Arama Sonuçları..

Toplam 42 kayıt bulundu.
III. Ahmed (1703 - 1730)

III. Ahmed (1703 - 1730)

Sultan Üçüncü Ahmed, 30 Aralık 1673 günü doğdu. Babası Sultan Dördüncü Mehmed, annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan'dır. Annesi Girit asıllıdır. Sultan İkinci Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan Üçüncü Ahmed, uzun boylu, kara gözlü, doğan burunlu ve buğday tenli idi. Son derece zekî, hassas ve zarif bir insandı. İyi bir tahsil ve terbiye görmüş olan Sultan Üçüncü Ahmed ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan Üçüncü Ahmed, ağabeyi Sultan İkinci Mustafa'nın vefatı üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde otuz yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lâle Devri boyunca padişahlık yapan Sultan Üçüncü Ahmed, hattat ve şâirdi. "Necib" mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca musiki ile de yakından ilgileniyordu. Divan şairlerinden Urfalı Nabi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. Gençliği diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, rahat bir hayat sürdü. İstediği her şeyle ilgilendiği için bilgisi de, görgüsü de arttı. Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarfetti. Yirmi yedi yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan Sultan Üçüncü Ahmed, çıkan Patrona Halil isyanı sonunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekildi. Sultan Üçüncü Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. Sultan Üçüncü Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, ona idarî konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan Üçüncü Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. Sultan Üçüncü Ahmed zamanında, Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Bunun sebebi Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. Erkek Çocukları: Birinci Abdülhamid, Üçüncü Mustafa, Süleyman, Bayezid, Mehmed, İbrahim, Numan, Selim, Ali, İsa, Murad, Seyfeddin, Abdülmecid, Abdülmelik Kız Çocukları: Emine, Rabia, Habibe, Zeyneb, Zübeyde, Esma, Hatice, Rukiye, Saliha, Atike, Reyhan, Esime, Ferdane, Nazife, Naile, Ayşe, Fatma, Emetullah, Ümmüselma, Emine, Rukiye, Zeyneb, Sabiha.

http://www.ulkemiz.com/iii-ahmed-1703-1730

IV. Mehmed (1648 - 1687)

IV. Mehmed (1648 - 1687)

Babasi: Sultan I. IbrahimAnnesi: Turhan Hatice SultanDogumu: 02 Ocak 1642Ölümü: 06 Ocak 1693Saltanati: 08 Agustos 1648-1687 pad13.jpg (14277 Byte) HAYATISultan Dördüncü Mehmed 2 Ocak 1642'de istanbul'da dogdu. Babasi Sultan Birinci ibrahim, annesi Turhan Hatice Sultan'dir.Annesi Rusdur. Sultan Dördüncü Mehmed orta boylu, beyaz tenli ve yanik çehreliydi. Ata çok bindigi için vücudu öne egikti.Annesi onu çok iyi yetistirdi. iyi bir ilim tahsili gördü. Babasi Sultan ibrahim'in öldürülmesi üzerine 8 Agustos 1648 günü, henüz yedi yasinda iken padisah oldu. Ava ve edebiyata çok merakliydi. Ava olan meraki yüzünden tarihte Avci Mehmed olarak anilir.Bes vakit namazi cemaatle kilardi. içkiyi siddetle yasaklayip, içki imalathanelerini kapattirdi. Sadrazamligi, Köprülü ailesine vermekle çok isabetli bir karar aldi. Sultan Dördüncü Mehmed zamaninda Osmanli Devleti en genis sinirlarina kavustu.Hayatinin büyük bir kismi saray entrikalariyla geçti. ikinci Viyana bozgunundan sonra, ordunun ve devlet erkaninin oybirligi ile 8 Kasim 1687 günü tahttan indirildi. Bundan sonraki ömrü, saraydaki bir odada yanina konulan iki cariye ile tam bir hapis hayati seklinde sürdü. 6 Aralik 1693'de Edirne'de vefat etti. Cenazesi istanbul'a gönderildi ve Yeni Cami'deki Türbesine, annesi Turhan Sultanin yanina defnedildi.Erkek Çocuklari : ikinci Mustafa, Üçüncü Ahmed, Bayezid.Kiz çocuklari : Hatice Sultan, Safiye Sultan, Ümmü Gülsüm Sultan, Fatma Sultan.KÖSEM SULTAN'IN ÖLDÜRÜLMESISultan Dördüncü Mehmed, tahta çiktiginda Çanakkale Bogazi Venediklilerin ablukasi altinda bulunuyordu. Saray içindeki çekismeler yeniçeri ve Celali isyanlari devam ediyordu. Dört padisahin saltanati süresince Kösem Sultan devlet ve harem hakimiyetini ele geçirmisti. Yaptigi entrikalara bir yenisini eklemeye çalisan Kösem Sultan ve yakin çevresi, padisahi zehirleyip yerine sehzade Süleyman'i geçirmeyi planladilar. Ancak Turhan Sultan, durumu son anda haber alip Kösem Sultani bogdurttu (3 Eylül 1651).TARHUNCU AHMED PASASultan Dördüncü Mehmed döneminde sadrazamliga getirilen Tarhuncu Ahmed Pasa, Girit'i fethetmek, donanmayi yeniden kurmak ve devlet bütçesini düzenlemek için çalismalar yapti. 1652 yilinda sadrazam olan Tarhuncu Ahmed Pasa, bütçeyi denklestirmek için verilen gereksiz hediye ve bahsisleri sinirlandirdi. Saray harcamalarini azaltmaya çalisan, ilk kez mali yil bütçesini önceden hazirlayan Tarhuncu Ahmed Pasa, çikarlari elden gidenlerin yalan ve dedikodulari sonucu idam edildi (1653). Tarhuncu Ahmed Pasa'nin öldürülmesinden sonra ülkede siyasi istikrar kalmadi.Yeteneksiz kisiler yönetime hakim oldu. Yeniçeri ve sipahi ayaklanmalari, Celali hareketleri durmadi. Kitlik sonucu köylülerin arazilerini terk etmeleri, sehirlerde nüfus artisina yol açti ve issizlik boy gösterdi.KÖPRÜLÜLER DEVRISik sik meydana gelen sadrazam degisiklikleri, Osmanli imparatorlugu'ndaki kötü gidise son verilmesine engel oluyordu. Bu siralarda gerek halk, gerekse devletin ileri gelenleri arasinda Köprülü Mehmed Pasa'nin sadrazam olmasi ile bütün islerin düzelecegi yolunda bir inanç dogmustu. Sadrazam olmasi için teklif götürülen Köprülü Mehmed Pasa, bazi sartlar ileri sürdü.Osmanli tarihinde ilk kez bir kisi sadrazam olmak için bazi sartlar ileri sürüyordu. Saray devlet islerine karismayacak, istedigi atamalari yapacak, hakkinda bir sikayet olursa savunmasi alinmadan bir islem yapilmayacakti. Bu sartlari kabul eden Sultan Dördüncü Mehmed, 15 Eylül 1656 tarihinde Köprülü Mehmed Pasa'yi sadrazamliga getirdi.Mali konularda bir çok düzenleme yapan Köprülü Mehmed Pasa, ulema arasinda mevcut olan dini tartismayi da sona erdirdi.Venedikliler tarafindan isgal edilen Limni (15 Kasim 1657), Bozcaada ve imroz geri alindi.Konotop zaferiyle Rus Ordusu yenilgiye ugratildi (12 Temmuz 1659) ve Erdel Beyi Rakoçi'nin isyani bastirildi (12 Kasim 1659).Anadolu'da bagimsiz yasamaya baslamis beyler üzerine kuvvetler gönderdi ve istikrari sagladi. Köprülü Mehmed Pasa, Sultan Dördüncü Murad ve Kuyucu Murad Pasa gibi siddet yoluyla, ülkede asayisi saglamaya çalisti. Bes yillik sadrazamligi sirasinda 35.000 kisiyi öldürttügü söylenir.Sadrazam Köprülü Mehmed Pasa'nin 30 Ekim 1661 tarihinde vefati üzerine, oglu Köprülü Fazil Ahmed Pasa sadrazamliga tayin edildi.Bu sirada Erdel Beyligi yüzünden Osmanli-Avusturya savaslari devam ediyordu. Köprülü Fazil Ahmed Pasa, Avusturya üzerine sefere çikti. Uyvar (24 Eylül 1663), Novigrad (4 Kasim 1663) kalelerinin fethedilmesi üzerine Avusturya baris istedi. Yapilan Vasvar antlasmasiyla (10 Agustos 1664), Erdel Beyligi Osmanli Devleti'ne bagli kalacak, Uyvar ve Novigrad kaleleri Osmanlilara birakilacak ve Avusturya savas tazminati verecekti.Venediklilerin Girit için vergi vermeyi teklif etmesini kabul etmeyen Köprülü Fazil Ahmed Pasa, donanmayla sefere çikti. Selanik limanlarindan Girit adasina silah ve cephane nakledildi. Benefse üzerinden Girit'e gelip, Hanya'dan karaya çikan Köprülü Fazil Ahmed Pasa, Kandiye kalesini kusatti. Yirmi alti ay süren bir kusatmadan ve siddetli çarpismalardan sonra, Kandiye 5 Eylül 1669'da teslim olunca Girit'in fethi tamamlandi.BUÇAS ANTLASMASIHotin antlasmasindan sonra, Lehistan ve Osmanli Devleti arasinda elli yil süren bir baris süreci yasanmisti. Osmanli himayesindeki Ukrayna Kazaklarina saldiran Lehliler, barisi bozdular. Sultan Dördüncü Mehmed ve Köprülü Fazil Ahmed Pasa, Ukrayna kazaklarinin yardim istemesi üzerine, Lehistan seferine çiktilar. Osmanli ordusunun ard arda kazandigi basarilardan sonra, Lehistan baris istedi. imzalanan Bucas antlasmasiyla (18 Ekim 1672), Podolya Osmanlilara geçti. Lehistan Kirim Hanina vergi ödemeye devam edecekti. Ayrica Lehistan her yil Osmanli Devleti'ne 22.000 altin ödemeyi kabul ediyordu.Lehistan meclisinin, bu antlasmadaki para maddesini kabul etmemesi üzerine, 4 yil süren ikinci Lehistan seferine çikildi. Bazi kalelerin fethedilmesi üzerine, Lehistan elçisi, Podolya ve Ukrayna'nin iadesi sartiyla antlasma istediyse de bu kabul edilmedi. Bu arada Köprülü Fazil Ahmed Pasa'nin hastalanmasi üzerine, 1675 yilinda Lehistan serdarligina ibrahim Pasa tayin edildi. Sultan Dördüncü Mehmed, Köprülü Fazil Ahmed Pasa ile birlikte Edirne'ye döndü.Ibrahim Pasa, kisa sürede 48 kale ve palangayi fethedince, Lehistan tekrar antlasma istedi. 27 Ekim 1676'da Zarawno'da imzalanan antlasma ile 22.000 altindan vazgeçilmek sartiyla, daha önce Köprülü Fazil Ahmed Pasa tarafindan imzalan Buças antlasmasinin maddeleri aynen kabul edildi. Sadrazam Köprülü Fazil Ahmed Pasa antlasmanin imzalandigi haberini aldiktan bir süre sonra 3 Kasim 1676 tarihinde vefat etti.II. VIYANA KUSATMASIKöprülü Fazil Ahmed Pasa'nin vefati üzerine, 5 Kasim 1676 tarihinde Merzifonlu Kara Mustafa Pasa sadrazamliga getirildi. Rusya seferinin, yapilan baris antlasmasiyla bitmesinden sonra, Macaristan'da Avusturya'ya karsi isyan edip tekrar Osmanli Devleti himayesini isteyen Tökeli imre (Emeric Thökely), Merzifonlu Kara Mustafa Pasa tarafindan Orta Macaristan Krali ilan edildi. Macarlarin lideri konumuna gelen Tökeli imre, Avusturya krali I. Leopold'a karsi direnise geçti. Tökeli'nin Osmanlilardan yardim istemesi üzerine, bunu firsat bilen Merzifonlu Kara Mustafa Pasa Viyana'yi kusatti(14 Temmuz 1683). 60 gün süren kusatma sirasinda Viyana'ya 18 büyük yürüyüs gerçeklestirildi. Ancak büyük ve son saldiri için Merzifonlu Kara Mustafa Pasa sürekli bekliyordu. Bu arada Papanin çagrisi üzerine Lehistan Krali Jan Sobiyeski Viyana'nin yardimina yetisti.Düsmana 80 bin kisilik ordusuyla büyük moral ve güç kazandiran Lehistan Kralinin gelmesiyle, Osmanli Ordusu iki ordu arasinda sikisti. Kirim kuvvetlerinin yeterli gayreti ve mücadeleyi göstermemesi üzerine, Osmanli ordusu dagildi ve büyük bir bozguna ugradi; ordu hizli ve düzensiz sekilde Belgrad'a dogru geri çekildi.Ikinci Viyana Kusatmasi'ndaki basarisizlik Sultan Dördüncü Mehmed'in Merzifonlu Kara Mustafa Pasaya olan güvenini sarsmadiysa da, düsmanlari sadrazami basarisizligin tek sorumlusu olarak gösterdiler. Merzifonlu Kara Mustafa Pasa Belgrad'da idam edildi. Yerine Kara ibrahim Pasa sadrazamliga getirildi.Viyana önlerinde bozguna ugrayan Osmanli Ordusu geri çekilince düsman kuvvetleri Macaristan girdi. Sirasiyla Visgrad (18 Haziran 1684), Uyvar (19 Agustos 1685), Budin (2 Eylül 1686) kaleleri Avusturyalilarin eline geçti. Diger taraftan Venedik, Avusturya ile anlasarak Osmanli Devleti'ne karsi cephe açti ve adalarin bazilarini ele geçirdi. Venedik Yunanistan'da Patras, Korent, inebahti, Mizistre gibi önemli kalelere ve son olarak Atina'yi ele geçirdi (25 Eylül 1687). Ikinci Viyana Kusatmasi'nin Osmanli tarihinde önemi büyüktür. simdiye kadar bu denli büyük bir yenilgiye ugramayan Osmanli Devleti artik gerilemeye basliyordu. ikinci Viyana Kusatmasi'ndan sonra Avrupa Devletleri Türkleri Avrupa'dan çikarma umuduna kapilip kutsal ittifaki kurdular. Avusturya ve Venedik'e karsi alinan maglubiyetler ve önemli kalelerin kaybedilmesi Osmanli Devleti'nde büyük yanki uyandirmisti.Ordu da isyanlar basladi. Askerler basarisizliginin sebebi olarak Sultan Dördüncü Mehmed'i suçluyorlardi. Askerlerin istegi ile sadrazam olan Siyavus Pasa, bütün devlet adamlarinin hazir bulundugu bir toplantida Sultan Dördüncü Mehmed'in tahttan indirilerek yerine sehzade Süleyman'in tahta geçirilmesine dair bir karar aldi. Sultan Dördüncü Mehmed 8 Kasim 1687 tarihinde tahttan indirildi.MIMARI ESERLERSultan Dördüncü Mehmed, 39 yil gibi uzun sayilabilecek bir süre Osmanli tahtinda kaldi. Osmanli Devleti'nin en genis sinirlarina ulastigi bu devir boyunca mimari alanda da bir çok faaliyet gerçeklestirildi. 60 yil önce yarim kalan Yeni Camii ve Külliyesi tamamlandi. 1658-60 yillari arasinda Rumeli ve Anadolu hisarlari tamir edildi.Misir Çarsisi,Hünkar Kasri,Divanyolu Köprülü Külliyesi,Safranbolu Köprülü Mehmed Pasa Camii,Vezirköprü Fazil Ahmed Pasa Külliyesi,incesu Merzifonlu Kara Mustafa Pasa Camii ve Kervansarayi insa edildi.Kaynak: Osmanli sayfasi

http://www.ulkemiz.com/iv-mehmed-1648-1687

ABIŞKA

İçten, içtenlikle çalışan

http://www.ulkemiz.com/abiska

III. Murad (1574 - 1595)

III. Murad (1574 - 1595)

Sultan Üçüncü Murad, 4 Temmuz 1546 günü, Manisa'nın Bozdağ yaylasında dünyaya geldi. Babası, Sultan İkinci Selim, annesi Afife Nur Banu Sultan'dur. Annesi Venedikli'dir. Sultan Üçüncü Murad orta boylu, degirmi yüzlü, kumral sakallı, elâ gözlü ve beyaz tenli bir Padişahtı. Çok cömertti ve insanlara yardım etmeyi çok severdi. Merhametli bir kişilige sahip olan Sultan Üçüncü Murad, Arapça ve Farsçayı çok iyi derecede öğrenmisti. Babasının 1558 yılında, Manisa sancak beyiliğinden Karaman valiliğine tayin edilmesi üzerine, dedesi Kanûnî Sultan Süleyman tarafindan Alaşehir sancakbeyiliğine tayin edildi. Babası Sultan İkinci Selim, Padişah olduktan sonra da tekrar Manisa sancakbeyiliğine atandı. Şehzadeliği sırasında bulunduğu Manisa'da devrin en değerli ulemâsından dersler aldı. Osmanlı Padişahları içinde en âlim Padişahlardan birisidir. Babası Sultan İkinci Selim'in vefatı üzerine Manisa'dan İstanbul'a gelerek, 22 Aralık 1574 tarihinde tahta geçti. Ancak o da Babası Sultan İkinci Selim gibi devlet işlerine fazla müdahil olmadı. Bürokrasi ve hükûmet daha ziyade Sokullu Mehmed Paşa tarafindan idare edildi. Bunda Sokullu'nun tecrübe ve dirayeti ile Sultan Ikinci Murad'in idare tarzı büyük rol oynamıştır. Sultan Üçüncü Murad, saltanatı boyunca Istanbul'dan hiç çıkmadı ve saraydakı kadınların etkisinde kaldı. Daha sonraki yıllarda Osmanlı Devleti'nin bir devrini etkileyecek olan kadınlar saltanati onun devrinde başladı. 29 yaşında çıktığı tahtta yirmi yıl kalan Sultan Üçüncü Murad 16 Ocak 1595 tarihinde felç geçirdi ve vefat etti. Ayasofya Camii'nin avlusuna defnedildi. Sokullu Mehmed Pasa'nın ağırlığını hissettirdigi III. Murad döneminde, Osmanlı toprakları en geniş sınırlarına ulaştı. Babası İkinci Selim'den devraldığı 15. 162.151 km2 ülke toprağını, 19.902.000 km2'ye çıkardı. İngilizlerle de dostâne iliskiler geliştirildi. İlk Ingiliz daimî elçisi onun zamanında gönderildi. Papa'nın Katolik Avrupa'da kurabileceği haçlı ittifakına karşı Protestan Ingiltere ile ilişkiler geliştirildi. Daha sonra bu ittifaka, Hollanda da dahil edildi. Devlet işlerini Sokullu'ya devreden Sultan Üçüncü Murad zamanında sarayda kadınlar devlet işlerine çokça karışmaya başladılar bu durum, Sokullu'nun ölümünden sonra daha da artarak devam etti. Erkekçocukları: Üçüncü Mehmed, Selim Bayezid, Mustafa, Osman, Cihangir, Abdullah, Abdurrahman, Abdullah, Hasan, Ahmed, Yakub, Alemsah, Yusuf, Hüseyin , Korkud, Ali, Ishak, Ömer, Alaeddin, Davud. Kızçocukları: Ayse Sultan, Fatma Sultan, Mihrimah Sultan, Fahriye Sultan.

