Arama Sonuçları..

Toplam 222 kayıt bulundu.
Adım Adım Fotoğraf Makinesi Satın Alma Rehberi

Adım Adım Fotoğraf Makinesi Satın Alma Rehberi

Fotoğraf makinesi almak aslında otomobil almaya benzer biraz. Bir fotoğraf makinesi almaya karar verdiğinizde önünüze yüzlerce seçenek çıkıyor. Hele bir de Dslr bir makine almaya karar verdiyseniz işiniz daha da zorlaşıyor.

http://www.ulkemiz.com/adim-adim-fotograf-makinesi-satin-alma-rehberi

Mutfak Dolaplarının Görünümünü Nasıl Değiştirebilirim

Mutfak Dolaplarının Görünümünü Nasıl Değiştirebilirim

Eskimiş ve modası geçmiş mutfak dolaplarınızı ucuz bir şekilde nasıl yenileyebilirsiniz? Ankastre muffak tasarlamak

http://www.ulkemiz.com/mutfak-dolaplarinin-gorunumunu-nasil-degistirebilirim

Thomas Alva Edison Kimdir? Ampulün İcadı

Thomas Alva Edison Kimdir? Ampulün İcadı

Thomas Alva Edison, yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan’daki Port Huron’a yerleşti. İlköğrenimine burada başladıysa da yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl boyunca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı bir kişiliğe sahip olan Edison, 10 yaşına geldiğinde kendisini fizik ve kimya kitaplarına verdi. Bu arada evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurdu. Özellikle kimya deneylerine ve Volta kaplarından elektrik akımı elde etmeye yönelik araştırmalara ilgi duydu; bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı. Oniki yaşına geldiğinde ailesine yardım etmek için Port Huron ile Detroit arasında çalışan trende gazete satmaya başlayan Edison, evlerindeki Laboratuvarını trenin yük vagonuna taşıyarak, çalışmalarını burada sürdürdü. Bu dönemde Edison, Michael Faraday’ın Experimental Research in Electricity adlı yapıtını okudu ve derinden etkilendi. Bunun üzerine bir yandan Faraday’ın deneylerini tekrarladı bir yandan da kendi deneylerine ağırlık vererek daha düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başladı. 1868′de kendine atölye kurdu. Aynı yıl geliştirdiği elektrikli bir oy kayıt makinasının patentini aldı. Aygıt oldukça ilgi topladı ama kimse tarafından satın alınmadı. Tüm parasını yitiren Edison Borç içinde Boston’dan ayrılarak New York’a yerleşti. Edison’un şansı altın borsasının düzenlenmesinde kullanılan telgrafın bozulması üzerine döndü. Borsa yetkililerinin isteği üzerine aygıtı ustaca tamir eden Edison, Western Union Telegraph company’den geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerinde yetkinleştirme çalışması yapma önerisi aldı. Bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte Edison Universal Stock Printer mühendislik şirketini kurdu. Sattığı patentlerle kısa sürede önemli miktarda para kazandı. Bu parayla New Jersey’deki Newark’ta bir imalathane kurarak telgraf ve telem aygıtları üretmeye başladı. Bir süre sonra imalathanesini kapatarak New Jersey’deki Menlo Park‘ta bir araştırma laboratuvarı kurdu ve tüm zamanını yeni buluşlar yapmaya yönelik çalışmalara ayırdı. 1876′da Graham Bell’in geliştirdiği konuşan telgraf(telefon) üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir iletici ekleyerek telefonu yetkinleştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877′de sesi kaydedip yineleyebilen gramafonu geliştirdi. Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslar arası düzeyde yayılmasına neden oldu. 1878′de William Wallace’in yaptığı 500 mum güçündeki ark lambasından etkilenen Edison, bundan daha güvenli olan ve daha ucuz bir yöntemle çalışan yeni bir elektrik lambasını geliştirme çalışmasına girişti. Bu amaçla açtığı bir kampanyanın yardımıyla önde gelen işadamlarının parasal desteğini sağladı ve Edison Electric Light Company’yi kurdu. Oksijenle yanan elektrik arkı yerine havası boşaltılmış bir ortamda(vakum) ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı tasarlıyordu. Bu amaçla flaman olarak kullanabileceği bir metal tel yapmaya uğraştı. Sonunda 21 Ekim 1879′da özel yüksek voltajlı elektrik üreteçlerinden elde ettiği akımla çalışan karbon flamanlı elektrik ampulünü halka tanıttı. Üç yıl sonra New York sokakları bu lambalarla aydınlanacaktı. 1887′de Menlo Park’tan New Jersey’deki West Orange’a taşınan Edison burada önceki laboratuvarlarının on katı büyüklüğünde Edison Laboratuvarını açtı. 1890′lara doğru uzun erimli iletime daha uygun olan alternatif akım geliştirildi. Doğru akımın üstünlüğüne inanan Edison, bir kampanya başlatarak kamuoyunu, yüksek gerilimli alternatif akım sistemlerinin son derece tehlikeli olduğu yolunda uyarmaya çalıştı. 1892′de ise Edison General Electric Company’nin denetimini yitirdi.Ve şirketi General Electric Company ile birleşti. İki kez evlenen Edison’un altı çocuğu oldu. Yaşamının sonuna değin yeni buluşlar yapmak için uğraş verdi. Ampulün İcadı Edison bir dinleme gezisi sırasında metal fabrikatörü ve Amerika dinamo makinesinin imalatçısı Willam Wallace’ın yaptığı yeni elektrik lambasını gözden geçirmeye davet edildi. Edison tahta çerçeveyle hareket eden iki koldan ibaret basit cihazın karşısına grafit plaka iliştirilmişti. Her iki plakayı birleştiren elektrik akımı ve mavi ışık yayı gibi görünüyordu. Gözleri kamaştıran bu alev, grafit plakaları çabucak eritiveriyordu. Edison’un 40-50 iş arkadaşıyla işe koyulma tarzı, bilim araştırmaları tarihinde eşsizdir. Ara vermeden çalışıyorlardı. Atölyede yapılan ufak cam ampullerin içerisindeki hava, elektrik akımının kızgın hale getireceği maddenin yanmasına engel olmak için boşaltıyordu. Fakat esas mesele bu maddenin ne olacağı konusundaydı. Kimi maddeler çok az dayanabiliyor, kimileri çok pahalıya mal oluyordu. Halbuki Edison öylesine ucuz bir lamba yapmak istiyordu ki, herkes alıp evine takabilsin.Kömürleştirme işleminden geçmiş mukavva, hindistan cevizi kabuğu, mantar, hatta laboratuarı gezmeye gelen bir misafirin kızıl sakalından bir iki tel bile denendi. Durmadan çalışmak yüzünden Edison’un gözleri yanıyor, dayanılmaz sancılar veriyordu. Ama o bunları kimseye söylemiyor, sadece hatıra defterine kaydediyordu. Peşpeşe deneylerin sürdüğü bir gün asistanı “Artık bu işten vazgeçsek, çünkü şu ana kadar bine yakın deney yaptık ve hiçbirinden sonuç alamadık!” dedi. Edison hemen itiraz etti ve: “Bu doğru değil! Evet, amacımıza ulaşamadık ama hiçbir netice elde edemediğimiz doğru değildir. Çünkü aradığımız şeyin bin farklı yapılamama şeklini öğrenmiş olduk.” dedi. Bu Edison’un tarihe geçmiş en önemli sözüdür. 1879 Kasım’ında Edison bir gece yazı masasının başına oturmuş, sönük bir puroyu emerek ne yapacağını düşünüyordu. Dalgın dalgın ceketinin düğmelerinden birini çevirirken düğme koptu. Üstünden bir iplik parçası sarkıyordu. Birden yerinden fırladı, laboratuvara geçti ve teknisyenlerine iplik parçasını gösterdi. Bir yumak ip alıp, ufak parçalar halinde bölmelerini ve kömürleştirip lambaya takmalarını söyledi. Asistanları sonuç ummamakla beraber hemen söylenileni yaptılar. Edison’un bu fikri, çalışmalarından vazgeçmeden önce başvurulacak son çare gibi görülüyordu. Kömürleştirilen iplikler her seferinde kırılmasına rağmen bir tanesi kırılmadan lambaya takılabildi. Lambanın havası hemen boşaltıldı. Lambaya elektrik verildiğinde iplik kızdı ve tatlı sarı bir ışık meydana geldi. Edison ve arkadaşları ışığa büyülenmiş gibi bakıp, acaba ne kadar sürecek diye kara kara düşünüyorlardı. Ampul saatlerce sönmedi. Süren çalışmalar sonunda elektrik santrali yapmak, 900 binada elektrik şebekesi kurmak, binlerce sayaç yerleştirmek,duylarıyla beraber 14.000 ampul yapmak gerekti. 4 eylül 1882’de meşhur mucidin bir işareti üzerine akım verildiği zaman, bütün mahallenin yüzlerce binasında binlerce elektrik hallenin yüzlerce binasında binlerce elektrik ampulü yandı ve etrafa parlak, tatlı ışıklar saçılmaya başladı. Edison devrinin en büyük meraklısı ilan edildi. Herkes sadece lambaları değil, onu da görebilmek için akın etti. Edison’u tanımayan kimse kalmadı. Edison’un en önemli yeri Menlo Park, New Jersey’deki ilk endüstriyel araştırma laboratuarıydı. Sürekli olarak teknolojik keşifler ve geliştirmeler-iyileştirmeler yapmak gibi özel bir amaç için kurulmuş ilk kurumdu. Edison birçok icadını resmi olarak bu laboratuarda üretmiş, birçok çalışanı onun direktifleri doğrultusunda icatların araştırma ve geliştirmesinde görev almıştır. Elektrik mühendisi William Joseph Hammer, 1879 Aralık’ında Edison’un laboratuar asistanı olarak görevine başlamıştır. Telefon, fonograf, elektrikli tren, demir madeni ayıracı, elektrikli aydınlatma ve diğer birçok icatta büyük katkılarda bulunmuştur. Hammer’ı özel kılansa elektrik ampulünün icadındaki ve bu aletin geliştirme ve testleri sırasındaki çalışmalarıdır. Hammer 1880’de Edison’un lamba çalışmalarının şef mühendisi olmuş, bu mevkiideki ilk yılında Francis Robbins Upton’ın genel müdürlüğünü yaptığı fabrika 50.000 ampul üretmiştir. Edison’a göre Hammer elektrik ampulünün bir öncüsüdür. http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/thomas-alva-edison-kimdir-ampulun-icadi

