahim Paşa'nın da altı tuğ taşımaya yetkili kılınmış olmasıdır. Padişahtan tek eksiği hilafet tuğudur. Tarihi gerçekliği tartışmaya açık olsa da Kanuni Sultan Süleyman'ın kardeşi Hatice Sultan'la evlenmesi de iktidarında ilerleme kaydetmesinde büyük rol oynamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun o dönemde bilinen dünyayı şekillendiren üstün dış politikasının kontrolü tamamen İbrahim Paşa'nın elindedir.Ayrıca İbrahim Paşa, İstanbul Antlaşması'yla birlikte Osmanlı sadrazamı olarak Avusturya imparatoruna denk konuma getirilmiştir. Venedik diplomatlarının İbrahim Paşa'ya Muhteşem Süleyman'a atıfla "Muhteşem İbrahim" dedikleri kayda geçmiştir. Fransa ile yürütülen işbirliğinde önemli rolü vardır.Pargalı İbrahim Paşa'nın en çok konuşulan faaliyetlerinden biri de Mohaç Meydan Muharebesi sonrasında Budin'den İstanbul'a getirerek sarayına diktirdiği mitolojik heykellerdir. Üç güzeller olarak anılan bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülmüş ve hoş karşılanmamıştır. Heykellerin dikilmesinden birkaç yıl sonra dönemin ünlü şairlerinden Figânî'nin yazdığı iki mısralık şiir çok konuşulmuştur. «  Dü İbrāhīm āmed be-deyr-i cihān Yeki büt-şiken ü yeki büt-nişān »   Figânî'nin şiirinde İbrahim Paşa, "Cihan tapınağına iki İbrahim geldi. Biri putları kırdı, diğeri putları dikti" sözleriyle put dikmekle suçlanmaktadır. İbrahim Paşa bu duruma oldukça öfkelenmiş ve şairin cezalandırılmasını emretmiştir. Figânî 1532 yılında idam edilmiştir.Makbul İbrahim Paşa'nın ölümüyle ilgili pek çok neden öne sürülmektedir. Avusturya'yla 1533 yılında yapılan barış görüşmeleri sırasında elçilere devletin kudretinden bahsettikten sonra kendi gücünü şöyle vurgulamıştır:Bu büyük devleti idare eden benim; her ne yaparsam, yapılmış olarak kalır, zira bütün kudret benim elimdedir; memuriyetleri ben veririm, eyaletleri ben tevzi ederim; verdiğim verilmiş, reddettiğim reddedilmiştir. Büyük padişah bir şey ihsan etmek istediği yahut ihsan ettiği zaman bile eğer ben onun kararını tasdik etmeyecek olursam, gayr-i vaki gibi kalır; çünkü her şey; harb, sulh, servet, kuvvet benim elimdedir.Bu sözlerle İbrahim Paşa'nın iktidar hırsının hangi boyutlara ulaştığı anlaşılmaktadır. Paşa özellikle Irakeyn Seferi sırasında padişahtan kendisini soğutmaya başlamıştır. Defterdar İskender Çelebi'yi idam ettirmesinin padişahı ondan soğutan nedenlerden birisi olduğu düşünülür. Ayrıca İbrahim Paşa ile ilgili kendisine hediye olarak gönderilen Kur'anları kabul etmediği, Hristiyanlık inancını taşıdığı, eşiyle ilgilenmediği, bazı cinayetleri sakladığı ve Doğu seferleri sırasında boş yere harcamalar yaptığı söylentileri yayılmıştı.Pek çok tarihçi, yabancı elçilerin İbrahim Paşa’yla görüşmelerine ilişkin hazırladıkları raporlarından yola çıkarak onun iktidar hırsıyla pek çok kararı kendi başına buyruk verdiği savında bulunmaktadır. Bu nedenle, 1536 yılında gücünden kaygılanan Kanuni Sultan Süleyman'ın emri ile öldürüldüğü iddia edilmektedir. Ayrıca Makbul İbrahim Paşa'nın Hürrem Sultan'ın oğlu olmayan Şehzade Mustafa'yı desteklemesinden dolayı ölümünde Hürrem Sultan'ın da büyük bir rol oynadığı rivayet edilir.İbrahim Paşa, Fransızlara verilecek olan kapitülasyonlarla ilgili çalışmalarını yürütürken, 14-15 Mart gecesi iftar için saraya davet edildi. İftardan sonra dört dilsiz cellat tarafından boğuldu. Daha önce Makbul olarak anılırken, ölümünden sonra Maktul olarak anıldı. İbrahim Paşa'nın ölümüyle Fransızlara verilecek olan kapitülasyon antlaşması taslak halinde kaldı ve yürürlüğe girmedi.Farsça, Rumca, Sırpça ve İtalyanca bilen İbrahim Paşa, müzik alanında çocukluğundan itibaren yoğun bir eğitim görmüş ve kendisini bu alanda geliştirmiştir. İbrahim Paşa, Roma'ya direnen Anibal'ın ve Makedonya İmparatorluğu'nu yöneten Büyük İskender'in hikayelerini okumaktan hoşlanıyordu. Venedik elçisi Pietro Bragadino'nun 1526 tarihli raporunda İbrahim Paşa'nın zayıf ve ufak tefek yüzlü olduğunu, sultanın en yakın danışmanı konumunda bulunduğunu belirterek şunları kaydetmektedir:Dünyadaki diğer büyük beylerin neler yaptığı, onların toprakları, ülkeleri konusunda oldukça meraklı; değerli ilginç eşyalar satın alıyor, bilgili biri, kitapları okuyor, ülkesinin kurallarını çok iyi biliyor. Bu paşadan önceleri herkes çok nefret ediyormuş ama şimdi sultanın onu çok sevdiğini gördüklerinden herkes onunla arkadaş olmaya çalışıyor, sultanın annesi, karısı, diğer iki paşa da dâhil. Hiçbiri, hiçbir konuda kendisine karşı gelmiyor. Bu yüzden istediği her şeyi yapabiliyor. Sultanına çok sadık. Halkın önünde hediye almak hoşuna gidiyor, gizli hiçbir hediyeyi kabul etmiyor.Sanata düşkün olan İbrahim Paşa aynı zamanda büyük bir edebiyat hamisiydi. Avrupa'yı çok yakından takip ediyor ve bilgisini padişaha hissettirmekten de geri kalmıyordu. Birçok araştırmacı ve tarihçi İbrahim Paşa'nın büyük bir diplomat olduğu kanaatindedirler.13 sene sadrazamlık yapan İbrahim Paşa İstanbul, Mekke, Selanik, Hezergrad (Razgrad) İbrahim Paşa Camii ve Kavala'da Cami, Mescid, Mektep, Medrese Zaviye, Hamam ve Çeşme gibi eserler inşa ettirmiş ve bunlara vakıflar tahsis ettirmiştir. Önemli bir sanat ve özellikle edebiyat hamisidir.İbrahim Paşa'nın sarayı bugün Türk-İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır.Fransız yazar Louis Gardel Pargalı İbrahim Paşa'nın hayatını ele alan Fransızca L'Aurore des bien-aimés adlı bir romanı 1997'de yazmış; bu eser Fransa'da Prix France Télévisions adlı bir ödül kazanmıştır. Bu roman Sevenlerin Şafağı ismiyle Türkçeye çevrilip basılmıştır.Türk yazarı Cahit Ülkü Masal Olmayan Masallar adını verip hazırladığı üçleme romanın ilk kitabı Pargalı İbrahim Paşa: Kanuni'nin Düşü, Hürrem'in Kabusu olup ikinci kitap Rüstem Paşa, üçüncü kitap ise Suların Getirdiği Padişah 2. Selim olmaktadır.2003 tarihli Hürrem Sultan dizisinde Serdar Deniz tarafından canlandırıldı. Tims Production'un yapımladığı ve temel olarak Osmanlı İmparatorluğu padişahı I. Süleyman'ın hayatı üzerine kurgulanan Muhteşem Yüzyıl adlı Türk yapımı tarihî televizyon dizisinde Pargalı İbrahim Paşa, aktör Okan Yalabık tarafından canlandırılmaktaydı. 3 sezon ve 82 bölüm sonunda tarihte yer aldığı şekilde, idam edilerek öldürülmüştür.http://tr.wikipedia.org

http://www.ulkemiz.com/pargali-ibrahim-pasa-kimdir-

Efes Antik Tiyatrosu

Efes Antik Tiyatrosu

İl: Aydın İlçe: Selçuk Konum: -- Bölge: İonia Bölgesi Antik Tiyatroları Oturum : 65 Sıra Kapasitesi: Yaklaşıl 19000 kişi Açıklama: Efes tiyatrosu Anadolu’nun en büyük antik tiyatrosudur. Toplam 65 sırayı bulan tiyatro, iki orta yollu, üç kademelidir. Sağdan eğimli yolla birinci kademeye ulaşılırken hem sağdan hem de soldaki destek duvarının içinden yükselen merdivenli tonozlu geçitler iki orta yola başlarda açılmaktadır. Bu tiyatronun izleyici koyağı tepeye yaslandığı için tonozlu geçitler, Miletos Tiyatrosundan farklı olarak izleyici sıralarının altında devam etmeden hemen orta yolların başlarında çıkışlarla sonlanır.   Erken dönemde tasarlanıp yapılmış olan tiyatro, Roma döneminde onarılıp büyütülse de izleyici koyağının yarıçapı 180 dereceden biraz büyük olarak kalmıştır. Sahne binası izleyici bölümünden ayrı, kopuk yapıldığı için izleyici koyağı 180 derecede kalsaydı ses izleyicilere ulaşmaz, aradaki yolun yarattığı boşluktan dolayı sağır bir tiyatro olurdu. İzleyici koyağı 180 dereceden biraz büyüyerek yanlarda iki yandan yelpaze kanadı gibi sahne binasını kucaklamakla sahne kaynaklı sesin dağılmadan, izleyici koyağına ulaşmasını kolaylaştıracağı düşünülmüştür. Bu nedenle oturma sıralarının yarıçapı hep180 dereceden büyüktür. Ayrıca, bu önlem de yetmediği için, orta yolun arkasındaki duvara yuvalar açılıyor ve içine canon müzik kurallarına uygun her biri ayrı nota tınısını veren ağzı yarık bronz küpler konuyordu. Roma mühendisliği bu durumu geliştirip, daha basit çözüm olan sırtlıklı sıraları orta yolun kenarına çepeçevre dizerek sesin yankısına yardımcı oldu. Uygulanması zor olan bu bronz küp düzeneğini ortadan kaldırdı. Aspendos örneğinde görüldüğü gibi sahne binasını birbirine bitişik inşa ederek kendi içinde kapalı izleyici koyağı 180 derecelik açısıyla kusursuz hale ulaştı.   Erken dönemde belki de tek kademe olarak tasarlanmış tiyatro, Efes’in zengin bir ticaret kenti olarak gelişmesine paralel olarak büyüdü.. Yapı birkaç kez büyütülüp onarıldı, orkestra çukurunun kenarı yükseltilip gladyatör dövüşlerine hazırlandı. Orkestra alanına ulaşan aşağı yollar, eğik düzlem üzerinden birinci kademedeki sıralara ulaştırıldı. Ticari dövüşlerin öne çıktığı dönemde artık sesin yankısından çok görerek izleme öncelik kazandı. Aslı üç katlı olan sahne arkası binasının önündeki sahne döşemesini ayakta tutan mermer sütunlar yerindedir. Alttaki bodrum katı kısmen sağlamdır. Orkestra kenarındaki su toplama hendeğini örten mermer kapaklar yer yer kaybolduğu için akaçlama hendeğinin büyük bölümü açıktadır. Hendeğin taban genişliği iki ayaktır. Işınsal merdivenli yolların kenarlarında aslanpençeli sıra başı taşlarının güzel örneği sağ tarafta az da olsa günümüze ulaşmıştır. Bu taşlar, Bergama Aşağı Tiyatrosu ile Torbalı’daki Metropolis Tiyatrosunun merdiven kenarı taşlarına benzer. Bergama’daki tiyatrolar gibi burada da oturma sıraları ince mermerle kaplanmıştır. Bu kaplamaların altındaki oturma sıralarının temellerinin bazı bölümleri kaba büyük taşlardan, bazı yerleri de horasan harcından oluşmaktadır. Orta yolun genişliği yedi ayaktır. Bu açıklıktaki genişlik, orta yolun önüne sırtlıklı koltukların konulmasını zorunlu kılar. Yerindeki izlerden anlaşıldığına göre orta yolların kenarına sırtlıklı koltuklar konulmuştu. Birinci kademede 12 ışınsal yol, ikinci kademede 23, üçüncü kademede ise aynı sayıda ışınsal yol vardır. Tiyatronun orkestra yarıçapı 56 ayak 13 parmaktır: Sahne binasının yüksekliğinin sağlamken yaklaşık 74 ayak olabileceği hesap hesaplanmaktadır. Güney batıya bakan tiyatronun eğimi 30 derecedir. Yaklaşık 19.000 kişi kapasitelidir Fotoğraflar: Yaşar YılmazKaynak: http://www.mimarlikmuzesi.org  

http://www.ulkemiz.com/efes-antik-tiyatrosu

Nefes Kesici Şehir Aspendos

Nefes Kesici Şehir Aspendos

Tarihi dokular insanları her zaman heyecanlandıran ve ilgi çeken durumlar arasında yer almıştır. Geçmiş dönemlerde yaşayan insanların yaşamlarını merak etmek, o dönemlerde yaşayan insanların hayatlarını nasıl sürdürdüğüne dair tahminler yürütmek her daim keyif verici olmuştur. Özellikle de tarihi dokuları birebir yaşayabildiğiniz, kendinizi o atmosferin içinde gibi hissedebildiğiniz mekanlarda o dönemde yaşayan biri gibi hisseder ve o ruh hali içinde kendinizi çok mutlu hissedersiniz.Bu tarihi mekanlar içerisinde yer alan birçok mekan halen keşfedilmeyi beklese de, çoktan gün yüzüne çıkarılmış olan ve yaşamımızın içerisinde yer almaya hak kazanmış olanlar da mevcuttur. Bu tarihi mekanların en güzellerinden biri ise, turizm cennetimiz Antalya’dan başka yerde değildir. Antalya’nın çevresinde Toros Dağları’ndan başlayıp Akdeniz’e doğru akan birçok nehir vardır. Bu nehirlerden bir tanesi Köprüçay Nehri’dir. Antik dönemlerde eski insanlar nehirleri kendi yararlarına hep kullanmak istemişlerdir. Bu nehirlerin suyu oldukça bol olduğu için üzerlerinde teknelerle ticari açıdan kullanır olmuşlar. Bu Köprüçay’ın üzerinde de oldukça önemli bir antik kent kurulmuştur. Bu antik kentin adı Aspendos’tur.Aspendos’un tarihi M.Ö 2. 3. Yüzyıla gitmektedir. Aspendos’ta iki önemli yapı bulunur. Bunlardan bir tanesi Aspendos’a su getiren su kemerleridir. Bu su kemerleri Roma döneminden belki de Anadolu’da ayakta kalmış en iyi görünümü olan su kanallarıdır.Aspendos da önemli olan bir diğer yapı ise Aspendos Antik Tiyatrosu’dur. Aspendos Tiyatrosu mimar Zeno tarafından M.S 161- 180 yıllarında Roma İmparatoru Marcus Aerelius döneminde yaptırılmıştır. Tam Roma dönemi sitilinde yapılmıştır. Aşağı yukarı 15 bin 20 bin kişi kapasitelidir. Kırk sıra mermerden oluşmuştur. Bu antik tiyatronun girişinde Curtius kardeşlerin sözü bulunuyor. Bu söz ‘Ülkenin tanrılarına ve kraliyet ailesine’ şeklindedir. Bu tiyatro hala ayakta çok iyi durumdadır. Atatürk zamanında onarılmış ve gayet sağlıklı şekilde durmaktadır.Aspendos Tiyatrosu, Selçuklular zamanında kervansaray olarak kullanılmış bir yer olmasına karşın, günümüzde birçok performansın sergilendiği klasik müzik gösterilerinin yapıldığı muhteşem akustiğe sahip bir antik tiyatrodur. M.Ö 5. YY’da basılan sikkelerinin adı Estvediyst’tir. Yüz ölçümü bu kadar küçük olan bu şehrin böyle değerli bir para basması ekonomideki yerini bize kolaylıkla açıklamaktadır.Şehrin ekonomisini Kapria gölünden elde edilen tuz sağlar. Bu tuz en önemli ihraç ürünlerindendir. Ve kurutulup pamuk tarımında kullanılır. Ulaşıma elverişli nehirlerle bu tuz Akdeniz pazarlarına gönderilir. Zeytin ve buna bağlı olarak zeytinyağı, bağcılık ve buna bağlı olarak şarapçılık, diğer tahıl ürünleri, yaş meyveler bu şehrin tarıma dayalı diğer ihraç ürünleri arasında sayılabilir. Önemli ticaret yolunda bulunduğu ve limana bağlandığı için, Aspendos her zaman elde tutulmak istenen gözde şehirlerarasında yer alır. Şehre ait kalıntıların devamı ise tiyatronun yaslandığı tepenin düzlüğünde yer alır.Aspendos’un efsanevi hikayesi ise şöyledir. İmparator bir yarışma düzenlemektedir ve şehrine en güzel mimari yapıyı yapacak olan mimar ile kızını evlendirecektir. Yarışmanın sonunda ise iki tane muhteşem eser ortaya çıkar. Bu eserleri şehrin zengini iki kardeş tarafından yapıldığı anlaşılmıştır. Tiyatro ve su kemerleri… İmparator çok kararsız kalır ve iki sanatçıyı da yanına çağırır. Sonuçtan memnun olduğunu belirtir. Ve tek bir kızına karşılık böyle güzel iki eser çıktığından kızını ikiye bölmesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine tiyatroyu yapan mimar hakkından vazgeçtiğini söyler. Ve imparator kızını daha çok sevdiğini düşündüğünden kızını tiyatroyu yapan mimar ile evlendirir.Aspendos Antalya –Alanya kara yolunun 44. Km sinden kuzeye doğru dönen yolun 2 km içerisinde yer almaktadır. Aspendos antik kentinin Antalya’ ya uzaklığı 50 km, Alanya’ ya uzaklığı 94 km, Side’ ye ise 35 km uzaklıktadır. Koordinatları: 36 56 20 K – 31 10 20 D şeklindedir.Aspendos antik kent olduğu için buralar sit alanı olarak geçer. Bundan dolayı bölgeye en yakın konaklama ve oteller şehre 35 km uzaklıkta bulunan Side de yapılmaktadır. Aspendos yolu üzerinde yerli kadınlar tarafından yöresel lezzetler sunulmaktadır. Buralara uğradığınızda çiğ börek, gözleme gibi aperatiflerden atıştırabilirsiniz. Restoranlarda Aspendos manzarasını tarihe şahitlik ederek izleyebilir, lezzetli yemekleri tadabilir, hatta nehirdeki ördeklere yiyecek verebilirsiniz. Buradaki kafelerde dinlenerek taze portakal suyu içebilirsiniz.Kaynakça:Uzman TvYazar: Gökçe Cömerthttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/nefes-kesici-sehir-aspendos

Kheiron yarı at, yarı insan

Kheiron yarı at, yarı insan

Kheiron, Yunan Mitolojisinde sentor olarak da bilinen yarı at, yarı insanların en bilgili ve yeteneklisidir. Ebeveynleri Kronos ve Philyra'dır.Kheiron bütün sentorların en akıllısı ve bilgesidir. Eli her işe yatkındır. Başta Akhilleus ve Asklepios olmak üzere birçok kahramanı hekimlik, cerrahlık, ahlak, erdem, müzik bilgisi, savaş ve av konusunda eğitmiştir. Hatta Apollon'un bile ondan ders aldığı söylenir.Okeanos ile Tehtys'in kızı Philyra'yı elde etmek isteyen Kronos, yakalanmamak için bir ata dönüşür ve Philyra ile birlikte olur. Bu birliktelikten at adam Kheiron dünyaya gelir.Kimilerine göre de Philyra, Kronos'tan kaçarken kısrak biçimine girer Kronos ise aygıra dönüşür ve bu birleşimden at adam (sentor) Kheiron doğar.AsklepiosKheiron Asklepios'a hekimliğin tüm ayrıntılarını öğretir. Asklepios çok güçlü ilaçlar yapar ve ölümcül pek çok hastalığı iyileştirir. Hatta gün gelir Asklepios Athena'nın verdiği gorgon olan Medusa'nın kanı ile ölmüş kişileri hayata döndürür.AkhilleusKimi söylenenlere göre Peleus ile tanrıça Thetis'in evlenme fikrini de ortaya atan Kheiron'dur. Peleus'un düğününde dişbudak ağacından elleriyle yaptığı özel bir mızrağı Akhilleus'un babası Peleus'a hediye etmiştir. (Sonraları bu mızrağı Truva Savaşı olduğunda oğlu Akhilleus'a verecektir.) Thetis doğurduğu çocukları ölümsüz yapabilmek için ateşe tutup onların ölümlülük tohumlarını yok etmeye çalışır. Böylece doğurduğu çocuklar hep ölmekteydi. Peleus; Thetis, bebek Akhilleus'u yanlışlıkla öldürmek üzereyken son anda bebeği kurtarmıştı. Peleus; ayağı yanık, yaralı Akhilleus'u Kheiron'a iyileştirmesi ve eğitim vermesi amacıyla vermiştir. Kheiron yanık ayğı iyileştirmek için bir devin iskeletinden kemik alıp Akhilleus'un ayak kemiğinin yerine koymuştu. Akhilleus bu cerrahi operasyondan sonra herkesten hızlı koşabilir oldu. Akhilleus'a her türlü savaş sanat tekniklerini öğretmiş, ona yaraları iyileştirmeyi ve tıbbı öğretmiştir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Kheiron

http://www.ulkemiz.com/kheiron-yari-at-yari-insan

Fotoğrafçılıkta Telif Hakları

Fotoğrafçılıkta Telif Hakları

Genel anlamda telif hakları, eser sahibine rızası olmaksızın eserinin kopyalanmasını, değiştirilmesini, dağıtılmasını veya çoğaltılmasını önleme;

http://www.ulkemiz.com/fotografcilikta-telif-haklari

 INTCESS 2018- EĞİTİM VE SOSYAL BİLİMLER ÜZERİNE 5 ULUSLARARASI KONFERANS

INTCESS 2018- EĞİTİM VE SOSYAL BİLİMLER ÜZERİNE 5 ULUSLARARASI KONFERANS

INTCESS 2018-5th EĞİTİM VE SOSYAL BİLİMLER ÜZERİNE ULUSLARARASI KONFERANS yapılacak İstanbul üzerinde, (Türkiye) 5., Şubat 2018 6. ve 7. karşılamak ve dünyanın dört bir yanından akademisyenleri, bağımsız bilim adamları ve araştırmacıların davet disiplinlerarası uluslararası konferanstır son fikir alışverişinde ve Eğitim, Sosyal Bilimler ve Edebiyat tüm alanları üzerine bir görüşme. INTCESS 2018 , araya profesör, araştırmacı ve farklı disiplinlerden yüksek öğrenim öğrencileri getirmek yeni konuları tartışmak ve eğitim ve sosyal bilimler alanında en son gelişmeler, araştırmalar ve eğilimleri keşfetmek için ideal bir fırsat sağlamaktadır. vb yüksek öğrenim, erken çocukluk eğitimi, yetişkin eğitimi, özel eğitim, e-öğrenme, dil eğitimi, şunları içerebilir alt alanlar olan eğitimde Akademisyenler yapma çabaları son derece bekliyoruz.  Nedeniyle yenilikçi fikirler ve gelişmeler, iletişim, muhasebe, finans, ekonomi, işletme, işletme, pazarlama, eğitim, sosyoloji, psikoloji, siyaset bilimi, hukuk ve sosyal bilimler tüm bölgelerine ilişkin kağıtlar üzerine odaklı konferansın doğaya sosyal bilimler diğer alanlar; Ayrıca antropoloji, arkeoloji, mimari, sanat, ahlak, folklor çalışmaları, tarih, dil çalışmaları, edebiyat, metodolojik çalışmalar, müzik, felsefe, şiir ve tiyatro gibi beşeri tüm alanlarda uluslararası konferans için davet edilir. Ayrıca , teorik deneysel ve uygulamalı Sosyal Bilimler ve Beşeri Bilimler alanlarında cademic sunumlar vardır  derece karşıladı. Için ayrıntılı bir görünüm için konferans konuları lütfen buraya tıklayınız belgesiz İnsanlar da bu kadar uzun onlar ilginç ve anlamlı buldukça izleyici olarak bu konferansa katılabilir. Ekleyen kağıtları özgünlük ve fuar netlik dayalı akran incelemeye tabi ve değerlendirilir olacaktır.   amaç ve INTCESS 2018 hedefleri şunlardır:   , Toplamak tartışmak ve tüm eğitim alanları, sosyal bilimler ve beşeri son akademik araştırmalar alışverişinde uluslararası bir forum oluşturma Dünyanın dört bir yanından meslektaşları ile tartışmalar yoluyla derinlemesine etkileşim eğitimin çok disiplinli alanlarda sosyal bilimler ve beşeri bilimler bir dizi yeni fikirlerin alışverişi için uluslararası bilimsel forumu sağlayın. Hem içe araştırmalar; eğitim ve sosyal bilimler ve dışa araştırmanın temel alanlar; çok disiplinli ve disiplinler arası etkinlik sırasında ele alınacaktır. Eğitim, Sosyal Bilimler ve Beşeri en son gelişmeyi birlikte profesörleri, araştırmacılar, farklı disiplinlerin lisans ve lisansüstü öğrencileri getirmek yeni konuları tartışmak ve keşfetmek için ideal bir fırsat sağlayın. En iyi uygulamaları paylaşmak ve dünyanın her yerinden gelen öğretim elemanları ve profesyoneller arasında uluslararası ortaklık ve işbirliğini teşvik eder. http://www.ocerint.org/intcess18/index.php/conference-brochure1  

http://www.ulkemiz.com/intcess-2018-egitim-ve-sosyal-bilimler-uzerine-5-uluslararasi-konferans