http://www.ulkemiz.com/iii-murad-1574-1595

II. Murad (1421 - 1451)

II. Murad (1421 - 1451)

Babasi Çelebi Sultan MehmedAnnesi . Emine HatunDogumu : 1402Vefati .3 subat 1451Saltanati : 1421 - 1451 (30) sene pad2.jpg (33293 Byte) Ikinci Murad, uzun boylu, beyaz tenli, dogan burunlu ve gayet güzel yüzlü bir padisahti. Çok güzel konusurdu. Kendisinin en büyük saadeti, Fatih Sultan Mehmed gibi esine ender rastlanacak ve çok kiymetli bir zatin babasi olmakti.Sultan Murad. süküneti ve huzurlu yasamayi arzu eden fakat icap ettigi takdirde gayet hareketli, cesur ve hiçbir seyden yilmayan bir kimse idi. Otuz senelik saltanati müddetince, memleketini çok büyük bir san ve serefle idare ederek, emri altinda bulunan herkeste, dindar. âdil ve lütufkâr bir padisah nâmi birakmistir.Sultan ll. Murad çocuklugu Amasya'da geçti. 18 yasinda tahta çikti. Sâir ve hattatti.Çok iyi bir askerdi. Siirler yazmistir. Zamaninda Venedik donanmasiyla harbedildi. Selânik yeniden fethedildi. Düzmece Mustafa isyani oldu ve bu isyani bastirdi. 1422'de Istanbul'u muhasara etti. 1423'de Mora yeniden alindi. 1428'de Germiyan Beyligi Osmanlilara katildi. Venedik ve haçlilara karsi Güvercinlik zaferi kazanildi. 1430'da Selânik yeniden alindi. 1438'de Bosna'ya hakim olundu. 1439'da Belgrad muhasara edildi. 1443'de haçlilara karsi Izlâdi Derbendi zaferi kazanildi.1444 Temmuz'unda Segadin antlasmasi yapildi, fakat haçlilar sözlerinde durmadilar. Ikinci Murad küçük yastaki oglunu tahta çikarinca,ümide kapilarak Osmanli topraklarina girdiler.Oglu Ikinci Mehmed (Fatih) ordunun basina babasini baskumandan tayin etti. Kasim 1444'de Varna Zaferi kazanildi. Varna Zaferinden sonra Ikinci Murad tekrar tahta geçti. 1445'de Mora'ya ve Arnavutluga sefer açti. 1448 senesinin Ekiminde haçlilar yeniden saldirdilar.Bu defa da Ikinci Kosova Zaferi kazanildi. 1451 senesinde Sultan Murad bütün esirlerini saliverdi. 47 yasinda oldugu halde Edirne Sarayinda vefat etti. Vasiyeti üzerine Bursa'da Muradiye Camii yanina defnedildi. Mezarinin üzerini örtmemeyi, kenarlarina hafizlarin oturup Kur'an okuyabilmeleri için yerler yapilmasini ve Cuma günü mezara konulmasini vasiyet etmisti. Vasiyeti öylece yerine getirildi.Sultan Murad zamaninda memleketin bir çok yerlerinde, camiler, medreseler, saraylar ve köprüler yapilmistir. Bunlardan birisi Edirne'deki"Üç Serefeli Cami"dir. Cami'in yaninda bir medrese ve fakirler için bir imarethane mevcuttur. Yine Edirne'de "Muradiye Camii"ni bina ettirmistir. Bu caminin duvarlari ve mihrabi son derece güzel çinilerle süslenmistir. Bursa'daki "Muradiye Camii"ni ve Ergene Nehri üzerindeki 170 ayakli "Uzun Köprü"yü de Sultan Murad yaptirmistir.Silsile-i Sââdât-i Naksibendiyye'den, Hâce Yâkub Darhi (k.s.), ,Seyhi Emir Sultan, Haci Bayram Veli, Ibn-i Haceri Askalâni, Muhammediye kitabmin müellifi Yazicizâde Mühammed Efendi Ikinci Murad devrinde vefat eden büyüklerdir.Erkek çocuklari : Fatih Sultan Mehmed, Ahmed, Alâaddin, Orhan, Hasan, Ahmed (ll.)Kiz çocuklari : Sehzâde ve Fatma HatunKaynak: Osmanli tarihi

http://www.ulkemiz.com/ii-murad-1421-1451

Sultan Çelebi Mehmed

Sultan Çelebi Mehmed

Babasi . Sultan Yildirim BayezidAnnesi . Devlet HatunDogumu : 1389Vefati . 26 Mays 1421Saltanati : 1413 - 1421 (8) sene pad1.jpg (37054 Byte) Çelebi Sultan Mehmed, orta boylu, yuvarlak yüzlü, çatik kasli, beyaz tenli, kirmizi yanakli, genis gögüslü idi. Kuwetli bir vücuda sahipti.Gayet hareketli ve cesurdu. Güres yapar ve çok kuvvetli yay kirislerini de çekerdi. Padisahligi müddetince bizzat 24 muharebede bulunmus ve kirka yakin yara almisti.Basinda kullanmis oldugu sarik, altin islemeli kavugu ile gayet güzel görünürdü. Içi kürklü ve yakasi dik olan bir kaftan kullanirdi.Müslümanlara karsi göstermis oldugu adaleti, ayni zamanda hiristiyan tebaasina karsi da gösterirdi.Çelebi Sultan Mehmed, tahsilini Bursa sarayinda tamamladi. Daha sonra babasi tarafindan Amasya sancagina vali tayin edildi.Valiligi sirasinda da devlet islerini ögrendi.Çelebi Sultan Mehmed'e bir bakima Osmanli Imparatorlugu'nun ikinci kurucusu gözüyle bakilabilir. Onun uzun müddet ve basari ile yapmis oldugu mücadeleyi kisaca söyle siralayabiliriz Yesil Türbe (Çelebi Mehmed Türbesi Bursa) Evvela Anadolu'nun birligi için kardesleri ile mücadele etti. 1410 senesinde Süleyman Çelebi'yi, 1413 senesinde de Musa Çelebi'yi tasfiye ederek birligi sagladi. Osmanli tahtinda yalniz kalinca ilk isi etrafindaki beylikleri itaati altina almaya girismek oldu. 1414'de Karaman'a sefer yapti ve Karaman Bey'ini esir aldi. Ona "Bir daha müslümanlara zararim dokunmayacak" diye yemin ettirdikten sonra serbest birakti. Candar Beyligi'ni de hakimiyeti altina aldi. 1415'de Venediklilerle ilk deniz savasi yapildi. 1416 ve 1417 senelerinde Avrupa'ya akinlar düzenledi, büyük zaferler kazanildi.1419'da Tuna Nehri tekrar geçildi. 1420'de Eflak Voyvodasi bir harpte öldürüldü, yerine kardesi tayin edildi. Candar Beyligi ise tamamen Osmanli topraklarina katildi. 1420'de Seyh Bedreddin diye birisi bugünkü komünizmin temel sartlarina çok benzeyen fikirlerle ortaya çikti Islâmi ilimleri de çok iyi bilen bu seyh bir çok fakir fukarayi sizi zengin yapacagim vaadiyle, gayri müslimleri ise "Sizin dininiz de haktir" diyerek etrafinda topladi. Birçok yerlerde mühim tahribatlar yapti. Sonunda yanindakiler dagitilip kendisi yakalandi ve mahkeme edildi. Mahkemede suçunu itiraf ederek idam edilmesini bizzat kendisi istedi ve idam edildi. Timur'un yanindan döndügü söylenen bir sehzade ile daha mücadele edip onu da saf disi yapti. 1421 yilinda 32 yasinda iken Edirne'de vefat etti. Naasi, Bursa'ya getirilerek Yesil Türbe'ye defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)Çelebi Sultan Mehmed vefat edecegi sirada, Bayezid Pasa'yi yanina çagirtti ve Ona :"Halef olarak yerime oglum Murad'i tayin ettim. Bana karsi göstermis oldugun itaat ve sadakati ona karsi da göster. Derhal, Murad'i buraya getirmenizi istiyorum. Zira ben artik bu dösekten kalkamam. Murad gelmeden önce emr-i hak vaki olursa Murad gelinceye kadar sakin ölümümü kimseye duyurmayin." Sehzade Murad henüz Amasya'da iken,Çelebi Sultan Mehmed 26 Mayis 1421'de vefat etti. Padisahlar arasinda ilk defa vefati gizlenen zat kendisi olmustur.Tarikat sahibi Seyyid Serif Ali Cürcani,Kaamus-i Muhiyt sahibi Allame Mecdüddin Firuzâbâdi Sultan Çelebi Mehmed zamaninda vefat etmis büyüklerdi.Erkek çocuklari : Mustafa Çelebi, Ikinci Murad, Ahmed, Yusuf, Mahmud.Kizlari : Fatma ve SeIçuk Hatun.Kaynak: Osmanli tarihi

http://www.ulkemiz.com/sultan-celebi-mehmed

 Yildirim Beyazid (1360 - 1403)

Yildirim Beyazid (1360 - 1403)

Yıldırım Bayezid 1360 yılında Edirne'de doğdu. Babası Murad Hüdavendigâr, annesi Gülçiçek Hatundur. Yıldırım Bayezid yuvarlak yüzlü, beyaz tenli, koç burunlu, elâ gözlü, kumral saçlı, sık sakallı ve geniş omuzluydu. Girdiği savaşlarda gösterdiği cesaretten ve hızlı hareket etmesinden dolayı ona 'Yıldırım' lakabı takılmıştı. Çocukluğunu Bursa Sarayı'nda kardeşleriyle birlikte geçirdi. İyi bir eğitim gördü. Devrin en büyük âlimlerinden dersler aldı. Gençliğinde Kütahya sancağında valilik yaptı. Sultan Murad Hüdavendigâr'in vasiyeti gereği 1389 yılında padişahlığa getirildi. Tahta çıktığında 29 yaşındaydı. Sirbistan'ın başında, Kosova savaşında ölen Kral Lazar'ın oğlu Stefan Lazareviç vardı. Barış antlaşması için geldiği Edirne'de Kız kardeşi Maria'yi Bayezid'e verdi. Bu evlenme sayesinde Osmanlı-Sırp dostluğu kuruldu. Yıldırım Bayezid Timur'la yaptığı Ankara Savaşı'nda yenildi ve esir düştü. 13 yıl süren saltanatı sonunda esaretinin başlamasından 7 ay 12 gün sonra vefat etti. Yıldırım Bayezid şiirlerinde "Yıldırım" mahlasını kullanırdı: “Ehl-i hicran fitne-i agyar Ortada bir bahanedir sandim.” Erkekçocukları: Musa Çelebi, Süleyman Çelebi, Mustafa Çelebi, İsa Çelebi, Mehmed Çelebi, Ertugrul Çelebi, Kasım Çelebi Kızçocukları: Fatma Sultan

http://www.ulkemiz.com/yildirim-beyazid-1360-1403

Graz Nasıl Bir Şehirdir?

Graz Nasıl Bir Şehirdir?

Graz, Avrupa Birliği üyesi Avusturya’nın bir şehridir. Şehir, Avusturya’nın en büyük ikinci şehri olma özelliğine sahiptir. Aynı zamanda Graz, Avustruya eyaletlerinden Steiermark da başkentidir. grazGraz Viyana’dan sonraki en büyük ve en önemli Avusturya şehridir. Şehrin belediye başkanlığını Siegfried Nagl yapmaktadır. Şehrin yüzölçümü 127,56 kilometre karedir. Deniz seviyesinden ise 353m bir rakım sahiptir. Avusturya’nın bu önemli şehrinin nüfusu 269,997’dir. Graz, Avrupa’da öğrenci şehri olarak tanımlanmaktadır. Şehirde 6 adet üniversite bulunup bu eğitim kurumlarına kayıtlı 44,000 fazla öğrenci vardır. Şehir Avrupa şehirleri arasında en eski olanlarındandır. Şehir oldukça derin bir kültüre sahiptir. Graz komşu ülke Slovenya’da yaşayan Slovenler için kendi başkentleri Ljubljana’dan dahi daha önemli kabul edilmektedir. Bu anlamda şehirde Sloven izlerini görmek halen mümkündür. Oldukça eski bir tarihe sahip olan Graz, 1999 yılında UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir. Bu denli öneme sahip olan Graz, 2003 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmuştur. Avusturya’nın başkenti Viyana’dan 200km daha güney batıda yer alan Graz, Mur Nehri üzerine kurulmuştur. Graz’a en yakın şehir, Slovenya topraklarında yer alan Maribor şehridir. Maribor ile Graz arasındaki mesafe 50km civarındadır.Graz’ın çevresinde bulunan yerleşim yerleri ise şunlardır: Kuzeyinde Gratkorn, Stottegg, Weinitzen. Doğusunda Kainbach bei Graz, Hart bei Graz, Raaba. Güneyinde Gössendorf, Feldkirchen bei Graz, Seiersberg ve Batısında ise Attendorf, Thal, Judendorf yer almaktadır. Graz ayrıca birçok bilim csm_graz_hauptplatz_header_02_24dc4df33cadamına da ev sahpliği yapmış bir şehirdir. Bunların başında Johannes Kepler gelmektedir. Kepler Graz’da yaşadığı dönemde matematik üzerine çalışmalar yapmış ve aynı zamanda da şehirde birçok eğitim kurumunda da ders vermiştir. Kepler ayrıca Graz’ın konumunun astronomi bilimi için oldukça önemli bir yerde olduğunu da vurgulamış ve bu alanda şehrin kendisine sağladığı avantajı kullanarak çeşitli çalışmalarda bulunmuştur. Graz İkinci Dünya Savaşı’dan tek bir kurşun atılmadan Almanya’ya teslim olan Avusturya’nın en önemli stratejik merkezleri arasında yer almıştır. Nazi Almanya’sına büyük bir içtenlikle kucak açan Avusturya, Hitler komutasında birçok planını Graz’dan yürütmeyi başarmıştır. Ancak bölge sonrasında Ruslar ve Amerikalılar tarafından işgale uğramıştır. İkinci Dünya Savaşı esnasında müttefik kuvvetleri şehri bomba yağmuruna tutmuşsa da şehirde bulunan binaların sadece %16’si bu saldırılardan zarar görmüştür. Şehir 16. Yüzyılda Osmanlılar tarafından da işgal edilmeye çalışılsa da bu tam anlamıyla gerçekleştirilememiştir.Graz’da kışlar oldukça sert ve soğuk geçmektedir. Yazları ise ılık ve serindir. Bölge kış aylarında oldukça kar almaktadır. Graz’ın yıllık ortalama sıcaklık değerleri 8 ile 9 santigrat derece arasında değişiklik arz etmektedir.Yıllık olarak 92 gün yağış söz konusudur. Bölgenin altyapısı ve ulaşım sistemi oldukça gelişmiştir. 1945’te sona eren İkinci Dünya Savaşı sonrasında yenilen Graz’da 1 adet uluslar arası havalimanı bulunmaktadır. Bu havalimanı genel olarak Avrupa Birliği üyesi ülkelerden kalkan tarafeli uçaklara ev sahipliği yapmaktadır.Yazar: R. Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/graz-nasil-bir-sehirdir

Karabuğday Nedir Ve Yararları Nelerdir?