Kuş ve Doğa Fotoğrafçılığı

Fotoğrafik Donanım Fotoğrafa yeni başlayanlar için piyasadaki seçeneklerin fazlalığı büyük bir kaybolmuşluk ve şaşkınlık yaratabilir. Bu psikoloji içinde ve arkadaşlardan alınan duyumlarla bilinçsiz seçimler yapabiliriz. Ancak fotoğraf malzemelerinin pahalı olması yanlışlardan dönmeyi zorlaştırır. Bu yüzden seçimimizi bilinçli yapmak büyük önem taşır. Teknoloji süratle gelişmekte olduğundan, son yenilikleri içeren modelleri seçmekte yarar vardır. İyi fotoğraf çekmek için iyi bir fotoğrafçı oluncaya dek yüksek teknolojili malzemelerin sağladığı avantajlardan yararlanmak hayatı kolaylaştıracaktır. Analog Fotoğraf Makineleri Özellikle küçük boyutları, taşıma kolaylığı ve değiştirilebilir lens (objektif) sistemi yüzünden 35mm SLR kameralar (fotoğraf makineleri) doğa fotoğrafçılarının tercih sebebidir. Büyük format (6x6 cm gibi) kameralara oranla daha küçük ve hafif olan 35mm SLR kameralar kayalık alanlarda tırmanırken veya sulak alanlarda ilerlerken hareket yeteneğinizi sınırlamayacak ve sizi yormayacaktır. Diğer taraftan, çoğu zaman bu kameraların içinde bulunan sarma motorları, saniyede 4-5 kare film sararak örneğin bir kuşun kanat çırpma aşamalarını film üzerine ard arda kaydetmenize olanak sağlayacaktır. Gene bu özellik sayesinde uzaktan kumanda aygıtları kullanarak veya sehpa üzerinde (makineye el sürmeden) deklanşör kablosu ile çekim yapmak mümkün olacaktır. Fotoğrafta görülen EOS5 in sarma motoru ve ayna refleksi olağanüstü sessizdir. Kuşlar ve diğer hayvanlar sese karşı aşırı duyarlı olduklarından ilk kare çekimden sonra korkup kaçabilirler, bu açıdan kullanacağınız makinenin sessiz olması önem taşımaktadır. Otomatik netleme yapan (AF) makinalar, netleme hatalarınızı en aza indireceğinden bu tip kameraları seçmenizde fayda vardır. Dijital Fotograf Makineleri Dijital sistemleri tercih edenler için yukarıda tavsiye edilen 35 mm SLR analog kameraların eşdeğeri dijital SLR kameralardır. Dijital kameralar sizleri film ve banyo (tab) masraflarından kurtaracak, çektiğiniz fotografı anında görmenizi sağlayacak, beğenmediğiniz kareleri tekrar çekmenize olanak verecek, daha sonra bilgisayarınız başında çektiğiniz kareleri üzerinde bazı manipülasyonlar yapmanızı sağlayacaktır. Bu kameraların dezavantajı analog SLR lere oranla pahalı olmalarıdır. Ayrıca hafıza kartları da oldukça fiyatlıdır. Öte yandan mevcut AF lenslerinizi bu makinelerle de kullanabilirsiniz. Objektifler Kuş fotoğrafları için gerekli en gerekli lens uzun bir tele-objektifdir. Bu uzunluk en az 400mm olmalıdır. Bunun yanında 2x gücünde bir teleconverter (TC) lensinizin gücünü 800mm ye çıkaracaktır (400x2=800). Ancak unutulmaması gerekir ki TC ler görüntüyü yaklaştırma çarpanları oranında filme ulaşan ışığı azaltırlar. Örneğin 400mm f/2.8 bir lense 2x TC taktığınızda ışık iki durak azalır; yani artık 800 mm f/5.6 değerinde bir lensiniz var demektir. Fotoğrafta hem daha ucuz, hem de daha hafif olması nedeniyle tercih edilebilecek EF 400mm f/5.6 Canon lens görülmektedir. Bu lensler içinde bulunan yassı ultrasonik motorlar (USM) sessiz ve hızlı otomatik netleme için vazgeçilmez özelliklerdir. Canon serisi bazı lenslerde uygulanmaya başlayan titreşim engelleme sistemi (IS: Image Stabilizer) ışığın yeterli olmadığı ortamlarda iki durak değerinde avantaj sağlamakta; makinenin sallamasından doğan istenmeyen efektleri en aza indirmektedirler. IS teknolojisinin başarısına bakılırsa yakın gelecekte bu teknolojinin yaygınlaşacağını söyleyebiliriz. ***Aynı lensi dijital SLR kamerada kullanmanız halinde dijital makine içindeki çipin, 35mm film alanından küçük olması nedeniyle lensiniz 640mm (400x1.6) ye eşdeğer olacaktır. Önemli Not: Lenslerin "f" (diyafram) değeri yükseldikçe ışığın filme ulaşma süresi uzar, kuşlar genellikle sürekli olarak hareket halinde bulunduklarından, "f" değerinin yükselmesi kuş çekimleri için bir dezavantajdır. Bunun yanında böcek, kelebek ve çiçek çekimleri için 1:1 (doğal büyüklükte) çekim yapma imkanı veren 100mm makro bir lens ile manzara çekimleri için geniş açısı 24mm veya 28mm olan bir zoom lensin de çantanızda bulunması gerekmektedir. Alternatif Objektifler Konvansiyonel tele-objektiflerin ağır ve pahalı olması nedeniyle saha teleskoplarını bunlara alternatif olarak kullanmak mümkündür. Bir adaptör aracılığıyla kameranıza bağlayabileceğınız teleskop ile 800mm f/10.4 eşdeğerinde bir tele-objektif sağlamış olursunuz. Bunun yanı sıra, SLR kameralar için bağımsız objektif üreticilerinin sağladığı aynalı lensler, ucuz ve hafif olmaları nedeniyle tercih edilebilir. Bu tür lenslerde, bunların içinde bulunan toplayıcı ve yansıtıcı aynalardan kaynaklanan görüntü kayıpları ile özellikle su kenarlarında istenmeyen halkacıklar sorunu yaşanabilir, her şeye rağmen, bol ışıklı ortamlarda aynalı lenslerle iyi sonuçlar elde edebilirsiniz. Önemli Not: alternatif objektiflerin "f" değerleri yüksek ve sabittir. Filtreler Objektiflerinizi çizilmekten, tozdan, rezinden, yağdan korumak ve güneşin ultraviole ışınlarını kesmek için lenslerin çaplarına uygun UV veya skylight filtreleri devamlı üzerlerinde takılı bulundurmak gerekir. Ayrıca özellikle manzara fotoğrafı çekerken istenmeyen yansımaları ortadan kaldırmak ve arzu edilen renk ısısını elde etmek için polarize filtre vazgeçilmez bir eklentidir. Modern kameralarda ışık ölçüm (TTL) sistemlerin yanılmasını önlemek için dairesel (Circular-CPL) polarizerlerin seçilmesi lazımdır. Alternatif Dijital Fotoğraf Makineleri Fiyatları çok yüksek olan Dijital SLR makineleri yerine daha ucuz alternatif arayanlar için bu alanda kullanılabilecek en uygun dijital fotograf makinesi döner başlıklı Nikon Coolpix serisidir. Nikon Coolpix ler digiscoping olarak adlandırılan kuş fotograflama yöntemi için çok uygundur. Digiscoping yöntemi dijital bir fotograf makinesiyle bir saha teleskobunun kombinasyonundan oluşmaktadır. Bu yöntem kullanılarak örneğin 20x yakınlaştırma değeri olan bir saha teleskobuna 3x yakınlaştırma değerli bir dijital makine eklendiğinde 35 mm formatında 2800mm ye eşdeğer bir sistem kurulabilmektedir. Kamerayı sağ üstte görüldüğü gibi bir destek ünitesi yardımıyla veya bir adaptör kullanarak teleskopla birleştirmek veya kamerayı elle tutarak, okülere yaklaştırıp çekim yapmak mümkündür. Benzer şekilde dürbün-coolpix kombinasyonu da kullanılabilir. Netleme konusunda bolca egzersiz yapıldıktan sonra bu yöntemle çok başarılı fotograflar çekilebilir: Sehpa , döner başlık ve diğer sabitleyiciler Tele-objektif, teleskop veya makro lens kullanırken titreşimi önlemek ve net görüntü yakalayabilmek için sehpa kullanmak şarttır. Profesyoneller, manzara fotoğrafı çekerken dahi sehpa kullanırlar. Taşınma kolaylığı açısından hafif sehpa almayı düşünenler bunu hemen unutsunlar, zira hafif sehpalar arazide sıkça görülen rüzgarlardan hemen etkilenir, titreşimi kameraya yansıtır hatta rüzgar veya arazi eğiminden dolayı üzerindeki kıymetli teçhizatla birlikte devrilebilirler. Burada tavsiye edeceğim sehpa hafif olmayan, ayakları birbirinden bağlantısız, su ve özellikle çamurun ayak kanallarına dolmasına olanak vermeyen tiplerdir. Sehpa ayaklarının ve merkez dikitinin birbirlerinden bağımsız olarak hareket ettirilebilmesi sehpayı alçak seviyelerde kullanmaya (çiçek, böcek çekimlerinde gerekli) veya düz olmayan kayalık alanlarda, değişik açılarda farklı yükseltilere yerleştirmeye imkan verir. Öte yandan özellikle araba içinden kuşları çekmek için pencereye kelepçelenen aparatlar da büyük kolaylık sağlarlar, ancak bunlar kullanılırken titreşimi kesmek için arabanın motoru kapatılmalıdır. Bu aparatın takıldığı pencerenin üzerine bir perde geçirildiği takdirde arabalar kolaylıkla bir gözlem evine dönüştürülebilir. Diğer taraftan kullanılan sehpalar üzerinde yön değiştirmeye, ince ayar yapmaya, fotoğrafı çekilecek kuşu izlemeye yarayan bir döner başlık yerleştirmek gerekir. Bu konuda en başarılı modeller top kafalı döner başlıklardır. Flaş ve Aksesuarları Kuşları ve doğal yaşamı fotoğraflarken flaş genellikle güneş ışığına ek olarak ve yaprak-dal gölgelerini gidermek, gölgede duran objeyi aydınlatmak üzere yardımcı olarak kullanılır. Kullandığınız filmin ISO değeri yükseldikçe veya objektifte daha düşük "f" değeri kullanıldıkça flaşın etki alanı da artar. Seçeceğiniz flaş ünitelerinin, kameranız ile uyumlu olmasını öneririm, bunlar çoğu kez ön parlama ile çekim öncesi ölçüm yapma özelliğine sahip TTL flaş tipleridir. Flaş seçerken serinin en büyük GN* değerine sahip olan döner başlıklı modelleri tercih etmek yararlı olur. Kullandığınız kamera için üretilen orijinal flaşlara yardımcı olarak daha ucuz olan ve bağımsız firmalar tarafından üretilen flaşları ek olarak kullanabilirsiniz. Bu tip ek flaş üniteleri fotoselli algılayıcılar sayesinde kablo kullanmaya gerek kalmadan ana flaş ünitesi ile eşzamanlı olarak tetiklenebilirler. Diğer taraftan, tele-objektiflerle çalışırken flaş ışığının dağılmasını önleyerek huzmeyi daha uzağa iletmek için, yanda resmi görülene benzer yardımcı aparatlar kullanılabilir. Yakın çekimlerde ise makro lenslerin ağzına yerleştirilen daire şeklinde özel makro flaşların kullanımı fotoğraf kalitesini yükseltecektir. Not: GN=Guide Number= Rehber Numara flaşın gücünü belirler (ISO100 film için) örneğin 28GN bir flaş, f5.6 da 5 metreye kadar etkili olabilir 28/5=5.6 Uzaktan Kumanda ve Kızılötesi Tetikleme Aygıtları, Kablolu deklanşör Kuşlara veya diğer hayvanlara yaklaşmak kimi zaman olanaksız, kimi zaman ise sakıncalı olabilir (üreme dönemleri). Bu durumda gözden uzak uygun bir yerde konuşlanarak uzaktan kumanda ile veya kızıl ötesi tetikleme yöntemiyle çekim yapmak gereklidir. Uzaktan kumanda aygıtlarını elektronik ve mekanik olarak iki gurupta ele alabiliriz. Elektronik aygıt seçerken kamera üreticileri tarafından söz konusu makine için özel olarak üretilen modelleri kullanmak yerinde olur. Mekanik aparatlar ise uzun kablolu deklanşörler niteliğindedir ve hava basıncı ile çalışır.Bu tür aparatların etki alanları 5-15 metre arasındadır. Kimi profesyoneller, radyo frekansları çalışan ile daha uzun mesafelerde (50-100m) etkili alıcı-verici sistemleri de kullanmaktadır. Diğer taraftan fotoğraf çekerken hassas ayarların bozulmasını ve titreşimi engellemek için kablolu deklanşör kullanmak gereklidir. Aygıtları yerleştirirken kuşların etrafta bulunmadığı zamanlar tercih edilmelidir. Film Çektiğiniz fotoğrafların ticari değer ifade etmesi, bozulmadan uzun süre saklanması ve kolaylıkla arşivlenmesi açılarından pozitif (slayt-dia) film kullanmanızda yarar vardır. Filmin ISO (ışık hassasiyet) değeri yükseldikçe ışığa duyarlığı artar ancak gren seviyesi yükselip , renk tonları solgunlaşabilir (ISO 200-400) . Bu dezavantajlar yüzünden düşük grenli ve düşük ISO değerli filmler (50-100) kullanmakta fayda vardır. Ancak "f" değeri yüksek, ışığı geç geçiren (yavaş) lensler kullanırken yüksek ISO değerli filmler kullanmak kaçınılmaz gibidir. Diğer Yardımcı Malzemeler Fotoğraf Makinelerinizi boynunuzda taşımanız gerektiğinde boyuna ağırlık yüklemeyecek, geniş yüzeyli, ağırlığı yayan özel kamera kayışları kullanılmalıdır dar kayışlar, efor gerektiren etaplarda boyundaki damarlar ve ense omurları üzerindeki bası nedeniyle baş ağrısına yol açabilirler. Fotoğraf malzemelerini taşımak için konvansiyonel çantalar yerine mevcut sırt çantalarınızı kullanmanızı öneririm, objektif, kamera, vd.nin birbirine çarpmasını önlemek için yedek iç çamaşırı, t-shirt , polar şapka kullanabilir veya mevcut çantalarınız içindeki muflonlu seperatörleri bunların arasına yerleştirebilirsiniz. Piyasada sırt çantası şeklinde tasarlanmış kamera çantaları da vardır. Ancak ben içinde matara (su), güneşten koruyucu krem (kokusuz), su kenarına gidiliyorsa sivriler için sinek-kov spreyi, çakı, çakmak ve rehber kitap, not defteri ve kalem bulundurduğum çok fonksiyonlu sırt çantamı tercih ediyorum. Arıların ve diğer hayvanların dikkatini çekmemek için parfüm kullanmamanızı tavsiye ederim. Bakım Ürünleri Toz ve nem, makine ve objektiflerin düşmanıdır. Her yolculuktan sonra araç ve gereçlerinizin tozunu almak için yumuşak temizleme fırçası ve lekeleri gidermek için lens temizleme kağıtları bulundurmak gereklidir. Toz almak amacıyla satılan basınçlı hava spreylerini dikkatli kullanmak ve fotoğraf makinelerinin içine kesinlikle tutmamak gerekir, bu işlem makinenin elektronik perdesine zarar verebilir. Lens temizlemek için satılan solüsyonları mercek üzerinde yapışkan-inatçı lekeler oluşmadıkça önermiyorum, bu tip kimyasallar imalat sırasında mercekler üzerine uygulanmış bulunan kaplamalara zarar verebilir.

http://www.ulkemiz.com/kus-ve-doga-fotografciligi

Astronomi Fotoğrafçılığı

Astronomi Fotoğrafçılığı

Öncelikle ”Uzun Pozlama Nedir ?” Sorusuyla Başlayalım. Uzun Pozlama Enstantane Hızının Çok Yavaş olduğu Pozlamalardır.

http://www.ulkemiz.com/astronomi-fotografciligi

Sera yapımı pratik <b class=red>ucuz</b> ve çok kolay ( pvc boru ile sera yapımı)

Sera yapımı pratik ucuz ve çok kolay ( pvc boru ile sera yapımı)

Kullanılan malzemeler 18 boy 25 lik boru Boru makası Kaynak makinesi 24 adet (+) istavroz dirsek ( 25 lik) 6 adet (T) dirsek ( 25 lik ) 20 adet 75 cm inşaat demiri 6 mt x 11 mt sera naylonu ( sera boyuna göre naylonunuzu kendiniz ayarlayın ) Yapım : Boruların boyunu 130 cm olamak üzere ( 36 adet ) boru makası ile kesiyoruz. Kalan boruları da 27 adet 100cm şeklinde kesiyoruz. Seranın başlangıcında  3 adet  T dirsek ile 130 cm lik  4 adet boruyu birleştiriyoruz Birinci kolon ; Boru 130cm (T) boru 130cm (T) boru 130cm (T)boru 130cm : 520cm    Bu kolondan iki adet yapıyoruz biricisi seranın başlangıcında diğeri seranın sorunda yer alacak. Seranın orta dikmelerini ise her sıraya 3 adet (+) istavroz dirsek ile 130 cm 4 adet boru birleştiriyoruz İkinci kolon : Boru 130cm (+) boru 130cm (+) boru 130cm (+)boru 130cm :  520 cm Tek sıraya 10 adet  75 cm lik inşaat demirlerini yarısına kadar yere çakın, diğer kalan 10 adet inşaat demirinide karşılarına çakın demirler arasındaki boşluk 100cm  olmalıdır. Karşılıklı mesafe 3 mt dir. ilk sıraya 1. kolondan boruların uçları demire geçiriyoruz ve bir köprü oluşturuyoruz. 2.3.4.5.6.7. sıraya ikinci konlardan yerleştiriyoruz. son sıraya 1. kolondan bir tane daha yerleştirip elimizdeki 1 mt borularla seranın ara bağlantılarını ekliyoruz. Seranız ana hatları ile tamamlanmıştır. Bu ölçülerde bir sera yaptığınızda sera yüksekliği yaklaşık olarak 1.75mt civarında oluyor. Anlatımda zor gibi görünsede videoyu ve fotoğrafları seyrettiğinizde çok daha kolay olduğunu anlayacaksınız.    

http://www.ulkemiz.com/sera-yapimi-pratik-ucuz-ve-cok-kolay-pvc-boru-ile-sera-yapimi

Tablet alırken nelere dikkat edilmelidir?

Tablet alırken nelere dikkat edilmelidir?

Tüketici elektroniği sektöründe en hızlı büyüme gösteren sektörlerden biri olan tablet pazarı dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızlı bir şekilde büyümektedir. Bu büyümede tabletin daha rahat taşınabilir olması önemli bir rol oynamaktadır.tablet Türkiye pazarı için söz konusu bu rakamlar, bazı kullanıcıların yıl içerisinde birden fazla tablet aldığını göstermektedir. Ancak kullanıcıların tablet satın alırken yeterli bilgiye sahip oldukları şüphelidir. Çünkü çok sık tablet almak daha önce tablet alırken iyi seçim yapılmadığını göstermektedir. Tablet alırken ihtiyaca ne akdar cevap vereceği iyi ölçülmelidir.Tablet kullanmak çoğu kullanıcı için laptop, masaüstü bilgisayar kullanmaktan çok daha keyiflidir. Bilhassa tablete alışan kullanıcılar genel olarak dizüstü bilgisayarını açmaya gerek duymaz. Tabletler hemen birçok alışveriş merkezinde ucuz ürün reyonlarında sık sık kapmalı şekilde tüketicilere sunulmaktadır. Buradan tablet almış olan kullanıcılar daha sonraları tabletten yavaş olması nedeniyle şikayetçi olmaya ve tabletin yeteri kadar kullanışlı olmadığını düşünmeye başlar. Ancak her laptop ya da dizüstü bilgisayarın özellikleri nasıl aynı değilse her tabletin özelliği de birbiri ile aynı değildir. Yüksek performansa sahip bir çok tablet piyasada ziyadesiyle bulunmaktadır.Peki tablet alırken hangi hususlara dikkat etmek gerekiyor?1) İşlemci Tablet alırken iyi bir performansa gereksinim duyuluyorsa mutlaka işlemciye bakmak gerekiyor. İşlemci tabletin performansını gösterir. Hızlı çalışmasını sağlar. Dört çekirdekli işlemcili bir tablet almak daha sonradan pişman olmanızın önüne geçer. Daha alt özellikli işlemciler tabletten istediğiniz verimi almanızı engeller. Sizleri tabletten soğutur. 2) Ekran boyutu ve çözünürlük Ekran tercihinizde mutlaka iyi olmalıdır. Ekran boyutu, bir tablet seçerken en önemli unsurlardandır. Tabi ki tabletinizin boyutu, onunla rahat bir şekilde çalışabilmenize ve taşıyabilmenize göre değişmektedir. iPad 2′nin ekranı 9.7 inç ile orijinal iPad’in aynısı. Birçok Android 3.0 tablet ise 10.1 inç ekrana sahiptir. Ancak piyasada daha 7 inç’lik tabletler de bulunuyor. Dell Streak 7 ve Blackberry Playbook bu tür tabletlere bunların en iyi örneğidir. .Çözünürlüğü son derece yüksek tabletler almakta fayda vardır.3- 3G özelliği olsun mu? Wi-Fi destekli bütün tüm tabletler kablosuz ağınıza bağlanabilirler. Ancak birçok tabletin iki sürümü vardır. Bu sürümlerden biri, Wi-Fi ağları dışında 3G’yi de desteklemektedir. SIM kart kullanarak mobil internete bağlanılabiliyor Tabletlerin 3G sürümleri genel olarak daha pahalılar ve bir veri paketi satın alınmasını gerektiriyor. 4. Kamera Yeni iPad 2, birçok Android 3.0 tableti gibi tabletler çift kameraya sahiptir. Ön yüzde bulunan kamera, Skype ya da Google Talk gibi bazı uygulamalar ile görüntülü görüşme yapılmasını sağlıyor. Arka tarafta bulunan kamera fotoğraf çekmeyi sağlıyor. 5. TV’nize bağlanmak istiyor musunuz? Birçok tablet monitöre ya da televizyona HDMI kablosu ile bağlanabiliyor. Eğer tabletinizde video dosyaları varsa ve bunları çok daha büyük bir ekranda seyretmek istiyorsanız, HDMI çıkışı olması gerekiyor. 6. Kalınlığı ve ağırlığıBu tamamen tercihe ve zevke bağlıdır. Estetik özellikli olmasını isteyenler daha hafif ve ince tabletler tercih ederken. Bazıları da biraz daha kalın tabletleri tercih etmektedir.7) Garantisi En önemli özelliklerden biride garanti sunulup sunulmadığıdır. Garantisinin ve teknik desteğinin olup olmadığını iyi araştırınız. Bir çok ucuz üründe bunu görmemekteyiz.8) Arttırılabilir hafıza Hafıza kullanıcılar için büyük önem taşımaktadır. Tabletin depolanabilir alanı az olmasını istemiyorsanız artırılabilir hafıza özellikli tablet almakta fayda vardır. Zaman içerisinde depolama alanının yetersizliği ortaya çıkacak ve durum kullanıcının http://www.merakname.com

http://www.ulkemiz.com/tablet-alirken-nelere-dikkat-edilmelidir

Cep Telefonlarının Zayıf Yönleri

Cep Telefonlarının Zayıf Yönleri

Mobil cihaz gizliliği hakkında problemler;+ Anonim değilHer cep telefonunun eşsiz bir tanımlayıcı numarası vardır. Cep telefonunda IMEI numarası ve sim kartta IMSI numarası denilen, sizin kim olduğunuzu tanımlayabilecek numaralar mevcuttur.+Yer belirlemeCep telefonları, baz istasyonları ile sürekli iletişim halindedir. Sinyal gücü, telefonun istasyondan uzaklığını ölçmek için kullanılır. Bu bilgiler hükümet ile paylaşılabilir, hatta bulunduğunuz konum sürekli olarak takip edilebilir. (GPS gibi tam nokta belirlenmiyor, yaklaşık konum belirleniyor.)+Kolayca dinlemeTelefon sinyalleri zayıf şifreli yada hiç şifresiz olarak havadan iletildiği için uygun radyo alıcısıyla dinlenebilir. Kanunen yasak olsa bile bunu yapabilecek cihazlar gün geçtikçe ucuzluyor.+Kullanıcı kontrolünün yetersizliğiTelefonunuzdaki işletim sisteminin arka planda neler yaptığını bilemezsiniz, konuşmalarınızı düzgünce şifreliyor mu, kayıt mı ediyor, kimle konuştuğunuzu telefon firmasına mı gönderiyor, ne iş yaptığını bilmek çok zor yada imkansız. Fakat yapılan telefon konuşmaları aktif olarak operatörler tarafından kaydedilmediği için, diğer iletişim yöntemlerinden daha güvenli olabilir.+Telefon tarafından kaydedilen verilerBilgisayar işletim sisteminde verileri silmek her ne kadar kolay olsada, mobil aygıtlarda durum aynı değil. Bu yüzden en iyi şansınız, verileri el ile silip üzerine yeni yazılan verilerin eski verileri kapatmasını ummak.+Diğer partiler tarafından kaydedilen verilerBu bölümü istediğimiz kadar uzatabiliriz, fakat özetlemek gerekirse: telefonunuzun işletim sistemi, telefonu aldığınız firmanın uygulamaları, yüklediğiniz uygulamalar, android sistemlerde zaten belli – google – kişisel verilerinizi alıyor, kendi sunucularına gönderiyor. Kiminle konuştuğunuz, hatta bazı uygulamalarda ne konuştuğunuz dahi kayıt ediliyor.+Telefon virüsleriTelefonunuza bulaşan, ya da kasıtlı olarak yüklenen herhangi bir virüs telefonunuzu anında dinleme cihazına çevirebilir, yaptığınız işlemler takip edilebilir.Kaynakça: https://ssd.eff.org/tech/mobilehttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/cep-telefonlarinin-zayif-yonleri