IX. Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu

IX. Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu

Hisarlı Ahmet, Değişen Toplumda Kültürlenme ve Kültürleşme, Müzik Algısı, Müzik Nereye Gidiyor?, Şehir ve Müzik, Müzik Dinleme ve Çalgı Performansında Ses-Tını-Algı Bileşenleri, Müzik ve Terapi, Müzik, Medya ve Teknoloji… İşte, Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu’nun ilk sekiz yıllık verimi… Sempozyum, Mayıs 2018’de kapılarını “Müzik Teorileri” temasıyla açıyor. De Institutione Musica (Boëthius, 500’ler), L’arte del Contraponto Ridotta in Tavole (Artusi, 1586-9), L’armonico Pratico al Cimbalo (Gasparini, 1708) ve Der Freie Satz (Schenker, 1935): Bu dört referans kitap, bugün Batı Müziği Teorisi kategorisine dahil ediliyor. Oysa, çok az ortak noktaları var. İlkiyle sonuncusu arasındaki yaklaşık 1400 yılda müzik pratiğindeki bunca değişime rağmen, aralarında dikkate değer bir örtüşmenin bulunmayışı, müzik teorileri alanındaki konu zenginliğine ve hedef kitle çeşitliliğine bir örnek. Aşağıda, IX. Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu’nda bildiri kabul edilecek konu başlıkları sergilenmekte. Bunları somutlaştırmak amacıyla, her bir alt başlığın altına, teori literatüründen seçilmiş makale ve bildirileri eklemeyi yararlı görüyoruz: A. ANALİZ A1. Eser Analizi Yüksel, M., Özçifci, S., Gürün, G. ve Berki, T. (2012). Bir Schumann Şarkısında Tonal Yapı-Şiir İlişkisi. U. Türkmen (Ed.). III. Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu: Müziği Algılamak Sempozyum Tam Metin Kitabı (s. 536-546). Kütahya: Ekspres Matbaası. Hyland, A. M. (2016). In Search of Liberated Time, or Schubert’s Quartet in G Major, D. 887: Once More Between Sonata and Variation. Music Theory Spectrum, 38(1), 85-108. A2. Bestecilik Yaklaşımları Karadeniz, İ. ve Berki, T. (2015). Bir Saygun İmzası: [5,3,3]. Ç. Adar (Ed.). VI. Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu: Müzik Dinleme ve Çalgı Performansında Ses-Tını-Algı Bileşenleri Sempozyum Tam Metin Kitabı (s. 302-308). Afyonkarahisar: Matbaa-i Beka. Çaylı, F. (2017). Beethoven’ın Piyano Sonatlarındaki Retransition Kısımları Üzerine (Erken Dönem: 1795-1800) Sahne ve Müzik Eğitim-Araştırma e-Dergisi, 4, 96-108. Richter, P. (2003). The Schumannian déjà vu – Special Strategies in Schumann’s Construction of Large-Scale Forms and Cycles. Studia Musicologica Academiae Scientiarum Hungaricae, 44(3-4), 305–320. A3. Terim/Kavram İncelemeleri Yüceer, E. M. (2015). Müzikte Konsonans Kavramı İçin Sınıflandırma Önerisi. Ç. Adar (Ed.). VI. Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu: Müzik Dinleme ve Çalgı Performansında Ses-Tını-Algı Bileşenleri Sempozyum Tam Metin Kitabı (s. 111-119). Afyonkarahisar: Matbaa-i Beka. Wright, O. (1990). Çargâh in Turkish classical music: History versus theory. Bulletin of the School of Oriental and African Studies, 53(2), 224-244. A4. Edisyon/Nüsha Analizi Önder Başarır, F. E. (2016). J. S. Bach’ın Kayıp Keman Konçertoları: Orijinalite, Transkripsiyon, Yeniden Yapılandırılış Süreci. Sahne ve Müzik Eğitim-Araştırma e-Dergisi, 3, 15-32. Yalçın, G. (2017). Nâyî Osman Dede’nin Nota Defterinden Üç Saz Eserinin Müzik Yazısı Açısından İncelenmesi. Rast Müzikoloji Dergisi, 5(1), 1447-1473. A5. Analiz Yöntemleri Yüksel, M. (2014). Schenker Analizi: Yeni Boyutlara Doğru. Ç. Adar (Ed.). IV. Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu: Müzik Nereye Gidiyor? Sempozyum Tam Metin Kitabı, (s. 418-432). Afyonkarahisar: ARG Matbaacılık. Yust, J. (2016). Special Collections: Renewing Set Theory. Journal of Music Theory, 60(2), 213-262. B. TEORİ TARİHİ Levendoğlu, O. (2004). XIII. Yüzyıldan Bugüne Uzanan Makamlar ve Değişim Çizgileri. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1(17), 131-138. Rehding, A. (2016). Instruments of Music Theory. Music Theory Online, 22(4) C. SES SİSTEMLERİ Can, M. C. (2001). Müzikte Tam Beşli Zincirleri ve Pythagoras Dizileri. G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, 21(2), 143-159. Durfee, D. S. ve Colton, J. S. (2015). The physics of musical scales: Theory and experiment. American Journal of Physics, 83(10), 835-842. D. TEORİ EĞİTİMİ D1. Teori, solfej, form, armoni, makam ve usûl öğretiminde durum saptaması Cohn, R. (2015). Why We Don’t Teach Meter, and Why We Should. Journal of Music Theory Pedagogy, 29, 5-22. D2. Teori, solfej, form, armoni, makam ve usûl öğretiminde yeni yaklaşımlar, yöntemler Koçaslan, G. ve Berki, T. (2016). Müzik Formları Öğretiminde Yeni Bir Yaklaşım: Çok Katmanlı Analiz Şeması. E. Lehimler ve K. Çelenk (Ed.). 1. Erzurum Ulusal Müzik Bilimleri Sempozyumu Tam Metin Kitabı, (s. 439-452). Erzurum: Atatürk Üniversitesi E. TEORİ EKSENLİ DİSİPLİNLERARASI ÇALIŞMALAR Tekman, H. G. ve Bharucha, J. J. (1998). Implicit knowledge versus psychoacoustic similarity in priming of chords: Tests of a neural net model. Journal of Experimental Psychology: Human Perception and Performance, 24, 252-260. Kunimatsu, K., Ishikawa Y., Takata, M. ve Joe, K. (2015). A Music Composition Model with Genetic Programming: A Case Study of Chord Progression and Bassline. Proceedings of the International Conference on Parallel and Distributed Processing Techniques and Applications (PDPTA), (s. 256-262). Athens: The Steering Committee of The World Congress in Computer Science, Computer Engineering and Applied Computing (WorldComp) IX. Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu’nun; müziğin yapısının özgürce araştırılacağı kalitatif bir bilgi şölenine sahne olması dileğiyle… http://hisas.org.tr/

http://www.ulkemiz.com/ix-uluslararasi-hisarli-ahmet-sempozyumu

AKM Müzesi Cumhuriyet Devri Müzesi

AKM Müzesi Cumhuriyet Devri Müzesi

Müze 27 Aralık 1987 yılında hizmete girmiştir. Binanın giriş katında bulunan müzenin duvarları Kurtuluş Savaşı'nı, devrimleri, Atatürk'ün Cumhuriyet, bağımsızlık, gençlik, sanat konularındaki sözlerini kapsayan rölyeflerle kaplıdır. Rölyefler bölüm bölüm aydınlatılarak müzik ve ses eşliğinde 'ses ve ışık' gösterileri yapılmaktadır.Bu gösteriler Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca olmak üzere 4 dilde hazırlanmış olup yaklaşık 15 dakika sürmektedir. Giriş katının altında ise Kurtuluş Savaşı, devrimler, kalkınan Türkiye ve kuruluşları, resim, obje, yazı, maket, slayt gibi araçlarla (445 adet) tanıtılmaya çalışılmaktadır. Bu katta ayrıca Türklerin Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nı müteakip bir devlet kurma ve Atatürk devrimlerini içeren 25 dakikalık bir multivizyon gösterisi izleyicilere sunulmaktadır.Adres: Hipodrum UlusTel:342 10 10/342 10 11Açık günler: Cumartesi Pazar hariç hergün Açık saatler:08:30-17:30

http://www.ulkemiz.com/akm-muzesi-cumhuriyet-devri-muzesi

3. Genç Öncüler Kısa Film Yarışması

3. Genç Öncüler Kısa Film Yarışması

Toplumda yozlaşmaya yüz tutmuş bir değer olan Güven’ni yeniden inşa etmek. Güvensizlik ortamının oluşturacağı toplumsal huzursuzluğu ve aile bireylerine, kişilere, kurumlara vb. yapılara duyulan güvenin vereceği huzur ve mutluluğu kısa filmler üzerinden en çarpıcı şekilde anlatmaktır. 19 Nisan 2018 tarihinde ödül töreni düzenlenecek olan 3. Genç Öncüler Kısa Film Yarışması ile bu amaca uygun filmlerin çekilmesi hedeflenmektedir. 2. YARIŞMA KONUSU Yarışmanın bu seneki konusu “Güven”. Yarışmaya başvuran filmlerin doğrudan ya da dolaylı olarak bu konuyla ilişkili filmler olması gerekmektedir. 3. KATILIM KOŞULLARI a. Yarışmaya kurmaca, belgesel ya da animasyon (canlandırma) türündeki filmler başvurabilir. Yarışmaya katılan tüm filmler aynı kategoride değerlendirilecektir. Yarışmanın yapılabilmesi için toplamda en az 20 filmin başvuru yapmış olması gerekmektedir. Bu sayıya ulaşılamazsa yarışma açılmaz. b. Kısa film yarışmasına 35 mm’lik ve 16 mm’lik filmler ile video tekniği veya dijital teknoloji ile çekilmiş yapımlar katılabilir. c. Yarışmaya yurt içinden ve yurt dışından tüm yapımcı ve yönetmenler katılabilir. d. Yarışmaya, süresi 20 dakikayı aşmayan yapımlar katılabilir. Jüri gerekli gördüğü takdirde süre kısıtlamasında esnek davranabilir. Yarışmacılar birden fazla eserle yarışmaya başvurabilir fakat her film için ayrı başvuru formu doldurulması gerekmektedir. e. Yarışmaya 1 Ocak 2013 tarihinden sonra tamamlanmış yapımlar katılabilir. Daha önce ulusal ya da uluslararası başka festivallere/yarışmalara katılmış olmak “Genç Öncüler Kısa Film Yarışması”na katılmaya engel değildir. g. Yarışmanın tek bir dili yoktur. Ancak filmler yarışmaya Türkçe alt yazıyla katılabilirler. h. Yarışmaya 15 yaşından küçük ve 40 yaşından büyük kişiler katılım gösteremez. ı. Yarışmaya katılmak isteyenler, yarışmanın web sayfasındaki (http://www.genconculerkfy.com) başvuru formunu ve yarışmanın sözleşmesinin çıktısını alıp doldurarak ve ıslak imza ile en geç 15 Mart 2018 tarihine kadar filmi ve aşağıda belirtilen materyalleri aşağıdaki belirtilmiş olan adrese ulaştırmalıdır.( Not: Online başvuru yapanlar dahil.) Başvurunun tamamlanması için imzalı başvuru formu ve sözleşmenin dışında istenen materyaller: 1. Filmin 720p ya da 1080p HD “.mp4”, “.mov”, “.avi” ya da “.mpg” formatındaki çıktısı. 2. Filmden en az 2 adet fotoğraf (300 dpi, jpeg formatında ve en az 1920×1080 piksel boyutlarında) 3. Yönetmenin fotoğrafı (300 dpi)4. Filmin fragmanı (Varsa) 5. Filmin Afişi (Varsa). Bütün materyaller aynı DVD’ye basılmalı ve 2 kopya halinde gönderilmelidir. GENÇ ÖNCÜLER GENÇLİK SPOR VE EĞİTİM DERNEĞİ İskenderpaşa Mah. Yeşiltekke Sok. No: 4 Fatih İstanbul /TURKEY i. İstenen materyaller eksiksiz olarak yarışma adresine ulaştırılmalıdır. Aksi takdirde başvuru tamamlanmamış sayılacaktır. j. Kopyaların her birinin üzerine yönetmenin adı, soyadı filmin adı, süresi ve yapım tarihi yazılmalıdır. k. Başvuru şartlarını yerine getirmeyerek yarışma dışı kalan veya yarışacak filmlerin DVD kopyası sahiplerine iade edilmeyecek, yarışma arşivinde saklanacaktır. Yarışmaya katılanlar bu kopyalarla ilgili herhangi bir ücret talebinde bulunmayacaklarını şimdiden kabul ve taahhüt ederler. l. Yarışmaya başvuran eser sahipleri filmlerini son başvuru tarihinden sonra yarışmadan çekemezler. m. Genç Öncüler Gençlik Spor ve Eğitim Derneği ve Genç Öncüler Kısa Film Yarışması Organizasyon Komitesi bu yönetmelik ve yarışmaya katılma koşullarında değişiklik yapma hakkına ya da ek koşullar talep etme hakkına sahiptir. Bu durumda yarışmacılara gereken uygun süre verilebilir. n. Genç Öncüler Gençlik Spor ve Eğitim Derneği ve Genç Öncüler Kısa Film Yarışması Organizasyon Komitesi’nin, yarışmacıların yarışma koşullarını ihlali ya da eşdeğer bir neden ya da şüphe halinde kısa film/filmleri yarışmanın dışında tutma hakkı saklıdır. 4. ÖZEL KOŞULLAR a. Yarışmadan sonra yarışma arşivinde bulundurulacak olan filmler ulusal ya da uluslararası festivallerin yarışma dışı bölümleri ile daha başka uygun kültürel etkinliklerde gösterilebilir. Yarışmacı, başvuru konusu kısa filmin dereceye girmesi halinde Genç Öncüler Kısa Film Yarışması Organizasyon Komitesi’ne, Genç Öncüler Gençlik Spor ve Eğitim Derneği ve bu yarışmaya destek veren kurumlara ait internet sayfalarında, sosyal medyada, video paylaşım sitelerinde ve benzer mecralarda yer ve sayı sınırlaması olmaksızın sınırsız süreyle kullanma, çoğaltma, yeniden basma, dağıtma, canlandırma ve/veya ekrana getirme hakkı vereceğini ve bunun için gerekli görülmesi halinde ayrıca bir protokol de imzalayacağını, bu kullanım sebebiyle ve herhangi bir zamanda herhangi bir ad altında ücret talep etmeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt eder. Filmler, yarışma sonrasında televizyon kanalları tarafından yayınlanmak istendiğinde, Genç Öncüler Gençlik Spor ve Eğitim Derneği, yapımcı ile televizyon kanalı arasında ilişki kurulmasına yardımcı olacaktır. b. Başvuru belgesinde belirtilecek tüm bilgilerin doğruluğunun sorumluluğu metni imzalayan kişiye aittir. Yanlış ve/veya eksik bilgi nedeniyle ya da bilgilerin katılımcı tarafından güncellenmemesi nedeniyle katılımcı herhangi bir hak talebinde bulunamayacaktır. Bu bilgiler nedeniyle doğabilecek hukuksal sorumluluk imza sahibine aittir. c. Yarışmaya ekip halinde katılım sağlanılması durumunda dahi, başvuru formu ve sözleşme ekip içerisinden bir kişi (ekip sözcüsü) tarafından imzalanmalıdır. Ödül, belgelerde imzası bulunan ekip sözcüsüne verilecektir. d. Yarışmaya başvuran eser sahipleri filmleriyle ilgili her türlü telif hakkını almış kabul edilecektir (ses, müzik, görüntü vs.). Katılımcı/Katılımcılar, eser üzerindeki tüm fikri mülkiyet haklarının da sahibi olduğunu ve bu eserin sunulmasına ve eser ile alakalı fikri mülkiyet haklarının devrine ilişkin gerekli her türlü hakka sahip olduğunu taahhüt etmektedir. – Gerek yapımcısı/yönetmeni oldukları eser üzerindeki 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) çerçevesinde tanınan maddi ve manevi hakların (aslen ve devren) sahibi olduklarını, – Eserin sunulmasına ve eser ile ilgili fikri mülkiyet haklarının devrine ilişkin gerekli her türlü hakka sahip olduklarını, – Herhangi üçüncü bir kişinin fikri mülkiyet haklarının (telif hakkı, patent, marka vb.) ihlal etmediklerini, – Hayatta olan/olmayan bir kişinin gizlilik haklarını ve aleniyeti ihlal etmediklerini ve lekemediklerini, – İçeriğin öncelikle Türk Ceza Kanunu, 5651 Sayılı Kanun ve yürürlükteki diğer mevzuata aykırı olmadığını ve ayrıca sözkonusu içeriğin suç teşkil edebilecek unsurlar içermediğini, – Gerçek ve tüzel kişi/kişilerin şahsi veya mülkiyet haklarına tecavüzün söz konusu olmadığını taahhüt ve teyit eder. e. Katılımcı yarışmaya ya da Genç Öncüler Gençlik Spor ve Eğitim Derneği ‘ne gönderdiği her türlü eserin, telif hakkının kendisine ait olduğunu kabul ve taahhüt etmesi sebebiyle, telif konusunda daha sonra ortaya çıkabilecek suç teşkil edecek ya da tazminat talebini gerektirecek herhangi bir unsur, Genç Öncüler Kısa Film Yarışması Organizasyon Komitesi’ne ve Genç Öncüler Gençlik Spor ve Eğitim Derneği’ne herhangi bir sorumluluk yüklemeyecektir. Telif hakkı veya sair fikri mülkiyet haklarının ihlali ya da her türlü kanun ihlalinin tespiti halinde eser yarışmadan men edilir. Bu tespit yarışmadan sonra yapılır ise eser sahibi ödüllendirilmiş olsa dahi ödülü geri alınır. Bu sebeple Genç Öncüler Gençlik Spor ve Eğitim Derneği’ne herhangi bir dava açılması halinde, ortaya çıkacak her türlü zarar katılımcı tarafından karşılanacaktır. Ayrıca katılımcının ihlali kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit olursa 25.000TL(TürkLirası) cezai şart ödemeyi kabul ve taahüt eder. 5. JÜRİ ve ÖDÜLLER a. Filmlerin değerlendirmesi ön eleme ve kazananları belirleme olarak iki aşamalı olarak gerçekleştirilecektir. Ana Jüri’nin değerlendirmesi sonucunda en yüksek oyu alan ilk 10 film gösterim programına alınacaktır. Başvuran eserlerden katılma koşullarına uygun bulunmayanlar ise yarışmaya dâhil edilmeyecektir. b. Genç Öncüler Kısa Film Yarışması’nın Ana Jüri’si, Birincilik, İkincilik ve üçüncülük ödüllerinin yanı sıra 1 adet Jüri Özel ödülü, 1 adet Genç Öncüler Özel Ödülü, 5 adet de Mansiyon ödülü verecektir. c. Ödül alanlara Genç Öncüler Kısa Film Yarışması plaketinin yanı sıra para ödülleri de verilir. Birincilik ödülü için: 10.000 TL İkincilik ödülü için: 7.000 TL Üçüncülük ödülü için: 4.000 TL Jüri Özel Ödülü için: 2.000TL Genç Öncüler Özel ödülü için: 2.000 TL 5 Adet Mansiyon Ödülü için: 1.000’er TL para ödülü verilir. d. Ödüller eserler arasında paylaştırılamaz. e. Bu yönetmelikte belirtilmeyen türde ya da sayıda ödül verilemez. f. Ödül kazanan filmin yönetmeni ya da filmi temsil eden bir kişi ödül töreninde hazır bulunmak zorundadır. Temsilcisi bulunmayan film ödül heykelciğini alır fakat para ödülü hakkını kaybeder. Genç Öncüler Kısa Film Yarışması Ana Jüri tarafından en yüksek oyu alarak gösterim programına dahil edilen ilk 5 filmin temsilcilerini ödül törenine davet edecektir. Şehir dışından gelecek olan bir temsilcinin (yönetmen yada ekipten bir kişi) ve bir misafiri ile beraber toplam iki kişinin yol ve 1 gecelik otel konaklama masrafları Genç Öncüler Gençlik Spor ve Eğitim Derneği tarafından karşılanacaktır. Sonuçlar ödül töreninde açıklanacak olup ödül kazananlara dahaönceden bir bildirim yapılmayacaktır. g. ara ödülü kazananların ödülleri en geç 20 Mayıs 2018 tarihine kadar Genç Öncüler Gençlik Spor ve Eğitim Derneği tarafından ödenir. 6. YETKİ Bu yönetmelikte ayrıca belirtilmeyen konularda karar yetkisi, Genç Öncüler Kısa Film Yarışması Organizasyon Komitesi’ne aittir. Yarışmaya katılan filmlerin yasal sahipleri bu kuralları kabul etmiş sayılır. Bu yönetmelikten yapıma katkısı bulunan kişileri haberdar etmek başvuru sahibi olan filmin yasal sahibinin sorumluluğundadır. Genç Öncüler Kısa Film Yarışması Organizasyon Komitesi şartnamede her türlü değişiklik yapma hakkını elinde tutar. Yarışmaya katılan eserlerin sahipleri Başvuru Formu’nu imzalayarak, Yarışma Yönetmeliği’nde yer alan tüm bilgileri kabul ettiğini ve Başvuru Formu’nda belirttiği bilgilerin doğru olduğunu kabul ve taahhüt etmiş sayılır. Not: Her sayfa katılımcı kişi tarafından imzalanacaktır. Ad: Soyad: İmza: http://genconculerkfy.com/index.php

