Arama Sonuçları..

Toplam 442 kayıt bulundu.
Afrika Menekşesi Nedir ve Özellikleri Nelerdir?

Afrika Menekşesi Nedir ve Özellikleri Nelerdir?

Afrika Menekşesi gerek bakım kolaylığı gerekse görünüşü ve özellikleri bakımından çokça kişi tarafından tercih edilen, yetiştirilen popüler bir süs çiçeğidir.

http://www.ulkemiz.com/afrika-meneksesi-nedir-ve-ozellikleri-nelerdir

Leylandi Özellikleri ve Yetiştiriciliği ( Cupressocyparis x leylandii )

Leylandi Özellikleri ve Yetiştiriciliği ( Cupressocyparis x leylandii )

Leyland selvi, sadece leylandii olarak adlandırılan Cupressus x leylandii, başta hedge ve taraklar olmak üzere bahçecilikte çokça kullanılan, hızla büyüyen, kozalaklı, yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Nispeten zayıf kültür bölgelerinde bile, bitkilerin 16 yılda 15 metreye (49 fit) yükseldiği bilinmektedir.

http://www.ulkemiz.com/leylandi-ozellikleri-ve-yetistiriciligi-cupressocyparis-x-leylandii-

Yaşar Kemal Kimdir

Yaşar Kemal Kimdir

Yaşar Kemal ( Doğum tarihi Kemal Sadık Gökçeli, 1923; Gökçedam, Osmaniye), Kürt asıllı Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Türk edebiyatının en önde gelen yazarlarından biridir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı ve kitaplarının yurtdışındaki baskısı yüz kırktan fazladır.Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir aileden dünyaya geldi. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde sadece Kürtçe köyde ise Türkçe konuşurdu. Ailesi, Birinci Dünya Savaşı'ndan dolayı Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşti. Beş yaşındayken, babasının camide öldürülüşüne tanık oldu. Orta okul döneminde çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.1978 yılındaki yaptığı bir söyleşide sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle işe koyulduğunu ve okula başladığında "yaşlı halk şairleriyle çakıştığını" anımsadığını belirtti. İlkokulun son sınıfındayken arkadaşı Aşık Mecit, çok iyi saz çalarken kendisi annesinden ötürü sazı "berbat" çalmaktaydı. Bunun nedenini şu sözlerle dile getirdi:    "Benim saz çalamamamın sebebi var, anam aşık olacağım da diyar diyar dolaşacağım diye saza, aşıklığa düşman olmuştu. Onun tek çocuğuydum ve gözünden ayırmıyordu beni. Okulda, düğünlerde bayramlarda beni hep Aşık Mecitle çakıştırırlardı. Aşık Mecitle Kadirlide bir kahvede bir gece sabaha kadar çakıştığımı şimdi iyice anımsıyorum."Ortaokuldan ayrıldıktan sonra folklor derlemelerine başladı ve 1940-1941 yılları arasında Çukurovadan ile Toroslardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı olan Ağıtlar, Adana Halkevi tarafından 1943 yılında yayınladı. 1944 yılında ilk hikâyesi Pis Hikâye'yi yayınladı. Bunu, Kayseri'de askerlik yaparken yazmıştı. Bebek, Dükkâncı, Memet ile Memet öyküleri 1950'lerde yayımlandı.Kemal Sadık Göğceli adı ile çeşitli yayımlarda yazarken Yaşar Kemal adını Cumhuriyet gazetesine girince kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü burada tefrika edildi.1947'de İnce Memed'i yazdı fakat yarım bıraktı ve 1953-54’te bitirdi. Romanı yazma nedeni eşkiya olan ve dağda vurulan amcasının oğlunun vurulması olduğunu 1987 yılındaki bir söyleşisinde belirtti. Ayrıca aynı söyleşide, çocukluğunun eşkiyalığın içinde geçtiğini, dayısının "en büyük" eşkiyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936'lara kadar beş yüze yakın eşkiya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı'nda Kadirli'yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu söyledi. Remzi Bey'in kendisine, ilk İnce Memed hikayesinde "Çakırdikeni" diye yer alan diken hikâyesini anlattı ve Yaşar Kemal'le "eşkıyalığın felsefesini" yaptı.Yaşar Kemal'in dünyada ilk kez yayımlanan eseri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye ve diğer dillere çevrildi.17 yaşından bu yana sosyalist politikanın içindedir. 1961 Anayasası'ndan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi'ne 1962'de katıldı. Emekçi sınıfının tamamen yönetime gelmesini isteyen Kemal, TİP'te sekiz yıl çalıştı ve yöneticilerden biriydi. 1987'deki bir söyleşisinde Türkiye'de bir Marksist partiye ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Aynı söyleşideki "Nasıl bir sol modelden yanasınız?" sorusuna, şu cevabı vermiştir:    "Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Sovyetlerin 70 yıldır yaşama geçmiş modelini kabul edemeyiz. Yüzde yüz bağımsızlıktır sosyalizm. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık... Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirlerini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."TİP'ten ayrılan yazar, nedenini partinin niteliğini yitirmesine, bürokratların eline geçmesine ve emekçilerden kopmasına bağladı. Sovyetler Birliği çökmesinin, sosyalizmin de çökmesi değil, tam tersine dünya sosyalizminin zaferi olduğunu 1993'teki bir söyleşisinde dile getirmiştir.« Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. »    Yaşar Kemal'in edebi çalışmalarında halka dönük bir düşünce hakim oldu ve bunu, bir yerde politik düşünce ile birleştirerek yürüttü. Yapıtlarıda halk şiirinde, epopelerde olduğu gibi insan değerlerinden kopmamaya çalıştı. Yaşar Kemal, siyasi görüşü ile sanatının paralel olduğunu, "halk ve doğa"ya inandığını, sanatının proletaryanın çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiştir.Ödülleri    1955 Gazeteciler Cemiyeti Başarı Armağanı (“Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” adlı röportaj dizisi ile)    1956 Varlık Roman Armağanı (İnce Memed ile)    1966 İlhan İskender Armağanı (Teneke’den aynı adla uyarlanan oyunu ile)   1966 Uluslararası Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü ("Yer Demir Gök Bakır" romanından Nihat Asyalı'nın sahneye uyarladığı, Yılmaz Onay'ın sahneye koyduğu “Uzun Dere” oyunu ile. Türkiye ödülü, Brezilya ile paylaştı.)    1974 Madaralı Roman Armağanı (Demirciler Çarşısı Cinayeti ile)    1977 Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Roman Ödülü (Yer Demir Gök Bakır ile)    1978 Fransa'da En İyi Yabancı Kitap Ödülü (Ölmez Otu ile)    1979 Fransa “Büyük Jüri” En İyi Kitap Ödülü (Binboğalar Efsanesi ile)    1982 Uluslararası Cino Del Duca Ödülü    1984 Fransız Legion d’Honneur Ödülü Commandeur payesi    1984 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü    1985 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü    1986 Orhan Kemal Roman Ödülü (Kale Kapısı ile)    1988 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü    1988 Fransa Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres Nişanı    1991 Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur Doktorası    1992 11. TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı    1992 Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorası    1993 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü    1994 Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Armağanı    1995 Morgenavissen Jylaand-Pösten Ödülü (Danimarka)    1996 Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü    1996 Kanın Sesi ile Akdeniz Yabancı Kitap Ödülü (Perpignan, Fransa)    1996 VIII Katalunya Uluslararası Ödülü (Barcelona, İspanya)    1996 Lillian Hellman/Dashiell Hammett Baskıya Karşı Cesaret Ödülü, İnsan Hakları İhlallerini İzleme Örgütü,(New York)    1997 Toplu eserleri için Premio Internazionale Nonino Ödülü, İtalya    1997 Kenne Vakfı Düşünce ve Söz Özgürlüğü Ödülü (Uppsala, İsveç)    1997 Norveç Yazarlar Birliği ödülü, Wole Soyinka ile ortak    1997 Frankfurt Kitap Fuarı Alman Yayıncalar Birliği Ödülü    1998 Frei Üniversitesi Berlin Fahri Doktora    1998 Bordeaux Yayıncılar Birliği Yabancı Edebiyat Ödülü    2002 Bilkent Üniversitesi Fahri Doktora    2003 Z. Homerus Şiir Ödülü    2003 Savanos Ödülü (Selanik)    2003 Türkiye Yayıncılar Birliği Yayıncılık Emek Ödülü.    2008 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük ödülü    2009 Çukurova Üniversitesi, Fahri Doktora    2011 Légion d'honneur    2013 Krikor Naregatsi Nişanı

http://www.ulkemiz.com/yasar-kemal-kimdir

Fotoğraf ve Fotoğrafçılık Tarihi

Fotoğraf ve Fotoğrafçılık Tarihi

Bir güvercin yuvasının görüntüsüyle başladı fotoğrafçılık tarihi. Dünyada bilinen ilk fotoğraf emekli bir subay olan Joseph Nicephore Niepce tarafından bir yaz günü 1827 tarihinde çekilmiştir.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-ve-fotografcilik-tarihi

Turkish Airlines kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Turkish Airlines kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı, Türkiye'nin bayrak taşıyıcısı olan ulusal hava yolu şirketi.

http://www.ulkemiz.com/turkish-airlines-kim-kurdu-sektordeki-yeri-nedir-

Thomas Alva Edison Kimdir? Ampulün İcadı

Thomas Alva Edison Kimdir? Ampulün İcadı

Thomas Alva Edison, yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan’daki Port Huron’a yerleşti. İlköğrenimine burada başladıysa da yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl boyunca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı bir kişiliğe sahip olan Edison, 10 yaşına geldiğinde kendisini fizik ve kimya kitaplarına verdi. Bu arada evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurdu. Özellikle kimya deneylerine ve Volta kaplarından elektrik akımı elde etmeye yönelik araştırmalara ilgi duydu; bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı. Oniki yaşına geldiğinde ailesine yardım etmek için Port Huron ile Detroit arasında çalışan trende gazete satmaya başlayan Edison, evlerindeki Laboratuvarını trenin yük vagonuna taşıyarak, çalışmalarını burada sürdürdü. Bu dönemde Edison, Michael Faraday’ın Experimental Research in Electricity adlı yapıtını okudu ve derinden etkilendi. Bunun üzerine bir yandan Faraday’ın deneylerini tekrarladı bir yandan da kendi deneylerine ağırlık vererek daha düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başladı. 1868′de kendine atölye kurdu. Aynı yıl geliştirdiği elektrikli bir oy kayıt makinasının patentini aldı. Aygıt oldukça ilgi topladı ama kimse tarafından satın alınmadı. Tüm parasını yitiren Edison Borç içinde Boston’dan ayrılarak New York’a yerleşti. Edison’un şansı altın borsasının düzenlenmesinde kullanılan telgrafın bozulması üzerine döndü. Borsa yetkililerinin isteği üzerine aygıtı ustaca tamir eden Edison, Western Union Telegraph company’den geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerinde yetkinleştirme çalışması yapma önerisi aldı. Bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte Edison Universal Stock Printer mühendislik şirketini kurdu. Sattığı patentlerle kısa sürede önemli miktarda para kazandı. Bu parayla New Jersey’deki Newark’ta bir imalathane kurarak telgraf ve telem aygıtları üretmeye başladı. Bir süre sonra imalathanesini kapatarak New Jersey’deki Menlo Park‘ta bir araştırma laboratuvarı kurdu ve tüm zamanını yeni buluşlar yapmaya yönelik çalışmalara ayırdı. 1876′da Graham Bell’in geliştirdiği konuşan telgraf(telefon) üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir iletici ekleyerek telefonu yetkinleştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877′de sesi kaydedip yineleyebilen gramafonu geliştirdi. Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslar arası düzeyde yayılmasına neden oldu. 1878′de William Wallace’in yaptığı 500 mum güçündeki ark lambasından etkilenen Edison, bundan daha güvenli olan ve daha ucuz bir yöntemle çalışan yeni bir elektrik lambasını geliştirme çalışmasına girişti. Bu amaçla açtığı bir kampanyanın yardımıyla önde gelen işadamlarının parasal desteğini sağladı ve Edison Electric Light Company’yi kurdu. Oksijenle yanan elektrik arkı yerine havası boşaltılmış bir ortamda(vakum) ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı tasarlıyordu. Bu amaçla flaman olarak kullanabileceği bir metal tel yapmaya uğraştı. Sonunda 21 Ekim 1879′da özel yüksek voltajlı elektrik üreteçlerinden elde ettiği akımla çalışan karbon flamanlı elektrik ampulünü halka tanıttı. Üç yıl sonra New York sokakları bu lambalarla aydınlanacaktı. 1887′de Menlo Park’tan New Jersey’deki West Orange’a taşınan Edison burada önceki laboratuvarlarının on katı büyüklüğünde Edison Laboratuvarını açtı. 1890′lara doğru uzun erimli iletime daha uygun olan alternatif akım geliştirildi. Doğru akımın üstünlüğüne inanan Edison, bir kampanya başlatarak kamuoyunu, yüksek gerilimli alternatif akım sistemlerinin son derece tehlikeli olduğu yolunda uyarmaya çalıştı. 1892′de ise Edison General Electric Company’nin denetimini yitirdi.Ve şirketi General Electric Company ile birleşti. İki kez evlenen Edison’un altı çocuğu oldu. Yaşamının sonuna değin yeni buluşlar yapmak için uğraş verdi. Ampulün İcadı Edison bir dinleme gezisi sırasında metal fabrikatörü ve Amerika dinamo makinesinin imalatçısı Willam Wallace’ın yaptığı yeni elektrik lambasını gözden geçirmeye davet edildi. Edison tahta çerçeveyle hareket eden iki koldan ibaret basit cihazın karşısına grafit plaka iliştirilmişti. Her iki plakayı birleştiren elektrik akımı ve mavi ışık yayı gibi görünüyordu. Gözleri kamaştıran bu alev, grafit plakaları çabucak eritiveriyordu. Edison’un 40-50 iş arkadaşıyla işe koyulma tarzı, bilim araştırmaları tarihinde eşsizdir. Ara vermeden çalışıyorlardı. Atölyede yapılan ufak cam ampullerin içerisindeki hava, elektrik akımının kızgın hale getireceği maddenin yanmasına engel olmak için boşaltıyordu. Fakat esas mesele bu maddenin ne olacağı konusundaydı. Kimi maddeler çok az dayanabiliyor, kimileri çok pahalıya mal oluyordu. Halbuki Edison öylesine ucuz bir lamba yapmak istiyordu ki, herkes alıp evine takabilsin.Kömürleştirme işleminden geçmiş mukavva, hindistan cevizi kabuğu, mantar, hatta laboratuarı gezmeye gelen bir misafirin kızıl sakalından bir iki tel bile denendi. Durmadan çalışmak yüzünden Edison’un gözleri yanıyor, dayanılmaz sancılar veriyordu. Ama o bunları kimseye söylemiyor, sadece hatıra defterine kaydediyordu. Peşpeşe deneylerin sürdüğü bir gün asistanı “Artık bu işten vazgeçsek, çünkü şu ana kadar bine yakın deney yaptık ve hiçbirinden sonuç alamadık!” dedi. Edison hemen itiraz etti ve: “Bu doğru değil! Evet, amacımıza ulaşamadık ama hiçbir netice elde edemediğimiz doğru değildir. Çünkü aradığımız şeyin bin farklı yapılamama şeklini öğrenmiş olduk.” dedi. Bu Edison’un tarihe geçmiş en önemli sözüdür. 1879 Kasım’ında Edison bir gece yazı masasının başına oturmuş, sönük bir puroyu emerek ne yapacağını düşünüyordu. Dalgın dalgın ceketinin düğmelerinden birini çevirirken düğme koptu. Üstünden bir iplik parçası sarkıyordu. Birden yerinden fırladı, laboratuvara geçti ve teknisyenlerine iplik parçasını gösterdi. Bir yumak ip alıp, ufak parçalar halinde bölmelerini ve kömürleştirip lambaya takmalarını söyledi. Asistanları sonuç ummamakla beraber hemen söylenileni yaptılar. Edison’un bu fikri, çalışmalarından vazgeçmeden önce başvurulacak son çare gibi görülüyordu. Kömürleştirilen iplikler her seferinde kırılmasına rağmen bir tanesi kırılmadan lambaya takılabildi. Lambanın havası hemen boşaltıldı. Lambaya elektrik verildiğinde iplik kızdı ve tatlı sarı bir ışık meydana geldi. Edison ve arkadaşları ışığa büyülenmiş gibi bakıp, acaba ne kadar sürecek diye kara kara düşünüyorlardı. Ampul saatlerce sönmedi. Süren çalışmalar sonunda elektrik santrali yapmak, 900 binada elektrik şebekesi kurmak, binlerce sayaç yerleştirmek,duylarıyla beraber 14.000 ampul yapmak gerekti. 4 eylül 1882’de meşhur mucidin bir işareti üzerine akım verildiği zaman, bütün mahallenin yüzlerce binasında binlerce elektrik hallenin yüzlerce binasında binlerce elektrik ampulü yandı ve etrafa parlak, tatlı ışıklar saçılmaya başladı. Edison devrinin en büyük meraklısı ilan edildi. Herkes sadece lambaları değil, onu da görebilmek için akın etti. Edison’u tanımayan kimse kalmadı. Edison’un en önemli yeri Menlo Park, New Jersey’deki ilk endüstriyel araştırma laboratuarıydı. Sürekli olarak teknolojik keşifler ve geliştirmeler-iyileştirmeler yapmak gibi özel bir amaç için kurulmuş ilk kurumdu. Edison birçok icadını resmi olarak bu laboratuarda üretmiş, birçok çalışanı onun direktifleri doğrultusunda icatların araştırma ve geliştirmesinde görev almıştır. Elektrik mühendisi William Joseph Hammer, 1879 Aralık’ında Edison’un laboratuar asistanı olarak görevine başlamıştır. Telefon, fonograf, elektrikli tren, demir madeni ayıracı, elektrikli aydınlatma ve diğer birçok icatta büyük katkılarda bulunmuştur. Hammer’ı özel kılansa elektrik ampulünün icadındaki ve bu aletin geliştirme ve testleri sırasındaki çalışmalarıdır. Hammer 1880’de Edison’un lamba çalışmalarının şef mühendisi olmuş, bu mevkiideki ilk yılında Francis Robbins Upton’ın genel müdürlüğünü yaptığı fabrika 50.000 ampul üretmiştir. Edison’a göre Hammer elektrik ampulünün bir öncüsüdür. http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/thomas-alva-edison-kimdir-ampulun-icadi

3. ULUSAL ÇEVRE KONGRESİ

3. ULUSAL ÇEVRE KONGRESİ

Çok Kıymetli Katılımcılar,Yerelden bölgesele, bölgeselden evrensele canlı ve cansızlar açısından çok büyük tehdit unsuru oluşturan çevre sorunlarının dünya ölçeğinde tartışılmasını hedefleyen Ulusal Çevre Kongresi“Turizm ve Çevre” ana teması ile Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Marmaris Turizm Meslek Yüksekokulu işbirliğiyle 30 Temmuz – 2 Ağustos 2016 tarihleri arasında Marmaris’te düzenlenecektir.Kirleticilerin ekosistemler üzerindeki tahribatı ve canlılar üzerindeki potansiyel risklerine, sınırsızca tahrip edilen geriye dönüşsüz bir biçimde yok olan çevrenin vazgeçilmez öğelerinin tespitine ve çevrenin korunmasına yönelik farklı ve alternatif çözüm odaklı analiz ve çalışmaların kongre kapsamında değerlendirilmesinin toplam çevre kalitesine ve sağlıklı ortamlara katkısı kaçınılmaz olacaktır.Yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir dünya hedefi, bilgi üretme ve paylaşma konusunun en önemli aktörleri olan bilim adamları, kamu ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşlarının bir arada olması ile gerçekleşebilir.Doğal, kültürel ve tarihi mirası ile yeşilin ve mavinin tüm tonlarını içerisinde saklayan Türkiye’nin cennet köşelerinden biri olan Marmaris’te, üretilen bilgilerin dünya ekosisteminin hizmetine ikram etmek üzere buluşmak dileğiyle, saygılarımızı sunarız.Prof. Dr. Arzu ÇİÇEKKongre Başkanıwww.cevrekongresi.gen.tr