En <b class=red>Ucuz</b> 5 Akıllı Telefon

En Ucuz 5 Akıllı Telefon

Artık temel ihtiyaçlarımızdan biri haline gelen akıllı telefonlar araba fiyatına da satılabiliyor. Peki ülkemizdeki en ucuz akıllı telefonlar hangileri? İşte en ucuz akıllı telefonlar.22.11.2015 / 23:00 En Ucuz 5 Akıllı TelefonAkıllı telefon pazarı gittikçe büyümeye devam ediyor. Özellikle Çinli akıllı telefon üreticilerin pazara girmesiyle birlikte, yükselen rekabet olgusu fiyatların da hayli aşağılara inmesini sağladı.:: 500 TL altı en iyi akıllı telefonlar Tabi ki fiyat etiketinden taviz vermek istemeyen, yeni model telefonu için giriş sınıfı bir otomobil parası isteyen firmalar da var. Fakat araba fiyatına satılan birçok akıllı telefon modeli olduğu gibi 300TL-400TL civarında uygun sayılabilecek akıllı telefonlar da mevcut.Ülkemizdeki en ucuz akıllı telefonlarBu yazımızda ülkemizdeki en düşük etiket fiyatına sahip olan akıllı telefonları bir araya getiriyoruz. Yani en ucuz akıllı telefonlar hangisi sorusunu yanıtlıyoruz. Hemen baştan belirtelim. Yazımızda yer verdiğimiz telefonlar ülkemizde resmi olarak satılan modelleri içermektedir. Ayrıca televizyonda 100-200 TL arasında satılan replika diye tabir edilen ürünlere yer vermediğimizi de belirtelim.İşte ülkemizdeki en ucuz akıllı telefonlar. VIATech Andromeda X6 fiyatı ve özellikleri15-11/22/viatech-andromeda-x6.jpgİşlemci: 4 çekirdekli MTK 6582 (1.3 Ghz)RAM: 1GBKamera: 5MP/2MPEkran: 960x540 qHD 5 inçDahili Hafıza: 4GBNFC: YokBatarya: 2000mAhİşletim Sistemi: Android 4.4.2MicroSD Desteği: VarOrtalama Fiyatı: 350TL-400TL http://shiftdelete.net

http://www.ulkemiz.com/en-ucuz-5-akilli-telefon

 Kaz Yetiştiriciliği - Kaz ırkları  ve Kaz Bakım Teknikleri

Kaz Yetiştiriciliği - Kaz ırkları ve Kaz Bakım Teknikleri

Hayvansal kaynaklı protein tüketiminin arttırılması ucuz üretim ile mümkündür. Kanatlı etleri ise bu bakımdan ucuza mal edilebilen hayvansal bir protein kaynağıdır.

http://www.ulkemiz.com/kaz-yetistiriciligi-kaz-irklari-ve-kaz-bakim-teknikleri

Bıldırcın yetiştiriciliği - Bıldırcın büyütme ve bakım teknikleri

Bıldırcın yetiştiriciliği - Bıldırcın büyütme ve bakım teknikleri

Bıldırcınlar tavuk ve sülünlerle yakın bir bağa sahiptir. Bıldırcının evciltilmesi 11. yüzyılda Japonya veya Çin’de gerçekleştirilmiştir.

http://www.ulkemiz.com/bildircin-yetistiriciligi-bildircin-buyutme-ve-bakim-teknikleri

Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Beyoğlu)

Galata da Kemeraltı Caddesindedir. Kefeli tüccar Goms tarafından 1391 de Cenovalılardan alınan arsa üzerinde 1436 da yapılmıştır. 1731 deki Galata yangınında yanmış olup Sultan I. Mahmud un 15 Aralık 1732 tarihli fermanıyla Hassa Mimarı Kayserili Serkis Kalfa tarafından yeniden yapılarak 10 Mart 1733 de tekrar ibadete açılmıştır. 1771 de tekrar yangın geçiren kilisenin Surp Haç ve Surp Garabed şapelleri yanmış bu sefer de Minas Kalfa tarafından 1799 da yenilenmiştir. 1958 de Kemeraltı Caddesi genişletilirken istimlak edilmiş ve gerisine bugünkü kilise yapılmıştır. Binanın mimarı Bedros Zobyan olup yıkılan kiliseden daha küçük bir yapı yapılmıştır.1961-65 yıllarında inşaatı biten kilisenin açılışı 15 Mayıs 1966 da İstanbul Patriği Şnorhk Kalustyan tarafından yapılmıştır. Bina mimari şekil bakımından Ani deki Ermeni kiliselerine benzemektedir. Dış cephe silmelerle çerçevelenen yuvarlak kemerlerle,niş ve üçüzlü pencerelerle hareketlendirilmiş olup yüksek kasnaklı bir kubbesi vardır. Doğuda dışarıya doğru çıkıntılı olan apsis in üst örtüsü kırmızı kiremit kaplıdır. Apsis in kuzeyinde vaftizhane ve içinde kitabeli mermer sunakların bulunduğu Surp Pırgıç şapeli, güneyinde ise Surp Isdepannos a atanmış diğer bir şapel yer alır. Üç katlı çan kulesi batı cephesindeki küçük avluda olup altında Patrik Hovhannes Golod un mezarı bulunmaktadır. İç mekan oldukça sade olup yuvarlak kemerler kalın payelere oturur. Yan duvarlar ise Kütahya çinileri ile kaplıdır.

http://www.ulkemiz.com/surp-krikor-lusavoric-kilisesi-beyoglu

Belgesel Fotoğrafçılığı Nedir

Belgesel Fotoğrafçılığı Nedir

Fotoğraf çekme edimi kimine göre hobi, kimine göre meslek, kimisi için sanat ya da iletişim aracı, yani bir dil…

http://www.ulkemiz.com/belgesel-fotografciligi-nedir

Asansörle Uzaya Çıkmak – Uzay Asansörü

Asansörle Uzaya Çıkmak – Uzay Asansörü

Orta vadede (50-100 yıl) gerçekleşmesi en mümkün devrimsel uzay teknolojisi büyük ihtimalle “uzay asansörü” olacak.Temelde uzay asansörü, jeostatik yörünge denilen bir yörüngeye yerleştirilmiş uzay istasyonudur. Jeostatik yörüngeye yerleştirilmiş bir uydu veya istasyonun Dünya çevresindeki dönüş hızı ile Dünya’nın kendi çevresindeki dönüş hızı eşit olduğundan, her zaman için yeryüzünde aynı nokta üzerinde kalır. Eğer bu istasyonu/uyduyu yeterince sağlam ve hafif bir kablo ile Dünya’ya bağlarsanız, o kablo üzerinden uyduya rahatlıkla gidip gelebilirsiniz. Her zaman aynı yerde kalacak olan büyükce bir uzay istasyonunun yeryüzünden yaklaşık 36 bin km yükseğe (Bizim Turksat uyduları da o yüksekliktedir) yerleştirilmesi gerekiyor. Mesafenin büyüklüğü düşünüldüğünde, bu uzunlukta ve tonlarca yükü uzun yıllar taşıyabilecek sağlamlıkla bir kablo yapılabilir mi sorusu akıllara gelebilir. Şimdilik emin değiliz, ancak son yılların “süper hafif” ve çelikten daha sağlam karbon nano tüpleri bu iş için biçilmiş kaftan gibi görünüyor.Böyle bir asansör ile uzay istasyonuna çıkmak elbette roket ile uzaya çıkmaktan çok daha yavaş olacak. Fakat, aynı biçimde bir roketten kat kat daha ucuza malolacak. Saatte 200 km hızla hareket edebilecek olan asansörün yeryüzünden istasyona olan yolculuğu yaklaşık 1 hafta sürecek. Belki daha hızlı bir asansör ile süre birkaç güne düşürülebilir, bunu o zaman göreceğiz.Ancak burada bir sürpriz de var. Hem yolculuk sırasında asansörümüzde, hem de jeostatik yörüngeye yerleştirdiğimiz uzay istasyonunda “dünya ile senkronize dönüş sergilendiği için” yerçekimi olacaktır. Evet, yükseldikçe çekim azalacak ama, ayaklarımız yere basarak yürümek mümkün olacak.Zafer EmecanKOZMİK ANAFOR

http://www.ulkemiz.com/asansorle-uzaya-cikmak-uzay-asansoru

Makro Fotoğrafçılık

Makro Fotoğrafçılık

Küçük canlıların dünyasını fotoğraflamak, nesnelerin ve doğanın ince detaylarına dokunmak, görünmeyenleri göz önüne çıkarmak isteyen fotoğrafçılar için bir sevdadır Makro Fotoğrafçılık.

http://www.ulkemiz.com/makro-fotografcilik

Dijital Fotoğraf Devrimi ve Mobil Fotoğraf

Dijital Fotoğraf Devrimi ve Mobil Fotoğraf

18.yy’dan günümüze fotoğraf kültürü coğrafyalara göre değişerek sosyal, kültürel ve tabiki teknoloji anlamında ciddi değişimler gösterdi.

http://www.ulkemiz.com/dijital-fotograf-devrimi-ve-mobil-fotograf

Canon EOS 1100D Tanıtım

Canon EOS 1100D Tanıtım

Canon, 10 Haziran 2008’de EOS 1000D’yi fotoğraf severlere duyurmuştu. 1000D gerek SLR olması gerekse ucuz olması nedeni ile gerçekten çok tutulan bir model olmayı başarmıştı.

http://www.ulkemiz.com/canon-eos-1100d-tanitim

Taksiarhes Rum Kilisesi (Beşiktaş)

Arnavutköy de Dere ve Abdullah Molla sokaklarının arasında,yüksek duvarlarla çevrili geniş bir avlunun içerisindedir. 19.uncu yy. ikinci yarısında düzgün kesme taştan inşa edilmiş kapalı yunan haçı plânlı Rum ortodoks kilisesidir. Apsis yuvarlak olarak dışarı taşkın olup üzeri ana mekanın çatısından alçak bir yarım kubbe ile örtülüdür. Orta mekanın üzerini basık kasnaklı bir kubbe örter. Dış cephede yuvarlak kemerlerin içerisinde üçüzlü ve ikizli pencereler yer alır. Avluda Azize Paraskevi ye ithaf edilen bir ayazması vardır

http://www.ulkemiz.com/taksiarhes-rum-kilisesi-besiktas

İskandinavya’nın Jeolojik Yapısı Nasıldır?

İskandinavya’nın Jeolojik Yapısı Nasıldır?

İskandinavya, Kuzey Avrupa yarım adaları tamamı; Baltık denizi, Kuzey denizi, Norveç ve Barents ile sınırlıdır; İsveç, Norveç, Danimarka ve Finlandiya’yı içine alır.Coğrafyası: Kıtaya kuzeydoğuda merkezden uzak bir kıstakla bağlanan, büyük kısmı Batı Avrupa’dan Hollanda boğazlarıyla ayrılan İskandinavya’nın kendine has özellikleri vardır. Ortasındaki çöküntü, Botten körfeziyle örtülü geniş bir çanak olan «iskandinav kalkanı» üzerinde uzanır.Yüzey şekilleri, ya bazı sırttaki alp yükselmesi ve buzul aşındırması sonucunda iyice gençleşmiş peneplenin kalıntıları olan kayalık oluşumlar veya dördüncü zaman buzullarının vadilere yığdığı buzul-taş birikintileriyle nitelenir. Buzul döneminden sonra çarpılan ve yeniden pek iyi bir şekilde düzenlenemeyen hidrografya şebekesi, çağlayanla kesilmiş bir akarsu ve göller karmaşasıdır. Fin-İskandinav kratogeni yaşlı kütle (Ur-berg), Prekambriyum çağında birbirini izleyen üç evrede (sviyonik, gotik ve kareliyen) meydana geldi; bu evrelerin her birinin özelliği dev dağ kütlelerinin ortaya çıkması ve dengelenmesidir. Algonkiyen’de, peneplenleşme tamdır ve kambrosilüryen çağdaki deniz ilerlemesi batı jeosenklinalinin doldurulmasına ve güneyin alçak kesimlerinde kalker, kumtaşı ve şist birikmelerine yol açmıştır. Kaledonyen kıvrılma, arkeyen kratogeni doğuda yükseltmiş ve batıda biriken tortulları kıvırmıştır. Böylece meydana gelen sıradağlar ikinci zamanda düzeylenmiş, Scania ve Danimarka’da ise ikinci ve üçüncü zaman tortulları yerleşmiştir. Üçüncü zaman başındaki (Neyojen) dağoluş hareketleri, arkeyen kratogenin çarpılmasına ve parçalanmasına yol açmış, aynı zamanda, yeniden yükselen kaledonyen sıradağlar parçalanarak batı kısmı çökmüştür.Deniz kenarında fay basamaklarıyla yükselen bu gençleşmiş kütlenin arkasında, kalınlıkları 3000 metreyi bulan dördüncü zaman buzulları yığılmış, bu buzullaşma yüzey şekillerini büyük ölçüde değiştirerek dağlık bölgelerde alp tipi buzul aşındırması biçimleri (çanaklar, buzul yatakları v.b.) çizmiş, bu biçimlerin aşınma kalıntılarını ovalarda çeşitli oluşumlar halinde (dip buzultaşları; buzultaşlı vallumlar, ırmak buzul yığışımları veya ose’ler) yığmıştı. Buzulun geri çekilmesi üç evrede (dani-buzulsal; goti-buzulsal; fini-buzulsal olarak) gerçekleşti. Bu üç evre, birbirinden duraklama dönemleriyle ayrılır; bu dönemlerde cephe buzultaşları yerleşmiştir (gothi buzulsal dönem sonunda Salpauesselka dönemi, M.Ö. 7780’e doğru).Buzulların çekildiği ovalarda denizin yükselmesini (Yoldia’da deniz) kratogenin güney kısmında izostatik bir yükselmenin izlemesiyle, Baltık çöküntüsünde (Ancylits’de göl) Büyük İsveç gölleri aracılığıyla Kattegat’a dökülen bir tatlı su gölü ortaya çıktı. Daha sonra orta kısmı yükselen kratogen, güneye doğru alçalarak yeni bir deniz yükselmesine yol açtı (littorines denizleri, M.Ö. 1700-1500’e doğru.). Botten körfezi bölgesinde kratogenin yükselmeğe devam etmesiyle, körfezin düzeyi devamlı olarak alçaldı ve kıyılar boyunca uzanan kayalık bir takım ada (skargard) meydana geldi. İskandinavya, Labrador ve Grönland ile aynı enlemde olduğu halde, Atlas okyanusunun rüzgarları ve akıntıları iklimini yumuşatır. İklim sayesinde ormanlar bol-dur (barrskog) ve güneydeki tortul ovalarda en verimli hale ulaşan tarım, killi çanaklarda kutup dairesine kadar uygulanabilir.Beşeri coğrafya: Buzların çekilmesinden hemen sonra bitki örtüsü gelişti (Finlandiya’da M.Ö. 4400’e doğru çamın ortaya çıkışı), Orta ve Doğu Avrupa’dan gelen ren avcıları (Laponlar) ülkeye yerleşti. Kuzey ırkının ataları olan ilk yerleşik çiftçiler, M.Ö. 3000’e doğru. Danimarka’da ortaya çıktılar ve Finlandiya’ya kadar yayıldılar (M. O. 1800-1600’e doğru.). Fakat iklimin sertleşmesi (M.Ö. 500’e doğru.), yayılmalarını geriletti ve güney ovalarında kalmalarına yol açtı; Finler ise Milattan itibaren kuzey ve doğudaki ormanlara yerleştiler, önce güney ve merkezdeki verimli ovalarla, Norveç’in deniz kıyısı ovalarında sınırlanan yerleşme, yavaş yavaş Botten körfezinin kıyı ovalarına, sonra da göçebe Laponlar’ı gerileterek iç vadilere yayıldı; bugün ormanlık bataklıkların sistemli bir şekilde değerlendirilmesiyle iç kısımlarda yeni yerleşme alanları yaratılmaktadır.Bununla birlikte tarım imkanları, verimli toprakların azlığı ve enlemin sebep olduğu elverişsiz iklim şartları yüzünden sınırlıdır. Buna karşılık hayvancılık, süt ürünleri imalatı, orman zenginlikleri ve deniz balıkçılığının ürünleri mahalli tüketimin ihtiyacından çok daha fazladır. Ucuz hidroelektrik enerjinin kullanılması, dünya pazarlarında önemli yer tutan zengin bir sanayinin (elek-trometalürji, çeşitli metalürji, selüloz kimyası, besin konserveleri) gelişmesine katkıda bulunmuştur. Dört İskandinav ülkesi iktisadi zenginlikleri, kültürel ve sosyal seviyelerinin yüksekliği ile batı milletleri arasında en ön planda yer alır.Geç bir tarihte başlayan şehirleşme hareketi pek az yerde kendiliğinden olmuş, Danimarka ve Norveç dışında başlıca şehirlerin çoğu (Stockholm, Helsinki, Göteborg, Kariskrona v.b.) kraliyet fermanlarıyla kurulmuştur. 1850’de İsveç’te şehir nüfusu toplam nüfusun ancak yüzde 19’uydu. Ama 20. yüzyılda sanayinin kalkınması, köylerden şehir ve sanayi merkezlerine doğru büyük bir göç hareketine yol açtı.Yazar: Rahman KarasuKaynak: http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/iskandinavyanin-jeolojik-yapisi-nasildir

Ayia Paraskevi Rum Kilisesi (Sarıyer)