Karabuğday Nedir Ve Yararları Nelerdir?

İçerdiği gluten vücutta kimyasal reaksiyona girmediğinden dolayı özellikle çölyak hastalarının tüketiminde ön planda olan karabuğday, tahıl benzeri bitki olup Polygonaceae (kuzukulağıgiller) familyasına aittir. 15 civarında türü olmakla birlikte sadece iki türünün tarımsal üretimde kullanımı yaygındır. Bunların içinde yaygın karabuğdayın tarımsal üretimdeki payı %90’dır. Diğer çeşit tatar buğdayı olup, tadının acı olmasından dolayı üretimde ikinci plandadır. Çölyak hastaları; gluten sindiremediklerinden, gluten içeren besin tükettiklerinde bağırsak duvarları kızarıp kabararak tahriş olabilir. Hastalığın daha ileriki safhalarında, glutenli gıda tüketilmeye devam edilirse, ishal, şişkinlik, kramp, ağrılı kramplara neden olabilir. Bu nedenle bu hastalar glüten içermeyen veya daha az miktarda glüten içeren gıdalar tüketmeleri gerekmektedir.  Karabuğday, Orta Asya kökenli bir bitki olup, geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. İlk olarak Çin ve Japonya’da yetiştirilmeye başlanan bu bitki daha sonra Rusya ve Avrupa’ya yayılmıştır. Bu bitkinin büyümesinin ve gelişmesinin hızlı olması (yılda iki ürün alınabiliyor), olumsuz şartlara dayanıklı olması, soğuk ve/veya kurak iklimlerde yetiştirilebilmesi ve zor (engebeli araziler) koşullara uyum sağlayabilme özelliği, yoğun girdi kullanılmaması, münavebeye uygun bir bitki olması sayesinde farklı coğrafyalara yayılmış ve buralarda yetiştiriciliği yapılmıştır. Amerika Kıta’sının keşfinden sonra, Avrupa’dan göçle birlikte 17. yüzyıl başlarında Amerika Kıta’sına taşınmıştır. 7. yüzyılda yayınlanmış eski kaynaklardan olan Çince yemek kitabı “Shokumotsuhonso”ya göre bilinen ilk karabuğday ürünü “Senkinyoho”dur.Karabuğday tek yıllık geniş yapraklı bitkidir. Bitki boyu yetiştirme koşullarına göre değişmekle birlikte 60-120 cm arasında değişmektedir. Karabuğday bitkisi, üzerinde küçük yan kökler bulunan kazık köke sahiptir. Yapraklar düz olmayan, geniş yapraklı olup, kalp şeklinde üçgen görünüme sahiptir. Çiçekler ise salkım şeklinde renkleri ise beyazdan pembeye kadar değişen tonlardadır. Hızlı büyüme özelliği sayesinde Nisan ve Temmuz ayında ekilerek, yılda iki kez yetiştirilebilmektedir.Karabuğdayda hasat dönemine kadar çiçeklenme devam ettiği için çiçeklenme dönemi uzun sürmektedir. Ayrıca çiçekleri kokulu olduğundan arıların ilgisini çekmektedir. Bu özellikler sayesinde, arılar bal yapımında, uzun süre karabuğday çiçeği özütü kullanabilmektedir.Karabuğday bitkisi çok yönlü kullanım alanına sahip olmasının etkisiyle dünya genelindeki üretim alanı günden güne artmaktadır. Ülkemizde günümüzde karabuğday üretimi bulunmamakla birlikte, araştırma enstitüleri ve üniversiteler tarafından karabuğday üzerinde çeşitli araştırmalar yapılmakta, ülkemiz iklim koşullarımıza uygun çeşitler geliştirilmektedir. Renk ve lezzet, karabuğdayın en önemli kalite kriterleridir. Yeni hasat edilmiş karabuğday tohumları açık yeşil renkli olup, eski tohumların rengi kırmızımsı kahverengidir. Tadı iştah açıcıdır, yeni hasat edilmiş olan tanelerde tipik karabuğday tadı vardır, eski tanelerde ise acımsı tat oluşur.Diyabet kontrolünü sağlamada ve kan şekerini yükseltme potansiyelini düzenlemede, düşük glisemik indeksine sahip olan gıdalar etkili olmaktadır. Dolayısıyla; düşük glisemik indeksine sahip olan gıdalar sağlık açısından daha yararlıdır. Yüksek düzeyde dirençli nişasta içeren gıdalar genellikle düşük glisemik indeksine sahiptir. Buğday ununun glisemik indeksi 100 kabul edilmektedir. Buğday unu ile karabuğday ununun karıştırılmasıyla yapılan ekmeğin glisemik indeksi daha düşük olmaktadır. Karabuğday (Fagopyrum esculentum Moench); bileşiminde yüksek düzeyde protein, temel aminoasitlerden biri olan lisin, diyet lif, vitamin (B ve E), mineral madde, temel çoklu doymamış yağ asitlerinim (linoleik asit) içermektedir. Bunların yanında, rutin, quercetin, antosiyanin, orientin, iso-orientin, viteksin ve isoviteksin karabuğdayda en yaygın bulunan flavanoidlerdir. Rutin ve quercetin önemli antioksidanlardandır. Karabuğday tohumunda bulunan rutin içeriği 12.6-35,9 mg/100g (% 2-4) olup, bitkinin ot kısmında da yeterli miktarda bulunduğu söylenmektedir. Rutin ve quercetin kronik toplardamar yetersizliği hastalığının tedavisinde etkilidir. Damarları korur ve genişletir. Rutin, pirinç, buğday, fasulye gibi pek çok buğdaygil ve baklagilde bulunmasına rağmen karabuğdayda daha yüksek oranda bulunmaktadır. Karabuğdayda yağ oranı oldukça az olduğundan, vücutta yağ depolanmasını engelleyerek zayıflama diyeti uygulayanlar için vazgeçilmez bir besindir. Karabuğday tohumunda yüksek seviyede bulunan tokoferol, fenolik asit ve flavanoit gibi antioksidanların dolayı karabuğday ürünlerinin raf ömrü uzundur.Biyolojik değer, vücuda alınan besin maddelerinin yüzde kaçının vücut tarafından kullanıldığını belirten değerdir. Bu değer, yağ ve karbonhidratın aksine proteinin fazlası vücutta depolanmadığı için, daha çok protein için kullanılmakta ve buna protein biyolojik değeri denilmektedir. Protein biyolojik değeri en yüksek 100 olarak kabul edilmekte olup, bu değere yakın besin maddelerinde proteinin tamamına yakını vücut tarafından kullanıldığı anlaşılır. Anne sütü ve bütün yumurta 100’e yakın değere sahiptir. Lisin ve arginin bakımından zengin olan aminoasit kompozisyonu etkisiyle karabuğdayın protein biyolojik değerinin 90’ın üzerinde olduğu söylenmektedir. Proteinlerin yapısını değiştirerek vücut tarafından kullanılmasını sağlayan lisin oranı karabuğdayda %5-7 arasındadır. Bu yüzden, karabuğday proteinleri hemen hemen tüm meyve-sebze ve tohumların proteinlerine göre besleyicilik ve insan sağlığına yarayışlılık bakımından daha kalitelidir.Karabuğday; başta ekmek, makarna, şehriye, kraker, kurabiye, kek, krep, dondurma külahı, tortilla gibi temel gıda maddelerinde olmak üzere; sirke, bira, çay, bal ve ispirto gibi çok sayıda gıda sanayisi ürününün üretiminde kullanılmaktadır. Pilav, çorba gibi çeşitli yemeklerin yapımında da karabuğday kullanılabilmektedir. Bunların dışında yeşil otu, kuru otu, silajı, tohum kabuğu hayvan beslenmesinde kullanılmaktadır. Gıda maddesi dışında, Çiçekleri kahverengi boya yapımında kullanılmaktadır.Karabuğdayın sağladığı diğer yararlar; * İnsan vücudunda bağırsakların çalışmasını desteklemektedir. * Kolesterolün azalmasını sağlıyor. * İçerdiği lignan maddesi sayesinde kalp hastalıklarına ve kansere karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. * Safra taşı oluşumunu engelleme¬de yardımcı görev üstlenmektedir. * Kan şekerinin daha iyi bir biçimde kontrolünü sağlamaktadır. * İçerdiği P vitamini sayesinde damarlara esneklik ve güç kazandırır. * Karabuğdayın, iltihaplanmayı, aşırı terlemeyi ve burun kanamasını önlediği Japon araştırmacılar tarafından belirlenmiştir. * Karaciğerin çalışmasını kolaylaştıran choline ihtiva ediyor. * Böbreklerin çalışmasında yararlı etki gösteriyor. * Yüksek tansiyon ve kansızlıkta çok önemli olan potasyum, magnezyum, fosfor ve demir karabuğdayda bol miktarda bulunuyor.Karabuğdayın bu yararlarının yanında, bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara da neden olmaktadır. Bu alerjik reaksiyonların temel belirtileri; astım, cilt hastalıkları, harıltı, anaflaktik şok, hazımsızlık, ürtiker (kurdeşen), karın ağrısı, kusma gibi mide-bağırsak semptomlarıdır. Bu nedenle tüketilmeden önce doktora danışılması önerilmektedir.Kaynakça: Dizlek, H., Özer, M. H., İnanç, E., Gül, H., 2009, Karabuğday’ın (Fagopyrum esculentum moench) Bileşimi ve Gıda Sanayiinde Kullanım Olanakları.Kan, A., 2014, Türkiye İçin Yeni Bir Bitki; Karabuğday (Fagopyrum esculentum). Kara, N., Yüksel O., 2014, Karabuğdayı Hayvan Yemi Olarak Kullanabilir miyiz?Yazar: Çiğdem Aydın http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/karabugday-nedir-ve-yararlari-nelerdir

Güneş Işığının Yararları

Güneş Işığının Yararları

Güneş dünyamızı ısıttığı gibi insana da büyük yararlar sağlar. Güneş ışığı her yere yayılır fakat insan derisine temas etmedikçe faydalarından yararlanmak zordur. Güneş ışığından yararlanmak için dışarı çıkmak güneşin altında durmak gerekmektedir. Bunu yaparken tabi uzun süre yapmak doğru değildir. Güneş ışığı psikolojik olarak da insanı rahatlatır. Aydınlık güzel bir havada kapalı havalara göre insanın enerjisi daha yüksek olur. Diğer yararları ise şunlardır;1. Güneş ışığı D vitamini ihtiyacının karşılanmasını sağlar. D vitamini insan için oldukça önemli bir vitamindir ve tek kaynağı güneştir. D vitamini güneş ışınlarının insan derisine temas etmesi ile insanda salgılanmaya başlar. D vitamini eksikliği bağışıklık sisteminde sorunlara neden olabilir ve metabolizmanın da yavaşlamasına neden olabilir. 2. Kas ve kemik sistemini daha sağlıklı olmasını sağlar. Kemik erimesi veya diğer kemik hastalıklarının oluşmasını engeller.3. Güneş ışığı bünyesinde melatonin barınır. Bu sayede uykusuzluğa iyi gelir ve rahat bir şekilde uyumaya yardımcı olur.4. Güneş ışınların vücutta kalsiyum ihtiyacının bir kısmını sağlamaya yardımcı olur.5. Güneş ışığı sayesinde romatizma, kas ve eklem ağrıları azalır.6. Metabolizmayı hızlandırır ve vücuda direnç sağlar.Çocuklar ve bebekler için de güneş ışığı çok faydalıdır. İskelet ve kas sistemlerinin sağlıklı bir şekilde büyümesi ve D vitaminlerinin karşılanması için çocukların da güneş ışığı ile temas ettirilmesi gerekmektedir. fakat özellikle bebeklerde dikkatli olmak gerekmektedir. Bebekleri güneşe çıkarmadan önce gözlerinin ve başının korunması için güneş başlığı giydirmek gerekmektedir. Güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatlerde bebeklerin güneş altında tutulmaması gerekmektedir. Rüzgarsız havalarda bebeği güneş altında tutmak gerekir. Ve ilk gün 2 dakika daha sonra 2şer dakika artırılarak yarım saati geçmeyecek kadar bebekler güneş ışığından faydalandırılabilir. Çocukların uzun süre güneş altında beklemesi güneş çarpmalarına neden olabilir bu yüzden dikkatli davranmak gerekmektedir.Yetişkinlerin güneş ışınlarından faydalanabilmesi için günde 15-20 dakika güneş altında kalmaları yeterli olacaktır. Beyaz tenli olanların güneş altında beklerken dikkatli olmaları gerekmektedir. Çünkü açık tenler daha hassas olurlar. Bronzlaşmak için uzun süreler güneşin altında beklemek yanlıştır. Uzun süre güneş altında kalınacaksa güneş koruyucu sütler veya güneş koruma kremleri kullanılmalıdır.Yazar: Özge Yıldırımhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/gunes-isiginin-yararlari

Vitilgo Cilt Hastalığı Nedir

Vitilgo Cilt Hastalığı Nedir

Bir çeşit cilt hastalığı olan vitolgo çoğu insanın hayatını kabusa çeviren bir hastalıktır.Vitolgo genelde yüz,kol,bacak bölgelirnde oluşur.Kadın erkek her kezin başına gelebilecek ,görünüm olarak ta kişiyi rahatsız edecek bir rahatsızlıktır.Vitilgo hakında bilmek istediğiniz bilgiler konumuzda yer almaktaVitilgo Cilt HastalığıVitiligo, pigment kaybına bağlı deride beyaz, yama tarzında lekelerle giden bir deri hastalığıdır. Vücudun herhangi bir bölümü etkilenebilir. Sık tutulan alanlar: yüz, dudaklar, eller, kollar, bacaklar, genital bölgeler.Kimlerde görülür? Yüz kişinin 1-2 sinde görülür. Hastalık, genellikle 20 yaştan önce başlar. 1/5 hastada aile öyküsü vardır. Vitiligolu hastaların çoğunun genel sağlık durumu iyidir.Derinin rengini ne belirler?Deri, saç, ve göz rengini belirleyen melanin pigmentidir. Melanosit denilen hücrelerde üretilir. Eğer bu hücreler ölürse veya melanin yapamazsa deri rengi açılır veya tamamen beyaz olur.Vitiligoya ne neden olur?Vitiligo, derinin melanosit hücrelerinin kaybının sonucudur. Bunun nedeni bilinmez, ancak 4 ana teori vardır.Normal görev yapamayan sinir hücreleri melanositlere zarar verecek maddeler üretirler.Vucudun kendi bağışıklık sistemi melanositleri yıkar. Çünkü vücut, pigmenti zararlı bir madde gibi algılamaktadır.Melanositler kendi kendini yıkar. Pigment oluştururlarken oluşan yan ürünler sayesinde yıkılırlar.Melanositleri hasara yatkın kılan genetik bir bozukluk vardır.Vitiligo nasıl gelişir?Hastalığın seyri ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Açık tenli kişiler, ya vitiligolu alanlar ile normal deri arasındaki renk farkını direkt fark ederler ya da bronzlaşmanın ardından fark edilir. Esmer kişilerde vitiligo yıl boyunca daha kolay fark edilir. Yaygın vitiligo, bazen tüm vücutta pigment kaybı yapabilir. Ne kadar pigment kaybı olacağını önceden kestirmek zordur. Tipik vitiligo, süt beyazı alanlarla kendini gösterir. Pigment kaybının derecesi her vitiligo plağında farklı olabilir. Vitiligo alanında pigment gölgeleri veya alanın etrafında koyu renkli halka olabilir.Vitiligo, genelde hızlı pigment kaybıyla başlar. Bu kayıp, bilinmeyen nedenlerden dolayı işlem duruncaya kadar devam eder. Pigment kaybı dönemlerini, pigmentin değişmediği dönemler takip eder. Bu siklüsler sonsuza kadar devam edebilir.Vitiligo hastalarında deri renginin kendiliğinden geri dönmesi nadirdir. Artık vitiligosu olmayacağına inanan hastalar, aslında tüm pigmentlerini kaybetmişlerdir ve derilerinde zıtlık yaratan alan kalmamıştır. Vücutlarında tek renk vardır ancak vitiligoları devam eder.Vitiligo nasıl tedavi edilir?Bazen vitiligo için en iyi tedavi, hiç tedavi etmemektir. Açık renkli kişilerde bronzlaşmaktan kaçınmak, deride zıtlık oluşmasını önler. Vitiligolu alanın güneşe olan doğal savunması kaybolmuştur. Bu alanlarda kolaylıkla güneş yanığı gelişebilir. Bu yüzden, en az 15 faktörlü bir güneş koruyucu kullanılmalıdır. Güneşten olabildiğince kaçınılmalıdır. Vitiligoyu makyaj veya boyalarla örtmek güvenli ve kolay bir yöntemdir. Suya dayanıklı kozmetikler, hemen hemen her deri tipi için mevcuttur. Ayrıca bronzlaştırıcı bileşikler de mevcuttur. Bunlar, dihidroksi aston denen bir kimyasal madde içerirler ve deriye bronz renk katabilmek için melanositlere gerek duymazlar. Bu ajanlar da yavaş yavaş silinirler ve hastalığı iyileştirmezler. Sadece görünümü düzeltirler. Dövmeler de küçük vitiligo plağında mikropigmentasyonla yardımcı olabilirler. Güneş koruyucular ve makyajlar tatmin etmezse doktorunuz başka bir tedavi yöntemi önerebilir. Tedavi, ya normal deri rengine dönüş (repigmentasyon), ya da az miktarda kalmış normal renkteki alanların rengini açmak (depigmentasyon ) şeklinde olabilir. Repigmentasyon metodlarının hiçbiri tümüyle veya kalıcı değildir.Repigmentasyon tedavisi:1)Topikal kortikosteroid: vitiligoKortikosteroid içeren kremler, küçük lu alanların renginin geri dömesinde etkilidir. Bu yöntem, diğer tedavilerle birlikte de uygulanabilir. Ancak, bu ajanların, deriyi inceltme gibi yan etkiler vardır ve doktor kontrolünde kullanılmalıdırlar.2)PUVA tedavisi: Psoralen adında bir ajan kullanılır. Bu ajan, deriyi ışığa duyarlı kılar. Ardından deri, özel bir tip UV ışığına maruz bırakılır. Özel bir tıbbi donanım gerekir. Eğer vitiligo sınırlı bir alandaysa UVA tedavisinden önce psoralen sadece deriye uygulanabilir. Ancak genellikle hap olarak ağızdan verilir. PUVA ile tedavide yüz, gövde ve kol ve bacakların gövdeye yakın kısımlarında eski deri renginin kazanılma ihtimali %50-70 tir. El ve ayaklar zayıf cevap verir. Genellikle 1 yıl boyunca haftada 2 kez tedavi gerekir. PUVA’nın güneş yanığına benzer reaksiyon oluşturmasına sık rastlanır. Uzun dönemde kullanıldığında deride çillenme görülebilir ve deri kanseri riski artar. Psoralen, gözleri de ışığa daha duyarlı kıldığı için UVA bloke edici güneş gözlüğü günbatımına kadar kullanılmalıdır. Böylelikle katarakt oluşumu riski azalır. PUVA, 12 yaşın altındaki çocuklarda, gebelerde, süt emziren annelerde veya belli bazı durumlarda (ilaç kullanımı, hastalık) uygulanmaz.GreftlemeNormal deri alanının vitiligolu alana transfer sadece belli bazı merkezlerde ve belli bir grup hastada yapılabilir. Genellikle tedavi edilen alanlarda renk tamamen geri dönmez.Depigmentasyon tedavisi:Vitiligosu çok yaygın hastalar için en pratik yöntem, kalan pigmente alanın renginin açılıp tüm vücuda aynı rengin kazandırılmasıdır. Bu, hidrokinonların monobenzil eter formu ile sağlanabilir. Bu tedavi yaklaşık bir yıl alır. Sonuç kalıcıdır.Çocuklarda vitiligonun tedavisi:Çocuklar için genellikle çok yoğun tedaviler önerilmez . Güneş koruyucular ve makyaj en iyi yöntemdir. Kortikosteroidli merhemler kullanılabilir ancak kontrollü olmalıdır. 12 yaşa kadar PUVA önerilmez. Yine de yarar ve zararı tartılarak karar verilmelidir.Vitiligo tamamen tedavi edilebilir mi?Araştırmalar devam etmekte ve yeni tedavilerin gelişeceği ümit edilmektedir. Şu an vitiligonun tam nedeni bilinmemektedir. http://www.estetiktr.net