http://www.ulkemiz.com/3-ulusal-cevre-kongresi

TÜRKİYE YAYILIŞ GÖSTEREN KUŞTÜRLERİ LİSTESİ

TAKIM : GAVIIFORMES (DALGIÇ KUŞLARI) 1. Familya : GAVIIDAE (DALGIÇKUŞUGİLLER) Gavia stellata (Pontoppidan, 1763) (Kızılgerdan Dalgıç) Gavia arctica (Linnaeus, 1758) (Karagerdanlı Dalgıç) Gavia immer (Brünnich, 1764) (Buz Dalgıcı) TAKIM : PODICIPEDIFORMES (YUMURTAPİÇLERİ) 2. Familya : PODICIPEDIDAE (YUMURTAPİÇİGİLLER) Tachybaptus ruficollis (Pallas, 1764) (Küçük batağan, Yumurtapiçi) Podiceps cristatus (Linnaeus, 1758) (Bahri) Podiceps grisegana (Boddaert, 1783) (Kızılboyunlu Batağan) Podiceps auritus (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Batağan) Podiceps nigricollis (Brehm, 1831) (Karaboyunlu Batağan) TAKIM : PROCELLARIIFORMES (FIRTINA KUŞLARI) 3. Familya : PROCELLARIIDAE (YELKOVANKUŞUGİLLER) Colanectris diomedea (Scopoli,1769) (Boz Yelkovan) Puffinus yelkouan (Acerbi,1827) (Yelkovan) 4. Familya : HYDROBATIDAE (FIRTINAKUŞUGİLLER) Hydrobates pelagicus (Linnaeus, 1758) (Fırtına Kuşu) TAKIM : PELECANIFORMES (KÜREKAYAKLI KUŞLAR) 5. Familya : SULIDAE (SÜMSÜKKUŞLARI) Sula bassa (Linnaeus, 1758) (Sümsük Kuşu) 6. Familya : PHALACROCORACIDAE (KARABATAKGİLLER) Phalacrocorax carbo (Linnaeus, 1758) (Karabatak) Phalacrocorax aristotelis (Linnaeus, 1758) (Tepeli Karabatak) Phalacrocorax pygmeus (Pallas, 1773) (Küçük Karabatak) 7. Familya : ANHINGIDAE Anhinga melanogaster (Pennant, 1769) (Yılanboyun) 8. Familya : PELECANIDAE (PELİKANGİLLER) Pelecanus onocrotalus (Linnaeus, 1758) (Akpelikan) Pelecanus crispus (Brunch, 1832) (Tepeli Pelikan) TAKIM : CICONIIFORMES (LEYLEKSİLER) 9. Familya : ARDEIDAE (BALIKÇILLAR) Botaurus stellaris (Linnaeus, 1758) (Balaban) Ixobrychus minutus (Linnaeus, 1758) (Küçük Balaban) Nycticorax nycticorax (Linnaeus, 1758) (Gece Balıkçılı) Ardeola ralloides (Scolopoli, 1769) (Alaca Balıkçıl) Bubulcus ibis (Linnaeus, 1758) (Sığır Balıkçılıl) Egretta garzetta (Linnaeus, 1758) (Küçük Ak Balıkçıl) Egretta alba (Linnaeus, 1758) (Büyük Ak Balıkçıl) Ardea cirenea (Linnaeus, 1758) (Gri Balıkçıl) Ardea purpurea (Linnaeus, 1758) (Erguvani Balıkçıl) 10. Familya : CICONIIDAE (LEYLEKGİLLER) Mycteria ibis (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Leylek) Ciconia nigra (Linnaeus, 1758) (Kara Leylek) Ciconia ciconia (Linnaeus, 1758) (Leylek) 11. Familya : THERESKIONITHIDAE (KELAYNAKGİLLER) Plegadis falcinellus (Linnaeus, 1758) (Çeltikçi) Geronticus eremitta (Linnaeus, 1758) (Kelaynak) Platalea leucorodia (Linnaeus, 1758) (Kaşıkçı) TAKIM : PHOENICOPTERIFORMES (FLAMİNGOLAR) 12. Familya : PHOENICOPTERIDAE (FLAMİNGOLAR) Phoenicopterus ruber (Linnaeus, 1758) (Flamingo) TAKIM : ANSERIFORMES (KAZSILAR) 13. Familya : ANATIDAE (ÖRDEKGİLLER) Cygnus olor (Gmelin, 1789) (Kuğu) Cygnus columbianus (Küçük Kuğu) Cygnus cygnus (Linnaeus, 1758) (Ötücü Kuğu) Anser fabalis (Latham, 1787) (Tarla Kazı) Anser albifrons (Scopoli, 1769) (Sakarca) Anser erythropus (Linnaeus, 1758) (Küçük Sakarca) Anser anser (Linnaeus, 1758) (Boz Kaz) Branta leucopsis (Bchstein, 1803) (Akyanaklı Kaz) Branta bernicla (Yosun Kazı) Branta ruficollis (Pallas, 1769) (Sibirya Kazı) Tadorna ferruginea (Pallas, 1764) (Angıt) Tadorna tadorna (Linnaeus, 1758) (Suna) Anas penelope (Linnaeus, 1758) (Fiyu) Anas strepera (Linnaeus, 1758) (Boz Ördek) Anas crecca (Linnaeus, 1758) (Çamurcun) Anas plathyrnchos (Linnaeus, 1758) (Yeşilbaş) Anas acuta (Linnaeus, 1758) (Kılkuyruk) Anas falcata (Büyük Çamurcun) Anas querquedula (Linnaeus, 1758) (Çıkrıkçın) Anas clypeata (Linnaeus, 1758) (Kaşıkgaga) Marmoronette (Anas) angustirostris (Yaz Ördeği) Netta rufina (Pallas, 1773) (Macar Ördeği) Aythya ferina (Linnaeus, 1758) (Elmabaş Patka) Aythya nyroca (Guldenstadt, 1760) (Pasbaş Patka) Aythya fuligula (Linnaeus, 1758) (Tepeli Patka) Aythya marila (Linnaeus, 1761) (Karabaş Patka) Somateria mollissima (Pufla Kazı) Clangula hyemalis (Telkuyruk) Melanitta nigra (Kara Ördek) Melanitta fusca (Linnaeus, 1758) (Kadife Ördek) Bucephula clangula (Linnaeus, 1758) (Altıngöz) Mergus albellus (Linnaeus, 1758) (Sütlabi) Mergus serrator (Linnaeus, 1758) (Tarakdiş) Mergus merganser (Linnaeus, 1758) (Büyük Tarakdiş) Oxyura leucocephala (Scopoli, 1769) (Dikkuyruk) TAKIM : FALCONIFORMES (YIRTICIKUŞLAR) 14. Familya : ACCIPITRIDAE (YIRTICIKUŞLAR) Pernis apivorus (Linnaeus, 1758) (Arı Şahini) Pernis ptilorhyncus Elanus caeruleus (Desfontaines, 1789) (Ak Çaylak) Milvus migrans (Boddaert, 1783) (Kara Çaylak) Milvus milvus (Linnaeus, 1758) (Kızıl Çaylak) Heliaeetus albicilla (Linnaeus, 1758) (Akkuyruklu Kartal ) Gypaetus barbatus (Linnaeus, 1758) (Sakallı Akbaba) Neophron percnopterus (Linnaeus, 1758) (Küçük Akbaba) Gyps fulvus (Hablizl, 1783) (Kızıl Akbaba) Aegypius monachus (Linnaeus, 1758) (Kara Akbaba) Circaetus gallicus (Gmelin, 1788) (Yılan Kartalı) Circus aeruginosus (Linnaeus, 1758) (Saz Delicesi) Circus cyaneus (Linnaeus, 1758) (Gökçe Delice) Circus macrourus (Gmelin, 1771) (Akçe Delice) Circus pygargus (Linnaeus, 1758) (Çayır Delicesi) Accipiter gentilis (Linnaeus, 1758) (Çayır Kuşu) Accipiter nisus (Linnaeus, 1758) (Atmaca) Accipiter birevipes (Severtzov, 1850) (Yoz Atmaca) Buteo buteo (Linnaeus, 1758) (Şahin) Buteo rufinus (Cretzschmar, 1827) (Kızıl Şahin) Buteo lagopus (Pontopiddan, 1763) (Paçalı Şahin) Aquila pomarina (Brehm, 1831) (Küçük Orman Kartalı) Aquila clagna (Pallas, 1811) (Büyük Orman Kartalı) Aquila nipalensis (Hodgson, 1833) (Bozkır Kartalı) Aquila heliaca (Savigny, 1809) (Şah Kartal) Aquila chrysaetos (Linnaeus, 1758) (Kaya Kartalı) Hieraaetus pennatus (Gmelin, 1788) (Küçük Kartal) Hieraaetus fasciatus (Vieillot, 1822) (Tavşancıl) Pandion heliaetus (Linnaeus, 1758) (Balık Kartalı) 15. Familya : FALCONIDAE (DOĞANGİLLER) Falco naumanni (Fleischer, 1818) (Küçük Kerkenez) Falco tinnuculus (Linnaeus, 1758) (Kerkenez) Falco vespertinus (Linnaeus, 1758) (Ala Doğan) Falco columbarius (Linnaeus, 1758) (Boz Doğan) Falco subbuteo (Linnaeus, 1758) (Delice Doğan) Falco eleonorae (Gene, 1839) (Ada Doğanı) Falco concolor (Temmnick, 1825) (Gri Doğan) Falco biarmicus (Temmnick, 1825) (Bıyıklı Doğan) Falco cherrug (Gray, 1834) (Ulu Doğan) Falco peregrinus (Tunstall, 1771) (Gök Doğan) TAKIM : GALLIFORMES (TAVUKLAR) 16. Familya : TETRAONIDAE (ÜRKEKLİKLER) Tettraogallus caspius (Gmelin, 1784) (Ürkeklik) Tettraogallus caucasicus (Kafkas kekliği) 17. Familya : PHASIANIDAE (TAVUKSULAR) Tetrao tetrix (Linnaeus, 1758) (Orman Horozu) Tetrao mlokosiewiczi (Dağ Horozu) Tetraogallus caspius (Ürkeklik) Alectoris chukar (Gray, 1830) (Keklik) Alectoris graeca (Kayakekliği, Taşkekliği) Ammoperdix griseogularis (Brandt, 1843) (Kum Kekliği) Francolinus francolinus (Linnaeus, 1758) (Turaç) Perdix perdix (Linnaeus, 1758) (Çil Keklik) Coturnix coturnix (Linnaeus, 1758) (Bıldırcın) Phasianus colchinus (Linnaeus, 1758) (Sülün) TAKIM : GRUIFORMES (TURNAMSILAR) 18. Familya : RALLIDAE (YELVEGİLLER) Rallus aquaticus (Linnaeus, 1758) (Su Kılavuzu) Porzana porzana (Linnaeus, 1758) (Benekli Sutavuğu) Porzana parva (Scopoli, 1769) (Bataklık Sutavuğu) Porzana pusilla (Pallas, 1776) (Küçük Sutavuğu) Crex crex (Linnaeus, 1758) (Bıldırcın Kılavuzu) Gallinula chloropus (Linnaeus, 1758) (Saztavuğu) Porphyrio porphyrio (Linnaeus, 1758) (Sazhorozu) Fulica atra (Linnaeus, 1758) (Sakarmeke) 19. Familya : GRUIDAE (TURNAGİLLER) Grus grus (Linnaeus, 1758) (Turna) Grus leucogeranus (Pallas, 1773) (Ak Turna, Rahibe Turnası) Anthropoides virgo (Linnaeus, 1758) (Telli Turna) 20. Familya : OTIDAE (TOYKUŞUGİLLER) Tetrax tetrax (Linnaeus, 1758) (Küçük Toy, Mezgeldek) Chlamydotis undutula (Jacquin, 1784) (Yakalı Toy) Otis tarda (Linnaeus, 1758) (Toy, Büyük Toy) TAKIM : CHARADIIFORMES (YAĞMURKUŞUGİLLER) 21. Familya : HAEMATOPODIDAE (DENİZ SAKSAĞANLARI) Haematopus ostralegus (Linnaeus, 1758) (Poyrazkuşu) 22. Familya : RECURVIROSTRIDAE (AVOZETKUŞUGİLLER) Himantopus himantopus (Linnaeus, 1758) (Uzunbacak) Recurvirostra avosetta (Linnaeus, 1758) (Kılıçgaga) 23. Familya : BURHINIDAE (KOCAGÖZGİLLER) Burhinus oedicnemus (Linnaeus, 1758) (Kocagöz, Çayırbalabanı) 24. Familya : GLARAELIDAE (BATAKLIK KIRLANGICIGİLLER) Cursorius cursor (Latham, 1787) (Çöl Koşarı, Koşar Sukuşu) Glareoala pratincola (Linnaeus, 1758) Glareola nordmanni (Fıscher, 1843) 25. Familya : CHARADRIIDAE (YAĞMURKUŞUGİLLER) Charadrius dubius (Scopoli, 1786) (Kolyeli Küçük Yağmurkuşu, Halkalı Küçük Cılıbıt) Charadrius hiaticula (Linnaeus, 1758) (Kolyeli Büyük Yağmurkuşu, Halkalı Cılıbıt) Charadrius alexandrinus (Linnaeus, 1758) (Akça Cılıbıt) Charadrius mongolus (Pallas, 1776) (Moğol Cılıbıtı) Charadrius leschenaultii (Büyük Cılıbıt, Çöl Yağmurkuşu) Charadrius asiaticus (Pallas, 1773) (Doğu Cılıbıtı, Asya Yağmurkuşu) Eudromias morinellus (Linnaeus, 1758) (Dağ Cılıbıtı, Dağ Yağmurkuşu) Pluvialis fulvus (Gmelin, 1789) (Küçük Altın Yağmurcun) Pluvialis dominica (Statius Müller, 1776) (Amerika Altın Yağmurcunu) Pluvialis apricaria (Linnaeus, 1758) (Altın Yağmurcun) Pluvialis squatarola (Linnaeus, 1758) (Gümüş Yağmurcun) Hoplopterus spinosus (Linnaeus, 1758) (Mahmuzlu Kızkuşu) Vanellus indicus (Büyükkızkuşu) Vanellus leucurus (Akkuyruklu Kızkuşu) Vanellus gregarius (Sürmeli Kızkuşu) Vanellus vanellus (Linnaeus, 1758) (Kızkuşu) Arenaria interpres (Linnaeus, 1758) (Taşçeviren) 26. Familya : SCOLOPACIDAE (ÇULLUKGİLLER) Calidris canutus (Linnaeus, 1758) (Büyük, Kumkuşu, Kırmızı Göğüslü Kumkuşu) Calidris alba (Pallas, 1764) (Ak Kumkuşu) Calidris minuta (Leisler, 1812) (Küçük Kumkuşu) Calidris temminckii (Leisler, 1812) (Sarıbacaklı Kumkuşu) Calidris ferrugina (Pontoppidan, 1763) (Kızıl Kumkuşu) Calidris alpina (Linnaeus, 1758) (Karakarınlı Kumkuşu) Limicola falcinellus (Pontoppidan, 1763) (Sürmeli Kumkuşu) Philomachus pugnax (Linnaeus, 1758) (Dövüşkenkuş) Lymnocryptes minimus (Brunnich, 1764) (Küçük Su Çulluğu) Gallinago gallinago (Linnaeus, 1758) (Su Çulluğu) Gallinago media (Latham, 1787) (Büyük Su Çulluğu) Limosa lapponica (Linnaeus, 1758) (Kıyı Çamur Çulluğu) Scolopax rusticola (Linnaeus, 1758) (Çulluk) Limosa limosa (Linnaeus, 1758) (Çamurçulluğu) Numenius phaeopus (Linnaeus, 1758) (Sürmeli Kervan Çulluğu) Nemenius teniurostris (Vielliot, 1817) (Küçük Kervan Çulluğu) Numenius arquata (Linnaeus, 1758) (Kervan Çulluğu) Tringa erythropus (Pallas, 1764) (Kara Kızılbacak) Tringa totanus (Linnaeus, 1758) (Kızılbacak) Tringa stagnatilis (Bechstein, 1803) (Bataklık Düdükçünü) Tringa nabularia (Gunnerus, 1767) (Yeşilbacak) Tringa ochropus (Linnaeus, 1758) (Yeşil Düdükçün) Tringa glareola (Linnaeus, 1758) (Orman Düdükçünü) Xenus cinereus (Sarıbacak) Actitis hypoleucos (Dere Düdükçünü) Actitis macularia (Benekli Düdükçün) Arenaria interpres (Linnaeus, 1758) (Taşçeviren) 27. Familya : PHALAROPIDAE (KUMKUŞUGİLLER) Phalaropus tricolor (Vielliot, 1819) (Büyük Deniz Düdükçünü) Phalaropus lobatus (Linnaeus, 1758) (Deniz Düdükçünü) Phalaropus flucarius (Linnaeus, 1758) (Kızıl Deniz Düdükçünü) 28. Familya : STERCORARIIDAE (YIRTICIMARTIGİLLER) Stercorarius pomarius (Temminck, 1815) (Kütkuyruklu Korsan Martı) Stercorarius parasiticus (Linnaeus, 1758) (Korsan Martı) Stercorarius longicaudus (Uzunkuyruklu Korsan Martı) Catharacta skua (Brunnich, 1764) Büyük Korsan Martı) 29. Familya : LARIDAE (MARTIGİLLER) Larus leucopthalmus (Kızıldeniz Martısı) Larus ichthyaetus (Pallas, 1773) (Büyük Karabaş Martı) Larus melanocephala (Temminck, 1820) (Akdeniz Martısı) Larus minutu (Pallas, 1776) (Küçük Martı) Larus ridibundus (Linnaeus, 1758) (Karabaş Martı) Larus genei (Breme, 1839) (İncegagalı Martı) Larus audouinii (Ada Martısı) Larus canus (Linnaeus, 1758) (Küçük Gümüş Martı) Larus fuscus (Linnaeus, 1758) (Karasırtlı Martı) Larus argentatus (Pontoppidan, 1763) (Kuzey Gümüş Martı) Larus cachinnans (Gümüş Martı) Larus armenicus (Doğu Martısı) Larus hyperboreus (Kutup Martısı) Larus marinus (Linnaeus, 1758) (Büyük Karasırtlı Martı) Rissa tridactyla (Linnaeus, 1758) (Karayaklı Martı) 30. Familya: STERNIDAE (DENİZKIRLANGICIGİLLER) Gelochelidon nilotica (Gmelin, 1789) (Gülen Sumru) Sterna caspia (Büyük Sumru) Sterna bengalensis (Tepeli Sumru) Sterna sandvicensis (Latham, 1787) (Karagagalı Sumru) Sterna hirundo (Linnaeus, 1758) (Sumru) Sterna paradisea (Pontopidan, 1763) (Kuzey Sumrusu) Sterna albifrons (Pallas, 1764) (Küçük Sumru) Chlidonias hybridus (Pallas, 1811) (Bıyıklı Sumru) Chlidonias niger (Linnaeus, 1758) (Kara Sumru) Chlidonias leucopterus (Temminck, 1815) (Akkanatlı Sumru) TAKIM : COLUMBIFORMES (GÜVERCİNLER) 31. Familya : PTEROCLIDAE (STEPTAVUKLARI) Pterocles senegallus (Benekli Bağırtlak) Pterocles orientalis (Linnaeus, 1758) (Bağırtlak) Pterocles alchata (Linnaeus, 1758) (Kılkuyruk Bağırtlak) Pterocles exustus (Kahverengi Karınlı Step Tavuğu) Syrrhaptes paradoxus (Pallas, 1773) (Falçatalı Bağırtlak) 32. Familya : COLUMBIDAE (GÜVERCİNGİLLER) Columba livia (Gmelin, 1789) (Kaya Güvercini) Columba oenas (Linnaeus, 1758) (Gökçe Güvercin) Columba palumbus (Linnaeus, 1758) (Tahtalı Güvercin) Streptopelia decaocta (Frivaldzsky, 1838) (Kumru) Streptopelia turtur (Linnaeus, 1758) (Üveyik) Streptopelia senegalensis (Linnaeus, 1758) (Küçük Kumru) TAKIM : PSITTACIFORMES (PAPAĞANLAR) 33. Familya : PSITTACIDAE (PAPAĞANGİLLER) Psittacula krameri (Yeşil Papağan) TAKIM : CUCULİFORMES (GUGUK KUŞLARI) 34. Familya : CUCULİDAE (GUGUK KUŞUGİLLER) Clamator glandarius (Linnaeus, 1758) (Tepeli Guguk) Cuculus canorus (Linnaeus, 1758) (Guguk) TAKIM : STRIGIFORMES (GECE YIRTICILARI) 35. Familya : TYTONIDAE (PEÇELİ BAYKUŞGİLLER) Tyto alba (Scopoli, 1769) (Peçeli Baykuş) 36. Familya : STRIGIDAE (BAYKUŞGİLLER) Otus brucei (Hume, 1873) (Çizgili İshakkuşu) Otus scops (Linnaeus, 1758) (İshakkuşu) Bubo bubo (Linnaeus, 1758) (Puhu) Ketupa zeylonensis (Gmelin, 1788) (Balık Baykuşu) Athene noctua (Scopoli, 1769) (Kukumav) Strix aluco (Linnaeus, 1758) (Alaca Baykuş) Asio otus (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Orman Baykuşu) Asio flammeus (Pontoppidan, 1763) (Kır Baykuşu) Aegolius fuenerus (Paçalı Baykuş) TAKIM : CAPRIMULGIFORMES (ÇOBANALDATANLAR) 37. Familya : CAPRIMULGIDAE (ÇOBANALDATANGİLLER) Caprimulgus europaeus (Linnaeus, 1758) (Çobanaldatan) TAKIM : APODIFORMES (SAĞANLAR, EBABİLLER) 38. Familya : APODIDAE (SAĞANGİLLER, EBABİLGİLLER) Apus apus (Linnaeus, 1758) (Karasağan) Apus pallidus (Shelley, 1870) (Bozsağan) Apus melba (Linnaeus, 1758) (Akkarınlı Sağan) Apus affinis (Linnaeus, 1758) (Küçük Sağan) TAKIM : CORACIIFORMES (KUZGUN KUŞLARI) 39. Familya : ALCEDINIDAE (YALIÇAPKINIGİLLER) Halcyon smyrnensis (Linnaeus, 1758) (İzmir Yalıçapkını) Alcedo atthis (Linnaeus, 1758) (Yalıçapkını) Ceryle rudis (Linnaeus, 1758) (Alaca Yalıçapkını) 40. Familya : MEROPIDAE (ARIKUŞUGİLLER) Merops persicius (Yeşil Arıkuşu) Merops supercillosus (Pallas, 1773) (Arıkuşu) Merops apiaster (Linnaeus, 1758) (Arıkuşu) 41. Familya : CORACIIDAE (KUZGUNGİLLER) Coracias garrulus (Linnaeus, 1758) (Gökkuzgun) Coracias benghalensis (Linnaeus, 1758) (Hint gökkuzgunu) 42. Familya : UPUPIDAE (ÇAVUŞKUŞUGİLLER) Upupa epops (Linnaeus, 1758) (İbibik, Hüthüt) TAKIM : PICIFORMES (AĞAÇKAKANLAR) 43. Familya : PICIDAE (AĞAÇKAKANGİLLER) Jnnx torquilla (Linnaeus, 1758) (Boyun Çeviren) Picus canus (Gmelin, 1788) (Küçük Yeşil Ağaçkakan) Picus viridis (Linnaeus, 1758) (Yeşil Ağaçkakan) Dyrocopus martius (Linnaeus, 1758) (Kara Ağaçkakan) Dendrocopos major (Linnaeus, 1758) (Orman Alaca Ağaçkakanı) Dendrocopos syriacus (Hemprich, ve Ehrenberg, 1833) (Alaca Ağaçkakan) Dendrocopos medius (Linnaeus, 1758) (Ortanca Ağaçkakan) Dendrocopos leucotos (Bechstein, 1803) (Aksırtlı Ağaçkakan) Dendrocopos minor (Linnaeus, 1758) (Küçük Ağaçkakan) TAKIM : PASSERIFORMES (ÖTÜCÜKUŞLAR) 44. Familya : ALAUDIDAE (TARLAKUŞUGİLLER) Ammomanes deserti (Linhtenstein, 1803) (Çöl Toygarı) Melanocorypha calandra (Linnaeus, 1758) (Boğmaklı Toygar) Melanocorypha bimaculata (Menetriies, 1832) (Küçük Boğmaklı Toygar) Melanocorypha leucoptera (Pallas, 1811) (Akkanatlı Toygar) Melanocorypha yeltoniensis (Forster, 1768) (Kara Toygar) Calandrella brachydactyla (Leisler, 1814) (Bozkır Toygarı) Calandrella rufescens (Vieillot, 1820) (Çorak Toygarı) Caladrella cheleensis (Asya Kısaparmaklı Toygarı) Galerida cristata (Linnaeus, 1758) (Tepeli Toygar) Lullula arborea (Linnaeus, 1758) (Orman Toygarı) Alauda arvensis (Linnaeus, 1758) (Tarlakuşu) Eremophila alpestris (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Toygar) 45. Familya : HIRUNDINIDAE (KIRLANGIÇGİLLER) Riparia riparia (Linnaeus, 1758) (Kum Kırlagıcı) Hirundo rupestris (Scopoli, 1769) (Kaya Kırlangıcı) Hirundo rustica (Kır Kırlangıcı) Hırundo daurica (Linnaeus, 1758) (Kızıl Kırlangıç) Delichon urbica (Linnaeus, 1758) (Ev Kırlangıcı) 46. Familya : MOTACILLIDAE (KUYRUKSALLAYANGİLLER) Anthus novaeseelandiae (Mahmuzlu İncirkuşu) Anthus campestris (Linnaeus, 1758) (Kır İncirkuşu) Anthus trivialis (Linnaeus, 1758) (Linnaeus, 1758) Anthus pratensis (Linnaeus, 1758) (Linnaeus, 1758) Anthus hodgsoni (Richmond, 1907) (Yeşilsırtlı İncirkuşu) Anthus cervinus (Pallas, 1811) (Kızıl Gerdanlı İncirkuşu) Anthus spinoletta (Linnaeus, 1758) (Dağ İncirkuşu Habitat) Motacilla flava (Linnaeus, 1758) (Sarı Kuyruksallayan) Motacilla citreola (Pallas, 1776) (Sarıbaşlı Kuyruksallayan) Motacilla cinerea (Tunstall, 1771) (Dağ Kuyruksallayanı) Motacilla alba (Linnaeus, 1758) (Ak Kuyruksallayan) 47. Familya : PYCNONOTIDAE (GRİ BÜLBÜLGİLLER) Pycnonotus xanthopygos (Arap Bülbülü) 48. Familya : BOMBYCILLIDAE (İPEKKUYRUKLULAR) Bombycılla garrulus (Linnaeus, 1758) (İpekkuyruk) Hypocolius ampelinus (Tırtılyiyen) 49. Familya : CINCLIDAE (SU KARATAVUKLARI) Cınclus cınclus (Linnaeus, 1758) (Derekuşu) 50. Familya : TROGLODYTIDAE (ÇİTKUŞLARI) Trglodytes troglodytes (Linnaeus, 1758) (Çitkuşu) 51. Familya : PRUNELLIDAE (BOZBOĞAZGİLLER) Prunella modularis (Linnaeus, 1758) (Dağ Bülbülü) Prunella ocularis (Radde, 1884) (Sürmeli Dağbülbülü) Prunella collaris (Scopoli, 1769) (Büyük Dağbülbülü) 52. Familya : TURDIDAE (ARDIÇKUŞUGİLLER) Cercotrichas galactotes (Temminck, 1820) (Çalı Bülbülü) Erithacus rubecula (Linnaeus, 1758) (Kızılgerdan) Luscinia luscinia (Linnaeus, 1758) (Benekli Bülbül) Luscinia megarhynchos (Brehm, 1831) (Bülbül) Luscinia svecica (Linnaeus, 1758) (Buğdaycıl) Irania gutturalis (Guerin - Meneville, 1843) (Taş Bülbülü) Phoenicurus ochruros (Gmelin, 1789) (Kara Kızılkuyruk) Phoenicurus phoenicurus (Linnaeus, 1758) (Kızılkuyruk) Saxicola rubertra (Linnaeus, 1758) (Çayır Taşkuşu) Saxicola torquata (Linnaeus, 1758) (Taşkuşu) Oenanthe isabellina (Temminck, 1829) (Bozkuyrukkakan) Oenanthe oenanthe (Linnaeus, 1758) (Kuyrukkakan) Oenanthe pleschenka (Lepechin, 1770) (Alaca Kuyrukkakan) Oenanthe hispanica (Linnaeus, 1758) (Karakulaklı Kuyrukkakan) Oenanthe deserti (Çöl Kuyrukkakanı) Oenanthe finschii (Heuglin, 1869) (Aksırtlı Kuyrukkakan) Oenanthe xanthoprymna (Hemprich ve Ehremberg, 1833) (Kızılca Kuyrukkakan) Oenanthe lugens (Lichtenstein, 1823) (Karasırtlı Kuyrukkakan) Oenanthe leucophyga (C.L. Brehm, 1831) (Aktepeli Kara Kuyrukkakan) Monticola saxatilis (Linnaeus, 1758) (Taşkızılı) Monticola solitarius (Linnaeus, 1758) (Gökardıç) Turdus torquatus (Linnaeus, 1758) (Boğmaklı Ardıç) Turdus merula (Linnaeus, 1758) (Karatavuk) Turdus pilaris (Tarla Ardıcı) Turdus philomelos (C.L. Brehm, 1831) (Öter Ardıç) Turdus iliacus (Linnaeus, 1758) (Kızıl Ardıç) Turdus viscivorus (Linnaeus, 1758) (Ökse Ardıcı) 53. Familya : SYLVIDAE (ÖTLEĞENGİLLER) Cettia cetti (Temmick, 1820) (Kamış Bülbülü) Cisticola juncidis (Rafinesque, 1810) (Yelpaze Kuyruk) Prinia gracilis (Lichtenstein, 1823) (Dikkuyruklu Ötleğen) Locustella naevia (Boddaert, 1783) (Çekirge Kamışçını) Locustella fluviatilis (Wolf, 1810) (Ağaç Kamışçını) Locustella luscinioides (Savi, 1824) (Bataklık Kamışçını) Accephalus melanopagon (Temmick, 1823) (Bıyıklı Kamışçın) Acrocephalus paludicola (Vieillot, 1817) (Sarı Kamışçın) Acrocephalus schenobaenus (Linnaeus, 1758) (Kındıra Kamışçını) Acrocephalus agricola (Jerdon, 1845) (Doğu Kamışçını) Acrocephalus dumetorum (Blyth, 1849) (Kuzey Kamışçını) Acrocephalus palustris (Bechstein, 1798) (Çalı Kamışçını) Acrocephalus scirpaceus (Hermann, 1804) (Sazbülbülü) Acrocephalus arundinaceus (Linnaeus, 1758) (Büyük Kamışçın) Hippolais pallida (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Ak Mukallit) Hippolais caligata (Lichtenstein, 1823) (Küçük Mukallit) Hippolais languida (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Dağ Mukallidi) Hippolais olivetorum (Strickland, 1837) (Büyük Mukallit) Hippolais icterina (Vieillot, 1817) (Sarı Mukallit) Hippolais polyglotta (Vieillot, 1817) (Kısakanatlı Sarı Mukallit) Sylvia cantillans (Pallas, 1764) (Bıyıklı Ötleğen) Sylvia mystacea (Menetries, 1832) (Pembe Göğüslü Ötleğen) Sylvia melanocaphala (Gmelin, 1789) (Maskeli Ötleğen) Sylvia melanothrax Tristram, 1872 (Pullu Ötleğen, Kıbrıs Ötleğeni) Sylvia rueppelli (Temminck, 1823) (Kara Boğazlı Ötleğen) Sylvia nana (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Çöl Ötleğeni) Sylvia hortensis (Gmelin, 1788) (Akdeniz Gözlü Ötleğen) Sylvia nisoria (Bechstein, 1795) (Cizgili Ötleğen) Sylvia curruca (Linnaeus, 1758) (Küçük Akdeniz Gerdanlı Ötleğen) Sylvia communis (Latham, 1787) (Akdeniz Gerdanlı Ötleğen) Sylvia borin (Boddaert, 1783) (Boz Ötleğen) Sylvia atricapilla (Linnaeus, 1758) (Kara Başlı Ötleğen) Phylloscopus trochiloides (Sundevall, 1837) (Yeşil Çıvgın) Phylloscopus inornatus (Blyth, 1842) (Sarı Kaşlı Çıvgın) Phylloscopus humei Phylloscopus orientalis Phylloscopus sibilatrix (Bechstein, 1793) (Orman Çıvgını) Phylloscopus lorenzii Phylloscopus collybita (Çıvgın) Phylloscopus trochilus (Söğütbülbülü) Regulus regulus (Linnaeus, 1758) (Çalıkuşu) Regulus ignicapillus (Temminck, 1820) (Sürmeli Çalıkuşu) 54. Familya : MUSCICAPIDAE (SİNEKKAPANGİLLER) Muscicapa striata (Pallas, 1764) (Benekli Sinekkapan) Ficedula parva (Bechstein, 1794) (Küçük Sinekkapan) Ficedula semitorquata (Hombron, 1885) (Alaca Sinekkapan) Ficedula albicollis (Temmink, 1815) (Halkalı Sinekkapan, Kolyeli Sinekkapan) Ficedula hypoleuca (Pallas, 1764) (Kara Sinekkapan) 55. Familya : TİMALIIDAE (BIYIKLI BAŞTANKARALAR) Panurus biarmicus (Linnaeus, 1758) (Bıyıklı Baştankara) 56. Familya : AEGITHALIDAE (UZUN KUYRUKLU BAŞTANKARALAR) Aegithalos caudatus (Linnaeus, 1758) (Uzun Kuyruklu Baştankara) 57. Familya : PARIDAE (BAŞTANKARAGİLLER) Parus palusturis (Linnaeus, 1758) (Kayın Baştankarası) Parus lugubris (Temminck, 1820) (Akyanaklı Baştankara) Parus ater (Linnaeus, 1758) (Çam Baştankarası) Parus caeruleus (Linnaeus, 1758) (Mavi Baştankara) Parus major (Linnaeus, 1758) (Büyük Baştankara) 58. Familya : SITTIDAE (SIVACIKUŞUGİLLER) Sitta krueperi (Küçük Sıvacıkuşu) Sitta europea (Linnaeus, 1758) (Sıvacıkuşu) Sitta tephronata (Büyük Kaya Sıvacıkuşu) Sitta neumayer (Kaya Sıvacıkuşu) 59. Familya : TICHODRAMADIDAE (DUVAR TIRMAŞIKLARI) Tichodrama muraia (Linnaeus, 1758) (Duvar Tırmaşık Kuşu) 60. Familya : CERTHIIDAE (AĞAÇ TIRMAŞIKLARI) Certhia brachydactyla (Brehm, 1820) (Bahçe Tırmaşıkkuşu) Certhia familiaris (Linnaeus, 1758) (Orman Tımaşıkkuşu) 61. Familya : REMIZIDAE (ÇULHA KUŞLARI) Remiz pendulinus (Linnaeus, 1758) (Çulhakuşu) 62. Familya : ORIOLIDAE (SARIASMAGİLLER) Oriolus oriolus (Linnaeus, 1758) (Sarıasma) 63. Familya : LANIIDAE (ÖRÜMCEKKUŞUGİLLER, ÇEKİRGEKUŞUGİLLER) Lanius ısabellinus (Ehrenberg, 1833) (Kızılkuyruklu Örümcekkuşu) Lanius collurio (Linnaeus, 1758) (Kızılsırtlı Örümcekkuşu) Lanius schach (Linnaeus, 1758) (Uzunkuyruklu Örümcekkuşu) Lanius minor (Gmelin, 1788) (Karaalınlı Örümcekkuşu) Lanius excubitor (Linnaeus, 1758) (Büyük Örümcekkuşu) Lanius senator (Linnaeus, 1758) (Kızlbaşlı Örümcekkuşu) Lanius nubicus (Lichtenstein, 1823) (Alaca Örümcekkuşu) 64. Familya : CORVIDAE (KARGAGİLLER, KUZGUNGİLLER) Garrulus glandarius (Alakarga) Pica pica (Linnaeus, 1758) (Saksağan) Nucifraga caryocatactes (Linnaeus, 1758) (Köknar Kargası) Pyrrhocorax graculus (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Dağkargası) Pyrrhocorax pyrrhocorax (Linnaeus, 1758) (Kızılgagalı Dağkargası) Corvus monedula (Linnaeus, 1758) (Küçük Karga) Corvus frugilegus (Linnaeus, 1758) (Ekin Kargası) Corvus corone (Linnaeus, 1758) (Leş Kargası) Corvus ruficollis (Lesson, 1833) (Çöl Kuzgunu) Corvus corax (Linnaeus, 1758) (Kuzgun) 65. Familya : STURNIDAE (SIĞIRCIKGİLLER) Sturnus vulgaris (Linnaeus, 1758) (Sığırcık) Sturnus roseus (Linnaeus, 1758) (Ala Sığırcık) Acridotheres tristis (Mayna) 66. Familya : PASSERIDAE (SERÇEGİLLER) Passer domesticus (Linnaeus, 1758) (Serçe) Passer hispaniolensis (Temmick, 1820) (Söğüt Serçesi) Passer moabiticus (Tristram, 1864) (Küçük Serçe) Passer montanus (Ağaç Serçesi) Carpospiza brachydactyla (Çöl Serçesi) Petronia xanthocollis (Burton, 1838) (Sarıboğazlı Serçe) Petronia petronia (Linnaeus, 1758) (Kaya Serçesi) Montifringilla nivalis (Linnaeus, 1758) (Kar Serçesi) 67. Familya : FRINGILLIDAE (İSPİNOZGİLLER) Fringilla coelebs (Linnaeus, 1758) (İspinoz) Fringilla montifringilla (Linnaeus, 1758) (Dağ İspinozu) Serinus pusillus (Pallas, 1811) (Kara İskete) Serinus serinus (Linnaeus, 1758) (Küçük İskete) Serinus citrinella (Alp İsketesi) Carduelis chloris (Linnaeus, 1758) (Florya) Carduelis carduelis (Linnaeus, 1758) (Saka) Carduelis spinus (Linnaeus, 1758) (Karabaşlı İskete) Carduelis cannabina (Linnaeus, 1758) (Ketenkuşu) Carduelis flavirostris (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Ketenkuşu) Carduelis flammea (Linnaeus, 1758) (Kuzey Ketenkuşu) Loxia curvirostra (Linnaeus, 1758) (Çaprazgaga) Rhodopechys sanguinea (Gould, 1838) (Alamecek) Rhodospiza obsoleta (Lichtenstein, 1823) (Boz Alamecek) Bucanetes mongolicus (Lichtenstein, 1823) (Doğu Alameceği) Bucanetes githagineus (Lichtenstein, 1823) (Küçük Alamecek) Carpodacus erythrinus (Pallas, 1770) (Çütre) Carpodacus rubicilla (Guldenstandt, 1777) (Büyük Çütre) Pyrrhula pyrrhula (Linnaeus, 1758) (Şakrakkuşu) Coccothraustes coccothraustes (Linnaeus, 1758) (Kocabaş) 68. Familya : EMBERIZIDAE (KİRAZKUŞUGİLLER) Plectrophenax nivalis (Linnaeus, 1758) (Alaca Kirazkuşu) Emberiza leucocephalos (Gmelin, 1771) (Akbaşlı Kirazkuşu) Emberiza citrinella (Linnaeus, 1758) (Sarı Kirazkuşu) Emberiza cirlus (Linnaeus, 1758) (Bahçe Kirazkuşu) Emberiza cia (Linnaeus, 1758) (Kaya Kirazkuşu) Emberiza striolata (Lichtenstein, 1823) (Gribaşlı Kirazkuşu) Emberiza cineracea (C.L. Brehm, 1855) (Boz Kirazkuşu) Emberiza hortulana (Linnaeus, 1758) (Kirazkuşu) Emberiza buchanani (Blyth, 1844) (Doğu Kirazkuşu) Emberiza caesia (Cretzschmar, 1828) (Kızıl Kirazkuşu) Emberiza rustica (Pallas, 1776) (Akkaşlı Kirazkuşu) Emberiza pusilla (Pallas, 1776) (Küçük Kirazkuşu) Emberiza schoeniclus (Linnaeus, 1758) (Bataklık Kirazkuşu) Emberiza bruniceps (Brant, 1841) (Kızılbaşlı Kirazkuşu) Emberiza melanocephala (Scopoli, 1769) (Karabaşlı Kirazkuşu) Miliara calandra (Linnaeus, 1758) (Tarla Kirazkuşu)

http://www.ulkemiz.com/turkiye-yayilis-gosteren-kusturleri-listesi

Sultan Ahmet Camii Özellikleri

Sultan Ahmet Camii Özellikleri

Sultan Ahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında Osmanlı Padişahı I. Ahmed tarafından İstanbul'daki tarihî yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa'ya yaptırılmıştır. Cami Mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de yine mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca "Mavi camii (Blue Mosque)" olarak adlandırılır. Ayasofya'nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul'un ana camii konumuna ulaşmıştır.Aslında Sultan Ahmet Camii külliyesiyle birlikte, İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biridir. Bu külliye bir cami, medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkânlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktadır. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır. Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate sayan en önemli yanı, 20.000'i aşkın İznik çinisiyle bezenmesidir. Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımıştır. Caminin ibadethane bölümü 64 x 72 metre boyutlarındadır. 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir. Caminin içi 200'den fazla renkli cam ile aydınlatılmıştır. Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır. Çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye oluşturur ve Sultanahmet, Türkiye'nin altı minareli ilk camiidir.MimariSultanahmet camiinin tasarımı Osmanlı cami mimarisi ile Bizans kilise mimarisinin 200 yıllık sentezinin zirvesini oluşturur. Komşusu olan Ayasofya'dan bazı Bizans esintileri içermesinin yanı sıra geleneksel İslami mimari de ağır basar ve klasik dönemin son büyük camisi olarak görülür. Caminin mimarı, büyük usta Mimar Sedefkar Mehmet Ağa'nın "boyutta büyüklük, heybet ve ihtişam" fikirlerini yansıtmada başarılı olmuştur.Dış yapıKöşe kubbelerin üstündeki küçük kulelerin eklenmesi dışında, geniş ön avlunun cephesi Süleymaniye Camii'nin cephesiyle aynı tarzda yapılmıştır. Avlu neredeyse caminin kendisi kadar geniştir ve kesintisiz bir kemeraltıyla çevrilmiştir. Her iki tarafında abdesthaneler vardır. Ortadaki büyük altıgen fıskiye avlunun boyutları göz önüne alındığında küçük kalır. Avluya doğru açılan dar anıtsal geçit kemeraltından mimari olarak farklı durur. Yarı kubbesi kendinden daha küçük çıkıntılı bir kubbe ile taçlandırılmış ve ince sarkıt bir yapıya sahiptir. İç yapıHer katında alçak düzeyde olmak üzere, caminin içi İznik'te 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20 binden fazla çini ile bezenmiştir. Alt seviyelerdeki çiniler gelenekselken, galerideki çinilerin desenleri çiçekler, meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır. 20 binden fazla çini İznik'te çini ustası Kasap Hacı ve Kapadokyalı Barış Efendi'nin yönetiminde üretilmiştir. Her çini başına ödenecek tutar sultanın emriyle düzenlense de çini fiyatı zamanla artmış, bunun sonucunda kullanılan çinilerin kalitesi zamanla azalmıştır. Renkleri solmuş ve cilaları sönükleşmiştir. Arka balkon duvarındaki çiniler 1574'teki yangında zarar gören Topkapı Sarayı'nın hareminden geri dönüştürülen çinilerdir.Sultan Ahmet Camii'nin kubbe ve tavan işlemeleri. Sultan Ahmet Camii, 1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları (Zones historiques d'Istanbul) adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.Sultan Ahmet Camii ve çevresinin havadan görünümü (Ekim 2014)İç kısmın daha yükseklerine mavi boya hakimdir, fakat düşük kalitelidir. 200'den fazla karışık leke desenli cam doğal ışığı geçirir, bugün avizelerle desteklenmişlerdir. Avizelerde devekuşu yumurtası kullanımının örümcekleri uzak tuttuğunun keşfedilmesi örümcek ağlarının oluşumunu engellemiştir. Kuran'dan sözler içeren hat dekorasyonlarının çoğu zamanın en büyük hat sanatçısı Seyid Kasım Gubari tarafından yapılmıştır. Yerler yardımsever insanlarca eskidikçe yenilenen halılarla kaplıdır. Pek çok büyük pencere geniş ve ferah bir ortam hissi vermektedir. Zemin kattaki açılır pencereler "opus sectile" adı verilen bir döşeme şekliyle dekore edilmiştir. Her kavisli bölüm bazıları ışık geçirmeyen 5 pencereye sahiptir. Her yarı kubbe 14 pencereye ve merkez kubbe 4'ü kör olmak üzere 28 pencereye sahiptir. Pencereler için renkli camlar Venedik sinyorundan sultana hediyedir. Bu renkli camların çoğu bugun sanatsal değeri olmayan modern versiyonlarıyla değiştirilmiştir.Caminin içindeki en önemli unsur ince işçilikle oyulmuş ve yontulmuş mermerden yapılma mihraptır. Bitişik duvarlar seramik çinilerle kaplanmıştır. Fakat çevresindeki çok sayıda pencere onu daha az ihtişamlı gösterir. Mihrabın sağında zengin dekore edilmiş minber bulunur. Cami en kalabalık halinde dahi olsa herkesin imamı duyabileceği şekilde tasarlanmıştır Sultan mahfili güneydoğu köşesindedir. Bir platform, iki küçük dinlenme odası ve sundurmadan oluşur ve padişahın güneydoğu üst galerideki locasına geçişi bulunur. Bu dinlenme odaları 1826'da yeniçerilerin ayaklanması sırasında veziriazamın yönetim merkezi oldu. Hünkar Mahfili 10 adet mermer sütunla desteklenmiştir. Zümrüt, gül ve yaldızlarla süslenmiş ve yaldızlarla 100 adet Kuran işlenmiş kendi mihrabı vardır.Caminin içindeki birçok lamba zamanında altın ve diğer değerli taşlarla ve de içinde devekuşu yumurtası ya da kristal toplar bulunabilecek cam kaselerle kaplıydı. Bu dekorların tümü ya kaldırıldı ya da yağmalandı.Duvarlardaki büyük tabletlerde halifelerin isimleri ve Kur'an'dan parçalar yazılıdır. Bunları orijinal haliyle 17. yüzyılın büyük hat sanatçısı Diyarbakırlı Kasım Gubari yapmıştır, fakat yakın zamanda restore edilmek için kaldırılmışlardır.MinarelerSultanahmet camii Türkiye'de 6 minaresi olan 4 camiden biridir. Diğer 3 tanesi ise İstanbul Arnavutköy'de Taşoluk Yeni Camii, Adana'daki Sabancı Camii ve Mersin'deki Muğdat Camii'dir.[kaynak belirtilmeli] Minarelerin sayısı ortaya çıkınca sultan küstahlıkla suçlanmıştır çünkü o zamanlarda, Mekke'deki Kâbe'de de 6 minare bulunmaktadır. Sultan bu problemi Mekkede olan (Mescidi Haram) camiye yedinci minareyi yaptırarak çözer. 4 minare caminin köşelerindedir. Kalem şeklindeki bu minarelerin her birinin 3 şerefesi vardır. Ön avludaki diğer iki minare ise ikişer şerefelidir.Yakın zamana kadar müezzin günde 5 kere dar sarmal merdivenleri çıkmak zorunda kalıyordu, bugün ise toplu dağıtım sistemi uygulanıyor ve diğer camilerce de yankılanan ezan şehrin eski bölümlerinde de duyuluyor. Türklerin ve turistlerin oluşturduğu kalabalık günbatımı vaktinde, güneş batarken ve cami renkli projektörlerle parlak bir şekilde aydınlatılmaya başlarken parkta toplanıp yüzünü camiye vererek akşam ezanını dinliyorlar.Cami inşa edildiği dönemlerde uzunca bir süre cuma günleri Topkapı Sarayı'ndakilerin ibadetlerini gerçekleştirdiği mekân olmuştur. https://tr.wikipedia.org/wiki/Sultan_Ahmet_Camii

http://www.ulkemiz.com/sultan-ahmet-camii-ozellikleri

Sandoz  İlaç kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir

Sandoz İlaç kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir

İlk olarak Basel’de Dr. Alfred Kern (1850 – 1893) ve Edouard Sandoz (1850 – 1893) tarafından Kern & Sandoz Kimya Şirketi kurulur.

http://www.ulkemiz.com/sandoz-ilac-kim-kurdu-sektordeki-yeri-nedir

Taşoda Konağı (ETNOĞRAFYA MÜZESİ)

Taşoda Konağı (ETNOĞRAFYA MÜZESİ)

Burdur Merkez Pazar Mahallesindedir.17.yy’dan kalma Osmanlı sivil mimarlık örneklerindendir. Kınalı Aşiretinden Emin Bey tarafından yaptırılmıştır. Kültür Bakanlığınca 1988 yılında restorasyonu bitirilmiştir. Bina iki katlıdır. Birinci kat taş, ikinci kat kerpiç ve ahşap yapı malzemesiyle inşa edilmiştir. Özellikle Baş Odanın doğu duvarı ve altındaki sivri kemerli , iki yanı açık olan ahır kısmı kesme köfeki taşındandır. Ev, bahçenin batı kısmına yerleştirilmiştir. İkinci kata çıkışı sağlayan merdiven sahanlığının altı, aynı zamanda çeşmedir. Kesme taş bloklardan yapılan bu çeşme,bugün de kullanılmaktadır. Evin zemin katında sivri kemerli ahırdan başka, iki büyük,bir de küçük oda vardır.      Ahşap korkuluklu merdivenle önce ikinci kattaki sofaya çıkılır. Dikdörtgen biçimdeki sofanın güney ve batı cephesi oyunca odalar sıralanır. Kuzey tarafında ise bir köşkü bulunur. Bu sofa,çıtalarla oluşturulmuş kafesler ile dışa kapatılmıştır. Sofanın çatı kısmı, ahşap çıtalarla çakma tekniğinde yapılmış olup, çıtalar ve çıtalar arasındaki büyüklü küçüklü üçgenler; mavi ,kırmızı ve yeşil renklerle boyanmıştır. Sofanın kuzey tarafında BAŞ ODA yer almaktadır.      Baş oda, bol pencerelerle ışıklandırılmıştır. Ahşap yüklük, dolap, davlumbaz, tavan ve pencere pervazlarının kalem işi altın-gümüş varak kaplı süslemeleriyle yapının en göz alıcı odasıdır. Kuzey yönde tabandan yükseltilmiş seki, odayı ikiye ayırdığı gibi, tavanı da ikiye bölmektedir. Bu ayırma, sofadaki gibi duvarlara bitişik yükselen, üzerleri kalem işi, enine zikzak motiflerle süslü, alt ve üst kısımları kum saati biçimli-oymalı, beş yüzlü sütunçelerdir. Bu sütunçelerin aynısı, tavana da yatay olarak yapılmıştır. Odanın girişinde  yüklük boyunca zeminden alçaltılmış, dar bir pabuçluk yer alır. Odanın ışıklandırılması iki yönden, iki sıralı pencerelerle sağlanmaktadır. Bunların içindeki vitray pencereler, odaya ayrı bir güzellik vermektedir. Alt sıradaki pencerelerin dış kısımları demir lokmalı parmaklıklı, düz ahşap kepenklidir. İç kısımlarındaki pervazlar kalem işi çiçek motifli ve altın varak kaplı harflerle Osmanlıca olarak yazılmış, birer mısralık, konağı ve sahibini öven yazılar bulunmaktadır.      Binanın, Baş Odadan başka, sofaya açılan dört odası daha vardır. Bu odaların sofaya açılan ahşap kapaklı pencereleri, sofadan odalara ışık girmesini sağlamaktadır      Bitişiğindeki  oda bir kapı ile Baş Odaya geçişlidir. Güney Cephede alçı şerbetlikle, ahşap tavan işlemesiyle geleneksel Türk evi karakterini yansıtan ikinci bir baş oda vardır.      Taşoda Konağı Kültür ve Turizm Bakanlığının sağladığı imkanlarla Burdur Valiliği kullanımına verilmiştir. Bakanlık ve Burdur Müzesi elemanlarının çalışmaları ile Burdur Müzesi kolleksiyonundan devredilen etnoğrafik eserlerin binanın baş oda ve diğer bölümlerinde sergilenmesi ile Etnoğrafya Müzesi olarak düzenlenmiş ve 11/06/2005 tarihinde hizmete sunulmuştur.

http://www.ulkemiz.com/tasoda-konagi-etnografya-muzesi

Saklı Bahçemdeki Menekşem

Saklı Bahçemdeki Menekşem

Ve sen daha menekşeler açılmadan,Gözlerindeki mavi gökyüzün karrmadan gittin .Senin yokluğun dahi öyle kutsal ki benim için Ssenden başkasını düşündüğüm an;Yüzündeki muazzam güzellik adedince Günah yazılıyor sol yanıma.Ve sen öyle bağımlılık yaratıyorsun ki Senden başkasını rüyamda gördüğüm an;Kabuslara dönüşüveriyor.Senden başka gördüğüm her maviSiyahlara bürünüveriyor.(Tanıtım Bülteninden)

http://www.ulkemiz.com/sakli-bahcemdeki-meneksem

Asphalt 8 İpad Oyun Özellikleri

Asphalt 8 İpad Oyun Özellikleri

Yarış oyun sevenleri için yaklaşık 10 gündür oynadığım ve sizler için ipad üzerinde incelediğim, asphalt 8 oyunu hakkındaki görüş ve deneyimlerimi aktaracağım. Otomobil ve hız tutkunlarının beğeneceği bu oyunda grafik kalitesi, hassasiyet algısı, online oyuncu modu, gelişmiş Türkçe içeriği ve güncel araçları ile fazlasıyla beğenimi kazandı. Özellikle dünya geneli oyuncuları ile oynarken fazlaca sevk veriyor. Buyurun detaylara geçelim:Oyun hakkında izlenimler901 mb boyutundaki asphalt 8 oyunu, gameloft tarafından kullanıcıya sunuluyor. Oyuna başlarken altınızda dodge dart gt yer alıyor. İvme, üst hız, hakimiyet ve nitro gibi teknik detayların yer aldığı oyunda, araçlar klasmana göre ayrılıyor. Kariyer ve Dünya Ligi olarak ayrılan iki alanda araçlarınızı kullanabiliyorsunuz. Her yarışta kazandığınız kredi (para) ile motor güçlendirmesi, yeni araç veya diğer artışlar alabiliyorsunuz. İsterseniz “kariyer” modunda tek oyunculu oynayabilirsiniz, isterseniz çok oyunculu mod ile online olarak yarışabilir ve keyifli dakikalar geçirebilirsiniz.Oyun profilinizi facebook üzerinden bağlayabilirsiniz. Bunu şiddetle tavsiye ediyorum. Oyunda facebook isminiz ve fotoğraflara yarışlara katılıyorsunuz. Türkiye’den oyunculara sıklıkla rastlayabilirsiniz. Oyunda araç motor seslerini tok şekilde almanız pek mümkün değil. Fakat hareket kontrollü asphalt 8 oyununda, dönüşler çok başarılı. Yarıştığınız alanlar, sürpriz dönemeçler, ikiye ayrılan ve biri kestirme olan yollar, nitrojen özelliği ve onların yollardan toplanması, drift yapma özelliği gibi detayları ile zamanınızı kaptıracağınız bir oyun. Kullanacağınız araçların hepsi güncel ve sürekli güncelleniyor. Öyle ki lamborghini veneno, ruf ctr 3, mercedes silver lightning gibi benzersiz otomobilleri bile kullanabiliyorsunuz. Tabi yeterli kredinizin olması koşulu ile bu sürüşü gerçekleştirebilirsiniz.Oyun nasıl oynanıyor?Asphalt 8, dokunmatik cihazlar için üretilmiş oyun olduğu için sağ ve sola hareket ettirerek araca yön veriyoruz. Gaz fonksiyonu yok. Yarış başlar başlamaz kendisi otomatik kalkış yaparak hızlanıyor. Yavaşlamanız için fren özelliği var. Bunu kullanmak için sol tarafa basarak durdurabilirsiniz. Fakat drift yapmak ve keskin virajları bu şekilde dönmek istiyorsanız o zaman aşağı doğru hafif çektiğinizde el freni sizin için çekilecek. Bunu viraja girmeden hemen önce yaparsanız keyifli dönüşler gerçekleştirebilirsiniz. Toplamak için sağ tarafta nitro özelliği var. Orta üst tarafta belli sürede ve yoldaki nitro tüplerini aldığınızda dolan barda biraz mavilik bile görseniz nitroyu ateşleyin. Bu drift modundaki aracı toplamanıza yardımcı olurken, normal hızda araca daha yüksek hızlara çıkma imkanı da tanır. Nitro açıkken ikinci kez basarsanız hızınız daha da artar. Yani nitro modu üst seviyeye geçerek çubuğun çabuk boşalmasını gerçekleştirirken, daha fazla güç sağlar. Bu da size avantaj sunar.as6Oyun da Klasik, Eleme ve Salgın olmak üzere 3 seçenek var. Klasik; adından da anlaşılacağı üzere bu mod da hedefiniz başladığınız yarışı en iyi sıralamada bitirmektir. Sizi sıkıştıran araçlardan kurtulmaya bakın. Aksi taktirde gerilemeniz için size hasar verecekler ve zaman kaybedeceksiniz. İkinci mod da yine kendini belli ediyor. Bitiş çizgisini unutun ve en önde gitmeye bakın. En sonda ki için sayaç başlar ve bu sayaç araçları eleye eleye gelir. Birinci sırada olan kazanır ve ona göre de puanlama yapılır. Son mod da ise araçlar virüs ya da salgın diyeceğimiz hastalığa yakalanıyor. Bu biraz farklı hastalık. Nitro sonsuz oluyor ve alt bir araçla 300 km/s hızı aşabiliyorsunuz. Fakat sağ üst köşede sayaç dönüyor. O sayaç bitince de aracınız patlıyor ve süre kaybederek kaldığınız yerden yarışa devam ediyorsunuz. Bu en eğlenceli mod’dur. Keyifle oynadım ve hala da oynamaktayım. Hız tutkunlarına tavsiye edeceğim akıllı telefon ve tablet oyunudur.Oyun Linki (İOS): https://itunes.apple.com/us/app/asphalt-8-airborne/id610391947Kaynakça:https://itunes.apple.com/us/app/asphalt-8-airborne/id610391947http://www.bilgiustam.comYazar: Hasan Can Bozkurt

http://www.ulkemiz.com/asphalt-8-ipad-oyun-ozellikleri

Ototrof Nedir? Ototrof Canlılar Nelerdir ?

Ototrof Nedir? Ototrof Canlılar Nelerdir ?