http://www.ulkemiz.com/3-genc-onculer-kisa-film-yarismasi

Hierapolis Antik Kenti

Hierapolis Antik Kenti

Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin Arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır.Kentin hangi eski coğrafi bölgede yer aldığı tartışılır. Hierapolis coğrafi konumu ile kendisini çevreleyen çeşitli tarihi bölgeler arasında yer almaktadır. Antik coğrafyacı Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sınır olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakınlığı ile Hierapolisin bir Frigya kenti olduğunu ileri sürerler. Antik kaynaklarda, kentin Hellenistik dönem öncesi adı ile ilgili bir bilgi bulunmamaktadır. Hierapolis olarak adlandırılmadan önce kentte bir yaşamın var olduğunu Ana Tanrıça kültünden dolayı biliyoruz.     Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından MÖ. II. YY. başlarında kurulduğu ve Bergamanın efsanevi kurucusu Telephosun karısı Amazonlar kraliçesi Hieradan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir.Hierapolis, Roma İmparatoru Neron dönemindeki (MS. 60) büyük depreme kadar, Hellenistik kentleşme ilkelerine bağlı kalarak özgün dokusunu sürdürmüştür. Deprem kuşağı üzerinde bulunan kent, Neron dönemi depreminden büyük zarar görmüş ve tamamen yenilenmiştir. Üst üste yaşadığı bu depremlerden sonra kent, tüm Hellenistik niteliğini kaybetmiş, tipik bir Roma kenti görünümünü almıştır. Hierapolis Roma döneminden sonra Bizans döneminde de çok önemli bir merkez olmuştur. Bu önem, MS. IV. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması (metropolis), MS. 80 yıllarında, Hz. İsa’nın havarilerinden olan, Aziz Philipin burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadır. Hierapolis, XII. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin eline geçmiştir. FRONTİNUS CADDESİ  :Mimari özelliklerinden dolayı, kapı ile birlikte yapıldığı düşünülen l4 metre genişliğindeki bu cadde (plateia), kentin ana caddesini oluşturuyordu (İ.S. I y.y.). Caddenin ortasından üstü monolit kapak taşları ile örtülü kanalizasyon sistemi geçmektedir.  Caddenin her iki kenarında toplam uzunluğu 170 m olan dükkan, depo ve evler bulunmaktadır. Geç dönemde (V- VI. yüzyıl) inşa edilmiş, caddeyi işgal eden bir dizi mekan yer alır, cadde düzeni bozularak caddenin genişliği 8 metreye indirilir. Caddenin yüzeyi (platea) tamamen  kaynak sularından dolayı kalker tabakası ile kaplı idi (2 m yükseklikte). Antik yolu kalker tabakasından açmak için kompresörle açma çalışması yapılmıştır. AGORA :İ.S. 60 yılında meydana gelen depremden sonra Frontinus Caddesi, ile doğudaki tepenin yamaçları arasında geniş bir alanda değişim sonucu Hierapolis Ticaret Agorası olarak düzenlenir. Bu alan, depremden önce, yerleşim dışında, nekropolis ve atölye olarak kullanılıyordu, yuvarlak planlı pişirme odaları olan keramik fırınlarını ve İ.Ö. II.- İ.S. I. y.yıla tarihlenen kabartmalı megara kaseleri bulunmuştur.İ.S. II. yüzyılda bu geniş alana, 170 metre genişliğinde 280 metre uzunluğundaki, Küçük Asya'nın en geniş agoralarından biri inşa edilir.1979 yılından itibaren sistemli araştırmalar yapılmaya başlanır, yapılan kazılar sonucunda anıtsal alanın planı tanımlanır, bazı onarım çalışmaları ve bulunan mermer blokların düzenlenmesi yapılır. KUZEY BİZANS KAPISI:Hierapolis kentinde yapılan sur sistemine dahil olan Kuzey kapı İ. S. IV. yüzyıl sonuna tarihlenmekte; Kuzey Kapı, Güney Kapı'ya simetrik olarak Bizans Dönemi'nde kentin anıtsal girişini oluşturur.Devşirme malzeme ile inşa edilen kapı, kare planlı iki kule ile desteklenmiştir.Kapıda taşıyıcı arkhitravın üzerinde yer alan zarif kemer, haç motifi ile bezelidir.Diğer Hristiyan sembolleri arkhitravın ön cephesini süslemekteydi. Girişin iki yanında, antik şehri kötü etkilerden korumak üzere, apotropeik olarak duran arslan, panter, gorgo başı ile bezeli, muhtemelen daha eski bir yapıda kullanılmış olan, dört adet konsol günümüze ulaşmıştır. GÜNEY BİZANS KAPISI :İ.S. IV. yy ' da inşa edilmiştir.traverten bloklar ve içinde mermerinde bulunduğu devşirme malzeme ile yapılmıştır. Kuzeyde ki kapı da olduğu gibi 2 adet dörtgen planlı kuleye yaslanmış ve monolit arşitrav üzerinde yer alan hafifletme kemeri ile şekillenmiştir. Kapının bulunduğu mekan diğer kapıya göre daha alçaktır.  GYMNASİUM:Sütun dizisi, ve üzerinde yapının gymnasium olduğuna işaret eden yazıtlı bir arşitrav parçası dikkat çeker. Büyük bir avlu ve onu çevreleyen dar düzeninde bir portik söz konusu olmalıdır.Mimari özellikleri yapının İS I. yüzyılda Hierapolis kenti yapı faaliyetleri sırasında inşa edildiğini göstermektedir. Bu dönem depremden sonra Apollan Tapınağı ve Frontinus Caddesi'nin yapıldığı dönemdirTRİTONLU ÇEŞME BİNASI:Tritonlu Çeşme Binası, Apollon Tapınağı'nın yakınlarındaki çeşme binasıyla beraber şehirdeki iki büyük anıtsal binadan biridir. Yapı, caddeye açılan 70 metre uzunluğunda bir havuzdan ve içlerine heykel konulmak için nişlerin kazıldığı iki kıvrımdan oluşmuştu. 1993 yılında başlayan yapının sistematik kazıları; büyük havuzun içine düşmüş ve kalın bir kalker tabakası tarafından kaplanmış yapının mimari ve figürlü dekorasyon elemanlarının yeniden elde edilmesine olanak vermiştir. Özellikle önemli olanlar; Amazzonamachia sahnesinin olduğu bloklar ve kaynak ve nehirlerin kişileştirildiği kabartmalardır. Mimari elemanların stilistik karakterleri ve bir arşitrav üzerine yazılmış İmparator Alexander Severus'a ithaf, kompleksin İ.S. III.yy.ın ilk yarısına tarihlenmesini yaparlar.İON SÜTUN BAŞLIKLI EV:Ev Tiyatro'ya giden ikincil uzun bir yol üzerinde bulunmaktadır.Orjinal yapı İ.S. II.yüzyılı bildirmektedir. Ev, Domus kentin aristokrat ailelerinden birine ait olmalıydı merkezi bir peristyle açılan mekanlar, her kenarında üç sütun ile çevrilidir.Mermerden ince ion başlıklı sütunlar eve adını vermektedir. Ev İ.S.IV.yüzyılda ciddi değişikliğe uğrar oturum alanının doğusuna yeni bir opus sectile döşemeli ziyaret odası eklenir. Özel olarak önemli olan Bizans öncesi döneme tarihlenen duvar üzerine yazılmış yazıttır. İlahi olduğu anlaşılan bu yazıt yapma İncil in bir parçasıdır. Bu evler çok ciddi bir şekilde İ.S.VII.yüzyılın I.yarısında meydana gelen deprem sonucu yıkılmıştır.   LATRİNA  :Deprem de yıkılmış olan bu yapı yıkıntı halinde tüm parçaları ile günümüze ulaşmıştır. Uzun ve dar olan yapı giriş kısmı dar yan taraftan iki kapı ile yapılmaktaydı. Yapı, traverten bloklardan yapılmış, ağır çatıyı taşıyan monolit dor düzenindeki sütun dizisi ile, ikiye bölünmüştür.Uzun mekanın tabanında lağım sularını caddedeki kanalizasyona taşıyan kanal bulunmaktadır.İç duvar boyunca oturmak için yapılmış, üzerinde delikler bulunan bir seki yer alır, pis suları taşıyan kanalın önüne sıhhi ihtiyaçlar için bir temiz su kanalı yapılmıştır. Taban kullanım ve aşınma izleri taşıyan traverten levhalarla düzenlenmiştir. Yapı İ.S. I. yüzyılda inşa edilmiştir. Yapının yıkılma tarihi ve neden olan depremin tarihlenmesi için, yarım sütunlar üzerine kırmızı boya ile İmparator Justinianus adına yazılmış yazılar büyük önem taşır.   APOLLON KUTSAL ALANI :Anıtsal yapı Hierapolis'in en önemli tanrısına adanmıştır. Teraslar üzerinde ki kutsal alan, mermer merdiven ile birbirine bağlanmaktadır. Alttaki teras geniş bir alan üzeride dor düzenindeki mermerden sütunlarla çevrilidir. Podium da işaret edilen iç kısımdaki yapı önceden Tapınak şeklinde tanımlanmıştı daha sonra kehanet merkezi olarak tanımlandı. Yapı Plutonium'u kapsayacak şekilde orta kısımda yer altından giriş ile zehirli gaz yayılmakta bu antik kaynaklarda da geçmektedir. Büyük Apollon tapınağı ion düzeninde olup önceden merkez kutsal alan olarak tanımlanmıştı yapının temelleri görülebilmektedir. Son araştırmlar ışığında üçüncü bir yapı Kuzey de tanımlanmıştır Anıtsal kutsal yapı İ.S. I.yüzyıla tarihlenmekte beraber İ.S.III. yüzyılda önemli değişiklikler geçirmiştir.SU KANALLARI VE NYMPHEUMLAR: Çevredeki tepelere inşa edilmiş kanallardan oluşan iki aquadükt kente içme suyunu sağlamaktadır. Bunlardan biri kuzeyde Pamukkale ve Karahayıt arasında, diğeri doğuda Güzelpınar yönündedir. Bugün halen üstlerini kapatan taş plakalar görülebilmektedir. Bu kanallar kentin doğusundaki tepenin üstünde inşa edilmiş bir filtre odasında birleşmektedir. Buradan çıkan su pişmiş toprak künkler ile kent sokaklarına, oradan da daha küçük çaplı künklerle evlere ulaşmaktadır.PLUTONİUM  :Plutonium'un girişi, Tapınağın sağ tarafındadır. Düzeltilmiş traverten cephede giriş, deniz kabuğu motifi bezeli mermer nişle belirtilmiştir. Girişin üstüne, 1. yüzyılda yerin kutsallığına işaret eden yuvarlak bir aedicula yerleştirilmiştir. Bu küçük mermer yapı, bir tür thalas'tur ve sarmal dal motifi ile bezeli süslü bir podyumu vardır.Plutonium'un girişinde yeraltı kaynaklarının sesi duyulabil­mektedir, giriş mekanının alt kısmında biriken zehirli gazın yol açtığı tehlike nedeniyle kapatılmıştır.SURLAR: MS. V. yüzyılda, Roma İmparatorluğunun diğer kentlerinde de olduğu gibi, Hierapolis de MS. 396da çıkarılan bir kanuna göre kuzey, güney ve doğu yönlerinde surlarla çevrilmiştir. Büyük kısmı bugün yıkılmış halde olan surlara, 24 adet kare planlı kule yerleştirilmiştir. İki anıtsal kapı ve iki küçük kapı olmak üzere 4 girişi vardır. Kuzey ve güney anıtsal kapıları ana caddeye açılır.ORTAÇAĞ SELÇUKLU KALESİ KALINTILARI:Kale, vadiyi kontrol altında tutabilen düzlük üzerinde, stratejik konumda olan geniş bir sur sisteminden oluşmaktadır. Duvarlar yıkıntı halinde olan kentten alınan, aralarında mermer, kimisi yazıtlı bloklar bulunan, devşirme malzeme ile yapılmıştır. Kalelerden birinde yapılan kazılarda, semerdam kemerli, nişler açılmış olan iç kısmında giriş kapısı, tabanı ve deprem ile meydana gelen geniş çatlaklar çıkartılmıştır. Bulunan malzeme, kaleyi bölgenin Bizanslılar ile Selçuklular arasında anlaşmazlık olduğu döneme, IX. Ve XIII. yy.’lar arasında tarihlemektedir. Yıkıntılar arasında bulunan bir sikke bu son dönemi işaret etmektedir. TİYATRO :Büyük yapı dört ada üzerine inşa edilmiştir. Dik olan cavea diazoma'dan iki kısma bölünmüştür, dikey olarak 9 cuneusa Summa cavea galerisi ile 8 basamak yerleştirilmiştir Ima caveanın (alt basamaklar) orta kısmı, proedria için mermer bir exedra şeklinde düzenlenmiş, yüksek arkalıklı, arslan ayaklı oturaklar, kentin önemli kişileri içindir. Sahne binası, logeion ve geniş bir sahne arkasına sahiptir ve skene ile bağlantılıdır. Skene fronsun üç düzeni mermer monolit sütunlar tarafından podium üzerine oturmakta ve burada Apollon ve Artemis'e adanmış, bezeli korniş bulunmaktadır. Bu görkemli yapı, İmp. Septimius Severus zamanında İ.S. III. yüzyılda, önceki evreyi (Flavius dönemi) içine alarak ve yok ederek inşa edilmiştir. Geç Roma Dönemi'ne kadar kullanılmış, bunu arkhitravının alt yüzüne, İ. S. 352 yılına tarihli ve skene fronsun onarımını yazıttan anlıyoruz.Yapımı 150 yıl süren, Akdeniz Havzası içinde en önemli ve özgün Roma Tiyatrosu olan 1800 yıllık Antik TiyatroHem kültürel hem doğal miras olarak UNESCO Dünya Miras Listesi’ nde yer alan ve dünyada eşi benzeri olmayan 2500 yıllık Pamukkale Hierapolis Antik Kenti’ nde bulunan ve gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları neticesinde, Antalya Perge Tiyatrosunun dışında hiçbir antik tiyatroda bulunmayan mitolojik kabartmaları, görkemli sahne binası, oturma basamakları ile Hierapolis Antik Tiyatrosu, şu anda Akdeniz havzası içinde Roma Dönemi Anadolu Tiyatroları arasında en önemli ve özgün bir yere sahiptir.1800 yıllık Hierapolis Antik Tiyatrosu’ nun yapımı; M.S. I. yüzyılın ikinci yarısında başlanılmış, III. yüzyılın başlarında da tamamlanmış ve yaklaşık 150 yıl sürmüştür. Roma tiyatrolarının en güzel örneklerinden biri olan,yamaca yaslanmış tüm cepheleriyle birlikte korunabilen bu muhteşem yapının 50 oturma sırası bulunur.  Bu oturma sıraları 8 merdivenle 9 bölüme ayrılmıştır. Cavea’nın tam ortasından geçen Diozoma’ ya her iki yandan tonozlu birer geçit ile (vomitoryum) girilir. Sütunların arası heykellerle süslenmiş olup, sahne arkasındaki duvarlarda ise mermer kabartmalar yer alır. Tiyatroda yer alan kabartmalı frizlerde; Apollon ve Artemis’ in doğuşu ve dini ayin sahneler, Dionysos, Satyr ve Menad’ lardan oluşan eğlence sahneleri, Marsyas ve Apollon arasında geçen müzik yarışması, tanrılar ile devler arasındaki (Giganthomachi) savaşlar, yer altı tanrısı Hades’ in tanrıça Persephone’ yi yer altına kaçırması gibi mitolojik konular ile Hierapolis Kenti için yapılan sportif yarış sahneleri, arşitravın kral kapısı üstünde İmparator Septimus Severus’ un taç giyme merasimi tasvir edilmiştir.Pamukkale Hierapolis Antik Tiyatrosu Sahne Binası Restorasyon çalışmaları İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Müze Müdürlüğü denetiminde, İtalyan Kazı Heyeti tarafından 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı aracılığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığımızın gönderdiği 1.750.000 TL ödenekle gerçekleştirilmiştir. Restorasyon çalışmalarında Sahne Binasına ait olan 3.000 bine yakın mermer blok ve mimari süsleme parçaları tek tek incelemiş, % 95 mevcut olan orijinal mimari malzeme kullanılmıştır19 Nisan 2010 tarihinde başlayan restorasyon çalışmaları 10 Haziran 2013 tarihinde tamamlanmıştır. Türkiye’ de Sahne Binası restore edilen tek tiyatro ünvanına sahip olan Pamukkale Hierapolis Antik Tiyatrosu,yapılan bu restorasyon çalışmaları sonrası 12.000 kişi kapasitesi ile kültürel ve sanatsal etkinlikler için faal duruma gelmiştir.AZİZ PHILIPPUS MARTYRIONU :Hierapolis eşsiz termal suları ile bir şifa kaynağı görülmesinin yanı sıra, hem Pagan dönemlerinde hem de Hristiyanlık döneminde kutsal kent sayılmıştır. Bunun nedeni de İ.S. 80 yıllarında Hierapolis'e Hristiyanlığı yaymaya gelen ve Hz. İsa'nın 12 havarisinden biri olan Aziz Philippus'un burada çarmıha gerilerek öldürülmesidir. İ.S. 4. yüzyılda Hristiyanlık resmi din olduktan sonra Aziz Plilippus adına öldürüldüğü yerde bir şehitlik yapılmıştır. Dini ve ruhi tedavi merkezi olarak yapılan yapı sekizgen planlıdır. Ortasındaki mermer kaplı alanda da Aziz Philippus'un mezarı vardır.Bizans dönemindeki surun dışında kalan bu merkeze geniş ve uzun merdivenlerle çıkılır. Yapıya yaklaşan son bölümdeki merdivenlerin sağında Ayazma çeşme yapısı vardır.Yaklaşık 20 metre çapındaki sekizgen bölümün üstü kurşun kaplanmış bir kubbe ile örtülmüştür. Yapıda dua edilmesi için küçük şapeller mevcuttur.Sekizgen bölümün tabanı mermer, koridor ve bağlı bölümlerin tabanı bitkisel motifli mozaik ile odaların tabanı traverten, halkın kaldığı dış odaların tabanı ise sıkıştırılmış topraktır.Günümüzde de birçok kilise Aziz Philippus bayramını kutlayıp ayin düzenlemektedir.AZİZ PHILIPPUS KÖPRÜSÜ :Aziz Phılıppus kapısından hemen sonra büyük boyutlara sahip köprü yer alır. Büyük boyutlu dikdörtgen traverten bloklardan meydana gelen bu büyük yapının ( genişliği 12 m. bulmakta) yalnızca güney sırt kısmı korunagelen yapı taş ile döşenmiş şehir merkezinden gelen yolun devamında bulunmaktadır. Köprüyü geçtikten sonra hakim tepe üzerinde yer alan Aziz Phılıppus Martyrıonuna ulaşılmaktadır. Köprünün kuzey sırtı kenarında sekizgen planlı bir başka yapı yer almaktadır (belki vaftizhane) bu yapının hemen yanından yukarı doğru çıkan basamaklar yer almaktadır. Basamaklar yüksek tepe üzerinde yer alan Aziz Phılıppus un defnedildiği alan ile son bulmaktadır. Bu alan Bizans öncesi dönemde Küçük Asyanın en önemli Hac ziyaret alanlarındandır.İtalyan Arkeoloji Heyetinin amaçlarından birisi köprünün yeniden ayağa kaldırma çalışması oluşturmakta bu sayede kentten başlayıp  Martyrıona ulaşan ayin yolunada işlevsellik kazandırılmaktadır.   DİREKLİ KİLİSE : M.S. 7.yy’a tarihlenen şehir merkezindeki direkli kilise üç nefli olup, nefler arasındaki geçitleri büyük ve küçük direkler ayırmaktadır. Ortadaki büyük nefin sonunda bir apsis yer alır. Olasılıkla yapı tonoz örütülüdür. Diakonon ve protasis (vaftiz ve ayin bölümü), kilisenin merkez sahanlığının sonundaki tek apsisin iki tarafında yer almaktadır. Üç nefli diğer bir kilise de yine şehrin merkezinde yer almaktadır. Hierapolis’in kuzey tarafında daha küçük tek apsisli kiliseler yer alır. Bunlar daha çok geç dönem yapılarıdır. Bu da geç dönemlerde dahi, kentin kimliğini devam ettirdiğinin göstergesidir. M.S. 5-7. yy’larda Hierapolis’te birçok önemli kilise yapılarının yapılması, kentin hem dinsel yönden önemli, hem de Bizans döneminde büyük bir merkez olduğunu göstermektedir. M.S. 5-6. yy’larda tarihlenen Akköy aile mezarının altın buluntuları da bu önemi ve zenginliği desteklemektedir. Hierapolis’in ilk dinsel temsilcisi St. Phillippus’tur. NEKROPOL ALANI:Batıdaki traverten alanları dışında kalan üç yönde nekropol alanları bulunmaktadır. Bunlar yoğunlukla Tripolis-Sardese giden kuzey yolunun ve Laodikeia-Colossaeye giden güney yolunun iki tarafinda yer alır. Mezarlarda kireçtaşı ve mermer kullanılmıştır. Mermer kullanımı daha çok lahit tiplerinde görülür. Kuzey nekropolü, Geç Hellenistik dönemden erken Hristiyanlik dönemine kadar karakteristik lahitleri, mezar tiplerini ve mezar anıtlarını bir arada içerir. Kentte görülen mezarlar lahit, tümülüs ve ev tipi mezarlardır. Konut mimarisini anımsatan mezar yapıları, nekropolün en önemli elemanlarıdır. HAMAM BAZALİKA :Frontinus kapısı yanındayer alan ve M.S.3.yy yapılan hamam,5.yy 'dan sonra güneye bakan calidarium duvarı yıkılarak bir apsis eklenmiş ve böylece hamam üç nefli bir bazalikaya dönüştürülmüştür.Önceki yapıya ait beşik tonoz da yerini 3 kubbeye bırakmıştır.  KATEDRAL:Hierapolis kentinin en önemli Hristiyan kült yapılarındandır.Yapı, plateiaya narteks ve atrium ile açılmaktadır. Sağdaki kapıdan vaftiz mekanına girilir, dörtgen planlı, apsisli mekan, sütunlar ile 3 nefe ayrılmıştır, apsisli bölümde yuvarlak, mermer kaplama levhalı, iki yanında merdivenleri olan vaftiz teknesi yer alır.Saçaklık, kadınların oturduğu bölüme ait ikinci sütun dizisi tarafından taşınıyordu. Apsis içte yuvarlak dışta çok kenarlı bir plana sahiptir. Ana apsisin içinde, ayin sırasında papazların ve piskoposun oturduğu konsantrik merdiven, synthronon, yer alır. Yapı planı bize orta çağ onarımları ile İ.S. VI. yüzyılın I. yarısına tarihlememizi sağlar.  BÜYÜK HAMAM KOMPLEKSİ-ROMA HAMAMI:Bugün, masif duvarları ve bazı tonozları ayakta kalabilmiş olan yapının iç mekanlarının mermerle kaplı olduğuna dair izler bulunmaktadır. Hamamın planı diğer tipik Roma hamamları gibidir. Önce girişte büyük avlu, iki yanında büyük holler bulunan kapalı dikdörtgen bir alan ve daha sonraları bulunan esas hamam yapısı yer alır. Palaestranin yan kanatlarında, biri güneyde, diğeri kuzeyde olan iki büyük hol imparatora ve törenlere ayrılmıştır. Hamam kompleksinin kalıntıları MS. II. yüzyıla tarihlenir. Büyük hole bitişik tonozlu kapalı mekanlar günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.DOMİTİAN KAPISI (FRONTİNUS KAPISI):Şehrin kuzey girişinde iyi korunmuş 3 gözlü ve iki yanına yuvarlak kuleleri olan kapı imparator Domitian a ithaf edilmiş üzerine Latince  ve Grekçe yazılmış bir yazıt vardır.bu yazıttan dolayı buna Domitian kapısı veya Roma Kapısı denir.kapının MS.82-83 yıllarında yaptırıldığı bilinmektedir.bu kapıya Frontinus kapısı da denilir.AZİZ PHİLİPPUS’UN MEZARININ KEŞFİ     II.yy’ın sonunda, Efes Piskoposu olan Polycrates, Anadolu’da iki büyük yıldızın istirahat ettiğini yazmaktadır: Hz. İsa’nın 12 Havarisi’nden ikisi. Bu iki havarinin mezar Hierapolis’te Havari Philippus’un uyuya kaldığı Hierapolis ve Havari Johannes’in öldüğü Efes.      Cesarea”nin meşhur piskoposu olan Eusebius, VI- yy’da, Küçük Asya’daki Kiliselerin önemi ve eskiliğini göstermek açısından söz konusu haberi tekrar ele alır.İ.S. I. Yy’ın 60’lı yıllarında, Ananelere göre, Havari Philippus Hierapolis’e Hz. İsa’nın sözlerini yaymaya gelir fakat ölüme mahkum edilir ve vücudu buraya gömülür.      Günümüzde: Lecce Üniversitesi’nden Prof. Dr. Francesco D’Andria tarafından yönetilmekte olan Hierapolis Kazı Ekibi, Hierapolis’te; şehrin Roma Çağı’ndan önemli bir Hac Merkezi haline geldiği Bizans Çağı’na kadar olan süre içinde geçirdiği değişimleri anlamak için  elli yıldır çalışmalarını sürdürmektedir. Hacılar bu Frig kentine kentin doğusunda bulunan Aziz’in mezarını ve adına adanmış kutsal mekanı görmek için gelmekteydiler.      Son yıllarda uydu görüntülerinin çalışılmasıyla Bizans kapısı’ndan başlayıp bütün şehri kat eden ve Martyrion’a doğru giden yolun varlığını saptanmıştır. Hacılar, bir köprüyü geçip sekizgen bir hamam yapısının yer aldığı tepenin eteklerinde bekliyorlardı. Burada, Hacılar yıkanıp böylece temizlendikten sonra traverten levhalardan oluşan büyük bir merdiven sayesinde İbadethane’ye doğru çıkabilirlerdi. Bir mermer çeşmenin olduğu (ayazma) durup tekrar yıkanıyorlar ve büyük Martyrion Kilisesi’nin olduğu alana doğru tırmanmaya devam ediyorlardı.      Birkaç yıl öncesine kadar; tıpkı San Johannes’in mezarının büyük bir Basilika içinde olduğu Efes’te gibi; Aziz Philippus’unda mezarının Sekizgen Kilise’de olduğu düşünülmekteydi fakat kazılardan bu teoriyi doğrulayacak herhangi bir malzeme çıkmamıştır. Martyrion’un altında bir boşluk olup olmadığını tespit etmek amacıyla yapılan jeofizik analizleri de negatif sonuç vermiştir: Yer altında hiç bir boşluk tespit edilememeiştir.      Doğu Tepesi’ndeki yapı kompleksinin kazısının tamamlanması için geçen yıldan itibaren Ayazma’nın doğusunda kalan alanın araştırılmasına başlanmıştır. Çalışmaların bu aşamasında, gün yüzüne çok sayıda duvar ve Hierapolis’teki nekropol alanlarında  görülenlere benzer şekilde olan alınlıklı bir Roma mezar yapısnın üst kısmı çıkartılmıştı.  Traverten bloklarla inşaa edilmiş bu mezarın tarihi İ.S. I. Yy’dır.         Temmuz ayının başlarında 2011 kazı mevsiminin başlamasıyla, Hierapolis Kazı Ekibi’nin çalışmaları bu bölge de yoğunlamış olup 1 aylık çalışmadan sonra aşağıdaki 3 nokta saptanmıştır:     Roma Mezarı’nın etrafında, V.yy’ın başında 3 nefli ve 3 absidli tabanı polikrom mermer parçalar ve geometrik dekorasyonlar taşıyan  opus sectile döşenmiş bir Bazilika inşaa edilmiştir. Bazilika’nın içinde rölyef dekorasyonlu mermer kaplamalar ki bunlar içinde en zarif olanlarından birinde haç şehitin sembolü olan palmiye ağaçları tarafından çevrelenmiştir.     Bir mermer levha üzerinde İmparator Teodosius’un yazıtı (monogramı) bulunmuştur. Bunun anlamı Kilisenin, Constantinopolis’de ki İmparatorluk Sarayı’nın müdahalesini göstermektedir.     Mezar Kilise’nin ortasındaydı ve büyük bir tapınımın merkeziydi. Hacıların büyük bir mermer merdiven aracılığıyla çıktıkları platformu tutan bir yapıya yerleştirilmişti.  Merdivenler, mezarın üst kısımlarına ulaşan binlerce hacının geçişiyle çok aşınmışlardır.  Bu tip çok nadir bulunmakta olup sadece Filippi’deki örnekle karşılaştırılabilir. Burada, San Paul adıyla tanınan Hellenistik bir mezar etrafında merkez planlı bir kiliseyle bir martyrion inşaa edilmiştir.    Bütün bunları baz alarak, Hierapolis’in Doğu Tepesi’nde, bütün Akdeniz’den hacıları kendisine çeken büyük bir tapınımın konusu olan  Aziz Philippos’un mezarını tespit ettiğimizi teyit edebiliriz. Aziz’in kemikleri VI. Yy’da Constatinopolis’e (Istanbul) kısmen de Santi Sepolcri Kilisesi’nin inşaa edildiği Roma’ya götürülmüştür.     Herşeye rağmen Hierapolis’in Doğu Tepesi Kült alanının konusu olmayı sürdürmüştür. Olasılıkla,  Sekizgen Kilise Aziz Philippus’un şehit edildiği yer de ve ikinci kilise de gömüldüğü mezar etrafında inşaa edilmiştir.Kilise, olasılıkla VI. Yy’da yıkılmış ve Aziz’in mezarı Ortaçağ boyunca tahrip edilip çobanlar tarafından sığınak olarak kullanılmıştır.Halen sürdürülmekte olan Kilise kazısının gelişimi sayesinde yeni ve önemli sonuçlara ulaşılacağı açıktır.1-      Hierapolis-  V. yy’da inşaa edili olan Bazilika içinde Aziz Philppus’un Mezarı2-      Hierapolis- Aziz Philippus Bazilikası içinde çalışmalar.3-      Hierapolis- Aziz Philippus Bazilikası. Haçlı ve palmiye ağaçlı süsleme.4-      Hierapolis- Aziz Philippus Bazilikası. Mermerden Bizans Dönemi süslemesinde kartal ve5-      Hierapolis- Aziz Philippus Bazilikası. Başlık6-   7 .Martyrion’un görsel rekonstrüksiyonu Kaynak : http://www.pamukkale.gov.tr

http://www.ulkemiz.com/hierapolis-antik-kenti

Köpekler <b class=red>Müzik</b> Dinlemekten Hoşlanır Mı?

Köpekler Müzik Dinlemekten Hoşlanır Mı?

Köpek arkadaşlarımız müzik dinlemekten hoşlanıyor mu? Farklı müzik türlerine nasıl tepki veriyorlar? Bu ve bu tür sorular son zamanlarda yapılan bir araştırmanın parçası olmuştur. Eğer küçük dostlarımızı seviyorsanız, köpekler ve müzik arasındaki bağlantı kesinlikle öğrenmeye değer!Biliyor Muydunuz?20 ile 20.000 Hertz olan insan aralığı ile karşılaştırıldığında, pek çok hayvan daha yüksek ses frekanslarını duyabilir. Köpekler ise 50.000 Hertze kadar olan frekansları bile duyabilir.Eve gelip koltuğunuza uzanın, en sevdiğiniz müziği koyun ve rahatlayın. Müzik bize ne yapıyor da biz bunu terapi gibi görüyoruz? Hiç bir fikrimiz yok! Belki de bu sadece müziğin gücüdür cevap bu kadar basittir. Hepimizin yaşayarak gördüğü gibi müzik ruhumuzu ve aklımızı iyileştirmektedir. Müzik bizi neden rahatlatır? Özellikle enstrümental müzik dinlediğimizde canlı ve tazelenmiş hissederiz. Müziğin bu mucizelerini hissedebilen sadece insanlar mıdır? Müzik dinlemek hayvanları da etkiler mi?Köpekler Müzikten Hoşlanır Mı?Evet tabii! “ben ve köpeğim aynı müzik zevkine sahibiz”, “benim köpeğim rock müziğine bayılır” bu tür yorumları çevremizdeki insanlardan sık sık duymaktayız. Peki bunlar köpeklerin gerçekten müzikten hoşlandığını mı gösterir yoksa sahiplerinin köpeklerinin bu müziklerden hoşlandıklarını düşünmesi anlamına mı gelir?Tavuklar, Asya filleri, batı ova gorilleri ve evcil köpekler gibi bazı hayvan türlerinin müziğe olumlu yanıt verdikleri çeşitli çalışmalarla gözlenmiştir. Ayrıca hayvan psikologları köpeklerin de müzikten hoşlandıklarını, müziğin onları rahatlattığını ve stres ve endişelerini azalttığını düşünmektedir.2012 yılında “Journal of Veterinary Behavior” dergisinde yayınlanan “köpekler üzerinde işitsel uyarımın davranışsal etkileri” isimli bir çalışma müziğin köpekler üzerindeki etkilerini incelemek için yapılmıştır. Çalışmanın sonuçları klasik müziğin köpeklerin uykuda geçirdiği zamanı arttırdığını ve ağır metal müziğin ise köpeklerde vücutta silkelenme gibi sinirlilik göstergesi hareketleri arttırdığı gözlemlenmiştir.Ne Tür Müzik?Hafif klasik müzik köpekler için en popüler ve yatıştırıcı müzikler kategorisinde kesinlikle birinci olurdu. Yani sadece onlara ne dinlettiğiniz değil, onların kendi zevkleri var. Ancak bu size köpeğimin en sevdiği şey “Mozart” demek hakkını vermez. Başka bir kanıtlanmış bir gerçek ise köpekler ortamın ambiyansı ile harmanlanmış olan müziklerden hoşlanır. Yani insan konuşmaları kuş cıvıltıları gibi çevre gürültülerini de içeren seslerden hoşlanırlar. Piyasada köpekler için benzersiz ses kombinasyonlarını içeren bazı müzik albümleri ya da internette bulabileceğiniz bazı koleksiyonlar bulunmaktadır.Türe Özgü Müzik:Bazı kişiler ise köpeklerin türlerine göre müzikleri sevdiklerine inanmaktadır. Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden bir psikolog olan Charles Snowdon bu durum hakkında bir deney yapmıştır. Müzik hayvanlara tanıdık ise hoşlarına gitmektedir. Müzik köpeklerde stresi azaltır ve onları rahatlatır. Köpeklerin geceleri rahat uyuyabilmeleri için sessizlik gereklidir, bu nedenle tüm gün boyunca çalınabilir.Köpekler Müziği Anlıyor Mu?Köpeklerin insanlara oranla çok daha yüksek ses frekanslarını duyabilme yetenekleri vardır ancak uyum, ritm ya da vuruş gibi sonik ilişkileri anlamaları mümkün değildir. İnsanlar perdeler arası farkları tanımlayabilirler örneğin ilk önce düşük sonra yüksek oktavda notaların olduğu bir şablon düşünün. İnsanlar ses perdesinden bağlantısız olarak bunların aynı nota olduklarını ayırt edebilirler. Bu özellik köpeklerde görülmez.Köpeklerin müziği bizim anladığımız gibi anlaması mümkün olmasa da, küçük arkadaşlarımızın rahatlaması ve iyi bir uyku alması bizim için önemlidir. Bu nedenle yumuşak bir yatağın yanında onları bazı doğal ve hafif müziklerle rahatlatabilir, gergin olduklarında stresten uzaklaşmalarını sağlayabiliriz.Kaynakça:http://www.buzzle.com/articles/do-dogs-enjoy-listening-to-music.htmlYazar: Tülay Arsoyhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/kopekler-muzik-dinlemekten-hoslanir-mi

Chicago Nasıl Bir Şehirdir?

Chicago Nasıl Bir Şehirdir?