Tarabya da Yeniköy Caddesi üzerindeki bir aralıktan içeri girilince bir avlu içindedir. 1868 de Azize Paraskevi ye atanarak eski manastır arsası üzerine inşa edilmiştir. Kapalı Yunan haçı planlı olan yapının orta mekanını yüksek kasnaklı ve etrafına pencereler açılmış bir kubbe örter. Haçın diğer dört kolu kırma çatı ile örtülüdür. Apsis üçüzlü bir pencere sistemine sahip olup üzeri yarım kubbedir. İkonastasis mermerden yapılmıştır. Despot koltuğu ve ambonu ahşap üzerine oymalı olup altın varakla kaplıdır.

http://www.ulkemiz.com/ayia-paraskevi-rum-kilisesi-sariyer

Kto Karatay Üniversitesi

Kto Karatay Üniversitesi

Adres: Vali İzzetbey Cad., Karatay Medresesi Karşısı, Kemaliye Sok. No: 7 42030 Karatay-KonyaTelefon: 444 1251Web: www.karatay.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Konya asayiş bakımından Türkiye'nin en güvenli büyükşehirlerinden birisidir. Selçuklu'nun başkentliğini yapmış bir kültür ve sanat açık müzesi konumundadır. Ulaşım kolay, ucuz ve barınma imkanları fazladır. Karatay Üniversitesi, Konya ilinin Karatay ilçesinde kurulan bir vakıf üniversitesidir. Konya Adalet Sarayı yakınında, Mevlana Müzesi ve Mevlana Kültür Merkezi'ne oldukça yakın olup şehir merkezindedir. Açıldığında Konya'nın ikinci üniversitesi olmuştur. KTO Karatay Üniversitesi, Konya Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfı tarafından kurulmuş olup; arkasında sanayici ve ticaret kesiminin gücü mevcuttur. Üniversitemiz ismini laleyi Anadolu'ya kazandıran Selçuklular tarafından 1251 yılında yaptırılmış ilk Üniversite niteliğinde olan Karatay Medresesi'nden ve 1881 yılında kurulmuş olan Konya Ticaret Odası (KTO)'ndan almıştır. Son derece titiz çalışmalar sonucu hazırlanan Üniversitemiz logosu tarihimize vurgu yapmaktadır. Reel sektörün, esnafın, sanayicinin ve dolayısıyla halkın eğitimde paydaş olarak algılandığı üniversitemizde temel hedeflerimiz kar amacı gütmeden sanayi ve ticaret kesimi başta olmak üzere tüm kesimlerle işbirliği içinde sorunlara çözüm getirmek, yoğun uygulamalı eğitimle en az bir lisan bilen, nitelikli, piyasayı tanıyan ve iş bulma kaygısı olmayan mezunlar vermektir. Misyonumuzu yerine getirmek için öğretim üyesi kadromuzu büyük çoğunluğu yurtdışı tecrübesi olan nitelikli öğretim üyelerinden oluşturduk. 2010-2011 eğitim-öğretim yılında Mühendislik Fakültesi'nin Bilgisayar (60), Elektrik-Elektronik (60) ve Mekatronik Bölümleri (60), Hukuk Fakültesi (100) ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nin İşletme (100) ve Uluslararası Ticaret Bölümlerine (100) olmak üzere toplam 480 öğrenci alınacaktır. Mühendislik Fakültesi lisans programlarının eğitim dili tümüyle İngilizcedir. Hukuk Fakültesi dışında tüm lisans programlarımızda İngilizce hazırlık okutulacaktır (Hazırlık sınıfında eğitim materyalleri ve kitaplar ile bir adet dizüstü bilgisayar ücretsizdir). Hukuk Fakültesi'nde doğrudan birinci sınıfa başlanacaktır. Hukuk Fakültemiz bir Adalet Sarayı'na en yakın Hukuk Fakültesi olma niteliğindedir. Öğrencilerimiz uygulamalı olarak eğitimlerini bu yolla kolayca yürütecektir. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslar arası Ticaret Bölümü ihracatımız açısından son derece önemlidir. Üniversitemiz Sürekli Eğitim Merkezi aracılığıyla Konya ve bölgede ihracata büyük ağırlık vererek ihracat yapmayı hem öğrencilerimize hem de henüz yapmayan şirketlerimize öğretme yolunda önemli adımlar atılacaktır. Üniversitemiz nitelikli öğretim üyesi kadrosuyla gençlerimizi iş bulma kaygısı taşımayacak şekilde gelişmiş ülkeler standardında yetiştirecek, sanayi ve ticareti, kültür ve sanatla üniversitede aynı çatı altında birleştirecektir. Her lisans programı kontenjanının %20'si oranında burslu öğrencimiz olacaktır. Özellikle derece yapan öğrencilerimize üniversitemizi tercih etmeleri halinde 2.500 TL`ye kadar burs verilecektir. Üniversitemize kayıt yaptıran her öğrenciye dizüstü bilgisayar verilecektir. Mühendislik FakültesiBilgisayar Mühendisliği(İngilizce)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Bilgisayar Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)4Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Elektrik-Elektronik Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)4Makine MühendisliğiMakine Mühendisliği(Tam Burslu)Makine Mühendisliği(%50 Burslu)Makine Mühendisliği(%25 Burslu)Mekatronik Mühendisliği(İngilizce)Mekatronik Mühendisliği(İngilizce)(%50 Burslu)Mekatronik Mühendisliği(İngilizce)(Tam Burslu)Mekatronik Mühendisliği(İngilizce)(%25 Burslu)Hukuk FakültesiHukukHukuk(%50 Burslu)Hukuk(Tam Burslu)İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİşletmeİşletme(%50 Burslu)İşletme(Tam Burslu)İşletme(%25 Burslu)Uluslararası Ticaret (Fakülte)Uluslararası Ticaret (Fakülte)(%50 Burslu)Uluslararası Ticaret (Fakülte)(Tam Burslu)Uluslararası Ticaret (Fakülte)(%25 Burslu)

http://www.ulkemiz.com/kto-karatay-universitesi

Genotip Nedir

Genotip Nedir

Herhangi bir organizmanın genlerinin tamamına genotip adı verilir. Bir insanın kromozomlarındaki genlerin tümü, o insanın kalıtsal tipini yani genotipini oluşturur. Bu genlerin bir kısmı kendi varlığını belli eder bu tür genlere dominant genler denir, diğer kısmının etkisi gizli kalır buna da resesif genler denir. Genotip bulunduğu ortamın koşullarına göre değişiklik göstermez. Genotip ile ortamın koşullarının karşılıklı etkilerinin bir sonucu olarak fenotipi meydana gelir. Yeşil bitkiler genetik olarak, ışıkta klorofil sentezlemeye elverişli bir yapıda bulunur; bu sentez için gerekli olan bazı genler vardır. Mısır karanlıkta bir süre tutulursa klorofil sentezlemesi durur ve bu bitki gittikçe rengini kaybederek bir albino haline dönüşür. Aynı bitki aydınlık bir mekana alınırsa tekrar klorofil sentezlemeye başlar. Bu olay da karanlığın, fenotip üzerinde etkisinin geçici bir etki olduğunu kanıtlamaktadır. Bu olayda değişen etken bitkinin fenotipi değil, aynı bitkinin ortam şartlarına verdiği cevaptır. Bireylerin fenotiplerini kazanmasında yani biçim almasında genotipi mi yoksa ortam etkisi mi ağırlıktadır sorusu şu şekilde cevaplanmıştır: Genotiplerinin farklı olduğu tespit edilen bireyler olabildiğince aynı ortam şartlarında yetiştirilir. Örnek olarak cinsin farklı varyetelerine ait olan bireyler aynı deney şartları altında yanyana yetiştirildiklerinde bunlar arasında, genetik sebeplere dayalı gözle görülür farklar meydana gelir. Bu tür bir genotipten kaynaklanır ve genlerin geliştirilmesinden (rekombinasyon) kaynaklanmaktadır. Bulunduğu ortamın fenotip üzerinde etkisini ortaya koymak için genotipleri aynı olan bireyler farklı ortam şartlarıyla karşı karşıya bırakılır. Bu olay sonucunda genotipi aynı olan bireyler gözlemlenmiştir. Eşeysiz üreme yoluyla çoğalan canlılarda, (yumru, soğan vb.) bu tür bireylerin elde edilmesi basittir.Bir bireyin eşeysiz üreme yoluyla meydana getirdiği bireylerin tümüne birden klon adı verilir. Klondaki bireylerinin hepsinin genotipleri aynıdır. Annenin genotipinin homozigot veya heterozigot olmasına göre klondaki diğer bireylerin genotipi de homozigot veya heterozigot olmaktadır. Karakter olarak homozigot olan bir bireyin kendisiyle aynı genotipte olan bir başka bireyle çaprazlanması sonucunda meydana gelen döle arı döl adı verilir. Bütün bireyler aynı genotipte olduğu için arı döl bir klon kabul edilebilir. Halbuki klon, heterozigot da olabildiği için arı döl kabul edilemez, insanlarda aynı genotip üzerine farklı ortam şartlarının etkisinin incelenmesi hususunda tek bir döllenmiş yumurtadan çok nadir olarak meydana gelen ikizler, üçüzler, dördüzler kullanılır. Tek bir zigotun (bkz: Döllenme) mitoz bölünmesinden meydana gelen iki birey, aynı gen ve kromozomları taşır. Bu sebepten ötürü genotipleri birbirinin aynısıdır. Bu fetusların bireylerine tek yumurta ikizleri adı verilir. Bu bireyler hem görünüşleri hem de ruh yapısı olarak birbirilerine aşırı bir benzerlik gösterir: eşeyleri de birbirlerinin aynsıdır.

http://www.ulkemiz.com/genotip-nedir

Kaşmir Keçisi Ve Yünü

Kaşmir Keçisi Ve Yünü

Anavatanı, Hindistan – Pakistan ortak bölgesi olan, Hindistan’da Himalayalar’ın batısında Pakistan sınırında yer alan “Kashmir” kentinden ismini alan kaşmir keçisi dünya geneline de buradan yayılmıştır. Latince ismi Capra hircus Goat’dır. Büyük Britanya’nın Hindistan üzerinde kurduğu koloni döneminde İngilizler tarafından keşfedilmiştir. Özellikle Çin, Moğolistan, Hindistan, Pakistan, Tibet, İran ve Afganistan gibi -30 C’lik kış, +40 C’lik yaz sıcakların yaşandığı step iklim çevrelerinde yüzyıllar boyunca yoğun olarak yetiştirilmektedir. Kaşmir keçileri genelde uysal bir yapıya sahip olmalarına rağmen, tırmanma ve zıplamayı çok severler. Kulakları sarkık, boynuzlar keçilerde dik, tekelerde yana doğru kıvrıktır. % 95’inde boynuz görülür. Bu keçi türünden pek fazla miktarda süt elde edilmemekle birlikte sütünden üretilen peynirler essiz güzelliktedir. Yapılan denemelerde, kaşmir keçilerinin Himalayalar ve Moğol dağlarından başka yerde yaşayabilmesine rağmen elde edilen yünün kalitesinin çok düşük olduğu görülmüştür.   Kaşmir keçisi özellikle yetiştirilme nedeni; kıllarından elde edilen, kumaş, triko imalatında kullanılan, elyaftır. Kış aylarında, belli bir yükseklikte ve belli ısının altındaki yaylalarında yaşayan kaşmir keçilerin en soğuk havalarda, hava koşullarına adapte olabilmek amacıyla, uzun tüylerinin altında, ikinci tabaka, kısa tüylerden oluşan ipeksi yünü gelişir. Dış tüyün altında çok daha iyi kalitede bu life “kaşmir” adı verilmektedir. En kaliteli yün keçinin boynundan, karnından ve sırtından elde edilmektedir. Kaşmir, en hafif doğal yündür. Bunula birlikte insan vücuduna çok iyi adapte olabilmektedir. Tene değdiğinde batmayan, yakmayan ve alerji yapmayan bir ürün olması kaşmirin önemli özelliğidir.120 milyon keçi varlığı ile dünyada en büyük kaşmir keçi üreticisi Çin’dir. Dünya yıllık kaşmir lifi üretim miktarı 16,000 tondur. Bunun %72’si Çin, %18’i Moğolistan, %7’si Afganistan ve geri kalan %3’lük kısmı ise İran ile diğer ülkeler tarafından üretilmektedir. Çin’in sattığı en pahalı tekstil ürünü olup gramla satılmaktadır. Kaşmir yününün diğer üreticileri arasında Hindistan, Nepal, Pakistan, Tibet, Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan yer almaktadır. Bu ülkelerde az miktarda kaşmir yünü üretilmektedir. Bu ülkelerin dışında Avustralya ve Yeni Zelanda’da da kaşmir lifi üretildiği bilinmektedir. Kaşmir üretimindeki titiz çalışma, Dünya genelinde en kaliteli kaşmir yününün de Çin’de üretilmesini sağlamaktadır. Kaşmir liflerinin fiyatı 100-130 $/kg. arasında değişmekte olup, bu lifler lüks lifler sınıfında yer almaktadır.İnsanlar için önemli olan, dokuma sanayisinde kullanılan da bu kısa liflerdir. Bu tüy tabakası, keçileri, soğuğa ve sıcağa karşı termal iç çamaşırı gibi korumaktadır. Helezonik yapısı da vücut ısısını regüle etmekte ve ideal bir sıcaklıkta kalmasını sağlamaktadır. Vücut ısısını dengeleyerek yaz aylarında fazla ısıtmaz, terletmez, pişirmez, kış aylarında da üşütmez. Yetiştirildiği step iklimin sağladığı termal özellik sayesinde hem yaz, hem kış giyilebilir. Kaşmir liflerinin ipek gibi ince ve yumuşak oluşları, bunların tekstil endüstrisinde aranan hayvansal liflerden biri olmalarını sağlamıştır. Bunların dışında üstteki kaba tüyler da kırpılarak yorgan, iplik, kilim ve halı yapımında kullanılmaktadır. Hatta Ülkemizde meşhur olan Siirt yorganlarının iç kısmında kaşmir keçisinin kaba yünü kullanılmaktadır. Kış ayı ne kadar uzun ve soğuk geçerse kaşmir keçisinin alt tüyleri o kadar güzel ve parlak olur. Kaşmir yününün nemi emme oranı diğer yünlerden daha fazladır. Bir keçi dört yaşına ulaştığında en yüksek miktarda yün verimine ulaşmaktadır.Bölgelere göre değişmekle birlikte mart ve mayıs ayları arasında kaşmir keçileri, özel işleme tahta tarakları ile taranarak kısa tüyler uzun tüylerden ayrılır ve dokumada kullanılacak kaşmir elde edilir. Zamanı geçirildiğinde, keçiler yaza hazırlık amacıyla tüyleri kendiliğinde döker. Bu nedenle kaşmir elde edebilmek için tüyler henüz dökülmeden taranarak toplanmalıdır. En iyi kaşmir yünü, keçinin sırt ve omuz bölgelerinden elde edilmektedir. Arka ve alt kısımdaki yünler kısa olduğu için başka materyallerle karıştırılarak kullanılabilir. Elde edilen kısa tüyler güvelenmeye karşı korumak için ağzı kapalı, hava geçirmez plastik poşetlere konur. Ardından kaşmir üzerindeki kir, yağ ve bitkisel atıkların arındırması amacıyla yünler yıkanır. Daha sonra, “dehairing” denilen işlemden geçirilerek en iyi tüyler (en ince ve en uzun olanların) seçilir. En kaliteli yün doğal olarak beyaz tüylü keçinin, 14-15,5 mikron inceliğinde ve 30-35 mm arası uzunlukta olanıdır. Ardından, yün eğirme işlemiyle yünler iplik haline getirilir ve gerekli olduğunda boyama işlemi yapılır. Bütün bu işlemlerden sonra bitim (apre) işlemleri uygulanır. Burada, mekanik yöntemler veya kimyasal maddeler kullanılarak tekstil ürününe daha iyi görünüm, tutum ve kullanım özelliği kazandırılır. Bir keçiden bir yılda en fazla 30-70 gram arasında temiz kaşmir elde edilir. Bu nedenle de bir kazak üretebilmek için 4-8 arası keçiden yün elde etmek gerekmektedir.Pakistan, Hindistan, Çin, Tibet, Moğolistan, İran ve Afganistan’da yaygın olarak uzun yıllardan beri yetiştirilen kaşmir keçisi yetiştirildiği ülkeye, yere göre farklı özelliklere sahiptir. Keçinin rengi, kaşmir yünü verimi de yetiştirildiği ülkeye bağlı olarak değişiklik gösterir. Kaşmir keçi ırkı çoğunlukla beyazdır, siyah, gri, kahverengi renklerinde görülebilir. Bununla birlikte, istenilen renk kök boya ile boyanabilir. Kaşmir yünü, birçok özelliği ile koyun ve diğer keçi türlerinin yününe benzemesine karşılık, daha ince, parlak ve yumuşaktır. Kaşmirin pulları ince yapılı ve geniş olma özelliği sayesinde yünden daha parlaktır. Genel itibariyle yumuşaklık, sıcaklık ve iyi döküm isteyen lüks ürünlerde kullanılmaktadır.Yetiştirildiği step ikliminin çölleşmeye başlaması ve başka ülkelerde pek yetiştirilememesinden dolayı nadir bulunması ve zahmetli bir işleme sürecinden geçmesi, kaşmirin değerli bir ürün olmasını sağlıyor. Günümüzde ipekten daha değerlidir. Kaşmir bir kaskolu kesinlikle ucuz fiyata alınamaz. Maliyeti düşürmek için genellikle kaşmir ve yün karıştırılarak üretim yapılmaktadır. Kaşmir olduğu iddia edilen bazı ürünler ise, kaşmir görünümü vermek için ya sentetik maddelerle ya da koton ile karıştırılmaktadır. Ağırlığından ve dokunarak bu farklılık anlaşılabilir. Diğer taraftan saf kaşmir kullanıldıkça tüylenmektedir. Dünyada kaşmir olarak anılan, ipeksi ve parlak olan bu ürünün Kaşmir bölgesindeki orijinal adı paşmina (şalların şahı)’dır. Ancak piyasada pashmina adı altında satılan ürünler genellikle saf kaşmir değildir. Çoklukla koton ve yun, koton ve ipek karışımı ürünlerdir. İpeksi yumuşaklıktan uzun yıllar yararlanmak için kaşmir kumaştan yapılan kıyafetlerin kuru temizleme yapılması ya da elde yıkanması tavsiye edilmektedir.Kaynakça: www.veteriner.cc www.ensonhaber.com tekstilsayfasi.blogspot.comYazar: Çiğdem Aydınhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/kasmir-kecisi-ve-yunu

Merinos Koyunu Nedir? Yününün Özellikleri Nelerdir? Nedir? Yününün Özellikleri Nelerdir?