İnorganik bileşikleri kullanarak organik bileşikler dediğimiz karmaşık ve uzun Molekül zincirlerini üretebilen canlılara ototrof adı verilir.Ototrof: Işık enerjisi veya kimyasal enerji kullanarak, inorganik Maddelerden kendi organik besinini üretebilen canlıdır .Ototrof canlılar , inorganik bileşikleri kullanarak organik bileşikler dediğimiz karmaşık ve uzun molekül zincirlerini üretebilen canlılardır. Diğer bir anlatımla bu canlılar, yaşamsal etkinliklerini sürdürebilmek için gereksinme duydukları tüm organik bileşikleri, doğrudan doğruya inorganik bileşikleri sentezleyerek elde ederler. Bu canlılar, karbondioksidi indirgeyerek organik bileşikler sentezlerken, işlemin kimsayal karakteri dolayısıyla enerjiye gereksinim duyarlar. Bu enerji, ışık -büyük ölçüde güneş ışığı- ya da kimyasal enerjidir.Yeşil bitkilerin hepsi ototrof olup, ışık enerjisini kimyasal enerjiye çevirirler. Çoğunluğu toprağa bağlı olduğundan yer değiştiremezler.Ototroflar: İhtiyacı olan organik besinleri kendileri sentezleyebilen canlılardır. Besin sentezlerken kullandıkları enerjinin şekline göre iki tip ototrof canlı vardır:a) Fotoototroflar : Klorofilleri sayesinde ışık enerjisi kullanarak organik besin sentezleyenler. Klorofilli bakteriler, Yeşil bitkiler , Mavi - yeşil algler , Kloroplast taşıyan protistalar ve bazı bakteriler bu gruptan canlılardır.b) Kemoototroflar : Kuvvetli oksidasyon enzimleri sayesinde oksitledikleri inorganik maddelerden (H,Fe,NH3,nitrit vb.) elde ettikleri kimyasal enerjiyi kullanan bakteriler bu gruptur. Işık enerjisi kullanılmaz. Sadece bazı bakteri türleri tarafından gerçekleştirilir. Klorofil ve kloroplastları yoktur. Kimyasal enerjiyi kullanarak CO2 ve H2O yu birleştirerek organik besin yaparlar.Ototrof Üzerine GörüşlerBu görüşe göre dünyamızdaki ilk meydana gelen canlı ototrof olup kendi besinini kendi üretir. Ototroflar hem kendi besinlerini hem de diğer canlıların yararlanabileceği besinleri ürettiğine göre karmaşık yapılıdır.canlılar bu görüşe göre basit bir ortamda oluşmuşlardır.Ototroflar yapısal bileşikleri ve enerji gereksinimleri için Fotosentez yada kemosentez yoluyla inorganik moleküllerden organik moleküller üretirler. Basit inorganik bileşiklerden organik bileşikler oluşturulması evrimsel açıdan ileri bir basamak gibi görülmektedir. Bu yüzden ototroflar gelişmiş canlılardır.. Bunlardan da diğer canlılar meydana gelmiştir. Ancak bugünkü anlamdaki otorofların, dünyanın oluştuğu ilk günlerdeki gibi olumsuz ve basit bir çevrede oluşması mümkün görülmemektedir.Bu görüş kompleks organizmaları çok uzun bir sürede basit canlıların oluşturduğu şeklinde bir görüş olan heterof görüşü ile çelişir.Ototrof canlıların kendi besinlerini kendileri yapabilecek şekilde karmaşık bir yapıya sahip olmaları için milyonlarca yıllık bir evrim geçirmeleri gerekir.bu yüzden hetetrof hipotezi ile çelişirBu görüşe göre ilk hetetrof hipotezinde olduğu gibi ilk atmosferde O2 nin olmayışı, canlı organizmalar meydana gelmeden önce inorganik maddelerden organik maddenin meydana gelmesi gibi olayları söz konusu değildir.Hem Ototrof, Hem Heterotrof Canlılar Bu gruptaki canlılara en güzel örnek böcekçil bitkilerdir. Böcekçil bitkiler azotça fakir topraklarda yaşamakta olup, topraktan alamadıkları azotu böcekleri yakalayarak onların proteinlerinden karşılarlar. Bu yönleriyle besini hazır aldıkları için heterotrofturlar. Böceği yakaladıktan sonra sindirim enzimlerini dış ortama salgılayarak, yakaladıkları böceği sindirir. Sonra onun amino asitlerini hücre içine alırlar.Böcekçil bitkiler aynı zamanda fotosentez yaparak nişasta ve diğer karbonhidratlarını kendileri üretirler. Bu yönleriyle ise besin ürettikleri için ototrofturlar.

http://www.ulkemiz.com/ototrof-nedir-ototrof-canlilar-nelerdir-

Medusa yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar.

Medusa yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar.

Medusa, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar. Gorgon kardeşlerden tek ölümlü olandır. Bu yüzden insanların kahramanı Perseus tarafından öldürülebilmiştir. Perseus, Graeae'nin ona verdiği ayna ile Medusa'ya bakabilmiş ve böylece kafasını taşa dönüşmeden kesebilmiştir. Bazı kaynaklar ise Hermes'in (Merkür) ona verdiği orak ve Athena'nın verdiği ayna ya da kalkan ile onu öldürdüğünü söyler. Sağ taraftaki kanı zehirlidir sol tarafında panzehiri vardır. Kafasını kestikten sonra Medusa’nın boynundan denize sıçrayan iki damla kandanChrisaor ve Pegasus doğmuştur. Bazı kaynaklarda kafası kesildiğinde Medusa'nın hamile olduğu yazar. İki çocuğun da babası "Deniz Tanrısı Poseidon"dur. Bir diğer kaynak ise Medusa'nın boynundan fışkıran her bir kan damlasının yılanlara dönüştüğünü söylemektedir.Perseus, Medusa'nın kafasını kestikten sonra onu, taşa çevirme laneti ile, bir süreliğine silah olarak kullanmıştır. Eve, annesinin bulunduğu adaya döndüğünde, annesinin kralla zorla evlendirilmeye çalışıldığını görür ve ona “Anne, gözlerini kapat der.” Medusa’nın kafasını havaya kaldırır. Onu gören herkes lanetten ötürü bir anda taşa dönüşür.Daha sonra ise Perseus Medusa'nın kafasını Athena'ya verir ve Athena'da onu kalkanına yerleştirir. Başka bir kaynağa göre ise Perseus Medusa'nın kafasını Argos'taki pazar yerine gömmüştür.Ovid'e(Romalı bir şair) göre ise Medusa'nın kafasındaki yılanlar Athena'nın lanetidir. Medusa çok güzel bir kızdır ve altın sarısı saçları Poseidon'u cezbeder. Poseidon, Athena'nın bir tapınağında Medusa ile birlikte olur ve Athena buna karşılık Medusa'nın saçlarını yılanlara dönüştürür. Yüzünü de o kadar çirkin yapar ki, suratına kim bakarsa taşa dönüşür.Klasik mitolojide MedusaKainatın, Tanrılar tarafından bölüşüldüğü çağlarda, Medusa adında güzelliğiyle herkesi kıskandıran, aynı zamanda bütün tanrıları kendisine aşık eden bir kız yaşarmış. Medusa o kadar güzel bir kızmış ki yeryüzünde güzelliğiyle ona rakip olabilecek başka bir kadın bulmak mümkün değilmiş. Bu yüzden derlermiş ki; yeryüzünde bütün kadınlar bu güzelliği yüzünden Medusa'yı kıskanırmış. İşte bu güzel Medusa kendisine Tanrılara adamış ve iki kız kardeşi ile birlikte baş Tanrı Zeus'un en sevdiği kızı zeka Tanrıçası Athena'ya ait bir tapınakta yaşarmış. Phorkus ve Keto'nun kızları olan bu üç kız kardeşten Medusa'nın haricinde diğer ikisi ölümsüzmüş. Kendi tapınağında yaşayan bu güzel kızı gören Athena da kızın güzelliğinden etkilenmiş ama kendisini daha güzel ve çok daha zeki bulduğu için de pek fazla önemsememiş. Athena, Baştanrı Zeus'un kardeşi olan denizlerin efendisi büyük Poseidon ile birlikteymiş. Güçlü ve ölümsüz, büyük Tanrı Poseidon da karısı Athena'nın tapınağında yaşayan bu güzeller güzeli kızın farkındaymış ama Tanrılar katında bir ölümlüye aşık olduğu için küçümsenmekten korktuğu için de gizliyormuş ona olan ilgisini. Bir gün Athena her şeyi bilen baş Tanrı Zeus'un izniyle öğrenmiş Poseidon'un,Medusa'ya karşı ilgisini. Poseidon bunu şiddetle reddetmiş ve Tanrıça Athena'ya da yeryüzü ve gökyüzünde ondan daha güzel ve alımlı hiçbir canlının olmadığı üzerine yeminler etmiş. Athena da Poseidon'un bu söylediklerine inanarak olayı çok fazla büyütmemiş.Poseidon Athena'ya öyle demiş demesine ancak yine de bir türlü çıkaramıyormuş aklından dünyalar güzeli Medusa'yı.Medusa tutkusu yüzünden Poseidon aklını kaçıracak gibi oluyormuş. Sonunda denizlerin büyük tanrısı bu tutkusuna yenik düşmüş ve bir gün gizlice girdiği sevgilisi Athena'nın tapınağında, güzeller güzeli Medusa'ya zorla sahip olmuş. Dünyalar güzeli Medusa harap bir halde tapınakta kalmaya devam ediyormuş ama bu olayı Athena'nın duyması da fazla zaman almamış. Athena, güçlü Poseidon'un bu yaptığı karşısında kendisini aşağılanmış hissetmiş. Bu hissi önce derin bir kıskançlığa, sonra da büyük bir sinire dönüşmüş. Öyle hiddetlenmiş,öyle hiddetlenmiş ki Medusa'yı çok acı bir şekilde cezalandırmaya karar vermiş ve kendi kendine demiş ki "Öyle birden öldürmeyeceğim onu ve kardeşlerini, onlara da önce büyük acılar çektirmeliyim.Tıpkı benim çektiğim gibi."Ve bu sinirle Medusa ve kız kardeşlerini birer ifrite çevirivermiş. Dünyalar güzeli Medusa ve kız kardeşlerinin artık yüzleri o kadar çirkinmiş ki kimse bakmaya tahammül bile edemiyormuş. Medusa'nın gören herkesi bir mecnuna çeviren, en ufak bir yelde bile bütün telleri havalanan o güzelim saçlarının her bir teli bir yılana dönüşmüş. Bununla da yatışmayan Athena'nın siniri Medusa'ya yine de bakmaya çalışan herkesi o bakışların taşa çevirmesini sağlamış ve o da bunun üzerine dünyanın en kuzeyindeki Hyperborea'ya sürülmüş. Gel zaman git zaman Athena bu cezayla da yetinmemiş ve Medusa'yı öldürmek için Argos Kralı Akrisios'un kızı Danae'nin, Zeus'tan olma oğlu Perseus'la yani üvey kardeşiyle işbirliği yaparak Medusa'nın kafasını kesmeye karar vermiş.Perseus üvey kız kardeşinin bu isteğini hemen yerine getirerek ışıltılar saçıp insanların gözlerini kamaştıran keskin kılıcını savurduğu gibi zavallı Medusa'nın yılan saçlı kafasını bedeninden ayırıvermiş.Ancak Athena'nın bilmediği bir şey varmış. Güzel Medusa, Poseidon'un kendisine zorla sahip olduğu gece denizlerin kudretli Tanrısından hamile kalmış. Perseus'un gözleri kamaştıran kılıcı Medusa'nın kafasını bedeninden ayırdığı anda Poseidon'un Medusa'nın rahmine bıraktığı çocukları Pegasus ve Chrsyar, Medusa'nın cansız bedeninden dışarı çıkıvermişler.Athena, denizler tanrısı Poseidon'dan olma bu iki kardeşi kendisine köle yapmaya karar vermiş. Kardeşlerden Chrsyar'ın iyi bir savaşçı olacağını düşünen Athena onu kendisine, kanatlı beyaz bir at olarak doğan Pegasus'u da Korinthos şehrinin kralı Glaukos'un oğlu Bellerophone'e vermiş. Pegasus'u ona vermesinin nedeni de Bellerophone'nin ağzından ateşler saçan, aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu Khmimaira adında bir canavarla savaşmaya gidecek olmasıymış. Athena, uzun zamandır bu canavarla savaşmak için yardım isteyen Bellerophone'a Pegasus'u vererek yardım çağrılarına da kayıtsız kalmadığını göstermiş böylece. Athena "Pegasus, Bellerophone için bu savaşta oldukça işi yarar, ne de olsa denizler Tanrısı güçlü Poseidon'un oğlu" diye düşünmüş. Bellerophone, Pegasus'u iyi bir savaşçı olarak eğitmiş ve çok güzel bir dostluk kurulmuş aralarında. Zamanı gelince de Bellerophone kanatlı atı Pegasus'a binerek Khimaira ile savaşmaya gitmiş. Pegasus canavarın ağzından fışkırttığı alevlerin kendilerine ulaşamayacağı bir yüksekliğe çıkmış. Bellerophone da canavara havadan oklarıyla saldırmış. Kurşun ve demir karışımı oklarının birbiri ardına fırlatmış korkunç canavara. Canavar yaralanıyormuş ama bu yaraları hiç de ölümcül değilmiş. En sonunda elinde tuttuğu,Tanrıların onu kutsadığı mızrağını kaldırmış ve canavar Khimaira'nın en zayıf yerine, yani tam çenesine saplamış.Canavar Khimaira'nın ağzından fışkırttığı alevler mızrağın kurşun ucunu hemen eritmiş.Eritince de kurşun canavarın boğazından içine doğru akmış.Ve canavar oracıkta ölüvermiş. Bellerophone canavarın cansız bedenine gururla bakmış.Yakın dostu büyük ve güçlü Tanrı Poseidon'un oğlu Pegasus'la birlikteyken yenemeyeceği hiçbir düşman olamayacağını düşünmüş. Bellerophone bu büyük zaferinin sarhoşluğu içinde kendinden geçmiş ve artık kendisini de bir Tanrı olarak görmeye başlamış.Yerinin de Tanrıların yaşadığı Olympos Dağı'nın zirvesi olduğunu düşünerek oraya doğru yola çıkmış.O sırada Olympos'taki tahtında olup biteni izleyen Tanrıların Tanrısı Zeus,Olympos'a doğru kanatlı atıyla gelen Bellerophone'u görünce çok sinirlenmiş. Hemen bir atsineğini göndererek Pegasus'u ısırmasını emretmiş.At sineği Baştanrıdan aldığı emirle birlikte hızla Bellerophone ve Pegasus'un yanına gitmiş ve Pegasus'u ısırmış.At sineğinin ısırmasıyla canı çok yanan Pegasus gökyüzünün engin mavilerinin ortasında çırpınınca sırtındaki Bellerophone'u da atıvermiş. Böylece Bellerophone tanrılara karşı işlediği bu büyük günahının cezasını ölene kadar insanların ondan iğreneceği bir şekilde çirkin,kör, sakat olarak geçirmeye mahkûm olmuş.Pegasus ise yükselmeye devam etmiş. Sonunda Olympos'un tepesine varmış.Zeus buraya kadar gelebilen bu kanatlı beyaz atı çok sevmiş ve kendisinin silahlarını taşıyan bir hizmetkar olarak yanında görevlenmiş...Üçü de Gorgon ve kardeş olan Medusa, Stheno ve Euryale, antik deniz tanrıçası olan ve kardeşi archaic dünyada yeraltı canavarı olan Phorcys'in kızlarıydı.Stheno, Euryale ve medusa, Phorcys tarafından yay ve ok ile kutsanmışlardı.Yaylar yeraltına aitti ve lanet getirdiklerine inanılmıştı.Medusa ölümlü olup güzelliğinden dolayı lanetlendiğinde yayını onu lanetleyenlerden intikam almak ve eski güzelliğine sahip olabilmek için kullanacaktı.Medusanın lanetlendikten sonra yılanlardan ok yaptığına inanılır. Bakışları taşa çevirirken oklarıda hedefi yok ederdi.Medusa yayı sağ eliyle tutarsa lanet getirir sol eliyle tutarsa bakışları ile taşa çevirirdi. https://tr.wikipedia.org/wiki/Medusa

http://www.ulkemiz.com/medusa-yilan-sacli-keskin-disli-disi-canavar-

Canlılarda Sınıflandırma Nasıl Yapılır ?

Canlılarda Sınıflandırma Nasıl Yapılır ?

Sınıflandırmanın hiyerarşik düzeni: •       Domain - Archea, Eubacteria, Eukaryote •       Alem - Bitkiler, Hayvanlar, Mantarlar, Protists, Eubacteria (Monera), Archaebacteria •       Filum •       Sınıf •       Takım •       Aile •       Cins•       Türler Örneğin, Avrupa Hare’sinin sınıflandırılması şöyledir: Eukaryote -> Animal-> Chordata -> Mammalia -> Lagomorpha -> Leporidae -> Lepus -> Lepus Europaeus.   1-Eubacteria: •              Prokaryotik ,•              tek hücreli , •              küçük hücrelerden oluşmaktadır.  •              Çekirdek ve zarlı organel yok.•              hücre duvarları peptidoglikan yapılmış 2-Archae (veya Archaebacteria) •              Prokaryotik , •              tek hücreli , •              küçük hücrelerden oluşmaktadır.  •              Çekirdek ve zarlı organel yok .•              Tuz gölleri veya sıcak gibi aşırı ortamlarda yaşayan bakterilerdir,Bunların hücre duvarlarında peptidoglikan yok.  3-Protista •              Eukaryotik,•              tek hücreli veya koloni halindedir. Düzensiz ve büyük ölçüde bilinmeyen alemdir .  Örneğin, bazı protistalar hayvan ve bitkilerin özellikleri sergilemek  ortak taşırlar  4-Mantarlar •              Eukaryotik •              çok hücreli heterotrof canlılardır. •              Besinlerini emerek alırlar.. 5-Bitkiler •              Eukaryotik •              çok hücreli •              Ototrof canlılardır 6-Hayvanlar •              Eukaryotik •              çok hücreli •              Heterotrof canlılardır Doğal (Filogenetik) Sınıflandırma• Canlıların organ yapılarının benzerliğine, dolayısıyla evrimsel akrabalıklarına bakılarak yapılan sınıflandırmadır.• Doğal sınıflandırmada homolog organlar dikkate alınır.• Homolog organlar; Köken ve yapıları aynı,şekil ve görevleri farklı olan organlardır. Homolog organları homoloji inceler. Örnek : İnsanın kolu – Kuşun kanadı – Balinanın yüzgeci• Organları homolog olan canlılar akrabadırlar. Akraba canlıların proteinlerindeki amino asit dizilişleri, embriyonik gelişim evreleri, boşaltım artıkları da benzerdir.• Nicel gözlemlere dayanır.Canlıların sınıflandırılmasında temel alınan bazı özellikler :o Hücre tipi ve sayısı (Ökaryot – Prokaryot) (Hücresel organizasyon) o Embriyo tabakalarının sayısı (Endoderm – Mezoderm – Ektoderm) o Embriyonik örtülerin bulunuşu (Vitellus – Koryon – Amniyon – Allontois) o Vücut boşluğu tipleri (Gastrovasküler – Sölom) o Simetri şekilleri (Bileteral – Işınsal) o Vücutta segmentlerin bulunuşu (Benzer parça) o İskeletin bulunuşu (varsa kıkırdak veya kemik) o Azotlu boşaltım maddelerinin benzerliği (NH3 – Üre – Ürik Asit) o DNA’ daki baz dizilişi o Sistemlerin varlığı (Sindirim, solunum, dolaşım vs.) Ampirik (=Morfolojik) Sınıflandırma Aristonun yapmış olduğu sınıflandırma şeklidir. 1.Canlıları morfolojik benzerliklerine göre sınıflama.(kuş ve sinek) 2.Yaşadıkları çevreye göre sınıflama(havada,karada,suda) 3.Beslenme şekillerine göre sınıflama(etçil,otçul) 4.Analog organlarına göre sınıflandırma Filogenetik (=Bilimsel ,Doğal)Sınıflandırma 1.Köken birliği 2.Genetik benzerliği 3.Akrabalık derecesi 4.Protein benzerliği 5.DNA nükleik asit benzerliği 6.Boşaltım artığı benzerliği 7.Embriyonal orjin 8.Anatomik ve fizyoloji yapı Homolog Organ:Köken ve yapıları aynı ,şekil ve görevleri farklı veya aynı olan organlara denir. Örneğin, "Arının kanadı ile sineğin kanadı."(köken ve görevleri aynı) Analog Organ:Kökenleri ve yapıları farklı ,şekil ve görevleri benzer olan organlara denir. Örneğin,"Kuşun kanadı ile sineğin kanadı."(kökenleri farklı,görevleri aynı) NOT:Filogenetik sistematikte 1.Canlıların kromozom sayısı 2.Morfolojik benzerlik 3.Analog organ 4.Yaşanılan çevre dikkate alınmaz.Sistematik Birimler Alem----------->Bitkiler Alemden                                Şube----------->Tohumlu                                             Sınıf------------>Kapalı Tohumlu                              Takım--------->Çift Çenekli                                     Familya------->Baklagil                                           Cins----------->Fasulye                                          Tür------------->Ayşe Kadın Fasulye                         Türe doğru gittikçe 1-Birey sayısı azalır. 2-Çeşitlilik azalır. 3-Ortak özellik artar. 4-Genetik benzerlik artar 5-Akrabalık artar. 6-Protein benzerliği artar. Tür:Sistematikteki en küçük birimdir.Birbirine benzeyen aynı kromozom sayısına sahip,birbirleriyle çiftleştiklerinde kısır olmayan verimli döl oluşturan bireylere tür denir. Tür:  1- Ortak atadan gelen  2- Yapı,şekil,görev bakımından benzer 3- Kendi aralarında üreyebilen 4- Üreyebilen fertler meydana getirebilen bireyler topluluğudur. Tür sınıflandırmanın en küçük birimidir.Binominal (ikili adlandırma) sistemine göre adlandırılır. örn:Homo sapiens-Modern insan örn:Pinus  silvestris-Sarı çam           Binomiminal sistemde ilk ad a) Cins adıdır. b) Büyük harfle başlar. c) Sınıflandırmadaki yerini belirtir d) Farklı   türlerde cins adının aynı oluşu yakın akraba olduğunu gösteri Örn: Pinus pinea, Morus nigra, Populus nigra, Pinus nigra   verilen türlerde cins ismi aynı olan Pinus nigra ve Pinus pinea yakın türdür. (Akrabadır). Binominal sistemde  Ikinci ad. a) Tür adıdır b) Özellik belirtir c) Farklı türlerde aynı oluğu akrabalığı belirlemez. örn: Pinus nigra,Morus nigra,Populus nigra  Tür adları aynıdır ancak akraba değillerdir. *Türler ikili ad ile adlandırılırlar.İlk isim cins adını belirtirken ikinci isim belirleyici addır.İki isim birden türün adını oluşturur. *Cins aynıysa familya,takım,sınıf,şube,alem aynıdır. Sistematikte İkili İsimlendirme Metodu: Pinus pinea(Fıstık çamı) Pinus slvestris(Sarı çam) Pinus helepensis(Halep çamı) Pinus nigra(Kara çam) Pinus buritia(Kızıl çam)A-Hücre Sayısına Göre Canlılar 1.Bir Hücreliler: -Eubakteriler -Arkaebakteriler -Protistalar2.Çok Hücreliler -Mantarlar -Bitkiler -HayvanlarB-Hücre Yapısına Göre Canlılar1.Prokaryot Hücre -Çekirdek zarı yoktur. -DNA ve RNA zarsız,sitoplazma içinde bulunur.-Zarlı organelleri yoktur. -Sadece Ribozom organeli bulundurur. -Hepsi tek hücrelidir.-Organize çekirdeği olmayan hücredir. 1-Eubakteri2-Arkebakteri 2.Ökaryot Hücre-Çekirdek zarı vardır.-DNA ve RNA zarla çevrilidir.-Zarlı organelleri vardır.-Tek hücrelide çok hücrelide olabilir.-Organize çekirdeği olan hücredir. 1-Protista2-Fungia3-Plantae4-Animalia 1-Virüsler: Hücre zarı,sitoplazma,organeller bulunmaz. Enzimleri (Metabolizmaları )yoktur. Protein kılıf ve yönetici molekül(DNA veya RNA) den oluşur. Obligat endo-parazittir. Konukçu Hücre dışında cansızdır.Ancak,ph,ısı ve kimyasal koşullar uygun oldukça canlılıkları devam eder. Canlılara üremeleri,mutasyona uğramaları ve yönetici mol.taşımalarıyla benzer. Antibiyotiklerden etkilenmezler. hücreler virüslere karşı bağışıklık maddesi interferon üretirler. Her virüs özel bir Hücre içinde, çoğalabilir(Enfeksiyon oluşturur) Sınıflandırılması:1-Bakteri virüsleri:DNA taşırlar az miktarda RNA taşıyanları vardır. 2-Bitkisel virüsler:RNA taşırlar. 3-Hayvansal virüsleri:DNA  taşırlar az miktarda RNA taşıyanları vardır. 2-Bakteriler: Prokaryotturlar Enzim sistemleri bulunur,özgün metabolizmaları vardır. Nucleus ve zar sistemlerine ait organeller bulunmaz. yönetici molekülü DNA dır ve nuclear alanda çıplak olarak bulunur. Protein,yağ ve karbonhidrat içeren hücre çeperi vardır. Bazılarında kapsül bulunur. Sitoplazmada :DNA,RNA,ribozom,poliribozom,glikojen,yağ   damlaları bulunur. Hücre zarı kıvrımlarından oluşmuş mesezom ve tilakoid taşıyanlar vardır. 1-Mesezom:oksijenli solunum Enzimleri taşırlar. 2-Tilakoid:klorofil taşırlar. Flagellum(kamçı) taşıyanlar  aktif hareketlidir. Tek veya koloniler halinde yaºarlar.               Sınıflandırılması Şekillerine göre:                          Koloni oluşumuna göre: Gram boyama yöntemine göre:                                                         Solunum biçimlerine göre Beslenme biçimlerine göre:   3-Mavi-yeşil algler Prokaryotturlar. Tek veya koloni halinde yaşarlar. Selüloz çepere sahiptirler. Sitoplazmada klorofil(Yeşil),fikosiyanin(Mavi) pigmentleri taşırlar. Fotosentetik bakterilere benzemekle beraber  farklı olarak  fotosentezde  oksijen açığa çıkar. Mikroskobiktirler. Mantarlarla ortaklaşa likenleri oluştururlar. Havanın serbest azotunu tutarak toprağı verimli hale getirirler. Olumsuz koşullarda endospor oluştururlar Üremeleri: a)Eşeysiz üremeleri sporlarla gerçekleşir,b)eşeyli  üreme görülmez. Örnek:Nostoc  ,Oscillatoria. Protistalar Eukaryotturlar. Serbest ve parazit yaşayanları vardır. Tek ve koloni oluşturan türler vardır. Suda,karada,canlı artıklarında,canlıların vücudları içinde yaşayabilirler. Aktif hareketlidirler. Beslenmeleri yönünden,hayvansal,bitkisel ve mantarsal özellikler gösteren türler vardır. Üremeleri  a)Eşeysiz: bölünerek ve sporla  b)Eşeyli: konjugasyon Önemli sınıflar ve özellikleri:A)Rhizopoda :Kök ayaklılar:(Amipler) Belirgin şekilleri yoktur. Serbest ve parazit olanları vardır. Beslenme ve hareketlerini pseudopod (yalancı ayak) denen sitoplazmik uzantılarla yaparlar. Tatlı suda yaşayanlarda kontraktil koful bulunur. Kontraktil koful hücreye giren fazla suyu ve metabolik  artıkları   hücrenin  dışına atar. Bölünerek (Amitozla) çoğalırlar. Beslenme bütün hücre yüzeyi  ile gerçekleştirilir.(Endositozla-Ekzositozla) B)Cilliata:Silliler(Paramecıum) Tatlı sularda     Kontraktil kofulları vardır. Beslenmelerini ve hareketlerini sillerle  yaparlar. Hücre zarı pelikula denen sert yapıdan oluşmuştur. Pelikuladan hareket organeli siller ve korunma organelleri trikositler bulunur. Pelikula hücreye şekil ve dayanıklılık verir. Besinlerin alınımı hücre ağzı ile sindirim artıklarının atılımı ise hücre anüsüyle olur. İki nucleus taşırlar  a)Macronucleus:Metabolizmadan(Beslenme,solunum,boşaltım ,eşeysiz üreme vb.) b)Micronucleus: Eşeyli üremede görev alır. Üremeleri    a)eşeysiz:Amitozla b)eşeyli:Konjugasyonla  gerçekleşir. Dış uyarıları algılar ve yön değiştirerek tepki verirler.(Hücrede ön ve arka kavramı gelişmiştir.)      C)Flagellata:Kamçılılar: (Euglena) Tatlı sularda yaşarlar. Kontraktil kofulları vardır Beslenme ve hareketlerini kamçılarıyla  yaparlar. Kloroplast taşırlar.(Hem ototrof hem hetotrof beslenirler.) Işığı algılayan göz lekesi sayesinde ışıklı ortamlara doğru hareket ederler. Üremeleri  amitozla gerçekleşir. Besinlerini  hücre ağzıyla alırlar. D)Sporozooa: Sporlular: (Plazmodium) Parazit yaşarlar. Üremeleri sporla olur.(Metagenez görülür:Eşeyli ve eşeysiz üremenin birbirini ardışık takip etmesidir.) Hareket organelleri yoktur.(amoboid  hareket ederler.) Besinlerini hazır aldıklarından besin kofuluları bulunmaz. Hayvansal organizmaların vücudunda yaşadıklarından kontraktil koful taşımazlar.                          Mantarlar  Sentrozom ve kamçı oluşumu yoktur Eukaryot , çok hücreli canlılardır.                                                   Miselyum denen hücre sıralarından Oluşurlar Hücre çeperleri bulunur. Çeper kitinden oluşmuştur Mavi-Yeşil alglerle Likenleri oluştururlar Hücre dışı sindirim  yaparlar.                                                 Hücrelerde besin olarak yağ ve glikojen bulunur Saprofit ,parazit , patojen ve  mutualist beslenirler Sporla çoğalırlar(Metagenez görülür.) Canlı vücudunda ve organik artıklarda bulunurlar. Gerçek  dokusal oluşumları yoktur.  Bitkiler Eukaryot, çok hücreli canlılardır. Hücrelerinde çeper,kloroplast  ve  kofullar bulunur. Dokusal oluºuma sahiptirler. Üremeleri: a) Metagenez(Dölalmaşı) b) Eşeyli üreme ile olur. Su ve karasal ortamlarda  yaşayanları vardır. Ototrof canlılardır. SınıflandırılmasıA)Çiçeksiz bitkiler: Üremelerinde metagenez görülür. Gerçek kök gövde ve yaprak oluşumları yoktur. Bazılarında iletim demetleri yoktur.(Su yosunu,Kara yosunu,vb) Gametofit dölü  sporofit döl takip eder. Gametofit  döl eşeysiz üreme ile(Sporla),Sporofit döl eşeyli üreme ile (Sperm ve Yumurtanın birleşmesiyle) meydana gelir. İlk kök ve iletim demetleri eğreltilerde görülür.   B)Çiçekli bitkiler: Eşeyli üreme görülür.Bazı gruplarda eşeysiz üremede ( Vegetatif üremede)  görülür. Üreme organları çiçeklerdir. İletim demetleri vardır. Gerçek kök gövde ve yaprak oluşumları vardır. Üremeleri tohumlarla olur. Tohumlarının etrafında  meyve olanlara kapalı  tohumlular  olmayanlara  açık tohumlular (Kozalaklılar) denir. Kapalı tohumlularda tohumda bulunan çenek sayısına göre  1-Tek çenekliler(Soğan ,Lale, Zambak) 2-Çift çenekliler(Ella ,Nohut , Fasulye vb.) Hayvanlar           Çok hücrelidirler. Hetotrofturlar.Holozoik ve parazit beslenirler. Aktif hareket edebilirler Eşeyli ürerler.Bazı gruplarda eşeysiz üremede (Vegetatif üreme) görülür. SınıflandırılmasıA)Omurgasızlar:a)Süngerler: En ilkel çok hücreli hayvanlardır. Tatlı ve tuzlu sularda yaşarlar Sesil (Hareket edmezler.)  canlılardır. Vücudları iki deri tabakasından  oluşmuştur.   a)Ektoderm   b)Endoderm Dokusal oluşum yoktur. Vücut oldukça  basittir. Eşeyli ve eşeysiz (tomurcuklanarak:gemula) üreyebilirler. Vücudlarında organik ve inorganik artıklardan oluşmuş iç iskelet vardır. Vücudları porlarla kaplıdır. Beslenmesini porlardan giren su ile taşınan  besinlerle  sağlar. Solunum ve boşaltımı  derileriyle(Vücud yüzeyi )yaparlar. b) Sölentereler                                                               Tatlı ve tuzlu sularda yaşarlar. Vücudu iki deri tabakasından oluşmuştur (Ektoderm ve endoderm). Üremeleri eşeyli ve eşeysiz(Tomurcuklanma) olur Bazılarında  döl almaşı (Metagenez) görülür. Tek açıklıkla dışa açılan sindirim boşlukları vardır. Hem hücre içi hem hücre dışı sindirim vardır. Sesil ve aktif hareketli olanlar vardır. Diffüz(Agis) sinir sistemine sahiptirler. Hücreleri ( kas ,sinir epitel vb.) farklılaşmıştır Solunum ve boşaltımlarını derileri ile yaparlar. c) Solucanlar Vücud üç deri tabakasına sahiptir Serbest ve parazit yaşayanları vardır. Eşeyli ürerler Rejenarasyon yetenekleri  vardır ve üremeyle sonuçlanır. İp merdiven sinir sistemleri vardır. Organ ve sistemleri  gelişmiştir. Solunumlarını derileri ile yaparlar. Su  kara ve diğer canlıların vücudları içinde yaşarlar. -Yassı solucanlar İlk üç deri tabakasına (Endoderm,mezoderm,ektoderm) sahip canlılardır. İlk sistemleşme bu canlılarda görülür.(Sinir , boşaltım vb.) Tek açıklığı bulunan sindirimleri  sistemleri vardır. Bu sistem aynı zamanda dolaşım sistemi olarakta görev yapar. Yüksek rejenarasyon yetenekleri vardır ve üremeyle (Vegetatif üreme) sonuçlanır Serbest ve parazit yaşayanları vardır. Boşaltım organları pronefridyumlardır. -Yuvarlak solucanlar İlk sindirim sisteminde iki açıklık(Ağız ve anüs) bu canlılarda görülür. Serbest  ve parazit yaşayanları vardır. Üreme,sinir ve boşaltım sistemleri gelişmiş  solunum ve dolaºım sistemleri yoktur. Eşeyli ürerler ve ayrı eşeylidirler -Halkalı solucanlar İlk kapalı dolaşım bu canlılarda görülür.                              Solunum deri  ile yapılır. Vücudu halkalardan oluşmuştur.                           Sindirim sistemleri farklı görev yapan organlardan oluşur. Boşaltım organları nefridyumlardır.                      Çoğu hermafrodittir. d) Yumuşakçalar Suda ve  karada yaşarlar. Suda  yaşayanlar  solungaç karada yaşayanlar  kitapsı akciğerlerle  solunum yaparlar. Karından bacaklarla hareket ederler. Bazılarında evcik bulunur.(Dış iskelet ödevi görür.) Açık dolaş sistemi vardır. Genelde eşeyli ürerler.Bazı türler hermafrodittir.(Bir canlıda hem erkek hem diºi organlar bulunur ve kendi) kendini dölleyebilir. Boşaltım nefridyumlar la sağlanır. Duyu organları gelişmiştir e)Kabuklular: Vücudları sert bir kabukla örtülüdür.                                     Vücudları segmentlerden oluşmuştur. Suda  yaşarlar.                                                                                Açık dolaşım  vardır.  Eklemli üyelere(Hareket organlarına ) sahiptirler.           Boşaltım maksilla bezlerle yapılır Solungaç solunumu yaparlar.                                                   Sindirim sistemleri gelişkin ve salgı bezleri içerir.          f)Örümcekler: Solunum trake  ve bazı türlerde kitapsı akciğerlerle yapılır.             Boşaltım malpighi tüpleri ile yapılır. Açık dolaşım vardır.                                                                   Sindirim sistemleri gelişkindir Karada yaşarlar.                                                                                    İp merdiven sinir sistemi görülür. Vücudları baş ve göğüsten  oluşur. Dört çift eklemli bacakları vardır. g)Böcekler: Vücudları baş , göğüs , karından oluşur.           Sert(Kitin) dış iskeletleri vardır. İki çift kanat vardır.                                                   Üç çift eklemli bacak vardır. Açık dolaşımları vardır.                                             Trake solunumu yaparlar. Boşaltım organları malpighi tüpleridir.                              Yumurta ile ürerler.Metamorfoz(Başkalaşım) geçirirler. Petek gözlere sahiptirler.                                       Vücud hareketi çizgili kaslarla sağlanır. Vücud segmental yapıya sahiptir. h)Çok ayaklılar: Eklemli bacakları  oldukça çoktur.                                        Boşaltım malpighi tüpleri ile yapılır. Vücud segmentlerden oluşmuştur.                                   Solunum trakelerle yapılır Vücud baş ve gövdeden oluşmuştur.                                              Karada ve nemli yerlerde yaşarlar. I)Derisi dikenliler: Denizlerde yaşarlar. Vücudlarında kalkerli iç iskelet bulunur.                                          Beslenme ve hareket ,  kanal ve tüp ayaklarda oluşan su hareketi ile sağlanır. metamorfoz geçirirler. Solungaç solunumu yaparlar. Açık dolaşımları vardır. B)Omurgalılar Dokusal  özellikte  iç iskelet(Omurga) taşırlar. Eşeyli  ürerler. Kapalı dolaşıma sahiptirler. Hepside holojoik beslenir. Gelişkin sinir sistemine ve duyu organlarına sahiptirler. Solungaç , akciğer ve deri solunumu görülür. Su ve kara yaşamına uymuş sınıflar vardır. Boşaltım organları böbreklerdır. Sadece kurbağalarda  ileri  metamorfoz  görülür. Sınıflandırılması a-Balıklar: Yumurta ile ürereler Derileri pullarla kaplıdır Yüzerek hareket ederler Kalpleri 2 odacıklıdır Değişken vücud ısılı canlılardır Solungaç solunumu yaparlar Suda yaşarlar b-Kurbağalar: Yumurta ile ürereler Derileri çıplaktır Yüzerek ve yürüyerek hareket ederler Larva döneminde suda yaşarlar,ergin dönemde suya bağlı karada yaşarler Larva döneminde solungaç ergin dönemde akciğer ve deri solunumu yaparlar. Kalpleri 3 odacıklıdır Değişken vücud ısılı canlılardır c-Sürüngenler:  Yumurta ile ürerler Derileri plaklarla kaplıdır Sürünerek hareket ederler (Suda yüzerek hareket ederler.) Karada  veya suya bağlı karada yaşarlar Akciğer solunumu yaparlar Kalpleri 3-4 odacıklıdır Değişken vücud ısılı canlılardır d-Kuşlar: Yumurta ile ürerler Derileri tüylerle kaplıdır Uçarak hareket ederler Karada yaşarlar Akciğer solunumu yaparlar Kalpleri 4 odacıklıdır Değişmez vücud ısılı canlılardır e-Memeliler Doğurarak ürerler Derileri kıllarla kaplıdır Karada veya suda yaşarlar Yürüyerek,uçarak ve ya yüzerek hareket ederler Akciğer solunumu yaparlar Kalplerei 4 odacıklıdır Değişmez vücud ısılı canlılardır Gagalı,Keseli ve Plasentalı memeli olmak üzere üç grupta incelenir.

http://www.ulkemiz.com/canlilarda-siniflandirma-nasil-yapilir-

Sardunya Nasıl Bir Çiçektir ?