Chicago, Amerika Birleşik Devletleri’nin Illinois eyaletine bağlı en büyük 10 şehrinden biridir. Şehrin merkezinde yaklaşık olarak 2.7 milyon insan yaşamaktadır. Bu rakama göre, şehir Amerika Birleşik Devletleri’nin en kalabalık merkeze sahip 3. Şehridir. Amerika Birleşik Devletleri’nin orta batısında kalan bu şehir, son derece modern bir mimari ve altyapı sistemine sahiptir. Şehrin sınırları içinde yaklaşık olarak 9.9 milyon insan yaşamaktadır. 9.9 Milyon insanın yerleşik olarak hayatını sürdürdüğü bu şehir, böylece Amerika’nın, New York ve Los Angeles şehirlerinin ardından en kalabalık 3. Şehridir. Şehirde birçok nokta turistik özellik göstermektedir ve birçok turist de bu noktalara akın etmektedir. Şehrin merkezinde çok sayıda gökdelen yer almakta ve şehir merkezinden uzaklaşıldıkça evler 2 ila 3 kat arasında değişiklik gösteren müstakil villalara dönüşmektedir. Şehir fazla rüzgar aldığından, ‘’The Windy City’’ adını almıştır. 1780’ler yerleşme gözlenen şehir günümüzde dünyanın en yaşanılabilir 50 şehrinden biri olarak kabul edilmektedir. Şehre aynı zamanda Illinois’nin Miami’si de denmektedir. Şehrin belediye başkanlığını Rahm Emanuel yapmakta ve burada yaşayan halk mevcut durumdan fazlasıyla memnuniyet duymaktadır. 1837 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne resmen katılan Chicago, Birleşik Devletler’in kilit öneme sahip stratejik noktalarından biri haline gelmiştir. 2015 verilerine göre Chicago’da yer alan O’Hare Uluslararası Havalimanı, dünyanın en işlek havalimanıdır. Şehir tam anlamıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin New York ve Los Angeles ile beraber ekonomik motoru konumundadır. Şehrin sınırlarının Amerika Birleşik Devletleri’ne katkısı 571 milyar $’dır. Buda şehrin birçok Avrupa ülkesinden daha büyük bir ekonomik güce sahip olduğunu göstermektedir.2012 yılındaki verilere göre şehir dünyanın en çok turist çeken 10 şehrinden biri olmayı başarmıştır. Chicago’ya ortalama olarak her yıl yerli ve yabancı turistler de dahil olmak üzere 50 milyona yakın kişi uğramaktadır. Bu New York ve Los Angeles şehirlerinin ardından ulaşılmış en yüksek değerdir. Şehirde gece hayatı oldukça yaygın bir şekil kazanmış ve insanlar geceleri yaşamlarını sürdürmeyi Chicago’da bir kural haline getirmişlerdir. Sinema, edebiyat ve müzik sektörünün oldukça gelişmiş olduğu Chicago’da özellikle caz hat safhada ilgi çeken bir alan olmuştur. Chicago tarih boyunca doğal afetlerle boğuşmuş bir şehir olmasa da 1871’de çıkan Büyük Chicago Yangını’nda birçok insan evlerini hatta hayatlarını kaybetmiştir. Bölgede ilk gökdelen 1885 yılında inşa edilmiştir. Bu aynı zamanda da dünyada çelik iskeletli yapı bazında ilk gökdelenin inşa edildiği şehir olarak da kayıtlara geçmiştir. Bölgede birçok milletten insan hayatını sürdürmektedir. Ağırlıklı olarak Alman, İrlanda, Polonya ve İsveç kökenli insanlar yaşamaktadırlar.Yazar: R. Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/chicago-nasil-bir-sehirdir

Cep Telefonunun İcadı

Cep Telefonunun İcadı

İlk cep telefonunu 1973'te Michael Cooper çalıştığı Motorola firmasında geliştirmiştir. Modeli Motorola Dyna-Tac'dir.GSM Tarihçesi 1973 yılında ilk cep telefonunun mucidi olan Martin Cooper GSM teknolojisinde pek çok yenilik bekliyor. İlk cep telefonunu 30 yıl önce üreten Martin Cooper bugün 74 yaşında.Motorola'da mühendis olarak çalışırken ürettiği cep telefonunun son on yılda hızla yayılmasını ve 850 gram ağırlığındaki bir tuğla görünümünden 80 - 90 gram ağırlığındaki teknoloji ürünlerine dönüşmesini ilgiyle izliyor. Ancak Cooper'a göre bu teknolojiler daha başlangıç.Cooper'ın hayalinde kulağın arkasına sığabilecek kadar bir cep telefonu üretilmesi yatıyor. Sesli emirle ya da kullanıcının düşüncesiyle arama yapacak telefon bir arama geldiğinde ise çalmak yerine kullanıcısının kulağını gıdıklayacak. Tuğla Cep Telefonu Ürettiği kablosuz cep telefonuyla ilk görüşmeyi 3 Nisan 1973 tarihinde yaparak tarihe geçen Cooper'ın ilk Motorola cep telefonu 850 gram ağırlığında 25 cm yüksekliğinde 8 cm derinliğinde ve 4 cm genişliğindeydi.Şu anda üretilen ve avuçiçinde kaybolacak kadar küçük cep telefonlarıyla karşılaştırıldığında daha çok bir tuğlayı andıran ilk cep telefonu üretildiği dönem için bir devrim niteliği taşıyordu. Cep telefonundan önce kullanılan araç telefonlarının yaklaşık 13 kg ağarlığında olduğu düşünülürse ilk cep telefonunun getirdiği değişimi anlamak daha kolay olabilir. Cooper Motorola'da sistem bölümü müdürü olarak çalıştığı dönemde cep telefonunun geliştirilmesinin ardında yatan fikri şöyle açıklıyor: Temel hayalimiz insanların arabalara konuşmak zorunda kalmamasıydı. İnsanlar bir masayı ya da bir duvarı aramak istemiyorlardı. Diğer insanları aramak istiyorlardı.1 Milyar Kullanıcı Araştırma kuruluşu Gartner Dataquest'in araştırmalarına göre sadece geçen sene içerisinde 423 milyon adet cep telefonu satıldı ve dünya üzerindeki cep telefonu kullanıcısı sayısı 1 milyar kişiyi geçti. Avrupa ülkeleri yüzde 80'lere varan cep telefonu penetrasyonlarıyla dünyada cep telefonunun en yoğun kullanıldığı bölgeyi oluşturuyorlar. Cep telefonu kullanımının en hızlı arttığı ülkeler ise düşük kullanım yüzdelerini hızla artıran Çin ve Hindistan. Şu anda cep telefonu üretiminde dünyanın en büyük ikinci firması olan Motorola 30 yıl önce yüz milyon dolarlık ciro hedefiyle kurduğu cep telefonu bölümünden sadece 2002 yılının son çeyreğinde 3.3 milyar dolarlık bir ciro yaptı.Cep telefonu, kolayca taşınabilen, geniş kapsama alanlı, kablosuz telefon sistemini kullanan bir iletişim ve multimedya aygıtı.Cep telefonu ile sağlanan hizmetler, telefon modeline ve servis sağlayıcıya göre değişmekle beraber en yaygın olarak kullanılanları, sesli görüşme ve kısa mesaj hizmetidir. Sesli ve yazılı görüşmenin yanı sıra görüntülü görüşme, görüntülü mesaj, müzikçalar, video oyunları, internet, veri transferi ve hatta ofis uygulamaları gibi tüm diğer bilgisayar işlevlerini kullanıcısına ulaştırabilir.Cep telefonları internet ve telefon bankacılığı hizmetlerinde kullanılabilir. Paypal gibi çevrimiçi hesapları kullanarak, sms aracılığıyla, satın alınan mal ve hizmetlerin ücretlerinin ödenmesi amacıyla kullanılabilir.Cep Telefonu ÇeşitleriKızaklı (kaydıraklı) ve dokunmatik tuş takımlı bir cep telefonuTeknolojideki gelişmeler sonucu her geçen gün yeni cep telefonu modelleri çıkmaktadır. Bu modeller zaman zaman farklı grupların özelliklerini de barındırdığı için tam bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Cep telefonları genel bir sınıflamayla başlıca şu gruplara ayrılır:Veri girişine göreTuş takımlı: Tuş takımlı telefonlar karakter girişi ve menü seçimleri için fiziksel butonlara sahip telefonlardır. Başlıca iki gruba ayrılırlar:Alfanümerik: Alfanümerik tuşlarda genellikle 0-9 arası rakamları ihtiva eden tuşlar ve bu tuşlara atanmış belirli harfler bulunur. Farklı karakterlere ulaşmak için aynı tuşa birden fazla kez basılması gerekebilir.Klavyeli: Klavyeli telefonlarda genellikle tüm harfleri ve rakamları kapsayan bir klavye bulunur.Dokunmatik: Bu tür telefonlarda dokunmatik ekran ya da dokunmatik padlara parmaklar veya özel kalemlerle dokunarak veri girişi yapılabilir.Pek çok telefon modelinde dokunmatik ekran ve tuş takımı bir arada bulunur.Gövdesine göreNormal (düz): Normal veya düz telefonlar, sadece ekrana veya ekran ile aynı düzlemde bulunan tuş takımına sahiptir. Tuş takımını ya da ekranı kaplayan, koruyan herhangi bir parça ihtiva etmezler. İlk cep telefonları modellerinin tamamı bu şekildedir. Tuş kilidini aktif hale getirmek için genellikle birkaç tuştan oluşan bir kombinasyonu kullanmak gerekir.Kapaklı: Kapaklı cep telefonlarında (İngilizce: flip phone) tuş takımını, ekranı veya her ikisini kaplayan koruyucu bir kapak bulunur. Genellikle bir çift menteşe etrafında dönen kapak, elle veya bir düğme yardımı ile açılıp kapanır. Kapaklı cep telefonlarında ekran ve tuş takımı dış etkenlerden korunurken, tuş kilidi kullanımına da gerek kalmaz.Kızaklı (kayan kapaklı veya kaydıraklı): Kızaklı telefonlar (İngilizce: slide phone), genellikle bir çift kızak üzerinde hareket eden iki parçadan oluşurlar. Üstteki parça sadece ekranı, birkaç önemli tuşu ya da her ikisini birden ihtiva eder. Alttaki parça ise genellikle tuş takımını ihtiva eder. Kızaklı cep telefonlarında da genellikle tuş kilidini açmak için üsteki parçayı kaydırmak yeterlidir.Cep telefonu elemanlarıSimkartAna madde: SimkartSimkart, cep telefonlarının servis sağlayıcının telefon hizmetinden yararlanmasını sağlayan ve kimlik bilgilerini barındıran bir mikroçiptir. Simkart sözcüğü, İngilizce Subscriber Identity Module (Abone Kimlik Modülü) sözcüklerinin baş harfleri ile kart sözcüğünün birleşmesinden meydana gelmiştir. Simkart cep telefonunun içine yerleştirilir. Çıkarıldığında cep telefonundan normal aramalar yapılamaz. Simkartsız bir cep telefonu ile sadece acil servisler aranılabilir. Simkart başka bir telefona takıldığında eğer yeni telefon farklı simkartlara kilitli değilse normal şekilde çalışır.PilGünümüzdeki cep telefonlarında yaygın olarak şarj edilebilir lityum iyon piller kullanılır. Pilin ömrü telefon modeline, özelliklerine ve kullanıcının alışkanlıklarına göre farklılık gösterir. Cep telefonlarının şarj edilme ihtiyacını minimuma indirmek veya tamamen ortadan kaldırmak için güneş enerjisi ile çalışan cep telefonları üretimi konusunda yoğun çalışmalar yapılmaktadır

http://www.ulkemiz.com/cep-telefonunun-icadi

Gramofon nedir, Gramofonu kim buldu ?

Gramofon nedir, Gramofonu kim buldu ?

Gramofon bir yuvarlak ince taş plak ile, fonograf ise bir silindir ile çalışır. Fonografı ilk tasarlayanlardan biri ünlü Thomas Alva Edison dir. İlk müzik çalar kutusu. Günümüzde hala dinlenmektedir.Gramofon ve fonograf kelimelerinden kaynaklanmaktadır. Bu makine ile ses ve müzik kayıtı ya da dinleme olanakları bulunmaktadır. Ilk patenti , 29 Eylül 1887 yılında Alman bilim adamı Emil Berliner tarafından alındı.Plaklar üzerine tespit edilmiş olan esasları tekrarlamaya yarayan alet. Gramafon iki bölümden ibarettir: Plâk ve makine.Plâk, gomalaka ve mumlu maddelerle (son yıllarda plâstik maddelerle) yapılan bir disktir.İki yüzünde helezon şeklinde oyuklar vardır. Bu oyuklar, girintili çıkıntılıdır, özel olarak yapılmış olan gramafon iğnesi, bu oyuklar arasında dolaşırken, meydana gelen titreşimler, plâğa alınan sesin tekrar duyulmasını sağlar. Makine, plâğın devamlı olarak ve aynı hızda dönmesini sağlayan bir motor ile, sesi yansıtan bir bölümden ibarettir. Motor, zemberek ya da elektrikle çalıştırılabilir. Her iki şekilde de dakikada ortalama olarak 78 devir yapılır. Elektrikle çalışan gramafonlara pikap adı verilir.İğne, plâk üzerinde dolandıkça, oyukların girinti ve çıkıntısına göre meydana gelen titreşimler, iğnenin bağlı bulunduğu diyagrama yansır, ses titreşimleri, diyagram ve ses kutusu yardımı ile büyütülerek aksettirilmiş olur.Gramafon 1877 yılında Edison tarafından icat edilmiş olan fonografın geliştirilmiş şeklidir.Plâk nasıl doldurulur?Balmumundan yapılmış düz ve daire biçimli kalıplar, gramafona benzeyen bir makineye konur. Bu makine, balmumundan kalıbı, belli bir hızla döndürür. Kalıbın üzerine bir iğne konmuştur. Bu iğ ne bir diyaframa bağlıdır.Makinenin karşısında yapılan bir konuşma ya da söylenen bir şarkı, havayı titreştirir, hava da diyagramda titreşimler meydana getirir. Bunun sonucu olarak, diyagrama bağlı olan iğnede de titreşmeler olur. iğne, titreşerek, dönmekte olan balmumu kalıbı üzerinde, titreşme durumuma göre inişli çıkışlı çizgiler çizer. Böylece, bir kalıp elde edilmiş olunur. Bu kalıptan nikel kalıplar çıkarılır. Sonra da bu nikel kalıptan, bildiğimiz gramafon plâkları çoğaltılır.İlk müzik çalar kutusu. Günümüzde hala dinlenmektedir.Ancak bu bilindiği gibi EDISON'un icadı değildir.Gramafon EDISON'dan yaklaşık 50 sene öncesinde dedesi tarafından tasarlanmıştır.http://ilgiliforum.com

http://www.ulkemiz.com/gramofon-nedir-gramofonu-kim-buldu-

Flüt Nedir? İcadı ve Tarihçesi

Flüt Nedir? İcadı ve Tarihçesi

Flüt, sözlük anlamıyla,kamış dili olmayan çeşitli tipteki tahta üflemeli çalgıların genel adı olarak geçmektedir. En yaygın olanı yan flüttür (flauto traverso),19mm çapında ve 76 cm uzunluğunda bir boru üzerindeki 14 ya da daha çok ses deliklerinden oluşur.Ağızlığının yanındaki delikten üflenen hava keskin bir kenara çarparak kırılır ve ses titreşimlerini oluşturur. Delikler önceleri parmakla kapanıyordu, sonraları kaldıraçlı bir düzeneğe bağlı kapaklarla çalgı bugünkü biçimini aldı. Ses delikleri, titreşen hava sütununun genişliğini ve bununla birlikte sesin yüksekliğini belirler. Havanın üfleniş biçimi ve hızıyla deliklerin açılıp kapanması, ses perdelerindeki değişmeleri oluşturur. Rönesans kadar hiçbir değişiklik yapılmadan ilk biçimiyle çalınan flüte, 1720’ den sonra anahtarlar eklendi. 19.yy’’da Theobald Boehm’ün (1794-1881) ve Max Schwedler’in (1853-1940) buluşlarıyla günümüzdeki biçimini aldı. Bugün çoğunlukla maden (Alman gümüşü), pleksiglas ya da tahtadan yapılan flütün çok uzun geçmişi olasılıkla bambu kajnışıyla başlar. Sonraları kemik, porselen, fildişi, abanoz, şimşir ağacı gibi malzemeler kullanıldı. Yan flütler 16.yy’dan başlayarak orkestralarda ve askeri bandolarda yer aldı. Küçük flüt (flauta piccolo) 30-31 cm boyunda olur. Orkestra’da tiz sesli bir efekt çalgısı olarak yer alırsa da, daha çok askeri müzikte kullanılır. Alto flüt ise bir aktarım (transpozisyon) çalgı işlevini görür. Ravel ve Stravinski’nin bazı eserlerinde özgün biçimde kullanılmıştır.Yan flütlerin dışında, dik olarak çalınan flütler de vardır. Bunların en yaygını gagalı ya da blok flüttür (flauto). Blok flüt bilinen en eski çalgılardan biridir. Eski çağda çok yaygındı, ortaçağda Avrupa müziğinde kullanılmaya başlandı. Barok müziğin en sevdiği çalgılardandı ve “flüt” sözcüğü bu çalgıyı tanımlardı. Sonraları neredeyse unutulan blok flüt 20.yy’da yeniden canlandırıldı. Bambudan ya da akçaağaçtan yapılan blok flütlerin gaga biçiminde bir ağızlığı vardır. Hava, borunun ağızlığa yakın bölümünde bulunan tahta blokun kenarına üflenir.Hava sütunu oluşturan bir kanal bulunduğu için çalgıcının üflediği havaya yön ve hız ayarı vermesi gerekmez.Blok flütün kapaksız 6-8 deliği vardır.Uzunluğu 30-50 cm arasında değişir.Ses genişliği yaklaşık iki oktavdır. Uzunluğu ve genişliğine göre pes ve tiz ses çıkaran soprano, alto, tenor ve bas çeşitleri vardır.Üçüncü bir flüt türü, eski çağda Syrinx denilen Pan flütüdür. Farklı uzunlukta, yanyana dizili ve altları kapalı bambu borularından oluşur. Çalgıcı, bu borulardan birinin üst kenarına yandan üfleyerek istediği ses perdesini elde eder. Pan flütü özellikle folk (Latin Amerika, Romanya) arasıra da klasik müzikte (Mozart,Sihirli Flüt) kullanılır.Kaynakça: tr.wikipedia.org/wiki/Flütwww.hakkinda-bilgi-nedir.com/flut-nedir-nedir+flut-nedir-hakkinda-bilgYazar: Doğan Bülbülhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/flut-nedir-icadi-ve-tarihcesi

MİG-21 Avcı Jetinin Özellikleri

MİG-21 Avcı Jetinin Özellikleri

Sovyetler Birliği'nde Mikoyan Gurevich Tasarım Bürosu tarafından tasarlanan ve üretilen süpersonik (sesten hızlı) jet avcı/önleyici uçağıdır.Uçağın görünüşünün bu ünlü Rus telli müzik aletine benzerliği sebebiyle "balalayka" takma ismini almıştır. Polonyalı (Leh) pilotlar tarafından da gövde şeklinden dolayı ołówek (kalem) olarak isimlendirilmiştir. İlk versiyonları ikinci nesil jet avcı uçağı olarak nitelense de sonraki versiyonları üçüncü nesil jet avcı uçağı olarak kabul edilir. MiG-21, dört kıtada ellinin üzerinde ülke tarafından uçurulmuştur ve ilk uçuşunun üzerinden yarım yüzyıldan fazla süre geçmesine rağmen hala bazı ülkelerde hizmet vermektedir. Bu savaş uçağı, havacılık tarihinin en çok üretilen süpersonik jet uçağı, Kore Savaşı'ndan bu yana en çok üretilen savaş uçağı ve bütün versiyonlarda 1959'dan 1985'e kadar en uzun üretim süresine sahip savaş uçağı olmak üzere bir dizi modern havacılık rekorunu elinde bulundurmaktadır. Her tipten 11,496 adet MiG-21 üretilmiştir. MiG 21 jet avcı uçağı, ses altı (subsonic) MiG-15, MiG-17, ve ses üstü (supersonic) MiG-19 ile başlayan Sovyet jet avcı uçaklarının bir devamıdır. Sukhoi Su-7 gibi arkaya eğimli ya da delta kanatlı önden hava alıklı deneysel bir dizi Mach 2 Sovyet tasarımlarının en başarılı olanı MiG-21'dir.MiG-21'in 1950'lerin başında Mikoyan OKB tarafından başlatılan tasarım çalışmaları, 1954 yılında Ye-1 olarak adlandırılan bir prototipin hayata geçirilmesiyle sonuçlandı. Bu proje çok kısa bir süre içinde planlanan motorun yetersiz olduğunun tespit edilmesi ile ikinci bir prototipin (Ye-2) yapımına yol açtı. Gerek bu iki ve benzeri erken prototiplerin kanatları arkaya doğru eğimliydi (swept-wing). Üretim modeli olacak delta kanatlı ilk prototip Ye-4 oldu. Ye-4, ilk uçuşunu 16 Haziran 1955 tarihinde yaptı ve Temmuz 1956'da Moskova'nın Tushino Havaalanı'nda Sovyet Havacılık Günü'nde kamuoyuna tanıtıldı. MiG-21, tek bir uçakta avcı ve önleme uçağı özelliklerini birleştiren ilk başarılı Sovyet uçağı oldu. Bu hafif avcı uçağı, nispeten düşük güçteki turbo jet artyakıcıları ile Mach 2 hızına ulaşma kabiliyetindeydi ve böylece Amerikan F-104 Starfighter, Northrop F-5 Freedom Fighter ve Fransız Dassault Mirage III ile karşılaştırılabilir olduğunu göstermişti.Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nde (SSCB) üç fabrikada toplam 10,645 adet MiG-21 üretilmiştir. Bu fabrikalar Moskova'daki GAZ 30 (ayrıca Znamya Truda olarak bilinir), Gorky'deki GAZ 21 ve Tiflis'teki GAZ 31 tesisleridir. Bu fabrikalardaki "MiG" üretimi farklılıklar gösterir. Gorky, Sovyet kuvvetleri için tek kişilik; Moskova tek kişilik ihraç modelleri ve Tiflis hem SSCB hem de ihracat için çift kişilik modellerin üretimini yapmıştır. Ancak, bazı istisnalar da vardır. MiG-21R ve MiG-21bis uçaklarının SSCB ve ihraç modelleri Gorky'de üretilmiştir. 17 adet tek kişilik (muhtemelen MiG-21F) Tiflis'te, MiG-21MF ilk olarak Moskova'da daha sonra Gorky'de ve MiG -21U Moskova'nın yanı sıra Tiflis'te de üretilmiştir. Fabrikaların üretim sayıları ise aşağıdaki gibidir:Gorky : 5,765 adet        83 MiG-21F; 513 MiG-21F-13; 525 MiG-21PF; 233 MiG-21PFL; 944 MiG-21PFS/PFM; 448 MiG-21R; 145 MiG-21S/SN; 349 MiG-21SM; 281 MiG-21SMT; 2013 MiG-21bis; 231 MiG-21MF.    Moskova : 3,203 adet         MiG-21U (bütün ihraç modelleri); MiG-21PF (bütün ihraç modelleri); MiG-21FL (HAL tarafından üretilenler hariç bütün ihraç modelleri); MiG-21M (tamamı); 15 MiG-21MT (tamamı).    Tiflis : 1,677 adet        17 MiG-21 ve MiG-21F; 181 MiG-21U izdeliye  66-400 ve 66-600 (1962-1966); 347 MiG-21US (1966-1970); 1133 MiG-21UM (1971'ten üretim sona erene dek).Çekoslovakya'da lisans altında toplam 194 adet MiG-21F-13 ve Hindustan Aeronautics Ltd. (HAL) tarafından Hindistan'da 657 adet MiG-21FL, MiG-21M ve MiG-21bis (225 kadar bis) üretilmiştir.MiG-21; süpersonik uçuş yeteneğine sahip, tek motorlu jet avcı uçağıdır.KanatMiG-21 delta kanatlı bir uçaktır.GövdeMiG-21 maksimum 1.24 m genişliğinde eliptik profilli yarı-monokok (soba borusu gibi tek parçalı) bir gövdeye sahiptir. Motoru besleyen hava akımı, hava alığındaki bir koni ile düzenlenir. MiG-21PF modeline kadar üç aşamalı olan bu koni, M=1.5 hızına kadar tamamen geriye çekili, M=1.5 ve M=1.9 arası hızlarda orta konumda ve M=1.9'dan daha yüksek hızlarda en ileri konumda bulunuyordu.KuyrukMiG-21'in kuyruk bölümü, dikey sabitleyici (dikey stabilize), bir çift kanat (yatay stabilize) ve yalpa kontrolünü/rotadan çıkmamayı (yaw) sağlayan kuyruğun altındaki küçük bir kanatçıktan oluşur. Bir dümeni olan dikey sabitleyici arkaya doğru 60° açılı ve 5.32 m2 (önceki versiyonlarda 3.8 m2) alanındadır. Yatay stabilize geriye doğru (tarama açısı) 57° açılı, 3.94 m2 alanında ve 2.6 m genişliğindedir.İniş takımıBir burun iniş takımı ile birlikte üç tekerlekli iniş takımına sahiptir. Ana iniş takımının lastikleri 800 mm jant çapında ve 600 mm genişliğindedir (MiG-21P ile birlikte 660x200). Ana iniş takımının tekerlekleri 87° döndükten sonra gövde içine alınır, süspansiyon donanımı kanat içine çekilir. Burun tekerleği radarın altındaki gövde içindeki yuvasına ileriye doğru katlanır. Tekerlekleri arasındaki uzunluk 4.71 m, açıklık ise 2.69 m'dir.MotorlarMiG-21 motoru çeşitli türlerde üretilmiştir.

http://www.ulkemiz.com/mig-21-avci-jetinin-ozellikleri

Solar Sunroof Nedir ve Nasıl Çalışır?

Solar Sunroof Nedir ve Nasıl Çalışır?

Gün geçtikçe teknolojinin nimetlerinden daha çok faydalanmaya, günlük yaşantımız içinde onlara daha çok yer verildiğine şahit oluyoruz. Yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan güneşten de her sektörde faydalanılmaya ve daha temiz bir dünya için ön plana çıkarılmaya başlandı. Sizlere bu yazımda güneş enerjisinden faydalanmak adına hayata geçirilmiş çok güzel bir uygulama olan “solar sunroof” uygulamasından bahsedeceğim.Otomobil severlerin araçlarında olmasını istedikleri donanımların en başında belki de sunroof gelir. Çünkü sunroof, sportif ve şık görüntüsünün yanı sıra; araç içerisinde daha ferah bir ortam sağlar. Diğer önemli bir özelliği de açık pozisyona alınıp yolculuk yapıldığı esnada araç içerisinde negatif bir hava basıncı (vakum) oluşumu sağlayarak içerideki havanın sağlıklı bir şekilde sirkülasyonunu sağlamaktır. Bu özelliği sayesinde kullanıcılar için özellikle uzun yol seyahatlerinde temiz hava ihtiyacını en ideal şekilde temin eder. Ayrıca bizlere ilkokuldan beri öğretilen ufak bir fizik bilgisi de burada yine karşımıza çıkıyor. “Isınan havanın yükselmesi” ilkesi araç içerisinde de aynı şekilde geçerliliğini korur. Isı farkı oluştuğunda, ısınan havanın derhal araç tavanının iç kısmına toplandığı gerçeğiyle karşılaşırız. İşte sunroof sistemi tam da bu üst noktada konumlandırıldığı için en verimli şekilde aracın içerisini sağlıklı bir şekilde havalandırır. Kullanıcıların özellikle uzun yolda araçlarının camını açarak temiz hava ihtiyacı karşılamaya çalışması araç üzerinde paraşüt etkisi yaratarak aracın aerodinamik karakteristiğini olumsuz yönde etkiler ve yakıt sarfiyatını önemli ölçüde artırır (%10 – %20). Diğer bir yöntem de klima ile serinleme-havalanma ihtiyacını karşılamaya çalışmaktır fakat bu yöntem de sunroof kadar doğal değildir. Bir süre boyunca bu yöntemi tercih ederek seyahat eden kişilerde, içerdeki oksijenin azalması ve diğer zararlı gazların artması nedeniyle reflekslerinde zayıflama ve uykularının gelmesine neden olduğu araştırmalarla tesbit edilmiştir. Tüm bu anlattıklarımız sayesinde sizler de sunroof sisteminin verimli bir şekilde kullanıldığında epey yararlı bir donanım olduğuna kanaat getirmiş olmalısınız.Yukardaki fotoğraflarda iki farklı araç modelinde uygulanmış olan solar sunroof örneklerini görmektesiniz. Her ne kadar araç üreticileri bu uygulamaların şekil, boyut ve görüntüsünde kendilerine has değişiklikler yaparak bunu araç modellerine dahil etseler de aslında hepsinin amacı ve çalışma prensibi aynıdır. Sıcak yaz günlerinde güneş altına park edilerek motoru stop edilen solar sunroofa sahip bir aracın iç havalandırma fanlarına bu güneş panellerden elektrik enerjisi sağlanarak havalandırma yapılır ve bu hava sirkülasyonu sayesinde araç içerisinde kimi zaman 80°C gibi değerleri bulabilen ısı 35-40°C değerlerinde kalması sağlanabilir. Bu sayede konfor şartları açısından daha makul değerler elde edilebilirken aynı zamanda aracın iç kısmındaki aksamların daha uzun ömürlü olması da sağlanmış olur. Ayrıca bu yöntemle bir ön soğutma sağlandığı için, klimanın yolculuk esnasında içeriyi soğutması için gereken süre düşürülkerek yakıt sarfiyatı azaltılır ve tasarruf sağlanmış olur. İsterseniz solar sunroofu oluşturan fotovaltaik hücre dediğimiz bütünleşik sistemi biraz daha ayrıntılı inceleyelim:Fotovaltaik HücreGüneş ışınlarından elektrik enerjisi elde edebilmek için kullanılan küçük hücrelere “fotovaltaik hücre” ismi verilir. Yan taraftaki fotoğrafta bir PV (Fotovaltaik Hücre) görülmektedir. Bu hücreler sayesinde absorbe edilen (soğurulan) güneş ışınları, hücrelerin kendisine has özel kimyasal yapıları sayesinde doğrudan elektirik enerjisine çevrilirler. Bu enerjinin türü de tıpkı araçlarımızdaki akümülatörler gibi doğrusal akımdır (DC=Direct Current).İşin en ince ayrıntılarına ve formüllerine girerek sizleri kavramlara boğmak istemem fakat en basit şekilde açıklamam gereken birşey daha kaldı. Anlatmış olduğumuz fotovaltaik hücrelerin her birinin belirli bir akım ve gerilim üretebilme kapasitesi vardır ve elde etmek istediğimiz toplam güç ihtiyacına göre bunları seri veya paralel bağlarız. Her ne kadar bu hücreleri iki tip devre oluşturma yöntemiyle bir araya getirecek olsak da; aracın üzerindeki akümülatör kadar akımı yüksek bir devre oluşturmaya gerek yoktur. Çünkü aküler bir araca yerleştirilirken o araçta aynı anda birçok ekipmanın çalıştırılabileceğini varsayarak seçim yapılır(en basitinden bir araçta aynı anda farlar, müzik sistemi, klima vb çalışabilir). Ancak solar sunroof özelliği olan araçlarda çalıştırılacak tek şey aracın hava sirkülasyon fanıdır. Bu sirkülasyon fanını çeviren elektrik motorunun çekebileceği azami akım miktarı bellidir ve araç üreticileri solar sunroof uygulaması yapmadan önce bu değeri dikkate alarak hesaplamalarını yaparlar. Oluşturulacak seri / paralel solar sunroof hücre devresinin saatte üreteceği güç, havalandırma fanın saatte harcayacağı güç miktarından biraz daha fazla seçilir(depolama, hat kayıpları vb. enerji kayıplarından ötürü).Yazımızın sonuna gelirken bu defasında sizlere biraz fazla beyin jimnastiği yaptırdığımın farkındayım. Fakat bizden sonraki nesillere daha yeşil bir dünyayı miras bırakabilmemiz adına bu tür uygulamaları hayata geçirenlerin emeklerine biraz saygı duymak istedim. Bu muhteşem uygulamayı çok yüzeysel geçmek yerine biraz daha açıklama getirerek; bu tür konularla hiç alakası olmadığı halde okuduktan sonra “Helal olsun, adamlar yapmış” dedirtebilmeyi hedefledim. Umarım sizler için de faydalı bir yazı olmuştur. Gelecek yazımızda görüşmek üzre,Herkese kazasız sürüşler dilerim…Kaynakça:http://www.modpark.com/teknik-terimler-makaleler-ve-dokumanlar/sunrof-nedir-ne-ise-yarar-sunroof-nasil-calisir-sunroof-cesitleri-sanruf-acilir-tavan-3040/https://www.google.com.tr/search?q=solar+sunroof&biw=1600&bih=763&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ei=gn_GVL3dIu2V7AbMxYDgCw&sqi=2&ved=0CAYQ_AUoAQ&dpr=1#tbm=isch&q=solar+sunroof&imgdii=_http://en.wikipedia.org/wiki/Sunroofhttp://www.audi.com.au/au/brand/en/Efficiency/efficiency_tech/energy_management/solar_sunroof.htmlhttp://www.limitsizenerji.com/images/stories/bsolar-fotovoltaik-hucre.jpgYazar: Cem Armutcuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/solar-sunroof-nedir-ve-nasil-calisir

Laptop Batarya Kullanım Süresi ve Şarj Ömrü Nasıl Uzatılır?