http://www.ulkemiz.com/vitilgo-cilt-hastaligi-nedir

Duhring Hastalığı Nedir?

Duhring Hastalığı Nedir?

Duhring hastalığı; diğer adıyla “Dermatitis Herpetiformi”s olan bu hastalığın günümüz de çok duyulmamasına karşın ciddi bir hastalıktır.Difteri hastalığı; gırtlak difterisi, boğaz difterisi ve burun difterisi görmek mümkündür. İsmini az duyduğumuz bu hastalık nedir? Duhring hastalığı ( Dermatitis Herpetiformis), arpa, yulaf ve buğday başta olmak üzere gibi protein tahıllarda bulunur. Bu hastalık glutene bağlı enteropatinin görüldüğü bilinmektedir. Bacaklar, kollar ve gövde de simetrik olarak çıkar ve ardından papulerle ve su toplayan kabarcıklar gibi kronik kaşıntıları meydana getirir. Görülen duhring hastalığı genel olarak 20-40 yaş arasında görülür. Buna karşı çocuklarda da görüldüğü saptanmıştır. 1884 yılında, Amerikalı Dr. Louis Duhring tarafından keşfedilmiştir. Hastalığın başlangıç yaşı 20-60 olduğunu söylemek yanlış olmaz. Duhring Hastalığı Belirtileri Nelerdir?Bir hastanın ağzından gelen ”Sanki derimde oluşmuş şiddetli bir güneş yanığı sonrasında ısırgan otlarının üzerinde yuvarlanmışım ardından da karıca ve perilerle dolu bir yün battaniyeye sarılmışım gibi duygu” ifadesi hastalığın nasıl bir belirtileri gösterdiğini anlayabiliriz. Deride yanma ve batma, şiddetli ve periyodik kaşıntı oluşur. 10-12 saat önce semptomlar sıklıkla lezyonlar görülür. Glutenin ve iyoditlerin gerektiğinden fazla alınması, bu belirtilerin alevlenmesi neden olur. İnce bağırsak, emilim bozukluğu glutene duyarlı enteropatinin belirtisi, hastaların büyük çoğunlukta görülür. Derideki lezyonlar bazen içi kan dolu minik gergin su toplayan büller oluştururken, bazen kırmızı kabarcıklar ortaya çıkar. Sistemik semptomu genellikle yoktur. Kaşınmalar sonucunda vücutta kabuklar oluşmaya başlar. İyileşme evresinde açık veya koyu renkte izler bırakır.En sık dirseklerde, kürek kemiklerinin üzerinde, kalçalarda, saçlı deride ve kolların dış yüzeylerinde görülür. Karın ağrısı, çölyak ve ishal gibi benzeri bulgular yüksek glutenli diyetli hastalarda görülür. İnce bağırsak biyopsilerinde belli bir oranda gluten hassasiyetine bağlı oluşur ve hastaların %90’ı gibi büyük bir kısmında görülür.TanıKan örneklerinde, hücreler arasında oluşan bağlara karşı 19A antikorların görülmesi, tanı klinik muayenede tanı konulabilir. Duhring Hastalığı TedavisiDuhrind hastalığı (Dermantitis Herpatiformis) tedavisinde, doktorların önerdiği ve en çok kullanılan ilaç dapson’dur. Başlangıçta dozu, SO-300 mg olarak alınırken hastalığı iyileşen hastalığın iyileşmesine göre doz azaltılır ve nihayetinde kesilir. Hastalar dapsını tolere edemediği taktirde sülfapiridin ile tedavi edilmeleri gerekebilir. Hastalara yaşamı boyunca glutensiz diyet verilir. İyodun hastalığı şiddetlendirmesi sebebiyle deniz balıkları, iyot içeren ilaçlar ve iyotlu tuzlar tüketilmesi yasaklanır.Glutensiz DiyetteSerbest İçecekler: Kahve, salep, ayran, gazoz, kolalı içecekler, meyve suları, ıhlamur, adaçayı, süt serbesttir.Yasaklanan İçecekler: Çoğu alkollü içecekler ve boza ve tüm mayalı içecekler.Bu hastalık irsi değildir. Yani anne veya baba geçirmişse, çocuğa direk olarak geçmesi olası değildir. Ayrıca bu hastalık hiçbir şekilde bulaşıcı değildir. Türkiye’de bu hastalık görülmemesine karşın batı ülkelerinde 400 kişide bir veya 10.000 kişide bir arasında görülür.Yazar: Ismet Göksel Berberhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/duhring-hastaligi-nedir