Sardunya Nasıl Bir Çiçektir ?

Sardunya, çoğu kaynakta ve ifadede, süs bitkisi ya da süs çiçeği olarak tanımlanmaktadır. Zaten evlerde, balkonlarda ya da büyük alış veriş merkezlerinin bahçelerinde görmeye alışık olunan bir süs bitkisi özelliğinde olması, bu açıklamayı da haklı kılmaktadır. Ancak botanik bilimi adına incelendiğinde ise, sardunyadan “Scented Leaved” adı ile bahsedilmektedir. Yine bu bilim çerçevesinde yapılan araştırmalara göre, sardunyanın turnagagasıgiller familyasına ait olan bir bitki türü olduğu açık bir şekilde ortaya konabilmektedir.Sardunya’nın Memleketi ve Sevdiği Coğrafi YerlerGüney Afrika, sardunya bitkisinin ana vatanı, asıl ev sahibidir. Genel anlamda ise, Akdeniz’e kıyısı olan çoğu ülkede, sıklıkla sardunya bitkisini görebilmek mümkündür. Zaten sırf bu gözlemden ve bilgiden yola çıkarak, sardunyanın Akdeniz ile özdeşleştiği, bitki tütü olarak bu coğrafyadan kopamayacağı, akıllarda yer etmiştir. Yapısı ve ÖzellikleriYapı itibari ile, sardunya oldukça dayanıklı bir bitki türüdür. Bu dayanıklılık o kadar iyi bir durumdadır ki, sardunya kışın bile canlılığını çok düzgün bir şekilde koruyabilmektedir. Fakat yine de, sardunyanın yaşadığı kış şartlarında, sıcaklık 11 ya da 12 derecenin altına inmemelidir.Üreme açısından incelendiğinde ise, sardunya bitkisinin üremesinin oldukça kolay ve çok az uğraştıran cinsten olduğunu söylemek mümkündür. Hatta bu durum, kırık bir dal sardunyadan yeni bir sardunya bitkisinin oluşması ile de açıklanabilmektedir.Sardunya, çiçek açan, bu nedenle de süs bitkisi olarak kullanılan, sahip olduğu renkli çiçekler ile göz kamaştıran bir bitkidir. Pembe, kırmızı, beyaz, sarı ve daha birçok renk çeşidi, sardunyanın çiçek renklerindendir.Sardunya Yetiştirilebilmesi İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler* Sardunya bitkisi, güneşi oldukça seven bir bitkidir. Çok ve güzel çiçekli bir sardunya bitkisine sahip olunmak isteniyorsa, sardunya bol bol güneş görmelidir. Zaten sardunya bitkisi, bu konuda da size yardımcı olacaktır. Eğer doğrudan güneş alamazsa bile, dolaylı olarak aldığı güneş ışınlarından da beslenerek sahibini yormayacaktır.* Sardunya bitkisi, büyüyebilmek için neme çok da fazla ihtiyaç duymayan bir bitki türüdür. Fakat yine de, özellikle yaz koşullarında, haftada en az iki kere sulanarak nem ihtiyacı giderilmelidir.* Sardunya bitkisi, hava akımı olan ortamlarda etkilenebildiği için, bu tarz ortamlarda tutulmamalı ve muhafaza edilmemelidir.* Sardunya bitkisinin saksısı, sık aralıklarla değiştirilmemelidir. Aynı zamanda, çok büyük saksılarda da sardunya yetiştirilmemelidir.* Şubat ve Mart aylarında, sardunyaların budanması gerekmektedir.Sardunya bitkisi, dört ana grup altında toplanarak çeşitlere ayrılmaktadır. Bu çeşitler ise şu şekildedir;- Zonal (genel) sardunya: En sık rastlanan sardunya bitkisi türüdür. Yaprakları oldukça tüylü, yuvarlak, ve düz renklidir. Ancak kimi zaman ebruli olanları da görülebilmektedir. Bu çeşit sardunyanın çiçekleri demet şeklindedir. Sarı ve mavi renkler hariç tutularak, neredeyse her renkten olanlarını görebilmek mümkündür.- Trailing (sakız sardunyası): Bu sardunya çeşidinin dalları sarkık durumdadır. Yaprakları etlidir ve parlak bir görünüme sahiptir. Çiçekleri ise katmerli olabilmekte; aynı zamanda yalın kat çiçekli olan sardunyalar da görülebilmektedir. Sakız sardunyası, diğer sardunya çeşitlerine nazaran, soğuğa karşı en hassas olanıdır.- Regal (ceylan): Oldukça gösterişli olan bu sardunya türü, aynı zamanda açelyayı da andırmaktadır. Yaprakları tüylüdür ve sivri uçlara sahiptir. Çiçeklerinin ortası ise siyah renklidir. Ancak kenarlara doğru gidildikçe canlı ve parlak renkler ortaya çıkmaktadır.- Scented leaved (Itır): Bu sardunya türü, diğer türler ile kıyaslandığında, koku olarak hepsinden güzel; ancak yaprak olarak hepsinden gösterişsizdir.Kaynakça:http://www.merakname.com/sardunya-nedir/ http://www.bilgiustam.comYazar: Baran Akçok

http://www.ulkemiz.com/sardunya-nasil-bir-cicektir-

Karadenizin İncisi: Amasra

Karadenizin İncisi: Amasra

Hırçın denizi, fırtınalardan doğal olarak korunan koyları, denizle kucaklaşırcasına, ona kavuşmak istercesine uzanan dik ve göz korkutan kayalıkları ile doğal bir cennet edasındadır Amasra. Bilinen tarih boyunca İstanbul’dan yola çıkarak, Doğu Karadeniz’e hareket eden gemilerin fırtına çıktığında, sığındıkları en güvenli liman olarak deniz tarihinde ki yerini almıştır.Tarihte ne zamandan beri yerini aldığı tam olarak bilinmemekle beraber, illerinde Yunanlıların, Karadeniz sahillerinde ticaret kolonileri oluşturmaya başladıklarında, bu kolonilerin güvenliklerini sağlamak amacıyla askeri birliklerini bu bölgeye yerleştirdikleri bilinmektedir. Farklı zamanlarda değişik isimlerle anılan bu şirin kent, ilk önceleri Sesamos diye adlandırılmış, daha sonraları da Amastris ismi ile adlandırılmıştır. Antik çağlardan beri, hem ticaret erbabının hem de askeri birliklerin ilgi alanına girmiş olan bu şirin kent, pek çok ulusun istilasına uğramıştır. Bunlardan birkaçını sıralayacak olursak, Gasgas, Hitit, Fenike, Lidya, Pers, Pontus, Roma, Ceneviz ve son olarak ta Fatih Sultan Mehmed zamanında Osmanlı İmparatorluğunun himayesine girmiştir. Özellikle Anadolu’nun iç bölgelerinden getirilip batıya gönderilecek olan, buğday ve değerli madenlerin sevkine öncülük eden Yunan kökenli tüccarların uzun süre boyunca akınına uğramıştır. Amasra’nın bu jeopolitik öneminden dolayı daha önceleri de istilalara uğramış olan bu kentte gelip geçen onca kişi ve ticareti yapılan ürüne rağmen, yüzyıllardır değişmeyen ve hala daha yapılmaya devam edilen balıkçılık günümüzde en önemli geçim kaynaklarıdır.Günümüzde kalabalık şehirlerin gürültüsünden, karmaşasından uzaklaşıp, dinlenmek için, yeşil ve maviyi bir arada bulmak isteyenlerin ilk adresi olmuştur. Önceleri birer, ikişer kişi şeklinde gelen misafirler, geri döndüklerinde çevrelerine gördükleri manzarayı anlattıkça ve sosyal medyada da Amasra ile ilgili yazılar ve görüntüler yayınlandıkça insanlar kalabalık gruplar halinde gelmeye başlamıştırlar. Bu sayede bu küçük ve şirin sahil kasabası makûs talihini bir nebzede olsa yenmiş oluyor ve geçim kaynağı olarak sadece balıkçılık değil arık turizmde gelir kaynağı olarak bu şirin ilçeye ekonomik katkıda bulunuyor. Akdeniz sahillerindeki kadar olmasa da Amasra’da artık geçimini turizm gelirlerinden karşılamaktadır. Amasra’nın gelişmesinde ve kalkınmasında 1973 yılında kurulan Türkiye Taş Kömürü Kurumuna bağlı olarak kurulan, Amasra Bölge Müdürlüğü’de katkı sağlamaktadır.Amasra’da bulunan tarihi eserlerden bahsedecek olursak;Kuş Kayası Anıtı: Kentin girişinde yer alan ve kenti ziyarete gelenleri karşılamaktadır.[kuş kayası.jpg] Roma İmparatoru, Germanios Claudius tarafından, Amasra ve bulunduğu bölgenin valiliğine atanan Gaius Julius Aguilla tarafından M.S. 41 ile 54 yılları arasında yaptırılmıştır. Anıtta Kral Heykeli ve Roma Hâkimiyet Kartalı yan yana gelecek şekilde düz bir kayaya oyularak kabartma şeklinde işlenmiştir. Anıta ait heykellerin ikisinin de baş kısımları tahrip edilmiştir. Anıtta bulunan kitabelerde, ‘Devletlerarası barışın ve dostluğun anısına, İmparator Germanious’un yüceliği için G.J. Aguilla yaptırdı’ ifadeleri yer almaktadır.Bedesten: M.S. 1. yy sonunda veya 2. yy başında Roma Eyalet Meclisi Sarayı olarak yapılmış olduğu düşünülmektedir.45×188 metrelik devasa boyutlara sahiptir. Yapılan incelemelerde ve tarihi Roma harabeleri ile yapılan kıyaslamalara dayanarak, Bedestenin içerisinde yapıldığı tarihlerde kullanılan, mahkeme, borsa yönetim bölümleri ve ticaret işlerinin yürütüldüğü bir bölüm bulunmaktadır ve kentin zamanında buradan yönetildiği düşünülmektedir.Amasra Kalesi: Roma döneminde yapılan kale Bizanslılar, Cenevizliler ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında büyük tamiratlar görmüştür. Küçük yarımadanın üzerine kurulan bu kale yapılan onarımlar ve ilaveler ile orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Kaleden günümüze sadece kalıntıları kalmıştır.Kalenin orijinal genişliği 500 ile 600 metre uzunluğunda dikdörtgen yapıya sahiptir. Kale yapılırken kısa aralıklarla kuleler yapılmış ve böylece hem kalenin duvarları hem de savunma sistemi daha dayanıklı hale gelmiştir. Kale içerisinde eski dönemlere ait taşların, heykellerin ve kitabelerin sıkça kullanıldığı görülmektedir. Kale dışarıya Küçük liman ve Büyük liman kapıları ile açılmaktadır. Artıca iki adette Zindan Kapısı ve Karanlık Yer Kapısı ismi ile anılan kapısı bulunmaktadır. Kale duvarlarında Amasra’da ve kalede hâkimiyet süren devletlere ve kişilere ait armalara sıkça rastlanılmaktadır.PENTAX ImageCenova Şatosu: Cenovalıların kenti işgali sonrasında Amasra Kalesinin içerisine iç kale olarak bilinen bölümü inşa etmiştirler. Büyük liman tarafından girilen şatonun giriş kapısında Cenova arması ve şatoyu yapan ailenin armaları mevcuttur.Kemere Köprü: Roma döneminde yapılmış olan bu köprü, Sorma gir Mahallesi ile Boztepe-Zindan Mahallesini birbirine bağlamaktadır.Amasra Kilisesi: M.S. 9. yy sonlarında inşa edilmiş Bizanslılara ait bir kilisedir. Tuğla işçiliği ile yapılmış olan bu kilise Fatih Sultan Mehmet’in Amasra’yı fethetmesi ile camiye dönüştürülmüştür. 500 yıl kadar cami olarak kullanılan yapı 1930 yılında kullanıma kapatılmıştır.Direkli Kaya: Amasra’da bulunan tarihi kalıntılardan biridir. 7 metre boyunda ki kalıntının yapımı direkli kayaların üst üste dizilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Uç kısmında içi oyularak yapılmış bir havuz göze çarpmaktadır, bu havuz halk arasındaki söylentiye göre Amasrist havuzudur.Bütün bu güzellikleri görmeyi, kısa bir süre içinde olsa doğanın yeşili ile denizin mavisi ile iç içe yaşamayı isteyen herkese, kendilerini sevgi ile karşılayacak olan, doğa ve tarih turizminin yeni cazibe merkezlerinden bir olan Amasra’yı görmelerini tavsiye ediyorum.Yazar: Hikmet Akyol http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/karadenizin-incisi-amasra

Neptün Gezegeni ve Özellikleri

Neptün Gezegeni ve Özellikleri

Üzerinde yaşamış bulunduğumuz gezegen olan Dünya, evrende Samanyolu galaksisi içerisinde yer almaktadır. Dünya’nın konumu daha da daraltıldığında ise karşımıza Güneş sistemi çıkmaktadır. Dünya, güneş sisteminin bir üyesi olmakla birlikte bu sistem içerisinde Dünya dışında yine birçok gezegen yer almaktadır. Neptün de, bu gezegenlerden birisidir. Neptün, sistemde yer alan dokuz büyük gezegenden birisidir. Güneşe uzaklık bakımından ise 8. sırada yer almaktadır. Neptün ile ilgili birçok bilimsel tespitlerde bulunulmuştur. Bu tespitlere göre, Neptün’ün Güneş’e olan uzaklığı 4 milyar 494 milyon km kadardır. Bu gezegen, Güneş çevresinde haraket etmekle birlikte gezegenin Güneşin çevresinde tam dönüşü, 164,79 yılda gerçekleşmektedir. Bu gezegen, Dünya’dan çıplak gözle görülememektedir. Bunun nedeni ise, gezegenin oldukça soluk olmasıdır. Eğer Neptün’e teleskop araılığıyla bakılırsa, ortaya yeşilimsi bir renge sahip disk biçiminde bir görüntü çıkmaktadır. Gezegenin şekli yuvarlak olmakla birlikte, gezegenin kenarları karanlıktır. Astronomi bilim adamları ise bu duruma ”kenar kararması” adı vermişlerdir.   Neptün’ün mitolojik bir önemi de bulunmaktadır. Öyle ki, bu gezegene Poseidon da denilmektedir. Poseidon ise, Eski Yunanlılarda deniz ve de su tanrısı anlamına gelmektedir. Romalılar ise, deniz ve su tanrısına direkt olarak Neptün adı vermişlerdir. Neptün, oldukça büyük bir gezegendir. Bu bakımdan, büyüklük olarak Uranüs, Satürn ve de Jüpiter’e benzemektedir. Bilim adamlarınca Neptün ile Dünya’nın büyüklükleri karşılaştırılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlara göre Neptün, Dünya’dan tam 17 kat daha ağırdır. Yapılan araştırmalar sonucunda, bu gezegenin herhangi bir canlı yaşamına uygun olmadığı ortaya çıkarılmıştır. Neptün’ün yaklaşık olarak 20 bin km çapında ve kayaç yapılı bir çekirdeği bulunmaktadır. Bu çekirdeğin çevresinde ise bir atmosfer tabakası bulunur ve bu tabakanın kalınlığı 15 km civarıdır. Bu atmosferin helyum ve hidrojen gazlarından meydana geldiği sanılmaktadır. Bu konuda tam olarak henüz kesin bir bilgiye ulaşılamamıştır. Atmosferin en üst bölgesinde metan gazı olduğu anlaşılmıştır. Bu gaz, bulutlanarak kümelenmiştir. Güneş’ten gelen kırmızı renkli ışınlar bu bulutlar tarafından emilir ve dışarıya salınmaz. Yeşil ve de mavi güneş ışınları içinse aynı durum söz konusu değildir. Bu tür ışınlar, bulutlar tarafından yansıtılmaktadır. Neptün’ün mavimsi yeşil bir görüntüye sahip olmasının nedeni budur. Neptün’ün sahip olduğu atmosfer tabakasının en üst bölgeleri oldukça soğuktur ve bu bölgelerde sıcaklık -210 derece civarında seyretmektedir. Neptün, Güneş’e en uzak 8. gezegen olmasınaa rağmen, -210 derece sıcaklık oldukça yüksektir. Bu durum, bilim adamlarınca merak edilmiş ve açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan araştırmalarla kesin bir sonuca ulaşılamamış fakat, bazı iddialar ortaya atılmıştır. Bu iddiaların başında ise, Neptün’ün atmosferinin en üst kısmında Güneş ısısını tutma özelliği olan özel bir katman bulunduğu gelmektedir. Bir diğer iddiaya göreyse, Neptün gezegeninde bir iç ısı kaynağı bulunduğudur. Neptün’ün 8 adet uydusu bulunmaktadır. Önceden iki uydusu var sanılırken, 1989 yılında gezegenin 6 adet daha uydusunun olduğu tespit edilmiştir. Yazar: Erdoğan Gül http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/neptun-gezegeni-ve-ozellikleri

II. Selim (1566 - 1574)

II. Selim (1566 - 1574)

Sultan İkinci Selim, 28 Mayıs 1524'de, İstanbul'da doğdu. Babası Kanûnî Sultan Süleyman, annesi Hürrem Sultan'dır. Hürrem Sultan, Slav kökenlidir. Sultan İkinci Selim, orta boylu, açık alınlı, mavi gözlü, ince kaslı ve sarışındı. Şehzadeliğinde mükemmel bir tahsil ve terbiye ile yetiştirildi. Devlet idaresini iyice ögrenmek için de Anadolu'nun çesitli yerlerinde sancakbeyliği yaptı. Bu sırada tahsiline devam ederek, ilim ve tecrübesini arttırdı. Sarı Selim olarak da anılan İkinci Selim, Kütahya sancakbeyi iken Babası Cihan Padişahı Kanûnî Sultan Süleyman'ın ölüm haberi üzerine İstanbul'a gelerek 30 Eylül 1566 günü kırk iki yaşında tahta geçti. Sarı Selim, daha önceki Osmanlı Sultanlarına göre silik ve zayıf bir hükümdar olarak tanınır. Babasının saltanatı sırasında diğer kardeşleri Şehzade Bayezıd ve Şehzade Mustafa'nın bertaraf edilmesiyle kolayca tahta geçen Sultan İkinci Selim, adını aldığı dedesi Yavuz Sultan Selim ve Babası Kanûnî'ye göre oldukça silik bir idare sergilemiştir. Devrin büyük devlet adamları sayesinde Osmanlı Devleti ihtişamını sürdürmüş, Sokullu Mehmed Paşa gibi dirayetli ve tecrübeli vezirler hükûmeti ayakta tutmuslardır. Sultan İkinci Selim'in kendisi hiç sefere çıkmamış ve liyakatlı olmayan Ali Paşa'nın Kaptan-ı Deryalığında İnebahtı faciası yaşanmıştır. Sekiz yıl Padişahlık yaptıktan sonra 15 Aralık 1574 günü vefat etti. Ayasofya'ya defnedildi. Sultan İkinci Selim İstanbul'da ölen ilk Osmanlı Padişahıdır. Sultan İkinci Selim'in tahta çıktğıi ilk yıllarda, bazı siyasî çekişmeler yaşandı. Sokullu Mehmed Paşa bu çekişmelerden galip olarak ayrıldı ve on beş yıl sadrazamlık yaptı. Sadrazamlık yaptığı bu dönemde devlet yönetimine ağırlığını koydu. Sultan İkinci Selim, Babası Kanûnî Sultan Süleyman'dan 14. 892.000 km2 olarak devraldığı devlet topraklarını, oğlu Sultan Üçüncü Murad'a 15.162.000 km2 olarak bırakmıştır. İkinci Selim de şair hükümdarlardandı. Saheser beyitlerinden biri şudur: "Biz bülbül-i muhrik-i dem-i sekvayi firaKız Ateş kesilir geçse saba gülşenimizden" Erkekçocukları: Üçüncü Murad, Abdullah, Osman, Mustafa, Süleyman, Mehmed, Cihangir. Kızçocukları: Fatma Sultan, Sah Sultan, Gevherhan Sultan, Esma Sultan.

http://www.ulkemiz.com/ii-selim-1566-1574

RAW Dosya Formatı Nedir ?

RAW Dosya Formatı Nedir ?

RAW Görüntü Dosyası, fotoğraf makinesinin sensöründen mümkün olan en az düzeyde işlenmiş verileri içeren dosya olarak tanımlanabilir.

http://www.ulkemiz.com/raw-dosya-formati-nedir-

Akciğerin Yapısı ve Görevleri Nelerdir ?

Akciğerin Yapısı ve Görevleri Nelerdir ?

Akciğerler göğüs boşluğunda yüreğin sağ ve solunda az çok piramit şeklinde olan solunum organlarıdır. Taban kısımları diyaframın üzerine oturmuştur. Göğüs çeperine bakan yüzeyleri dış bükey, yüreğe bakan iç yüzeyleri ise iç bükeydir. Akciğerlerin dış yüzeyi düzgün ve parlak olup bu parlaklık akciğerleri örten palevranın visceral yaprağındandır. Rengi, yeni doğmuş çocuklarda esmer-kırmızı, gençlerde pembe, ergin ve yaşlılarda ise pembe-mavimtıraktır.İnsan yaşlandıkça akciğerlerin yüzeyinde bir takım pigmentler belirir. Bunlar solunum sırasında akciğerlere kadar giren yabancı cisimleri meydana getirdikleri oluşuklardır.Akciğerlerin ortalama olarak yükseklikleri,omurga tarafındaki kenarlarında 25cm olup önden arkaya olan kalınlıkları tabanda 16cm ,genişlikleri ise yine tabanda sağ akciğerlerin 10cm,sol akciğerlerin 7cm dir.Yüreğin sol akciğer üzerine yaptığı basınçtan dolayı bu akciğer küçük kalmıştır.Sağ akciğer,sol akciğerden 1/5 veya 1/6 kadar büyüktür .Ayrıca sağ akciğer karaciğerin sağ lopunun yaptığı kabarıklıktan dolayı sol akciğere nazaran biraz yukarıdadır.Yine bu akciğer üzerindeki iki yarıkla üç lopa ayrılmıştır.Sol akciğer ise bir tek yarıkla iki lopa ayrılmıştır.Akciğerlerin hacmi yaşa, şahsa ve cinse göre değişir .Ağırlıkları yetişkin bir erkekte 1300gr olup bunun 700gr mı sağ ,600gr mı sol akciğere aittir .Kadınlarda ise sağ akciğer 550gr,sol akciğer 450gr kadardır.İçerisinde hava bulunan akciğerler daha hafiftir. Yeni doğmuş ölü bir çocuğun akciğerlerinin nefes almamış olduğu suya atılarak anlaşılır.Eğer nefes almış ise suyun yüzeyinde kalır .Almamış ise suyun dibine çöker.Akciğerler yumuşak olduğundan parmakla basılınca çökertilebilir.Üzerlerinde fazla basınç yapılırsa alveol keseciklerinin yırtılmasından dolayı bir çıtırtı duyulur. Bu taktirde hava kabarcıkları plevranın akciğerleri örten yaprağı altına gözle görülebilir.Akciğerler kolay yırtılmazlar.Bu nedenle,alveolleri dolduran havanın basıncına mukavemet ederler. Akciğerlerin Yapısıkciğerleri dıştan seroz yapıda olan çift katlı plevra zarı örter. Her akciğerin ayrı bir plevrası vardır. Plevranın dış katı göğüs çeperine yapışmıştır.Bu kat parictal yapıda olduğundan parictal plevra adını alır. Plevranın diğer katı akciğerlerin yüzeyini örter. Buna da visceral veya pulmonal plevra denir. Bu iki yaprak ayrı olmayıp akciğerleri hilus kısmında birbirleriyle birleşirler. Ayrıca bu iki yaprak iç içe olduğundan birbirleriyle sıkı temas halinde olup aralarında plevra boşluğu bulunur. Her akciğerin ayrı bir plevrası olduğundan aynı şekilde her bir akciğerin etrafında ayrı bir plevra boşluğu bulunur. Bu boşlukta akciğerlerin hareketini kolaylaştıran bir sıvı vardır. Plevranın göğüs boşluğunu örten parictal yaprağı ,üzerini örttüğü bölgelere göre isim alır.İnce ve saydam olan visceral yaprak ise akciğerlere sıkıca yapışmıştır. Hatta bu yaprak lopcuklar arasındaki hücresel doku ile de irtibattadır.Visceral plevranın serbest olan dış yüzeyi parietal ile temas halinde olup parlak ,düzgün ve kaypaktır.Akciğerlerin her bir lopu altıgen piramit şeklinde 1cm3 hacminde küçük lopcuklara ayrılmıştır.Lopcukların bazıları akciğerin yüzeyinde,bazıları ise derinliğindedir.Yüzeyde olanlar piramit şeklinde olup tabanları akciğerlerin yüzeyinde çok köşeli olarak görülür.Tepeleri ise hilusa doğrudur.Derinde olan lopcukların şekilleri değişiktir.Her bir lopcuk küçük ve başlı başına bir akciğerciktir. Lopcukların,üzüm salkımına benzeyen hava keselerine(acinus) ayrılmışlardır.Hava keseleri de ampül şeklinde keseciklere ayrılmıştır.Bütün lopcuklar birbiri üzerine düzensiz bir şekilde yığılmışlardır.Yalnız bunları birbirinden ayıran esnek bir katılgan doku mevcuttur.Yani,her lopcuk kan damarları ve bronşların kolları ile sinirlerden yapılı katılgan bir doku ile çevrilidir.Lopcukların içerisine giren bronş kolları 50-60kadar küçük kollara ayrılır.Çapları 1/10mmolan bu kollara bronşcuk adı verilir.Bronşcukların yapısında da bronşlarda olduğu gibi iki tabaka bulunur.Bunlardan biri, yine kıkırdak ,kas ve zardan yapılı olan iç tabakadır.Dış tabakada bulunan ve tam olmayan kıkırdakcıkların arsında fibroz bir lam vardır. Bronşcuklardaki kıkırdaklar plaklar,halinde ve gelişi güzel durumdadırlar.Bu kıkırdak plaklar,bronşcukların çapları küçüldükçe seyrekleşir,ve 1mm çapındaki bronşcuklara gelince kıkırdaklar tamamen kaybolurlar ,nihayet ,sadece fibroz bir yapıda olan zar tabakası kalır.Bunun yapısında da kas lifleri bulunur. Mukoza dan ibaret olan iç tabaka bronşcuklar küçüldükçe incelerek alveoller de tek bir epitalyum tabakasına kadar indirger.Bronşcuklar muntazam olmayan boşluklara açılırlar.Bu boşluklardan,3mm uzunluğunda 40 mikron genişliğinde birçok kanallar çıkar.Bu kanalların çeperleri girintili çıkıntılıdır.Burada hem birbirine hem de kanal boşluğuna açılan bir takım keseciklerin çapları 0,2-0,3mm,sayıları da 750 milyon kadardır.Alveollerin çeperleri yalın kat epitelden yapılmıştır. Etraflarında gaz alışverişini sağlayan kılcal damarlar bulunur.Alveollerin toplam yüzeyi 48m2 dir.İçerleri hava ile doludur.Kılcal damarların bu kesecikler etrafındaki toplam yüzeyi ise 150m2 kadardır.Akciğerlerin özgül ağırlığı da 0,5gr/cm3 dür.

http://www.ulkemiz.com/akcigerin-yapisi-ve-gorevleri-nelerdir-

Obsidyen Nedir? Faydaları Nelerdir?

Obsidyen Nedir? Faydaları Nelerdir?

Obsidyen, volkan camı olarak bilinen, doğal yollarla oluşan, volkanik kökenli bir kayaçtır. Yanardağ lavlarının hızlı bir şekilde soğumasıyla oluşur. Kristalleşme gerçekleşmeden donduğundan kenarları ince ve keskin bir yapıya sahiptir. Bu özelliği nedeniyle eski uygarlıklar ve yerliler tarafından silah,süs eşyası yapımında kullanılmıştır. Maya Uygarlığının obsidyeni ayna yapımında kullandığı bilinmektedir. Ayrıca eski uygarlıklar tarafından ok ucu olarak kullanılmıştır. Obsidyen bugün, özellikle cerrahların kullandığı neşterin kesici kısımlarında kullanılıyor.Genellikle siyah renkte ve camsı bir parlaklığa sahip olan bu kayaçlar, geçirdikleri doğal evreler sonucunda gri, yeşil, kırmızı ve kahverengi, altın sarısı ve mavi renklere sahip olabiliyorlar.Bu kayaçlardan en çok bilineni üzerinde beyaz lekeler olan kar taneli obsidyendir. Yeşil obsidyen, Nemrut Dağı – Tatvan bölgesinde; kırmızı obsidyen, Rize – İkizdere bölgesinde daha fazla bulunmaktadır. Ayrıca Hasan Dağı obsidyenlerinde yapılan incelemelerde yoğun miktarda demir mineralleri, İkizdere obsidyenlerinde ise altın mineraline rastlanmıştır. Görünümlerinin benzer olması nedeniyle Hematitle karıştırılabilir.Ülkemizde Hasan Dağı, Nemrut Dağı, Rize – İkizdere, Sarıkamış, Kars, Iğdır, Ağrı Dağı ve çevresi, Pasinler ve çevresinde bulunmaktadır. Avrupa ülkelerinden İtalya’da (Eolie Adaları, Stromboli) civarında, Yunanistan’da Milos Adası’nda, Macaristan ve Slovakya’da, (Tokaj Dağları) ayrıca Ermenistan’da obsidyenin yoğun varlığından bahsedebiliriz.Akrep, Oğlak ve Kova burcunun uğurlu taşı olan obsidyenin insan vücudu üzerinde etkili olduğu çakralar sinirağı, kalp ve kuyruk sokumudur.Çeşitli Kültürlerde Obsidyen Ve İsimleriAztekler obsidyeni gecenin ve karanlığın tanrısı kabul ettikleri için “tanrısal taş” diye adlandırmışlardır. Siyah renkliler, daha çok Meksika’nın Apache Tears bölgesinde çıktığından, siyah obsidyene “Apaçinin Gözyaşları” ve Kara Kadife adı verilmiştir. Kahverengi-kırmız renkte olan ve üzerinde siyah lekeler bulunan cinsine Mahogany Obsidyen, sarı – mavi – yeşil – kırmızı renk karışımına sahip olanlarına Rainbow (gök kuşağı) obsidyen; siyah veya koyu yeşil zemin üzerine kar yağmış gibi görünüme sahip olanlara Snowflake (kar tanesi) obsidyen adları verilmiştir. Snowfla-ke obsidyenin alt türüdür ve “Saflık Taşı” olarak da adlandırılmıştır. Kahinler bu taşı kehanet taşı olarak adlandırmışlardır.Obsidyenin Vücudumuza Faydaları Nelerdir?Hepimizin geçmişimizde yaşadığı ve bugünümüzü etkileyen olaylar vardır. İşte obsidyen burada devreye girip vücuttaki negatif elektriği alarak rahatlamanızı,olumlu duygularınızın harekete geçmesini sağlar.Kendinizi tanımanızı ve sahip olduğunuz gücü ortaya çıkarmanızı sağlar. Obsidyen özellikleri nedeniyle gerginliğe de sebep olabilir. Bu durumda duygularınızın üzerine korkusuzca gidebilirseniz bu etkiyi hayatınız için olumlu adımlara çevirebilirsiniz.Terapi gücü çok yüksek olan obsidyen stresi azaltır. Aşırı duyarlılığı ve heyecan duygusunu dengeler.Kişiye espri gücü verir. Özellikle erkekler üzerinde daha fazla enerji sağlar.Mantıklı düşünmenizi ve karar verme mekanizmanızı kontrol etmenizi sağlar.Özellikle fazla alkol alan ve karaciğerinin temizlenip tazelenmesine ihtiyaç olanlar; karaciğerleri üzerine yumruk büyüklüğünde bir obsidyen koyarak 20 dakika beklerlerse obsidyenin o güzel şifası sayesinde karaciğerleri kendini temizlemeye başlayacaktır. 20 dakikalık süre aşılmamalı ve uygulayıcılar bu süre içerisinde uyumamalıdır.Diz ve bacak ağrılarında ağrıyı çekmek için kullanılır.Geleceği okumaya yarayan rüyalar görmeyi sağladığına, doğaüstü özellikler taşıdığına,çevreden gelen duygu ve düşünceleri yansıttığına bu nedenle taşıyan insanın çevresindeki insanların duygu ve düşüncelerini okuyabildiğine inanılmaktadır. Eski çağlarda kahinler bu taşı kehanet taşı olarak adlandırmışlardır.Obsidyen bir değil bir çok şifayı bünyesinde barındırıyor. Obsidyen kullanarak sunduğu faydalarla hayatınızı ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı ve mutlu bir şekilde geçirmenizi sağlayabilirsiniz.Obsidyen Nasıl Kullanılır?– Vücuttaki negatif enerjiyi almak için doğal siyah obsidyeni ayaklarınızın altına koyabilirsiniz. Yuvarlatılmış ve kenarlarındaki keskinlik giderilmişse ayaklarınızın altında yuvarlayabilirsiniz.– Ağrı taşı olarak da kullanılan bu kayacı boyundan yukarı bölgelerde kullanmak sakıncalıdır. Kalp hizasının altında kullanılmalıdır. Ağrıyan yere koyabilir, yuvarlatılmış bir obsidyense ağrıyan bölgeye masaj yapabilirsiniz. Masajı hiç işlenmemiş doğal kayaç ile yaparsanız keskin kenarları cildinizi yaralayabilir, bu nedenle sadece uygulamak istediğiniz yerin üzerine koymanız yeterli olacaktır.-Uygulamalar en fazla yarım saat yapılmalıdır. Taşlar uygulamadan evvel ve uygulamadan sonra mutlaka bol suda yıkanmalıdır. İlk defa alınan kristaller deniz suyu/deniz tuzu yada toprakla 24 saatlik arındırma işlemine tabi tutulmalıdır. Sahibinden başkasının dokunmasına izin verilmemelidir.Kaynakça:www.degerlitaslar.gen.tr/obsidyen-volkan-cami tr.wikipedia.org/wiki/Obsidyen http://www.bilgiustam.comYazar: Eda Şahan

http://www.ulkemiz.com/obsidyen-nedir-faydalari-nelerdir

Islak <b class=red>Mavi</b> Dalış Okulu

Islak Mavi Dalış Okulu

Deniz ve doğa sever tüm dostlara merhaba,    Biri size “ne kadar zamandır dalış yapıyorsun ?” diye sorduğunda yanıt genelde aynıdır, “çocukluğumda …………” ile başlayan uzun bir cümle.    Öylede olsa ben bu şekilde başlayıp uzun ve bildik cümlelerle canınızı sıkmak istemiyorum. 1987 den önceki amatör deneyimlerim bende saklı kalmak üzere ilk ciddi ve lisanslı scubacı olmam Caddebostan Türk Balıkadamlar Spor Kulübü ile  başladı. Çok  güzel anılarımın geçtiği kulübümde hem eğitimlerimi tamamladım hem eğitmenlik yaptım. Teknik komitede aktif görev aldım.  Üniversiteden bir arkadaşım ile kulübün ilk arşivini oluşturduğumuzu ve bunun için ne kadar zevkle çalıştığımızı hatırlıyorum. Eğitim aldığımız dönemlerde çok değerli hocalarımız vardı ve bu yüzden şanslı birer öğrenci olarak yetiştik.Bize öğrettikleri en önemli kurallardan biri bilgi ve birikimleri sakınmadan aktarmak ve güncelleştirmektir.    Doksanlı yılların başında sayın hocam Altay DOYUM ile birlikte Kızıltoprak Yelken ve Su Sporları Kulübübünyesinde dalış okulunu açtık. Uzun bir süre Altay hocamla beraber birçok balıkadam yetiştirdik.Bu arada sayın Altay hocamın da izni ile ayrılarak önce STFA nın dalış eğitmenliğini yaptım, daha sonra can dostlarımla kurduğumuz Atlantis Deniz ve Doğa Sporları Kulübü nde yönetim kurulunda ve dalış okulunda çalıştım.Son olarak kendi şrketim altında ve tümü ile kendi yönetimimde olacak (arer sualtı turiz ve denizcilik san. tic. altında) ISLAK MAVİ DALIŞ OKULUnu kurdum (17.04.1996). Halen yaz kış aralıksız devam eden eğitimlerimizle pek çok balıkadam ve eğitmen yetiştirdik.    Yetişen tüm arkadaşlarımız bilirler ki bizim ailemizde asla kurallar çiğnenmez, herşey dostça yardımlaşma ve dayanışma içinde gelişir. Ben yoktur, biz vardır, “Birimiz hepimiz , hepimiz birimiz için ” ilkesinden yola çıkarak ailemize uymayanlar içimizde yer alamaz. Kurallarımız katı ve her türlü ödünden uzaktır.  Her yeni arkadaşımız özellikle sağlık raporu başta olmak üzere tüm evraklarını tamamlayarak başladığı eğitimi sonunda sadece balıkadam olmanın, bu hobinin ve kendi geleceği için yeterli olmadığını, bunun için neler yapması ve neler yapmaması gerektiğini öğrenir. Unutulmaması gereken EN İYİ BALIKADAM, EN UZUN SÜRE SAĞLIKLI VE SORUNSUZ DALIŞLAR YAPAN BALIKADAMDIR. amaç derinlik değil zevkli dalışlar olmalıdır. Dalışı hobi edinmek  isteyen, dostluğun, paylaşmanın, insanlığın, disiplin ve saygının, deniz ve doğa sevgisinin ne demek olduğunu bilen yada öğrenmek isteyen herkesi ailemize bekliyoruz.Saygılarımla,Kpt. H.Armağan DüğenciAdres: Fener Kalamış Caddesi Oba Apt. No:14, Arka bahçe katı Kızıltoprak Kadıköy / İstanbulTel: (0216) 349 15 06GSM: (0532) 314 14 84Faks: (0216) 349 15 28Email: islakmavi@hotmail.comhttp://islakmavi.com

http://www.ulkemiz.com/islak-mavi-dalis-okulu

Büyük Patlama (Bıg-Bang) Teorisi -1

Büyük Patlama (Bıg-Bang) Teorisi -1

Büyük patlama teorisi, yaklaşık 13.7 milyar yıl önce evrenin tek ve belirsiz bir hacme sahip bir noktadan (tekillikten) hızla genişleyerek bugünkü halini aldığını söyler. İlk andan itibaren evren bu tekil yoğunluktan genişlemeye başlamış, hızla devam eden genişme sürecinde zamanla atom çekirdeklerinin (hidrojen, helyum ve çok az lityum) oluşabileceği kadar düşük yoğunluk ve sıcaklığa ulaşmış, yeterince genişledikten sonra ise bu hidrojen ve helyum gazlarının kütleçekimsel etkilerle kendi üzerlerine çökmeye başlaması sonucu ilk yıldızlar ve galaksiler oluşmuştur.Aradan geçen milyarlarca yıl içinde bu ilk (ve büyük kütleli) yıldızlar patlayarak çekirdeklerinde oluşan ağır elementleri uzay boşluğuna saçtı. Bu ilk kuşak yıldızlarla ilgili şu yazımızı okuyarak bilgi alabilirsiniz. Sonraki kuşak yıldızlar, bu ağır elementleri de içerdiği için daha küçük ve yaşamı destekleyebilecek gezegenler de içeren yıldızların oluşması mümkün oldu. Teori, ilk oluşan galaksilerin içerdiği yıldızların ağır elementlerce (astronomlara göre hidrojen ve helyum dışındaki her element ağırdır, metaldir) fakir olduğunu, bugün bildiğimiz oksijen, silisyum, karbon gibi elementlerin bu yıldızların patlamaları sonrasında ortaya saçıldığını anlatır. Buna göre, ilk yıldızlar büyük oranda hidrojen ve helyumdan oluşuyordu ve ağır elementler içermiyorlardı.Peki bu kanıya, yani evrenin bir başlangıcı olduğu fikrine nereden vardık?Uzak galaksi kümelerinden gelen ışığın “kırmızıya kayma”sının, “doppler etkisi” nedeniyle gerçekleştiği varsayımına dayanılarak bunları söylüyoruz. Doppler etkisi, ışığın veya sesin, yani bir “dalga”nın uzaklaştıkça dalga boyunun büyümesi, yakınlaştıkça küçülmesidir. Şöyle ki, bir ışık kaynağı sizden uzaklaşıyorsa, ışığın giderek kırmızılaştığını, yaklaşıyorsa mavileştiğini görürsünüz. Tıpkı sesin uzaklaştıkça “pes”leşmesi, yakınlaştıkça “tiz”leşmesi gibi. Bu da şu demek oluyor; uzak galaksi kümelerinin ışıkları hafifçe kırmızıya doğru kayıyorsa bizden uzaklaşıyor olmalılar. Eğer gökyüzünün her yanındaki galaksi kümeleri bizden uzaklaşıyorsa, aslında evrenin genişlediğini düşünebiliriz.Bu varsayım, -evrenin genişlemesi- temel alınarak; “madem genişliyor, çok eskiden bir zamanlar tüm evren tek bir noktada yoğunlaşmış olmalı” denilerek big-bang teorisi geliştirilmiştir.1) Tekillik, sıfır hacme sahip ve alışık olduğumuz fizik kurallarının geçerli olmadığı oluşumlara denilir. Örneğin karadelikler gerçekte kendi çaplarında küçük birer tekilliktir.2) Teorinin adı “büyük patlama” olsa da, gerçekte patlayan bir şey yok, ani bir genişleme var. Yani fotoğrafta gördüğün gibi bir durum söz konusu değil. Big-bang teorisine bu “patlama çağrıştıran” ismini, teorinin kurucuları değil, teoriyle alay eden bir bilim insanı vermiştir.KOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/buyuk-patlama-big-bang-teorisi-1