Merinos Koyunu Nedir? Yününün Özellikleri Nelerdir? Nedir? Yününün Özellikleri Nelerdir?

Merinos başlıca yünü için yetiştirilen bir koyun ırkıdır. Dünya genelinde birçok cinsi vardır. Bazı ülkelerde et için de yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bu koyun ırkı, ince, bir örnek, iyi kalitede ve fazla miktarda yapağı vermektedir. Senede bir defa kırkılarak yapağı elde edilir. Merinos yünü, %100 doğal yapıda olup, biyolojik olarak çözünebilir ve yenilenebilir özellik taşımaktadır. Merinos yünü, hacimli fakat hafif kumaşları veren doğal bir kıvırcıklığa sahiptir. Isı değişimlerine yanıt verebilme yeteneğine sahiptir. Bu özelliği sayesinde, yün elyafının higroskopik özünün nemi emme kapasitesi sahiptir. Böylece, kendi ağırlığının %35’’ine kadar olan nemin (nem buharını) vücuttan uzaklaştırılmasını ve uçmasını sağlamaktadır. Elde edilen yapağısı kaliteli yün kumaşların yapımında da kullanılır. Bir metrekare yün kumaşın yapımında 225 gram yün kullanılmaktadır. Merinos cinsi koyunların, M.Ö. 800’’lü yıllarda Batı Anadolu’’da yetiştirilen, iyi kaliteli yünü ile tanınmış koyunlar olduğu düşünülmektedir. Bu koyunların Anadolu’dan Yunanistan’’a oradan İtalya’’ya buradan da Romalılar tarafından İspanya’’ya götürüldüğü söylenmektedir.Merinos ırkı, ilk defa Osmanlı Devleti zamanında, 1843 yılında, İspanya’’dan ithal edilmiştir. Ülkenin ince yapağı ihtiyacını karşılamak üzere İspanyol tarak yapağı merinosları Bursa (Karacabey Harası) çiftliğinde yetiştirilmeye başlanmış, zamanla üretimi ve yetiştirme çiftlikleri artarak sayıları 80-90 bine çıkmıştır. Ancak, 20. yüzyılın başlarında kapitülasyonlar nedeniyle yünlü kumaşların yurda gümrüksüz ve ucuz fiyatla sokulması yerli yünlü dokuma sanayisinin çökmesine, merinos yetiştiriciliğinin ortadan kalkmasına yol açmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren, merinos yetiştiriciliğin yeniden canlandırılması için çalışmalara başlanmıştır. Bu amaçla 1928 yılında Macar Merinosları ve 1934 yılından itibaren de, Alman Et Merinosu ülkemize ithal edilmiştir.Ülkemizde merinoslar, Alman et Merinoslarının Akkaraman ve Kıvırcık cinsi koyunlarla yapılan melezlemesi sonucu elde edilmiştir. Ülkemizde dört farklı merinos cinsi bulunmaktadır. Bunların yetiştiriciliği, yapağı ve et üretimi amacıyla yapılmaktadır. Süt üretimi çok az olup, üretilen süt ancak yavrularına yetmektedir. Bu nedenle pek sağılmadığı için sütünden elde edilen gelir düşüktür. Yapağı kalitesi yüksek olmasına rağmen etinden elde edilen gelir daha yüksektir. Bu koyunların vücut beyaz, kısa ve ince yapağılı, karın altı ve bacaklar yapağılı, baş yapağısız, kuyruk ince ve uzun, genellikle 30 cm. omuzdan itibaren kesiktir. Koyunlar boynuzsuz, koçlar bazen boynuzludur. İkizlik oranı %70-80 arasındadır. Ortalama kirli yapağı verimi dişilerde 2,5 kg civarında olup, erkeklerde 3-4 kg arasındadır, lüle uzunluğu 7-10 cm.Kırpma işlemi sonrasında yapılan yıkama ile yün yağı, ter, toz, toprak ve bitkisel atıklar uzaklaştırılır. Bu işlemden sonra yün miktarı yaklaşık yarıya iner. Yün yağı kozmetik sanayisinde kullanılmaktadır. Yapağı, yıkama ve kurutma işleminde sonra kalitesine göre sınıflandırılarak iplik işletmelerinde kullanıma hazır hale gelir. Yapağı kalitesini yapağının inceliği belirler. İnce yünler yumuşak tutumlu (tuşeli), aprelenme (bitim işlemi) ve boyanma yeteneği fazla kumaşların yapımında kullanılır. Yapağı çapı inceldikçe, yün daha yumuşak ve daha kıvrımlı olur. İncelik arttıkça ipi oluşturan lif sayısı da arttığı için sağlamlığı artmaktadır.Kıvrımlı yapı ise yapağıdan elde edilecek ipin ve kumaşın esnekliğine etki eder. Bu şekilde bu kumaştan yapılan kıyafet yıkandıktan ve giyildikten sonra şeklini korur. Yapağı kalitesi S ile gösterilmektedir. Bu değer, önceden yarım kg (1 paund) yünden çıkan çile (iplik demeti) sayısını gösteren birim olarak kullanılmaktaydı. Günümüzde kumaşın dokumasındaki iplik sayısını vermektedir. Lif inceldikçe de iplik sayısı artacaktır. Buna göre, merinos koyunu yapağı kalitesi 60 S-100 S arasındadır. Diğer bir ifadeyle, merinos koyunu yapağısı, 23,3-17 mikron arasında çapa sahip olmaktadır. İnce yünler yumuşak tutumlu (tuşeli), aprelenme (son işlem)ve boyanma yeteneği fazla kumaşların yapımında kullanılır. Yapağı çapı inceldikçe, yün daha yumuşak ve daha kıvrımlı olur. Türkiye’de tekstil sanayisinin yılda yaklaşık 20 bin tonluk kaliteli yapağı ihtiyacı bulunmaktadır. Bunun yaklaşık %20’lik kısmın merinos yününden elde edilmektedir.Avustralya’da en ince merinos yünü üretildiği için buranın yünü dünyaca ünlüdür. Bu özelliği sayesinde Dünyanın en büyük merinos yünü üreticisidir. Dünya merinos yünü üretiminin yaklaşık %60’ını Avustralya karşılamaktadır. Avustralya merinosu ününü ve görünümü, 200 yıl önce Avrupalı yerleşimciler tarafından Avustralya’ya götürülen, İspanya’’nın ünlü Royal Merinos sürülerinden almıştır. Avustralya merinosu yünü 20 mikronun altında inceliğe sahiptir. Bu inceliği, yumuşaklığı sağladığından, cilde değdiğinde dahi rahatsız etmez, kaşındırmaz. Avustralya yününü tüm dünyaya tanıtmak amacıyla, 29 bin koyun üreticisinin bir araya gelerek, 49 yıl önce kurduğu bir şirket, yünün yazın da giyilmesini sağlayan Cool Wool kumaşını geliştirmiş. Bu yün kumaştan yapılan kıyafetler yaz aylarında pamuk ve satenden daha serin tutmaktadır. Hafif ve serin tutan bu kumaşların metrekaresine 190 gram yün kullanılmaktadır.Bazı iş adamları en ince yünü bulabilmek için dünyanın birçok ülkesini dolaşmaktadır. Bu şekilde şu ana kadar bulunan en ince lif çapı 10,9 mikron olduğu söylenmektedir. Bu yünlerden elde edilen kumaşların metre fiyatı 3000 Euro’’yu bulmaktadır.Polyesterler yapay malzeme olup doğal malzeme gibi havayı geçirmemektedir. Bunun sonucu da insanı resmen pişirmektedir. Pamuk hammaddeli kumaştan yapılmış kıyafetler ise kolay kırışmaktadır. Diğer taraftan pamuk lifleri, yün liflerinden 10 kat daha zayıf olduğundan pamuktan yapılmış kıyafetler daha kısa ömürlü olmaktadır. Yünden yapılan kumaşlar ise dört mevsim giyilebilir, sağlam, kolay kırışmayan kıyafetler üretilmektedir. Bu nedenle de kıyafetlerin büyük bir kısmının yünden oluşmasına dikkat edilmesinde fayda vardır.Kaynakça: www.kangal-merinos.com www.sabah.com.trYazar: Çiğdem Aydınhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/merinos-koyunu-nedir-yununun-ozellikleri-nelerdir-nedir-yununun-ozellikleri-nelerdir

Las Vegas Nasıl Bir Şehirdir?

Las Vegas Nasıl Bir Şehirdir?

Las Vegas, Amerika Birleşik Devletleri’nin Nevada eyaletinde bulunan ve kumarhaneleri ile ünlü bir şehirdir. Nevada eyaletinde yer alan şehirler arasında en çok popüler ve en kalabalığı olan Las Vegas, Clark County’de yer almaktadır. Başlı başına bir çölün ortasına kurulmuş olan Las Vegas, dünyanın en çok turist çeken merkezlerinden biridir. Las Vegas Vadisi’nde bulunun şehir adını buradan almaktadır. Şehir Amerika Birleşik Devletleri’nin kumar oynanan ve bu unvanla da dünya pazarına sunulan en prestijli şehirlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Şehir Nevada eyaletinin, finans merkezi olarak kabul edilip, eyaletin güney bölgesinde yer almaktadır.Dünyada çeşitli lakapları olan Las Vegas, bazılarına göre ”Günah Şehri” anlamına gelen Sin City’dir. Bazılarına göre ise oldukça renkli gece hayatına sahip olması sebebiyle, ”Eğlencenin Başkenti” olarak tanımlanır. Ne şekilde adlandırılırsa adlandırılsın Las Vegas’ın, ”Işıklar Şehri” olduğu konusunda hemen hemen herkes hemfikirdir. Casino yaşantısıyla meşhur olan Las Vegas’da hemen hemen tuvaletler hariç her yerde kumarla ilişkilendirilebilecek otomatlar ya da makineler söz konusudur. Şehirde bulunan irili ufaklı bütün otellerde, kumar oynanabilmektedir. Bu yüzden otel işletmeciliğinin en gelişmiş olduğu bölgelerden biri olan Las Vegas, bu alanda dünyada ilk 10’da yer almaktadır.Las Vegas’da bulunan otellerin fiyatları, diğer şehirlerdeki emsalleri ile karşılaştırıldığında, oldukça düşük kalmaktadır. Bunun nedeni, Las Vegas’a dünyanın her noktasından müşteri çekebilmektir. Bu ucuz konaklama fiyatları sayesinden insanlar konaklamaya ayıracakları paranın bir kısmıyla doğrudan kumar oynayabileceklerdir. Amerikanın her mevsimde turist çeken sayılı şehirlerinden biri olan Las Vegas’da AAA 5 yıldıza sahip oteller de hizmet vermektedir. Bu derece dünyanın en lüks otelleri sınıfından biridir. Başka bir ifadeyle bu Avrupa standartları nazara alındığında 8 yıldıza tekabül etmektedir.Bu dereceye sahip 20’den fazla otele sahip Las Vegas, en çok Ceasers’a gösterilen ilgiyle meşhurdur. Caesers, dünyanın en iyi 5 otelinden biri olarak kabul edilmekte ve konusu Las Vegas’ta geçen Hollywood yapımı birçok filmde bu otel doğrudan kullanılmaktadır. Las Vegas bu kadar şöhretli olmasına karşın şehrin geçmişi 100 yıl öncesine dayanmaktadır. Oldukça yeni bir şehir olan Las Vegas, 1905 yılında kurulmuş ve 1911 yılında şehir Birleşik Devletler’in sayılı merkezlerinden biri haline gelmiştir. Şehir tamamıyla kurulduğu dönemden günümüze dek, kumar merkezli planlanmıştır ve şehirdeki tüm işletmelerin gelirlerinin %40 ila 95’i kumardandır. Marketlerden, hastaneler kadar her yerde kumar otomatları ve Jackpotlar görmeniz mümkündür. Bu gibi aletlerle kumar oynayabilmek için bozuk paranızın olması ya da kredi kartına sahip olmanız yeterlidir.Yazar: R. Emir Karasuhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/las-vegas-nasil-bir-sehirdir

Nanoteknoloji nedir?

Nanoteknoloji nedir?

Dünya, insanın tüm yaşamını etkileyecek kadar büyük yeni bir teknolojik devrimin eşiğinde. Nanoteknoloji adı verilen ve atomlar veya molekülleri tek tek alıp hassas şekilde birleştirerek her istenen ürünü elde etmek olarak tanımlayabileceğimiz bu teknolojinin temeli, doğadaki atomik dizilimi taklit etme ilkesine dayanıyor.   Nanoteknoloji nedir?   Yunancada 'cüce' anlamına gelen nano, fizikte bir metrenin milyarda biri anlamına gelen ölçü birimidir. Bu tanıma göre "nanoteknoloji" insanın saç kılının 80 binde biri büyüklüğünde "nano" ölçüdeki parçalarla uğraşan bilimdir. Tıpkı yap-boz oyununda parçaların birleştirilerek istenen şeklin oluşturulması gibi, nanoteknolojide de atomlar veya moleküller tek tek alınıp hassas şekilde birleştirilerek istenen ürün elde edilir. Bilindiği gibi bütün maddeler atomlardan oluşmuştur. Özelliklerini de atomlarının dizilişlerinden alırlar. Atomları hareket ettirebilecek boyutlarda aletler geliştirilebildiği takdirde, doğadaki atomik dizilim taklit edilerek her şey kopyalanabilir. Çünkü maddeleri farklı kılan; en küçük birim olan atomların dizilişlerindeki çeşitliliktir. Atomları hareket ettirebilecek bir teknoloji de bu çeşitliliğe bir ölçüde ulaşabilir. Sözgelimi kömür moleküllerindeki atomları düzenleyebilirsek aynı moleküllerin farklı bir dizilimi olan elmas elde edebiliriz.  Nanoteknolojide Nasıl Bir Üretim Gerçekleşir?   Günümüzde kullanılan üretim teknikleri, moleküler anlamda çok kaba tekniklerdir. Döküm, taşlama, tornalama vs. atomların büyük kitleler halindeki hareketlerine dayanır. Yapı taşları olan atomlar tek tek alınıp istenildiği gibi, üstelik de ucuza mal olacak şekilde birleştirilebilir. Bu gelişme özellikle bilgisayar sektöründe önümüzdeki yıllarda kullanıldığında tümüyle daha temiz, daha dayanıklı, daha hafif ve daha hassas ürünlerin üretilmesi mümkün olacaktır. Nanoteknolojiyle ilgili iki kavram daha vardır; mikro montaj ve kendi kendine çoğalma. Mikro montaja olan ihtiyaç moleküler robot sanayiine olan ilgiyi artırıyor. Bu şekilde moleküler boyutlarda ve hassasiyette robotlar üretilmesi söz konusu olabilecek. Bu nano makineler aslında günlük hayatta kullanılan aletlerin ve sistemlerin çok küçük birer kopyaları olacaktır. Nano makinelere en iyi örnek tüm canlıların hücrelerinde bulunan ve hemen hemen her çeşit proteini üretebilen ribozomlardır.  Ribozomlar oldukça küçük organellerdir (sadece birkaç mikro metre küp boyutunda) ve amino asitleri hassas çizgisel bir sırayla arka arkaya dizer ve proteinleri oluştururlar. Bu işlem için ribozomun belirli bir amino asidi seçebilme tekniği vardır. Bunu özel bir tür transfer RNA molekülünün yardımıyla yapar. Ribozomun bu işlemde izleyeceği sıra ona haberci RNA (mRNA) tarafından bildirilir. İşte ribozomların bu işleyiş prensibi, mühendislik alanında uygulanabildiğinde nanoteknoloji hayatımızın her yönüne hitap edecektir.  Nanoteknoloji, benzeri görülmemiş özelliklerdeki yeni aygıtları üretmek için atomların ve moleküllerin bilinen özelliklerini kullanacaktır. Eğer bilim adamları bağımsız atomları ve molekülleri bir yapılanmada belli ölçülerde ve sürede bir araya getirebilirlerse, bu buluş "programlanabilir kendinden inşâ ve türeyen makineler çağı"nın başlangıcı olacaktır.Nanoteknoloji ile üretim yapabilmek için bilim adamlarının üzerinde çalıştığı üç temel adım vardır:   1. Bilim adamlarının bağımsız atomları tek tek kontrol edebilmeleri için tek bir atomu tutup istenen noktaya getirebilmeyi sağlayacak bir tekniğin geliştirilmesi.  2. İkinci adım nano ölçekli gözlem yapabilen, atomları ve molekülleri isteğe göre kontrol etmeye programlanabilen iş makineleri, yani "derleyici"ler üretmektir. Uygun bir zaman çerçevesinde eşya üretebilmek için trilyonlarca derleyicinin kullanılması.  3. Üçüncü adım olarak ise, yeterli sayıda derleyiciyi elde etmek için varolanı sayısız kez "çoğaltmaya", "kopyalamaya" programlanabilecek "çoğaltıcı"ları geliştirmesi. Otomatik bir şekilde belirli bir ürünü üretmek için bu nanomakinelerin trilyonlarcası bir arada çalışarak alışılmış üretim kalıplarını değiştirecek, üretim maliyetini neredeyse sıfıra indirgeyebilecek, bol üretim yapılabilecek ve ürünler hiç olmadıkları kadar ucuz ve sağlam olabilecektir.  Atomları ve molekülleri taşıyacak, yerleştirecek küçüklükteki ilk robot kolun yapılmasıyla nanoteknolojinin ilk aşaması gerçekleşmiş olacaktır. Böyle bir minyatür robot kolun ürettiği robot kollar da kendi benzerlerini ve diğer nano ölçekli aygıtları yapacaklardır. Sayıları trilyonlara ulaştığında da süper nano bilgisayarlar tarafından kontrol edilen bu sürü ile nesneler üretilebilecektir.   Nanoteknoloji Hayatı Nasıl Değiştirecek?  Tüm insanlık için kökten değişim ve dönüşümleri beraberinde getirecek bu gelişmelerin olası sonuçları üzerinde herkesin düşünmesi gerekmektedir. Nano gelecekte herkes kendi bilgisayarına temel tüketim maddelerini üretmesi için emir verebilecek. Evin bir köşesinde çalışan nanobot sürüleri de istediğiniz malzemeyi, etrafımızda serbestçe dolaşmakta olan atomları toplayıp işleyerek üretecekler.  Diğer akla gelen soru ise nano çağda paranın değerinin ne olacağıdır. Ne de olsa atomlardan her şey sonsuz kere tekrar dönüştürülebilecek. Tuzlu deniz suyundan bile altın ve kobalt üretmenin mümkün olduğu bir çağda altının ne anlamı kalır? Paylaşımı üzerine savaşların yapıldığı kaynaklar anlamını yitirince nasıl bir uygarlıkta yaşayacağız?  Öyle görülüyor ki insanlık olarak maddi zenginliğe ve gelişmiş fiziksel sağlığa ulaşmanın eşiğindeyiz. Bilim adamlarının nanoteknoloji gibi doğayı taklit yolu ile geliştirmeye çalıştığı birçok teknoloji, doğada zaten yaratıldığı ilk günden itibaren mevcut... Bedeninizin her hücresi ve maddeyi oluşturan her atom üstün bir yapıya sahiptir. Bilim adamlarının taklit etmeye çalıştığı atomlardaki bu muhteşem düzen alemlerin Rabbi Allah'ın sonsuz aklının delillerinden yalnızca bir tanesidir.  "Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir." (Furkan Suresi, 2) Nanoteknolojinin sağlayacağı imkanları kısaca şöyle sıralayabiliriz: - Her atomu tam istenilen yere yerleştirme imkanı - Fizik ve kimya kurallarının mümkün kıldığı hemen hemen her şeyi atom seviyesinde üretebilme imkanı - Üretim maliyetlerinin ham madde maliyetlerini geçmediği ekonomik üretim imkanı