Kişilik bozukluklarının türleri belirtileri ve tedavisi

Kişilik bozukluklarının türleri belirtileri ve tedavisi

Kişilik bozuklukları; kişinin kendi kültürüne göre, bek­lenenden önemli ölçüde sapmalar gösteren, süreklilik arz eden bir iç yaşantılar ve davranışlar örüntüsüdür. Ergenlik ya da genç erişkinlik yıllarında başlar, zamanla kalıcı olur ve sıkıntıya ya da işlevsellikte bozulmaya yol açar. Herkeste çeşitli biçimlerde görülebilecek kişilik özelliklerinin, kişilik bozukluğu olarak değerlendirilebil­mesi için, bunların esneklikten yoksun ve uyum bozucu olması, işlevsellikte belirgin bir bozulmaya ya da kişisel sıkıntıya neden olması gerekmektedir. Kişilik bozukluklarının nedenleri Kişilik bozukluklarının, çok çeşitli etkenlerin karşılıklı etkileşimleri ve bir araya gelmeleri ile geliştiği düşünül­mektedir. Bunların başında, erken çocukluk yıllarındaki anne-baba ile ilişkiler, en önemli yeri tutuyor görünmek­tedir. Kişilik bozukluklarında temel problemin, kişinin kendisini ve diğerlerini algılamasındaki sorunlar olduğu söylenebilir. İnsan kendisine davranıldığı ve hissettirildiği bir biçimde kendisini tanır ve kendi hakkındaki düşünceleri ve kendilik tasarımı oluşur. Sınırda kişilik örgütlenmesi vakalarında olumsuz ve kötü kendilik imgelerinin baskınlığı, kararlı ve bütünlüklü bir ken­dilik tasarımı gelişmesine engel oluyor görünmektedir. Nevrotik düzeydeki kişilik bozukluklarında ise kararlı ve bütünlüklü olsa da, kendilik ve nesne tasarımlarının sorunlu şekillenmesi ile psikoseksüel gelişim basamak­larına saplanma veya gerilemeler ön planda görünmek­tedir. Özetle, kişilik bozukluğunun gelişiminde en önemli et­ken, erken çocukluk yıllarında, anne-baba ile ilişkilerde yaşanan olumsuzluklardır. Söz gelimi, bağımlı kişilik bo­zukluğu, çocuğuna fazla sorumluluk vermeyen, her şeye onun yerine kendisi karar veren ve yapan, kendileri de bağımlılık ihtiyaçları içinde olan annelerin, çocuklarında görülmektedir. DSM, kişilik bozukluklarını üç ana grupta sınıflandır­mıştır. Bunlardan A ve B kümeleri daha çok sınırda kişilik örgütlenmesi gösterirken, C kümesi daha çok nevrotik örgütlenme gösteren bireyleri içerir. DSM’ye Göre A, B ve C Kümeleri kişilik bozukluğu türleri A Kümesi B Kümesi C Kümesi Paranoid kişilik bozuklukları Antisosyal kişilik bozukluğu Çekingen Kişilik bozukluğu Şizoid kişilik bozukluğu Sınırda (Borderline) KB Bağımlı KB Şizotipal kişilik bozukluğu Histrionik KB Obsesif Kompülsif KB   Narsisistik KB     Paranoid kişilik bozukluğu nedir? Temel özelliği, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp, sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk içinde olmalarıdır. Yaygınlığı; genel toplumda %0,5-2,5 arasında, yataklı psikiyatri kurumlarında % 10-30 arasında ve ayaktan psikiyatrik tedavi kurumlarında % 2-10 arasında olduğu bildirilmiştir. Paranoid kişilik bozukluğunun belirtileri ve özellikleri 1. Yeterli bir temele dayanmaksızın, başkalarının kendi­lerini sömürdüğünden, aldattığından ya da kendileri­ne zarar verdiğinden kuşkulanırlar. Yeni tanıştıkları kimselere güvenmez, uzun süre on­ları gözlemlerler, bir aldatılmayla karşı karşıya gelme­mek için son derece ihtiyatlı davranırlar. İnsanlarla ilişkilerine hiç güvenmeyerek ve kuşku ile başlarlar, zamanla belli bir oranda güven duysalar bile kimse­ye tam olarak güvenmez, küçük bir olaydan birine olan güvenlerini kaybederler. Dolayısıyla da hiçbir zaman gerçek bir dost edinemezler. Eşlerinin ya da çocuklarının davranışlarından bile, onların kendisini aldattıkları ya da yalan söylediklerine dair sonuçlar çıkarabilirler. 2. Dostlarının ya da iş arkadaşlarının kendisine olan bağ­lılığı ve güvenirliliği üzerine yersiz kuşkuları vardır. Uzun zamandır tanıyor ve arkadaşlık ediyor olsalar bile, kimseye tam olarak güvenemezler. Arkadaşlarının arkasından konuşup konuşmadıkları, kendisine karşı iyi davransalar bile, içlerinde kendilerine karşı kötü bir niyetlerinin olup olmadığını sorgularlar. Mesela bir doğum gününe çağrıldıklarında hatta ısrar edildiğinde bile, belki de sadece usulen çağırmışlardır ve gerçek­ten istemiyorlardır gibi değerlendirebilirler. 3. Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanı­lacağından yersiz yere korktuklarından ötürü başka­larına sır vermek istemezler. Özel yaşamlarına ait bilgileri yakın arkadaşlarından bile gizlerler. Uzun süredir arkadaşlık ettikleri biri­ne, mesela, bir kardeşlerinin psikiyatra gittiğini veya babasının alkol kullandığını ya da anne babasının ayrılmış olduğu gibi ileride aleyhine kullanılabilece­ğini varsaydığı şeyleri söylemezler. Kendi hakkında vereceği bilgilerin ileride aleyhlerine kullanılacağın­dan kuşkulanırlar. Bu kişiler psikiyatra geldiklerinde de, haklarında tutulan kartların ve dosyaların ne ka­dar güvenle saklandığı, bunlara başkalarının ulaşıp ulaşamayacağı ya da ileride bu bilgilerin karşısına çıkarılıp çıkarılmayacağı konusunda rahat edemez­ler. Dolayısıyla, terapistlerine bile güvenmez, bazen küçük olaylardan güvenlerini yitirip, tedaviyi yarım bırakabilirler. 4. Sıradan sözlerden ya da olaylardan aşağılandıkları ya da gözdağı verildiği biçiminde anlamlar çıkarırlar. Hezeyan düzeyinde olmamakla birlikte, kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan olaylardan, kendileriyle alay edildiği ya da tehdit edildiklerine dair anlamlar çı­karırlar. Referans fikri olarak adlandırılan bu belirti, başkalarını sıklıkla yanlış anlamalarına, olaylardan gerçek olmayan sonuçlar çıkarmalarına neden olur. 5. Sürekli kin beslerler, onur kırıcı davranışları, haksız­lıkları ya da görmezlikten gelinmeyi bağışlamazlar. Özellikle çoğu, çeşitli referans fikirlerine bağlı olsa da, insanların kendilerine karşı gösterdikleri ya da kendilerinin öyle sandığı onur kırıcı davranışları unutmazlar. Bir sabah, fark etmediği için selam ver­meyen birini akıllarının bir köşesine yazar ve bunlara tepki göstermeden kin beslerler ama bazen de ani tepkiler gösterebilirler. 6. Başkalarınca anlaşılır olmayan bir biçimde, karak­terine ya da itibarına saldırıldığı yargısına varır ve öfkeyle ya da karşı saldırı ile birden tepki verirler. Tanımadığı kişilere “ne bakıyorsun?” diye bağıran kimseler çoğunlukla bir referans fikrinin etkisiyle kendisiyle alay edildiğini sanan birileridir. 7. Haksız yere eş veya sevgililerinin sadakatinden kuş­kulanırlar. Sürekli onların kendisini aldattığından, başkalarıyla ilgilendiklerinden şüphelenirler. Geç açılan ya da kapalı bir telefonu hemen aldatılıyor olabileceklerinin kanıtı olarak yorumlar, eşleri ya da sevgilileri biraz geç kalsa, başka biriyle zaman geçiri­yor olabileceklerine yorumlarlar. Şizoid kişilik bozukluğu nedir? Temel özelliği, sosyal ilişkilere, yakınlık kurmaya isteksiz olma ve duygulanım kısıtlılığıdır. Asosyaldirler. Görül­me sıklığı ile ilgili araştırmalar yeterli bir kanaat oluştur­maktan uzaktır. Çünkü, saha araştırmalarına katılmak istemeyecekleri gibi klinik başvuruları da çok azdır. Şizoid kişilik bozukluğunun belirtileri ve özellikleri 1. Ailenin bir parçası olmadığı gibi, ne yakın ilişkilere gir­mek ister, ne de yakın ilişkilere girmekten zevk alırlar. Aile içinde kendilerini diğerlerinden uzak hisseder ve aile içi sosyalleşmeye katılmazlar. Evdeki zamanlarını genellikle tek başlarına, odalarında geçirmeyi yeğler­ler. İnsanlarla tanışmak ve yakınlaşmak konusunda isteksizdirler. Eve gelip gidenle ilgilenmez, misafirle­rin yanına çıkmak istemezler. Ailenin topluca yaptığı etkinliklerden, ziyaretlerden uzak dururlar.   2. Hemen her zaman tek bir etkinlikte bulunmayı tercih ederler. İlgi duydukları alanlar genellikle insan ilişkisi gerek­tirmeyen ve çoğunlukla felsefe, matematik, bilgisayar programlama gibi, soyut konulardır. Şizoidlerin bir­çoğu bilgisayar programcılığı, felsefe, matematik gibi, daha çok kendi başına yapılan alanlarda çalışırlar. An­cak, ilgi duydukları şeylere karşı da büyük bir tutkuları olmaz, adeta insanlardan uzaklaşmak için rakamların veya düşüncelerin dünyasını tercih ederler. 3. Başka biriyle cinsel deneyim yaşamaya kaşı ilgisi var­sa bile çok azdır.   Cinsel arzu duymalarında bir sorun olmamasına karşın, insanlarla tanışmak ve yakınlaşmak konusun­daki isteksizlikleri, bir cinsel eş bulma uğraşılarını da, onlar için zahmetli bir şeye dönüştürür. Biriyle tanışma, bir süre flört etme, yemeğe çıkma, sinemaya gitme gibi şeyler, kendilerine zahmetli geldiğinden böyle zahmetlere katlanmaktansa, cinsel ilişki kur­maktan da vazgeçerler. Ayrıca başka bir insanın ve bir ilişkinin sorumluluğunu almak istemezler. Ancak böylesi zahmetli uğraşılar ve duygusal yakınlık ge­rektirmeksizin bir cinsel ilişki fırsatı olursa ve karşı taraf sorumluluk talebinde bulunmuyorsa, çok fazla seçici olmaksızın cinsel ilişki kurabilirler.   4. Alsa bile çok az etkinlikten zevk alırlar. Başkalarının ısrarıyla bazı etkinliklere katılsalar bile çok keyif al­mazlar. Bir yılbaşı akşamında ya da doğum günü partisinde herkes eğlenirken şizoidler keyif almazlar. Anlatılan fıkralara, yapılan esprilere ya da oynan bir oyuna iç­tenlikle katılmazlar.   5. Birinci derece akrabaları dışında yakın arkadaşları ve sırdaşları yoktur. Aile üyeleri ile çok yakın olmadıkları gibi, yakın arka­daşları ve dostları olmaz. Sosyal aktivitelere katılmaz, okul ya da iş yerinde arkadaş edinmezler.   6. Başkalarının övgü ve eleştirilerine karşı ilgisizdirler. Haklarında söylenen iyi ya da kötü şeylere karşı ilgi­sizdirler. Övgüleri de, eleştirileri de benzer bir kayıt­sızlıkla karşılarlar.   7. Duygusal soğukluk, kopukluk ya da tek düze bir duygulanım gösterirler. Çok güldükleri, neşelendikleri ya da çok üzgün veya kızgın oldukları görülmez. Şiddetli duygusal tepkiler göstermezler. Birçok olaya karşı ilgisiz gibidirler. Ko­nuşurken ya da insanlarla bir aradayken de, güçlü bir duygusal tepki göstermezler. Her zaman tek düze ve yüzeysel bir duygulanımları vardır.   Şizotipal kişilik bozukluğu nedir? Temel özelliği, yakın ilişkilerde birdenbire rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girebilme becerisinde azalma ile belirli, toplumsal ve kişiler arası yetersizliklerin yanı sıra, bilişsel ya da algısal çarpıklıkların ve alışılagelenin dışında davranışlardır. Genel popülasyonda görülme sıklığı %3’tür. Şizotipal kişilik bozukluğunun belirtileri ve özellikleri   1. Referans fikirleri vardır. Kendisiyle hiç ilgisi olmayan olaylardan kendisiyle ilgili anlamlar çıkarır. Çeşitli iddialarını, bu tür yorumlarla desteklerler. Diyelim, cinlerin kendisiyle temas halinde olduğu iddiasında iseler, tanımadığı bir insan kendisine baktığında, bunu cinlerin yaptırmış olabileceğini dü­şünürler. Rakamlardan, harflerden anlamlar çıkarır, bunları kendileri ile ya da inandıkları şeylerle ilgili delillermiş gibi yorumlarlar.   2. Davranışları etkileyen ve kültürel değerlerle uyumlu olmayan, acayip inanışları ya da büyüsel düşünceleri vardır. Telepati, altıncı his, büyü, nazar gibi birçok batıl inanca sahiptirler. Bazısı, çeşitli olayları uzaylıların, dünya ile iletişim halinde olduğu biçiminde yorum­lar. Fallara, burçlara inanır, yaşamlarını bunlara göre yönlendirirler. Şizotipallerin zeki ve becerikli olanla­rı genellikle, medyumluk, tarotçuluk, falcılık ya da UFO dernekleri gibi işlerle uğraşırken; entelektüel kapasitesi sınırlı olanları ise genellikle bunların pe­şinde dolaşır. Fal baktırmadan karar alamayan ya da yaşamında bir değişiklik yapmayıp falcılardan, büyü­cülerden medet uman insanların çoğu şizotipal kişi­lik bozukluğu vakalarıdır. Dünyayı ve olayları hep gerçek dışı varlıkların etkileriyle açıklar ve bunlara ilişkin önlemler alırlar.   3. Olağan dışı algısal yaşantıları, bunlar arasında da be­densel ilüzyonları vardır. Halüsinasyona yakın, algı bozuklukları gösterirler. Bir varlığın kendisini izlediği, ölmüş annesinin ru­hunu hissettiği, yüzünün değişmekte olduğu gibi, algı bozuklukları gösterirler. Olayları yanlış yorum­lamaları yanında, bu algı bozuklukları da inandıkları şeylerin gerçek olduğuna dair inançlarını kuvvetlen­dirir. Psikotik bir hezeyan boyutunda olmasa bile, bu inanışların aksine ikna edilmeleri oldukça zordur. Çünkü hemen her şeyi, bu gerçek dışı düşünceleri­nin kanıtları olarak yorumlarlar.   4. Acayip düşünüş biçimi ve konuşma gösterirler (çev­resel, mecazi, aşırı ayrıntılı, basmakalıp). Çevresel konuşma, sorulara yanıt vermeyip çok uzaktan bağlantılı başka bir şey konuşmaktır. Mecazi konuşma, sorulan sorulara doğrudan yanıt verme­yip, bir hikmet, gizli bir anlam içeriyormuş izlenimi uyandıran, dolaylı konuşmalara denir. Aşırı ayrıntılı konuşma, konunun esasını anlatmayıp, konuşma boyunca bir sürü ayrıntı içinde dağılan bir konuşma biçimidir. Basmakalıp konuşmada ise, hasta sorulara kişisel fikrini söylemek yerine genel geçer basmaka­lıp fikirlerle yanıt verir. Bu tür konuşma, gerçeklerle yüzleşmeme ve inkarı pekiştirmeye hizmet eder. Bir süre sonra, karşısındaki bu konuşma biçiminden yo­rulur ve dinlememeye başlar. Böylelikle, aslında açık­ça ifade etmediği düşüncelerinin, kabul gördüğünü düşünmeye başlarlar.   5. Kuşkuculukları ya da paranoid düşünceleri vardır. Şizotipaller, paranoid kişilik bozukluğu vakalarının kimi özelliklerini de gösterirler. En az bir paranoid kişilik bozukluğu özelliği göstermelerine sık rastla­nır.   6. Uygunsuz ya da kısıtlı duygulanımları vardır. Duygulanımlarında kısıtlılık ve yüzeysellik dikka­ti çeker. Zaman zaman da gülünmeyecek bir şeye gülme, gülünecek bir şeye ağlama, durduk yerde öf­ kelenme gibi, durumla uygun olmayan duygulanım gösterirler. İsmini sorduğunuzda gülme krizine ya­kalanabilir ya da masum bir soruya aniden hiddetle yanıt verebilirler.   7. Acayip, alışılmışın dışında ya da çok kendine özel davranış ya da görünüme sahiptirler. Kılık kıyafetleri, saçları, dış görünüşleri alışılmışın dışında özellikler gösterir. İnsanlar kendilerini nasıl algılıyorlarsa ya da nasıl algılanmak istiyorlarsa, ona göre bir dış görünüm benimserler. Bir insanın dış gö­rünüşüne baktığımızda, nasıl bir sosyo-kültürel gru­ba ait olduğunu, kendisini nasıl algıladığını az çok kestirebiliriz. Dindar biri, iş adamı, metalci, modern genç bir kız, kenar mahallelerden biri gibi tahminler yapabiliriz. Şizotipaller bu bakımdan bir şeye ben­zemezlikleri ile dikkat çekerler. Diyelim, bir yandan dindar biri gibi konuşur, sürekli dinden, Kur’an’dan bahseder, ama öte yandan, jöleli uzun saçları, kolye­leri vardır. Bazen de gizemli, mistik bir hava veren, alışılmadık özel kıyafetler diktirirler. Yaz günü palto, kış günü gömlekle dolaşabilirler. Bazen de, üste kla­sik bir kıyafet, alta şalvar ya da eşofmanımsı bir şey gibi tuhaf eşlemeler yaparlar.   8. Birinci derecede akrabalar dışında yakın arkadaşları ya da sırdaşları yoktur. Bu şizoidlerde de görülen bir özelliktir. Ancak şizo-idler başkalarıyla bir aradayken yoğun bir sıkıntı ve huzursuzluk hissetmezler, daha çok aldırmazlık duy­guları ön plandadır. Oysa şizotipaller yakınlıktan bir süre sonra huzursuz olurlar.   9. Yakından tanımakla azalmayan, aşırı toplumsal ank-siyete; kendisi hakkında olumsuz yargılardan çok, paranoid korkular bu bozukluğa eşlik etme eğilimi taşır. Sosyal ortamlarda, başkalarından tehdit ya da tehlike geleceğine ilişkin korkuları dolayısıyla, rahatsız ve te­dirgin olurlar. Sürekli birilerinden sözel ya da fiziksel saldırı geleceği ihtimaline karşı tetikte dururlar, rahat ve doğal olamazlar. Bunlardan dolayı, kalabalık, sos­yal faaliyetlerden mümkün olduğunca kaçınırlar. Antisosyal kişilik bozukluğu nedir? 15 yaşından beri devam eden bir biçimde, başkalarının haklarını saymama ve başkalarının haklarına tecavüz etme davranışları gösterirler. Genel popülasyonda erkek­lerde %3, kadınlarda %1 oranında görülür. Antisosyal kişilik bozukluğunun belirtileri ve özelliği 1. Tutuklanmaları için zemin hazırlayan eylemlerde tekrar tekrar bulunur, yasalara ve toplumsal davranış biçimlerine ayak uyduramaz ve saygı göstermezler. Sıklıkla suç işler ve tutuklanırlar. Hırsızlık, yan kesi-cilik, tetikçilik, çek-senet tahsilatı, haraç alma, gasp, uyuşturucu ticareti, çıkar amaçlı çete kurma gibi suç­ları tekrar tekrar işleyen kişilerin önemli bir bölümü, antisosyallerdir. Ancak daha zeki ve yetenekli kimi antisosyaller böyle adi suçlar yerine, daha nitelikli suçlar işleyebilir, hatta kimi zaman ceza almamayı da başarabilirler. Politikacılar, kamu görevlileri, banka hortumlayanlar arasında da antisosyaller olabilmek­tedir. 2. Sürekli yalan söyleme, takma isimler kullanma ya da kişisel çıkarı, zevki için başkalarını aldatma ile belirli dürüst olmayan tutumlar gösterirler. İnsanları kandırmaktan ve işletmekten zevk alırlar. Eğlenmek için yalan söylerler, uydurma hikayeler, anılar anlatırlar. Takma isimler kullanır ya da ken­dilerini başka biri gibi tanıtırlar. Yalan söylemek konusunda mahirdirler, çok kolay ve hiç utanmak-sızın rahatlıkla yalan söyleyebilirler. Yalanları ortaya çıktığında da sıkılmaz ya da mahcubiyet duymazlar. Başka yalanlarla, yalanlarını gizlemeye çalışır ya da yalanlarını gerekçelendirmeye çalışırlar. 3. Dürtüsel olurlar ve gelecek için tasarılar yapmazlar. Canlarının istediğini, istedikleri zaman yapmak ister­ler. Güçlü ve nüfuzlu olmak ya da intikam dışında, uzun vadeli amaçları olmaz. İdealleri yoktur. Anlık hevesler peşinde koşmaktan, kendileri için zararlı olsa da, içlerinden geleni yapmaktan geri duramazlar. 4. Yineleyen kavga, dövüşler ya da saldırılarla belirli olmak üzere, sinirlilik ve saldırganlık gösterirler. Çok kolay sinirlenir ve çabuk kavga başlatırlar. Özel­likle, küçük görülme ya da istediklerini elde edeme­me, kontrolden çıkmalarına neden olabilir. Trafikte ya da sokakta küçük bir olaydan, tanımadığı birlerini yaralayan ya da öldürenlerin çoğu antisosyallerdir. 5. Kendisinin ya da başkalarının güvenliği konusunda umursamazlık gösterirler. Tehlikeli araba kullanmaktan ya da tehlikeli sonuçlar doğurabilecek başka faaliyetlerde bulunmaktan çe­kinmezler. 6. Bir işi sürekli götürememe ya da mali yükümlülük­lerini tekrar tekrar yerine getirmeme ile belirli olmak üzere, sürekli bir sorumsuzluk gösterirler. Borç alır ödemezler, taksitle alışveriş yapar, taksitleri ödemezler; kiralarını, elektrik paralarını, faturala­rını ödemezler. Sosyal rollerini yerine getirmezler. Çocukları ve eşleriyle ilgilenmez, onların bakımını ihmal ederler. Çocuğu hasta olduğu halde doktora götürmeyip, elindeki parayı içkiye, kumara harca­yabilirler. Hemen her konuda, öncelikle kendilerini düşünür, yakınları da olsa, başkalarının sorunlarına karşı duyarlılık gösteremezler. İnsanlardan yardım ve ilgi bekler, ama kimseye yardım etmezler. 7. Başkasına zarar vermiş, kötü davranmış ya da başka­sından bir şey çalmış olmasına karşın, ilgisiz olma ya da yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getir­me ile belirli olmak üzere, vicdan azabı çekmezler. Yaptıkları hiçbir kötülük için vicdan azabı çekmez, her durumda kendilerini haklı görmeyi başarırlar. Araba çalarken yakalanan biri, öfkeyle kapıyı kilitle­mediği için, asıl suçlunun, arabanın sahibi olduğunu söylemekteydi.   Sınırda kişilik bozukluğu nedir? Temel özellikleri, insanlar arası ilişkilerde, kimlik duygu­sunda ve duygulanımda tutarsızlıklar ile itkilerini kontrol etmekte zorluk çekmeleridir. Toplumda görülme sıklığı %2-3 iken psikiyatri kliniklerindeki kişilik bozukluğu vakalarının %30-60’ını oluştururlar. Kadınlarda, erkek­lerden 3 kat daha fazla görülür. Sınırda kişilik bozukluğunun belirtileri ve özellikleri 1. Gerçek ya da hayali bir terk edilmekten kaçınmak için çılgınca çabalar gösterirler. Terk edilme korkusu içinde yaşarlar. Sevgili veya eşlerinin ya da yakın arkadaşlarının kendilerini terk edeceğinden korkarlar ve terk edilmemek için, inti­har tehditleri ya da girişimleri de dahil olmak üzere, çılgınca çabalar gösterirler. Suçluluk uyandırmak, duygu sömürüsü yapmak ya da borçlu bırakmak gibi yollarla insanları kontrol altında tutmaya çalışırlar. 2. Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız kişiler arası ilişkilere sahiptirler. Kendilerine iyi ve yakın davranan insanları çok ça­buk yüceltir, çok çabuk yakınlaşırlar, ancak bir hayal kırıklığını takiben de çok uzaklaşır ve öfke duyarlar. Bazen bir ayrılma ya da öfke dönemini, yeniden aynı kişiyi yüceltme alabilirse de, genellikle çabuk uzaklaşma eğilimleri yüzünden sık arkadaş ve sevgili değiştirirler. 3. Kimlik karmaşası olarak tanımlanan belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı ya da ken­dilik duyumu vardır. Nasıl biri oldukları, nelerden hoşlandıkları, neleri önemsedikleri, gelecekle ilgili tasarıları, nasıl kişilerle arkadaş olmak istedikleri, nasıl yaşamak istedikleri konularındaki duygu ve düşünceleri sık ve kolaylıkla değişir. Çok kısa zamanlarda bir biriyle zıt arzu, is­tek, inanç ve düşüncelere sahip olabilirler. 4. Kendine zarar verme olasılığı yüksek, en az iki alan­da, dürtüsellik (örn. para harcama, cinsellik, madde kötüye kullanımı, pervasızca araba kullanmak, tıkı-nırcasına yemek yemek) gösterirler. Hızlı araba kullanma, rastgele ve ödeme zorluğu çekecekleri halde alışveriş yapma, rastgele, riskli ola­bilecek cinsel ilişkiler kurma, yemek yeme ya da içki içmeyi denetleyememe, kumar oynama, alkol veya madde kullanma gibi, çeşitli alanlarda denetimsiz, dürtüsel davranışlar gösterirler. 5. Yineleyen, intiharla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar ya da kendine kıyım davranışı gösterir­ler. Jiletle kollarını, göğsünü kesmek, üzerinde sigara söndürmek gibi çeşitli yollarla kendilerine fiziksel zararlar verirler. Bu davranışlar çoğunlukla yoğun can sıkıntısı, şiddetlenen ve baş edilemeyen boşluk duygusuna karşı yapılır. Öte yandan, başkalarının istediği gibi davranmasını sağlamak, ya da kendisini üzmüş oldukları için cezalandırmak amacıyla da ken­dine zarar verme, intihar etmekle tehdit etme ya da intihar girişiminde bulunma, sık görülür. 6. Duygudurumda belirgin bir tepkiselliğin olmasına bağlı, duygulanımda kararsızlık (afektif instabilite) vardır. Küçük olaylara bağlı olarak duygulanımları dramatik değişimler gösterir. Aniden büyük bir çöküntüye, yo­ğun bir sıkıntıya girebilir ya da öfkeye kapılabilirler. Çoğunlukla duygularını iyi tanımlayamaz ve kendi­lerini neyin böyle hissettirdiğinin farkında olmazlar. Sıklıkla öfke ve sıkıntıyı bir arada yaşarlar ve böylesi durumlarda kendilerine veya başkalarına zarar verici davranışlar gösterirler. 7. Kendilerini sürekli olarak boşlukta hissederler. Kimlik bütünlüğünün, uzun süreli amaçların olma­masına bağlı bu durum, özellikle kendilerini iyi his­settirebilecek kişi ve ortamların yokluğunda belirgin hale gelir. 8. Uygunsuz, yoğun öfke duyarlar ya da öfkelerini kon­trol altında tutamazlar. Başka dürtülerini olduğu gibi, öfkelerini de kontrol etmekte güçlük çekerler. Öfke ile kaplanmış ego yı­kıcı, zarar verici davranışları kontrol edip, engelleye­mez. 9. Stresle ilişkili, gelip geçici paranoid düşünce ya da ağır disosiyatif belirtiler gösterirler. Özellikle terk edilme, nesne kaybı ya da dışlandıkla­rını hissettikleri durumlarda stresle ortaya çıkan, ge­nellikle kendisine kötülük yapılacağı ya da düşmanlık yapıldığına ilişkin sanrılar ile disosiyatif belirtiler söz konusu olabilir. Bu belirtiler, nedenin anlaşılmasının sağlanması ya da kısa süreli, düşük doz ilaç uygula­masıyla düzelir.   