Hamsi Dalış Merkezi

Hamsi Dalış Merkezi

Çok renkli, çok farklı, çok gizemli, çok keyifli, çok derin bir dünya burası… Burada aldığınız her nefes sizi sarhoş edecek... Eğer zaten Hamsi’yseniz size bunları anlatmanın gereği yok, çoktan bu dünyanın hayranı olmuşsunuzdur. Hamsi adayıysanız tekrar hoş geldiniz, kemerlerinizi bağlamayı unutmayın. Hamsi Dalış Merkezi, bir aşk sonucu doğdu. Mavinin içindeki onlarca renge, yüz binlerce nefese duyulan aşkın... Şimdi bu aşkı sizlerle birlikte büyütüp, olgunlaştırıp, paylaşmak istiyoruz. İşin ciddiyetinin ve keyfinin sınırlarını karıştırmadan, güveninizi kaybetmeyeceğiniz bir aşk yaşamanız için yanınızdayız.Merdivenköy Mahallesi Şair Arşi Caddesi No: 5034732  GÖZTEPE / İSTANBULTelefon: (216) 368 70 03Mobile:(0532) 605 07 54E-mail:admin@hamsidiving.comhttp://www.hamsidiving.com

http://www.ulkemiz.com/hamsi-dalis-merkezi

Neptün’ün Keşfi

Neptün’ün Keşfi

Neptün Gezegeni bilindiği üzere Güneş Sisteminin en ücra köşesindeki en uzak Gezegendir ve Neptün’den sonra Güneş Sisteminde başka herhangi bir Gezegen statüsünde cisim yer almamaktadır. Neptün Gezegeni yapı ve büyüklük olarak Uranüs Gezegeni ile iki kardeş gibi görünseler de çok daha koyu mavi tonları, atmosferi boyunca uzayan büyük beyaz bulut oluşumları ve Jüpiter’inkilere benzeyen büyük fırtına sistemleri ile Uranüs’ten ayrılır.Birbirlerine bu kadar çok benzeyip bu kadar farklı yapıda iki gezegen olsalar da Neptün Gezegeni bugün İnsanlık tarafından keşfedilmiş olmasını büyük oranda Uranüs Gezegenine borçludur. Neptün keşfediliş şekli ile Güneş Sistemindeki hiçbir gezegene benzemez çünkü fiziki ve Gözlemsel olarak keşfedilmeden çok önce teorik olarak varlığı öngörülen ve yörünge hesapları yapılarak orada olması gerektiği üzerine kanaat getirilen tek gezegendir.Uranüs keşfedildikten ve yörünge hesapları çıkarıldıktan sonrasında bilim insanları tarafından gözlemsel olarak da uzun süre incelendi. Fakat Uranüs, yapılan yörünge hesaplarına göre çoğu zaman olması gereken zamanda olması gereken yerde olmuyordu. Onu yörüngesi içerisinde tedirgin eden birşeyler olmalıydı.Bilim insanları Newton’un Evrensel Küte Çekim Yasasını da kullanarak bu duruma ancak Uranüs’ün de ötesinde bulunabilecek hatırı sayılır bir kütlenin sebep olabileceği üzerinde durdular.Ve 1846 Yılında Johan Galle tarafından Neptün Gezegeni fiziki olarak keşfedildi ve daha önce kendisi ile ilgili yapılan yörünge hesaplarına göre olması gereken yer ile arasında yalnızca 1 Derecelik bir sapma ile insanlığa merhaba dedi.Bu durum Newton’un Kütle Çekim Yasasının da bir kez daha zaferi olarak nitelendirilmiş oluyorduSinan DUYGULUGörseldeki yapay renklendirmeli fotoğraf Uranüs’ten sonra Neptün’e 3,5 yıl sonra ulaşan Voyager 2 tarafından Yıldızlararası Uzaydaki uzun yolculuğuna başlamadan hemen önce Neptün’e gerçekleştirdiği bir yakın geçiş sırasında çekilmiştir.KOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/neptunun-kesfi

Orhan Gazi

Orhan Gazi

Babasi . Osman GaziAnnesi . Mal HatunDogumu : (H. 680 - M. 1281)Vefati : (H. 761 - M. 1360)Saltanati : 1326 - 1359 (33) sene ecdad74.jpg (18310 Byte) Osmanli Devletini Osman Gazi kurmustu.Fakat onu teskilâtlandiran ve büyük bir devlet haline getiren Orhan Gazi idi.Orhan Gazi sari sakalli, uzunca boylu, mavi gözlü idi. Yumusak huylu ve merhametli, fakat yerine göre hiddetli ve secaatliydi. Fakirleri sever ve ulemaya hürmet ederdi. Son derece dindar, adaletli ve tebaasina kendisini sevdirmesini çok iyi bilirdi. Bizzat halk içine girer, onlarla yemek yer ve dertlesirdi.Hareketlerinde çok hesapli davranir ve hiç telâs etmezdi. Iznik'i fethettigi zaman hiristiyanlara göstermis oldugu insanca muamele,dillere destan olmustu.Orhan Gazi'nin her yönden büyük bir insan oldugunu sadece Türkler degil, barçok yabanci tarihçiler dahi tasdik etmislerdir.Orhan Gazi daha 15 yaynda iken harplere istirak etmis ve hayatinin büyük bir kismi harp meydanlarinda geçmistir. Babasindan 'i6.000 km. kare olarak teslim aldigi topraklari alti misline çikararak 95.000 km. kare yapmistir.Orhan Gazi bir devlet reisi sifati ile harplerde bizzat ordularinin basinda daima bulunmustur. Orhan Gazi devletin muntazam bir idare sistemine baglanmasi lüzumunu görmüs ve teskilât isini ise, Alâeddin Pasa ile, Seyh Edebali'nin bacanagi Çandarli Kara Halil Pasa'ya havale etmisti.Orhan Gazi zamaninda teskilâti üç noktada toplayabiliriz : Para, kiyafet, ordu.Orhan Bey'in büyük oglu Süleyman Pasa,kendisinden önce vefat etmistir. Kendi sagliginda iken baskumandanlik vazifesini ikinci oglu Murad Hüdavendigâr'a devretmistir.Osmanlilar tarafindan yaptirilan ilk cami (1333 - 1334) senesinde Iznik'te yapilan "Haci Özbek" Camiidir. Ve Orhan Gazi yaptirmi,stir.Bursa Medresesini Orhan Bey yaptirmis ve ilk "Sultan" lâkabi da O'nun zamaninda kullanilmistir. Yine ilk Osmanli parasi da Orhan Bey zamaninda basilmistir. Müslüman Türkler Avrupa'ya ilk defa Orhan Bey zamaninda geçmislerdir. Istanbul'un Anadolu yakasi tamamen Orhan Bey zamaninda Osmanli topraklarina katilmistir.Yeni fethedilen hiristiyan topraklarinda yasayan yerli hiristiyan halktan Osmanli hayranligi, yeni fetihleri de kolaylastirmistir.Zamaninda fethedilen yerler :1326'da Bursa, 1329'da Iznik, 1337'de Gemlik'i fethetti ve Bizanslilara kary Palekanon(Maltepe) zaferini kazandi. 1345'de Karasi Beyligi ilhak edildi. 1354'de Ankara ve Gelibolu feihedildi.Orhan Gazi 1360 senesinde 79 yasinda vefat etmistir. Türbesi ise Bursa'da Osman Gazi'nin türbesi yanindadir. Türbe dört köselidir.Içinde 4 tane büyük mermer sütun vardir. Türbe bu dört sütun üzerine oturtulmustur. Kubbesi genis ve kursunla örtülmüstür. Duvarlari sade ve beyaza boyanmistir. Tavaninda onar kandilli birer tane avize asilidir. Orta yerde Orhan Gazi'nin sandukasi bulunmaktadir. Etrafi;pirinç parmakliklar ile çevrilmistir. Sandukanin kuzey yönünde Cem Sultan'in oglu Abdullah,kapi tarafinda Ikinci Bayezid'in oglu Korkut,onun yaninda Orhan Gazi'nin ailesi Nilüfer Hatun ve oglu Kasim Çelebi ile Yildirim'in oglu Musa Çelebi vardir. Bu türbede yirmiiki tane mezar bulunmaktadir. Türbeyi ise Sultan Abdülaziz yaptirmistir.Silsile-i Sâdât-i Naksibendiyye'den Hâce Muhammed Bâbâ Semâsi (k.s.) Hazretleri, Seyh Edebali, Haci Bektas-i Veli bu devrin büyüklerinden olup, Orhan Gazi zamaninda vefat etmislerdir.Erkek çocuklari :Süleyman Pasa, Birinci Murad, Ibrahim,Halil, Kasim.Kizi : Fatma Hatun

http://www.ulkemiz.com/orhan-gazi

Gaziemir Dalış Merkezi

Gaziemir Dalış Merkezi

Sualtı ve dalış sizin için NE ifade ediyor? Sessizlik, rahatlık, bilinmezlik, uzayda yürüme hissi Masmavi sularda, suyun üstünden baktığımızda dibindeki yosunların  dans edişlerini, rengârenk balıkları, sağa sola savrulan denizyıldızlarını görebiliyoruz. Peki, bu dünyanın bir parçası olmayı, dalış yapmayı hiç düşündünüz mü? Dünyanın dörtte üçü su olduğuna göre keşfedilecek bambaşka bir Dünya var. Sadece denizin yüzeyinden bakarak veya belgeselleri izleyerek tatmin olmuyorsak o zaman kesinlikle mavi derinliklerdeki gizemli dünyayı keşfetmenin yolu dalış yapmaktan geçiyor. Önce sıradan bir merakla başlıyor her şey ve sonra bu merak vazgeçilemez bir heyecana dönüşüyor. Bir kere o dünyaya misafir olan, derin mavi deneyimi yaşayanlar kolay kolay iflah olmuyor. Huzur, tarifsiz renkler, tatlı bir basınç alıp götürüyor ve deniz altındaki özgürlüğe kavuşuyorsunuz.. Adres: Atıfbey Mahallesi 1 Sokak No: 1/B Gaziemir-İzmir 35410Tel: 0 232 251 75 00Web: www.gaziemirdm.comEmail: ınfo@gazıemırdm.com

http://www.ulkemiz.com/gaziemir-dalis-merkezi

En Sık Görülen PS4 Sorunları ve Çözümleri

En Sık Görülen PS4 Sorunları ve Çözümleri

PlayStation 4’’ünüzü aldınız; fakat bazı sorunlarla mı karşılaşıyorsunuz? Bunlardan en yaygın olanlarını onarabilmeniz için, tamirci olmanıza gerek yok. Sadece küçük müdahaleler ile bu sorunların üstesinden gelebilir ve oyun keyfinize devam edebilirsiniz. İşte o sorunlar ve çözümleri;1) PlayStation 4’’ün mavi işlem ışığının sürekli yanıp sönmesi.Olası Nedenler : Donanım, yazılım problemleri.Olası Çözümler :-Televizyonunuzun yazılımını güncelleyin. Bu aynı zamanda televizyonunuzun HDMI seçeneklerini de sıfırlayacaktır.-Güç kaynağını kontrol edin. Cihazınızı kapatın ve güç kablolarını kontrol edin. -HDMI girişlerini kontrol edin. HDMI kablosunda bir hasar olup olmadığını, giriş yerlerini kontrol edin. Başka bir HDMI kablosu deneyerek çözüm arayabilirsiniz.-Donanımınızı kontrol edin. Cihazınızı kapatın. Bütün bağlı kabloları çıkartın. HDD kapağını kaydırarak dikkatlice açın, HDD yuvasının sıkıca oturduğundan emin olun.2) PlayStation 4’ün kırmızı gösterge ışığının sürekli yanıp sönmesi.Olası Nedenler : Donanım Arızası.Olası Çözümler :-Cihazınızı soğuması için bir süre soğumaya bırakın. Tekrar çalıştırmadan önce en az yarım saat bekleyin, tamamen soğumadan tekrar çalıştırmayın.-Cihazın alması gereken havayı ona sağlayın. Etrafındaki hava akımını kapatacak şekilde tutmayın. Isınmasını önleyin.3) PlayStation 4 sesinde/görüntüsünde arıza var.Olası Nedenler : HDMI kablosunun zarar görmesi.Olası Çözümler -HDMI kablosunu kontrol edin. Herhangi bir yerinde hasar olup olmadığına bakın. Kabloyu çıkartıp, yeniden yerine takın.-Yeni bir HDMI kablosu alın.4) PlayStation 4’ün sürekli ağ bağlantısının kopması veya bağlanmaması.Olası Nedenler : PlayStation 4 sunucularının aşırı yüklenmesiOlası Çözümler -Bir süre bekleyin. Problem kendiliğinden çözülecektir. Cihazınızın fişini çekip onu yeniden başlatmayın. Böyle bir hareket cihazınıza zarar verebilir.5) PlayStation 4 sık sık kitlenmesi/donması.Olası Nedenler : Aşırı ısınma / Ağ sorunları / Cihaz yazılım sorunuOlası Çözümler :-Yeni bir konsol standı oluşturun. PS4’ünüzü dikey yerleştirmeyi deneyin. Fakat bu bazı cihaz girişlerinin engellenmesine sebep olabilir.6)PS4 oyun diskini otomatik çıkartıyor / çıkartmıyor.Olası Nedenler : Arızalı optik sürücüOlası Çözümler :-Yeni bir konsol standı oluşturun. PS4’ünüzü dikey yerleştirmeyi deneyin. Fakat bu bazı cihaz girişlerinin engellenmesine sebep olabilir.-Elle diski çıkartmayı deneyebilirsiniz. Ancak bunu bütün yöntemler başarısız olursa uygulayın. Sony’nin resmi sitesindeki destek kısmından adım adım yardım alabilirsiniz.Sony, PlayStation 4’deki yazılım sorunlarını hızla yaptığı güncellemeler ile düzeltmektedir. PlayStation 4’ün yeni jenerasyon oyun konsolları arasında açık ara fark ile birinci olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Üstün bir konsol deneyimi için cihazınıza gereken özeni gösteriniz.ÖNEMLİ NOT : Bu sorunlarla karşılaştığınızda buradaki çözümleri denemek tamamen sizin sorumluluğunuzdadır. Tabii ki en sağlıklı çözümleri resmi Sony yetkili servisi sağlamaktadır.Kaynakça:http://www.buzzle.com/articles/6most-common-ps4-problems-and-their-solutions.htmlYazar: Tülay Arsoyhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/en-sik-gorulen-ps4-sorunlari-ve-cozumleri

Neptün’ün “Büyük Kara Leke”Si

Neptün’ün “Büyük Kara Leke”Si

Mavi gezegen Neptün’e baktığımızda görebileceğimiz en belirgin ve büyük ihtimalle ilk oluşum, büyük kara benek olarak adlandırılan leke olacaktır. Bir fırtına bölgesi olan bu lekenin büyüklüğü ve konumu, büyük kırmızı beneğin Jüpiter’e oranıyla hemen hemen aynıdır. Çevresindeki bulut oluşumlarına göre göre batıya doğru hareket eden, içine Dünya olmasa da Ay’ın rahatlıkla sığabileceği bu dev fırtına, saatte binlerce kilometre hıza ulaşabilen rüzgarlarıyla saaat yönünün tersine bir dönüş sergiler.Gezegenin biraz daha güneyinde ise daha küçük ikinci bir kara leke bulunur. Gezegen çevresindeki dönüş hızı büyük kara lekeye göre daha hızlı olan bu küçük leke, her 5 Dünya gününde bir büyük kara lekeye tur bindirir. Sistemimizin son gezegeni, dev gezegenlerin çap olarak en küçüğü, buzlu gaz devimiz Neptün’e ait bu nadir bulunan fotoğraf, 1989 yılı Ağustos ayında, Voyager 2 uzay aracı tarafından 12 yıllık bir yolculuğun ardından binbir zahmetle çekilmiştir… Halihazırda Neptün’e yönelik herhangi bir yolculuk planlamadığı için, önümüzdeki en az 15 yıl boyunca daha kaliteli bir fotoğrafını elde etmemiz mümkün değil.Zafer EmecanKOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/neptunun-buyuk-kara-lekesi

 Su Yosunları - Algler

Su Yosunları - Algler

Su yosunları ya da Algler (Latince deniz otu anlamındaki "alga" dan türetilmiştir ), büyük çoğunluğu fotosentetik olmasına ve bitkilere benzemesine karşın, bitkiler alemiyle yakın akraba olmayan bir grup sucul canlı grubudur."Yosun" tanımı çoğunlukla su yosunları (algler) için kullanılsa da; yosunlar, kara yosunları ve su yosunları (algleri) gruplarını kapsayan genel bir terimdir.Su yosunları, bitkilerin aksine, fotosentez ürünlerini nişasta formunda depolamazlar. Kloroplastları, sitoplazma içerisinde serbest olarak değil, granüller endoplazmik retikulum üzerinde bulunur. Klorofil-c taşırlar ve bitkilerde bulunmayan başka pigment maddeleri bulundurular. Çeşitli su yosunu gruplarına özel renklerini bu pigment maddeleri verir. Su yosunlarında, bitkilerdeki yaprak, gövde gibi elemanlarına benzeyen, ancak damar dokusu taşımayan, özelleşmemiş vücut bölümlerine "tallus" denir.Üremeleri, ikiye bölünme, tomurcuklanma, ana bitkinin büyümesi, spor hücrelerinin ya da eşey hücrelerinin üretilmesi şeklinde gerçekleşir.Fotosentetik su yosunları, sucul ortamların birinci derecedeki üreticileri olduklarından önemlidirler. Alglerin bir diğer önemi de, birçok sucul canlının besin kaynağını oluşturmalarıdır. Ayrıca, çeşitli endüstri alanlarında kullanılan bazı hammaddeler yine bu su yosunlarından elde edilmektedir. Yaşamı sona eren su yosunlarının dış iskeletleri dibe çökerek, denizel kayaçların yapısına katılır.Ekolojide su yosunlarıSu yosunları, tüm ekosistemlerin bütünlüğünün korunmasında önemlidir. Okyanuslarda bulunan diyatomlar ve diğer mikroskobik yosunlar, tüm dünyanın ihtiyacı olan fotosentetik karbon ihtiyacının üçte ikisini üretirler. Sularda yosunlar tarafından gerçekleştirilen fotosentez canlılara oksijen sağlar.Su yosunları, bununla birlikte suda yaşayan canlıların besin ve korunma gibi ihtiyaçlarını da karşılar. Bilinen tüm bitkiler içinde en hızlı büyüme oranını gösteren Büyük Okyanus'un dev su yosunu Macrocystis pyriferanın yaprakları haftada 3 ile 4.5 m arası boy verebilmektedir. Çok yıllık bu bitkiler yaklaşık 60 metre uzunlukta olabilirken, bazen 100 metre yüksekliğe kadar ulaşabilirler. Bu yosunlar yaklaşık 100 kg. ağırlığındadır.17. yüzyılın sonlarından beri, kahverengi alglerin yakılmasıyla mineralce zengin küllerinden sabun, cam, soda ve gübre yapımında kullanılan "potas" elde edilmektedir. Kimyasal maddeler arasında yer alan brom ve iyot ilk kez bu külden izole edilmiştir ve iyot hala Japonya'da deniz yosunlarından elde edilmektedir. Yosunlar yaygın bir şekilde gübre olarak kullanılmaktadır.Dünyanın bazı kesimlerinde kar altında yaşayabilen yosunlar, karın baharda pembe görülmesine sebep olurlar.BeslenmeSu yosunları özellikle doğu Asya ülkelerinde önemli bir besin kaynağıdır. A, B1, B2, B6 ve C vitaminleriyle niyasin, iyot, potasyum, demir, magnezyum ve kalsiyum açısından zengindir. Bazı yosun çeşitleri "destek besini" olarak ticari işletmelerce yetiştirilmekte ve paketlenerek satılmaktadır.Çin'de yaklaşık 70 çeşit su yosunu yenmektedir. Bu çeşitlerin en bilinenlerden biri fat çoydur. Japonya'da yaklaşık 20 yosun çeşidi yemeklerde kullanılmaktadır.Su yosunları (algler), birçok farkı sınıflandırma yapılsa da genel olarak, prokaryotik ve ökaryotik olmak üzere iki ayrı sınıfa dahil edilebilir.Ökaryotik alglerÖkaryotik algler, gerçek çekirdek, çekirdekçik ve zarla çevrilmiş organelleri olan alglerdir. Archaeplastida'ya ait üç grubu kapsar:Yeşil alglerKırmızı alglerGlaucophytaBu gruplarda, kloroplast iki zarla çevrelenmiş ve muhtemelen bir endosimbiyozdan gelişmiştir. Yüksek bitkilerdeki pigmentler yeşil alglerdekilere benzerken, kırmızı alglerdekiler daha farklı gelişmiştir.Klorofil-b taşıyan diğer iki alg grubu ise şöyledir:ÖglenalarChlorarachniophytaBu grup, iki ya da üç zarla kuşatılmış muhtemelen yeşil bir algi içine hapsederek gelişmiştir. Chlorarchniophyta grubu, bir algin çekirdeğine ait küçük bir çekirdek parçası içerir.Geri kalan algler, bütün kloroplastları klorofil-a ve c içeren alglerdir. Klorofil-c, prokaryotların hiçbirinde ve ilkel kloroplastlarda görülmez, fakat kırmızı alglerle olan genetik benzerlik akrabalıklarını gösterir. Bunlar;Heterokontlar (altınsarısı algler, diatomlar, kahverengi algler gibi.)Haptophyta (coccolithophora)CryptomonadlarDinoflagelltlarİlk üç grubun (Chromista), kloroplastları dört zarlıdır. Bu grupların bazı üyeleri fotosentetik değildir, bazıları plastid taşımaz ya da kloroplastları yoktur.Mavi-yeşil alglerAltınsarısı alglerAteşrengi alglerYeşil alglerKahverengi alglerKırmızı algler

http://www.ulkemiz.com/su-yosunlari-algler

Stromatolitler

Stromatolitler

Stromatolitler ( Yunanca strōma dan, yatak ve lithos, taş'tan) özellikle daha çok mavi-yeşil algler olarak bilinen siyanobakteri gibi mikroorganizmaların biyofilmlerinin tortu tanelerinin bir araya gelip yapışması, birikmesi ve donması ile sığ sularda oluşan genişleme eğilimli katmanlı yapılardır. Stromalitler konik, dallanmış, dairesel ve kolon tipi biçimlerde bulunur. İlk olarak 3,5 ila 3,8 milyar yıl önce oluştukları sanılmaktadır. Oluştukları zamandan 2 milyar yıl boyunca gezegenin mutlak hakimi, en gelişmiş yaşam formuydular. Stromalitler, Kambriyen öncesi fosil kayıtlarını barındırırlar ancak günümüzde çok az sayıdadırlar. Günümüzde sadece Batı Avustralya'da ki Shark Körfezinde bulunurlar. Varlıklarını burada sürdürebilmelerinin sebebi, körfez sularının siyanobakterileri yiyecek yaratıkların gelmesini engelleyecek kadar tuzlu olmasıdır. Çok az sayıdaki çok eski stromalitler fosilleşmiş mikroplar içerir.

http://www.ulkemiz.com/stromatolitler

Bıg Blue Dalış Okulu

Bıg Blue Dalış Okulu

Adres: Şair Arşi Cad. NO:27/B Göztepe - İSTANBULTel: (216) 363 07 07–363 85 00Faks: (216) 363 82 02GSM: (532)644 30 69Email: buyukmavidalisokulu@hotmail.com

http://www.ulkemiz.com/big-blue-dalis-okulu

Ayışığı Dalış Merkezi

Ayışığı Dalış Merkezi

Kurulduğu 1995 yılından beri, hedefi dalıcılarını dünya denizlerinde daldırmak olan dalış okulumuz bu dileğini 1997 yılının sonunda gerçekleştirmiş ve 16 kişilik bir kafile ile Kızıldeniz Hurghada'ya dalış turu organize etmiştir. O günden bu yana yılda en az 10 grup turu ve sayısız münferit organizasyon yapılmaktadır. Kendimize ait A Sınıfı Seyahat Acentamız Biber Turizm (Belge no: 3202) ile dünya denizlerinin en güzel köşelerine gitmeye ve yeni yerler keşfetmeye devam ediyoruz. Dünyanın en ünlü dalış noktalarına olan organizasyonların çoğunda artık AYIŞIĞI imzasını görmek mümkün. Raja Ampat, Bali, Sulawesi, Komodo, Maratua, Sipadan, Kapalai, Güney/Kuzey Kızıldeniz,  Hurghada, Sharm el Sheikh, Sudan, Umman, Filipinler ve Maldivler bunlara örnek olarak sayılabilir.Güney/Kuzey Kızıldeniz Mavi Turları ve bu turlarda fotoğraf atölyeleri ise uzmanlık alanımıza girmektedir. Aşağıda eminiz ki size de uygun bir dalış ya da yurtdışı gezi programı bulunacaktır. Turlarımızda tüm misafirlerimiz Biber Turizm seyahat acentamızın güvencesi altında; seyahat ve dalış sigortaları yapılarak, en kaliteli hizmet ile keyifli unutulmaz tatiller geçirmektedir. Adres : Ayışığı Dalış Merkezi - Biber Turizm No 3202Bağdat Caddesi Yıldız Ap. No : 11/47 Kat : 6   PK : 34724Kızıltoprak / İstanbul  Ofis Santral 1 : 0 (216) 349 56 89  Ofis Santral 2 : 0 (216) 418 22 44  Ofis Mobil Tel. : 0 (541) 349 56 01  Faks : 0 (216) 418 23 83  E-Mail   : info@ayisigidiving.comhttp://www.ayisigidiving.com

http://www.ulkemiz.com/ayisigi-dalis-merkezi

Canon EOS 600D Özellikleri

Canon EOS 600D Özellikleri

Sınıfında lider 18 megapiksel çözünürlük, kullanıcı dostu tasarım ve EOS ailesine ait tüm lensler ve aksesuarlar elinizin altındayken, EOS 600D hiçbir şeyin fotoğrafçılığınızı gölgelemesine izin vermez. 18 megapiksel CMOS sensörü Otomatik Akıllı Sahne modu Full-HD EOS Video Ekran üzerindeki Özellik Rehberi 3,7 kare/saniyeye kadar sürekli çekim Geniş alanlı 9 noktalı AF 1.040.000 noktalı değişken açılı 7,7 cm (3,0 inç) ekran Basic+ ve Yaratıcı Filtreler Yerleşik kablosuz flaş kontrolü Temel Özellikler 18 megapiksel CMOS Temel alanda çekimlerinize kolayca göz atın Düşük ışıkta harika çekimler Sahnenizi otomatik olarak analiz edip en iyi ayarları seçin Tüm ışık koşullarında görüntülerin doğru şekilde pozlanmasını sağlayın Yaratıcı kadrajlama seçenekleri için AF noktası seçimi Sürekli çekim Güçlü DIGIC işleme Yaratıcı kadrajlama seçenekleri için hareket ettirilebilen ekran Net görüntüleme için büyük ve parlak ekran Muhteşem 1080p filmler İlgi çekici filmleri kolayca oluşturun Görüntülerinize yaratıcı efektler uygulayın Temel alanda çekimlerinize kolayca göz atın Öğrenmenize yardımcı olacak fotoğraf makinesi içinde kılavuz Speedlite’larınızı fotoğraf makinenizden uzaktan kontrol edin EOS Sistemiyle deneysel çalışmalar yapın Detaylı Özellikler 18 MP APS-C CMOS sensor APS-C şekilli, 18 megapiksel CMOS sensörü ayrıntı ve netlik sahibi görüntüler yakalamanızı sağlar. Bu yüksek çözünürlük, daha geniş yazdırma boyutları ve resimlerden kırpılan parçalarının farklı düzenlemelerde kullanılabilmesini sağlar. ISO 100-6400 hassaslık ISO 12.800’e yükseltilebilen 100-6400 değerinde ISO aralığı, düşük ışık koşullarında, flaş kullanımına gerek kalmadan, yüksek kaliteli çekimleri tripotsuz yapabilmenizi sağlar. 14 bit görüntü işleme Canon EOS 600D gücünü üst düzey renk oluşumu, sorunsuz ton geçişleri ve sıkı gürültü kontrolü sağlayan 14 bit DIGIC 4 görüntü işlemcisinden alır. Otomatik Akıllı Sahne modu Otomatik Akıllı Sahne her kareyi detaylı bir biçimde inceler ve her zaman doğru ayarları seçerek sizin asıl önemli olan fotoğrafçılığınıza odaklanmanızı sağlar. Ekran üzerindeki Özellik Rehberi EOS 600D’nin Özellik Rehberi fotoğraf makinesi işlevlerinin çoğu ile ilgili açıklama sağlar ve bu işlevlerin nasıl kullanılacağı ile ilgili öneriler sunar. Full-HD EOS Video Kare hızı, pozlama ve sesi manuel olarak kontrol ederek Full-HD video çekin. Video Görüntüsü teknolojisi 2, 4 veya 8 saniyelik kısa çekimlerin, profesyonel olarak düzenlenmiş gibi görülen bir video dosyasında birleştirilmesini sağlar. Video Dijital Zoom, 3-10x büyütme sunar. 9 noktalı geniş alanlı AF ve iFCL ölçümü Merkezde olmayan nesneler için dahi hızlı, hassas odaklama sağlayan, bir adet merkezi çapraz tip sensörü de içeren, çerçeve üzerinde dağılmış dokuz AF noktası. 63 bölgeli iFCL ölçümü her defada hassas pozlama sağlar. 1.040.000 noktalı değişken açılı 7,7 cm (3,0 inç) ekran Yüksek netlik için 1.040.000 nokta içeren, 7,7 cm (3,0 inç) 3:2 Clear View LCD ekran ile özel açılardan çekim yapın. Basic+ Basic+ teknolojisi fotoğrafçıların temel otomatik ayarları ışık koşullarına veya ortama göre özelleştirmelerini sağlar. Yaratıcı Filtre Efektleri Yaratıcı Filtre Efektleri Raw ve JPEG dosyalarına çekimden sonra uygulanabilir: Oyuncak kamera, Yumuşak Odak, Minyatür Etkisi, Taneli Siyah Beyaz ve Balık Gözü simülasyonları. Yerleşik kablosuz flaş kontrolü Entegre kablosuz Speedlite flaş kumandası ve Easy Wireless teknolojisi, fazladan aksesuar gerektirmeden makineden ayrı TTL flaş sağlar. Tüm EF ve EF-S lensler ile kullanabilirsiniz EOS 600D tüm sistem tarafından desteklenir: flaş lambaları, uzak deklanşörler ve tüm dünyada profesyonel fotoğrafçıların güvenini kazanmış 60’tan fazla lens. Sensör Type 22,3 x 14,9 mm CMOS Effective Pixels Yaklaşık 18,0 megapiksel Total Pixels Yaklaşık 18,7 megapiksel Aspect Ratio 3:2 Low-Pass Filter Yerleşik/Sabit Sensor Cleaning EOS entegre toz temizleme sistemi Colour Filter Type Ana Renk Resim işlemcisi   Type DIGIC 4 Lens   Lens Mount EF/EF-S Focal Length 1,6x lensin odak uzaklığına eşdeğer Fokus   Type CMOS sensörlü TTL-CT-SIR AF System/ Points 9 AF noktası (merkezde f/5,6 çapraz tip, f/2,8’de ekstra hassasiyet) AF Working Range EV -0,5 – 18 (23 °C ve ISO100’de) AF Modes AI Focus Tek Çekim AI Servo AF Point Selection Otomatik seçim, Manuel seçim Selected AF Point Display Vizörde süperempoze (LCD ekranda belirtilir) Predictive AF Evet, 10 m¹’ye kadar AF Lock Tek Çekim AF modunda deklanşöre yarıya kadar basıldığında kilitlenir AF Assist Beam Yerleşik flaşı aralıklı çaktırma veya isteğe bağlı adanmış bir Speedlite flaş tarafından üretilir Manual Focus Lens üzerinden seçilir; Canlı Görüş Modu’nda varsayılan değer AF Microadjustment Yok EXPOSURE CONTROL   Metering Modes 63 alanlı SPC ile TTL tam diyafram ölçümü (1) Değerlendirmeli ölçüm (tüm AF noktalarıyla bağlantılı olarak) (2) Merkezde kısmi ölçüm (vizörün yaklaşık %9’unda) (3) Nokta ölçüm (vizörün merkezde yaklaşık %4’ünde) (4) Merkez ağırlıklı ortalama ölçümü Metering Range EV 1-20 (50 mm f/1,4 lensle ISO 100’le 23 °C ‘de) AE Lock Otomatik: Odak yakalandığında, değerlendirmeli ölçüm pozlamasıyla Tek Çekim AF modunda. Manuel: Yaratıcı alan modlarında AE kilit düğmesiyle Exposure Compensation 1/3 veya 1/2 kademeli olarak +/-5 EV (AEB ile birlikte kullanılabilir). AEB 1/2 veya 1/3 kademeli olarak 3 Çekim +/-2 EV ISO Sensitivity* OTOMATİK(100-6400), 100-6400 aralığı 1 kademeli olarak H (yaklaşık 12800) aralığına genişletilebilir Çekim   Type Elektronik kontrollü odak düzlemi deklanşör Speed 30-1/4000 saniye (1/2 veya 1/3 kademeli), Ampul (Toplam enstantane hızı aralığı. Kullanılabilir aralık çekim moduna göre değişir) Beyaz Dengesi   Type Görüntü sensörüyle otomatik beyaz dengesi Settings AWB, Gün Işığı, Gölge, Bulutlu, Tungsten, Beyaz Floresan ışık, Flaş, Özel. Beyaz dengesi telafisi: 1. Mavi/Amber +/-9 2. Macenta/Yeşil +/-9 Custom White Balance Evet, 1 ayar kaydedilebilir WB Bracketing Tek kademeli +/-3 seviye Deklanşöre her basışta odaklanan 3 resim. Seçilebilir Mavi/Amber sapma veya Macenta/Yeşil sapma Vizör   Type Pentamirror Coverage (Vertical/Horizontal) Yaklaşık 95% Magnification Yaklaşık 0,85x¹ Eyepoint Yaklaşık 19 mm (göz merceği lensinin merkezinden) Dioptre Correction -3 m ila +1 m-1 (diopter) Focusing Screen Sabit Mirror Hızlı geri dönüşlü yarım ayna (Aktarım: yansıtma oranı 40:60, EF600 mm f/4 veya daha kısa lensle ayna kesilmesi olmaz) Viewfinder Information AF bilgileri: AF noktaları, odak onay ışığı Pozlama bilgileri: Enstantane hızı, diyafram değeri, ISO hızı (her zaman gösterilir), AE kilidi, pozlama düzeyi/telafisi, nokta ölçüm dairesi, pozlama uyarısı, AEB Flaş bilgileri: Flaş hazır, yüksek hızda senkronizasyon, FE kilidi, flaş pozlama telafisi, kırmızı göz düzeltme lambası Görüntü bilgileri: Açık ton önceliği (D+), monokrom çekim, maksimum patlama (1 haneli gösterim), Beyaz dengesi düzeltme, SD kart bilgileri Depth of Field Preview Evet, Alan Derinliği önizleme düğmesiyle Eyepiece Shutter Askıda LCD Ekran   Type Değişken açılı 7,7cm (3,0 inç) 3:2 Clear View LCD, yaklaşık 1.040.000 nokta Coverage Yaklaşık 100% Viewing Angle (Horizontally/Vertically) Yaklaşık 170° Coating Dual Parlama Azaltma, kirlenme önleme Brightness Adjustment Yedi düzeyden birine ayarlanabilir Display Options (1) Hızlı Kontrol Ekranı (2) Kamera ayarları FLASH   Built-in Flash GN (ISO 100, meters) 13 Built-in Flash Coverage 17 mm odak uzaklığına kadar (35 mm eşdeğeri: 27 mm) Built-in Flash Recycle Time Yaklaşık 3 saniye Modes Otomatik, Manuel flaş, Entegre Speedlite Transmitter Red-Eye Reduction Var – kırmızı göz düzeltme lambasıyla X-Sync 1/200 saniye Flash Exposure Compensation 1/2 veya 1/3 kademeli olarak +/- 2EV Flash Exposure Bracketing Evet, uyumlu Harici Flaşla Flash Exposure Lock Var Second Curtain Synchronisation Var HotShoe/ PC Terminal Evet/ – External Flash Compatibility EX serisi Speedlite flaşlarla E-TTL II, kablosuz çoklu flaş desteği External Flash Control Kamera menü ekranından SHOOTING   Modes Otomatik Akıllı Sahne, Flaşsız, Yaratıcı Otomatik, Portre, Manzara, Yakın Çekim, Spor, Gece Portresi, Film, Programlı AE, Enstantane öncelikli AE, Diyafram öncelikli AE, Manuel, A-DEP Picture Styles Otomatik, Standart, Portre, Manzara, Doğal, Aslına Sadık, Siyah Beyaz, Kullanıcı Tanımlı (x3) Colour Space sRGB ve Adobe RGB Image Processing Açık Ton Önceliği Otomatik Işık Optimizasyonu (4 ayar) Uzak pozlama parazit azaltma Yüksek ISO hızı parazit azaltma (4 ayar) Lens çevresi aydınlatmasını Otomatik Düzeltme Temel+ (Ortam seçimine göre çekim, Işıklandırma ya da sahne tipine göre çekim) Yaratıcı filtreler (Grenli B/W, Yumuşak odak, Oyuncak kamera, Minyatür etkisi, Balık gözü) – yalnızca izleme sırasında Drive Modes Tek, Sürekli, Otomatik Zamanlayıcı (2s, 10s + uzaktan, 10s + sürekli çekimler 2-10) Continuous Shooting Maks. Yaklaşık 3,7 kare/sn yaklaşık 34 JPEG görüntü¹³, 6 görüntü RAW²³ LIVE VIEW MODU   Type Görüntü sensörlü elektronik vizör Coverage Yaklaşık %99 (yatay ve dikey) Frame Rate 30 kare/sn Focusing Manuel Odak (Ekranda herhangi bir noktada görüntüyü 5x veya 10x büyütür) Otomatik Odak: Hızlı modu, Canlı modu Metering Görüntü sensörlü gerçek zamanlı değerlendirmeli ölçüm Etkin ölçüm zamanı değiştirilebilir Display Options Izgara üst üste, Histogram Dosya Tipi   Still Image Type JPEG: İyi, Normal (Exif 2.30 uyumlu) / Fotoğraf Makinesi Dosya sistemi (2.0) için tasarım kuralı, RAW: RAW (14 bit, Canon orijinal RAW 2. sürüm), Digital Print Order Format [DPOF] Sürüm 1.1 uyumlu RAW+JPEG Simultaneous Recording Evet, RAW + Büyük JPEG Image Size JPEG 3:2: (L) 5184×3456, (M) 3456×2304, (S1) 2592×1728, (S2) 1920×1280, (S3) 720×480 JPEG 4:3: (L) 4608×3456, (M) 3072×2304, (S1) 2304×1728, (S2) 1696×1280, (S3) 640×480 JPEG 16:9: (L) 5184×2912, (M) 3456×1944, (S1) 2592×1456 (S2) 1920×1080, (S3) 720×400 JPEG 1:1: (L) 3456×3456, (M) 2304×2304, (S1) 1728×1728, (S2) 1280×1280, (S3) 480×480 RAW: (RAW) 5184×3456 Movie Type MOV (Video: H.264, Ses: Doğrusal PCM) Movie Size 1920 x 1080 (29,97, 25, 23,976 kare/sn) 1280 x 720 (59,94, 50 kare/sn) 640 x 480 (30, 25 kare/sn) Movie Length Maks süre 29 dk 59 sn, Maks dosya boyutu 4 GB Folders Yeni klasörler manuel oluşturulabilir ve seçilebilir File Numbering (1) Ardışık numaralandırma (2) Otomatik sıfırlama (3) Manuel sıfırlama Diğer Özellikler   Custom Functions 34 ayarla 11 Özel İşlev Metadata Tag Kullanıcı telif hakkı bilgileri (kamerada ayarlanabilir) Görüntü puanlama (0-5 yıldız) Intelligent Orientation Sensor Var Playback Zoom 1,5x – 10x, 15’lik adımlarla Display Formats (1) Bilgili tek resim (2 seviye) (2) Tek resim (3) 4 resimli dizin (4) 9 resimli dizin (5) Atlamalı Görüntü Slide Show Görüntü seçimi: Tüm görüntüler, Tarihe göre, Klasöre göre, Filmler, Fotoğraflar. Oynatma zamanı: 1/2/3/5 saniye Tekrarlama: Açık/Kapalı Histogram Parlaklık: Evet RGB: Evet Highlight Alert Var Image Erase/Protection Silme: Tek görüntü, Klasördeki tüm görüntüler, İşaretlenen görüntüler, korumasız görüntüler Koruma: Bir seferde tek görüntü silme koruması Menu Categories (1) Çekim menüsü (x4) (2) Oynatma menüsü (x2) (3) Ayar menüsü (x3) (4) Menüm Menu Languages 25 Dil İngilizce, Almanca, Fransızca, Flamanca, Danca, Portekizce, Fince, İtalyanca, Norveççe, İsveççe, İspanyolca, Yunanca, Rusça, Lehçe, Çekçe, Macarca, Rumence, Ukraynaca, Türkçe, Arapça, Tayca, Basitleştirilmiş Çince, Geleneksel Çince, Korece ve Japonca Firmware Update Kullanıcı tarafından güncelleştirilebilir Bağlantı   Computer Yüksek Hızlı USB Other Video çıkışı (PAL/ NTSC) (USB bağlantı noktasına entegre), HDMI mini çıkışı (HDMI-CEC uyumlu), Harici mikrofon (3,5 mm Stereo mini jak) Direk baskı   Canon Printers PictBridge destekli Canon Kompakt Foto Yazıcılar ve PIXMA Yazıcılar PictBridge Var Depolama   Type SD kart, SDHC kart veya SDXC kart Destek Sistemleri   PC & Macintosh Windows XP – SP3 / Vista – SP1 ve SP2 ( Starter Edition hariç) / 7 ( Starter Edition hariç) OS X v10.5-10.6 (Intel işlemci gerekir) Yazılım   Browsing & Printing ZoomBrowser EX / ImageBrowser Image Processing Digital Photo Professional Other PhotoStitch, EOS Yardımcı Programı (inc. Uzaktan Çekim), Resim Stili Düzenleyicisi Güç   Batteries 1 adet Şarjlı Li-iyon Pil LP-E8 Battery Life Yaklaşık 440 (23 °C ‘de, AE %50 FE %50)¹ Yaklaşık 400 (0 °C’de, AE %50 FE %50) Battery Indicator 4 düzey Power Saving 30 saniye ya da 1, 2, 4, 8 veya 15 dakika sonra güç kapanır Power Supply & Battery Chargers AC Adaptör Kiti ACK-E8, Pil Şarj Cihazı LC-E8, LC-E8E Fiziksel Ayrıntılar   Body Materials Paslanmaz Çelik ve iletken fiberli polikarbonat reçine Operating Environment 0 – 40 °C, %85 veya daha az nem Dimensions (WxHxD) 133,1 x 99,5 x 79,7 mm Weight (Body Only) Yaklaşık 570 g (CIPA test standardı, pil ve hafıza kartı dahil) Aksesuarlar   Viewfinder Eyecup Ef, Lastik Çerçeve Ef’li E serisi Diopter Ayarlı Lens, Göz Parçası Uzatıcı EP-EX15II, Açı Bulucu C Case Yarı Sert Kılıf EH19-L Wireless File Transmitter Eye-Fi kartlarıyla uyumlu Lenses Tüm EF ve EF-S lensler Flash Canon Speedlite flaşlar (220EX, 270EX, 270EX II, 320EX, 420EX, 430EX, 430EX II, 550EX, 580EX, 580EX II, Macro-Ring-Lite, MR-14EX, Macro Twin Lite MT-24EX, Speedlite Transmitter ST-E2) Battery Grip BG-E8 Remote Controller/ Switch Uzaktan Düğme RS-60E3, Uzaktan Kumanda RC-6 Other El Askısı E2   http://www.birkarefotograf.com/canon-eos-600d-ozellikleri/