Laptop Batarya Kullanım Süresi ve Şarj Ömrü Nasıl Uzatılır?

Masaüstü bilgisayarın yerini diz üstü bilgisayarları almasıyla birlikte şarj problemleri de ortaya çıkmaya başladı. Herkes laptoplarını daha uzun süre kullanmayı istiyor. Hiç beklemediğiniz anda şarjı biten bu bataryalar oldukça canımızı sıkar. Canımızın sıkılmamasını ve bu bataryaların ömürlerini bir nebze olsun arttırabiliriz.Mesela neler yapabiliriz;1- Eğer office uygulamalarını kullanıp internet ve veri aktarımını kullanmayacaksasınız Wi-Fi ve BlueTooth’u kapatın Laptoplarda bu işlemi kısa yoldan kapatabileceğiniz kısayol tuşları ya da ekranınızdaki programlardan bu hizmetleri devredışı bırakabilirsiniz. Gereksiz yere açık kalan Wi-Fi ve BlueTooth’u kapattığınızda tasarruf sağlayacaksınız. 2- Laptoplarınızda oyun oynamamaya dikkat edin. Sadece batarya ile kullanımlarında aşırı derecede güç gerektirip, ekran kartı ve işlemcinin çalışmasını arttıracaktır. Bu da sizin bataryanızın daha kısa sürede tükenmesine neden olacaktır. Yine benzer şekilde, DVD izlemek, müzik dinlemek gibi multimedya aktiviteleriniz de bu süreyi kısaltacaktır. Ama yine de film izlemek istiyorsanız bunu optik sürücünüz içerisindeki bir DVD’den yapmak yerine, o videoyu hard diskinize kopyalayın. Harici bir uygulama olarak çalışan optik sürücü ayrı bir güç harcayacağından bataryanızın kullanım süresini azaltacaktır.3- Laptobunuzun firewire bağlantı, USB cihaz ve optik sürücü gibi harici donanımlarınızı devre dışı bırakın. Hatta mouse kullanmak yerine laptobunuzdaki touchpad’i kullanmanızda fayda vardır.4- Ekran parlaklığınızı ayarlayın. Yüksek seviyedeki ışık bataryanızın ömrünü kısaltacaktır. Güç seçeneklerinden ekran parlaklığını düşürmeni laptobun kullanım süresini arttıracaktır.5- Kullanmadığınız anda laptobunuzun bekleme konumuna geçmesini sağlayacak Windows güç seçeneklerini ayarlayın. Örneğin bir 10 dakika hiçbir şey yapmadığınızda hard diskinizi ve ekranınızı kapatacak şekilde gerekli ayarlamaları yapın.Bu tip uygulamaları yaptığınızda laptobunuzun batarya kullanım süresini uzatacaksınız. Benzer şekilde yine bu bataryaların bir de kullanım ömürleri vardır. Özellikle bundan fazlasıyla şikayet ederiz. Yanlış kullanımların etkisiyle birlikte ortalama 2 sene kullanım ömrü olan bataryalar daha senesini doldurmadan bozulmakta ve gerekli performansını sağlayamamaktadır. İşte bu bataryanın ortalama ömrünü uzatmak için yapmamız gerekenleri de şöyle sıralayabiliriz.1- Öncelikle yeni bataryaları kullanmadan önce mutlaka tam şarj etmelisiniz. Yeni olan bir bataryanın tam performans sağlaması için birkaç kez şarj-deşarj olması gerekmektedir.2- Laptobunuzu uzun bir süre bataryada kullanmayacaksanız (örneğin bir iki hafta süresince evde prizde kullanacaksanız) laptobunuzun bataryasını çıkarabilirsiniz. Laptobunuz tam şarj olduktan sonra prizden gelecek akımı keserler (Li-ion bataryalar için) Fakat kablodaki herhangi bir kopuklukta ya da siz farkında olmadan çıktığında tekrar deşarj olmaya başlar. Siz bunu bir süre sonra farkedip tekrar prize taktığınızda bataryanız tam olarak deşarj olmadığından tekrar şarj olmaya başlar bu da bataryanın ömrünü azaltacaktır. Ayrıca bu durumun bir de dezavantajı vardır. Laptoplar masaüstü bilgisayarlara göre daha hassastırlar. Elektrik hattındaki herhangi bir voltaj düşüklüğünden oldukça kolay etkilenebilirler. Bu yüzden pilde kullanılması daha makbuldür. Çünkü herhangi bir elektrik kesintisinde ya da voltaj düşüklüğünde batarya devreye girip laptobun kapanmasına engel olacaktır.3- Bataryanızı kullanmadığınız durumlarda dolu olarak muhafa edin. Yalnız haftada bir ya da iki haftada bir kez mutlaka sadece bataryanızı kullanarak bu bataryaların deşarj olmasını sağlayın. Zira hiç kullanılmayan bataryalar durdukları yerde deşarj olacaktır.4- Bataryayı dondurucu soğuk ya da çok sıcak ortamlarda muhafaza etmeyin. Isınan bataryalar hızlı deşarj olurken, soğuk bataryalar ise gerekli gücü hemen üretemedikleri için zorlanacaktır.Bu işlemleri gerçekleştirdiğimizde laptopların bataryadaki kullanım sürelerini ve ömürlerini bir nebze azaltmış oluruz.Yazar: Ali MAZILIGÜNEYhttp://www.bilgiustam.com/

http://www.ulkemiz.com/laptop-batarya-kullanim-suresi-ve-sarj-omru-nasil-uzatilir

Skoda Superb

Skoda Superb

“Süper b” nin ilk nesli 1934 – 1942 arasında üretilmiştir, ancak ikinci nesli 2001 yılında piyasaya sürülmüştür. 2. Nesil super b tasarım ve özellik açısından çokta başarılı olmasa da 2008 yılında karşımıza çıkan yeni “super b” bunun aksine harika tasarım ve özelliklere sahip.TASARIMSkoda süper b için zevkler ve renklerin tartışılmayacağını dile getirmek isteriz. Bu aracın tasarımı çok uç noktalarda olduğundan ya çok seviliyor ya da nefret ediliyor. Arabanın ön tarafı aşırı lüks bir tasarıma sahipken arka tarafı daha sade bir tasarıma sahiptir. Farklı bir yan tasarıma da sahip. İç tasarımı ise klasik ve şık, sürprizlerin olmadığı sade ve lüks bir tasarımdır. KONFORSkoda süper b konfor arayanlar için çok doğru bir seçim. Oldukça yumuşak bir süspansiyona sahip bu araç özellikle yollardaki sarsan tümseklerde rahatlık sağlıyor. Ayrıca aracın geniş olması ve koltukların aşırı rahat olması da konforlu olmasının bir göstergesidir. Yalıtım mükemmel, yol ve rüzgâr sesi, dizel sesi kesinlikle yok.KULLANIM KOLAYLIĞIGerçekten kullanım açısından rahat bir araçtır. Direksiyonu yumuşak, müzik sistem, klima ve yol bilgisayarının kullanımı oldukça basit. Müzik sisteminin dokunmatik ekranlı olması araca ayrı bir hava katıyor. Debriyajı çok yumuşak ve rahat kavranabilecek şekildedir. Bu araçta opsiyonel olarak kendi kendine park etme sistemi alınabiliyor olması park sorunu yaşayanlar için oldukça rahatlık sağlıyor. Ayrıca şehir içi yolarda işe yarayan ve yokuşlarda büyük rahatlık sağlayan Hill Holder sistemi mevcuttur.GÜVENLİKSkoda super b güvenlik konusunda oldukça başarılı. Ayrıca araç ağır olmasına rağmen başarılı frenleri sayesinde 100km/s den 38 m civarında durabiliyor. Kesinlikle iyi ayarlanmış bir fren pedalına sahip olması güven verici bir durum.DONANIMDonanımdaki ses sistemlerinde SD kart girişi var. Twindoor bagaj kapağı, ahşap kaplama döşemeler, ısıtmalı katlanır aynalar vb pek çok ayrıntıya yer verilmiş. Ayrıca koltuktan aynaya varana kadar her şey hafızalı.Aracın plastik kalitesi üst düzeydedir. Araçta müzik sistemi, klima her şey çok kaliteli ve lüks olarak tasarlanmıştır. Kısaca Skoda super b harika tasarım ve kaliteye sahip alanında oldukça başarılı bir araçtır.

http://www.ulkemiz.com/skoda-superb

Louis Braille – Braille Alfabesi Nedir

Louis Braille – Braille Alfabesi Nedir

Fransız mucit Louis Braille 1809-1852 yılları arasında yaşamıştır. 3 yaşında babasının ayakkabı atölyesinde geçirdiği bir kaza nedeniyle sol gözünü kaybetmiştir.Sol gözüne uygulanan yanlış yöntemler sonucu gözü iltihaplanır ve 6 yasına doğru sağ gözününde iltihap kapmasıyla görme yetisini kaybeder.Braille, 10 yaşındayken, Valentin Pauy tarafından 1730 yılında kurulan ilk görme engelliler okulunda burslu eğitim hakkı elde eder. Bu okulda eğitim, görme dışındaki duyulara hitap ederek sağlanıyordu ve klasik ezber yöntemi uygulanıyordu.Valentin Pauy görme engellilere yardımcı olacağını düşündüğü bir teknik geliştirir. Bu teknik harflerin kabartma yöntemiyle levhalara işlenmesi şeklindeydi. Fakat levhaların ağır olması, öğrencilerin harfleri bu yöntemle okumada güçlük çekmesi başarı sağlamadı. Fransız ordusunda görevli Charles Barbier adlı bir subay sadece ordu içinde askerleriyle anlaşabileceği, çok sayıda çizgi ve noktanın yer aldığı gizli bir yazı sistemi geliştirmiş.Barbier, bu sistemin görme engelliler içinde kullanılabileceğini düşünerek Valentin Pauy ile görüşür. Pauy bu sistemin görme engelliler için ağır bir sistem olduğunu bildirir.Körler Enstitüsü’ nde öğretmenlik görevi yaptığı yıllarda, babasının mesleki amaçlı kullandığı materyallerİ, okumayı öğrendiği kabartmalı harfler yöntemi ile Fransız ordusunda askeri amaçla kullanılan 12 farklı çizgi ve noktadan oluşan yazım sisteminden esinlenerek , dünya çapında kullanılacak olan alfabeyi tasarlamıştır.1825’de son haline karar verdiği 6 noktadan oluşan yazı sistemini önce arkadaşlarıyla paylaşmış ve arkadaşlarından onay almıştır. Fakat öğretmenlerine sunduğu bu sistem kabul görmemiştir. Öğretmenleri bu sistemin karmaşık olduğu ve görme engellileri böyle bir sistemle diğer insanlardan ayıracağını düşündükleri için karsı cıkmıştır..Sadece kendi okulu değil, bir çok okulda bu sistemi kabul ettirme çabaları olumsuz sonuçlanmıştır. Çünkü o dönemde görme engelliler için hazırlanan bir çok yöntem vardır ve bu yöntemlerin sahipleri büyük rekabet halindedir. Komiteler toplantılar, makaleler yazılır, bildiriler sunulur.Bu rekabete o dönemde ‘noktalar savaşı’ denmiştir. Ta ki 1918’de ülkeler arasında varılan ortak görüşe göre Louis Braille’in icadı olan Breille yazı sistemi kabul görür ve diğer yazı sistemleri reddedilir.Özel karakterli diller dışındaki çoğu dile ve ayrıca müzik ve matematiğe de uyarlanmıştır.Böylece yaptığı çalışmalarla eğitimin her engeli aşacağını kanıtlamıştır.Kaynakça:http://6nokta.org.tr/eski/braille.htmlhttp://www.turkcebilgi.com/louis_braillehttp://www.biyografi.info/kisi/louis-brailleYazar: Hülya Ertürklerhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/louis-braille-braille-alfabesi-nedir

Apollo 10 Astronotlarının Yıllardır Gizlediği Şey Ne?

Apollo 10 Astronotlarının Yıllardır Gizlediği Şey Ne?

Apollo 10 mürettebatının ‘kayıp’ konuşma kanıtları, uzayın gizemlerine bir yenisini daha ekledi. Ay’ın ‘karanlık yüzüne’ yolculuk yapan astronotların, Dünya ile hiçbir irtibatları olmadığı sırada ‘tuhaf bir müzik sesi’ duydukları anlaşıldı.

http://www.ulkemiz.com/apollo-10-astronotlarinin-yillardir-gizledigi-sey-ne

Olimpiyat Oyunları Nedir ?

Olimpiyat Oyunları Nedir ?

Olimpiyat Oyunları veya kısaca Olimpiyatlar, Yaz ve Kış Olimpiyatları olmak üzere iki ayrı kategoride, dört yılda bir düzenlenen uluslararası çok sporlu etkinlik. 200'ün üzerinde ülkeyi temsil eden sporcuların katıldığı etkinlikler, dünyanın en kapsamlı spor etkinliği konumundadır.Temelleri MÖ. 8. yüzyılda Olimpiya'da gerçekleştirilen antik oyunlara dayansa da modern oyunların ilki 1896 yılında, Pierre de Coubertin'in Uluslararası Olimpiyat Komitesini (kısaca IOC) kurması sonrasında gerçekleştirildi. 1924 yılında, kış sporları etkinliklerinin yer aldığı Kış Olimpiyatları düzenlenmeye başlandı. I. Dünya Savaşı sebebiyle 1916'daki oyunlar, II. Dünya Savaşı sebebiyle ise 1940 ve 1944'teki oyunlar gerçekleştirilemedi. Her iki etkinlik son olarak 1992'de aynı yıl içerisinde gerçekleştirildi ve 1994'te düzenlenen Kış Olimpiyatları ile birlikte iki etkinlik arasında ikişer yıllık fark oluştu. Olimpiyat Oyunları kapsamında, toplamda 13.000'in üzerinde sporcu 400'den fazla kategoride mücadele etmektedir. Gerçekleştirilen mücadeleler sonunda, belli bir kategoride en iyi sırayı elde eden sporcu altın madalya ile ödüllendirilirken, ikinci ve üçüncü sıradaki sporcular sırasıyla gümüş ve bronz madalyanın sahibi olur.Antik OlimpiyatlarAntik olimpiyat oyunlarının ilk olarak nerede ve ne zaman başladığına ilişkin kesin bir bilgi yoktur; ancak sayısız söylence ve efsane vardır. Bunlardan birine göre oyunlar, Olimpia kralı ve Peloponnisos'a adını veren kahraman olan Pelops'a kurbanların sunulduğu süre boyunca doğmuştur. Hristiyan Yunan düşünürü Titus Flavius Clemens'e göre ise bu oyunlar Pelops'un ruhuna sunulan armağanlardan başka bir şey değildir.Bir başka söylenceye göre ise mitolojik kahraman Herakles'in Olimpiya'da bu tip bir oyuna katılarak kazanmasının sonucunda bu oyunların her dört yılda bir geleneksel olarak yinelenmesi istediği yönündedir. Bir başka efsane bunun Zeus tarafından Titan Kronos'a karşı aldığı yenilgi sonrasında koyulduğunu söyler. Değişik kaynaklarda bunun Elis Kralı İfitos'un İ.Ö. 9. yüzyılda halkını büyük bir savaşın içine düşmekten kurtarması için Pythia'ya giderek ona danıştığını, kâhinin ise ona tanrılar onuruna oyunlar düzenleyerek tanrıların memnuniyetini kazanmasını önerdiği geçer. Bunun sonucunda İfitos bu oyunları düzenlemeye başlar ve Spartalı düşmaları bu oyunlar süresince onlara saldırmayı durdurur. Oyunlar tanrıların yaşıyor olduğuna inanılan Olimpos Dağı'nda düzenlenir ve adını da bu dağda düzenlenmesinden ötürü alır. Ancak kökeni ne olursa olsun olimpiyat oyunlarının Antik Yunanistan'da Eleusis Gizemleri'nin yanında düzenlenen en büyük iki dinsel törenden biri olduğu kesindir. Modern Olimpiyatlar1892'de Paris Sorbonne Üniversitesi'ndeki bir konuşması sırasında Fransız Baron Pierre de Coubertin uluslararası spor organizasyonu fikrini öne sürdü. Coubertin, 1870-71 yıllarındaki Fransa-Almanya savaşında Fransa'nın yenilgi nedenini ülkede fiziksel eğitimin verilememesi olarak görüyordu. Spor eğitimini ve spor kurumlarını güçlendirerek ülkede sporu yaygınlaştırmak ve spordaki rekabetin gerçek savaşları önleyebileceğini savunuyordu. 23 Haziran 1894'te Coubertin önderliğinde Uluslararası Olimpiyat Komitesi 13 ülke ve 79 temsilci ile ilk kez toplandı ve Olimpiyat Oyunlarının yeniden düzenlenmesine ve ilk olimpiyatların 1896'da Atina'da düzenlenmesine karar verdi. 1896 Olimpiyatlarıİlk modern olimpiyatlar Uluslararası Olimpiyat Komitesi himayesinde Atina'da 1896'da gerçekleştirildi. Bu olimpiyatlara 14 ülkeden 241 sporcu katıldı ve 43 yarışta mücadele ettiler. Yunan hükümeti oyunların gerçekleşebilmesi için Zappas ve kuzeni Konstantinos Zappas'a güveniyordu ve bu güveni olimpiyat oyunlarını finanse ederek kullandılar. İş adamı George Averoff da Panathinaiko Stadyumu restorasyonu masraflarını üstlendi. Yunan hükümeti ise biletler ve hatıra pulları satışından gelir elde etmiştir.Yunan halkı ve hükümeti olimpiyatların gerçekleşmesinden memnundular ve Olimpiyat oyunlarının kalıcı olarak Atina'da gerçekleşmesi görüşü birçok sporcu tarafından paylaşıldı. Uluslararası Olimpiyat Komitesi ise bu isteği kabul etmedi ve organizasyonun uluslararası bir bir kimlik kazanması amacıyla ikinci olimpiyatların Paris'te düzenlenmesine karar verdi. Yaz Oyunları1896 Olimpiyatları'nın ardından olimpiyatların sürekli olup olamayacağı tartışma konusu oldu. Olimpiyat Oyunları 1900'de Paris Exposition'da, 1904'te ise St. Louis, ABD'de gerçekleştirildi.Paris oyunları stadyum olmadan gerçekleştirildi, ancak bu oyunlarda ilk kez kadın sporcular da yarıştı. 1904 oyunlarından 2 yıl sonra Atina'da 1906 Olimpiyatları (ya da "1906 Ara Olimpiyatlar") gerçekleşti, ancak bu oyunlar resmi olarak düzenlenmediği için Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından tanınmamaktadır ve bu olimpiyattaki dereceler sayılmamaktadır. Yine de 1906 Olimpiyatları halkın büyük ilgi göstermesi ve katılımcı sayısının yüksek olması nedeniyle Olimpiyatların popülerliğinin artmasını sağlamıştır. 1908 Yaz Olimpiyatları modern tarzda inşa edilen ilk stadyum olan White City Stadyumu'nda düzenlendi. Stadyumdaki tribünlerin bir kısmı kapalıydı, maraton pisti ve 50 bin üzerinde seyirci kapasitesi vardı.2014 yılının Aralık ayında Meksika'da düzenlenen 114. IOC toplantısı'nda "Olimpiyatlarda temsil edilecek spor branşlarının sayısının 28 ile sınırlandırılması" kuralı kaldırılmıştır. Bunun yerine sınırlama 10.500 sporcu ve madalya dağıtılan 310 etkinlikle sınırlandırılmıştır. Kış OyunlarıYaz Olimpiyatları'nda kar ve buz sporu yarışmaları düzenlemenin imkansız olması nedeniyle ve başarılı geçen Yaz Olimpiyatlarının ardından Kış Olimpiyatları da düzenlenmeye başladı. Artistik buz pateni 1908 ve 1920, Buz hokeyi 1920 Yaz Olimpiyatları'nda yer almıştı. Uluslararası Olimpiyat Komitesi diğer kış sporlarını da kapsayacak şekilde spor listesini genişletmek istiyordu. IOC tarafından 1921'de Lozan'da gerçekleştirilen Olimpiyat Kongresi'nde Yaz Olimpiyatlarının yanında Kış Olimpiyatlarının da düzenlenmesine karar verildi. 1924'te Fransa'nın Chamonix bölgesinde sadece kış sporlarını kapsayan 11 gün süren ilk Kış Olimpiyatları düzenlendi. 1992 Kış Olimpiyatları'na kadar Yaz ve Kış Olimpiyatları aynı yıl içinde yapılıyordu. Yaz ve Kış Olimpiyatlarının iki yıl arayla yapılması amacıyla bir sonraki Kış Olimpiyatları 1994'te düzenlendi ve günümüzde Yaz ve Kış Olimpiyatları 2 yıl farkla yapılmaktadır. Kış Olimpiyatları da Yaz Olimpiyatları gibi dört yılda bir yapılmaktadır.2014 yılının Aralık ayında Meksika'da düzenlenen 114. IOC toplantısı'nda katılacak sporcu sayısı 2.900 ile sınırlandırılmıştır. Paralimpik oyunları1948'de Ludwig Guttmann II. Dünya Savaşı'ndan dönen askerlerin rehabilitasyonu amacıyla 1948 Yaz Olimpiyatları ile aynı tarihlerde çeşitli hastaneler arasında çoklu spor etkinlikleri düzenledi. Ludwig Guttmann'ın yarışmaları her yıl düzenlenmeye başladı ve 12 yıl boyunca sportif etkinlikler rehabilitasyon amacıyla kullandı. Guttmann'ın çabasıyla, "Paralel Olimpiyatlar" olarak anılan Paralimpik Oyunlara 1960 Yaz Olimpiyatları'na (Roma) 400 sporcu katıldı. Bu yıldan itibaren her olimpiyatlar sırasında Paralimpik Oyunları da düzenlenmeye başladı. 1982'de "Uluslararası Dünya Engelliler Spor Organizasyonları Koordinasyon Komitesi" (ICC) kuruldu ve beş yıl sonra bu komitenin yerini Uluslararası Paralimpik Komitesi (IPC) aldı. Gençlik Olimpiyatları2010'dan itibaren 14-18 yaşları arasındaki gençlerin katıldığı Gençlik Olimpiyatları yapılmaya başlandı. Gençlik Olimpiyatları yapılması fikri 2001'de IOC başkanı Jacques Rogge tarafından ortaya atıldı 2007'deki 119. IOC kongresinde Gençlik Olimpiyatları yapılmasına karar verildi. İlk Yaz Gençlik Olimpiyatları 2010'da Singapur'da 14-26 Ağustos tarihleri arasında düzenlendi. 2012'de ise Avusturya'nın İnnsbruck kentinde ilk Kış Gençlik Olimpiyatları düzenlendi. Uluslararası Olimpiyat KomitesiOlimpik hareketin 3 temel unsuru bulunmaktadır: Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), uluslararası spor federasyonları ve Ulusal Olimpiyat Komitesi (NOC). Her ülke Ulusal Olimpiyat Komitesi ile Olimpiyatlara katılır ve dünyada IOC'a üye 205 Ulusal Olimpiyat Komitesi bulunmaktadır. Olimpiyatların maliyetiOlimpiyatlar pahalı ve masraflı organizasyonlardır. Masrafların en büyük kısmını inşa edilen tesisler oluşturmaktadır. Oyunların yapılacağı ve sporcuların yarışacakları tesisler, spor alanları ve olimpiyat köyleri ve her olimpiyatlarda artan katılımcı sayısı olimpiyatların şimdiye kadar sadece gelişmiş ülkelerde yapılmasına neden olmuştur. Örneğin ekonomik gelişmişlik bakımından geri olan Afrika ülkelerinin hiçbirinde olimpiyat yapılmamıştır. Olimpiyatlar tarihinde ilk defa 1984 Yaz Olimpiyatları kâr etme başarısını gösterdi.Olimpiyatların önemli gelirleri spor turizmi, yayın gelirleri, bilet gelirleri ve reklam, sponsorluk faliyetleridir.Berlin'deki 1936 Yaz Olimpiyatları sadece yerel izleyicilerle sınırlı olsa da televizyonda yayınlanan ilk olimpiyatlardır. 1956 Kış Olimpiyatları uluslararası yayınlanan ilk olimpiyat oyunlarıdır. 1960'taki olimpiyatlarda ise ilk defa olimpiyatların yayın hakları satıldı ve ABD'li CBS kanalı bunun için 394.000 dolar, Avrupa Yayın Birliği (EBU) ise 660.000 dolar ödedi. Soğuk Savaş ortamında olimpiyatların televizyon yayınları ve her olimpiyatta bu yayınlara artan ilgi birçok ülke tarafından siyasi propaganda amacıyla da kullanıldı. Olimpiyatların televizyonda yayınlanması, yayın gelirleri yanında reklam gelirlerinin ve daha çok izleyiciye ulaşılması sayesinde toplam gelirin artmasını sağladı1988 Yaz Olimpiyatları'nda televizyon yayın gelirleri olimpiyatlardan üç yıl önce 140 ülkeden 227 yayın kuruluşuna satıldı ve 407 milyon dolar gelir sağlandı.Olimpiyat bayrağıOlimpik hareketin ideallerinin temsili için semboller kullanılır. En çok bilinen olimpiyat sembolü içiçe geçmiş farklı renklerdeki halkalardır. Beş içiçe halka 5 kıtayı (Amerika, Afrika, Asya, Avustralya, Avrupa) temsil eder. 5 kıtadan ülkelerin katıldığı ilk olimpiyat ise 1912 Yaz Olimpiyatları'dır. Seçilen bu renklerden en az biri her ülkenin bayrağında bulunmaktadır. Dolayısıyla sanılanın aksine bayraktaki renklerin herhangi bir kıtayı temsil etmemektedir, ülkeleri temsil etmektedir. Olimpiyat bayrağı 1914'te kabul edildi ve 1916'daki olimpiyatlarda kullanılması kararlaştırıldı. Ancak 1916 Olimpiyatları I. Dünya Savaşı nedeniyle iptal edilince, bayrak ilk olarak 1920 Yaz Olimpiyatları'nda kullanıldı.Olimpiyatların sloganı üç kelimelik latince ifadedir: Citius, Altius, Fortius. "Daha hızlı, Daha yüksek, Daha güçlü." anlamına gelen ifade sporcunun birinci olmayı değil, elinden gelenin en iyisini yapmasını öğütler. Sloganın bir diğer anlamı da şudur: "En önemlisi kazanmak değil, katılmaktır". Slogan Pierre de Coubertin'in önerisiyle 1894'te Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin kuruluşuyla beraber kabul edildi.Her olimpiyat öncesinde törenle Olimpiyat Ateşi yakılır ve kapanışa kadar yanar. Olimpiyat meşalesi Antik dönemde olduğu gibi günümüzde de Yunanistan'ın Olimpos dağında mercek yardımıyla Güneş ışığı kullanılarak yakılır. Yakılan meşale olimpiyatların düzenleneceği yere kadar ülke ülke dolaştırılır ve olimpiyatlar açılış törenindeki Olimpiyat ateşi bu meşale ile yakılır. Olimpiyat Ateşi ilk olarak 1936 Yaz Olimpiyatları'nda kullanıldı.Olimpiyat maskotu, ev sahibi ülkenin kültürel değerlerini yansıtır ve genellikle bir hayvan ya da insan figürüdür. Olimpiyat Maskotu ilk olarak 1968 Yaz Olimpiyatları'nda kullanıldı. Olimpik maskotlararasında en ünlüsü 1980 Yaz Olimpiyatları'nda kullanılan Misha'dır.Açılış töreni 1984 Yaz Olimpiyatları açılış töreninden bir sahneOyunlar öncesinde olimpik kurallar gereği açılış töreni düzenlenir. Tören genellikle ev sahibi ülke ulusal marşının okunması ve bayrağının göndere çekilmesi ile başlar. Daha sonra genellikle müzik, dans ve görsel sanatlardan oluşan etkinlikler sunulur. Açılış törenleri günümüzde yüksek maliyetlerle düzenlenmektedir. 2008 Yaz Olimpiyatları açılış töreni yaklaşık 100 milyon dolara mal olmuştur.Açılış töreni sırasında bütün sporcular ve hakemler olimpiyat yemini ederler. Bu yemin ev sahibi ülkenin seçtiği bir sporcu tarafından tüm sporcular adına okunur. İlk sporcu yemini 1920 Yaz Olimpiyatları'nda Victor Boin tarafından okundu.Kapanış töreniMadalya töreni2008 Yaz Olimpiyatları sırasında bir madalya töreni.Her olimpiyat yarışından sonra bir madalya töreni düzenlenmekedir. Kazanan en yüksekte olmak üzere üç sıralı bir kürsüde yarışı ilk üç sırada bitirenlere madalya verilmektedir. Kazanana altın, ikinciye gümüş ve üçüncüye bronz madalya verilir. IOC üyesi tarafından verilen madalyalardan sonra ulusal bayrakların altında kazanan kişinin ülkesinin milli marşı çalınır. Bu madalya töreni yarış sonunda veya en geç bir gün sonra düzenlenmektedir.Altın ve gümüş madalyalar kaplamadır. Madalyanın bir yüzünde 1928'den beri elinde zafer çelengi tutan zafer tanrıçası Nike kabartması, diğer yüzünde olimpiyatın düzenlendiği ülke ile ilgili yerel motifler bulunmaktadır.BoykotlarÜlkelerin çeşitli protestolarını göstermek için Olimpiyatlara katılmayı boykot etmesi oyunları özellikle Soğuk Savaş döneminde oldukça etkilemiştir. Boykotların oyunların gücüne en büyük etkisi ise 1980 ve 1984'de peşpeşe yapılan Moskova ve Los Angeles'deki oyunlarda görülmüştür. 1979 yılında Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesini protesto eden ve ABD'nin başını çektiği 64 ülke Moskova'yı protesto etti. Oyunlara sadece 80 takım katıldı.Dört sene sonra bu defa ABD'de yapılan olimpiyatları Doğu Bloku ülkeleri boykot etti. SSCB'nin önderliğinde aralarında Doğu Almanya ve Küba'nın bulunduğu 13 ülke olimpiyatalara katılmadı.Ancak olimpiyatlar tarihinde ilk boykot 1956 yılında Hollanda, İspanya ve İsviçre tarafından Macaristan'daki ihtilali protesto için yapıldı. Bunun yanında Kamboçya, Mısır, Irak ve Lübnan, Süveyş Bunalımı (Savaşı) olarak da bilinen Arap-İsrail Savaşı'nın protesto için bu olimpiyatlara katılmadı.1968 ve 1972'de pek çok Afrikalı ülke Yeni Zelanda, Zimbabwe (Rodezya) ve Güney Afrika'nın Olimpiyatlara katılması engellenmesi nedeniyle IOC'nin karar almasını istemiş ve boykotla tehdit emmişlerdir. Son olarak 1976 Montreal Olimpiyatları'na Yeni Zelanda Rugby takımının ırkçı yönetimi nedeniyle sportif ambargo uygulanan Güney Afrika Cumhuriyeti'nde bir turnuvaya katıldıktan sonra olimpiyatlara kabul edilmesini protesto etmek için bu oyunlara katılmamıştır. 22 ülke oyunları boykot etmiştir.1988'de Kuzey Kore Seul'deki (Güney Kore) oyunlara katılmadı. Bu oyunlara Küba, Etiyopya ve Nikaragua da katılmadı.1972 Münih Olimpiyatları'nda, oyunlar tarihinin ilk ve en önemli terör olayı gerçekleşmiştir. Kara Eylül örgütüne bağlı Filistin'li 8 terörist İsrail adına yarışan 11 sporcuyu esir almıştır. İki sporcuyu hemen öldüren teröristler diğer 9 sporcuyla beraber Almanya'yı terk etmek üzere havaalanına geldiklerinde Alman güvenlik güçlerinin operasyon hazırlığında olduğunu farketmiş, 9 sporcuyu öldürüp çatışmaya girmişlerdir. Toplam 18 saat süren olayda 11 sporcunun yanı sıra bir Alman polis ve 5 terörist de ölmüştür.Yine 1972 Olimpiyatları'nda kapanışın yapılacağı 11 Eylül günü Stuttgart'tan bir uçak kaçırıldığı ve teröristlerin törene bomba atacağı haber alındı. Yetkililer kaçırılan uçağı iki adet savaş uçağı ile takip ettiklerini ve ve Münih'e yaklaşması halinde düşüreceklerini açıklamıştı. Ancak bir süre sonra takip edilen uçağın başka bir sivil uçak olduğu ortaya çıktı. Kaçırılan uçak ise bir daha bulunamadı. Yıllardır bu olayla ilgili bazı konular hâlâ açıklığa kavuşmamıştır.1996 Atlanta Olimpiyatları'nda Olimpiyat Parkı'nda bir bomba patladı. Patlama sonucu bir seyirci öldü ve 100'den fazla kişi yaralandı. Melih Uzunyol adlı TRT kameramanı ise olayı çekmek üzere koşarken kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Soruşturmaların sonucunda bombayı Eric Robert Rudolph adlı bir ABD vatandaşının koyduğu ortaya çıktı.Doping SkandallarıOlimpiyatların ruhuna en çok zarar veren etkenlerin başında son yıllarda kullanımı gittikçe artan doping etkisi olan ilaç kullanımı gelmektedir. Özellikle 2004 Atina Olimpiyatları'nda başta halter gibi güce dayalı sporlar olmak üzere pek çok doping vakası ile karşılaşıldı ve alınmış pek çok madalya iade edildi. Aslında ilk olimpiyatlarda doping etkili ilaç kullanımı yasak değildi. Hatta 1904 Yaz Olimpiyatları'nda maratonu kazanan Thomas Hickss'e yarış içinde dahi antrenörü tarafından güçlendirici ilaçlar verildi. Ancak zaman içinde bunun spor ruhuna aykırı olması ve ileri safhalarda sağlık problemleri yaratması sebebiyle yasaklanması söz konusu oldu. İlk olarak 1956 Melbourn'da konu gündeme geldi.Olimpiyat tarihinin dopinglerle ilgili en dramatik olayı ise 1960 Yaz Olimpiyatların'da gerçekleşti. Danimarkalı bisikletçi Knut Enemark Jensen yarış sırasında bisiklettten düşerek öldü. Daha sonra ölümünün kullandığı dopingli ilaçlardan kaynaklandığı ortaya çıktı. Bu olay üzerine 1963 yılında Avrupa Komisyonu'nda doping konusu ele alındı ve ilk kontroller yetersiz de olsa, 1964 Tokyo Olimpiyatları'nda yapılmaya başladı.Ancak pek çok spor federasyonun koyduğu dopingli sporcuya men cezasını uygulama kararını IOC ilk olarak 1967'de verdi. Ve Olimpiyatlar tarihinde ilk doping testi pozitif çıkan sporcu 1968 yılında İsveçli atlet Hans-Gunnar Liljenwall oldu. Sporcu kazandığı bronz madalyayı alkol kullanımı nedeniyle kaybetmiş oldu.Olimpiyatların en bilinen doping olayı ise 100 metre yarışında 1988 Yaz Olimpiyatları'nda ortaya çıktı. Kanadalı sprinter Ben Johnson yarışı rekor kırarak kazanmış ve bu oyunların belki de en önemli madalyalarından birini kazanmıştı. Ancak doping testleri sonucu pozitif çıkınca madalyayı iade etmek zorunda kaldı ve 2 yıl men cezası aldı.Son yıllarda oldukça artan dopingli ilaç kullanımı ile Uluslarası Anti Doping Kurumu (WADA) kuruldu ve denetimler oldukça sıklaştırıldı. Ben Johnson olayında olduğu gibi madalyanın verilip sonra alınması ve doping kullanmayan sporcuların hakkı olan dereceyi o sahada alamaması oldukça tartışıldı. Bu yüzden artık sporcular oyunlara katılmadan önce, hatta kendi ülkelerindeki baskınlar ile, testler yaparak dopingi önlemeye ve ilaç kullanan sporcuların oyunlara katılması engellenmeye çalışılıyor. Olimpik sporlarYaz Olimpiyatları programında 26 spor dalında 20 farklı disiplin ve 300'e yakın yarış bulunmaktadır. Örneğin güreş'te iki disiplin vardır: Grekoromen ve serbest stil. Kış Olimpiyatları'nda ise 15 spor bulunmaktadır. Olimpiyat Oyunları'ndaki tüm sporlar Dünyada yaygın olan sporlardır. Örneğin ABD'de yaygın olan beyzbol olimpiyat programına dahil değildir. Çünkü bir olimpik sporun en az 25 ülkede oynanıyor olması gerekmektedir. SporcularSporcunun Olimpiyatlarda yarışabilmesinin ilk şartı "Olimpik liyakat"a sahip olmasıdır. Olimpik liyakat kurallarının tespiti farklı sporlara göre değiştiğinden ve zor olduğundan bu yetki Uluslararası Spor Federasyonları'na bırakıldı. Bir sporcunun olimpik liyakata sahip olup olmadığını ülkenin Ulusal Olimpiyat Komitesi ve Ulusal Spor Federasyonu belirler. Sportif yeterlilik yanında sporculardan ahlaki liyakata sahip olması da beklenir: Fair play kurallarına saygı göstermek, Doping testlerine katılmayı kabul etmek ve yasaklı maddeleri kullanmamak gibi.