Histriyonik Kişilik Bozukluğu nedir? Histriyonik kişilik bozukluğunun temel özelliği, bu ki­şilerin hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı içinde olmalarıdır. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-3, psikiyatri kliniklerinde ise: %10-15’tir. Histriyonik Kişilik Bozukluğunun belirtileri ve özellikleri   1. İlgi odağı olmadıkları durumlarda rahatsız olurlar. Sürekli ilgiyi üzerlerine çekmek isterler. İlgisizliğe ta­hammül edemediklerinden, ilgiyi üzerlerine çekmek için her yolu kullanırlar. Tanıdıklarının olduğu or­tamlarda, sürekli konuşarak, bir şeyler anlatarak bunu yapmaya çalışırlar, ama mesela, otobüs, vapur gibi yerlerde bu imkanı bulamadıkları zaman, bir şekilde gürültü çıkararak ya da yanlarındaki kişiyle yüksek sesle konuşarak, kahkahalar atarak herkesin kendisine bakmasını sağlamaya çalışırlar. İlgisiz kalamadıkların­dan, tanımadıkları insanlarla tanışıp, onun kendisiyle ilgilenmesinin bir yolunu bulmaya çalışırlar.   2. Başkalarıyla olan etkileşimleri çoğu zaman uygunsuz biçimde cinsel yönden ayartıcı ya da baştan çıkarıcı davranışlarla belirlidir. Sürekli birileriyle flört ederler. İlgi çekmek ve başka­larının kendisiyle ilgilenmesini sağlamanın en kolay yollarından biri olduğu için, seçicilik ya da beğenip beğenmediklerine aldırmaksızın, hemen herkesle flört ederler. Histriyonik kişilik bozukluğu vakala­rının tedavi başvuruları genellikle evlilik ya da iliş­kilerindeki bu özelliklerinden kaynaklanan sorunlar dolayısıyla olur. Mesela, evli ya da ciddi bir ilişkisi olmasına karşın, eşi ya da sevgilisi yanında olmadığı zaman birinin kendisiyle ilgilenmesini sağlamak için, kısa süreli ve rastgele ilişki kurarlar. Hatta rastgele cinsel ilişkiye geçerler. Bu herkesle flört etme ve cinsel yakınlık kurma davranışlarının, cinsel arzuları ile bir ilgisi yoktur. Çoğunda, uyarılma ve orgazm sorunları başta olmak üzere, cinsel işlev bozukluğu görülür. Cinsel yakınlık, onlar için sadece, ilgi ve şefkat görme gereksinimleri için ödedikleri bir bedeldir. 3. Hızlı değişen ve yüzeysel kalan duygular sergilerler. Duyguları çok kolay değişir. Gülerken ağlayabilir ya da ağlarken gülmeye başlayabilirler. 4. İlgiyi üzerine çekmek için sürekli olarak fiziksel gö­rünümlerini kullanırlar. Renkli, dikkati çeken, dekoltesi ya da yırtmacı çok açık kıyafetler giyerler. Her zaman bakımlı olmaya özen gösterir, saçları hep yapılmış dolaşırlar, büyük parlak aksesuarlar takar, renkli dikkat çeken mak­yajlar yaparlar. Günün önemli bir bölümünü fiziksel görünümleri ve bakımları ile ilgili olarak geçirirler. 5. Aşırı bir düzeyde, başkalarını etkilemeye yönelik ve ayrıntıdan yoksun bir konuşma biçimleri vardır. Başkalarına bir şey sorduklarında bile kendileriyle ilgili bir şey anlatmaya giriş yapıyorlardır. Konuşma­larındaki yüzeysellik ve içerik fakirliği, dikkati çeker. Anlattıkları şeyler bilgi içermekten çok, ilgi çekmeye yöneliktir. Şuh, buğulu bir sesle yüzeysel şeylerden ve ehemmiyetsiz olaylardan nasıl etkilendiklerini an­latırlar. Derinliğine bir bakışları olmadığı için, şeyler ya da olaylarla ilgili olarak ya “çok kötü” ya da “mü­kemmel ve şahane” biçiminde yorumlar yaparlar. 6. Gösteriş yapar, yapmacık davranır ve duygularını aşırı bir abartma ile gösterirler. Küçük olaylara bile aşırı abartılı duygusal tepkiler verirler. Beş dakika önce görüştüğü birine yeniden rastladığında, kırk yıldır görmüyormuş gibi davrana­bilir ya da küçük bir sorununu anlatan birine, kanser olduğunu haber vermiş gibi tepki gösterebilirler. An­cak bu aşırı tepkileri, daha önce anlatıldığı gibi çok kısa sürelidir ve hemen geçer. 7. Telkine yatkındırlar, başkalarından ya da olaylardan kolay etkilenirler. Kim nereye çekerse o tarafa gidebilirler. Herhangi bir şey alacakları zaman birçok kişinin fikrini sorar ve herkes başka bir şey dediği zaman da ne yapacakları­nı şaşırırlar, çünkü herkesin dediğini yapmak isterler. Aslında bu şekilde danışma gereksinimi duymaları, ne istediklerine karar verememiş olmalarından çok, insanlarla ilişki içinde olmayı ve onların ilgisini üzeri­ne çekme amacına yöneliktir. Dolayısıyla da, onların beğeni ve ilgisinin sürememe endişesi ile de, her fikir söyleyenin dediğini yaparak onları memnun etmek isterler. 8. İlişkilerinin olduğundan daha yakın olması gerektiği­ni düşünürler. İlişkilerindeki yakınlık ve ilgiden hiçbir zaman tatmin olmazlar, hep daha çok ilgi ve yakınlık gereksinimi içinde açlık çekerler.   Narsisistik kişilik bozukluğu nedir? Temel özelliği, davranış veya fantezide büyüklenmecilik, kendisine hayranlık duyulması ihtiyacı ve başkalarının duygularını anlamaktaki yetersizliktir. Genel popülas-yonda görülme sıklığı %2-6’dır. Narsisistiklerin genellikle kendilerini fazla seven ve ken­dilerine fazla güvenen kişiler olduğu zannedilir. Oysa, gerçek durum bunun tam tersidir. Narsisistik, bir şey yapmaksızın kendini sevemediği ve kendisine saygı du­yamadığı için, kendisini sevebilmek ve saygı duyabilmek adına, durmadan bir şeyler yapma ihtiyacı duyar. Mental aktivite, kendilik tasarımının yapısal bütün­lüğünü, zamandaki sürekliliğini ve olumlu duygusal renklenmesini ayakta tutmaya yönelik olduğu ölçüde narsisistiktir. Özetle, kendilik saygısını kazanmaya ve sürdürmeye yönelik etkinlikleri, narsisistik olarak nite­leriz. Bu tür etkinliklere duyulan ihtiyacın zorunluluğu ve sıklığı oranında da, narsisistik patolojinin ağırlığından söz edebiliriz. Narsisistik kişilik bozukluğunun belirtileri ve özellikleri 1. Kendilerinin çok önemli olduğu duygusunu taşırlar (örneğin; başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi beklerler). Nemli ve özel biri olduklarına kendilerini inandıra-bilmek için, başkalarının da öyle düşünmesini sağ­lamaya çalışırlar. İlk randevusuna gelen bir hastam, kapıdan girer girmez “iki tane Porsche’um var.” de­mişti. Bir şey söylememe fırsat vermeden, tanınmış bir mankenin ismini vererek “iki sene çıktım” dedi. Daha sonra, ne kadar değerli bir kılıç koleksiyonu olduğundan, hangi tanınmış kimselerle arkadaşlık ettiğinden bahsetti. Oysa daha, ne kimliğine ilişkin, ne de niçin geldiğine ilişkin, hiçbir şey söylememişti. Neden sonra, niçin geldiğini sordum, üzerinde dur­maya değmeyecek bir edayla, “başım ağrıyor sadece” dedi. Bir üniversitede master öğrencisi olmasına karşın, ne iş yaptığını sorduğumda, öğretim üyesi ol­duğunu söyledi. Tüm çabası ve yaptıkları, kendisini önemsemem içindi. Bana ne kadar önemli bir insan olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Karşısındakini ne kadar etkileyebilirse, kendisini de değersiz biri olma­dığına inandırabilir.   2. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar. Başkalarını etkileyerek kendilerini değerli hissetme çabaları, insanların yokluğunda, yerini fantezilere bırakır. Dışarıdan gelecek olumlu yansımalar yoksa, bunun yerini hayaller alır. Bütün insanları etkileye­cek, herkesin hayranlığını kazanacak ve çok tanın­mış, tapılan bir insan olmalarını sağlayacak şeyler yaptıkları, çeşitli hayaller kurarlar. Kendilerini Nobel ödülü almış, konuşma yaparken, dünyanın en zeki, en yakışıklı insanı seçilmiş, bütün dünyayı kurtaracak bir kahramanlığı gerçekleştirmiş olarak hayal ederler. Bu hayallere, gerçekmiş gibi inanır ve kendilerini de­ğersiz hissetmekten kurtulurlar. 3. Özel ve eşi bulunmaz biri olduklarına ve ancak başka özel ya da toplumsal durumu üstün kişilerin (ya da kurumların) kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanırlar. 4. Çok beğenilmek isterler. Ancak başkalarının kendilerini beğendiklerini his­settiklerinde kendilerine saygı duyabildiklerinden dolayı, sürekli başkalarının beğenisini kazanmak için çabalarlar. Hiçbir şeyle gerçek anlamda ilgilenmez, daha çok beğenilebilmek için çok farklı etkinliklerle meşgul olurlar. Başkalarına göstermek için, her ko­nuda bilgi sahibi olmak isterler. 5. Hak kazandığı duygusu vardır: Kendisinin, özellikle kayrılacak olduğu bir tedavi biçiminin uygulanacağı beklentileri ya da bu beklentilere göre uyum gösterme. Birileri işlerini daha kolay yollardan hallediyorken, kuyruklarda beklemek, özel muamele görmemek, kendilerini değersiz hissettirdiğinden, kayrılacakları bir yaklaşım ve tedavi beklerler. Özel ya da ayrıcalıklı davranılmasını sağlamak için çaba gösterirler, beklen­tileri karşılanmadığında da öfkelenir ya da kendisine özel muamele yapmayan kişileri aşağılarlar. 6. Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanır; kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kullanırlar. En başta kendisini iyi hissettirecek şekilde davranma­larını sağlamak olmak üzere, ilişkide bulundukları insanları kendi gereksinimleri ve amaçları doğrul­tusunda kullanırlar. İlişkide bulundukları insanlar, bu gereksinimleri karşılamamaya başlar veya onlara gereksinimi kalmazsa uzaklaşır, başka insanlar bu­lurlar. 7. Empati yapamazlar: Başkalarının duygularını ve ge­reksinimlerini tanıyıp, tanımlama konusunda istek­sizdirler. İnsan ilişkilerindeki en büyük zorluklarından biri empati yapma yeteneklerinin olmayışıdır. Kişiler arası ilişkilerinde benmerkezci, kendilerine dönük ve başkalarını sömürücüdürler. En büyük, eşsiz olmala­rı ile başkalarının ilgisine, sevgisine ve hayranlığına bağımlılıkları, çelişkili bir görünüm verir. Eşsiz oldukları inancı, başkalarına yakınlaşabilme, onlarla özdeşleşebilme, onlarla eşduyum yapabilme yetilerini ketler. İlişkide bulundukları nesnelerde bir tür ulaşılmazlık hissini oluştururlar. Onların sorun­larıyla, dertleriyle, gereksinimleri ile ilgilenmezler. İlişkide bulundukları insanların sadece kendisine karşı ne hissettiğine ilişkin duyguları ile ilgilenirler. 8. Çoğu zaman başkalarını kıskanır ve başkalarının da kendisini kıskandığına inanırlar. Bilinçli ya da bilinçsiz haset, dikkati çekecek kadar ön plandadır. Başka birinin iyi ve başarılı olması, kendi yetersizlik duygularını tetiklediği için rahatsızlık ya­ratır. Biri hakkında iyi bir şey söylendiğinde kendisini huzursuz hissederler. Buradaki korku, geride kalma, unutulma ve önemini yitirme korkusudur. Acilen, övülen, takdir edilen kişilerin küçümsenmesi çaba­sına girişirler. Çeşitli fırsatlarla, söz konusu kişilerin açıklarını yakalamaya ve teşhir etmeye çabalarlar. 9. Küstah, kendini beğenmiş davranış ve tutumlar ser­giler. Kibir, uzaklık, soğukluk narsisistik yaralanmalara karşı bir savunma olarak, sık görülen bir durumdur. Başkalarından gelecek eleştirilere karşı bir savunma olarak, başkalarının fikirlerini önemsemediklerini baştan belli ederler. Eleştirilebilecekleri durumlarda kibirli ve uzak davranırlar. Çekingen kişilik bozukluğu nedir? Temel özellikleri, yetersizlik duyguları ve olumsuz değer­lendirilmeye aşırı duyarlılık ile sosyal ketlenmedir. Genel popülasyonda %0,5-1 arasında, psikiyatri kliniklerinde %10 oranında görülür. Çekingen kişilik bozukluğunun belirtileri ve özellikleri 1. Eleştirilecek, beğenilmeyecek ya da dışlanacak olma korkusuyla çok fazla kişiler arası ilişki gerektiren mesleki etkinliklerden kaçınırlar. İnsanlarla ilişki içinde olmalarını gerektirecek mes­leklerden veya pozisyonlardan kaçınırlar, daha çok insan ilişkisi gerektireceği için, mesleğinde yüksel­mekten bile kaçınabilirler. 2. Sevildiklerinden emin olmadıkça insanlarla ilişkiye girmek istemezler. Kendiliklerinden ilişki kuramaz ve girişimde bulun­mazlar. Başkalarından gelen yaklaşımlarda da, ger­çekten istendiklerinden ya da sevildiklerinden emin olmak isterler. Israr edilmedikçe bir davete katılmaz, ayrıca orada bulunacak herkesin kendisini isteyip istemediğini bilmek isterler. 3. Mahcup olacakları ya da alay konusu olacakları kor­kusuyla yakın ilişkilerde tutukluk gösterirler. İnsanlarla bir aradayken ya da yakın biriyle birlik­teyken bile, söyleyecekleri ya da davranışları küçüm­senme ya da alay konusu olabilir, beğenilmez diye, çekingen ve tutuk olurlar. Doğal ve kendiliğinden davranamaz her şeyin uygun karşılanıp karşılanma­yacağını hesap ederler. 4. Toplumsal durumlarda eleştirilecekleri ya da dışlana­cakları üzerine kafa yorarlar. Olası bir sosyal etkinliğe katılacakları zaman ya da böyle bir durum olmaksızın, insanlar arasında ne tür hatalar yapacakları, nasıl dışlanacakları ve istenmeye­ceklerine ilişkin hayaller kurarlar. 5. Yetersizlik duyguları yüzünden, yeni kişilerle aynı ortamda bulundukları durumlarda ketlenirler. Özellikle yeni tanıştığı kişilerin kendisini beğenme­yeceğinden ya da küçümseyeceğinden endişe ettikle­rinden, rahat ve doğal davranamazlar. 6. Kendilerini toplumsal yönden beceriksiz, kişisel ola­rak albenisi olmayan biri olarak ya da başkalarından aşağı görürler. Kendilerini beğenmez ve başkalarından aşağı görür­ler. Kendilerini sıkıcı, başkalarının arkadaşlık ya da yakınlık yapmak istemeyeceği biri olarak değerlen­dirirler. Bu yüzden insanlar arası ilişkilerde tutuk davranırlar ve zamanla da, çok önemsenmeyecekle­rine ilişkin kehanetlerinin gerçekleşmesini sağlamış olurlar. 7. Mahcup olabileceklerinden ötürü kişisel girişimlerde bulunmak ya da yeni etkinliklere katılmak istemez­ler. Nasılsa sonunda mahcup duruma düşecekleri en­dişeleri yüzünden, insanlarla tanışmak, toplumsal etkinliklere katılmak ve insanlarla birlikte olmak için bir çaba harcamazlar. Bağımlı kişilik bozukluğu nedir? Temel özelliği, uysal ve yapışkan davranışa ve ayrılma korkusuna yol açacak biçimde aşırı bir kendisine bakıl­ma gereksinmesinin olmasıdır. Ruh sağlığı kliniklerinde en sık karşılaşılan kişilik bozukluğudur. Ancak çoğun­lukla, bağımlı kişilik bozukluğu nedeniyle değil, başka birinci eksen sorunları için başvururlar. Bağımlı kişilik bozukluğuğunun belirtileri ve özellikleri 1. Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almazlar­sa gündelik kararlarını vermekte güçlük çekerler. Günlük olaylarda bile başkalarına danışma gerek­sinimi duyarlar. Şunu mu giysem bunu mu, oraya mı gitsem buraya mı gibi, herhangi bir ehemmiyeti olmayan konuları bile başkalarına sorarlar. Bağım­lıların sürekli danışma gereksinimi hissetmeleri, başkalarının ilgi ve desteğine ihtiyaç duymalarından kaynaklanır. Başkalarının ilgi ve desteğine ihtiyaç duyduklarında, kendi başlarına yapamıyorlarmış gibi düşünmek isterler. 2. Yaşamlarının çoğu önemli alanında sorumluluk al­mak için başkalarına gereksim duyarlar. Kendi hatalarıyla yüzleşmek ve hayatlarının sorum­luluklarını tek başlarına almak istemediklerinden, önemli kararlarına, hep başkalarını dahil etmek ister­ler. Üniversite tercihlerini, iş kararlarını, evlenme ya da boşanma kararlarını, nerede oturacaklarını, nasıl bir yaşam seçeceklerini başkalarına danışmadan ka­rar veremezler. 3. Desteğini yitireceği ya da kabul görmeyeceği korku­suyla, başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadığını söyle­mekte zorluk çekerler. Kimseyle aralarının bozulma ihtimaline tahammül edemezler, herkesle iyi geçinme ve desteklerini yitir­meme arzusuyla, her şeye uyumlu davranır, bir şeye itiraz edemezler. Hayır diyemezler. Kendilerini sıkın­tıya sokacak olsa bile, başkalarının işlerine yardım ederler ya da paralarını verirler. 4. Doğru yapıp yapmadıklarına ya da yeteneklerine ilişkin korkularından ötürü, tasarıları başlatma ya da kendi başlarına iş yapma zorlukları vardır. Bir şeye başlamak ve inisiyatif gösterebilmek için başkalarından destek isterler. Bağımsızlık korkuları vardır. Bağımsızlığını ve bireyselliklerini kazandık­larında, başkalarının desteğini kaybedeceklerinden korktuklarından, bağımsızlık yönünde adım atmak konusunda çok dirençli davranırlar. 5. Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için, hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar, aşırıya gi­derler. İnsanların kendisinden memnuniyetini, dolayısıyla da desteğini sağlamak için, aşağılayıcı işleri bile üst­lenebilir, insanlara çeşitli hizmetler sunabilirler. 6. Kendilerine bakamayacaklarına ilişkin aşırı korkuları nedeniyle, tek başına kaldıklarında kendilerini rahat­sız ya da çaresiz hissederler. Aile üyelerini, anne, babalarını kaybettiğinde tek başına kalamayacağı ve hayatla başa çıkamayacağı konusunda sık sık korkulara düşerler. 7. Yakın bir ilişkileri sonlandığında, bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler. Bağımlı oldukları insanlara ne kadar düşkün ve onlarsız yapamıyor görünseler dahi, böyle bir ilişki sonlandığında yeniden bağlanacakları birini ararlar. 8. Kendi kendine bakma durumunda bırakılacağı kor­kuları üzerine, gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yorarlar. Başkalarının ilgi ve desteğine ihtiyacı olduğunu düşünebilmek için, sürekli, hayatla tek başına başa çıkamayacağı duygusuna gereksinim duyarlar. Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu nedir? Temel özelliği, düzenlilik, mükemmeliyetçilik, zihinsel ve kişiler arası ilişkilerde kontrollü olmak üzerine aşırı kafa yormaktır. Bu uğraşları dolayısıyla, esnek ve açık olamazlar ve verimlilikleri önemli ölçüde azalır. Genel popülasyonda %1, psikiyatri kliniklerinde %3-10 ora­nında rastlanır. Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğunun belirtileri ve özellikleri 1. Yapılan etkinliğin asıl amacını unutturacak derecede ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama, organize etme ya da program yapma ile uğraşıp dururlar. Bir işe başlamak için uzun bir zaman o işi nasıl, hangi sırayla yapacaklarını kurgular, işe başladıktan sonra da, işin asıl amacından uzak ayrıntılarla uğraşırlar. 2. İşin bitirilmesini zorlaştıran bir mükemmeliyetçilik gösterirler (örneğin; kendisine özgü aşırı katı ölçütler karşılanmadığı için bir tasarıyı tamamlayamazlar). İşlerini bitiremez, ne kadar iyi yapsa da tatmin ola­maz, tekrar tekrar kontrol etme isteği duyarlar. Söz gelimi ödevlerini zamanında bitiremezler. Her zaman bir eksik bulur, araştırmaları gereken bir şeylerin ek­sik kaldığı duygusunu taşır ya da yazısını beğenmez, yeni bir kurguyla tekrar tekrar yeniden yazarlar. 3. Boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaşlıklarından yoksun kalacak derecede kendi­lerini işe ya da üretkenliğe adarlar (bu durum ekono­mik gereksinimleri ile açıklanamaz). İşkoliktirler. Eğlence, ya da boş zamanlarında iş, ders veya yapılması gereken bir görev dışında bir şeyle meşgul olduklarında, huzursuz olurlar. 4. Ahlak, doğruluk ya da değerler gibi konularda vic­danının sesini aşırı dinler ve esneklik göstermezler (bu durum kültürel ya da dinsel özdeşim ile açıkla­namaz). Hem kendi, hem başkalarının davranışlarını sürekli ahlak ve doğruluk konusunda sorgularlar. Kurallara ya da değerlere uymadığını düşündüğü davranışlar­dan rahatsız olur, eleştirirler. Yollarda tanımadığı in­sanların kuyruğa girmemesi, toplu taşıma araçlarında yüksek sesle konuşması, trafik kurallarına uymaması gibi olaylar sinirlenmelerine ya da huzursuz olmala­rına yol açar. 5. Özel bir değeri olmasa bile eskimiş ya da değersiz şeyleri elden çıkaramazlar. Eski eşyalarını atamazlar. Bir gün lazım olur gerek­çesiyle ya da elinden bir şey çıkarmada zorlandığı için her şeylerini saklarlar. Sinema, konser biletleri, eski okul defterleri, işe yaramayan eski ders kitapları, eskimiş kıyafetler gibi birçok şeyi saklarlar. 6. Başkaları, tam olarak kendisinin yaptığı gibi yapmayı kabul etmedikçe, görev dağılımı yapmak ya da baş­kalarıyla birlikte çalışmak istemezler. İşlerin kendi bildikleri gibi yapılmasını beklerler. Her şeyin en doğru biçiminin belli olduğunu düşünürler, aksine davranışlardan rahatsız olurlar. Söz gelimi, bir salatanın nasıl yapılması gerektiğine ilişkin kendi inandıkları belli bir sıra ve kural vardır, başka türlü yapıldığında kendilerine yanlışmış gibi gelir. Dolayı­sıyla, başka türlü yapacaklar diye, işlerin ve sorumlu­lukların önemli bir bölümünü kendileri yaparlar. 7. Para harcama konusunda hem kendilerine hem de başkalarına karşı cimri davranırlar; para, gelecekte ortaya çıkabilecek felaketler için biriktirilmesi gere­ken bir şey olarak görülür. Gerekli şeyler için bile para harcamaktan rahatsız olurlar. Becerebilseler bütün paralarını biriktirmek isterler. Harcadıkları her kuruş güvenlik duygularını zedeler ve kısa sürede telafi etmek isterler. Kişilik bozuklukluklarının tedavisi Kişilik bozukluğu vakalarının tedavi için başvuru oran­ları yüksek değildir. Özellikle ciddi sorunlara yol açan sınırda kişilik bozukluğu ve çekingen kişilik bozukluğu vakaları daha çok tedavi gereksinimi duyarlarken; anti-sosyal kişilik bozukluğu vakaları, ancak bir suç işledikle­rinde tedavi edilmek üzere yasal yollardan gönderildik­lerinde ya da alacakları cezaları hafifletebilmek amacıyla kendiliklerinden başvururlar. Kişilik bozukluklarının tedavisi, ortalama 4-6 yıl sürmek­tedir ve hepsi tam olarak tedavi olmasalar bile, olumlu sonuç alma oranı eskiden düşünülene göre oldukça yüksektir. Tedavide temel yöntem, uzun süreli bireysel terapi veya grup ve aile terapileridir. Uzun yıllar daha çok analitik, dinamik yönelimli tedaviler uygulanmak­tayken, son yıllarda bilişsel davranışçı, diyalektik veya şema terapilerinin de yararlı olduğuna ilişkin yayınlar bulunmaktadır. Terapilerin yanında, bu hastalarda sıklıkla ortaya çıkabi­len, duygusal dalgalanmalar, depresif dönemler, yoğun anksiyete krizleri ya da kısa süreli psikotik belirtilere karşı ilaç kullanılmaktadır. Duygudurum düzenleyicileri dışındaki ilaçlar, daha çok belirtilere yönelik olarak kısa sürelerle kullanılır. Kişilik bozukluğu olan hasta yakınlarının karşılaşabilecekleri sorunlar Kişilik bozukluğu vakaları kendi sıkıntıları kadar, bir­likte yaşadıkları kişiler için de ciddi bir sıkıntı ve stres kaynağı olabilmektedirler. Üstelik hasta olarak görül­mediklerinden, etraflarında, bilerek ya da insanları üzmek ya da kırmak amacıyla böyle davrandıkları sa­nılır. Aileler genellikle bu kişilere böyle davranmaktan vazgeçmeleri için baskı yaparlar, akıl ve öğüt verirler ve tedavi için pek özendirmezler. Bazı aileler ise, duru­mu bir hastalık olarak görmeyi tercih eder ve durumu kabullenip düzelmesi konusunda çaba göstermezler. Hasta yakınlarının sabırlı, anlayışlı ve destekleyici yaklaşımları yanında düzenli ve uzun süreli terapilerle sonuç alınabileceğini bilmelerinde ve sık hekim değiş­tirmemelerinde yarar vardır. Kaynaklar Amerikan Psikiyatri Birliği. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı. (DSM-IV) Washington DC: 1994. Çev: Köroğlu E, Ankara: Hekimler Yayın Birliği; 1998. Gunderson JG. Borderline Kişilik Bozukluğu. Çev: Ceyhun B. Ankara: Hekimler Yayın Birliği; 1994. Kernberg OF. Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm. Çev: Atakay M. İstanbul: Metis Yayınladı; 1999. Kernberg OF. Sapıklıklarda ve Kişilik Bozukluklarında Saldırgan­lık. Çev: Büyükkal MB. İstanbul: Metis Yayınları; 2000: 74-89. Stolorow R, Laclımaıııı F. Psychoanalysis of developmental arrests. New York: International Universities Press; 1980. Saydam B. Narsisistik kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozuklu­ğu, borderline kişilik bozukluğu: Psikodinamik açıdan benzerlikler, farklılıklar. İçinde: Çelikkol A; ed. Narsisistik Kişilik Bozukluğu. İzmir: Ege Psikiyatri Sürekli Yayınları, 1996: 413-430. Odağ C. Örneklerle narsisizm. İçinde: Çelikkol A; ed. Narsisistik Kişilik Bozukluğu. İzmir: Ege Psikiyatri Sürekli Yayınları; 1996: 457-476. http://www.medikalakademi.com.tr