http://www.ulkemiz.com/canon-eos-600d-ozellikleri

Afrodisias Müzesi

Afrodisias Müzesi

Aphrodisias ören yerinde 1961 yılından önceki kazılarından çıkan buluntular İzmir ve İstanbul Arkeoloji Müzelerine götürülmüştür. 1961 yılında Prof. Dr. Kenan T. ERİM tarafından başlayan kazılarda çıkan buluntular kazı evi depoları ve kasaları ile Müzenin Önündeki Deveci Hanına koyuluyordu. Bu buluntuların korunup sergilenebilmesi için ören yerinde bir müzenin kurulması kararlaştırıldı. Müze yeri olarak da şimdiki yer önerildi. Kültür Varlıkları ve Müzeler (Eski Eserler ve Müzeler ) Genel Müdürlüğü mimarlarından Sayın Erten ALTABAN tarafından çizilen müze planının inşaatına 1971-1972 kışında başlandı. İnşaat 1977 sonbaharında bitirildi. Hemen ardından teşhir çalışmalarına geçildi. Bu çalışmaların tamamlanmasının ardından Aphrodisias Müzesi yapılan resmi bir törenle dönemin Aydın Valisi Münir GÜNEY tarafından hizmete açıldı. Afrodisias Müzesi, Afrodisias Antik Kenti kazılarında ortaya çıkartılan eserlerin sergilendiği ve Müze ile Ören yerinin iç içe olduğu ender müzelerdendir. Küçük eserler salonunda ören yeri sahası içindeki Akropol Tepe ve Pekmez Tepe höyüklerinde yapılan kazılardan çıkartılan Kalkolitik Dönem, Bronz Çağı erken, orta ve geç dönemlerini kapsayan Prehistorik eserlerle, bu höyüklerden ve Afrodit Tapınağı çevresinden çıkarılan Lidya seramikleri, Arkaik, Klasik, Helenistik dönem eserleri ile ören yerinde yapılan kazılarda ele geçen Roma, Bizans ve Erken İslami devir eserleri sergilenmektedir.  Aphrodisias Müzesi teşhir ettiği heykeltıraşlık eserleri yönünden oldukça zengindir. Bu yönüyle önemli bir arkeoloji müzesidir. Baba Dağı yamaçlarından çıkartılan beyaz, mavi-gri mermerlerden Aphrodisias’lı heykeltıraşların yaptığı bu eserlerle her salonda Aphrodisias heykelciliğinin ayrı bir yönü teşhir edilmiştir. Bu salonlar; İmparatorluk Salonu, Melpomene Salonu, Odeon Salonu, Camekanlı Teşhir Galerisi, Camekanlar, Penthesilia Salonu ve kente adını veren Tanrıça Aphrodite Salonu, ayrıca iç bahçe ve avluda kentte çıkan lahitler teşhir edilmektedir. Müze eser koleksiyonunun en önemli bölümünü M.Ö. 1. yüzyılda Geç Helenistik Dönem’de faaliyete başlayıp, M.S. 5. yüzyıl Erken Bizans dönemine kadar varlığını sürdüren Afrodisias Heykeltıraşlık Okulu’nun ürettiği çok sayıdaki heykel ve kabartmaları ile muhtelif tipte lahitleri oluşturmaktadır. Bu plastik eserlere örnek olarak halen teşhirde bulunan Zoilos Frizi, Melpomene (Trajedi ilham veren esin perisi) heykeli, muhtelif imparator heykelleri, Polykleitos’un Diskophoros adlı heykelinin M.S. 1. yüzyıl mermer kopyasını, Akhilleus – Penthesileia grubunu, bebek Dionysos ve Satyr heykellerini, muhtelif Nike heykellerini, Afrodisias Afrodit’inin kült heykelini, rahip ve rahibe heykellerini örnek olarak gösterebiliriz.İlimiz Karacasu İlçesi Geyre Beldesi sınırları içinde bulunan Afrodisias Müzesi gelişim alanında, 166.012 metre2 alanlı toplam 23 adet taşınmazın kamulaştırılması tamamlanmıştır. Afrodisias Müze Binası Geyre vakfı tarafından restore edilmektedir.  Afrodisias Müze Müdürlüğü hizmet binasına ek olarak Geyre Vakfı tarafından yaptırılan ve Sebasteion Eserlerinin sergileneceği bina tamamlanmıştır. Binanın yapımına 2007 Mayıs ayında başlanmış olup, bina 2007 Ekim ayında tamamlanmıştır. Müze ek binasının teşhir ve tanzimi 2008 yılı Haziran ayında yapılmış ve yaklaşık 86 parça nadide mermer heykeltraşlık eserleri ziyaretçilerimize sunulmuştur. Yine ek bina yerinde bulunan stoa depoların yıkılması sonucu yeni stoa depolar da yapılmıştır.  Aphrodisias Müzesi’ne yapılan açılışla eklenen, Mimar Cengiz Bektaş'ın projesine uygun olarak inşa edilen Sebastion-Sevgi Gönül Salonu’nda görkemli mermer rölyefler, yapının iki yanı boyunca, öyküleri, özellikleri, katkıda bulunanların adlarıyla sergilenmektedir. Zemindeki camdan, kentin çok daha gerilere giden dokusu görülmektedir. Bir kabartmadan ötekine ilerlerken, o mermerin kaynağı olan Babadağ’a camdan bakabilmektesiniz ve hayranlık duyabilmektesiniz.

http://www.ulkemiz.com/afrodisias-muzesi

Tuhaf Gökada: Hoag Nesnesi

Tuhaf Gökada: Hoag Nesnesi

İçinde milyarlarca yıldızı barındıran tuhaf bir sistem..Arthur Allen Hoag 1950 yılında şans eseri bu nesneye rastladı ve onun zarif yapısını gören ilk kişi oldu. Tuhaf yapısıyla Hoag Nesnesi halkalı bir gökadadır ve galaksimiz Samanyolu'ndan biraz daha büyüktür. Kendisini keşfeden gökbilimci Hoag'ın adını almıştır. 600 milyon ışık yılı uzaklıkta, Yılan Takımyıldızı'nda yönündeki nesne, bize güneş sistemimizin incisi Satürn'ü anımsatıyor. Benzersiz yapısı birçok gökbilimciyi etkilemiştir.Halka kısmında genç, mavi, sıcak, parlak yıldızlar daha yoğun iken, merkeze yakın bir konumda daha yaşlı ve daha kırmızı yıldızlardan oluşan sarı bir çekirdek mevcut. İkisinin arasında ise karanlık görünen bir boşluk var (Boşluktan, şans eseri daha uzakta olan bir gökada görülebiliyor.) Hoag Nesnesi'nin nasıl oluştuğu henüz bilinmiyor. Ancak bu nesneye benzer başka cisimlerde tespit edilmiştir (Örnek olarak Araba Tekeri Gökadası). Bu nesnelerin tamamı "Halkalı Gökadalar" sınıfında toplanmaktadır.Peki nasıl oluşmuş olabilir? Yapılan gözlemlerde nesnenin son 1 milyar yıl içerisinde hiçbir gökada ile etkileşime geçmediği görülmüştür. Gökada milyarlarca yıl önce olan bir gökada çarpışmasından arta kalmış olabilir ya da şimdiye kadar çoktan yok olmuş gitmiş merkezi bir çubuğun kütleçekimsel etkisi olabilir.Taner GöçerKOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/tuhaf-gokada-hoag-nesnesi

Vega Yıldızı

Vega Yıldızı

Yaydığı parlak mavi ışıkla, yaz gecelerinin en parlak gökcisimlerinden biri olan Vega, yaklaşık 25 ışık yılı uzaklığı ile bize oldukça yakın bir yıldızdır. Şu anda, yaz üçgenini oluşturan 3 yıldız arasında, üçgenin en üst köşesindeki yıldız olarak onu görebilirsiniz. Spektral (ışınım rengi) sınıflandırmasına göre A sınıfı bir yıldız olan Vega, bizim güneşimizden yaklaşık 2.1 kat daha fazla olan kütlesiyle bir anakol yıldızı. Yani, henüz ömrünün sağlıklı döneminde ve tıpkı her sağlıklı anakol yıldızı gibi çekirdeğindeki hidrojeni yakarak enerji üreterek dengeli bir ömür sürüyor. Vega'nın fazla olan kütlesi, çekirdeğindeki hidrojeni daha hızlı ve yüksek miktarda yakmasına yol açtığı için, yüzey sıcaklığı Güneş'in iki katına yakın, yaklaşık 9.400 santigrat derece. Çapı da Güneş'in iki katından fazla, yaklaşık 3.4 milyon km kadar. Tüm bu büyüklük değerlerine bağlı olarak, yaydığı ışık ve enerji de Güneş'in 35 katından fazla. Tüm A sınıfı yıldızlar gibi (Güneş G sınıfıdır) Vega da pek uzun ömürlü değil. Bu tip yıldızların yaşam süreleri 300 milyon ila 1 milyar yıl arasında değişiyor. Kıyas yapmanız için söyleyelim; Vega'dan daha küçük kütleli olan Güneş benzeri G sınıfı yıldızlar yaklaşık 10-12 milyar yıl, K sınıfı yıldızlar 20-50 milyar yıl, M sınıfı yıldızlar ise 60 milyar ile 1 trilyon yıl arasında ömre sahipler. Vega'nın şu anda yaklaşık 450 milyon yıl yaşında olduğu hesaplanıyor. Kütlesiyle orantıladığımızda, önümüzdeki 50 ila 250 milyon yıl içinde çekirdeğindeki hidrojeni tüketerek helyum yakmaya başlayacağı ve bir kırmızı dev yıldıza dönüşeceği tahmin ediliyor. Bu şu anlama geliyor; bugün gökyüzündeki en parlak beşinci yıldız olan Vega, belirttiğimiz sürenin sonunda bir kırmızı deve dönüştüğünde çok ama çok parlak bir yıldız olarak gece göğünde yerini alacak. Kırmızı dev aşamasına dönüşmüş olan Vega kütlesindeki yıldızların parlaklığı, kırmızı dev aşamasındaki sürece göre normal parlaklıklarının onlarca ile yüzlerce katı arasında değişiyor. Bu da, Vega'nın şu anda gördüğümüz en parlak yıldız olan Sirius'tan bile çok daha parlak hale geleceğinin göstergesi. Ama bunun olmasına daha milyonlarca yıl var. Bu yıldızın insanları ilgilendiren ilginç bir özelliği de var. Dünya'nın eksenindeki 26.000 yıllık "salınım" döngüsü nedeniyle, bir zamanlar, atalarımızın mamut avladığı dönemlerde "Kutup Yıldızı"nın bulunduğu konumdaydı. Yaklaşık 11.000 yıl sonra salınım döngüsü tekrar başa dönerken, Vega yıldızı da farkedemeyeceğimiz kadar yavaşça kayarak Polaris'in yerine Kutup Yıldızı haline gelecek. Çok genç, fakat kısa ömürlü bir yıldız olan Vega'nın çevresinde bir gezegen oluşum kuşağı bulunuyor. Bu kuşak içinde oluşumunu tamamlamış veya halen oluşma aşamasında olan gezegenler bulunabilir. Buna yönelik ciddi şüpheler var. Fakat, birkaç yüz milyon yıl sonra Vega bir kırmızı dev yıldıza dönüşeceği için, bu gezegenlerin bir gelecekleri yok malesef. Bu gezegenler, Vega'nın yaydığı çok büyük miktarda radyasyona rağmen şu an mikroskobik düzeyde bir yaşam oluşmasına fırsat bulmuşsalar dahi, hepsi birkaç yüz milyon yıl içinde kavrularak yok olup gidecekler. Zaten Vega da 500-600 milyon yıl içinde dış katmanlarını uzaya saçıp, bir gezegenimsi bulutsunun merkezindeki beyaz cüceye dönüşerek ömrünü sonlandıracak. Özetle; Vega'dan gelen bir uzaylı yok. Vega'nın çevresindeki gezegenlerde yaşayan uygarlıklar yok. Vega, olası çok gelişmiş uygarlıkların turistik geziler yapıp fotoğraf çektirdiği bir yer olmaktan öte özelliğe sahip değil. KOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/vega-yildizi

Karbonhidrat Nedir ?

Karbonhidrat Nedir ?

Karbonhidrat, canlının yapısına katılmayan uzun süreli dozaj etkisi yaratan bir maddedir. Aktif aldehit veya keton grubuna sahip polihidroksi alkoller veya hidroliz edildiklerinde bu maddeleri veren bileşikler olarak tanımlanabilir.Bütün canlı hücrelerde bulunur. Doğada genellikle büyük moleküller halindedir. Vücuda alınan bu büyük moleküllerin hücrelere iletilmesi için canlı tarafından sindirilmesi ve uygun molekül büyüklüğüne kadar parçalanması gerekir.KarbonhidratlarKarbonhidratlar birinci dereceden enerji verici olarak kullanılırlar. Karbonhidratlar en çok Ekmek, makarna, fasulye, patates, kepek, pirinç,tahıl ve hububat içinde bulunurlar. Karbonhidratlar vücutta en çok bulunan üçüncü besin maddesidir. Yapıtaşları glikozdur. Depo şekli hayvanlarda glikojen bitkilerde ise nişasta şeklindedir. Kimyasal sindirimi ağızda başlar. DNA, RNA ve ATP'nin yapısına katılır.Yulaf, arpa ve buğdaydan yapılmış tahıl ürünleri karbonhidrat içerir. DisakkaritlerDisakkaritler çift şekerlerdir. Bir disakkarit iki molekül monosakkaritin glikozit bağı ile bağlanmasıyla oluşur. Bu bağlanma sırasında bağ sayısı kadar su ortaya çıkar. Buna dehidrasyon sentezi denir. İnsan ve hayvanların yedikleri disakkaritler, sindirim sisteminde monosakkaritlerine ayrılarak kullanılır. Canlılarda en çok bulunan disakkaritler; maltoz (arpa şekeri), sakkaroz diğer adı sükroz (çay şekeri), laktoz (süt şekeri)dirMonosakkarit + Monosakkarit → disakkarit + SuYukarıdaki olay bir dehidrasyondur. Disakkariti oluşturan monosakkaritler aynı cinsten olabilecegi gibi, farklı cinsten de olabilirler    glukoz + glukoz = maltoz + H2O    glukoz + fruktoz = sakkaroz + H2O    glukoz + galaktoz = laktoz + H2OOligosakkaritlerÜç ile altı arasında monosakkaritin birleşerek dehidrasyonu (su açığa çıkması) ile meydana gelirler. Bazı bitkilerde serbest olarak bulundukları gibi, karbonhidrat olmayan çeşitli maddelerin yapısına da katılırlar. Üç monosakkaritten ibaret olanlara trisakkarit, dörtlü olanlara tetrasakkarit denir.Raffinoz, heksozlardan türeyen önemli bir trisakkarittir. Fruktoz, glukoz ve sakkaroz moleküllerinden meydana gelmiştir. Şeker kamışında, okaliptüs türü ağaçlarda, pamuk tohumunda bulunur. Şeker üretimi esnasında melasta toplanır. Enerji vermenin yanı sıra yapı maddesi olarak da kullanılırlar. PolisakkaritlerÇok sayıda monosakkaritin dehidrasyonu ile oluşmuş büyük moleküllü karbonhidratlardır. Temel yapı birimi glikoz molekülüdür. Kolloid yapıda olan bir bileşiktir. Bitkilerde, ozmotik basıncı yükselteceğinden dolayı şekerler monosakkarit halde depolanamaz, bu nedenle polisakkaritlere çevrilerek saklanırlar.n (Monosakkarit) → Polisakkarit + (n-1) Su    Nişasta: En önemli bitkisel polisakkarittir. İyotla maviye boyanır ve monosakkaritlere parçalanmadan indirgenemez.    Selüloz: Binlerce glikoz molekülünden oluşmuş, suda erimeyen iyotla boyanmayan bir bitkisel polisakkarittir. Hayvanlarda Tulumlular hariç bulunmazlar.    Glikojen: Hayvanlarda bulunan polisakkarittir. Özellikle karaciğer ve kasta bu şekilde yedek enerji kaynağı olarak depo edilir.    Neuramin Asit: Sütteki oligosakkaritlerde bulunur ve membran oluşturan glikolipitte bulunur.    Uron Asidi ve Glikuron Asidi de diğer polisakkarit gruplarındandır.Karbonhidratların çoğu canlılar için temel besin maddeleridir. Yeşil bitkilerde fotosentez sonucu meydana gelirler. Otçul hayvanlar bu ihtiyaçlarını bitkilerden, etçil hayvanlar da otçullardan tedarik ederler. Vücutta 1 gr karbonhidratın yanması sonucunda ortalama 4 kalori açığa çıkar.Önemli PolisakkaritlerPolisakkaritler suda çözünmeyen büyük moleküllerdir. Belirtilmemiş olarak nişasta da bir glikoz polimeridir, depo polisakkaritidir. Ayrıca patojenik bakteriler de polisakkarit sentezleyebilirler. Polisakkaritler 4'e ayrılır. Bunlar;    Nişasta: Bitkilerde depo edilir.    Selüloz: Bitki hücre çeperinde bulunur.    Glikojen: Hayvanlarda bulunur, kas hücrelerinde ve karaciğerde depo edilir.    Kitin: Böceklerin iskeletinde ve kabuğunda bulunur.HeteropolisakkaritlerYapılarında monosakkaritlere ek olarak başka maddeler de içeren karbonhidratlardır. Ek gruplar kükürtlü veya azotlu olabilir. Çoğunlukla bağ dokuda yapı elemanı olarak kullanılır. Hiyalüronik asit, heparin, kertan sulfat, kondrotin sulfat başlıca örnekleridir.

http://www.ulkemiz.com/karbonhidrat-nedir-

NGC 1097 Sarmal Galaksisi

NGC 1097 Sarmal Galaksisi

Sarmal Galaksi NGC 1097, bizden 45 milyon ışık yılı uzaklıkta, Ocak Takımyıldızı yönünde bulunuyor. Mavi sarmal kolları, pembe renkleriyle kendilerini gösteren yıldız oluşum bölgeleri ile kaynıyor. Aynı zamanda sarmal kollar, sol alt köşedeki; kendisinden yaklaşık 40.000 ışık yılı uzaklıktaki, yerel komşusu olan cüce galaksiyi örtmüş durumda. NGC 1097, 9 Ekim 1970 tarihinde William Herschel tarafından gözlemlenip keşfedildi. Keşfinden bugüne kadar geçen süre içinde galakside toplam üç adet süpernova patlamasının gerçekleştiği gözlendi. Şili’de ki Avrupa Uzay Aşansı’nın (ESO) sahip olduğu; dört adet 8.2 metre çaplı ana aynaya sahip VLT (Çok Büyük Teleskop) ile yapılan gözlemlerde galaksinin merkezinde çok büyük bir süper kütleli kara delik tespit edildi. Galaksi merkezinin aynı zamanda Aktif Gökada Çekirdeği denen bir türün küçük örneği olduğu anlaşıldı. KOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/ngc-1097-sarmal-galaksisi

<b class=red>Mavi</b> Balina - B. musculus

Mavi Balina - B. musculus

Gök balina (Balaenoptera musculus), en büyükleri 33 metreyi bulan boyu ve 150 tonu geçebilen ağırlığıyla, gelmiş geçmiş en büyük hayvan olduğuna inanılan bir deniz memelisidir. Cetacea (balinalar) takımının Mysticeti (dişsiz balinalar) alt takımına dahil türlerden olan gök balina, Arktik Okyanus dışındaki tüm dünya denizlerinde yayılım gösterir. Daha çok bireysel ya da anne ve yavrusunu içeren çiftler halinde yaşayan, 2-3 yılda bir ve yaklaşık bir yıllık gebelik süresi sonunda tek yavru doğurarak üreyen gök balina, dünyanın ispermeçet balinasından sonraki en yüksek sesli ikinci hayvan türüdür. 80 yıla kadar yaşayabilecekleri öngörülen gök balinaların tek doğal düşmanı ise katil balinalardır. Diğer dişsiz balinalar gibi, gök balinalar da temelde zooplankton (özellikle kril) avlayarak beslenirler. Balina avcılığının ilk dönemlerinde görece küçük ve yakalanması kolay olan ispermeçet ve benzeri balinaların nüfuslarının çok azalması sonucunda, balina avcılarının gözü daha büyük balinalara çevrilmiştir. 1864'de buharlı gemiler ile büyük balinaları avlamak için özel olarak tasarlanmış zıpkınların balinacılıkta devreye girmesiyle birlikte, gök balinalar da hedef haline gelmiş ve Uluslararası Balinacılık Kurulu'nun bu canlıların avlanmasını 1966'daki yasaklayışına kadar geçen 100 yıllık dönemde de küresel nüfusları 100 yıl önceki nüfuslarının %1'inin altına inmiştir.Uluslararası Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği'nin oluşturduğu Tehdit Altındaki Türlerin Kırmızı Listesi'nde ilk yer aldığı günden bu yana tehdit altındaki türlerden olduğu kabul edilen gök balinalar, 2002 yılının bir araştırmasına göre (Committee on the Status of Endangered Wildlife in Canada, 2002), 5000 ila 12000 gibi geniş bir tahmin aralığında değişen nüfusları ile en az beş topluluğa dağılmış olarak dünya denizlerine yayılmış durumdadırlar. Koruma altında olsalar da denizlerdeki kirlenme ve giderek artan okyanus trafiğinin seslenişlerini boğarak eş bulmalarını güçleştirmesi gibi etkenler, gök balina nüfuslarının geri kazanılmasının önündeki tehditlerdir.EvrimGök balina Balaenoptera cinsi balinalara dahil olan yedi türden biridir ama kalıtsal çözümlemelerle yürütülen evrimsel akrabalık çalışmalarının gösterdiği üzere, dahil olduğu cins içindeki diğer türlerden çok kambur ve gri balinalara yakın durmaktadır. Buna mukabil, bir gök balina ile aynı cinsin başka bir türü olan uzun balina arasındaki kalıtsal farkın da bir insan ile bir goril arasındaki fark kadar olduğunu belirtilmiştir (Aranson ve Gullberg, 1983). Ayrıca, bugüne kadar, gök balina ile uzun balina melezi olan en az onbir erişkin balina doğada saptanmış ve kaydedilmiştir.Balaenopteridae ailesinin orta Oligosen devrinde ve Mysticeti (dişsiz balinalar) alt takımındaki diğer ailelerden farklılaştığına inanılmaktadır. Ancak, bu ailelerin üyelerinin ne zaman farklılaştığı henüz bilinmemektedir.SınıflandırmaBazı uzmanlar gök balinayı üç alt türe ayırmaktadırlar ki, bu alt türlere ait gök balina nüfuslarının okyanuslardaki dağılımı da farklıdır:▪ B. musculus musculus      :     Kuzey Atlantik ve Kuzey Büyük Okyanus'taki nüfus▪ B. musculus intermedia      :     Antarktika çevresindeki Güney Okyanusu nüfusu▪ B. musculus brevicauda      :     Hint Okyanusu ve Güney Büyük Okyanus nüfusu ("cüce gök balina" olarak da bilinirler)Bazı uzmanlar ise B. musculus indica adlı ve Hint Okyanusu'na özgü bir başka alt türü de ayırırlar. Ancak, diğer üç alt türün aksine, Uluslararası Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği'nin oluşturduğu Tehdit Altındaki Türlerin Kırmızı Listesi'nde (UDKB'nin Kırmızı Listesi) B. musculus indica yer almaz.Kimi bilimciler her iki alt tür sınıflamasına da şüpheyle yaklaşmaktadır. Kalıtımsal çözümlemeler ise muhtemelen yalnızca iki gerçek alt türün olduğuna işaret etmektedir.AdlandırmaTüre özgü ad olan "musculus" Latince'dir ve temelde "kas, kaslı" anlamlarını taşırsa da "küçük fare" olarak da yorumlanabilir. Bu türü 1758'deki önemli çalışmasında adlandıran Linnaeus büyük olasılıkla bunun farkındaydı ve esprili bir insan oluşu da göz önünde bulundurulursa, ironik ikili anlamı nedeniyle bilerek "musculus" adını seçmişti.Fiziksel özelliklerBaş ve boyun bölgesiYandan bakıldığında yassı, üstten bakıldığında ise U şekilli ve geniş olan başın yassı ve üst kısmında, soluk deliği bölgesinden üst dudağın tepesine uzanmak üzere, çok belirgin bir kabarık çizgi vardır.Baş ve boyun bölgesi çok yumuşak olduğundan çok kolay darbe alabilir.Soluk delikleri ikizdir ve önde ve yanlarda, oldukça büyük, kabarık çıkıntılarla su girişi ya da sıçramasına karşı korunurlar. Bu deliklerden soluk verme sırasında oluşan püskürtü tek ve dikey bir sütun halindedir; genellikle 6-9 m'ye kadar yükselse de 12 m'ye kadar çıkabilir ve durgun bir günde kilometrelerce uzaktan görülebilir.Ağzın alt çenesinin ön kısmı, üst çeneden aşağıya sarkan balina çubukları nedeniyle, görece kalındır. Siyah renkli olan balina çubuklarının uzunlukları üst çenedeki yerleşim yerlerine göre değişir: ön kısımlarda bulunanlar yaklaşık 50 cm, arkalarda bulunanlar ise yaklaşık 1 m kadardır. Üst çenenin her iki yanında 260-400 kadar (tüm üst çenede toplam 520-800) bulunan ve hayvanın beslenmesinde çok önemli işlevi olan bu yapılar ağız içinde, geriye doğru, yaklaşık yarım metre kadar uzanır (bakınız, Beslenme).Boyun kısmındaki 60 ila 90 kadar oluk gövdeye paralel olarak uzanır. Boyunca katlantılı olan ve alt çene bölgesinden neredeyse karına kadar uzanan bu oluklar, beslenme sırasında gök balinanın boğazının olağanüstü genişlemesini ve hayvanın besin dolu deniz suyunu büyük miktarlarda ağzına alabilmesini sağlar (bakınız, Beslenme). Bu olukların bir diğer işlevi de gök balinanın yüzerken karşılaştığı su direncini azaltmaktır. Hayvanın boyun bölgesi soluk, beyazımsı bir renge sahiptir.GövdeBiçim: Gök balinanın başından kuyruğuna doğru incelen, uzun bir gövdesi vardır ve diğer balinaların çok daha tıknaz görünümü ile karşılaştırıldığında, daha ince görünmektedir.Renk:    Özellikle suyun üstünden bakıldıklarında düz mavi ya da düz gri renkliymiş gibi izlenebilen mavi balinalarda hakim olan renk alacalı bir mavi-gridir. Genellikle açık renkli zemin üzerindeki koyu renkli beneklerden oluşan alacalı görünümün yoğunluğu bireyden bireye değişebilir; boyun bölgesi dışında ve özellikle sırt, yanlar ve karında belirgindir; bazen de koyu zemin üzerinde açık renkli benekler şeklinde izlenebilir.    Kuzey Büyük Okyanusu, Kuzey Atlantik ve Antarktika'nın soğuk sularında diatom adlı mikroorganizmalar ile beslenen gök balinaların gövdesi de ince bir diatom tabakası ile kaplanır. Bu tabaka nedeniyle, hayvanların alt yüzeylerinin sarımsı yeşil ya da turuncumsu kahverengi bir renk tonu aldığı görülür. Eski balina avcılarının gök balinalara "kükürt dipli" anlamına gelen "sulphur bottom" adını yakıştırmış olmalarının sebebi de bu özelliktir.YüzgeçlerSırt yüzgeci genel olarak küçüktür ve daha çok hayvanın dalışa geçtiği sırada ve kısa bir süre için izlenebilir. Bu yüzgecin şekil ve büyüklüğü bireyden bireye değişkenlik gösterebilir; kimisinde ancak farkedilebilecek bir çıkıntı şeklindeyken, kimisinde oldukça belirgin ve orak şekilli olabilir. En belirgini bile en fazla 30 cm yüksekliğe sahip olan sırt yüzgeci oldukça arkaya doğru yerleşimlidir: kuyruktan itibaren, hayvanın boyunun dörtte biri kadar mesafede bulunur.Göğüs yüzgeçleri 3-4 m kadar uzundur ve uçlara doğru incelir. Bu yüzgeçlerin alt tarafı beyazdır ve bu beyazlık genellikle gri olan üst tarafın kenarlarını ince bir sınırla çevreleyecek kadar üst tarafa uzanır.Kuyruk yüzgeci de göğüs yüzgeçleri gibi, genellikle düz gridir. Geniş ve üçgen biçimli olan kuyruk yüzgecinin arka kenarı düzgündür ve bu kenarın kuyruk kanatlarından gelen iki yarısı ortadaki bir belirgin girintide birleşir. Kuyruk kanatlarının uçları arasındaki mesafe 7.5 m kadar olabilir. Genel olarak alacalı renkli olan gövdenin aksine, göğüs ve kuyruk yüzgeçlerinin rengi nadiren alacalıdır.Büyüklük140 tonu geçebilen ağırlığı ile mavi balinanın gelmiş geçmiş en büyük hayvan olduğuna inanılmaktadır. Dinozorlar çağında yaşadığı bilinen en büyük canlı Argentinosaurus'dur ve Mesozoik devirde yaşamış olan bu canlının ağırlığının bile ancak 90 tona ulaşabildiği tahmin edilmektedir.Bugüne kadar en büyük gök balinanın bulunup bulunmadığına ilişkin bir belirsizlik vardır. Bu konudaki çoğu veri 20. yüzyılın ilk yarısında Atlantik Okyanusu'nda öldürülmüş olan gök balinalara aittir ve standart zoolojik ölçüm yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmayan balina avcılarınca kaydedilmiştir.Ağırlık ve boy :Gök balinaların ağırlığının ölçülmesi, dev boyutları göz önünde bulundurulduğunda, oldukça güç bir iştir. Balina avcılarının öldürdüğü çoğu gök balina bir bütün olarak değil, tartılabilir parçalara ayrıldıktan sonra ölçülmüştür ki, parçalama işlemi sırasında kaybolan kan ve diğer sıvıların ağırlığı dikkate alındığında, elde edilen sonuçların toplam ağırlık hakkında olması gerekenden düşük tahminlere yol açmış olması kaçınılmazdır. Buna karşın, 45 m'ye kadar uzunluğu olan gök balinalar hakkında 300-450 tonluk ölçümlere ait kayıtlar vardır. Yine bu dönemlerden gelen veriler söz konusu olduğunda, kayıtlara geçmiş en uzun bireyler 33.6 ve 33.3 m boyundaki iki dişidir ama bu verilere şüpheyle yaklaşılmaktadır.Amerikan Ulusal Deniz Memelileri Laboratuvarı (UDML) bilimcileri 30 m'lik bir bireyin 250 tondan fazla olacağına inanmaktadır. UDML'nin bugüne kadar yapabildiği en kesin ağırlık ölçümü 177 tondur ve bir dişi gök balinaya aittir. Aynı laboratuvarın bugüne dek ölçebildiği en uzun gök balina ise 29.9 m'dir. Bu uzunluk, yaklaşık olarak, bir Boeing 737 yolcu uçağının ya da arka arkaya duran üç belediye otobüsünün uzunluğuna eşittir.Tüm alt türler dahil edilerek konuşulacak olursa, gök balinaların uzunluk ortalamasının yaklaşık 25 m ve ağırlık ortalamasının da yaklaşık 115 ton olduğu söylenebilir. 29 m'ye ulaşabilen boyuyla Antarktik B. musculus intermedia en büyük, en fazla 24 m'ye ulaşabilen B. musculus brevicauda ise en küçük alt türdür. Kuzey yarı kürenin hakim alt türü olan B. musculus musculus ise ortalama 25 m'ye ulaşır. Diğer balina çubuğu balinalarında olduğu gibi, gök balinalarda da aynı yaştaki bireylerden dişi olanlar daha büyüktür.Diğer ölçüm ve karşılaştırmalar :    Bir gök balinanın kafası o kadar geniştir ki, dili üzerinde 50 insan ayakta durabilir.    150 tonluk bir mavi balinanın 450 kg'lık kalbinin büyüklüğü küçük bir araba, örneğin bir Volkswagen Beetle kadardır ve toplamda yaklaşık 6500 litre olan kan hacmini dolaştırır. Hayvanın aort gibi büyük bir atardamarının içinde bir insan bebeği emekleyebilir.    Akciğer kapasitesi 5,000 litredir.ÜremeGök balinalar 6-10 yaşlarında, erkeklerin ortalama boyu 23 m ve dişilerinki ise ortalama 24 m iken cinsel olgunluğa erişirler: erkekler belirtilen yaş aralığının sonunda, dişiler başında olgunlaşır. Çiftleşmeler sonbaharın ikinci yarısında başlar ve kış sonuna kadar devam eder. Çiftleşme davranışları ve doğurma yerleri hakkında çok az bilgi olan gök balinalarda dişiler, tipik olarak, her 2-3 yılda bir ve kış başında doğururlar; gebelik süresi 10-12 aydır.Yeni doğan gök balina yaklaşık 2-3 ton ağırlığında ve 7-8 m boyundadır. Anne yavrusunu 7-8 ay boyunca, yavru ortalama 16 m boya ve 20-21 ton ağırlığa ulaşıp da sütten kesilme dönemine girene kadar emzirir. Emzirme dönemindeki yavru gök balina annesinin yağdan %40-50 oranında zengin sütünden her gün 380-400 litre emer; ağırlığı günde 90 kg (yaklaşık 4 kg/saat) kadar artarken, boyu da günde yaklaşık 4 cm uzar.Toplumsal yapıGök balinaların toplumsal bir yaşamı pek yoktur; tek başlarına ya da çiftler (daha çok anne ve yavrusu) halinde yaşarlar. Buna mukabil, başlıca beslenme bölgelerinde bir ya da birkaç düzinelik, kendi içlerinde dağınık topluluklar halinde bir araya gelebilirler.Çeşitli sesler çıkararak haberleşmek bireyler arasındaki çok önemli bir iletişim yoludur. Bunun dışında, görece seyrek de olsa su yüzüne sıçramak ya da kuyruk çıkarmak gibi davranışlar da sergileyebilirler.Gök balina dünyadaki ikinci en yüksek sesli hayvan türüdür; birincilik ispermeçet balinasına aittir. Bir metrelik ölçüm uzaklığında ve bir mikropaskallık başvuru basıncı üzerinden yapılan ölçümlerle, gök balinaların kaynak seviyesinde 155-180 desibellik (dB) ses çıkarabildikleri gösterilmiştir (Cummings ve Thompson, 1971; Richardson ve arkadaşları, 1995). Bunun, farklı standart başvuru basınçlarına göre ölçümler ve hava ve suyun farklı ses öz dirençlerini dikkate alan hesaplar sonucunda, havadaki 89-122 dB'lik bir ses aralığına denk olduğu bulunmuştur. Karşılaştırmak gerekirse, bir havalı matkap yaklaşık 100 dB'lik ses çıkarır.Bu kadar yüksek düzeyli sesler çıkarabilmelerine karşın, insanların gök balinaları ikinci en yüksek sesli hayvan olarak algılamaları pek olası değildir:    Tüm gök balina toplulukları 10-40 hertz (Hz) aralığındaki temel frekans ile seslenirler.    Bir insanın algılayabileceği en düşük frekans ise tipik olarak 20 Hz'dir. Gök balina seslenişleri genel olarak 10-30 saniye kadar sürer. Sri Lanka kıyılarının açıklarında izlenen gök balinaların ise her biri iki dakika kadar sürebilen dört notadan oluşan "şarkılar" tekrarladıkları kaydedilmiştir. Kambur balinaların iyi bilinen şarkılarını hatırlatan bu davranış diğer gök balina topluluklarında gözlenememiştir ve yalnızca B. musculus brevicauda (cüce gök balina) alt türüne özgü olabileceği düşünülmektedir.Bilimciler gök balinaların niye seslendiklerini henüz çözememişlerdir. Richardson ve arkadaşları (1995) altı olası neden üzerinde durmaktadır:    1. Bireyler arası mesafenin korunması    2. Tür ve bireylerin tanınması    3. Durumsal bilgi aktarımı (örnek: beslenme, kur yapma, uyarı)    4. Toplumsal düzenin korunması (örnek: dişi ve erkekler arasındaki temas seslenişleri)    5. Konum özelliklerinin aktarılması    6. Av kaynaklarının konumlandırılmasıBeslenmeGök balinalar hemen tamamen kril ile beslenir ve bu zooplanktonların hangi türlerini avladıkları okyanustan okyanusa değişir.:▪ Kuzey Atlantik'te      :     Meganyctiphanes norvegica, Thysanoessa raschii, Thysanoessa inermis ve Thysanoessa longicaudata▪ Kuzey Büyük Okyanus'ta      :     Euphausia pacifica, Thysanoessa inermis, Thysanoessa longipes, Thysanoessa spinifera ve Nyctiphanes symplex▪ Güney Okyanusu'nda      :     Euphausia superba, Euphausia crystallorophias ve Euphausia vallentiniBeslenme mevsimindeki mavi balinaların denizlerdeki dağılımını belirleyen temel unsur besinin bulunabilirliğidir. Bireyler bir bölgede çok uzun kalmazlar ve tekil ya da çiftler halinde dolaşırlar. Bu arada hem kıyıya yakın sularda, hem de açık denizde izlenebilirler.Daima bulabildikleri en yüksek yoğunluktaki kril sürüleri ile beslenmeyi tercih ettikleri için, gök balinaların gündüzleri tipik olarak beslendikleri derinlikler 100 m'den fazla olabilir ve ancak geceleri yüzeye yakın beslendikleri izlenir. Çünkü kriller fitoplanktonla beslenmek için gece 100 m derinlikten yüzeye doğru günlük göç ederler. Balinalar da krilleri avlamak için bu göçü izlerler. Beslenme için ortalama dalış süresi 10 dakikadır ama 30 dakikaya varabilen, daha kısa süreli (15-20 saniyelik) yüzeye çıkmalar ile bölünen, uzun seriler halinde süren dalışlar da kaydedilmiştir. Bugüne dek kaydedilmiş en uzun dalış süresi ise 36 dakikadır (Sears, 1998). Nefes almak için yüzeye çıkan gök balina soluk deliği ve omuz bölgelerini suyun üstüne diğer büyük balinalara (örneğin, uzun balina) göre daha çok çıkarır. Bu da denizdeyken tür belirlemede kullanışlı bir ipucu olabilir.Diğer çubuklu balinalar gibi mavi balinalar da genişçe açtıkları ağızları ile ileri hamle yaparak beslenirler:    Böyle bir hamleyle, boyun bölgesinde yer alan boyunca katlantılı oluklar sayesinde boğazının olağanüstü genişlemesinin de yardımıyla[4], gök balina besin dolu büyük miktarlarda deniz suyunu ağzına alır.    Genişleyen boğazın geri kasılması ve dilin de yukarı doğru ittirmesiyle birlikte, ağızdaki su öne doğru sıkıştırılır ve balina çubuklarının arasından süzülmeye zorlanır.    Ağızdaki su boşalınca, balina çubuklarına takılmış olan kril süzüntüsü yutulur.Ted Dewan'ın "Balina ve Diğer Hayvanların İçinde" (Inside the Whale and Other Animals) adlı kitabına göre, kril yanında küçük balıklar ve mürekkep balıkları da mavi balina tarafından süzülebilir; hatta, kril ile beslenen başka kimi canlılar bile yutulabilir.Bahsi geçen bu tarzı beslenme sezonu boyunca sürdüren gök balina, deyim yerindeyse, kendini besin ile tıka basa doldurur ve günde 2-4 ton kadar kril tüketir. Bu kadar ağırlık günde ortalama 40 milyon krile denktir. GöçGök balinalar mevsimsel olarak göç ederler:    Bahar aylarında kutuplara doğru yapılan göçün amacı, bu bölgelerin besin açısından çok zengin soğuk sularında avlanmaktır.    Sonbahar aylarında tropik altı bölgelere yapılan göç ise enerji tüketimini azaltmak, buzlar arasında sıkışmaktan kaçınmak ve sıcak sularda üremek içindir.Genel olarak izlenen seyir hızları yaklaşık 20 km/saat'tir. Ancak, güçlü ve hızlı yüzücülerdir ve gerekirse 50 km/saat'e yaklaşan hızlara çıkabilirler.Aynı anda saatte 300km hız yapabilirlerÖmürBilimciler gök balinaların en az 80 yıl yaşayabileceklerini öngörmektedirler ancak bireylerin izlenmesine ilişkin kayıtlar balina avcılığı dönemine kadar ulaşmamaktadır. Dolayısıyla da bu öngörünün doğrulanması için henüz çok erkendir. Bugün için, bir gök balina hakkındaki en uzun kayıtlı çalışma kuzeydoğu Büyük Okyanus'ta izlenen bir bireye aittir ve 43 yılı kapsamaktadır (Sears, 1998).Balinaların tek doğal düşmanı katil balinalardır. Katil balina sürülerinin özellikle genç bireylere saldırdığı bilinmektedir. Erişkin gök balinalar üzerinde yapılan gözlemlerde, katil balina saldırılarını gösteren yara izleri taşıyan bireylerin oranının %25'lere vardığı saptanmıştır (Calambokidis ve arkadaşları, 1990). Böyle saldırılara bağlı ölüm hızının ne olduğu bilinmemektedir.Gök balinaların karaya vurması çok nadir bir olaydır ve toplumsal yaşam tarzları nedeniyle de örneğin yunuslarda gözlenen toplu karaya vurmalar hiç görülmemiştir.