http://www.ulkemiz.com/olimpiyat-oyunlari-nedir-

Matrak Osmanlı Mirası Savaş Sanatı

Matrak Osmanlı Mirası Savaş Sanatı

Türkiye’de Türk mücadele sporu Matrak oluşumuna kadar maalesef Türkiye’ye ait Türkiye halkının milli hususiyetlerini yansıtan Mücadele ve Savunma Sporu Devletimizin ve tüm halkımızın desteği alınarak oluşturulmamıştır.Türk Mücadele Sporu Matrakla yeni bir dönem başlamıştır. Türkiye’de yapılan tüm mücadele ve savunma sporlarına alternatif olabilecek hatta içinde yaşattığı kültürel değerler , örf adet ve gelenekler açısından bakıldığında diğer sporlardan farklı bir çizgide duran Türk Mücadele Sporu Matrak öğretisi kısa zamanda halkımız tarafından kabul edilmiştir. Umarız bundan sonra matrak sporumuzu icra eden sporcularımızın artması ile Matrak 1500’lü yıllarda Osmanlıda olduğu gibi tüm dünyada gözde bir spor haline gelecektir. Tük Mücadele Sporu Matrak, spor yapmasına engel sağlık problemi olmayan herkesin çocuk , yetişkin özellikle bay ve bayanların birlikte yapabilecekleri eğlenceli bir spor dalıdır. Araştırmacı spor adamı Matrakcı Efkan ÇALIŞ tarfından Matrak oyunu yanısıra Tomak oyunu, Muşt Zen: Tekme vurucu ve Lekde Kup: Yumruk vurucu adlarındaki sporlarda tekrar hayata geçilirmiştir. Osmanlıda yapılıp unutulan tüm bu sporlar Matrak sporu adı ile ÇALIŞ tarafından teknik yapıları araştırılıp geliştirilmiş ve günümüz spor kural, kaidelerine göre kurulmuştur.“MATRAK” kelime anlamı eğlence komik şeklinde bilinmekte olup. Şemsettin Sami Kamus-ı Türkî’de Matrak “değnek, sopa, talimci şişi” karşılıklarıyla anılmış ve Matrakçı için de “döğmeli şişle talim öğreten adam, talimci” denilmiştir.*  Osmanlı İmparatorluğunda Sultanlar, Sipahiler, Yeniçeriler ve Osmanlı halkı tarafından yapılmış mücadeleye dayalı bir spordur.Matrak saygı duyulan bir spor dalıydı. Nitekim, XVII yüzyılda devlet yönetimi sorunları üzerinde bir tasarı hazırlayan, adı bilinmeyen bir yazar , Sadrazam Kemankeş Mustafa Paşa’ya , Yeniçerilerin kışlalarında boş oturacaklarına her gün matrak oynayarak ustalık kazanmalarının uygun olacağını yazmıştır.XVII. yüzyılda, matrakçıların İstanbul’da 10 dükkanı vardı ve 30 kişiydiler. Ancak dükkanı olmayan yüzlerce matrakçı vardı. Bunlar “ordu alayında bazularını sıvayub pehlivanca matrak oyunları göstererek heybetli bir biçimde geçerlerdi. Anlatımı ile matrak sporunun halk tarafından yapıldığını ve bu sporcuların aynı zamanda “pehlivanca” tabiri ile Matrak harici başka güreş gibi diğer sporları yaptıklarını da anlamaktayız.Evliya çelebi Seyahatnamesinde ayrıca Matrak la ilgili şu bilgilere yer vermektedir:Matrak genellikle şimşir ağacından yapılır, cilalanır,lobut biçiminde ancak biraz daha büyük ve ağırcadır. Müsabıklar ellerine birer matrak alarak meydana çıkarlar ve mücadele ederler. Matrak oyununda sol elde korunmak gayesiyle bir yastıkçık bulunur. Matrak sağ elde tutulmaktadır. Oyuncuların başlarında miğfer ,yüzlerinde siperlik bulunur. Bu oyunda amaç matrağı rakibin başına vurabilmektir. rakip oyuncunun bu darbelerden kurtulabilmesi yapacağı savunmadaki beceriye bağlıdır.Matrak oyununda atak sırasında sık vuruşlarla rakibe yaklaşılır ve geri çekilerek savunmaya geçilir. Matrak oyunu 160 çeşit oyunu ihtiva etmektedir. Bunlardan en ünlüleri: Kesme, bağla,sanı, bagal, sürme, kulak, bağla-top, top-kafa adını taşıyan hareketlerdir.MATRAK OYUNU YARIŞMA FORMATLARI MALZEMELERİ VE YARIŞMA DÜZENİMatrak sporu yarışma formatları1. Sağ elde matrak sol elde yastık kalkanla2. Her iki elde birer matrakla3. Sağ elde tahta kılıç sol elde yastık kalkanlaMATRAK: Lobutu andıran şekilde kalın olan ucu yumuşak süngerle sarılmış, dışına deri kaplanmış sopa.KALKAN: Kalkan görevi görecek şekilde içi yumuşak malzeme ile dolu küçük darbe yastığı.MİĞFER: Kafanın tamamını koruyacak şekilde nefes alıp vermeyi engellemeyen ön tarafında görmeyi engellemeyecek şekilde siperlik olan kafa koruyucu kask.OYUNCULAR : Matrakbaz olarak adlandırılan oyuncuların aynı yaş ve kiloda olmalarına özen gösterilir. Sağlık engeli olmayan kişilerden 6 yaşından 77 yaşına kadar herkes oynayabilir. Bayanlar arası müsabaka yapılabileceği gibi bay ve bayanlar aynı sıklette olma koşulu ile müsabaka yapabilirler.OYNANIŞI : Genellikle sağ elde matrak, sol elde yastık kalkanla, kafada miğfer , aba ve kuşaklarını kuşanmış rakipler karşılıklı selam dururlar. Matrakbazlardan biri “Benimle Cenk Meydanına çıktığınız için teşekkür ederim” diyerek rakibine saygısını sözlü olarak bildirir. Bu söze diğer Matrakbaz aynı sözle yanıt verir. Karşılıklı selamdan sonra hazır olda beklerler.Orta hakemin “Cenk Duruşu” komutu ile müsabaka için duruşa geçerler. Orta hakemin “Cenk” komutu ile müsabaka başlar.Matrak müsabakasında rakibe sık darbelerle yaklaşılır. Amaç rakibin kafasına Matrakla dokunmaktır. Savunma durumunda olan Matrakbaz daha önceden sıkça talim edilmiş oyunlardan birisini uygulayarak rakibe üstünlük sağlar. İki yan hakem Matrakbazların kafaya dokunarak aldıkları puanları yüksek sesle seyircinin duyacağı şekilde sayar. Müsabaka bir rakibin ayağının kayıp yere yuvarlanması, Matrakbazların birbirine sarılması , kalkan veya matrağı bağlamaları, kalkan veya matrağın yere düşmesi, miğferin görüşü engelleyecek şekilde kafadan çıkması ve çok nadir oluşabilecek sakatlık durumlarında orta hakemin komutu ile “dur” ve “ayrıl” komutları ile durdurulur. Sorun giderildikten sonra tekrar ”cenk “ komutu ile müsabaka başlar.Oyun sonunda puanı çok olan Matrakbaz galip ilan edilir. “Hazır ol” komutu ile hazır vaziyete gelen Matrakbazlardan oyunu kazanan “ Kasıtlı ve kasıtsız hatalarımdan dolayı özür dilerim” der. Rakip Matrakbaz aynı sözlerle karşılık verir. Burada amaç oyun sonunda herhangi bir gönül kırıklığının kalmaması ve saygıda devamı simgeler. Teşekkür ve Özür dilemede rakibinden hızlı hareket makbul olandır. Oyun esnasında Matrakbazların konuşmaları yasaktır. Sportmen olmayan davranışlara müsaade edilmez. Oyun sonunda matrağı , kalkanı, miğferi yere atan oyuncular hoş karşılanmaz. Gurur ve kibirin ortaya çıktığı aşırı sevinç , isyan ve hüznün ortaya çıktığı aşırı üzüntü hoş karşılanmaz.Matrak müsabakalarının genel formatı yukarda anlatıldığı gibi olup usta matrakçılar mevcut donanımla birlikte kalkan yerine matrak kullanarak çift matrakla müsabaka yapabilirler. Çift matrak müsabakalarında kural ve kaideler aynı şekildedir. Daha ileri seviyede ki matrakçılar matrak yerine tahta kılıçla müsabaka yaparlar bu tür müsabakalarda koruyucu önlemler en az üç katına çıkarılır ve bu müsabakalarda kafa harici vuruşlarda serbesttir. Tahta kılıçla yapılan müsabakalarda genel kural ve kaideler aynı olup temas yerinin artması dolayısıyla puanlama sistemi farklıdır.Matrak sporcularının performanslarının artması , kondisyon , çeviklik , güç ve sinir kas reaksiyonlarının artması , el ayak koordinasyonlarının sağlanması, psikomotor gelişimlerinin tamamlanması gibi önemli faydaların oluşması için Matrak sporcularına Ata sporumuz güreşe dayalı eğitim metotları eğitbilimsel çalışmalar yapılır.MATRAK – KALKAN YARIŞMA KURALLARI1. Aba: Yeniçeri kıyafeti2. Matrak :1-2 kilo ağırlığında ucu yumuşatılmış dışına deri sarılmış değnek3. Kalkan :1-2 kilo ağırlığında yumuşak , yuvarlak biçimli yastık4. Miğfer: Kafanın tamamını kapatan yüzün ön kısmında görüşü engellemeyen mikanın yer aldığı kask.5. Cenk meydanı :10×10 ölçülerinde kenarları çizgilerle belirli çim alan veya yer minderi.6. Kuşak : Oyuncuların bellerine doladığı kırmızı ve turkuvaz renklerde kuşak7. Cenk süresi : 3 dakikalık 3 oyun Cenk aralarında 1 er dakika mola8. Kazanma: İki oyun alan kazanır.9. Pasif oyuncu uyarılır. Üç defa uyarı alan elenir.10. Matrağı bilinçli bir şekilde elden çıkarmak yasaktır.11. Kafa hariç vücuda vuruş yasaktır.12. Rakibi kalkanla itmek serbesttir.13. Düşen rakibe vurmak yasaktır.14. Bağla oyunu yapan matrak baz ilk yaptığı hücumda puan alamazsa ikinci hücum hakkı verilir.15. Her iki matrak bazda bağla yaparsa hakem matrak bazları ayırtır ve oyun yeniden başlar.16. Matrak puan sistemine dayalı bir oyundur oyunda rakibi mücadele sporlarında olduğu gibi vurup indirmek yasaktır.17. Sayı hakemleri: Matrak oyununda iki sayı hakemi vardır. Bu hakemlerden biri turkuvaz kuşaklı matrak bazın diğeri ise kırmızı kuşaklı matrak bazın puanlarını her puan alınışında yüksek sesle sayar.18. Orta hakem: Matrak oyununda zamanı tutma görevi yanı sıra görülmeyen puanlar için uyarır. Kusurlu hareketlerde uyarı ve diğer cezaları verir. Oyunu başlatan ve bitiren hakemdir. Sayı hakemleri orta hakemin yardımcılarıdır.19. Masa hakemleri: Baş hakem , Baş hakem yardımcısı ve fikstür hakemi şeklinde üç kişiden oluşur. Sonuçlar masa hakemlerine bildirilir.Matrakbazların oyuna daveti ve diğer evrak işlerini takip ederler . Oyun sonuçları orta hakem tarafından masa hakemlerine bildirilir.20. Oyun sonunda aşırı sevinç gösteren ve isyan eden oyunculara ihtar verilir.21. Oyun başında karşılıklı eşleşen oyuncular birbirlerine teşekkür ederler.’’ Benimle cenk meydanına çıktığın için teşekkür ederim’’22. Oyun sonunda oyuncular karşılıklı özürler dilerler.’’ Kasıtlı ve kasıtsız hatalarımdan dolayı özür dilerim.’’23. Matrak Cenkleri mehter müzikleri ve davul ritmi eşliğinde yapılır.24. Matrakbazlar yaş ve kilolarına sıkletlerine ayrılırlar.25. Matrak oyunu 05 yaşından 70 yaşına kadar doktor tarafından spor yapmasına engel konulmamış herkes katılabilir.26. Matrak oyununda aynı sıklette bay ve bayanlar yarışabilirler.27. Ayrıca bayanlara özel matrak oyunu müsabakaları düzenlenir.ÇİFT MATRAKBu yarışma düzeninde sporcular Matrak kalkan yarışma düzeninden farklı olarak1- Sağ elde ve sol elde birer Matrak alırlar . Sol eldeki kalkan yerine her iki ele de birer matrak alınır.2- Geri kalan düzen Matrak Kalkan oyununda olduğu gibidir.TAHTA KILIÇ – KALKAN YARIŞMA KURALLARIBu yarışma düzeninde sporcular Matrak kalkan yarışma düzeninden farklı olarak1- Sol elde yastık kalkan sağ elde tahta kılıç veya kılıç şeklinde sopa tutulur.2- Bu yarışma düzeninde vuruşlar sadece kafaya olmayıp vücudun tüm bölümlerine vuruşlar serbesttir.3- Vücudun tüm bölümlerine vuruşların serbest olması sebebiyle bacaklar , kollar kafa ve tüm vücudun tüm bölümlerini koruyacak şekilde zırh giydirilir.4- Bu yarışma düzeninde yapılan her geçerli vuruştan sonra oyun durdurulup yeniden başlatılır.5- Kollar ve bacaklara yapılan vuruşlar bir puan vücuda ve kafaya yapılan vuruşlar iki puan değerindedir.6- Yarışma sonunda puanı çok olan taraf kazanır.7- Bu yarışmalar daha önce Matrak kalkan ve çift matrak yarışmalarına katılmış ustalaşmış sporcular tarafından icra edilir.8- Yarışma üç oyun üzerinden üçer dakikalık oyunlarla icra edilir.9- Matrak kalkan ve çift kalkan oyun düzenine olduğu gibi iki sayı ve bir orta hakem görev alır.

http://www.ulkemiz.com/matrak-osmanli-mirasi-savas-sanati

Amerikan güreşi nedir?

Amerikan güreşi nedir?

Amerikan güreşi, Türkiye dışında daha çok profesyonel güreş olarak bilinir. Bir spor türüdür ve dövüş ve güreş ögeleri içerir.Sonucu önceden belirlenmiş olan güreş tarzını belirtmek için kullanılır. Modern amerikan güreşi bir tür gösteri formudur. Katılımcıların amacı, ring içinde önceden planlanmış fiziksel bir güreş maçı sunarak izleyicileri eğlendirmektir. Güreşteki gerçekliğin derecesi ülkesine ve federasyonuna göre değişmektedir.Amerikan güreşinde sonuçlar önceden belirlenir ama bunu sadece o maçtaki güreşçiler ve hakemler bilir. Hareketlerin güreşçiler üzerindeki etkisi asla abartılmaz. Birçok kişiye göre Amerikan güreşi bir şov olarak kabul görür ve "sahte" kelimesi tercih edilmez. Birçok güreş hareketi gerçek acı doğurabilir ve yanlış uygulanırsa sakatlıkla sonuçlanabilir.Maçlarının sonucunun ve genel gidiş önceden bellidir. Genelde maçlar face olarak tanımlanan iyi karakterli güreşçiler ve heel olarak bilinen kötü adamlar arasında gerçekleşir. Bir güreşçi kariyeri boyunca hikâyeler gereği hem iyi hem de kötü adam durumuna geçebilir.En büyük federasyonları WWE ve TNA dır. WWE en doğru anlamıyla kas renk atımlı müzik ve pirotekniğin bir karışımı olan büyük gösteridir.Güçlü ve karizmatik sporcuların mücadelelerinin komik skeçlerin güzel kadınların ve popüler WWE Divaları’nın yer aldığı bir "Dünya Güreş Eğlencesi (WWE)” olarak da nitelendirilir.Her yıl Dünya Kupası’nın eşdeğeri olan WrestleMania’ya 20’den fazla ülkeden fanlar katılmaktadır.2007’de gerçekleşen WrestleMania 23 bir günde en yüksek sayıda-80.103 fanı çekerek WWE tarihinin en yüksek katılım rekorunu kırmıştır.1 Normal MaçlarMaç içinde güreşçinin rakibini yenebilmesi için tuş pozisyonuna getirip hakemin 3'e kadar sayması gerekir. Bu kuraldan başka olarak rakibin diskalifiye olması ve rakibi pes ettirerek maç kazanılır.2 Tag Team Match2 kişiden oluşan iki takımında birer güreşçisi ring içinde güreşir diğer iki güreşçi ise ringin kendi takımlarına ait köşelerinde ringin üstünde ama iplerin dışında bekler, içerideki güreşçiler kendi takım arkadaşıyla el çırparak yer değiştirebilir.2 Tornado Tag Team MatchYine ikişer kişiden oluşan iki takımın mücadelesidir ama bu maç çeşidinde 4 kişide aynı anda ringde güreşir.Steel Cage (Kafes) Maçıİki güreşçiden birinin yukardan indirilen üstü açık yaklaşık 3 metrelik kafesten kaçması ile kazandığı maç çeşididir.Kafesten çıkmanın 2 yolu vardır: 1. Yukarıdan çıkmak 2. Kafesin kapısının açılması ile kapıdan çıkmak.First Blood (İlk Kanama) MaçıBu maçta diskalifiye yoktur. Yani dışardan maça başka isimler karışabilir, sandalye gibi nesnelerle rakibe vurulabilir. Bu maçı kazanmak için rakip güreşçinin yüzünde ciddi bir kanamaya neden olmak gerekir.Stretcher (Sedye) MaçıBu maçta ringin biraz uzağında bir çizgi, ringin iki tarafında da sedyeler bulunur. İki rakipten biri rakibini sedyeye yatırıp belirlenen çizgiye sürerek maçı kazanmaya çalışır. Eğer sedye ile rakibinin çizgiyi geçmesini sağlarsa maçı kazanır. Diskalifiye yoktur.Royal Rumble30-20-10 veya 6 adamla yapılabilen maç türüdür. Maçı kazanmak için 1 dakika aralarla ringe gelen farklı rakipleri ring dışına atarak elemektir. Ringde son kalan kişi maçı kazanır. Diskalifiye yoktur.Hell In A CellBu maçta güreşçilerin üstüne 6.096 metrelik ve 5 tonluk üstü kapalı bir kafes indirilir, diskalifiye yoktur.Kafesin üstünde tam ortasında bir üstüne bir güreşçi atılınca açılabilen kapalı bir kısım vardır.Submission Match(Pes Ettirme Maçı)Maçı kazanmanın tek yolu rakibi pes ettirmektir. Maçın kuralına göre diskalifiye olabilir.Tables Ladders and Chairs(TLC)Her şey serbesttir kazanmanın tek yolu ringin üstüne bir merdiven kurarak tepede asılı olan kemeri ya da başka birşeyi bağlı olduğu yerden çıkartıp eline almaktır.Table MatchKazanmak için ringin çevresindeki masaları rakip ile kırmak gerekir bazı yöntemler şöyledir -Normal bir hareketi masa üstünde ya da masaya doğru yaparak masayı kırmak -Rakibi masaya yatırıp üstüne diving hareket yapmak(ringin köşesinden,merdivenden atlamak)Not:Yukarıdaki belirtilen şeyleri SAĞLAM bir masaya yapmak zorunludur.Ladder MatchKurallar TLC maçları ile aynıdır fakat masalar yoktur.Sandalye ringin altından ,anonsçu masasından vb. yerlerden alınabilir.Handicap MatchKurallar normal maçlarla aynıdır 1 vs. 2, 1 vs. 3 vb. şekillerde bir takımın bir takımdan daha fazla güreşçi içermesiyle oluşan maç çeşididir.Ironman MatchDuruma göre diskalifiyeli ya da diskalifiyesiz olabilir veya Table Match gibi maç çeşitlerinede uyarlanabilir, konsept olarak ironman maçları belirlenen süre içinde(60dk vb.) en yüksek puanı toplayanın(tuş, pes ettirme vb.)kazandığı maç çeşididir.İnferno Match (Cehennem Maçı)Ringin üst kısmı ama iplerin dışında olan kısımda sıcaklığı 500 fahreneit derece sıcaklığa ulaşabilen adeta alevden bir duvarla kaplıdır maçı kazanmak için rakibi ringden atmak gerekir, atılan güreşçi heryer alev kaplı olduğu için atıldığı sırada yanar ve dışarı düşünce teknik ekip vb. kişiler tarafınca yangın söndürücü ile söndürülür.Last Man StandingYere düşen ve hakemin sayacağı 10 sayım içinde ayağa kalkamayan güreşçi kaybederExtreme Rules MatchHer şey serbesttir ring altından çıkarılacak binbir türlü obje ile rakibe saldırılabilir maç tuş veya pes ettirme ile biter.Sumo MatchRingden ilk atılan güreşçi kaybeder.Retirement MatchKaybeden güreşten emekli olur.Örn: WrestleMania XXVI Shawn Michaels ve Undertaker'ın maçı.Loser Leaves Town MatchKaybeden güreşçi aynı güreş federasyonunda güreşemez başka bir federasyona geçer.(Move) MatchBelirlenen hareketi(mesela bodyslam Mark henry vs Big show gibi) ilk yapan kişinin kazandığı maç çeşididir.No Hope Barbed Wire Deathmatchİplerin çıkartılıp ipler yerine ringin dikenli teller ile çevirildiği maç türüdür.Falls Count EverywhereBu maçta heryerde tuş yapmak serbesttir ki Jeff hardy vs. Umaga maçı ringin bulunduğu binanın dışında bitmiştir. JEFF HARDY seni unutmadıkCasket MatchBu maçta iplerin hemen altında bir tabut bulunur ve rakibini tabuta ilk yerleştirip kapağını kapatan kazanır.Elimination ChamberRingin üzerine en alçak kısmı ringin üst kısmı kadar ringi içine kapsayan 4 ucunda (sözde)kırılmaz camlardan oluşan kabinler bulunan büyük bir kafes indirilir.4 kabindede birer güreşçi bulunmak üzere 4 kişi kabinlerde 2 kişi ise ringdedir, belirlenen zaman aralıkları ile kabinler açılır ve güreşçiler tek tek dışarı çıkar, tuş ve pes ettirme ile 5 güreşçi elenir en son kalan güreşçi kazanır.Gauntlet MatchBir güreşçi 3 rakibe karşı mücadele eder.İlk başta ilk rakibi gelir onunla güreşir eğer onu tuş veya pes ettirise diğer güreşçi ringe girer 1. güreşçi ringi terk eder.Yine onuda yenerse 3. güreşçi gelir ve maç böyle devam eder.Tag team Gauntlet Match'da olabilir.Diskalifiye vardır.Maçı kazanmak için sırayla 3 rakip ya tuş ettirilmeli ya da pes ettirilmelidir.Buried Alive MatchRingin dışında bir mezarlık çukuru vardır ve maçı kazanmak için rakip çukura atılmalı ve üzerine toprak dökülmelidir.Bir tür diri diri gömmede denilebilir.