http://www.ulkemiz.com/nanoteknoloji-nedir

Güvelerden İlham Alan Anti-Reflect Nano Pencere Kendi Kendini Temizliyor

Güvelerden İlham Alan Anti-Reflect Nano Pencere Kendi Kendini Temizliyor

İngiltere’den araştırmacılar güve gözlerinden ilham alarak , nanoteknoloji ile kendi kendini temizleyen, enerji tasarruflu ve parlama engelleyici cam üretildi. College London Üniversitesi ve Mühendislik ve Fizik Bilimleri Araştırma Konseyi’ nden araştırmacıların geliştirdiği bu akıllı cam sayesinde gökdelenlerin cam temizleme maliyetleri düşürülebilir , enerji tasarrufu sağlanabilir.Yağmur akıllı camın dışına geldiğinde, küresel damlacıklar oluşarak , yüzeydeki toz ve kiri yuvarlayarak temizliyor. Böylece elle veya başka bir makineyle sürekli temizliğe gerek kalmıyor. Özellikle yüksek binalar için iyi bir çözüm olarak görülen bu buluş, camın yapısında özel bir kaplama sayesinde sağlanıyor.Çok ince (5-10nm) termokromik vanadyum dioksit kaplaması sayesinde soğuk havalarda ısı kaybı engelleniyor, ayrıca yazın sıcaklığa neden olan kızılötesi radyasyonu engelleyerek ısınmayı engelliyor. Termokromik materyaller sıcaklık değişimi ile renk değiştirebiliyor. Ayrıca vanadyum dioksit ucuz ve bol bulunan bir madde olduğundan , enerji tasarruflu pençelerde kullanılan altın ve gümüş bazlı diğer kaplamalara oranla daha sürdürülebilir bir teknoloji oluyor.Akıllı pencerede kullanılan yansıtmama özelliği (anti-reflect) güve gözünden ilham alkan nano yapılar sayesinde sağlandı. Bu sayede güveler ve diğer hayvanlar yırtıcılardan korunabiliyor. Araştırmacılar doğadan ilham alan nano tasarımı termokromik kaplama ile kaplayarak kendini temizleyen, yüksek performanslı bir akıllı cam yarattılar. Bu sayede ısıtma maliyetlerinde % 40’a varan tasarruf olabileceğine inanılıyor. Ayrıca bakım maliyetlerinde düşüş ve konfor ve üreticiliğin artması planlanıyor.Kaynak : https://www.epsrc.ac.uk/newsevents/news/selfcleaningwindows/%20http://www.gercekbilim.com

http://www.ulkemiz.com/guvelerden-ilham-alan-anti-reflect-nano-pencere-kendi-kendini-temizliyor

MiG-25 Savaş Uçaklarının Özellikleri

MiG-25 Savaş Uçaklarının Özellikleri

MiG-25  (NATO rapor ismi: " Foxbat") Rus Mikoyan Gurevich Tasarım Bürosu (OKB) tarafından geliştirilip üretilmiş üçüncü nesil bir avcı/ önleyici ve yüksek hızlı keşif uçağıdır. Prototip olarak ilk uçuşunu 1964 yılında gerçekleştiren Foxbat, sesten üç kat hızlı seyredebilme yeteneği, güçlü radar sistemi ve uzun menzilli havadan havaya füze donanımıyla zamanının Batılı gözlemcilerini oldukça endişelendirmiş, bu endişeler orta vadede ABD tarafından F-14 tomcat savaş uçağının geliştirilmesine giden zemini oluşturmuştur.1970 yılında Sovyet Hava Savunma Kuvvetleri'nde (PVO Strany) hizmete giren MiG-25'in yetenekleri, programın gizliliği sebebiyle gerçek anlamda 1976 senesine dek anlaşılamamıştır. O yıl Viktor Belenko isimli bir Rus MiG-25 pilotunun uçağıyla birlikte Japonya'ya iltica etmesi sonrasında bu yeni ve gizemli Sovyet uçağını yakından inceleme şansına sahip olan Batılı gözlemciler, iki adet büyük turbojet motoru, vakumlu tüplerden (lambalı devre) oluşan elektronik altyapısı ve hafif ve ucuz materyallerin kullanıldığı üstyapısıyla uçağın yıllarca abartıldığının aksine aslında son derece basit ancak işlevsel bir tasarıma sahip olduğu görüşüne varmışlardır.Bugüne dek 1.190 adet üretilen MiG-25, Rusya, Cezayir, Suriye ve Ermenistan hava kuvvetleri envanterinde sınırlı sayıda hizmet vermektedir.1950'lerde ABD'nin sesten üç kat hızlı seyreden bombardıman (örn. XB-70 Valkyrie) ve avcı (örn. XF-103 Thunderwarrior, XF-108 Rapier) uçağı geliştirme çalışmalarına karşılık olarak tasarlanan MiG-25, başta cruise füzesi platformu, yüksek hızlı keşif uçağı, hatta 5-7 yolcu kapasiteli ufak bir yolcu uçağı gibi çeşitli türevlere sahip, çok amaçlı bir platform olarak düşünülmüş olsa da, zamanla sadece avcı ve yüksek hızlı keşif görevlerine odaklanılmıştır.Yeni uçağın geliştirilmesi görevini 10 Mart 1961 tarihinde üstlenen Mikoyan Gurevich Tasarım Bürosu, ilk prototipi Ye-155 ismiyle tasarlamıştır. Aynı dönemde ABD'nin sesten hızlı bombardıman ve avcı uçağı programları birer birer iptal olmasına karşın, Sovyet Hava Savunma Kuvvetleri (PVO), uçağın SR-71 Blackbird gibi hızlı stratejik keşif uçaklarına karşı etkili bir güç oluşturacağı kanısıyla tasarım sürecinin devamına karar vermiştir.Ses hızının iki katını (Mach 2) aşan hızlarda yaşanan ısınma problemleri sebebiyle MiG-25 gibi yüksek hızlı tasarımlarda, uçak imalatında yaygın olarak kullanılan alüminyum alaşımlarından yararlanılamamaktadır. Amerikan firmaları bu sorunu titanyum veya gözenekli çelik gibi üretimi oldukça zahmetli ve pahalı materyallerle çözme yolunu tercih ederken, Mikoyan Gurevich, MiG-25'in üstyapısını çoğunlukla Inconel adı verilen bir nikel-çelik alaşımından imal etmiştir. Yine ucuzluk ve kolaylık gayesiyle punta ve el kaynağı gibi uçak imalatı için uygunluğu ve sağlamlığı tartışılan yöntemlerle üretilen MiG-25, öngörülenin aksine hizmette olduğu süre zarfında hiçbir sağlamlık sorunu yaşamamıştır. Yine de uçağın kritik noktalarında titanyum ve alüminyum alaşımları gibi daha geleneksel materyallere de yer verilmiştir.MiG-25RB üzerindeki kameralarYe-155-R1 adı verilen ve keşif uçağı olarak tasarlanan ilk prototip, ilk uçuşunu 6 Mart 1964 tarihinde gerçekleştirmiştir. Ye-155-P1 adı verilen ilk avcı uçağı prototipi de bundan yaklaşık altı ay sonra, 9 Eylül 1964 tarihinde ilk kez havalanmıştır. İlgili her alanda Sovyet havacılığı için bir ilki oluşturan MiG-25'in tasarım ve geliştirme çalışmaları 6 yıl sürmüş, bu süre zarfında Ye-266 adıyla anılan bir dizi prototip 1965, 1966 ve 1967 yıllarında çeşitli uçuş hız ve irtifa rekorlarına imza atmıştır. Nihayet 1969 yılında MiG-25P Foxbat-A (avcı uçağı) ve MiG-25R Foxbat-B (keşif uçağı) olarak iki türev halinde seri üretimine geçilen uçak, ertesi yıl Sovyet Hava Kuvvetleri'nde (MiG-25R), ve 1972 yılında da Sovyet Hava Savunma Kuvvetleri'nde (PVO) (MiG-25P) hizmete girmiştir. Her iki türev için de iki kişilik birer eğitim uçağı da ayrıca geliştirilmiş, bunlar MiG-25PU Foxbat-C (avcı uçağı) ve MiG-25RU Foxbat-D (keşif uçağı) olarak tanımlanmıştır.Üretilen diğer türevler şu şekildedir:    MiG-25RBS ve MiG-25RBSh: Yana doğru tarama yapabilen (side-looking) radar sistemleriyle donatılmıştır.    MiG-25RBK ve MiG-25RBF (Foxbat-D): Elektronik istihbarat görevlerinde kullanılmak üzere özel donanıma sahiptir.    MiG-25BM (Foxbat-F): Düşman uçaksavarlarına karşı saldırı görevlerinde kullanılmak üzere özel donanıma sahiptir. AS-11 Kilter anti-radar füzelerini taşıyabilir.    Uçağın parçalarının çoğu elle ve oldukça kaba bir şekilde kaynaklanmıştır. Yine ucuz ve kolay üretim kaygısı ile Amerikan tasarımlarının aksine perçin başları uçağın aerodinamik yapısını etkilemeyeceği düşünülen yerlerde gövdeye gömülmemiştir.    Uçağın elektronik sistemlerinin büyük çoğunluğu vakum tüpü (lambalı devre) teknolojisine sahiptir. Bu tercihin üç önemli avantajı mevcuttur:        Vakum tüplü sistemler yüksek hızlı seyir sonucu oluşan aşırı ısıya daha iyi dayanmakta, transistör temelli modern sistemlerin aksine ayrıca iklimlendirme tertibatı gerektirmemektedir.        Vakum tüplerinin üretimi oldukça kolay ve ucuz olduğu için elektronik sistemlerin bakım ve onarımı ileri üs ve konuşlandırma bölgelerinde hızlı ve ekonomik bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir.        Vakum tüplü sistemler nükleer patlamalar sonucu oluşan yıkıcı elektromanyetik dalgalardan etkilenmemektedir.    Yine vakum tüplü sistemlerin kullanılması sayesinde uçağın Smerch-A (NATO: Foxfire) radarı 600 kilowatt gibi korkunç bir güce ulaşabilmektedir. Yaygın olarak dillendirilen bir şehir efsanesine göre MiG-25'lerin konuşlu olduğu hava üslerinin çevresinde güçlü Smerch-A radarının yaydığı mikrodalga ışınları yüzünden yanarak ölmüş yüzlerce tavşan bulunmuş, bu sebepten ötürü radarın uçak belli bir irtifaya ulaşmadan radar sistemi kullanılması yasaklanmıştır.    Etkileyici hızına karşın MiG-25'in görev menzili yalnızca 1.200 km'dir. Öyle ki, 1976 yılında Japonya'ya iltica eden Viktor Belenko'nun kullandığı MiG-25'in yakıtı inişten hemen sonra tükenmiştir.Viktor Belenko'nun ilticasıyla belki de en sıkı korunan endüstriyel sırrının ifşa olmasının şokunu yaşayan Mikoyan Gurevich Tasarım Bürosu, MiG-25'in caydırıcılığını korumak amacıyla temel tasarım üzerine daha güçlü (ve verimli) motorlar ile gelişmiş radar ve elektronik sistemlerin entegre edildiği MiG-25PD Foxbat-E türevini geliştirmiştir. Daha önceden hizmete giren 370 MiG-25P de kademeli olarak bu standarda yükseltilmiştir.Üretimi 1984 yılına dek devam eden MiG-25, tüm türevleriyle toplam 1.186 adet üretilmiş, bunlardan bir kısmı Cezayir, Bulgaristan, Hindistan, Suriye, Irak ve Libya'ya ihraç edilmiştir. Sovyetler Birliği'nin yıkılmasını takiben Rusya ve Azerbaycan tarafından kullanılmaya devam eden MiG-25, hâlen bu iki ülkenin envanterinde sınırlı sayıda da olsa hizmet vermektedir.Görev Tarihçesiİlginçtir ki MiG-25, ilk görev tecrübesini henüz Sovyetler Birliği envanterinde hizmete girmemişken, 1971 yılında Mısır Hava Kuvvetleri bünyesinde elde etmiştir. Sovyetler Birliği tarafından geçici olarak Mısır Hava Kuvvetleri'nde hizmete sokulan 4 Foxbat, Mısır bayrak ve amblemleriyle ancak Sovyet pilotları tarafından iki yıl bu ülkede görev yapmıştır. Bu süre zarfında ikili gruplar halinde toplam 20 kez İsrail hava sahasını taciz eden uçaklar, uçuşların zamanı ve süresi İsrail istihbarati tarafından bilinmesine karşın herhangi bir engellemeye uğramamıştır. 1973 yılında bu uçaklardan biri Mach 3.2 hızına ulaşarak bu türünün hız rekorunu kırmış, ancak uçağın motorları bu zorlamayı kaldıramayarak yanmıştır. Uçaklar aynı yıl Yom Kippur Savaşı öncesinde Sovyetler Birliği'ne geri dönmüş, ancak savaşı takiben tekrar Mısır'da görev yapmaya başlamıştır.İran-Irak Savaşı sırasında Irak tarafından kullanılan MiG-25'lerin savaştaki etkinliği konusunda bir bilgi bulunmamaktadır.

http://www.ulkemiz.com/mig-25-savas-ucaklarinin-ozellikleri

Kaynak Nedir, Nasıl Yapılır, Çeşitleri Nelerdir?

Kaynak Nedir, Nasıl Yapılır, Çeşitleri Nelerdir?