http://www.ulkemiz.com/mavi-balina-b-musculus

Karadelikler Etraflarındaki Her Şeyi Yutar Mı?

Karadelikler Etraflarındaki Her Şeyi Yutar Mı?

Popüler bilim zaman zaman bize öyle şeyler aşılıyor ki, kendi ile ters düşerek bilimsellikten uzak belirli kalıpları ezberlerimize yerleştiriyor. Bunlardan birisi ise hepimizin çok merak ettiği karadeliklerin çekim kuvveti konusunda. “Karadelikten ışık bile kaçamaz, her şeyi içine çeker” cümlesi öyle bir algılanıyor ki, karadelikler bebek bezi reklamlarındaki her şeyi içine çeken bezler gibi her şeyi her yerden sonsuza dek içine çeken cisimler olarak kafamızda yer ediyor.Bu cümle her ne kadar doğru olsa da eksik. Daha doğru şekilde anlamak için doğru bir şekilde ifade etmemiz gerekiyor. Bunun için öncelikle belirli kalıpları incelememiz gerek. Bunlardan en başta geleni “Schwarzschild Yarıçapı”. Tanımı oldukça basittir, küresel yapıya sahip bir kütlenin yüzeyindeki kaçış hızı, bildiğimiz sınır değer olan ışık hızına eşit olduğu nokta Schwarzschild Yarıçapı’dır. Şimdi karadelikten ışık hızıyla kaçabilir miyiz sorusunun cevabını arayabiliriz. Elimizdeki bilgi son derece basit. İlgilileri için Schwarschild Yarıçapı’nın matematiksel hesaplaması aşağıdaki gibi.Schwarzschild yarıçapında, yani karadeliğin yüzeyinde, ulaşılabilecek en büyük değer olan ışık hızı kaçış hızı olduğundan ışık dahi olsanız kaçamazsınız. Dolayısıyla bu noktadan itibaren ışık dahi dışarıya kaçamaz. İşte bu karadelik olmak için gerekli limit yarıçap-kütle ilişkisini bize verir, zaten karadeliğin “kara” olarak adlandırılması da bu sebeptendir. Lakin, yüzeyden biraz daha ötede olacak olursanız bu durumda kaçış hızı ışık hızından nispeten daha düşük olacağından ışık bu noktadan kaçabilir.Aşağıda gözlemsel bir çalışmanın sonucu yapılmış bir simülasyon izleyeceksiniz. Simülasyonda karadeliğe(mavi nokta ile gösterilmiş) yaklaşmakta olan bir yıldız görünüyor. Kısa bir süre sonra, bu simülasyonda altta gösterildiği gibi günlerle ifade ediliyor, yıldız dağılıyor. Burada dağılan yıldız Güneş benzeri bir yıldız olarak, karadelik ise milyon Güneş kütleli bir karadelik olarak kullanılmış. Simülasyonda yıldızın darmadağın olduğunu görüyoruz. Fakat ortada bir patlama söz konusu değil. Öyleyse bu yıldız neden paramparça oluyor ya da neden karadeliğin içine çekilmiyor?Karadeliğe yaklaşma anını eğer dikkatle izlerseniz yıldızın izlediğin yolun esasında karadelik ile aynı doğrultuda olmadığını görebilirsiniz. Yani yıldız ile karadelik kafa kafaya gelmiyor, yıldızın hareketi karadeliği teğet geçecek şekilde. Fakat yıldız karadeliğe yaklaştıkça artan çekim kuvvetinin etkisiyle yörüngesi sapmaya, karadeliğe doğru çekilmeye başlıyor. Bu esnada yıldız giderek artan bir hız kazanıyor. Karadeliğe çok yaklaştığında ise yıldız hala karadelikten bir miktar uzakta.Dolayısıyla yıldız karadeliği deyimi yerindeyse sıyırarak geçiyor. Fakat karadeliğin uyguladığı muazzam çekim gücü yıldız üzerine etkiyerek yıldızın dağılmasına sebep oluyor. Bunu daha iyi anlamak için karadeliği geçip parçalandığı ana dikkat edelim. Bu noktada yıldız mevcut yüksek hızıyla kaçmaya çalışırken, karadeliğin çekim gücüyle de geriye çekilmeye zorlanıyor. Bu iki hareketin altında yıldızın kaderinde spagetti gibi uzayıp parçalanmaktan başka seçenek yoktur.Sonuç olarak yıldızın bir kısmı kazandığı hızdan ötürü uzayda dağılarak ilerlerken bir kısmı karadeliğin etrafında bir “toplanma diski” oluşturuyor. Simülasyonda kırmızı alanlar az yoğun, beyaz alanlar ise daha yoğun alanları gösteriyor.Dikkat ederseniz yıldızın yalnızca bir kısmı sadece karadelik tarafından yutulmak üzere toplanıyor, bir kısmı ise uzayda paramparça da olsa ilerlemesine devam ediyor.İşte bunun tüm sebebi yıldızın karadelik ile olan yakınlaşma şekli. Burada çekim kuvveti aynı zamanda yıldızı kendine doğru çekerken, aynı zamanda bu çekimden ötürü yıldıza kazandırdığı hızla yörüngesi etrafında bir sapan gibi fırlatıyor. Hatta ve hatta biz bugün karadeliklerin varlıklarını bu sayede bilebiliyoruz. Çünkü yıldız olamayacak kadar büyük kütlelerde görünmeyen bir cismin etrafında dönen yıldızlar mevcut.Yukarıdaki videoda gökadamız Samanyolu merkezindeki karadeliğin etrafında dolanan yıldızların yörüngeleri gösteriliyor. Buradan da açıkça görebiliyoruz ki Schwarzschild Yarıçapı’nın ötesinde olaylar bildiğimiz şekilde gerçekleşmeye devam ediyor. Esas bilmediğimiz ise, içini göremememize sebep olan bu yarıçapın ardında olanlar…Ögetay KayalıKOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/karadelikler-etraflarindaki-her-seyi-yutar-mi

Doğada Bulunan Zehirli Bitki Türlerinden Bazıları

Doğada Bulunan Zehirli Bitki Türlerinden Bazıları

1800’lerin ortalarında insan yiyen bir ağaç hikayesi büyük ilgi çekiyordu. Güney Avustralya’da yaşayan Alman bir kaşif olan Carl Liche Madagaskar’ı keşfederken “gördüğü” bir olayı şöyle rapor ediyor: Bir kadın, bir büyük bitkinin gövdesine tırmanıp nektarını içti, kadının varlığını hisseden bitki, dokunaçlarıyla kadını vücudunun içine çekti.Bundan yaklaşık yüzyıl sonra, 1950’lerde bir bilim insanı bu efsaneye son noktayı koydu. Böyle bir ağaç hiç olmamıştı ve Carl Liche adında hiç kimse  Madagaskar’ı keşfetmemişti.Dokunaçlarını kullanarak insan yiyen bir ağaç hiçbir zaman yaşamamış olsa da bunun bir düşük versiyonları varlığını sürdürmekteler. Madagaskar’daki insan yiyen ağaç hikayesi, Madagaskar, Endonezya, Avustralya, Malezya ve diğer sıcak ve nemli bölgelerde yetişen etçil bitkilerin abartılması ile oluşmuş olabilir. Bu bitkilerin en büyüğü Nepenthes olarak bilinir ve küçük sürüngenleri, böcekleri avlar.Bu bitkiler dokunaçlarında bir sıvı biriktirir. Bu sıvı bitkinin köklerinden aldığı suyla karıştırılır. Böcekler ve bazı küçük hayvanlara bu kokulu su çok cazip gelir. Suyu içmeye geldiklerinde bitkinin ibriğinden içeri düşerler ve kaçamazlar. Bitki yakaladığı avındaki besinleri emer.Sinekkapanların boyutu insanlara göre çok çok küçük olduğundan bu bitkilere av olacağınızı sanmıyoruz fakat bazı bitkilerin yaydığı hastalıklara yem olabilirsiniz. İşte sizi öldürebilecek 10 tehlikeli bitki.   Aconitum plicatumÂlem: Plantae (Bitkiler)Bölüm: MagnoliophytaSınıf: MagnoliopsidaTakım: RanunculalesFamilya: RanunculaceaeCins: AconitumTür: A. plicatumAconitum plicatum, düğün çiçeğigiller (Ranunculaceae) familyasından zehirli bir bitki türü.Orta Avrupa'da yayılış yapar. Bohemya, Silezya, Bavyera ve Kuzey Avusturya'nın dağlık bölgelerinde görülür.Subalpin çayırlar, dere ve orman kenarları yetişme ortamlarıdır.30-150 cm yüksekliğinde dik gövdeli otsu bir bitkidir. Saplı yaprakları elsi parçalıdır ve segmentler 3-5 mm genişliğindedir. Çiçekler 2-3 cm uzunlukta koyu menekşe renginde olup hazirandan eylüle kadar olan dönemde çiçekli kalır. Folikül tipi meyve görülür.Adam otuÂlem: Plantae (Bitkiler)Klad Angiosperms (Kapalı tohumlular)Klad Eudicots (İki çenekliler)Klad Core eudicotsKlad RosidsKlad Eurosids ITakım: SolanalesFamilya: Solanaceae (Patlıcangiller)Cins: Mandragora Adam otu (Mandragora), patlıcangiller (Solanaceae) familyasından Mandragora cinsini oluşturan sarı ya da mavimsi-mor renkli çiçekler açan bitki türlerinin ortak adı.Rozet yapraklı ve kazık köklü çok yıllık otsu bir bitki türleridir. Kökleri insana benzediği için, bu isim verilmiştir.Kökleri % 0,3 oranında Hiyosiyaminlerle Skopolamin alkaloidlerini taşır. Bundan dolayı zehirli bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır. Halen tedavide çeşitli preparatların terkibinde kullanılmaktadır. Rastgele kullanıldığında zararlı olur.Japon anasonuÂlem: Plantae (Bitkiler)Klad Angiosperms(Kapalı tohumlular)Takım: AustrobaileyalesFamilya: IlliciaceaeCins: IlliciumTür: I. anisatum Japon anasonu ya da Japon yıldız anasonu (Illicium anisatum), yıldız biçiminde meyvesi olan, Çin yıldız anasonuna (Illicium verum ) benzeyen ve Japonya'da yetişen bir bitkidir. Meyveleri Çin yıldız anasonundan daha küçük ve daha az kokuludur, kokusu anasondan çok kakuleyi andırır. Çin yıldız anasonunun aksine meyveleri oldukça zehirlidir ve yenilmez.Zehirli olmasına rağmen Çin tıbbında bazı cilt sorunlarını tedavi etmek için harici olarak kullanılır. Japonya'da ise tütsü olarak kullanılır. Yenildiğinde krizler gibi ciddi nörolojik etkiler ve hastalıklar yaratır.Japon anasonu, şiddetli böbrek, idrar yolu ve sindirim sistemi iltihabına yolaçan anisatin, shikimin ve sikimitoksin maddelerini içerir.Kurutulduğunda yapı olarak birbirine benzeyen Çin ve Japon yıldız anasonunu görünüm olarak birbirinden ayırt etmek imkânsızdır. Japonya'da birkaç vakada yanlışlıkla bu iki türün karıştırılarak ürünlere konulması sonucu bazı ürünler piyasadan toplatılmıştır. Bu ürünleri tüketenler ise nörolojik belirtilerle hastaneye sevkedilmiştir.ManşinelÂlem: Plantae (Bitkiler)Bölüm: Magnoliophyta(Kapalı tohumlular)Sınıf: Magnoliopsida(İki çenekliler)Takım: MalpighialesFamilya: EuphorbiaceaeOymak: HippomaneaeCins: HippomaneTür: H. mancinella Manşinel (Hippomane mancinella), sütleğengiller (Euphorbiaceae) Batı Hindistan ve tropik Amerika’ da yetişen bir ağaçtır. Boyu 3 metreden 15 metreye kadar uzanabilir. Düz ve açık kahverengi bir kabuğu; uzun dalları vardır. Yumurta şeklindeki yaprakları 10 cm uzunluğundadır ve dişli kenarlara sahiptir. Küçük ve pembe çiçeklere sahiptir. Elma şeklinde meyveleri vardır.Sütlü sapı ve sarı-yeşil meyveleri oldukça zehirlidir. Hatta meyvelerden sıçrayan yağmur damlaları ya da çiğ deride yaralanmalara sebep olabilir. Yanan odundan gelen dumanı ise geçici körlüğe neden olabilir.MügeÂlem: Plantae (Bitkiler)Klad Angiosperms (Kapalı tohumlular)Klad Monocots (Bir çenekliler)Takım: AsparagalesFamilya: RuscaceaeCins: ConvallariaTür: C. majalis Müge (Convallaria majalis), çiçekli bitkilerin Ruscaceae familyasına dahil cinslerden Convallaria içindeki tek türdür. Kuzey yarım kürenin ılıman iklimli tüm bölgelerinde (Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika'da) yaygındır.Çok yıllık bir bitkidir. İlkbaharda,topraktan 15-20 cm yukarıya kadar uzayan koyu yeşil geniş yapraklar verir. Yaprakların arasından aynı sap üstünde sıralanmış küçük çan şeklinde beyaz çiçekler açar. Çiçeklerin çok güzel kokusu olduğundan parfümeride yaygın olarak kullanılmaktadır. Bitki, köklerinden çoğalarak bulunduğu alanı kaplamaktadır. Giderek daha az rastlanmaktadır. Türkçede inci çiçeği de denilmektedir.Nemli, gölge ağaç altlarını çok seven müge, iri yaprakların arasında çıtı pıtı beyaz kokulu çiçekleriyle çok zarif bir bitkidir. Köksap denen etli kökleri toprak altında dallanarak çoğalır. Gölge alanlarda yer örtücü olarak kullanılabilir. Çizgili yapraklı ve pembe çiçeklileri de mevcuttur. Kökleri kasım ile mart arası 2,5 cm. derinlikte ve 10 cm. aralıklarla dikilir. İlkbaharda çiçek açar. Suyu çok sever.ZakkumÂlem: Plantae (Bitkiler)Bölüm: Magnoliophyta(Kapalı tohumlular)Sınıf: Magnoliopsida (İki çenekliler)Takım: GentianalesFamilya: ApocynaceaeCins: NeriumTür: N. oleander Zakkum (Nerium oleander), Apocynaceae familyasından Haziran-Eylül ayları arasında beyaz, pembe, kırmızı, sarı ve krem renklerde çiçekler açan 2-5 m yüksekliğinde zehirli bir bitki türü.Dere yataklarında ve su kenarlarında yetişir. Susuzluğa en dayanıklı bitkilerdendir ve kışın yapraklarını dökmez. Ayrıca bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir.Gövdeleri dik, esmer renkli ve silindir şeklindedir. Yaprakları mızrak şeklinde, kısa saplı, karşılıklı veya üçlü dairesel durumlarda dizilmiştir. Çiçekler, yalancı şemsiye durumunda toplanmış, güzel kokulu, büyük çiçeklerin sapları tüylü ve oldukça kısadır. Bitki zehirlidir.Bitki kardiotonik glikozitler taşır. Dahilen idrar arttırıcı ve kalp kuvvetlendirici etkisi vardır. Fazla miktarda alındığında zehirlenmelere sebep olur. Haricen zeytinyağı ile yoğrulmuş olan yapraklar bilhassa uyuza karşı kullanılır. Bir gram kuru yaprak, insanlarda tehlikeli zehirlenmelere yol açar. Zehir etkisi kurutma ve kaynatmayla ortadan kalkmaz. Bu bitkiyi yiyen, ölmüş hayvanların etleri de zehirlidir.Beyaz YılanköküLatince adı Ageratina Altissima olan beyaz yılankökü, Kuzey Amerika’da yetişen oldukça zehirli bir bitki. Beyaz çiçekleri açıldıktan sonra, küçük ve tüylü tohumları rüzgar etkisiyle etrafa dağılırlar. İçerdiği yüksek miktarda tremetol toksininin, insanları doğrudan değil fakat dolaylı olarak öldürdüğü bilinmektedir. Bu toksin, bitkiyle beslenen bir sığırın etine ve sütüne geçer ve bu sığırın etiyle veya sütüyle beslenen insanlarda, titreme, istifra etme ve ağır bağırsak ağrılarıyla ortaya çıkan bir zehirlenmeye sebep olmaktadır ve oldukça ölümcüldür. 19. yüzyıl başlarında Amerika’ya yerleşen binlerce Avrupalı göçmen, bu zehirden dolayı hayatlarını kaybettiler. Ayrıca Abraham Lincoln’un annesi Nancy Hanks’in de bu zehirden ölmüş olduğu söylenmektedir. Katil Gözlü BitkiDoğu ve Kuzey Amerika’da yetişen bu bitkinin adı, 1 cm çapındaki beyaz meyvesinin üzerindeki siyah lekenin adeta bir gözü andırmasından gelmektedir. Bu bitkinin tümü insan için zehirli olmakla birlikte en zehirli kısmı toksinlerin en yoğun olduğu meyvesidir. Meyvelerinin tatlı olması sebebiyle malesef bazı çocuk ölümlerine sebep olmuştur. Kalp kasları üzerinde ani olarak yatıştırıcı etkisi gösteren karsinojenik toksin içeren bu meyveler, kolaylıkla hızlı bir ölüme sebep olabilmektedirler. Melek BorularıMelek boruları, Brugmansia türlerine verilen genel isimdir. Anavatanı Güney Amerika’nın tropikal bölgeleri olup genel olarak tüm dünyada bulunmaktadırlar. Melek borusu, ismini trompet şeklindeki sarkık ve çok ince tüylerle kaplı çiçeklerinden almıştır. Çiçekleri farklı boyutlarda (14-50cm) ve beyaz, sarı, turuncu, pembe gibi farklı renklerde olabilir. Bitkinin tüm kısımları tropan alkaloidleri, skopolamin ve atropin gibi toksinler içermektedir. Çayı yapılarak halusinojenik olarak tüketilebilmektedir. Zehir seviyesinin bitkiden bitkiye farklılık göstermesi sebebiyle, ne miktarda toksin tüketilmiş olduğunu belirleyebilmek neredeyse imkansızdır. Buyüzden bir çok kullanıcı aşırı dozdan dolayı hayatını kaybetmiştir. Kargabüken Âlem: Plantae (Bitkiler)Bölüm: Magnoliophyta(Kapalı tohumlular) Sınıf: Magnoliopsida(İki çenekliler)Takım: GentianalesFamilya: LoganiaceaeCins: StrychnosTür: S. nux-vomica Kargabüken (Strychnos nux-vomica), Loganiaceae familyasında sınıflanan ve ana vatanı güneydoğu Asya olan her dem yeşil bir ağaç ve bu ağacın çok zehirli bir alkaloid olan striknin eldesinde kullanılan tohumlarının ortak adıdır.Striknin ağacı (İng. Strychnine tree) ya da Nux vomica olarak da bilinen kargabükenin kabuğunda da brusin gibi başka zehirli bileşikler bulunur.Kargagözü, Baykuşgözü ve Kusmacevizi olarak da bilinen Kargabüken, orta boylu bir ağaç olup anavatanı Hindistan ve Güneydoğu Asya’dır. Yeşil portakala benzeyen meyvelerinde bulunan küçük tohumlar, zehirli alkaloidler olan strikinin ve brusin içermekte olup oldukça zehirlidirler. Bu toksinlerden 30mg almak bile omurgadaki sinirleri stimule edip kasılmalara yol açarak bir yetişkin için ölümcül olabilmektedirPorsukAnavatanı Avrupa, Kuzey Afrika ve Güneybatı Asya olan porsuğun tohumları yumuşak, kırmızı ve üzümsü bir kabukla kaplıdır. Bu kabuk kısmının, bitkinin zehirli olmayan tek kısmı olması, meyvenin kuşlar tarafından yenmesi halinde zehirlenmeksizin tohumları farklı yerlere taşıyabilmelerine olanak sağlamaktadır. Yaklaşık 50g dozda insan için ölümcül olup, semptompları arasında nefes darlığı, titreme, kasılma ve son olarak kalp durması görülmektedir. Su BaldıranıSu Baldıranı, Kuzey yarımkürenin ılıman bölgelerinde bulunan oldukça zehirli bir bitki grubuna verilen addır. Bu bitkilerin tamamında bulunan şemsiye biçimindeki küçük beyaz ve yeşil çiçekleri ayırt edicidir. Su Baldıranı insan için aşırı derecede zehirli olup Kuzey Amerika’nın en zehirli bitkisi olarak kabul edilmektdir. Nöbetlere sebep olan sikutoksin isimli bir toksin içermektedir. Bu zehir bitkinin tamamında bulunmakla beraber en çok kök kısmında yoğunlaşmıştır. Neredeyse anında gerçekleşen nöbetlerin yanısıra, mide bulantısı, kusma, karın ağrısı ve titreme de görülmektedir. Ölüm genellikle solunum durması veya ventriküler çırpınım ile birkaç saat içerisinde gerçekleşmektedir. Kurtboğan Âlem: Plantae (Bitkiler)Bölüm: Magnoliophyta(Kapalı tohumlular)Sınıf: Magnoliopsida(İki çenekliler)Takım: RanunculalesFamilya: RanunculaceaeJuss. Cins: Aconitum Kurtboğan (Aconitum), düğün çiçeğigiller (Ranunculaceae) familyasından çok zehirli bir bitki cinsidir.Kurtboğan, 50-199 cm yükseklikte, çok yıllık, otsu bitkilerdir. Çiçekleri sarı, morumsu ya da koyu mavi renkte olabilir. İçerdikleri alkoloitlerden dolayı çok zehirlidirler.Türkiye'de 4 türü bulunur: A. anthora, A. cochleare, A. nasutum, A. orientale.Kültürü yapılan türleri (A. × cammarum, A. carmichaelii, A. hemsleyanum, A. henryi, A. napellus), gösterişli çiçeklerinden dolayı bahçecilikte kullanılır.Boğan otu, kaplanboğan otu veya miğferotu olarak da bilinir. Kuzey yarımkürenin dağlık yörelerinde yetişmektedirler. Büyük miktarda Psödo akonitin denen bir alkaloid içermekte olup bu madde Japonya’daki Ainu halkı tarafından avlanma amacıyla oklarının ucuna sürülen bir zehirdir. Tüketilmesi durumunda miğde ve karında yanma görülmekte olup yüksek dozlarda, 2-6 saat içerisinde ölüm gerçekleşebilmektdir. 20ml kadarı yetişkin bir insanı öldürmeye yeter.İlginç olarak, Kurtboğan mitolojide kurtadam/likantrofları uzaklaştırma özelliği göstermekte olup adını buradan almaktadır.AbrusLatince ismi Abrus precatorius olan ve argoda Abruz olarak adlandırılan Abrus, ağaçların ve çalıların etrafında dolanan ince ve uzun ömürlü bir sarmaşıktır. Hemen heryerde yetişebilen bu bitkinin anavatanı Endonezya’dır. Boncuk olarak kullanılan parlak kırmızı ve siyah renkli tohumlarıyla tanınırlar. Bitkinin içerdiği zehir (abrin), diğer bazı zehirli bitkilerde bulunan risin zehrine benzemekle beraber risinden yaklaşık 75 kat daha güçlüdür. Bazı durumlarda 3 mikrogram abrin yetişkin bir insanı öldürmek için yeterli olmaktadır. Tohumları boncuk olarak kullanmak bile oldukça tehlikelidir. Tohumların delinmesinde kullanılan matkaba parmaklarıyla dokunarak hayatlarını kaybetmiş insanlar olduğu bilinmektedir. Güzel Avrat Otuİtüzümü olarak da bilinen bitkinin anavatanı Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya’dır. Tropan alkaloidleri içeren bitki, sayıklama ve halüsinasyon başta olmak üzere, ses kaybı, ağız kuruması, baş ağrıları, titreme ve nefes darlığına sebep olmaktadır. Bitkinin tamamı zehirli olmakla beraber meyveleri, tatlı olmaları ve çocukların ilgisini çekmeleri sebebiyle daha tehlikelidir. 10-20 meyvesi veya sadece bir yaprağı, bir yetişkini öldürmeye yetmektedir. Tuhaftır ki, Elizabeth döneminde (16. yy.) yaşamış olan atalarımız, bu bitkiyi günlük kozmetik rutinlerinin bir parçası olarak kullanıyorlardı. Bitki özsuyundan yapılan göz damlaları kullanarak gözbebeklerini büyütmeleri onları daha çekici hale getirmekteydi. O zamanda fazla bilgi sahibi olunmaması sebebiyle bazı kadınlar siyanit içmek veya kendilerini “kanatmak” yoluyla daha soluk ve yarısaydam bir deri rengine kavuşmakta ve bunun üzerine yüzlerini kurşun bazlı bir boya ile boyamaktaydılar. Hintyağı Bitkisi Âlem: Plantae (Bitkiler)Bölüm: Magnoliophyta(Kapalı tohumlular)Sınıf: Magnoliopsida(İki çenekliler) Takım: MalpighialesFamilya: Euphorbiaceae (Sütleğengiller)Cins: Ricinus Tür: R. communis Hint yağı bitkisi (Ricinus communis), anavatanı Hindistan olan, sütleğengiller familyasından bir bitki türü.Akdeniz iklimin görüldüğü yerlerde doğal olarak yetişir veya kültürü yapılır. Tohumlarında bulunan risin maddesi zehirlidir.Tohumlarından elde edilen yağ, renksiz-soluk satı renkli, hafif kokulu bir yağdır. Alkolde kolaylıkla çözünür. Yağın hazmı zor olduğu için yemeklik yağ olarak kullanılmaz. Tıpta kullanımı yaygındır. Yağın bileşimini özellikle Risinoleik asit oluşturur. Yağın incebağırsaklar üzerinde müshil etkisi vardır. 15-30 gramlık miktarı kuvvetli müshil etkisi yapar. Zor ısındığından motor yağı olarak da kullanılır. Sanayide sabun ve boya yapımında, dericilikde, mürekkep yapımında, issiz yanması ve beyaz alev vermesi nedeniyle kandillerde de bol miktada kullanılmıştır. Bebekler için pişik önleyici kremlerde de katkı maddesi olarak bulunur.Hintyağı bitkisi, Akdeniz havzasının, Doğu Afrika ve Hindistan’nın yerlisi olsa da dekoratif amaçla yaygın olarak yetiştirilmektedir. Risin adlı toksin tüm bitkide bulunmakla beraber tohumlarda (hintyağının üretiminde kullanılan kısım) yoğunlaşmıştır. Tek bir tohum bir insanı iki gün içerisinde öldürmek için yeterlidir ve bu ölüm uzun, oldukça acı verici ve durdurulamaz bir şekilde gerçekleşmektedir. İlk semptomlar bir kaç saat içerisinde kendisini gösterir. Ağız ve boğazda yanma hissi, karın ağrısı, kanlı ishal ve kusma bu semptomlar arasındadır. Zehirlenme başladıktan sonra engellenmesi imkansızdır ve son olarak dehidrasyon sebebiyle ölüm gerçekleşir. Bu tohumlara karşı en büyük hassasiyeti insanlar göstermektedir, zira 1-4 tohum ile yetişkin bir insan, 11 tohum ile bir köpek ve 80 tohum ile bir ördeği öldürmek mümkündür.

http://www.ulkemiz.com/dogada-bulunan-zehirli-bitki-turlerinden-bazilari

Güneşin yapısı nasıldır ?

Güneşin yapısı nasıldır ?