http://www.ulkemiz.com/amerikan-guresi-nedir

İşlemci nedir?

İşlemci nedir?

Kısaca CPU ( Central Process Unit ) yani Merkezi İşlem Birimi’dir. İşlemci için bilgisayarın beynidir diyebiliriz. Adından anlaşıldığı gibi bilgisayardaki işlemleri gerçekleştiren ve gerekli yerlere gönderen elemandır.Konuyu basitçe anlatmak gerekirse bilgisayar üzerinden yaptığımız herşey işlemciye muhakkak uğrar. Yani klavyedeki bir tuşa basmamız, fareyi hareket ettirmemiz birebir olarak işlemcide gerçekleşir. İşlemci, bilgisayarın birimlerinin çalışmasını ve bu birimler arasındaki veri (data) akışını kontrol eden, veri işleme (verileri değerlendirip yeni veriler üretme) görevlerini yerine getiren elektronik aygıttır. Veriler üzerindeki yaptığı işlemler, temel aritmetik işlemleri kadar basit (örneğin 1+3 gibi) ya da çok daha karmaşık (bu değeri al ve ses kartına yolla ki böylelikle hoparlörden müzik dinleyebilinsin) gibi çeşitli seviyelerde olabilir.   İşlemcilerin tarihçesi İlk işlemciler belli işlemleri ve çoğu zamanda yalnızca tek bir işlemi gerçekleştirmek için üretilmişlerdir. Ancak üretilen bu işlemcilerin hem maliyeti çok yüksekti hem de yaptığı iş sınırlıydı. 1970'lerde mikroişlemcilerin üretilmesiyle işlemci tasarımları ve kullanım alanları oldukça değişti. İlk mikroişlemci Intel 4004'ün üretilmesi (1971) ve bunu takiben ilk geniş çaplı kullanım alanına sahip olan Intel 8080'nin üretilmesi (1974) ile merkez işlem birimini yürütme metodları tamamiyle değişim gösterdi ve gelişen teknoloji ile birlikte küçük boyutlu bilgisayarlar ve cep telefonlarının üretilmesi küçük bir işlemcinin geliştirilmesini zorunlu kıldı. Bu sayede işlemcilerin kullanım alanları genişledi ve hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu. Günümüzde işlemciler; otomobiller, cep telefonları, bilgisayarlar ve daha bir çok üründe kullanılmaktadır. İşlemci nasıl çalışır? Mikroişlemcilerin yapısında milyonlarca transistör denilen yarı iletken malzeme bulunmaktadır. Elektrik sinyalleri bu transistörlerden geçer ve toplama, çarpma, çıkarma ve bölme gibi temel matematiksel işlemlere dönüştürülür. Bu işlemleri yapan bölüme ALU(Arithmetic Logic Unit) denir. Bunun dışında işlemcide veriyolları, çeşitli kontrol ve denetleme bileşenleri bulunur. İşlemcinin temel bileşenleri nelerdir? 1- ALU (Aritmetik ve Mantıksal İşlem Birimi): Mikroişlemcinin birinci derece önem taşıyan birimidir. Toplama, çıkarma, çarpma, bölme komutlarını dönüştürür. Alu’nun ne kadar fonksiyonu varsa işlemci o kadar değer kazanır. 2- Komut Çözücü (Instruction Decoder): İşlemcinin yapması gereken kodların icrası için gerekli işlemleri başlatır ve komutun çalıştırılması için gerekli işlemleri belirler. 3- Kaydediciler (Registers): Anabellekteki veriler işlenmek üzere merkezi işlem birimine taşınır burada verilerin işlenmesi sırasında geçici olarak kaydedicilerde bekletilirler. 4- Veriyolu (Bus): İşlemcinin diğer donanım birimleri ile bağlantısını sağlayan iletken elektriksel yollardır. Kaynak: http://islemci.nedir.com/#ixzz3taMgmbbm

http://www.ulkemiz.com/islemci-nedir

Flamenko Nasıl Bir Danstır ?

Flamenko Nasıl Bir Danstır ?

Akademik olmayan Avrupa müzik formlarından biri, Endülüs Halk Müziği ve bu müzik eşliğinde yapılan dansın adıdır.Basit bir folk türü olmanın ötesinde kompleks ve yoğun kültürel geleneğe sahiptir. İspanya'ya özgü olduğu bilinmesine rağmen, aslında Endülüs bölgesi kültürüdür. Kökenleri hakkında birçok soru işareti bulunur, ancak genel olarak bölgedeki Latince konuşan asimile olmuş yerli İberik halklar, Berberi-Arap Müslümanlar, İspanyalı Yahudiler ve Çingeneler tarafından beraberce ortaya çıkarılan bir tür olarak kabul edilmiştir.Basit bir folk türü olmanın ötesinde kompleks ve yoğun kültürel geleneğe sahiptir.Flamenkoda Şarkı (Cante)Flamenkoda öncelikli ve vazgeçilmez olan şarkıcıdır. Flamenko şarkıcısı, en azından "cante"nin birkaç tarzında uzman olmalı ve ilgili olduğu tarzın ise birçok ritmini, geleneksel ezgilerini ve çeşitli şiirlerini bilmek durumundadır. Klasik geleneklerde iyi vokal tekniği olarak bilinen, kendine özgü, ayırdedilebilen bir sese sahip olmalıdır. Ayrıca sesini batıdan çok doğu tekniğine yakın bir tarzda kullanabilmelidir. Flamenko şarkıcıları, parmaklarını masaya vurarak, alkış yaparak, ayaklarıyla -yaşlıysa bastonuyla- yere vurup ritim tutarak, kendi sağlayacağı ritmik eşlikle geleneğe bağlı fakat kendi ruhunu ve anın getirdiği hisleri de katarak kendi solosunu yaratır. Kadın ve erkek şarkıcılar tipik olarak aynı mutlak ses aralığında, birbirine yakın seslerde söylerler. Teknik olarak erkekler yüksek tenor, kadınlar da alto aralığında söyler.Flamenkoda gitar (Toque)Şarkıcıya bir gitarcı eşlik eder. Gürültülü bir eğlence ortamında iki ya da daha fazla gitarcının da olduğu görülür. Gitarcı tabii ki icra edilen şarkı formunun ritmini iyi bilmeli ve şarkının geleneksel melodilerine aşina olmalıdır. Şarkıcıyı desteklemek için cümlelerin sonuna kısa dekorasyonlar ya da cevaplar ekleyebilir. Letralar arasında "faseta" denen melodik çeşitlemeler (geleneksel ya da kendi keşfettiği) çalabilir. Şarkı ile birlikte dansta varsa o zaman gitarcının dansçıyı da desteklemek gibi bir görevi vardır. Bu durumda dansın ritimlerine uygun üslupları da bilmek zorundadır. Böyle bir ortamda gitarcı sololarda yapabildiğinden değil öncelikle dansa ve / veya şarkıya getirebildiğinin en iyisinden dolayı ödüllendirilir.Flamenko gitarı ve tekniğini ele alırsak: Enstrümanın kendisi daha çok klasik gitara benzer. Yapısı daha hafif, sesi daha parlaktır ve teller gitarın gövdesine daha yakındır. Ses deliği ve köprü arasındaki bölgeyi "golpe"denen (yüzük parmağının tırnağı ile yapılan hafif vuruşlar) tıklatmalardan koruyan ince bir plastik tabaka vardır. Bu, sese, perküsyona yakın bir vurgu sağlar. Sol el tekniği, klasik tekniğe benzemesine rağmen perdeli pozisyonları bireyselleşmiş parmak pozisyonlarından daha çok tutulur. Sağ el tekniği, klasik teknikten daha fazla olarak birkaç şey daha ister. Bunlar çeşitli rasqueadolar (çeşitli parmaklarla bütün tellere yapılan hızlı ve perküsyon tarzı çarpmalar) ve yukarıda da bahsettiğim golpelerdir. Genel olarak flamenko gitarı daha çok atakla ve daha agresif çalınır.

http://www.ulkemiz.com/flamenko-nasil-bir-danstir-

Tango ve Tangonun Tarihçesi

Tango ve Tangonun Tarihçesi

Tango, Buones Aires, Arjantin ve Montevideo, Uruguay kökenli bir dans ve müzik türüdür.Tango ile insan kendi vurgusunu, kendi sesini, kendi ritmini yansıtırken, karşısındakine ait olanı dinleme şansını bulur.Tango mükemmel bir dil ve öğrenen herkese, sunduğu sonsuz seçeneklerle, eşsiz bir iletişim sağlar.Tango, kendiliğinden ve yapanın yarattığı bir danstır. Çoğu zaman ise hayatın metaforik bir ifadesi olarak adlandırılabilir. Tango o kadar doğaldır ki, bazen gerçekliğe bir karşı çıkış veya kendini yeniden gerçekleştirme biçimi olarak görülür. Tango, içinde hezeyanı, hüznü, bireyselliği, iktidarı, tutkuyu, aşkı, bir olmayı, neşeyi, paylaşmayı, hoşgörüyü, yani hayata dair çok şeyi barındırır. Farklılıklara, seçimlere, olasılıklara yer bırakmayan büyük kent yaşamında tutsak olmuş, kendisine, en temel, en yerleşik rolüne, cinsel kimliğine dahi yabancılaşmış günümüz insanının isyanıdır tango…Öyleyse tango, dans etme yeteneğine sahip olanların değil, herkesin dansıdır.Tango seyredenin değil, yapanın dansıdır.

http://www.ulkemiz.com/tango-ve-tangonun-tarihcesi

Hızlı Öğrenme ve Beyni Daha İyi Kullanma

Hızlı Öğrenme ve Beyni Daha İyi Kullanma

Günümüz dünyasının en önemli unsuru haline gelen bilgi ve bunun sonucunda doğan bilgi toplumu, geçmişte kasa dayalı bir güç sistemi var iken günümüzde gücün yapısı değişmiş ve bilgili olan güçlü haline gelmiştir.Toplumlar muazzam bir bilgi ve gelişim yarışına girmiş bulunmaktalar.Bilgi bu kadar önemliyken, ona hızlı ulaşabilmek ise tüm insanlığın en büyük gayelerinden biri haline gelmiştir.Tabi burada bilgiye ulaşabilmekten kastımız kalıcı bilgiye çabuk ulaşabilmek. O kadar kitap okuyorum, araştırmalar, makaleler her şeyi yalayıp yutuyorum ama bir türlü aklıma girmiyor, bir türlü hatırlayamıyorum diyorsanız doğru yerdesiniz.1 Hafta önce öğlen ne yediğini sana sorsam cevabın ne olurdu? Bir de geçen yıl ki doğum gününde neler yaptığını sorsam.Beynimizin inanılmaz bir kapasitesi vardır, bize düşen sadece onu doğru yöntemlerle kullanabilmek.Peki beynimiz nasıl oluyor da 1 hafta önce ne yediğimizi hatırlayamazken aylar önce ki doğum günümüzde neler yaptığımızı dün gibi hatırlıyor. Bunların cevapları için öncelikle beynimizin nasıl çalıştığı üzerine yoğunlaşalım.Beynimiz iç içe geçmiş 3 bölümden oluşur:1-İlkel Beyin: Bu beynimizin en iç kısmıdır ve tüm insan ve hayvanlarda mevcuttur.Adında belli olduğu üzere tehlike anında “savaş” ya da “kaç” emrini veren odur.2-Orta Beyin: Tüm duygularımızın temeli bu bölümdür, öğrenme ve kalıcı hafızamız için olmazsa olmaz bölümdür.Bu bölümde hipokamp denilen bölüm bulunur ve bu da kısaca, bilgilerin beynimizin kalıcı hafızasına geçip geçmeyeceğine karar veren bölümdür.BBC’nin müzik otoritelerinden olan Clieve Wearing kariyerinin en üst noktasındayken “Herpes Simpleks” virüsüne yakalandı. Bu tür virüse yakalananların büyük bir bölümü hastalığı sadece dudaklarında oluşan uçuklarla atlatırken, Wearing’e bulaşan virüs beyne ulaşarak iltihabı bu bölgeye taşıdı ve beynin hasara uğramasına neden oldu. Ensafalit hastalığı denilen bu durum Wearing’in hafıza yapısında çok önemli değişikliklere yol açtı. Sadece son bir veya iki dakika içinde olan olayları hatırlayabilen ve kendisini sürekli olarak uzun ve derin bir uykudan yeni uyanmış gibi hisseden Wearing, eşi odadan çıkıp, iki veya üç dakika sonra tekrar geri döndüğünde, kendisini sanki uzun bir süre görmemiş gibi karşılıyordu.“Kendimi yaşayan bir ölü gibi hissediyorum” diyen Wearing, hastalığa yakalanmadan önceki yaşamı ile ilgili tüm olayları rahatlıkla hatırlayabildiği gibi müzik yeteneklerini de aynen koruyor, nota okuyabiliyor ve müzik aletlerini çalabiliyor. Uzmanlar Wearing’in hastalığı nedeniyle hipokamp’ın tamamen tahrip olduğunu ve bu yüzden hiçbir yeni bilgiyi hafızasına alamadığını belirtirlerken, hafızasındaki diğer bilgi ve becerilerin beynin farklı yerlerinde depo edilmesi nedeniyle bu hastalıktan etkilenmediğini ifade ediyorlar.3-Korteks : Beynimizin en üst kısmıdır. Kıvrımlı bir yapısı vardır. Hipokampın kararından sonra kalıcı bilgiler bu bölüme kaydedilir.Onun dışında görme, koklama, konuşma..vs. birçok olay bu bölümde gerçekleşir.Bilgi işleme ve kaydetme yeri olarakta düşünebiliriz bu bölümü.Korteks sağ lop ve sol lop olarak iki bölümden oluşur. Sağ lop hayal gücü ve soyut şeyler üzerineyken, sol lop mantık, matematik gibi somut şeyler üzerine olan işlevleri yönetirler. Bu loplar corpus collosum denilen yoğun sinir lifleri barındıran bölge ile birbirine bağlanırlar.Bu bölüm ayrıca bilgi akışını sağlayan bölümdür.Yapılan birçok araştırmaya göre; gerçek öğrenme, her iki lopu aynı anda kullanılarak yapılan öğrenmedir. Tekrardan üstte sorduğum sorulara gelelim, neden 1 hafta önce ne yediğimizi hatırlamazken, aylar önce yaptığımız bir şeyi çok iyi hatırlarız. Bunun sebebi, hipokampın yemeği gereksiz bilgi olarak görüp kalıcı hafızaya kaydetmeyip, doğum gününüzü işe yarar bilgi olarak görüp kalıcı hafızaya kaydetmesidir.Peki hipokamp neye göre bilgileri kalıcı ve geçici hafızaya atar?Bunun cevabı basittir aslında beyin 2 lop olduğuna göre öğrenmeyi de 2 lop yapmalı, günlük yaşantımızı genelde rutin olarak geçirdiğimiz için yaptıklarımızı çok çabuk unuturuz.Bu öğrenme genlikle sol lop temelli olur, her şeye mantık çerçevesinde bakarız ve haliyle de sağ lopu kullanmadığımız içinde çabucak aklımızdan çıkar.Ya da hiçbir mantığa uymayan, gerçeklerle hiçbir bağlantısı olmayan hayaller kurarız ve ertesi gün hemen unuturuz bu da sadece sağ lop kullanılarak yapılan öğrenme biçimidir.İyi diyorsun, güzel diyorsun da, bu nasıl olacak dediğinizi duyar gibiyimŞimdiye kadar birçok bilimsel bilgi verdik, gelelim bunları hayatımızda nasıl kullanacağımıza; Bilmem hatırlar mısınız soygazları? Peki size [He]rgele [Ne]cmi [Ar]sız [Kr]sını [Xe]sip [Rn]deledi desem ya da muhtemelen ben demeden bunu hatırladınız.Bir başka örnek, fıstıkçı şahap (sesli harfleri atın) ünsüz benzeşmesi yapan harfleri elde edersiniz.Aslında bunları bazen kullanıyoruz ve kalıcı hafızamıza da yerleşiyor.Bunların mantığı çok basittir, çok saçma cümle veya kelimeyi mantıklı bir düzene oturtuyoruz haliyle iki lobumuzuda kullanmış oluyoruz.Bunlar bilinen örneklerdi. Mesela isim hafızanız kötü mü? Hemen örnek verelim.Adı Ahmet olan birini nasıl kodlarız beynimize. Benim aklıma “Ahhhhhh” çeken bir Ahmet geldi.Ahmet’i ahh çekerken hayal edin ya da adı Asuman olan biri aklıma aaaaaa su! Diyen biri geldi, Asuman’ın aaaa su dediğini hayal edin bunlar basit birkaç örnek daha da çoğaltılabilir.Yabancı dil öğrenirken kelime ezberlememiz gerekir ve oturup hepsini günlerce tekrarlarız. Ezberleriz bir şekilde ama üzerinde 1-2 ay geçer ya da geçmez hemen unuturuz. Özellikle yabancı dil öğrenimin de bu metotları kullanmak, kalıcı hafızamıza kelimeleri yerleştirerek çok çok kolaylaşacaktır.Örneğin, vanish kelimesinin anlamı gözden kaybolmaktır, vanish adında bir de temizleyici var biliyorsunuz ki, vanish kullanıldığında kirler “gözden kaybolur” olarak düşünüp hayal ederseniz kalıcı hafızanıza yerleşir. Bir başka örnek, terminate kelime anlamı bitirmektir. Bunu terminal olarak düşünün ve terminalde yolculuğun “bittiğini” hayal edin. Evet başta zorlanırsınız bunları yaparken, ama unutmayın! Oturup düz bir şekilde ezberlemek yerine, o zamanla bu şekilde bağdaştırmalar yaparsanız, ezberlediğiniz kelimeler kalıcı hafızanıza yerleşir. Kısaca öğrenmek beynin her iki lobunu aynı anda kullanarak yapılırsa kalıcı hafızaya kaydedilir.Bunun yanında bilgi, beyinde ki nöronların birbirleriyle bağ kurmalarıyla işlenir.Mesela yeni öğrenilen bir bilgi eğer eski bilgilerle bir bağlantısı varsa hemen ilgili nöronlar, yeni bilgi nöronlarıyla bağ kurarak öğrenmeyi sağlar ve ne kadar çok bağ kurulursa öğrenme o kadar güçlü olur.Bunun en büyük örneklerinden biri, Pisagor Teoremidir. Geometri öğrenmeye başladığımızdan beri ilk verilen budur. (a2+b2=c2) O kadar kullanılmış, nöronlar o kadar bağ yapmıştır ki; adımız kadar ezberlemişizdir bu denklemi.Herhangi bir şeyi kalıcı olarak öğrenebilmek için yapılması gerekenler kısaca şunlardır:1-Öğrenme yapılırken beynin her iki lobu birden kullanılmalı.2-Her iki lop ile yapılan öğrenme, gerekli zamanlarda tekrar edilmeli.Ayrıca beyin en fazla bir konu üzerine 40-50 dakika yoğunlaşabilir daha sonra konsantrasyon düşmeye başlar. Bir konuya 3 saat aralıksız çalışmak faydadan çok zarar getirir.Ara verildiği zamanda konuyla ilgili hiçbir şeyle ilgilenilmemesi gerekir, muhtemelen başınıza yüzlerce kere gelmiştir. Bir şey üzerine o kadar düşünürsünüz, yoğunlaşırsınız daha sonra herhangi bir şeyle uğraşırken bir anda sanki beyninizde bir ışık yanar hemen o konuyla ilgili yaratıcı bir şeyler aklınıza geliverir. Ara vermenin büyüsünü her zaman kullanın, beyin ara verildiğinde hem dinlenir, hem de öğrendiği bilgileri istifler.Bu istifleme işi yukarıda da bahsettiğimiz gibi nöronların birbirleriyle bağ yapması şeklinde gerçeklenir. İstiflemekten bahsetmişken, beyin en çok bildiğiniz üzere uykuda çalışır.Herhangi bir sınava girerken çalıştıklarımızın istiflenmesi için uyumak bu yüzden çok çok önemlidir.Beyinle İle İlgili Bazı Bilgiler • Beynimiz yaklaşık olarak 1,4 kg. ağırlığında (1369 gram), cevizi andırır şekildedir. 85 yıllık bir süre boyunca saniyede 600 birimlik bilgiyi hafızamıza kaydedip işlemek ve programlamak kapasitesine sahiptir. Bu da dakikada 3600, saat de 2.160.000 ve günde 51.840.000 bitlik (Bilgisayar alan birimi olarak. 1000 bit = 1 mb.) • İnsan beynine benzeyen bir makinenin yapılabilmesi için 300 trilyar dolardan fazla paraya ihtiyaç vardır. Böyle bir makinenin çalışabilmesi için de 1 trilyon watlık elektrik enerjisine ihtiyaç vardır. Yinede yapılacak makine insan beyninin potansiyelini aşamayacaktır. • Herkesin beyni, sıkıştırılmış iki yumruğu kadardır. • Beynimizden geçen, milyarlarca gerçek ve hayal, doksan milyon kalın kitabı doldurur. •Bir insan beyninde çalışan 100 milyardan fazla hücre vardır.• Beynimizde 10 ila 14 milyar civarında sinir hücresi bulunmaktadır. Bilgi saklama kapasitesi ise 1 ila 2 milyon bit arasındadır. • Beynin bilgi saklama kapasitesi ömrü boyunca, saniyede 10 yeni bilgi birimidir. Bu demek oluyor ki, bir dakikada 600 yeni bilgi, saat de ise 36.000 bitlik bilgi saklayabilmektedir. Normal bir ömür süresince bir insan beyni 100 trilyon bitlik bilgiyi depolama kapasitesine sahiptir. • Ortalama bir yetişkin beyni Britennica Ansiklopedisinde içerilmiş olan bilginin 500 katı kadar bilgi saklayabilmektedir. • Dünyadaki tüm telefon sistemlerinin ağının, eğer beyninizle doğru kıyaslanırsa, sıradan bir bezelye tanesinin büyüklüğünde bir parçayı işgal edeceği hesaplanmıştır.Kaynakça: http://www.kigem.com/beynimizin-ne-kadarini-kullana-biliyoruz-.html<br />http://www.megahafiza.com/beyinegitimi/kurs_b9d6as3z.asp?tid=158558965Yazar: Oktay Yıldırımhttp://www.bilgiustam.com  

http://www.ulkemiz.com/hizli-ogrenme-ve-beyni-daha-iyi-kullanma

Stresi yenmenin yolları!

Stresi yenmenin yolları!