Kaynak, malzemelerin birbirlerine birleştirilmelerini sağlayan bir imalat (üretim) yöntemidir. Genel olarak metal veya termoplastik malzemeler üzerinde kullanılan bu işlemler bütünü, kendine has tekniklere ve çeşitlere sahiptir. Sıklıkla başvurulan teknik, çalışma parçalarının kaynak yapılacak kısımlarının eritilmesi ile başlamaktadır. Eritilen bu kısma dolgu malzemesi eklenmekte, ardından da ek yeri soğutularak sertleşme sağlanmaktadır. Bir takım durumlarda ise, ısı ile birleştirme işlemi, belli bir basınç altında yapılmaktadır. Mevzu bahis bu yöntem, lehim ve sert lehim ile fark göstermektedir. Çünkü lehim ve sert lehim yöntemleri çerçevesinde, birleştirme işlemi düşük erime noktalarında gerçekleştirilmekte ve çalışma parçaları da erimeden oluşmaktadır. Kaynak imalat yöntemi için kullanılan başlıca enerji kaynakları şunlardır;   * Gaz alevi * Elektrik arkı* Lazer * Elektron ışını* Sürtme * Ultrases dalgaları Kaynak imalat yöntemi, endüstriyel işlemler nedeniyle açık hava ortamlarında, su altında, uzay boşluğunda ve benzer birçok farklı ortamda gerçekleştirilebilmektedir. Ancak, kaynak işlemlerinin çeşitli tehlikeler de doğurabileceği unutulmamalıdır. Bu işlemler sırasında, öncesinde ve sonrasında, aleve, elektrik çarpmasına, zehirli dumanlara ve ultraviyole ışınlara karşı önlem almak gerekmektedir. Kaynak işlemleri, tarihi olarak da bir geçmişe dayanmaktadır. 20. yüzyılın başlarına kadar, yalnızca demircilerin yapabildiği ısıtma ve dövme teknikleri ile metallerin birleştirilmesi olayı, kaynak yöntemi olarak bilinmekteydi. Bu bağlamda, elektrik ark kaynağı ve oksi – gaz kaynağı ise, 19. yüzyılın sonunda gelişen ilk yöntemlerdi. Bu yöntemlerin gelişmelerini ise, direnç kaynağı izlemekteydi. Savaşlardan dolayı sürekli ve ucuz üretimin sürmesi adına, kaynak teknolojisi geliştirilmiştir. 1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşı gibi dünya çapındaki büyük gelişmeler neticesinde, modern kaynak yöntemleri ortaya çıkmıştır. Lazer ışın kaynağı ve elektron ışın kaynağı yöntemleri de, 20. yüzyılın ikinci döneminde geliştirilmiştir. Günümüzde ise, gelişen teknolojiye bağlı olarak metal ve üretim endüstrilerinin hızlı büyüme istekleri ile, pek çok yöntem kaynak imalat yönteminin altında incelenmektedir. Bu bağlamda, robotların kullanımı ile de kaynak yöntemleri gelişmeye devam etmektedir. Genel anlamda kaynak yöntem ve çeşitleri ise, şu şekilde sıralanabilmektedir; – Elektrik ark kaynağı– Gazaltı kaynağı– Oksi – Asetilen kaynağı– Elektrik direnç kaynağı– Enerji ışın kaynakları– Katı hal kaynak yöntemleri Kaynakça: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaynak_(imalat)

http://www.ulkemiz.com/kaynak-nedir-nasil-yapilir-cesitleri-nelerdir

2.75″ Lazer Güdümlü Füze CİRİT

2.75″ Lazer Güdümlü Füze CİRİT

CİRİT,  hafif zırhlı/zırhsız sabit ve hareketli hedeflere karşı yüksek hassasiyet ile maliyet etkin çözüm sağlayan sınıfının en uzun menzilli füzesidir.    En Uzun Menzilli 2.75″ Füze    Duyarsız Mühimmat (Seviye V)    Çok Maksatlı (Zırh Delici, Anti-Personel ve Yangın Çıkarıcı) Harp Başlığı    Çeşitli Platformlara (Helikopter, İHA, Kara Aracı, Sabit Platform, Hafif Saldırı Uçağı, Deniz Platformu) Entegrasyon    Standart Mod ve Akıllı Mod POD Entegrasyonu    Güdüm Kiti Değil, Yeni Nesil Füze Sistemi    Az Dumanlı Kompozit Yakıt Teknolojisi    NATO Stok Numarasına Sahip    Türk Silahlı Kuvvetlerinin Envanterinde Roketsan tarafından tasarlanan 2.75” Lazer Güdümlü CİRİT füzesi, ucuz ve hassasiyeti düşük güdümsüz roketler ile yüksek maliyetli güdümlü Anti-Tank füzeleri arasındaki boşluğu doldurmak amacıyla tasarlanmıştır.CİRİT, Roketsan tarafından geliştirilmiş olan standart CİRİT POD’undan ve Akıllı POD’dan atılabilmektedir. Akıllı POD, sahip olduğu platform ile iki yönlü veri iletişimi ve envanter bilgisi sağlama özellikleri ile CİRİT füzesinin etkinliğini artırmaktadır. CİRİT, yükleme ve boşaltmayı kolaylaştıran tüp komplesi içerisindedir.CİRİT, aerodinamik yapısı ve kompozit katı yakıtlı motoru sayesinde, klasik 2.75” füzelere göre, 8 km ile sınıfının en uzun menziline sahiptir.Ayrıca CİRİT füzesi çok maksatlı (Zırh Delici, Anti-Personel ve Yangın Çıkarıcı) harp başlığı ile birlikte yüksek infilaklı harp başlığı opsiyonlarına sahiptir.Halen geliştirilmekte olan Milli Atak Helikopterinin (T-129) resmi füze sistemi olarak tanımlanan CİRİT sistemi çeşitli platformlara (Helikopter, İHA, Kara Aracı, Sabit Platform, Hafif Saldırı Uçağı, Deniz Platformu) entegre edilebilmektedir.Teknik ÖzelliklerÇap     2.75" (70 mm)Azami Menzil     8 kmAsgari Menzil     1,5 kmAğırlık     15 kg (Tüp Komplesi Hariç)Yakıt Tipi     HTPB Bazlı Az Dumanlı Kompozit YakıtHarp Başlığı Tipi     Çok Maksatlı Başlık, Zırh Delici, Personel, Yangın ÇıkarıcıHarp Başlığı Tipi     Yüksek İnfilaklı BaşlıkGüdüm     MEMS-AÖB ile Ara Safha GüdümGüdüm     Yarı Aktif LAZER Arayıcı Başlık ile Terminal GüdümHedef Tipleri     Hafif Zırhlı/Zırhsız Araçlar, Silahlı Birlikler ve SığınaklarPlatformlar     Helikopterler (AH-1W, T-129 ATAK v.b.), İHA’lar, Kara Araçları, Hafif Saldırı Uçakları, Deniz Platformları ve Sabit Platformlar

http://www.ulkemiz.com/2-75-lazer-gudumlu-fuze-cirit

CSP Güneş Enerji Santrali

CSP Güneş Enerji Santrali

Yoğunlaştırılmış termal güneş enerjisi santralleri (CST) yenilenebilir ısı enerjisi ya da elektrik enerjisi kaynağı olarak kullanılırlar. CST sistemleri aynalar ve bu aynalara bağlı güneşi izleme sistemleri vasıtasıyla geniş bir alana düşen güneş ışınlarını tek bir küçük alana odaklar. Yoğunlaştırılmış gün ışığı daha sonra klasik enerji santrallerine gereken ısıyı üretmekte kullanılmış olur. Bunun yanı sıra, üretilen ısı enerjisi başka amaçlar için de kullanılabilir.Konsantre güneş enerjisi teknolojileri geniş bir alanda, Dish Stirling motoru, solar enerji kulesi, CLFR, solar baca gibi örneklerle hayat bulmuştur. Her bir odaklama yöntemi yüksek sıcaklıkların elde edilmesini ve buna paralel olarak yüksek termodinamik verimliliği sağlamaktadır. Ancak, bu yöntemlerin güneşi takip mekanizmaları ve güneş enerjisinden faydalanma biçimleri birbirinden farklıdır. Teknolojide yaşanan ilerlemeler sayesinde, bu Yoğunlaştırılmış güneş enerjisi yöntemleri günden güne uygun maliyetli hale gelmektedir.Parabolik oluklar, parabolik (çukur şeklindeki) yansıtıcıların, yansıtıcıların odak noktasına yerleştirilmiş bir alıcıda güneş ışığını toplamaları ile çalışır. Buradaki alıcı, yansıtıcıların odak noktaları doğrultusunda uzanan ve içinde çevrim akışkanının bulunduğu bir tüpten oluşur. Yansıtıcı, gün boyunca güneşi takip mekanizmaları ile takip eder. Çevrim akışkanı, alıcı içinde ilerletilirken ( erimiş tuz vd.) 150-350 °C civarında ısınır. Ardından, ısı enerjisi kaynağı olarak enerji üretim tesisinde kullanılır. Parabolik oluk sistemler, CSP teknolojileri arasında en gelişmiş olanıdır. Yoğunlaştırılmış doğrusal Fresnel yansıtıcıları, güneş ışığını parabolik aynalarla yansıtmak yerine çok sayıda ince ayna dizileri kullanarak içinde çevrim akışkanı dolaşan bir çift tüpe yansıtan CSP santralleridir. Bu sistem parabolik sisteme göre düz aynaların parabolik aynalara göre ucuz olmasından ötürü daha az maliyetlidir. Bunun yanı sıra, aynı büyüklükte bir alana parabolik sisteme nazaran daha çok yansıtıcı konulabilir. Bu da, aynı büyüklükte bir alandan daha fazla kullanılabilir gün ışığı toplamak manasına gelmektedir. Yoğunlaştırılmış doğrusal Fresnel yansıtıcıları, bu kertede geniş kapasiteli ve gelişmiş santrallerde kullanılmaya başlanmıştır.Dish Stirling ya Stirling motoru sistemi tek başına bir parabolik yansıtıcı ile bu yansıtıcının odak noktasında bulunan bir alıcıdan oluşmaktadır. Yansıtıcı, bu sistemde, güneşi iki eksenden takip eder. Alıcı içerisinden geçen çevrim akışkanı 250-700 °C seviyesinde ısıtılır ve ardından Stirling motorunda enerji üretimi maksadıyla kullanılır. Dish Stirling sistemleri CSP teknolojileri arasında güneş enerjisinden elektrik enerjisine dönüşümde en yüksek verimliliği sağlayan sistemdir. Buna ek olarak, taşınabilir yapısı sistemin ölçeklenirliğini sağlar. Güneş bacası, geniş saydam (genelde tamamen camdan) bir odadan oluşur. Güneş sera etkisine benzer biçimde oda içindeki havayı ısıtır ve ısınan havanın bacada yükselmesine neden olur. Hava yükselmesi sayesinde türbinler çalışır. Türbinler vasıtasıyla da elektrik üretimi sağlanmış olur. Güneş bacası, tasarımı bakımından gerçekten basittir ve bu nedenle dünyanın gelişme sürecinde yaşayabilir bir seçenek oluşturabilir.Enerji kulesi, bir kulenin üzerinde bulunan merkezi bir alıcıdan ve bu alıcıya gün ışığını yansıtan bir dizi çift eksenli yansıtıcılardan (heliostat) oluşur. Kulenin tepesindeki alıcı, genelde deniz suyundan müteşekkil bir çevrim akışkanından bir depo bulundurur. Alıcı içindeki çevrim akışkanı 500-1000 °C seviyelerinde ısıtılır ve ardından enerji santralinde veya enerji depo sistemlerinde ısı enerjisi kaynağı olarak yararlanılır. Enerji kuleleri, parabolik oluk sistemlerden daha az gelişmiştir; ne var ki, daha yüksek bir verimlilik ve daha iyi bir enerji depolama kapasitesi sunmaktadır.http://www.eie.gov.tr

http://www.ulkemiz.com/csp-gunes-enerji-santrali

Hidrojen Enerjisi Teknolojisinin Gelişimi

Daha once de belirtildiği gibi hidrojenden, yakıt pili teknolojisi ile elektrik elde edilmektedir. Bugüne kadar, yakıt pillerini çeşitli yönleriyle inceleyen 200'den fazla araştırma NASA tarafından desteklenmiştir. Bugün, Apollo ve Space Shuttle görevlerinde güvenli olarak elektrik (ve su) sağlamış olmaları nedeniyle, yakıt pillleri uzaydaki rollerini ispatlamış bulunmaktadır.Bu başarılar, 1960'larda, yakıt pillerinin dünyanın enerji problemlerinin tümüne çözüm olabileceği tahminlerine yol açmış ve 1970'li yıllarda çalışmalara başlanmış, 2000'li yıllarda ülkelerin enerji politikalarında önemli yer tutmaya başlamıştır.ABD Başkanı G.W. Bush 28 Ocak 2003 tarihinde yaptığı bir konuşmada hidrojen enerjisini hürriyet yakıtı olarak tanımlamış ve bu alandaki çalışmalara destek amacıyla 1.7 milyar dolarlık bir kaynak ayrıldığını söylemiştir. ONSI Corp. adında bir Amerikan firması 200 kW enerji sağlayan fosforik asit tipi (PC25) yakıt pilinin pazarlamasını yapmaktadır. Japonya'da WE-NET (World Energy Network) projesi ile Tokyo metropolitan bölgesinde hidrojen kullanımı ile oluşacak azot oksit emisyonundaki azalma potansiyeli araştırılmaktadır. WE-NET Programı Japonya'nın Uluslar Arası Ticaret ve Endüstri Bakanlığınca desteklenmektedir. Bu programda Japonya hidrojen enerji sistemini geliştirmek üzere 2020 yılına kadar 4 milyar $'lık bir bütçe ayırmıştır. Gelecekte de Pasifik denizinin ekvator bölgesinde yapay bir adada solar radyasyon kullanarak deniz suyundan elektrolizle hidrojen üretmeyi planlamaktadırlar.Halen Japonya'da Tokyo Electric Company tarafından kurulan 11 MW'lık elektrik santralı Rokko adasının elektrik ve ısı ihtiyacını karşılamakla birlikte, kapasiteleri 50 ile 500 MW arasında değişen yüzlerce yakıt pillli tesis bulunmaktadır. Sadece Tokyo'da şehrin elektrik ihtiyacının 40.000 kW'lık bölümü hidrojen enerji sistemlerinden sağlanmaktadır.Japonya'da Tokyo Electric Company'nin yanısıra Sanyo, Hitachi, Toshiba, Kawasaki, Fuji Electric, Kansai Electric, Amerika'da, Westinghouse, Institute of Gas Technology (IGT), Unocal, San Diego Gas and Electric, Avustralya'da Seramic Fuell Cell Ltd, Avrupa'da Siemens KWU, Dornier System, Sulter Innotec, dünyada yakıt hücreli sistemleri kullanan ve gelişimi için çalışmalar yapan şirketlerden bazılarıdır.Siemens Kaliforniya'da 200 konutun elektrik ve ısı ihtiyacını karşılamak üzere 250kW'lık gaz türbinli, yakıt hücreli bir kojenerasyon sistemi kurmuştur.Avrupa merkezli Alstom, Asya merkezli Japon Ebora firmaları ile ortak çalışan Kanada'nın Ballard firması PEM tipi yakıt pili kullanan, 250 kW elektrik, 230 kW ısısal güce sahip jeneratörleri satışa sunmuştur.Honda araştırma ve geliştirme bölümü doğal gazdan yakıt pilli araçlar için hidrojen üreten, elde edilen elektriğin ve sıcak suyun yine üretildiği evde kullanımını sağlayan 'Hidrojen Ev Enerji İstasyonu' (HES) adlı proje başlatmıştır. Proje çerçevesinde California'da deneysel amaçlı kurulan evde çalışmalar hidrojen üretimi, depolanması ve yakıt olarak kullanılması gerçekleştirilecektir.Uluslararası potansiyel yakıt pili pazarı (Sadece 'sabit cihazlar' için) 2030 yılı için 45 milyar Euro olarak tahmin edilmektedir. Hedef fiyat, tüm sistem için kW başına 1000 Euro'dur (1000 Euro/kurulu kW).Almanya'da Münih havaalanında çalışan otomobil ve otobüslerin hidrojen enerjisi kullanması yönündeki projenin yanısıra Neurenburg yakınlarında mini bir hidrojen enerji sisteminin kurulduğu bir program yürütülmektedir. Solar-Wasserstoff-Bayern burada güneş hidrojen tesisi, depolama sistemi ve hidrojen kullanma sistemleri kurmuştur. Almanya ayrıca Suudi Arabistan ile ortak yürüttüğü Hysolar programı ile Suudi Arabistan'ın Riyad yakınında güneş hidrojen üretim tesisi kurmayı planlanmaktadır. Suudi Arabistan hidrojeni ihraç edecektir.Avrupa ve Kanada arasındaki Euro-Quebec diğer uluslar arası başarılı programdır. Bu programda nispeten ucuz olan hidrogüçten üretilerek Kanada'dan Avrupa'ya ithal edilecek sıvı hidrojenin deniz aşırı taşınımı, depolanması ve kullanım alanları araştırılmaktadır.İzlanda'da hükümet, üniversiteler, taşıma şirketleri, fabrikalar ve çok uluslu otomobil ve petrol şirketleri konsorsiyumu oluşturulmuş ve 2030 yılına kadar İzlanda'nın tamamen hidrojen enerjisine geçmesi planlanmıştır. Dünyanın ilk hidrojen dolum istasyonu Shell tarafından İzlanda'da açılmıştır.Bunlara ilave olarak İspanya'da INTA solar hidrojen tesisi, İtalya, Almanya, Norveç'te SAPHYS küçük ölçekli fotovoltaik-hidrojen enerji sistemi ve Almanya'da PHOEBUS pilot tesisi gibi birçok proje yürütülmektedir.                                                                      Ayrıca araçların %65'inin skoter (küçük motosiklet) olduğu Tayvan'da yakıt hücreli skoter kullanımı desteklenmekte ve ZES (sıfır emisyonlu skoter) Asya Pasifik Yakıt Pili Teknolojisi Ltd. ve Kwang-Yang Motor Co. işbirliği ile üretilmektedir.Brezilya ve Güney Amerika'da en büyük hidrogüç tesisi Haipu'dur. Burada elektrolitik hidrojen gazı üretilmektedir.Petrol şirketlerinin enerji ortamı olarak hidrojene bakışları kuşku dolu olsa da son yıllarda bu bakış açısı değişmektedir. Bu şirketlerden Londra'da Royal Dutch Shell, Shell Hidrojen adını verdikleri şubelerine hidrojen konusunda araştırma yapmaları için 500 milyon $ yatırım yapmıştır. BP'de benzer bir girişimde bulunmuştur.Ulaşım sektöründe, yakıt pili ile çalışan araçların geliştirilmesi, petrol tüketimini azaltacağı gibi, araçlardan kaynaklanan hava kirliliğini de minimum düzeye indirecektir. Yakıt pilli otobüs üretimini gerçekleştiren Kanada'nın Ballard Şirketinin yanısıra, General Motors, Ford, Chrysler, Toyota, Honda, BMW, Renault yakıt pilleri ile çalışan otomobilleri ticari anlamda üretmek çabasındadırlar. 1993'ten bu yana çok sayıda prototip araç üretilmiştir. Alman Daimler Chrysler'in ürettiği, yakıt pilini Ballard'dan sağladığı, NECAR4 (sıvı hidrojenle çalışır) ve metanol dönüştürücülü NECAR5, General Motors'un Opel, 'Zafira' adı verilen ve 75 kW' lık Ballard 'tescilli' yakıt pili taşıyan aracı, Ford tarafından üretilen 'Think FC5'ler, Toyota'nın RAV-4 ve Fine-N'i, Nissan Renessa ve Mitsubishi, Daihatsu, Honda ve Mazda ortaklığı Demio FCEV, Renault'un 30 kW Nora cell kullanan Lagunası prototiplere birer örnektir.                                                                          Taşıtlarda hidrojenin içten yanmalı motorlar veya yakıt pilleri aracılığıylakullanımı konusunda da, Daimler-Benz şirketinin sıfır salımlı minübüs'ü, BMW, Dodge, Buick, Suzuki firmalarının deneme otomobilleri, Macchi-Ansoldo'nun ve MAN firmasının SL202 otobüsleri, Kanada demiryollarının Lokomotifi ile Almanya, Avustraly ve Kanada donanmaları için imal edilen deniz altılar sayılabilir. Mercedes-Crysler firması, büyük şehirlerde çevre kirliliğini önlemek için, 30 adet hidrojen ile çalışan 70 kişilik toplu taşım araçlarını 10 Avrupa başkentinde, her türlü iklim ve arazi şartlarında denemektedir. Bu araçlarda sistem elektrik motoru ile hareket eder, motor, piston, grank ve şanzıman yoktur.General Motor hidrojen enerji teknolojiisinin kullanıldığı, 20 cm kalınlığında, 120 cm eninde, 240 cm boyunda bir platform ile dört tekerden oluşan bir otomobil üretimi projelendirmiştir. Projeye göre bu platforma sahip olan kişi istediği kaportayı takarak otomobilini kullanabilecektir. Bu otomobillerde içten yanmalı motor, piston ve grank bulunmadığından bunun yerine her tekerleğin göbeğinde 20 kW'lık müstakil elektrik motorları arabaya gerekli hareketi sağlayıp, yüksek emniyet içinde sistemin süper kompakt bir yapıya kavuşmasına olanak sağlanmaktadır.Bunların dışında, %15-20 hidrojen ve %80- 85 doğal gaz karışımından oluşan hytane adlı yaktı ile çalışan yeni bir otobüs 1993 yılından beri Montreal'de (Kanada) denenmektedir. Hidrojen, uzun yıllardır uzay mekiği ve diğer tüm roketlerde rakipsiz bir yakıt olarak kullanılmaktadır. Ancak, bunların dışında uçaklarda ilk kullanımı 1956 yılında B-57 Canberra deneme uçağında gerçekleştirilmiştir. Sovyetler Birliği de 1988 yılında Tupolev-155 deneme uçağında yakıt olarak hidrojen kullanmıştır. Dünya Enerji Ajansı Hidrojen Programı çerçevesinde yürütülen çalışmalarda, Airbus tipi uçakların yakıt olarak hidrojen kullanması 2007 yılında başlayacaktır. Hidrojenin ticari uçaklarda yaygın kullanımı konusunda Avrupa Airbus konsorsiyumu ile Almanya-Rusya ortak çalışmaları sürmektedir. Sıvı hidrojen doğrudan veya dolaylı olarak motorları ve dış yüzeyi soğutmak için de kullanılabileceği için, yüksek hızlı supersonic uçaklar için ideal bir yakıt olarak görülmektedir.Amerika'nın Duffy Boats firması elektrikle çalışan ilk tekneyi geçtiğimiz aylarda üretmişlerdir. Herbiri 1.5 kW gücünde 4 yakıt piliyle hareketlendirilmiş olan bu tekne yakın gelecekte, sahillerde, nehirlerde, kanal ve boğazlarda yani ulaşımın su üzerinde yapıldığı heryerde taksi görevini görecektir.http://www.eie.gov.tr