Güneş, Güneş Sistemi'nin merkezinde yer alan yıldız. Orta büyüklükte bir yıldız olan Güneş, tek başına Güneş Sistemi kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle- Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, gök taşları, kuyruklu yıldızlar ve kozmik tozlardan oluşur. Gün ışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerindeki hayatın hemen hemen tamamının var olmasını sağlar ve Dünya'nın iklimi ile hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.Samanyolu Gökadasında bilinen yaklaşık 200 milyar yıldızdan birisi olan Güneş'in kütlesi sıcak gazlardan oluşur ve çevresine ısı ve ışık şeklinde radyasyon yayar. Güneş'in çapı Dünya'nın çapının 109 katı (1.5 milyon km), hacmi 1,3 milyon katı ve kütlesinin 333.000 katı kadardır. Yoğunluğu ise Dünya'nın yoğunluğunun ¼’ü kadardır. Güneş kendi ekseni etrafında saatte 70.000 km hızla döner ve bir tam turunu yaklaşık 25 günde tamamlar. Güneşin yüzey sıcaklığı 5500 °C ve çekirdeğinin sıcaklığıysa 15,6 milyon °C’dir. Güneş'ten çıkan enerjinin 2,2 milyarda 1'i yeryüzüne ulaşır. Geriye kalan enerjisi uzayda kaybolur. Güneş’in üç günde yaymış olduğu enerji, Dünya'daki tüm petrol, ağaç, doğal gaz vb. yakıta eşdeğerdir. Güneş ışınları 8,44 dakikada yeryüzüne ulaşır. Güneş, Dünya'ya en yakın yıldızdır. Çekim kuvveti Dünya yer çekiminin 28 katıdır.Güneş yüzeyi kütlesinin % 74'ünü ve hacminin % 92'sini oluşturan hidrojen, kütlesinin % 24-25'ünü[9] ve hacminin % 7'sini oluşturan helyum ile Fe, Ni, O, Si, S, Mg, C, Ne, Ca, ve Cr gibi diğer elementlerden oluşur.[10] Güneş'in yıldız sınıfı G2V'dir. G2 Güneş'in yüzey sıcaklığının yaklaşık 5.780 K olduğu, dolayısıyla beyaz renge sahip olduğu anlamına gelir. Günışığının atmosferden geçerken kırılması sonucu sarı gibi görünür. Bu mavi fotonların Rayleigh saçılımının sonucunda yeteri kadar mavi ışığın kırılmasıyla geride sarı olarak algılanan kırmızılığın kalmasıdır.Tayfı içinde iyonize ve nötr metaller olduğu kadar çok zayıf hidrojen çizgileri de bulunur. V eki (Roma rakamıyla beş) çoğu yıldız gibi Güneş'in de ana dizi üzerinde olduğunu gösterir. Enerjisini hidrojen çekirdeklerinin füzyonla helyuma dönüşmesinden elde eder ve hidrostatik denge içindedir, yani zaman içinde ne genişler ne de küçülür. Saniyede 600 milyon ton hidrojen, helyuma dönüşür. Bu da, Güneş`in her geçen saniye 4,5 milyon ton hafiflemesine yol açar. Güneş'teki füzyon olayı sonucunda kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ve Güneş Fırtınası meydana gelir. Galaksimizde 100 milyondan fazla G2 sınıfı yıldız bulunur. Güneş, galaksimiz içinde bulunan yıldızların % 85'inden daha parlaktır, Güneş'ten daha sönük olan bu yıldızların çoğu kırmızı cücelerdir.Güneş, Samanyolu merkezinin çevresinde yaklaşık 26.000 ışık yılı uzaklıkta döner. Galaktik merkez çevresinde bir dönüşünü yaklaşık 225–250 milyon yılda bir tamamlar. Yaklaşık yörünge hızı saniyede 220 kilometredir (+/-20 km/s). Bu da her 1.400 yılda bir 1 ışık yılıdır. Bu galaktik uzaklık ve hız bilgileri şu anda sahip olduğumuz en doğru bilgilerdir. Ancak bilimde her zaman olduğu gibi bilgi arttıkça bunlar da değişebilir.Güneş günümüzde Samanyolu'nun daha büyük olan Kahraman kolu ve Yay kolu arasında kalan Orion kolu'nun iç kısmında, Yerel Yıldızlararası Bulut içinde yüksek sıcaklıkta dağınık gaz bölgesi olan düşük yoğunluklu Yerel kabarcık içinden geçmektedir. Dünya'ya 17 ışık yılı uzaklıkta yer alan en yakın 50 yıldız içinde Güneş, mutlak kadir olarak dördüncü sıradadır. (M=4,83)Güneş'in yıldız gelişimi bilgisayar modellemesi ve nükleokozmokronoloji yöntemleri kullanılarak ana dizi üzerinde hesaplanan yaşının 4,57 milyar yıl olduğu düşünülmektedir. Hidrojen moleküler bulutun hızla kendi içine çökmesi sonucu üçüncü nesil, Öbek I, T Tauri yıldızı olan Güneş'in doğduğu düşünülmektedir. Bu doğan yıldızın Samanyolu gökadasının çekirdeğinden 26.000 ışık yılı uzakta hemen hemen dairesel bir yörüngeye girdiği varsayılmaktadır.Yıldız ana dizi üzerinde yıldız evrimi aşamasının yarı yolundadır. Bu aşamada çekirdekte oluşan nükleer füzyon reaksiyonları hidrojeni helyuma dönüştürür. Her saniye Güneş'in çekirdeğinde 4 milyon ton madde enerjiye çevrilir ve ortaya nötrinolarla radyasyon çıkar. Bu hızla günümüze kadar 100 Dünya kütlesi kadar madde enerjiye çevrilmiştir. Güneş yaklaşık olarak 10 milyar yıl ana dizi yıldızı olarak yaşamına devam edecektir.Güneş süpernova olarak patlayacak kadar fazla kütleye sahip değildir. Bunun yerine 5-6 milyar yıl içinde kırmızı dev aşamasına girecektir. Çekirdekte bulunan hidrojen yakıtı tükendikçe dış katmanları genişleyecek, çekirdeği büzüşerek ısınacaktır. Çekirdek sıcaklığı 100 MK civarına ulaştığında helyum füzyonu tetiklenecek ve karbon ile oksijen üretmeye başlayacaktır. Böylece 7,8 milyar yıl içinde gezegen bulutsu aşamasının asimptotik dev koluna girerek iç sıcaklığında oluşan kararsızlıklar nedeniyle yüzeyinden kütle kaybetmeye başlayacaktır. Güneş'in dış katmanlarının genişleyerek Dünya'nın yörüngesinin bulunduğu noktaya kadar gelmesi olasıdır ancak son zamanlarda yapılan araştırmalar, Güneş'ten kırmızı dev aşamasının başlarında kaybolan kütle nedeniyle Dünya'nın yörüngesinin daha uzaklaşacağını, dolayısıyla da Güneş'in dış katmanları tarafından yutulmayacağını önermektedir. Ancak Dünya'nın üstündeki suyun tamamı kaynayacak ve atmosferinin çoğu uzaya kaçacaktır. Bu dönemde oluşan Güneş sıcaklıklarının sonucunda 900 milyon yıl sonra Dünya yüzeyi bildiğimiz yaşamı destekleyemeyecek kadar ısınacaktır. Birkaç milyar yıl sonra da yüzeyde bulunan su tamamen yok olacaktır.Kırmızı dev aşamasının ardından yoğun termal titreşimler Güneş'in dış katmanlarından kurtularak bir gezegensel bulutsu oluşturmasına neden olacaktır. Geride kalan tek cisim aşırı derecede sıcak olan yıldız çekirdeği olacaktır. Bu çekirdek milyarlarca yıl boyunca yavaş yavaş soğuyup beyaz cüce olarak yok olacaktır. Bu yıldız evrimi senaryosu düşük ve orta kütleli yıldızların tipik gelişim senaryosudur.Güneş bir sarı cücedir. Güneş Sistemi'nin toplam kütlesinin yaklaşık % 99'unu oluşturur. Güneş hemen hemen mükemmel bir küre şeklindedir, basıklığı yalnızca 9 milyonda birdir, yani kutuplararası çapı ile ekvator çapı arasında bulunan fark yalnızca 10 km.'dir. Güneş plazma hâlindedir ve katı değildir; dolayısıyla kendi ekseni etrafında dönerken kademeli olarak döner, yani ekvatorda kutuplarda olduğundan daha hızlı döner. Bu gerçek dönüşün periyodu ekvatorda 25 gün, kutuplarda 35 gündür. Ancak Dünya Güneş'in etrafında dönerken gözlem noktamız sürekli değiştiği için Güneş'in görünür dönüşü ekvatorda yaklaşık 28 gün kadardır. Bu yavaş dönüşün merkezkaç etkisi Güneş'in ekvatorunda yüzey çekiminden 18 milyon kat daha güçsüzdür. Aynı zamanda gezegenlerden kaynaklanan gelgit etkisi Güneş'in şeklini belirgin derecede etkilemez.Kayalık gezegenlerde olduğu gibi Güneş'in belirli sınırları yoktur. Dış katmanlarında, merkezinden uzaklaştıkça gaz yoğunluğu üstel olarak azalır. Ancak aşağıda açıklandığı gibi Güneş'in belirgin bir iç yapısı bulunur. Güneş'in yarıçapı merkezinden ışık küresinin (fotosfer) kenarına kadar ölçülür. Bu hemen yukarısında gazların önemli miktarda ışık saçamayacak kadar çok soğuk ya da çok ince olduğu katmandır. Işık yuvarı çıplak gözle görülen yüzeydir. Güneş çekirdeği toplam hacminin yüzde 10'una ama toplam kütlesinin yüzde 40'ına sahiptir.Güneş'in içi doğrudan gözlemlenemez ve Güneş elektromanyetik ışımaya karşı opaktır. Ancak nasıl sismoloji deprem tarafından üretilen dalgaları kullanarak Dünya'nın iç yapısını ortaya çıkarıyorsa helyosismoloji de Güneş'in içinden geçen basınç dalgalarını kullanarak iç yapısını ölçmeye ve görüntülemeye çalışır. Güneş'in bilgisayar modellemesi de iç katmanları araştırmak amacıyla kuramsal bir araç olarak kullanılır.Çekirdek Güneş tipi bir yıldızın kesiti. (NASA) Güneş çekirdeği merkezden 0,2 Güneş yarıçapına kadar uzanır. Yoğunluğu 150.000 kg/m³ (Yeryüzünde suyun yoğunluğunun 150 katı) civarında, sıcaklığı da 13.600.000 kelvin kadardır (yüzey sıcaklığı yaklaşık 5.800 kelvindir). Yakın zamandaki SOHO (Solar and Heliospheric Observatory) misyonunun getirdiği bilgiler çekirdekte ışınsal bölgeye doğru daha hızlı bir dönme hızı olduğunu belirtmektedir[20] Güneş'in yaşamının çoğunda enerji, proton-proton zincirleme tepkimesi diye adlandırılan aşamalardan oluşan ve hidrojeni helyuma çeviren nükleer füzyon ile oluşur. Çekirdek, füzyon ile önemli derecede ısı oluşturulan tek yerdir. Yıldızın geri kalanı çekirdekten dışarıya doğru transfer edilen enerjiyle ısınır. Çekirdekte füzyonla oluşan tüm enerji arka arkaya gelen katmanlardan geçerek Güneş ışık küresine ulaşır ve buradan uzaya gün ışığı ve parçacıkların kinetik enerjisi olarak yayılır.Güneş'te serbest olarak bulunan toplam ~8.9×1056 proton (hidrojen çekirdeği) her saniye 3,4×1038 kadarı helyum çekirdeğine dönüşür, saniyede 4,26 milyon ton madde-enerji dönüşüm oranıyla saniyede 383 yottawatt (3,83×1026 W) ya da 9,15×1010 megaton TNT enerji açığa çıkar. Bu aslında Güneş çekirdeğinde 0,3 µW/cm³ ya da 6 µW/kg madde gibi oldukça düşük bir enerji üretimi oranına karşılık gelir. Örneğin insan vücudu yaklaşık olarak 1,2 W/kg ısı üretir, yani bu da Güneş'in birim kütle başına milyonlarca katı demektir. Dünya üzerinde benzer parametreler kullanılarak plazma ile enerji üretilmesi tamamen mantıksız olacaktır çünkü orta kapasitede 1 GW'lık bir füzyon güç santralı bir küp mil hacminde 170 milyar tonluk plazmaya ihtiyaç duyacaktır. Dolayısıyla yeryüzünde bulunan füzyon reaktörleri, Güneş'in içindekinden çok daha yüksek plazma sıcaklıkları kullanmaktadır.Nükleer füzyon hızı, yoğunluk ve sıcaklığa çok yakından bağlıdır, dolayısıyla çekirdekteki füzyon hızı kendi kendini düzenleyen bir dengeye sahiptir. Biraz yüksek bir füzyon hızı sonucunda çekirdek ısınarak dış katmanlara doğru hafifçe genişleyecek, füzyon hızını azaltacak ve kendini düzenleyecektir. Biraz düşük bir füzyon hızı da çekirdeğin soğumasına ve daralmasına dolayısyla da füzyon hızının artmasına neden olacaktır.Nükleer füzyon tepkimeleri sonucunda açığa çıkan yüksek enerjili fotonlar (kozmik, gama ve X ışınları) Güneş plazmasının yalnızca birkaç milimetresi tarafında emilir ve tekrar rastgele yönlerde çok az enerji kaybederek tekrar yayılır, bu nedenle de ışımanın Güneş'in yüzeyine ulaşması uzun zaman alır. "Foton yolculuk zamanı" 10.000 ilâ 170.000 yıl kadar sürer.Isıyayımsal dış katmandan şeffaf "yüzey" ışık küreye doğru son bir yolculuktan sonra fotonlar görünür ışık olarak kaçar. Güneş'in merkezinde bulunan her gama ışını uzaya kaçmadan önce birkaç milyon görünür ışık fotonuna dönüşür. Nötrinolar da çekirdekteki tepkimelerde oluşur ama fotonların aksine nadiren madde ile etkileşime girer, dolayısıyla hemen hemen hepsi Güneş'ten hemen kaçabilir. Çok uzun yıllar, Güneş'te üretilen nötrinoların ölçümü kuramlar sonucu tahmin edilenden üç kat daha düşüktü. Bu tutarsızlık yakın zamanda nötrino salınım etkilerinin keşfiyle çözüldü. Güneş gerçekten de kuramlarca önerilen miktarda nötrinoyu açığa çıkarmakta, ancak nötrino algılayıcıları bunların üçte ikisini kaçırmaktadır. Bunun sebebi, nötrinoların kuantum sayılarını değiştirmeleridir.Işınsal bölge Yaklaşık 0,2 Güneş yarıçapından 0,7 Güneş yarıçapına kadar bulunan madde, çekirdekteki yoğun ısıyı dışarı doğru termal radyasyonla taşıyacak kadar sıcak ve yoğundur. Bu bölgede ısı yayımı yoktur, yükseklik arttıkça madde soğusa da sıcaklık düşümü adyabatik sapma oranından düşük olduğu için ısı yayımı oluşamaz. Isı ışınım yoluyla iletilir. Hidrojen ve helyum iyonları foton açığa çıkarır. Fotonlar diğer iyonlar tarafından emilmeden bir miktar yol alır. Bu şekilde enerji dışarı doğru çok yavaş bir hızla ilerler.Işınsal ile ısıyayımsal bölge arasında "tachocline" adı verilen bir geçiş katmanı bulunur. Burada ışınsal bölgenin tekdüze dönüşüyle ısıyayımsal bölgenin kademeli dönüşü arasında oluşan ani değişiklik büyük bir kırılmaya neden olur.Isıyayımsal bölgeGüneş'in dış katmanında, yani yarıçapının % 70 aşağısına kadar olan bölgede plazma ısıyı dışarıya doğru ışıma yoluyla iletecek kadar yoğun ve sıcak değildir. Sonuç olarak sıcak sütunların yüzeye yani ışık küreye doğru madde taşıdığı ısı yayımı oluşur. Yüzeye çıkan madde soğuyunca tekrar ısıyayımsal bölgenin başladığı yere çökerek ışınsal bölgenin üst kısmından daha fazla ısı alır.Isıyayımsal bölgede bulunan termal sütunlar Güneş'in yüzeyinde belirli bir iz bırakır. Güneş'in iç bölgesinin dış katmanı olan bu bölgedeki türbülanslı ısı yayımı küçük ölçekli bir dinamo yaratarak Güneş'in yüzeyinin tamamında manyetik kuzey ve güney kutuplar yaratır.Işık küreIşık küre, Güneş'in görünen yüzeyi, hemen altında görünen ışığa opak olduğu katmandır. Işık kürenin üzerinde görünen gün ışığı uzaya serbestçe yayılır ve enerjisi Güneş'ten uzaklaşır. Opaklıkta olan değişiklik görünen ışığı kolayca soğuran H- iyonlarının miktarlarının azalmasıdır. Buna karşın görünen ışık elektronların hidrojen atomlarıyla H- iyonu oluşturmak için tepkimeye girmesiyle oluşur. Işık küre on ile yüz kilometre arasındaki kalınlığıyla Dünya üzerinde bulunan havadan daha az opaktır. Işık kürenin üst kısmının alt kısmından soğuk olması nedeniyle Güneş ortada kenarlara nazaran daha parlakmış gibi görünür. Güneş'in kara cisim ışınımı 6.000 K sıcaklığında olduğunu gösterir. Işık kürenin parçacık yoğunluğu yaklaşık 1023 m−3'dir. Bu da Dünya hava yuvarının deniz düzeyindeki parçacık yoğunluğunun % 1'i kadardır.Işık kürenin ilk optik tayf incelemeleri sırasında bazı soğurma çizgilerinin o zamanlar Dünya üzerinde bilinen hiçbir elemente ait olmadığı anlaşıldı. 1868 yılında Norman Lockyer bunun yeni bir elemente ait olduğu varsayımını öne sürdü ve adını Yunan Güneş tanrısı Helios'tan esinlenerek "helyum" koydu. Bundan ancak 25 yıl sonra helyum yeryüzünde izole edilebildi.Güneş'in ışık küre üzerinde bulunan bölümlerine topluca Güneş gaz yuvarı denir. Radyo dalgalarından görünür ışığa ve gama ışınlarına kadar olan elektromanyetik spektrumda çalışan teleskoplarlarla görünebilir ve başlıca beş bölgeden oluşur: Sıcaklık ineci, renk yuvarı, geçiş bölgesi, korona ve gün yuvarı. Güneş'in dış gaz yuvarı sayılan gün yuvarı Plüton'un yörüngesinin çok ötesine gündurguna kadar uzanır. Gündurgunda yıldızlararası ortam ile şok dalgası şeklinde bir sınır oluşturur. Renk yuvarı, geçiş bölgesi ve korona Güneş'in yüzeyinden daha sıcaktır. Sebebi tamamen kanıtlanmasa da kanıtlar Alfvén dalgalarının koronayı ısıtabilecek kadar enerjiye sahip olabileceğini göstermektedir.Güneş'in en soğuk bölgesi ışık kürenin yaklaşık 500 km üzerindeki sıcaklık ineci bölgesidir. Sıcaklık yaklaşık 4.000 K'dir. Bu bölge karbonmonoksit ve su gibi basit moleküllerin soğurma tayflarıyla farkedilebileceği kadar soğuktur.Sıcaklık ineci bölgenin hemen üzerinde 2.000 km kalınlığında, yayılım ve soğurma çizgilerinin egemen olduğu ince bir katman bulunur. Adının renk yuvarı olmasının nedeni, Güneş tutulmalarının başında ve sonunda bu bölgenin renkli bir ışık olarak görülmesidir. Renk yuvarının sıcaklığı yükseldikçe artar ve en üst bölgede 100.000 K'e erişir.Işık kürenin üzerinde, sıcaklığın çok hızla 100.000 K'den bir milyon K'e çıktığı geçiş bölgesi yer alır. Sıcaklık artışının nedeni bölgede bulunan helyumun yüksek sıcaklıklar nedeniyle tamamen iyonize olarak faz geçişidir. Geçiş bölgesi kesin belirli bir yükseklikte oluşmaz. Daha çok renk yuvarıda bulunan iğnemsi ve ipliksi yapıların çevresinde bir ayça oluşturur ve sürekli kaotik bir hareket içindedir. Geçiş bölgesi yeryüzünden kolay görülmez ama uzaydan, elektromanyetik spektrumun morötesi bölümüne kadar hassas cihazlar tarafından kolayca gözlemlenebilir.Korona hacim olarak Güneş'ten çok daha büyük olan dış gaz yuvarı katmanıdır. Korona tüm Güneş Sistemi'ni ve gün yuvarınını kaplayan Güneş rüzgârına pürüzsüzce geçiş yapar. Korona'nın Güneş yüzeyine yakın olan alt katmanlarının parçacık yoğunluğu 1014–1016 m−3'dur. Sıcaklığı birkaç milyon kelvin civarındadır.Gün yuvarı ise yaklaşık 20 Güneş yarıçapınden (0,1 GB) Güneş Sistemi'nin en son noktasına kadar uzanır. İç sınırlarının tanımı Güneş rüzgârının süperalfvénik akışa sahip olması yani bu akışın Alfvén dalgalarının hızından daha fazla olması ile belirlenir. Bu sınırın dışındaki türbülans ya da dinamik kuvvetler Güneş koronasının şeklini etkilemez çünkü bilgi ancak Alfvén dalgalarının hızıyla yayılabilir. Güneş rüzgârı, sürekli olarak gün yuvarı boyunca dışa doğru akar, Güneş'ten 50 GB ötede gündurguna çarpana kadar Güneş manyetik alanını spiral bir şekle sokar. Aralık 2004'te Voyager 1 uzay sondasının, gündurgun olduğuna inanılan bir şok dalgası cephesini geçtiği bildirildi. Her iki Voyager sondası da sınıra yaklaştıkça daha yüksek düzeyde enerji yüklü parçacıkların varlığını kaydetti. https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F

http://www.ulkemiz.com/gunesin-yapisi-nasildir-

Beyrut Nasıl Bir Şehirdir?

Beyrut Nasıl Bir Şehirdir?

Beyrut, Lübnan’ın en büyük şehri ve başkentidir. Uzun bir süredir Beyrut’un nüfus sayımı yapılamamıştır. Ancak uzmanların tahminlerine göre 1 ila 2 milyon arasında olduğu sanılmaktadır. Tarihin en eski yaşam kalıntılarının olduğu şehirlerden bir olan Beyrut 60’lı yıllarda Ortadoğu’nun Paris’i olarak anılmaktaydı. Ancak patlak veren iç savaş sonrası adeta harabeye dönen şehirde uzun yıllar bir istikrar sağlanamaması bölge halkının başka ülkelere göç bey8etmesiyle sonuçlanmıştır. Dünya çapında bir sahil şeridi olan Beyrut, 16 yıl kadar süren iç savaşta, korkunç kayıplar vermişlerdir. Oldukça kozmopolit bir yapıya sahip olan Beyrut, 3 semavi dinin de bir arada olduğu oldukça ilginç bir şehirdir. Nüfusun çoğunluğunu Müslüman ve Hıristiyanlar oluşturmaktadır. Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan bölge Akdeniz’e olan sahil şeridiyle oldukça stratejik bir öneme sahip olmuştur. Bölgede birçok esere rastlamak mümkündür. Bunlar arasında Roma-Bizans ve Osmanlı eserleri de vardır. Birçok medeniyet için cazip bir toprak parçası olarak görülen Beyrut defalarca işgal girişimlerine maruz kalmıştır. Bölge adeta halkın kanıyla yıkanmıştır. Öyle ki bu iç ve dış tehditlerin sona ermeyeceğini düşünen Beyrutlu birçok insan ülkeyi terk etme yolunu seçmiştir. Bu insanların çoğu Güney Amerika topraklarında kendilerine yeni bir hayat kurmuşlardır. Lübnan dışında yaşayan Lübnanlıların sayısı 15 milyondan fazladır. Lübnan’ın 2 ile 4 milyon arasında bir nüfusa sahip olduğu düşünülürse, halkın neredeyse % 80’i ülkeden göç etmiştir. Oldukça kıymetli bir yer altı zenginliği bulunan Beyrut, iç ve dış tehditler nedeniyle bunları verimli bir şekilde kullanamamaktadır. 1975 yılında patlak veren iç savaşta yaklaşık 60,000 insan hayatını kaybetmiştir. Beyrut bu iç savaş esnasında iki ayrılmıştır; batıda Müslümanlar, doğuda ise Hıristiyanlar yer SONY DSCalmaktaydı. Şehirdeki binalara yerleşen keskin nişancılar birçok masum sivili katletmiştir. Bu iç savaşta sadece gazete satanlara karşı akıl almaz bir koruma söz konusuydu. Ne Müslümanlar ne de Hıristiyanlar, gazete satıcılarına ateş açmazlardı. Şehirde gazete satan biri öldürüldüğü zaman iç savaşta kaos zirve yapardı.1991 yılında sona eren iç savaşla beraber yavaş da olsa bir toparlanma sürecine giren Beyrut, yapılarını yenileme yoluna gitmiştir. Yenilemeler halen devam etse de şehirde herhangi bir şekilde istikrar tam anlamıyla sağlanabilmiş değildir. Özellikle Cuma günleri ya da Pazar günleri akıl almaz intihar saldırıları halen işlenebilmektedir. Bu yüzden muhteşem bir kumsala ve iklime sahip olan Beyrut komşu ülkelerin şehirlerine 1248_vnazaran daha az turist çekebilmektedir. Birçok tarihi eseri barındıran bölgeye insanlar havayolu ile ulaşabilmektedirler. Şehre 15 km mesafede bulunan Refik Hariri Havalimanı, birçok uluslararası uçuşa açıktır. Şehirde gezilecek başlıca yerler; Corniche Al Manara, Raouche, Al Hamra, Mavi Camii, Saat Kulesi’dir. Beyrut’ta en gelişmiş sektörlerin başında, turizm ve bankacılık gelmektedir. Ancak siyasi istikrarın söz konusu olmadığı bölgede 6 ayda bir genel seçimlere gidilir. Seçilen kişi ya öldürülür ya da görevini bırakmaya zorlanır; 2005 yılında Cumhurbaşkanı Refik Hariri hunharca işlenmiş bir suikasta kurban gitmiştir. Hariri, ülkenin kalkınması için birçok çalışma yapmıştır ve bunda başarılı olsa da görevini tamamlayamadan öldürülmüştür. Bu yüzden Refik Hariri’nin Beyrutlular için önemi oldukça büyüktür.Yazar: Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/beyrut-nasil-bir-sehirdir

Satürn Gezegeninin Halkaları ve Özellikleri

Satürn Gezegeninin Halkaları ve Özellikleri

Geçmişten günümüzü içerisine alan süreçte, uzay daima ilerleyen bilim dalları arasında yer almayı bilmiştir. Bunun en büyük nedenlerinden birisi ise, uzayın özelliklerinin ve derinliklerinin büyük merak konusu olmasıdır.Yapılan uzay araştırmaları neticesinde de, özellikle Dünya’’nın da üyesi bulunduğu Güneş Sisteminde yer alan gezegenler ve diğer gök cisimleri hakkında detaylı ve de ilginç bilgilere ulaşılmıştır. Satürn gezegenini saran halkalar da, bu bilgilerden birisidir. Satürn gezegenini saran halkalar, tarihsel süreç içerisinde ilk defa “Christiaan Huygens” adlı bilim adamı 1655 yılında gözlemleyerek keşfetmiştir. Bu keşifte, bilim adamı Satürn gezegenini basık ve de ince bir yapıda halkanın sardığını gözlemlemiştir. 1655 yılında halkalarla ilgili edinilen ilk bilgiler, yerini daha teknolojik teleskoplarla yapılan gözlemler sonucunda daha detaylı bilgilere bırakmıştır. Yeni araştırmalar sonucunda, Satürn gezegenine ait halkaların iç içe geçmiş olduğu anlaşılmıştır.Satürn halkaları olarak bilinen iç içe geçmiş halkalar sistemine, yeryüzünden bakıldığı takdirde farklı zamanlarda ortaya farklı sonuçlar çıkabilmektedir. Bu durumun asıl nedeni ise, Satürn gezegenin Güneş etrafındaki hareketidir. Bu hareket sonucunda, halkaların görünümünde değişiklik olmaktadır. Bu gezegen, Güneş çevresinde dönerken gezegenin dönme ekseni ve de ekvator düzlemi adı verilen düzlemin uzaydaki hareketi sürekli aynı şekilde kalmaktadır. Bu nedenden dolayı, 1 Satürn yılınca halkalar bütün yıl boyunca aynı şekilde kalır. Ve de bu halkalar yeryüzünden değişik açılarla görülür. Zaman içinde görüntülerin açılarının değişmesi bu şekilde açıklanmaktadır.Yılın bazı dönemlerinde bu gezegenin kuzey kutbu, Yeryüzüne doğru yönelim almış durumda olabilmektedir. Bu zamanlarda Satürn halkaları Dünya üzerinden üst taraftan gözükmektedirler. Satürn, Güneş çevresinde hareketini yarıladığı zaman, durum tam tersi olur gezegenin güney kutbu yeryüzüne doğru bakmaktadır. Bu durumda ise, Satürn gezegenine ait haklar alt taraftan gözükmektedir. Halkaların yan taraftan izlendiği dönemler de vardır. Bu tür dönemlerde, yeryüzüyle halka düzlemi kesişmektedir.Satürn gezegenine ait olan halkalar üzerinde birçok araştırma neticesinde, halkalar üzerinde çeşitli bilgilere ulaşılmıştır. Bu bilgiler, daha çok bu halkaların yapısına yöneliktir. Öncelikle, bu halkaların tek bir parçadan oluşmadığı ön plana çıkmaktadır. 1857 yılında İskoç bir bilim insanı, halkaların katı bir yapıda ve de tek bir parçadan oluşması halinde, halkaların gezegenle olan çekim kuvveti nedeniyle parçalanacağını ispat etmiştir. Bu ispatın ardından ise, halkaların bir değil birden fazla parçadan oluştuğu anlaşılmıştır. Satürn gezegenine ait halkaların belirleyici özelliklerinden birisi, halkaların oldukça parlak olmasıdır. Bu parlaklıkla ilgili çeşitli verilere ulaşılmıştır. Örnek vermek gerekirse, Satürn gezegeninin yansıtma oranı %46 kadarken, halkaların yansıtma oranı ise, %80 kadardır. Bu yüksek parlaklık, bilim insanlarını merağa yöneltmiş ve de bunun ardından halkaların neden bu denli parlak olduğu araştırmaya başlanmıştır. Çıkan sonuç ise, halkaların bir buz tabakası tarafından kaplandığı olmuştur. Halkaların sahip olduğu sıcaklık değerleri de, açıklığa kavuşturulan bilgiler arasındadır. Öyle ki, halkaların sahip olduğu sıcaklık güneşe bakan bölgede -180 derece, gölge olan bölgede ise -200 derece arasındadır. Halkaları meydana getiren parçacıkların ortalama büyüklükleri 10 cm’dir. Fakat, 1 cm kadar da parçacık vardır.Her gezegenin, bir oluşum süreci vardır. Satürn gezegenine ait halkaların da, bu oluşum sürecine bağlı oldukları düşünülmektedir. Gezegenin oluşum esnasında, etrafa yayılan artık maddeler, gezegenin halkalarını oluşturmuştur. Gezegeni saran bu halkaları meydana getiren parçacıklar bir araya toplansa dahi, sadece 100 km çapa sahip bir gök cisminin oluşacağı anlaşılmıştır. Bu halkalara, bilim adamlarınca ayırt edilmek için çeşitli isimler de verilmiştir. Sarı renkte olan halkalar A halkası, turuncu ve de yeşil renkten oluşan halkalar B halkası, mavi renkten oluşan halkalar ise C halkası olarak adlandırılmıştır. Aynı zamanda A halkası ise B halkasını birbirinden ayıran keskin bir çizgiye ise Cassini adı verilmiştir.Yazar: Erdoğan Gülhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/saturn-gezegeninin-halkalari-ve-ozellikleri

İassos - Kıyıkışlacık Antik Kenti

İassos - Kıyıkışlacık Antik Kenti

Muğla ili Milas ilçesi İzmir - Bodrum karayolunda Milası geçtikten sonra yaklaşık 10 kilometre sonra sağa ayrılan sapaktan 5 kilometrelik bozuk yolu takiple ve koyaklardan geçilerek küçük şirin bir köye ulaşılır. Burası deniz kenarında hemen yanında bir de İassos antik kentini barındıran Kıyıkışlacık köyüdür. Bir zamanlar mavi yolcuların ana duraklarından biri olan Kıyıkışlacık bugün yatçıların ve turistlerin uğrak yeridir. Ne yazık ki mavi yolculuk hikayesi bugün sona ermiş gibi gözüküyor. İassos Argoslular tarafından koloni olarak kurulmuş bir kent diye bilinmektedir. Bilge Umar İasos’su ‘Toprak Ana Kenti’ diye nitelemektedir.Son dönemde yapılan kazılar sonucunda erken bronz çağından beri iskan olduğu ve Karia’lılar tarafından iskan edildiği anlaşılmıştır.Yine kazılardan burada Girit kolonizasyonuna rastlanmıştır. Delos birliğine tribut öeyen kentler arasında İasos’ta vardır.M.Ö.412 de peloponnez donanması tarafından kuşatılan kent Lysandros tarafından yakılmış ve büyük tahribat verilmiştir.Knidos tarafında yeniden inşa edilen kent Karia satraplığına bağlanmıştır.Daha sonra Roma ve Bizans dönemlerinde de iskan gören kent Menteşe beyliği zamanında Türk etkisine girmiştir. Yarimada üzerine inşa edilen kenti iki sıra sur kuşatır.Bosajlı olarak örülen surlarda kuleler ve kapılar vardır.Tiyatrosu kentin kuzeyinde bir tepeye yaslanmıştır. Kentte birçok konut izine rastlanmıştır. Bu evlerden bazılarında mozaik izlerini görmek olasıdır.Sarnıçlarda kentte rastladığımız mimari mekenlardandır.Demeter Kore mabedi diğer anıtsal mekanlar arasındadır.Ayrıca liman kalıntıları,kuleler,stoa,agora,bouleuterion,mausoleum ve nekrapol antik çağdan kalan mimari unsurlardır. http://www.anadolugezirehberi.com

http://www.ulkemiz.com/iassos-kiyikislacik-antik-kenti

Büyüklüğüne ve Parlaklığına Göre Yıldızlar

Büyüklüğüne ve Parlaklığına Göre Yıldızlar

İçinde Güneşimizin de bulunduğu ısı ve ışık yayan cisimlere “yıldız” denir. Tabi ki her yıldız aynı boyuta ve parlaklığa sahip değildir. Örneğin, Güneşimiz orta boyutlu bir yıldızdır. Fakat bazı yıldızlarla karşılaştırıldığında boyut ve parlaklık olarak gerçekten sönük kalır.Şöyle ki, Güneşimiz bilinen en büyük yıldız olan ‘’ NML CYGNİ ‘’’e göre yaklaşık olarak 1650 kat daha küçüktür. Bu yıldız o kadar büyüktür ki; güneşimiz yerine o olsaydı, büyüklüğüyle Güneş’in yörüngesini çevreleyebilirdi. Güneş’ten büyük olan birçok yıldız vardır. Bunlardan bilinenlerini paylaşalım. Öncelikle, Güneş’ten büyük olan Sirius ile başlayalım. Bu yıldız aynı zamanda Güneş’ten sonraki en parlak yıldızdır. Güneş’in parlak olmasının sebebi tamamen yakın olmasıyla alakalıdır. Aynı zamanda Sirius’’un parlak görünme sebebi de budur. Sirius, Güneş sistemine yakınlık olarak 7. sıradadır ve – 1,46 Kadir’’e sahiptir ( Kadir; cisimlerin parlaklık dereceleri için kullanılan bir birimdir ve kadiri düşük olan cismin parlaklığı artar). Güneş ise -26,74 Kadir parlaklıktadır. Sirius’tan sonra büyüklük olarak Pollux gelir. 34 ışık yılı ( 1 ışık yılı: 9,5 trilyon km ) uzaklıkta olan Pollux, İkizler Takımyıldızı arasında bulunan bir yıldızdır ve parlaklığı + 1,15 kadirdir. Pollux aynı zamanda takımyıldızı içerisindeki en parlak yıldızdır. Pollux’tan daha büyük olan Arcturus , 37 ışık yılı uzaklıkta bulunmaktadır ve çapı yaklaşık 20 Güneş çapına eşittir. -0,04 Görünür Kadiri ile parlaklık olarak 3. sırayı almaktadır.Arcturus’tan sonra büyüklük olarak Aldebaran gelir ve yaklaşık olarak 44 Güneş çapındadır. 65 ışık yıldızı uzaklıkta bulunan bu yıldız yakıtını tüketmiş bir kızıl devdir. 0,87 Kadirlik parlaklığa sahip olan oldukça parlak bir yıldızdır.Sonraki yıldızımız ise Rigel’’dır. Yaklaşık 50 Güneş çapında olan bu yıldız, Güneş’ten 57.000 kat daha parlaktır. Yaklaşık olarak 1000 ışık yılı uzaklıkta bulunan bu yıldız mavi-beyaz ışık yayan bir devdir ve + 0,18 Kadirlik parlaklığa sahiptir. Antares, bu kızıl dev Dünyamızdan 600 ışık yılı uzaklıkta bulunmaktadır ve + 1,06 Kadirlik parlaklığıyla en parlak 17. yıldızdır. Bu yıldız o kadar büyüktür ki, çapı yaklaşık olarak 530 Güneş çapına eşittir.Bilim adamları bu yıldızın çapını 3 astronomik birimden fazla olarak hesaplamışlardır ( 1 astronomik birim: Güneş ile Dünya arasındaki mesafedir ki bu da 150 milyon km’dir). Bu yıldızdan sonra ise, “Betelgeuse” gelir. Dünya’dan 600 ışık yılı uzaklıkta bulunan bu yıldız, kırmızı bir devdir.+0,45 Kadirlik parlaklığı ile bilinen en parlak 11. yıldızdır. Yaklaşık olarak 800 Güneş çapı genişliğinde bir çapa sahiptir.Mu Cephei, bu yıldız tam anlamıyla gerçek bir devdir. Çapı 1200 Güneş çapına eşittir. Böyle bir yıldıza sıklıkla rastlayamazsınız. VV Cephei bilinen en büyük yıldızdır ve yaklaşık 1900 Güneş çapı genişliğinde çapı vardır. Hiperdev olan bu yıldız 2400 ışık yılı uzaklıkta bulunmaktadır. Bilinen en büyük 3. yıldızdır. VY Canis Majoris, yaklaşık 2100 Güneş çapı genişliğindeki çağı ile bilinen en büyük 2. Yıldızdır. Yaklaşık olarak 3800 ışık yılı uzaklıkta olan bu yıldız. Kırmızı hiperdev’dir. Aynı zamanda gökyüzündeki en parlak yıldızlardandır.Not: Yazımızın başında en parlak yıldız olarak Sirius’u söylemiştik. Fakat Sirius’u en parlak yapan en büyük etken yakın olmasıdır. Aslında bilinen en parlak yıldız Pistol (tabanca) yıldızıdır. Bu yıldız yaklaşık olarak 25.000 ışık yılı uzaktadır ve galaksimizin merkezine oldukça yakındır. Aynı zamanda bir nebula’nın içerisinde bulunmaktadır. Bu yüzden görüntüleme cihazlarıyla dahi görüntülenememekte’dir. Kızıl ötesi ışınları algılayabilen bir cihaz sayesinde bu yıldızın en parlak yıldız olduğunu anlayabiliyoruz.Boyutlarına Göre Yıldız Sıralaması: 1- NML CYGNİ 2-VY Canis Majoris 3- VV Cephei 4- Mu Cephei 5- Betelgeuse 6- Antares 7- Antares 8-Rigel 9- Aldebaran 10- ArcturusParlaklıklarına Göre Yıldız Sıralaması: 1- Pistol ( Tabanca ) 2- Sirius 3- Canopus 4- Rigil Kentaurus 5- Arcturus 6- Vega 7- Capella 8- Rigel 9- Procyon 10- ArchernarKaynakça: http://www.bulutsu.org/evreninharitasi/stars.php http://deryaerika.wordpress.com/2009/07/10/kutup-yildizi-vs-en-parlak-yildiz/ http://rasathane.ankara.edu.tr/files/2013/02/Tabanca-Yildizi.pdf http://tr.wikipedia.org/wiki/VY_Canis_Majori http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Y%C4%B1ld%C4%B1zlar_listesiYazar: Hasan Can Bozkurthttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/buyuklugune-ve-parlakligina-gore-yildizlar

Yıldızlar Hakkında Bilmediklerimiz!

Yıldızlar Hakkında Bilmediklerimiz!

Yıldızlar gazlardan oluşan, etraflarına ısı ve ışık yayan gök cisimleri’dir. Gezegenimizdeki yaşamın, ışığın ve ısının kaynağı olan Güneş’te bir yıldızdır. Güneş’imiz orta boyda ve orta yaşta bir yıldızdır ve rengi sarıdır.Yıldızları renklerine aynı zamanda da yaşlarına göre 3’’e ayırabiliriz:1-Genç olanlar: Mavi(veya beyaz) renklidir.2-Orta yaşlı olanlar(Güneş’imiz): Sarı renklidir.3-Yaşlı olanlar: Kırmızı renklidir.Bilinen evrende 100 milyardan fazla galaksinin olduğu düşünülüyor ve her bir galaksinin 200 milyardan fazla yıldıza ev sahipliği yaptığı tahmin ediliyor.  Güneş’e en yakın yıldız Proxima Centauri’’dır. Güneş’ten 4.2 ışık yılı (1 ışık yılı 9.5 trilyon km’dir) yani 39.9 trilyon km uzaktadır. Bilinen en büyük yıldız VY Canis Majors ve Güneş’ten 2100 kat daha büyüktür.Yüzey sıcaklığı Güneş’ten 300 kez daha fazladır. Bu yıldız bizde 5 bin ışık yılı uzaklıkta bulunmaktadır. Bilinen en parlak yıldız ise LBV-1806-20’dir. Güneş’ten 150 kez daha ağır olmasına rağmen 38 milyon kat daha parlaktır.Peki yıldızların enerji kaynağı nedir ve sürekliliği nasıl sağlıyorlar? Bu konuda birçok tez ortaya atılmıştır. Fakat şuanda geçerliliğini koruya tek seçenek şudur: 1920’lerde yıldızlardaki bu enerjiye, nükleer reaksiyonlar sonucu maddenin değişmesinin sebep olduğu anlaşılmıştır.(Maddenin bu haline plazma denir.)Yıldızların çekirdeklerinde muazzam ısıların ortaya çıktığını biliyoruz. Örneğin Güneş’in çekirdeğinde ısının 14 ile 15 milyon derece arasında olduğu tahmin edilmektedir.Bunun sonucunda maddeler arası reaksiyonlar oluşuyor ve muazzam enerjiler ortaya çıkıyor.Yıldızların Ömrü Bir yıldızın ömrü boyutlarıyla orantılı olarak değişir.Büyük boyutlara ve büyük kütleye sahip bir yıldız,küçük boyutlara sahip bir yıldıza göre daha çabuk ölecektir. Çünkü büyük yıldızlar enerjilerini hızlıca ve diğerlerine göre büyük ölçüde kullanırlar ve ömürleri çabuk sona erer.Küçük yıldızlar ise, yakıtlarını yavaş kullanarak daha uzun yaşam sürerler.Yıldızlar öldükten sonrada değişik safhalardan geçerler.Örneğin ağır bir yıldız öldükten sonra, bir süper novaya ya da bir kara deliğe dönüşebilir. Her iki durumda da muazzam (sonsuz kabul edilir) yoğunluğa sahip bir cisme dönüşür.Yazar: Hasan Can Bozkurthttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/yildizlar-hakkinda-bilmediklerimiz

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0