http://www.ulkemiz.com/kisilik-bozukluklarinin-turleri-belirtileri-ve-tedavisi

Ten Rengine Göre Saç Rengi Nasıl Belirlenir?

Ten Rengine Göre Saç Rengi Nasıl Belirlenir?

Kadınlar renkli bir dünyayı severler. Bu yüzden renkli makyaj ürünleri, renkli aksesuarlar, rengarenk ojeler kullanırlar. Bu sayede hem bakımlı ve güzel görünürler hem de kendilerinde değişiklik meydana getirmiş olurlar.

http://www.ulkemiz.com/ten-rengine-gore-sac-rengi-nasil-belirlenir

Daha Koyu Cilt Rengi Daha Güçlü Cilt Anlamına Geliyor

Daha Koyu Cilt Rengi Daha Güçlü Cilt Anlamına Geliyor

İnsan cildi üzerine yapılan yeni bir araştırma, koyu renkli ciltlerin açık renkli ciltlerden daha güçlü olduğunu gösteriyor.

http://www.ulkemiz.com/daha-koyu-cilt-rengi-daha-guclu-cilt-anlamina-geliyor

Konfüçyüsçülük nedir ?

Konfüçyüsçülük nedir ?

Konfüçyüsçülük eski bir Çin ahlâkı ve Çin felsefesi sistemi olup başlangıçta bilgin Konfüçyüs'ün öğretilerinden yola çıkarak gelişmiştir.

http://www.ulkemiz.com/konfucyusculuk-nedir-

Çekik Gözlü Olmanın Sebebi Nedir?

Çekik Gözlü Olmanın Sebebi Nedir?

Dünyamızda birçok coğrafyada çekik gözlü insanlar yaşamaktadır.Çekik gözlü dediğimizde aklımıza ilk olarak Çinliler gelmektedir.

http://www.ulkemiz.com/cekik-gozlu-olmanin-sebebi-nedir

Dişeti kanamanız varsa dikkat!

Dişeti kanamanız varsa dikkat!

Ülkemizde en sık karşılaşan hastalıkların başında diş ve diş eti hastalıkları ve buna bağlı olarak gelişen diş eti kanaması olduğunu belirten Fatih Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Ayça Tenli Kurt, diş ve diş eti hastalıklarından korunmak için yapılması gerekenlerin başında doğru fırçalama tekniklerini bilmek, diş ipi ve arayüz fırçası kullanmak olduğunu söyledi.Diş eti hastalıklarının ülkemizde her 10kişiden 9’unda olduğunu belirten Fatih Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Ayça Tenli Kurt, “Diş eti kanamaları genelde ciddiye alınmayan bir hastalıktır. Ancak altta yatan bir diş eti hastalığının habercisi olabilir. Mutlaka bununla ilgili önlemler önceden alınmalıdır” diye konuştu.Fatih Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Ayça Tenli Kurt, diş eti kanaması ile ilgili merak edilen soruları cevapladı.Diş eti neden kanar?Diş etinde meydana gelen kanamalar diş eti rahatsızlığının habercisi olabilir. Bakteri plağı ve diş taşı (tartar) birikimleri sonucunda, diş etlerinde ve dişleri çene içerisinde tutan kemikte iltihapsal bir alan oluşmakta ve diş eti kanaması ortaya çıkmaktadır.Diş eti kanadığında ne yapılmalıdır?Öncelikle kanama gelişen bölgeler için daha dikkatli fırçalama ve diş ipi kullanılması ile beraber ağız hijyeni en iyi seviyeye getirilmelidir ki vücudun kendini yenileme kapasitesi kendini gösterebilsin. Kanama oluşan bölgeler tüm ağız hijyeni uygulamalarına rağmen iyileşme göstermiyorsa en kısa zamanda diş hekimine başvurulmalıdır.Diş eti kanamaları için nasıl önlem alınmalıdır?    Mutlaka önceden önlem alınmalı, ağız hijyeni uygulamalarına azami derecede önem gösterilmelidir.    Dişler mutlaka günde 2 kere, sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce fırçalanmalıdır.    Fırçalama süresi en az 2 dakika olmalıdır.    Fırçalama esnasında hem dişler hem de diş etleri masaj yapılacak şekilde fırça hareketleri uygulanmalıdır.    Fırçalama sonrası için ise diş arası bakımları tam olarak yapılmalıdır. Bunun için diş aralarında diş ipi veya diş arası fırçası gibi ağız hijyenine katkıda bulunacak yardımcı temizleyiciler kullanılmalıdır.Diş eti kanaması diş kaybına neden olur mu?Diş etlerinde meydana gelen kanamalar tek başına diş kayıplarına neden olmayacağı gibi altta yatan bir diş eti rahatsızlığının habercisi olabilir. Kanama olan bölgeler, mutlaka diş hekimi tarafından özenle incelenmeli ve sorunun kaynağı belirlenmelidir.Diş eti kanaması olanlara tavsiyelerDiş eti kanaması yaşayan bireylerin diş fırçalama ve diş arası bakım yapma alışkanlıklarına devam etmeleri gerekmektedir. Ağız hijyeni iyi duruma getirildiğinde vücudun kendini yenileme kapasitesi ve hastalıklarla savaşması çok daha kolay olacaktır. Diş eti kanaması nedeniyle diş fırçalama işlemini bırakmak, olayı kısır bir döngü içine sokacak ve var olan durumun daha da kötüleşmesine neden olacaktır. https://www.medikalakademi.com.tr/diseti-kanamaniz-varsa-dikkat/

http://www.ulkemiz.com/diseti-kanamaniz-varsa-dikkat

İki kanatlılar (Diptera),  Sinekler vücut yapıları ve özellikleri

İki kanatlılar (Diptera), Sinekler vücut yapıları ve özellikleri

Sinek, iki kanatlılar ya da çift kanatlılar (Diptera) denen böcek takımından eklembacaklıların ortak adıdır.

http://www.ulkemiz.com/iki-kanatlilar-diptera-sinekler-vucut-yapilari-ve-ozellikleri

Doğanın Mücevheri Salda Gölü

Doğanın Mücevheri Salda Gölü

Sene çok eski sene, Ankara’da iş yerinden arkadaşım Betül demişti ki “Ben Burdur’luyum. Bizim köyümüz göl kenarında harika bir köy. Plajıyla, suyuyla, manzarasıyla cennet gibidir.

http://www.ulkemiz.com/doganin-mucevheri-salda-golu


Bazı İnsanlar Neden Daha Çok Bronzlaşır?