İşte stresi yenmenin yolları…FARKLI STRES ÇEŞİTLERİ VAR MI?Tıp dalında iki çeşit stresten bahsediliyor. Pozitif olarak yaşanan stres, kişide olumlu duygulara yol açıyor, hatta bağışıklık sistemini bile güçlendirebiliyor. Pozitif stres, stresli bir ortamdan pozitif olarak çıkma durumunda hissediliyor. Mesela iyi geçen bir sınav veya doğum sonrası gibi. Negatif stres durumunda ise olumsuz duygular uyanıyor. Sürekli yaşanması durumunda fiziksel veya ruhsal problemlere yol açabiliyor. SÜREKLİ STRES ALTINDA KALAN KİŞİLERİN SAĞLIĞI TEHLİKE ALTINA GİRER Mİ? Kişi stres altında olduğu zaman vücut bolca cortisol hormonu üretir. Bu hormon düşünme, öğrenme ve konsantrasyon sağlamada engel teşkil edebiliyor. Yorgun, sinirli ve depresyona girmeye müsait bir ruh hali yaratıyor. Bağışıklık sistemi zayıfladığından kişi hastalıklara karşı daha güçsüz oluyor ve daha kolay hastalanabiliyor. Kalp frekansı ve kan basıncı düşüyor. Bunun yanında kalp krizi geçirme riski de büyüyor. Bunların dışında stres ayrıca hazımsızlıkla ilgili sorunlara da yol açabiliyor. Bunun sonucunda ise kişi ülser oluyor.‘BURN-OUT’ SENDROMU NEDİR? ‘Burn out’ İngilizce tamamen yanmış anlamına geliyor. Bu terim vücudun hem fiziksel hem de ruhsal olarak çöktüğünü ve yanıp kül olduğu anlamını taşıyor. Bu durum sürekli olarak stres altındaki kişilerde meydana geliyor.‘BURN OUT’ SENDROMUNU ELE VEREN BELİRTİLER VAR MI? Genellikle sinsice ilerleyen ve hiç fark edilmeyen bu hastalık, kişinin kendisini yorgun ve işine karşı ilgisiz hissetmesiyle başlar. Özel hayatta ise fiziksel ve ruhsal olarak kişiler kendilerini güçsüz hissettiklerinden dolayı çoğu davetler iptal edilir. Kişi, kendini çok çalışıyor fakat bunun karşılığında gittikçe daha az şey elde ediyormuş bir konumda görüyor. Bu belirtiler kişi tarafından ciddiye alınmadığı taktirde mide, bağırsak ve kalp gibi rahatsızlıkların yanı sıra sırt ağrılarına da yol açıyor.BU SENDROM NASIL TEDAVİ EDİLİYOR? Konuşma terapisi ile burn-out sendromuna yol açan nedenler konuşularak ortaya çıkarılmaya ve çözülmeye çalışılır. Ayrıca fiziksel şikayetlerin de giderilmesi gerekir. İlaçların yanı sıra şifalı bitkilerde kullanılabilir.TERAPİDE ÖNEMLİ OLAN ŞEY NEDİR?  ‘Burn out’ hastaları genelde gergindirler ve rahatlamaya ihtiyaçları vardır. Mağdurlar, tekrar fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını hissedebilmeyi ve bu ihtiyaçlarını gidermeyi öğrenmek durumundalar. Mesela ağlamak istediklerinde bunu bastırmak yerine ağlamaları gerektiği gibi. Bunun dışında burn-out sendromu yaşayan kişilerin özel yaşamlarında, kendilerini rahatsız eden sorunları düşünmemeyi ve dikkatlerini başka şeylere vermeyi öğrenmeleri gerekiyor.KİMLER ‘BURN OUT’ SENDROMUNU YAŞAYABİLİR? Bu rahatsızlığı yaşayanlar genelde duygularını bastırıp daha çok mantıklarını kullanarak hareket eden kişilerdir. İşlerine son derece bağlılar ve bu bağlılık kendi ihtiyaçlarını bile görmezden gelecek kadar kuvvetlidir. İşlerini en mükemmel şekilde yapma kaygısı ile kendilerini aşırı derecede zorluyor ve baskı altına sokuyorlar. Bu durum özellikle işleri gereği insanlarla sıkı bir ilişki içerisinde olması gereken meslek dallarında ortaya çıkar. Örneğin doktor, pedagog, yönetici ve sürekli stres altında olan anneler gibi.YORGUNLUĞUMU NASIL GİDEREBİLİRİM? Vücudunuzun vereceği sinyallere kulak verin. Yorgun olduğunuz zaman uykunuzu yeterince iyi almaya özen gösterin ve kendinizi rahatlatan şeyler yapın. Önemli: Arada bir hiçbir şey yapmamayı da deneyin. Sadece oturun ve düşüncelerinizle baş başa kalın.STRESLE DAHA İYİ BAŞ ETMEYİ NASIL ÖĞRENEBİLİRİM? Stresli olduğunuz zamanlarda sizi mutlu eden olayları düşünmeye ve onları hatırlamaya çalışın. Düşüncelerinizi sürekli olarak aynı şey etrafında toplamayın. Biraz rahatlayıncaya kadar dikkatinizi başka şeylere vermeye çalışın. Kronikleşmiş stres durumlarında ise en iyi çözüm sizi sıkan problemi iyi bir arkadaşla paylaşmak.STRESİ ÜZERİMİZDEN ATMANIN EN İYİ YOLU HANGİSİDİR? Bu konuda uzmanlaşmış kişilere göre stresi üzerimizden atmanın en iyi yolu hafif egzersiz yapmaktır. Mesela hızlı yürüme, yavaş koşu veya yüzme. Açık havada 20 dakikalık bir yürüyüş bile içinde bulunduğunuz stresli durumdan çıkmanıza yardımcı olacaktır. Kronik stres yaşıyorsanız: Haftada en az üç kez 30 dakika spor yapın. Ama kesinlikle kendinizi zorlamayın.RAHATLAMA TEKNİKLERİNİN YARARI NEDİR? Bu tür rahatlama egzersizlerinin yararı kuşkusuz, bize nasıl rahatlayabileceğimizi ve enerji depolayabileceğimizi adım adım gösteriyor olmaları. Bu sayede kaslarımızı nasıl gevşetebileceğimizi öğrenebiliriz. Bu hareketleri piyasada çok sayıda bulunan kitaplardan da öğrenmek mümkün.MÜZİK, DANS VE DİĞER TERAPİLERİN FAYDALARI NELER? Duygularını bastırıp kendilerini sadece kafalarıyla yöneten kişiler bu sayede yaratıcı yönlerini fark edebilirler. Bu kişiler müzik ve dans sayesinde çok farklı duygular yaşayıp değişik deneyimler elde ediyorlar. Terapiler kişilere duygularının açığa çıkmasına yardımcı oluyor ve onları sürekli bastırmanın mümkün olmadığını ve bu duyguların yaşanması gerektiğini anlamalarına yardımcı oluyor.BAZI YİYECEKLERLE SİNİRLERİ KUVVETLENDİRMEK MÜMKÜN MÜ? Bilinen en eski kuvvetlendiricilerden birisi magnezyum. Bu mineral stres hormonlarının üretimini bloke eder ve sinirlere yeteri kadar oksijen gitmesini sağlar. Stres faktörü olduğunda vücutta çoğalan serbest radikallere karşı ise antioxidan vitaminler en iyi çözüm. Bolca sebze ve meyve oldukça faydalı.http://www.e-psikiyatri.com

http://www.ulkemiz.com/stresi-yenmenin-yollari

Frigyalılar

Frigyalılar

Frigya Uygarlığının başkenti olan Gordion' un bilinen tarihi M.Ö. 3000 yılına (eski tunç çağı) kadar gitmektedir. Yaklaşık olarak M.Ö. 3000'li yıllara (M.Ö. 3000-2000) rastlayan Eski Tunç Çağı, Gordion'da yerleşimin bilinen ilk safhasıdır.Kurucusu Kral Gordios’un ismini alan Gordion şehrinin kalıntıları; Ankara’ya 94 km uzaklıkta,  Sakarya (Sangarios) Irmağı kıyısında, Polatlı’nın Yassıhöyük köyündedir.Başkenti Gordion olan Frig ülkesi Ankara, Afyon ve Eskişehir'in tümünü, Konya, Isparta ve Burdur illerinin kuzey, Kütahya'nın ise doğu bölümünü kapsamaktaydı.Midas, Frig ülkesinin Gordios tan sonra bilinen ikinci kralıydı.Kent en parlak dönemini, Kral Midasın dönemi olan İ.Ö. 725 ve 675 yılları arasında yaşamış, bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen, güçlü bir krallık düzeyine ulaşmışlardır.Frigler M.Ö. 676 yılında yıkılarak tarih sahnesinden çekilmişlerdir. MÖ 7. yüzyılın başında Frigya Devleti'ne son veren Kimmerler'ce işgal edilen kent yakılıp yıkıldı. Daha sonra bölgeye egemen olan Lidyalılar'ca kent yeniden kuruldu. Sonradan Pers kralı Kyros (Keyhüsrev), son Lidya kralı Kroisos’u (Karun) yenince (İ.Ö. 547)  Gordion Pers’lerin egemenliğine geçti. Sonradan Makedonya Kralı Büyük İskender güçlü ordusuyla yola çıkmış, Pers kralı III. Dara'yı (III. Darius) yenerek Gordionu ele geçirmiş bu zafer Helenistik çağın başlangıcı olmuştur ( İ.Ö. 300-100).Gordion un bulunduğu bölge, Sakarya Irmağı kıyısında, Polatlı’nın 20 km batısında yer alır. Büyük (10-12 hektarlık) bir kale höyüğü ile güneydoğuda yer alan ve Küçük Höyük olarak bilinen daha küçük (3-4 hektarlık) başka bir höyük ve Sakarya Irmağı’nın bugünkü yatağı boyunca batıya doğru uzanan büyük bir dış şehir yerleşiminden oluşmuştur. Kaledeki yerleşim İlk Tunç Çağından Orta Çağa kadar uzanır. Gordion, yıllarca aynı yerde, yıkılan kerpiç ev ve duvarların üzerine yeni yapıların kurulmasıyla oluşmuş 350 x 500 metre boyutunda yassı bir höyük durumundadır. Dokuz metrelik bölümü günümüze kadar ulaşan kentin güneydoğusundaki anıtsal kapı en önemli kalıntıdır. Kent Kapısı yumuşak kireç taşından yapılmıştır. İÖ 8. yüzyıla tarihlenen bu kapıdan dokuz metre genişliğinde 23 metre uzunluğunda bir koridorla kente ulaşılırdı. Kapının iki yanında yer alan kulelerin avlusu silah deposu olarak kullanılırdı. Ayrıca avluda kralın özel koruma birliklerinin kaldığı ahşap evler vardı. Kuzey avlu tamamen açılmış, güney avlu ise Pers kapısının duvarını korumak için kazılmamıştır. Gordion'un merkezinde saray yer alıyordu. Saray yapılarını, halkın oturduğu evlerin bulunduğu bölümden kerpiç bir duvar ayırıyordu. Teras, yüksek bir salon ortasında sabit bir ocak yanlarında ahşap galeriler bulunan dikdörtgen biçiminde her biri 11x14 metre ölçülerinde yan yana sıralanmış bir oda olan 8 adet megaron dan oluşmaktaydı. Bu odalarda yanık arpa ve buğday taneleriyle, değirmen taşları,ekmek pişirmede kullanılan seramik ve toprak kaplar, bulunmuştur. Arkeologlar bu teraslarda sarayın günlük işlerinin yapıldığı görüşündedirler. Bunlar Friglerin Anadolu’da buğday tarımıyla ilgisini göstermektedir.Halen Güneydoğu Anadolu’da kullanılan tarlada olgunlaşmadan yakılarak elde edilen Firik buğdayı da buradan gelmektedir.Megaron 3’ün yanına yapılan bir merdivenle terasa geçiş sağlanmıştır. Gordion’daki Frig yapılarının tamamında Kimmer istilasının yangın izlerine rastlanır. Damları, önceleri kamış ve sazla örüldükten sonra üstüne yayılan toprakla kapatılırken İÖ 6. yüzyıldan sonra damları örtmek için pişirilmiş topraktan yapılan kiremitler kullanılmaya başlandı. Yapıların duvarlarının dış yüzleri kabartmalı toprak levhalarla bezenirdi. Kapının hemen girişinde tabanı çakıltaşından yapılmış mozaikle kaplı bir megaron bulunuyordu. Ondan sonraki megaronun tabanı da kırmızı, mavi ve yeşil çakıltaşından yapılmış mozaikle bezenmişti ki bunlar tarihteki en eski mozaik örnekleridir.Saraydaki Megaron 2, geometrik desenli bir mozaik ile döşenmiştir. Bu mozaik, bilinen en eski çakıltaşı mozaik örneğidir ve bugün bir kısmı Gordion Müzesi’nde sergilenmektedir. Girişteki bu iki megaronun karşısında iki megaron daha vardı. Bunlardan en büyüğü, arkeologların "Megaron 3" diye adlandırdığı yapıdır. Gordion' un en büyük yapısı olan bu megaron yaklaşık 18 X 30 metre boyutlarındadır. Yapı, tabanın altında bulunan kalaslarla iki sıra ahşap direk üzerine oturtulmuştur. Burasının bir tapınak olduğu sanılmaktadır. Megaron 3, MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş en eski yapılardan birisidir. Ayrıca höyükte sarayın günlük işlerinin görüldüğü birçok yapı daha vardır. Gordion’da bulunan kireç taşından iki aslan başı Ankara’da Anadolu Uygarlıkları Müzesi’ndedir.Frigyalılar yada tarih kitaplarında bilinen adıyla Frigler, Sakarya nehri boylarına Milattan Önce 1000-1100 yıllarında ulaşarak Anadolu'ya gelen ancak Milattan Önce 750 yılında ortaya çıkan anadolu medeniyetinin adıdır.Milattan Önce 8. yüzyılın ortalarında Gordion (Yassıhöyük-Polatlı) bölgesinde bir krallık kurmuşlardır. Gordion bugünkü Ankara ili yakınlarıdır. Frigyalılar "Midas" döneminde bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen, güçlü bir krallık düzeyine ulaşmışlardır. Frigyalıların güçlü bir krallık düzeyine ulaşması Milattan Önce 725 yılı ile 695 yada 675 yıllarına rastgelir.Frigyalıların esas yerleşim bölgesi Gordion merkez olmak üzere Sakarya bölgesi olup Afyon, Kütahya, Eskişehir bu bölgeye bağlıdır. Gordion müstahkem bir şehir olup güçlü inşa edilmiş surlarla çevrilidir.Frigyalılar nedir?Bronz Çağı Çöküşü Güneybatı Asya’da ve Doğu Akdeniz’de, Bronz Çağı sonları, Demir Çağı başlarında yaşanan hızlı, yıkıcı ve kültürel dağılmalara yol açan bir dizi toplumsal çöküştür. Bu çöküşün nedenlerinden biri olarak Frigyalıların anadoluya yerleşmeleri olarak gösterilir.Frigyalılar flüt, simbal gibi müzik aletlerinin de bulucusudurlar. Frigyalılar bu bezemeci döşeme yönteminin mucididirler. Maden ve ağaç işlemeciliğinde de gelişmişlerdi. Kazılarda makara kulplu bronz tabaklar, kazanlar, altın, gümüş ve bronz yaylı çengelli iğneler, değerli madenlerden giysi kemerleri, tokalar ve zengin bezemeli dokuma ürünleri, ahşaptan ve seramikten hayvan heykelcikleri ve geometrik desenlerle süslü ev eşyaları bulunmuştur. Özellikle çengelli iğne (fibula) yapımında kullandıkları teknolojinin o döneme göre çok ileri olduğu görülür. Frigyalılar dokumacılıkta çok ustaydılar. Günümüzde Anadolu kilimlerindeki ve diğer Türk devletlerindeki binlerce yıllık motiflerin, Frigyalıların Motifleri'nde de var olmasının nedeni,halen çözülememiştir. Frigyalıların müzik alanında da ileri oldukları ve birçok müzik aleti geliştirdikleri bilinmektedir.Frigya nedir?Frigyalıların medeniyetinin yaşadığı Sakarya Irmağı ile Büyük Menderes'in yukarı bölgeleri arasında kalan bölgenin eski çağdaki adıdır.Frigyalılar tarihte nasıl tanınırdı?1. Homeros'a göre Frigler, cesur, savaşçı bir topluluktu.2. Arrianos'a göre Onlar, çok mutlu insanlardı.3. Strabon'a göre Onlar, çok barışsever bir topluluktu.4. Livius'a göre Cesaretten yoksun, köle ruhlu topluluklardı.Kibele nedir?Frigyalıların tanrıçalarına "kibele" denir.Gordion adı nereden gelir?Frigyalıların ilk kralı ülkenin başkenti Gordion’a adını veren Gordias’tır. Gordion adı buradan gelmektedir.Tümülüs nedir?Frigyalılar tarafında yapılmış yapay mezarların adıdır. Sayıları yüz civarındadır. Frigyalılardan önce bu yapılar Anadolu’da görülmemiştir. Büyük olasılıkla Frigyalılar Avrupa’daki ölü gömme geleneklerini Frigya'ya yerleşince de devam ettirdiler. Tümülüslerin içindeki oda mezar, ana zemin üzerine inşa edilmiştir.Friglerin en meşhur kralları kimdir?Frigyalıların en çok bilinen ve meşhur kralı Midas'tır. Ancak yapılan bazı araştırmalara göre Frigyalıların bütün krallarına Midas adını verdiği de söylenmektedir.Megaron nedir?Frigyalıların başkenti Gordion'da görülen dikdörtgen planlı, taş kerpiç ve ağaçla inşa edilmiş yapılara "Megaron" denir.Frigyalılarda dini inanışFrigyalılar da Hititler gibi çok tanrıya inanırlardı.Frigyalıların tanrıları1. Kibele2. Attis3. Sabazios4. MenFrigyalılar geçim kaynakları1. Tarım2. HayvancılıkFrigyalılar tarım ve hayvancılığa verdiği önem nereden anlaşılır?Frigyalılarda öküz kesmenin ve saban kırmanın cezası ölümdü, ayrıca ekili araziye zarar vermenin cezası da ağırdı. Frigyalıların tarım ve hayvancılığa verdiği önemi buradan anlayabiliriz.Frigyalılardan günümüze ulaşan tarihi yapıtlar1. Frig Vadileri2. Kümbet Asar Kale3. Ballık Kale4. Yapıldak Asar Kaya5. Köhnüş Kale6. Demirli Kale7. Çukurca Kale8. Üçler Kaya9. Kırk Merdiven Kale10. Nallı Kaya11. Döğer Asar Kaya12. Delik Taş13. Fındık Asar Kaya14. Doğuluşah KalesiFrigyalıların çöküşüMilattan Önce 700 yıllarına doğru, Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu’ya giren Kimmerler'in, önce bölgedeki Urartular’ı güçsüzleştirdikten sonra Kızılırmak’a kadar gelmeleriyle barış dönemi bozulur. Frig-Kimmer savaşı sonunuda Frigya tamamen tahrip olur. Milattan Önce 676 yılında Kral Midas yaşanan bu hezimet üzerine yaşamına son verir. Batıya kaçan Frigyalılar, küçük beylikler halinde bir süre daha varlıklarını sürdürürlerse de Lidyalıların egemenliğine boyun eğerler.Frigya Uygarlığına ait eserlerin muhafaza edildiği müzeler- Gordion Müzesi- Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi- İstanbul Arkeoloji Müzeleri- Afyon, Eskişehir, Kütahya, Burdur Arkeoloji Müzeleri’nde görülebilir.

http://www.ulkemiz.com/frigyalilar

Zihinsel Güçler

Zihinsel Güçler

Zihinsel güçler denen olgular, uzun yıllardır insanlığın aklını meşgul eden, gerçek mi yoksa uydurma mı olduğu bir türlü tam olarak anlaşılamamış veya kanıtlanamamış, insanlarda var olduğu kabul edilen çeşitli zihinsel aktivitelerdir. Zihin, insan beyninin bilinçli olarak yaptığı şeylerin tümüdür. Yani algılamalarımızın, belleğimizin, duygularımızın, isteklerimizin, düşlemelerimizin, zekamızın toplamı zihni oluşturur. Kimi görüşlere göre, zihnin bu saydığımız işlevlerinden başka, daha gizemli, daha “doğaüstü” birtakım işlevleri daha vardır. Bu işlevler, bildiğimiz doğa kanunlarıyla açıklanamayan, herkesin yapamadığı ve gerçekliği kanıtlanamayan işlevlerdir. Telekinezi, telepati, astral seyahat, 6.his, durugörü gibi pek çok işlev tanımlanmıştır.Öncelikle konuya girmeden önce belirtmek isterim ki, birazdan açıklayacağım yukarıda saydığım işlevler gerçekliği kanıtlanamamış, kimilerine göre safsata, kimilerine göre gerçek kabul edilen olgulardır. Fakat böyle bir görüş vardır ve doğruluğunu kabul etmesek bile önce okuyup ne olduğunu öğrenmemiz gerekir. Yani, bu güçlerin nasıl kullanıldığı, kullanma anahtarı, veya bu güçleri geliştirmek için yapılması gerektiği iddia edilen alıştırmalar vs. bu yazının ana amacı değildir. Ana amaç bu iddia edilen güçlerin ve bu güçleri kullanmak için yapılması gereken yöntemlerin tanımlanmasıdır.Etrafımızda gözle göremediğimiz pek çok güç çeşidi vardır. mesela televizyon seyrederken kumanda ile kanal değiştirdiğinizde kumandadan çıkıp televizyona giden sinyalleri göremezsiniz, veya müzik dinlerken müziği duyarsınız ama müzik aletinden çıkıp kulağınıza gelen ses titreşimlerini göremezsiniz. Göremiyorsunuz olmanız o güçlerin olmadığı anlamına gelmez.Zihinsel güçlerde ana esas zihnin yukarıda belirttiğim televizyon örneğinde olduğu gibi gözle görülemeyen bir çeşit dalga yaymasıdır. Çeşitli görüşlere göre bu dalga veya zihnin yaydığı “güçleri” gözümüz yoluyla veya eller ile belirli kanallara sokup yönlendirmek mümkündür. Bu durumda bir örnek olarak; önünüzdeki insanın ensesine çok dikkatli bakıldığında, ensesine baktığınız insanın ya ensesini kaşıdığını ya da dönüp size baktığı söylentisini belirtmek gerekir.Zihinsel gücün bir dayanağı da dini, felsefik ya da inanca bağlı görüşlerdir. Mesela hemen hemen tüm dinlerde veya felsefelerde yaratıcının (Allah, Tanrı, öz, tao, üstün bilinç, yaşam enerjisi, enerji…. vs.) insanlara kendinden bir parça koyması inancı… Üstün olan bu yaratıcı enerjinin insanlara koyduğu kendinden parça, bahsedilen zihinsel güçlere hakim olmaya yol açtığı düşünülebilir. Yani, bu sayılan güçlerin kullanılabilirliği, bize verilen bu enerjiyi kullanabilmeye bağlıdır. Tüm dinlerde, insanın yaratılmış tüm varlıklardan daha üstün olduğu hatta Şeytan’ın kibire kapılarak bu üstünlüğü kabul etmediğinden bahsedilir. İşte insanı üstün kılan özellik bu bahsettiğimiz yaratıcıdan gelen parçadır. Bu konuyla ilgilenenler bilirler ki, bu enerjiyi kullanma yolları olduğu iddia edilen çeşitli yolların, yöntemlerin, alıştırma ve egzersizlerin olduğunu bilirler. Meditasyon, Farkındalık, Konsantrasyon, quantum olumlama alıştırmaları olarak özetlenebilen bu yollar, zihinsel güçleri kullanabilmek için içimizdeki yaratıcıdan gelen parçayı harekete geçirmek için baş vurulan yollardır. Şimdi temel sayılan bu yolların ne olduğuna bakalım;Farkındalık  Farkındalık, insanın yaptığı şeyin, yaşadığı olayın, gördüğü, seyrettiği, duyduğu şeyin zihinsel olarak tamamen farkında olmasıdır. Zihnimizden biz istesek de istemesek de pek çok düşünce, söz, ses, yaşadığımız olaylarla ilgili görüntüler, diyaloglar veya o an ilgilendiğimiz işle ilgili düşünceler vs. geçer. Ve bu devamlı olarak hiç durmaksızın olur. Örneğin bir manzaraya bakarken hiç farkında olmadan o manzarayı yorumlarız. Mesela “şurası muhteşemmiş”, güneş ışığı bulutların arasından ne güzel yansıyor” gibi. Veya bir şey yerken o yemekle ilgili zihnimizden olumlu veya olumsuz pek çok düşünce, yorum veya hiç olmazsa o yemekle ilgili geçmişte yaşadığımız bir anıya ilişkin düşünceler geçer. Bu durum o an yaşadığımız anın farkında olmamızı engellediği gibi, zihnimizi çoğunu boşu boşuna işgal eder. İşte bu noktada zihni “susturmayı” becerip o an yapılan olayın farkına varıldığında hem zihin gereksi yere meşgul edilen yükünden kurtarılıp tam potansiyelini kullanmak için zemin hazırlanacak hem de o manzara o zamana kadar izlenilen en güzel manzara, o yemek o zamana kadar yenen en güzel yemek olacaktır.Meditasyon Meditasyon bir nevi farkındalık yaratma çalışmasıdır. Mum yakmak, bağdaş kurup oturmak, gözleri kapatmak, nefes alış-veriş yöntemleri, tütsü yakmak gibi kişiye bağlı olarak çeşitli ritüeller veya yöntemler olabilir. Ama ana esas, konsantre olup zihni arındırmaya çalışmaktır. Arınmamış bir zihin yani genel olarak bizim zihnimizin çevreye yaydığı sinyaller ile arınmış ve susturulmuş bir zihnin çevreye yaydığı sinyaller farklıdır.Bununla ilgili bir örnek olay verelim: zihninizi susturmayı öğrendiğinizde, meditasyon haline geçip zihninizi susturmuş bir haldeyken kuş sürüsünün içinde yürüdüğünüzde eğer kuşlara herhangi bir şekilde fiziksel müdahalede bulunmazsanız hiçbirinin uçup kaçmadığını görürsünüz. Aynı şey kedi, köpek gibi hayvanlarda da geçerlidir. Çünkü hayvanlar bu saydığımız zihinsel güçleri kullanamasalar da varlıklarını hissederler.Quantum Olumlama veya Quantum Düşünce  Esas olarak olumlu düşünce veya istenilen şeyi düşünmek, ona odaklanmaktır. Bu noktada ilk önce Kur’an ve İncil’den birer örnek verelim;“Buyruğu içinde gemiler yüzsün,lütfettiği şeyleri elde edersiniz ve belki de şükredersiniz diye denizi emrinize veren Allah’tır.O , göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak emrinize vermiştir.Bütün bunlarda aslında düşünenler için işaretler vardır.” (Casiye Suresi 12-13)“Dileyin verilecektir. Arayın bulacaksınız, kapıyı çalın size açılacaktır,çünkü dileyen alır,arayan bulur,kapı çalınana açılır.” (Luka 11/9)Yani örneğin zengin olup fakir bir hayat yaşamak istemiyorsunuz. Fakat bu isteğinizi, “fakir bir hayat istemiyorum” şeklinde düşünmek yerine, “zengin olmak istiyorum” şeklinde düşünmek gereklidir.Şimdiye kadar zihinsel güçleri, bunları kullanma yollarını belirttik. Şimdi de bu zihinsel güçlerin ne olduklarına bakalım;Telekinezi  En yaygın ve bilinen güçtür. Telekinezi, düşünce gücüyle maddeleri hareket ettirmek demektir. Yukarıda saydığımız yöntemler ile geliştirilen zihnin yaydığı enerji il maddeler üzerine etki etmek esastır.Telepati İnsanlar arasında, herhangi bir duyu organına veya araca ihtiyaç olmaksızın haberleşme, aktarım gerçekleştirmektir. Bu alış-veriş, bireylerin birbirine çeşitli düşünceler, imajlar, renkler vs. gönderip almasına dayanır.Astral Seyahat  Kişini uyku halindeyken, fiziksel bedene ihtiyaç olmaksızın istediği mekanlarda dolaşıp bulunmasıdır. Diğer bir adı beden-dışı deneyimdir. Alında herkes uyuduğunda istemeden de olsa astral seyahat yapar. Yani astral beden denilen bilinç, biz uyuduğumuzda bedenimizden çıkıp, bedenin hemen üstünde asılı kalır. İşte bu noktada bilincimizi kaybetmezsek astral beden ayrıştığında astral seyahati bilinçli yapmış oluruz. Yani astral seyahat bilinçli olarak yapılabildiği gibi, bilinçsiz olarak da gerçekleştirilebilir. Kimilerine göre “karabasan” denilen olgu astral seyahat ile yakından ilgilidir. Astral beden denilen bilinç vücudumuza tam dönmeden uyandığımızda hareket edemiyor ve karabasan denen olguyu yaşıyoruz. Astral seyahatte fiziksel kuralların ve zamanın bir önemi yoktur. İstediğimiz yere gidip istediğimiz şeyi yapabiliriz (uçmak gibi) Bu durum, insanoğlunun açıklayamadığı durumları astral seyahate bağlamasına neden olmuştur. Mesela Piri Reis’in dünya haritası, o dönemde dünyanın bilinmeyen yerlerini de haritalaması dünyayı sanki dünya üzerinde uçmuşçasına göstermesi bakımından gizemlidir. İşte bazı görüşlere göre bu haritanın çizilmesinin yolu astral seyahattir.6.His ve Durugörü  Bir kişinin, önceden olacakları tahmin etmesine 6.his denir. Çevresinde olan biten tüm herşeyi tüm yönleriyle görmeye is durugörü denir. Bu iki durumlar ilgili tarihte pek çok örnek vardır. Örneğin Mevlana’nın “maddelerdeki küçük zerreler”i görmesi buna örnek olabilir. Kehanetler de bu konuda belirtilmesi gereken olaylardır.Biyokinezi Düşünce gücüyle vücut görünüşünü, örneğin göz rengini değiştirmeye denir.Yazar:Gazanfer Tufanhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/zihinsel-gucler

Atatürkün Hayatı

Atatürkün Hayatı

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı. 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı.Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:- Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.- Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)- I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)- II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)- Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)- Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922) Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı. Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:1. Siyasal Devrimler:- Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)- Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)- Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)2. Toplumsal Devrimler: · Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934) · Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925) · Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925) · Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934) · Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934) · Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)3. Hukuk Devrimi: · Mecellenin kaldırılması (1924-1937) · Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler: · Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924) · Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928) · Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932) · Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933) · Güzel sanatlarda yenilikler 5. Ekonomi Alanında Devrimler: · Aşârın kaldırılması · Çiftçinin özendirilmesi · Örnek çiftliklerin kurulması· Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması· I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi. Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti. Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı. 15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu. Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı. 1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.

http://www.ulkemiz.com/ataturkun-hayati

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0