Bazı İnsanlar Neden Daha Çok Bronzlaşır?

Güneş yanığı, güneş veya ultraviyole radyasyona aşırı maruz kalma sonucu deride oluşan kızarıklıktır. Güneş ışığına maruz kalan herkes güneş yanığı riski altındadır.

http://www.ulkemiz.com/bazi-insanlar-neden-daha-cok-bronzlasir

Neden Mor Renkte Memeli Yok ?

Neden Mor Renkte Memeli Yok ?

Bu soru ile ulaşmaya çalıştığımız cevap, neden gerçekte bazı hayvan gruplarında veya sınıflarında bir takım renklerin çok daha az görüldüğü veya hiç görülmediğidir.

http://www.ulkemiz.com/neden-mor-renkte-memeli-yok-

Kırmızı Ruj Nasıl Uygulanır?

Kırmızı Ruj Nasıl Uygulanır?

Kırmızı ruj kullanımı, kadınlar için tüm makyaj çeşitlerinin içerisinde, uygulanması noktasında cazibenin ön plana çıkarıldığı ender renklerden birisidir.

http://www.ulkemiz.com/kirmizi-ruj-nasil-uygulanir

Bronzer Nedir Ve Nasıl Uygulanır?

Bronzer Nedir Ve Nasıl Uygulanır?

Bronzer yani bronzlaştırıcı pudralar, cilde bronz bir görünüm vermek için kullanılan bir kozmetik üründür.

http://www.ulkemiz.com/bronzer-nedir-ve-nasil-uygulanir

Tesettür Giyimde En Yeni Desenler

Tesettür Giyimde En Yeni Desenler

Modern kesimler ve yeni bir tarz. Tesettür giyim ile bu sezon tüm modellerde farklılık elde edebilirsiniz. Abiye, spor ya da günlük tarzınıza uygun özel modeller.

http://www.ulkemiz.com/tesettur-giyimde-en-yeni-desenler

Mis Gibi Kokmak İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?

Mis Gibi Kokmak İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?

Gün içinde bulunduğumuz zaman dilimi, parfüm seçimi için oldukça önemlidir. Saat dokuz ile on bir araları, kişiye uygun parfüm seçimi için uygun değildir.

http://www.ulkemiz.com/mis-gibi-kokmak-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler-nelerdir

Dişeti kanamanız varsa dikkat!

Dişeti kanamanız varsa dikkat!

Ülkemizde en sık karşılaşan hastalıkların başında diş ve diş eti hastalıkları ve buna bağlı olarak gelişen diş eti kanaması olduğunu belirten Fatih Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Ayça Tenli Kurt, diş ve diş eti hastalıklarından korunmak için yapılması gerekenlerin başında doğru fırçalama tekniklerini bilmek, diş ipi ve arayüz fırçası kullanmak olduğunu söyledi. Diş eti hastalıklarının ülkemizde her 10kişiden 9’unda olduğunu belirten Fatih Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Ayça Tenli Kurt, “Diş eti kanamaları genelde ciddiye alınmayan bir hastalıktır. Ancak altta yatan bir diş eti hastalığının habercisi olabilir. Mutlaka bununla ilgili önlemler önceden alınmalıdır” diye konuştu. Fatih Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Ayça Tenli Kurt, diş eti kanaması ile ilgili merak edilen soruları cevapladı. Diş eti neden kanar? Diş etinde meydana gelen kanamalar diş eti rahatsızlığının habercisi olabilir. Bakteri plağı ve diş taşı (tartar) birikimleri sonucunda, diş etlerinde ve dişleri çene içerisinde tutan kemikte iltihapsal bir alan oluşmakta ve diş eti kanaması ortaya çıkmaktadır. Diş eti kanadığında ne yapılmalıdır? Öncelikle kanama gelişen bölgeler için daha dikkatli fırçalama ve diş ipi kullanılması ile beraber ağız hijyeni en iyi seviyeye getirilmelidir ki vücudun kendini yenileme kapasitesi kendini gösterebilsin. Kanama oluşan bölgeler tüm ağız hijyeni uygulamalarına rağmen iyileşme göstermiyorsa en kısa zamanda diş hekimine başvurulmalıdır. Diş eti kanamaları için nasıl önlem alınmalıdır? Mutlaka önceden önlem alınmalı, ağız hijyeni uygulamalarına azami derecede önem gösterilmelidir. Dişler mutlaka günde 2 kere, sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce fırçalanmalıdır. Fırçalama süresi en az 2 dakika olmalıdır. Fırçalama esnasında hem dişler hem de diş etleri masaj yapılacak şekilde fırça hareketleri uygulanmalıdır. Fırçalama sonrası için ise diş arası bakımları tam olarak yapılmalıdır. Bunun için diş aralarında diş ipi veya diş arası fırçası gibi ağız hijyenine katkıda bulunacak yardımcı temizleyiciler kullanılmalıdır. Diş eti kanaması diş kaybına neden olur mu? Diş etlerinde meydana gelen kanamalar tek başına diş kayıplarına neden olmayacağı gibi altta yatan bir diş eti rahatsızlığının habercisi olabilir. Kanama olan bölgeler, mutlaka diş hekimi tarafından özenle incelenmeli ve sorunun kaynağı belirlenmelidir. Diş eti kanaması olanlara tavsiyeler Diş eti kanaması yaşayan bireylerin diş fırçalama ve diş arası bakım yapma alışkanlıklarına devam etmeleri gerekmektedir. Ağız hijyeni iyi duruma getirildiğinde vücudun kendini yenileme kapasitesi ve hastalıklarla savaşması çok daha kolay olacaktır. Diş eti kanaması nedeniyle diş fırçalama işlemini bırakmak, olayı kısır bir döngü içine sokacak ve var olan durumun daha da kötüleşmesine neden olacaktır. medikalakademi.com.tr ; "Dişeti kanamanız varsa dikkat! " https://www.medikalakademi.com.tr/diseti-kanamaniz-varsa-dikkat/

http://www.ulkemiz.com/diseti-kanamaniz-varsa-dikkat-1

American Bulldog

American Bulldog

Amerikan Bulldog, İngiliz ırkdaşına göre daha çevik ve hareketlidir. Bazıları 2 metre veya daha fazla yükseğe sıçrayabilmektedirler.

http://www.ulkemiz.com/american-bulldog

Sıcak kuşak iklimleri nelerdir?

Sıcak kuşak iklimleri nelerdir?

Ekvatoral İklim Ekvator'un ikilim tarafında 10 ° enlemleri arasında, Okyanus Adaları'nda, Amazon Havzası'nda ve Kongo Havzası'nda görülür. Her mevsim yağışlıdır. Yıllık sıcaklık ortalaması 25-30 °C civarındadır. Yıllık sıcaklık farkı çok azdır. Yıllık ortalama yağış 2.000 mm üstündedir. Buradaki insanlar kapalı tenlidir. Bitki örtüsü gür ormanlardır. Yağışlar genellikle Konveksiyonel kökenlidir. Her mevsimi yağışlı olduğu için bu bölgenin akarsu rejimleri düzenlidir. Genelde evler kütük veya odundandır. Genelde tropikal meyveler,yağlı kamış,patates,pirinç ve lahana yetiştirilir. Endonezya ve Malezya Amazon ve Kongo Havzası ayrıca Gine Körfezi'nde etkilidir. Güneş ışınları, yıl boyunca dik ve dike yakın açılarla geldiğinden yıllık sıcaklık farkı azdır. En Sıcak Ay Ortalaması 40 °C En Soğuk Ay Ortalaması 17 °C Yazın Sıcaklık 38-40 °C Kışın İse Sıcaklık 19-17 °C Savan İklimi Savan ilkimi, diğer adıyla yazı yağışlı subtropikal iklim. Yazları yağışlı tropikal iklimdir. Ekvatoral iklimin iki tarafında yaklaşık 10 - 20 ° enlemleri arasında görülür. Yıllık sıcaklık ortalaması 22 - 23 °C civarındadır. Yıllık sıcaklık farkı 4 C° - 5 °C'dir. Yıllık ortalama yağış 1.000 - 1.500 mm'dir. Bitki örtüsü uzun boylu ot toplulukları olan savandır Yazın En Sıcaklık Ay Ortalaması 49 °C Kışın En Soğuk Ay Ortalaması 21 °C Muson İklimi Muson Asyası'nda etkili olan iklim tipidir. Denizden esen Muson Rüzgarları bu iklim tipi karakterinde oldukça etkilidir. Muson ikliminde en çok yağış yazın düşer. Yağışlar genellikle orografik yağışlardır. Muson iklim bölgesinde bulunan Çerapunçi kasabasının yıllık yağış ortalaması 12000 mm'dir Muson ilkimi;Hindistan,Güneydoğu Asya kıyıları,Madagaskar ve Avustralya'nın kuzeyi gibi yerlerde etkilidir. Bitki örtüsü kışın yaprağını döken geniş yapraklı muson ormanlarıdır. Yıllık sıcaklık ortalaması 20 °C nin üstündedir. Çöl İklimi Günlük ve yıllık sıcaklık farkının en fazla olduğu iklim tipidir. En fazla Yengeç ve Oğlak dönencesi civarlarında etkilidir. Avustralya'nın iç kesimlerinde Çöl iklimi görülebilmektedir. Yağış ortalaması çok azdır. Çöl ikliminin etkili olduğu yerlerde taşlar fiziksel çözülmeye uğrar. Doğal bitki örtüsü kurak otlar ve kaktüslerdir. Görüldüğü yerler: Büyük Sahra (Kuzey Afrika), Kalahari (Güney Afrika), Atacama (Güney Amerika), Arizona (Kuzey Amerika), Kolorado Çölü (Amerika Birleşik Devletleri) Viktorya (Avustralya), Tar Çölü (Hindistan), Kisimu (Kenya), Gobi Çölü (Çin), Taklamakan Çölü (Çin), Kızılkum Çölü (Kazakistan), Namib Çölü (Afrika), Necef, Gobon ve Gibson (Avustralya), Patagonya, Peru. Yağışlar genellikle Konveksiyonel kökenlidir. Wikipedia

http://www.ulkemiz.com/sicak-kusak-iklimleri-nelerdir

Aromaterapi Nedir? Kullanılan Uçucu Yağlar ve Özellikleri Nelerdir?

Aromaterapi Nedir? Kullanılan Uçucu Yağlar ve Özellikleri Nelerdir?

Aromaterapi bilgi ve beceriyle uygulandığında güvenilir ve zararsız bir destekleyici tedavi şeklidir.Yağlar çoğunlukla uzmanlar tarafından, fiziksel hastalıkları ve çeşitli cilt bozukluklarını tedavi etmek için kullanılır.

http://www.ulkemiz.com/aromaterapi-nedir-kullanilan-ucucu-yaglar-ve-ozellikleri-nelerdir


Kızılderililerin Şeref Yasalarına Bir Bakış

Kızılderililerin Şeref Yasalarına Bir Bakış

Beyaz tenli insanların Amerika’ya ayak basmasıyla kaderleri ve hayatları değişen Kızılderililerin şeref yasalarını okuduğunuzda, günümüz toplumlarının ulaştığı seviyeyi yeniden gözden geçireceksiniz.

http://www.ulkemiz.com/kizilderililerin-seref-yasalarina-bir-bakis

Cilt Beyazlatıcı Ev Reçeteleri

Cilt Beyazlatıcı Ev Reçeteleri

Bazı basit ev ilaçlarının, cilde herhangi bir zarar vermeden cildinizi beyazlatma yeteneği vardır. Çoğu doğal ağartma özelliklere sahip olduğundan, düzenli bir şekilde uygulandıkları takdirde cildin daha beyaz ve parlak olmasını sağlarlar. Bu yazıda ticari cilt beyazlatma ürünlerine bazı doğal alternatifler vereceğiz.

http://www.ulkemiz.com/cilt-beyazlatici-ev-receteleri

Evrim Teorisi ve Dogmatik Tavır

Evrim Teorisi ve Dogmatik Tavır

Bilimdili ortamına yazmakta olduğum yazılar kimi okurlarımca alkışlanıyor ve kimi okurlarım tarafındansa (eleştirilmeksizin) körü körüne kınanıyor. Dindarlığı çarpıttığımı söyleyenler oluyor ama neyi nasıl çarptığımı izah etmiyorlar.

http://www.ulkemiz.com/evrim-teorisi-ve-dogmatik-tavir

Çölyak Hastalığı ve Glütensiz Beslenme

Çölyak Hastalığı ve Glütensiz Beslenme

Marketler son yıllarda glütensiz ekmek, cips, çikolata gibi ürünlere raflarda daha çok yer vermeye başladı. Önceleri glütensiz beslenme sadece Çölyak hastalarının ve glütenli ürünler yendiğinde rahatsızlık duyanlar için tercih edilen bir beslenme çeşidiydi.

http://www.ulkemiz.com/colyak-hastaligi-ve-glutensiz-beslenme

Gelin Saçı Seçerken Saç ve Ten Renginin Önemi

Gelin Saçı Seçerken Saç ve Ten Renginin Önemi

Ten ve saç renginiz makyajınızı, günlük kombinlerinizi, modunuzu, saç kesimlerinizi etkilediği gibi evlenmek isteyen ve evlenecek kadınlar için gelin saçı modellerini de etkilemektedir.

http://www.ulkemiz.com/gelin-saci-secerken-sac-ve-ten-renginin-onemi

2017 Sezonuna Damgasını Vuracak 10 Saç Rengi

2017 Sezonuna Damgasını Vuracak 10 Saç Rengi

İnsanı en mutlu eden şeylerden biri görünümünde değişiklik yapmaktır. Sa rengini değiştirerek yepyeni bir insan olabilir ya da her zaman dilediğiniz görünüme kavuşabilirsiniz.

http://www.ulkemiz.com/2017-sezonuna-damgasini-vuracak-10-sac-rengi

Bebekler güneşten nasıl korunmalıdır?

Bebekler güneşten nasıl korunmalıdır?

Güneş ışınlarının insan sağlığında önemli sorunlar oluşturabileceğini belirten Türk Dermatoloji Derneği üyesi Prof. Dr. Sibel Ersoy Evans, özellikle bebeklerin ve çocukların güneşten korunması gerektiğini söyledi.

http://www.ulkemiz.com/bebekler-gunesten-nasil-korunmalidir

Sürgünde Ölen Prenses “Süreyya”

Sürgünde Ölen Prenses “Süreyya”

Süreyya İsfendiyari Bahtiyari Son İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi'nin 1951 yılında evlendiği ikinci eşidir. "

http://www.ulkemiz.com/surgunde-olen-prenses-sureyya

Yeni Gen Varyasyonları İnsandaki Deri Renginin Evrimine Işık Tutuyor

Yeni Gen Varyasyonları İnsandaki Deri Renginin Evrimine Işık Tutuyor

Araştırmacılar, Afrika’nın Agaw (solda) ve Surma (sağda) halkalarında görüldüğü gibi, çeşitli deri tonları oluşturmaya yardımcı genler saptadı. Alessia Ranciaro & DR. Simon R. Thompson

http://www.ulkemiz.com/yeni-gen-varyasyonlari-insandaki-deri-renginin-evrimine-isik-tutuyor


 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0