http://www.ulkemiz.com/hidrojen-enerjisi-teknolojisinin-gelisimi

Hidrojenin Depolanması Nedir ?

Hidrojenin Depolanması Nedir ?

Hidrojenin belki de en önemli özelliği, depolanabilir olmasıdır. Bilindiği gibi, günümüzde büyük tutarlarda enerji depolamak için hala uygun bir yöntem bulunmuş değildir. Eğer bugün hidroelektrik santrallerinden elde edilen enerjinin depolanması mümkün olsaydı, enerji sorununu bir ölçüde çözmek mümkün olabilirdi. Ancak, elektrik enerjisi için bilinen en iyi depolama yöntemi hala asitli akümülatörlerden başka bir şey değildir. Hidrojen gaz veya sıvı olarak saf halde tanklarda depolanabileceği gibi, fiziksel olarak karbon nanotüplerde veya kimyasal olarak hidrür şeklinde depolanabilmektedir.Hidrojen uygun nitelikli çelik tanklarda gaz veya sıvı olarak depolanabilir. Ancak gaz olarak depolamada yüksek basınç nedeniyle tank ağırlıkları problem yaratmaktadır. Hidrojen gazını depolamanın belki de en ucuz yöntemi, doğal gaza benzer şekilde yer altında, tükenmiş petrol veya doğal gaz rezervuarlarında depolamaktır. Maliyeti biraz yüksek olan bir depolama şekli ise, maden ocaklarındaki mağaralarda saklamaktır.Hidrojen petrole göre 4 kat fazla hacim kaplar; hidrojenin kapladığı hacmi küçültmek için hidrojeni sıvı halde depolamak gereklidir. Bunun için de yüksek basınç ve soğutma işlemine ihtiyaç vardır. Sıvılaştırılmış hidrojen yüksek basınç altında çelik tüpler içinde depolanabilir. Bu yöntem orta veya küçük ölçekte depolama için en çok kullanılan yöntemdir. Ancak büyük miktarlar için oldukça pahalı bir yöntemdir. Çünkü hidrojen enerjisinin yaklaşık ¼'ü sıvılaştırma işlemi için harcanmalıdır. Bir diğer pratik çözüm ise, sıvı hidrojenin düşük sıcaklıktaki tanklarda saklanmasıdır. Uzay programlarında, roket yakıtı olarak sürekli şekilde kullanılan sıvı hidrojen bu yöntemle depolanmaktadır. Dünyadaki en büyük sıvı hidrojen tankı, Kennedy Uzay Merkezinde olup 3400 m3 sıvı hidrojen alabilmektedir. Bu miktar hidrojenin yakıt olarak değeri 29 milyon Mega Jule veya 8 milyon kW-saat'e karşılık gelmektedir.Son yıllarda yapılan çalışmalar sonucu hidrojen karbon nanotüplerde de depolanabilmektedir. Karbon nanotüpler kısaca grafit tabakaların tüp şekline dönüşmüş halidir. Çapları birkaç nanometre veya 10-20 nanometre mertebesinde, boyları ise mikron seviyesindedir.Hidrojen kimyasal olarak metallerde, alaşımlarda ve arametallerde hidrür olarak depolanabilmektedir. Metal hidrürler hidrojen depolamak için çok uygun bir yöntem olmasına karşın, kendi ağırlıkları ciddi sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle son 10 yıldır yüksek depolama kapasiteleri nedeniyle aluminyum ve bor içeren karmaşık hidrürler yoğun olarak çalışılmaktadır. Bor içeren karmaşık hidrürler sıvı koşullarda kullanılması nedeni ile de önem taşımaktadır. Bor esaslı sistemler ana olarak sodyum bor hidrürü esas almaktadır. NaBH4, katı halde ağırlıkça %10,5 hidrojen içermektedir.Çözelti halinde, sodyum bor hidrür, aşağıdaki reaksiyona göre hidrojenini vermekte ve sodyum metaborata dönüşmektedir.NaBH4(s)+H2O—>4H2 + NaBO2H2O ve NaOH ilavesi ile sodyum bor hidrürün sıvı içerisindeki miktarı ağırlıkça %20-35 arasında olabilmekte, bu da sistemde ağırlıkça % 4.4-7.7 arasında hidrojenin depolanmasına olanak vermektedir.Sodyum bor hidrürde hidrojen depolamanın en önemli üstünlüğü depolanan hidrojenin oda sıcaklığında geri alınabilmesi ve geri alımın katalizör yardımı ile kolaylıkla kontrol edilebilmesidir. Sodyum bor hidrürün hidrojen amaçlı kullanımında en önemli darboğaz, oluşan metaboratın tekrar NaBH4 dönüştürülmesidir.http://www.eie.gov.tr

http://www.ulkemiz.com/hidrojenin-depolanmasi-nedir-

Güneş Enerjisi ve Teknolojileri Nelerdir ?

Güneş Enerjisi ve Teknolojileri Nelerdir ?

Güneş enerjisi, güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile (hidrojen gazının helyuma dönüşmesi) açığa çıkan ışıma enerjisidir. Dünya atmosferinin dışında güneş enerjisinin şiddeti, yaklaşık olarak 1370 W/m² değerindedir, ancak yeryüzüne ulaşan miktarı atmosferden dolayı 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin dünyaya gelen küçük bir bölümü dahi, insanlığın mevcut enerji tüketiminden kat kat fazladır. Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar özellikle 1970'lerden sonra hız kazanmış, güneş enerjisi sistemleri teknolojik olarak ilerleme ve maliyet bakımından düşme göstermiş, çevresel olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirmiştir.                                                    Dünya ile Güneş arasındaki mesafe 150 milyon km'dir. Dünya'ya güneşten gelen enerji, Dünya'da bir yılda kullanılan enerjinin 20 bin katıdır.                                                                       Güneş ışınımının tamamı yer yüzeyine ulaşamaz, %30 kadarı atmosfer tarafından geriye yansıtılır.                                                                       Güneş ışınımının %50'si atmosferi geçerek dünya yüzeyine ulaşır. Bu enerji ile Dünya'nın sıcaklığı yükselir ve yeryüzünde yaşam mümkün olur. Rüzgâr hareketlerine ve okyanus dalgalanmalarına da bu ısınma neden olur.                                                                       Güneşten gelen ışınımının %20'si atmosfer ve bulutlarda tutulur.                                                                       Yeryüzeyine gelen güneş ışınımının %1'den azı bitkiler tarafından fotosentez olayında kullanılır. Bitkiler, fotosentez sırasında güneş ışığıyla birlikte karbondioksit ve su kullanarak, oksijen ve şeker üretirler. Fotosentez, yeryüzünde bitkisel yaşamın kaynağıdır.Güneş, nükleer enerji dışındaki bütün enerjilerin dolaylı veya direkt kaynağıdır.                                                                       Güneş enerjisi teknolojileri yöntem, malzeme ve teknolojik düzey açısından çok çeşitlilik göstermekle birlikte iki ana gruba ayrılabilir: Fotovoltaik Güneş Teknolojisi:  Fotovoltaik hücreler denen yarı-iletken malzemeler güneş ışığını doğrudan elektriğe çevirirler.Isıl Güneş Teknolojileri:  Bu sistemlerde öncelikle güneş enerjisinden ısı elde edilir. Bu ısı doğrudan kullanılabileceği gibi elektrik üretiminde de kullanılabilir.Fotovoltaik HücrelerGüneş hücreleri (fotovoltaik hücreler), yüzeylerine gelen güneş ışığını doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren yarıiletken maddelerdir. Yüzeyleri kare, dikdörtgen, daire şeklinde biçimlendirilen güneş hücreleri alanları genellikle 100 cm² civarında, kalınlıkları ise 0,1- 0,4 mm arasındadır.Güneş hücreleri fotovoltaik ilkeye dayalı olarak çalışırlar, yani üzerlerine ışık düştüğü zaman uçlarında elektrik gerilimi oluşur. Hücrenin verdiği elektrik enerjisinin kaynağı, yüzeyine gelen güneş enerjisidir.Güneş enerjisi, güneş hücresinin yapısına bağlı olarak % 5 ile % 30 arasında bir verimle elektrik enerjisine çevrilebilir. Güç çıkışını artırmak amacıyla çok sayıda güneş hücresi birbirine paralel ya da seri bağlanarak bir yüzey üzerine monte edilir, bu yapıya güneş hücresi modülü ya da fotovoltaik modül adı verilir. Güç talebine bağlı olarak modüller birbirlerine seri ya da paralel bağlanarak bir kaç Watt'tan MEGA Watt'lara kadar sistem oluşturulur.                                                                                                 Fotovoltaik Hücrelerinin Yapımında Kullanılan MalzemelerFotovoltaik hücreler pek çok farklı maddeden yararlanarak üretilebilir. Günümüzde en çok kullanılan maddeler şunlardır:Kristal Silisyum:  Önce büyütülüp daha sonra 150-200 mikron kalınlıkta ince tabakalar halinde dilimlenen Tek kristal Silisyum bloklardan üretilen güneş pillerinde laboratuar şartlarında %24, ticari modüllerde ise %15'in üzerinde verim elde edilmektedir. Dökme silisyum bloklardan dilimlenerek elde edilen Çok kristal Silisyum güneş pilleri ise daha ucuza üretilmekte, ancak verim de %2-5 kadar düşük olmaktadır. Verim, laboratuar şartlarında %18, ticari modüllerde ise %14 civarındadır.Galyum Arsenit(GaAs):  Bu malzemeyle laboratuar şartlarında %25 ve %28 (optik yoğunlaştırıcılı) verim elde edilmektedir. Diğer yarıiletkenlerle birlikte oluşturulan çok eklemli GaAs pillerde %30 verim elde edilmiştir. GaAs güneş pilleri uzay uygulamalarında ve optik yoğunlaştırıcılı sistemlerde kullanılmaktadır.Amorf Silisyum:  Kristal yapı özelliği göstermeyen bu Si pillerden elde edilen verim %10 dolayında, ticari modüllerde ise %5-7 mertebesindedir. Günümüzde daha çok küçük elektronik cihazların güç kaynağı olarak kullanılan amorf silisyum direkt güneş ışınımı az olan bölgelerde de santral uygulamalarında kullanılmaktadır. Amorf silisyumun bir başka önemli uygulama sahası ise binalara entegre yarısaydam cam yüzeyler, bina dış koruyucusu ve enerji üreteci uygulamalarıdır.Kadmiyum Tellürid(CdTe):  Çok kristal yapıda bir malzeme olan CdTe ile güneş hücre maliyetinin çok aşağılara çekileceği tahmin edilmektedir. Laboratuar tipi küçük hücrelerde %16, ticari tip modüllerde ise %7 civarında verim elde edilmektedir.Bakır İndiyum Diselenid(CuInSe2):  Bu çokkristal hücre laboratuar şartlarında %17,7 ve enerji üretimi amaçlı geliştirilmiş olan prototip bir modülde ise %10,2 verim elde edilmiştir.Optik Yoğunlaştırıcılı Hücreler:  Gelen ışığı 10-500 kat oranlarda yoğunlaştıran mercekli veya yansıtıcılı araçlarla modül verimi %20'nin, hücre verimi ise %30'un üzerine çıkılabilmektedir. Yoğunlaştırıcılar basit ve ucuz plastik malzemeden veya camdan yapılmaktadır.                                             Laboratuarlarda ulaşılan en yüksek hücre verimleri 1 cm 2 'lik hücre alanı için:Kristalsi güneş hücresi için: %24.5Polikristalsi : %19.8Amorfsi : %12.7Çok Katlı Güneş Hücreleri : %40Son Yıllarda Üzerinde Çalışılan Güneş PilleriTicari ortama girmiş olan geleneksel Si güneş hücrelerinin yerini alabilecek verimleri aynı ama üretim teknolojileri daha kolay ve daha ucuz olan güneş hücreleri üzerinde de son yıllarda çalışmalar yoğunlaştırılmıştır.Bunlar; fotoelektrokimyasal çok kristalli Titanyum Dioksit hücreler, polimer yapılı Plastik hücreler ve güneş spektrumunun çeşitli dalga boylarına uyum sağlayacak şekilde üretilebilen enerji bant aralığına sahip Kuantum güneş hücreleri gibi yeni teknolojilerdir.Fotovoltaik SistemlerGüneş hücreleri, elektrik enerjisinin gerekli olduğu her uygulamada kullanılabilir. fotovoltaik modüller uygulamaya bağlı olarak, akümülatörler, invertörler, akü şarj denetim aygıtları ve çeşitli elektronik destek devreleri ile birlikte kullanılarak bir fotovoltaik sistemi oluştururlar. Bu sistemler, geçmiş zamanlarda sadece yerleşim yerlerinden uzak, elektrik şebekesi olmayan yörelerde, jeneratöre yakıt taşımanın zor ve pahalı olduğu durumlarda kullanılırken, artık şebeke bağlantısı olan yerleşim yerlerinde de şebeke bağlantılı olarak evlerin çatılarına ve büyük ölçekli santral uygulamalarında da kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır. Bunun dışında dizel jeneratörler ya da başka güç sistemleri ile birlikte karma olarak kullanılmaları da mümkündür.Şebekeden bağımsız sistemlerde yeterli sayıda fotovoltaik modül, enerji kaynağı olarak kullanılır. Güneşin yetersiz olduğu zamanlarda ya da özellikle gece süresince kullanılmak üzere genellikle sistemde akümülatör bulundurulur. Fotovoltaik modüller gün boyunca elektrik enerjisi üreterek bunu akümülatörde depolar, yüke gerekli olan enerji akümülatörden alınır. Akünün aşırı şarj ve deşarj olarak zarar görmesini engellemek için kullanılan denetim birimi ise akünün durumuna göre, ya fotovoltaik modüllerden gelen akımı ya da yükün çektiği akımı keser. Şebeke uyumlu alternatif akım elektriğinin gerekli olduğu uygulamalarda, sisteme bir invertör eklenerek akümülatördeki DC gerilim, 220 V, 50 Hz.lik sinüs dalgasına dönüştürülür. Benzer şekilde, uygulamanın şekline göre çeşitli destek elektronik devreler sisteme katılabilir. Bazı sistemlerde, fotovoltaik modüllerin maksimum güç noktasında çalışmasını sağlayan maksimum güç noktası izleyici cihazda bulunur. Aşağıda şebekeden bağımsız bir fotovoltaik sistemin şeması verilmektedir.                                                             Şebeke bağlantılı fotovoltaik sistemler yüksek güçte-satral boyutunda sistemler şeklinde olabileceği gibi daha çok görülen uygulaması binalarda küçük güçlü kullanım şeklindedir. Bu sistemlerde örneğin bir konutun elektrik gereksinimi karşılanırken, üretilen fazla enerji elektrik şebekesine verilir, yeterli enerjinin üretilmediği durumlarda ise şebekeden enerji alınır. Böyle bir sistemde enerji depolaması yapmaya gerek yoktur, yalnızca üretilen DC elektriğin, AC elektriğe çevrilmesi ve şebeke uyumlu olması yeterlidir.Fotovoltaik sistemlerin şebekeden bağımsız (stand-alone) olarak kullanıldığı tipik uygulama alanları aşağıda sıralanmıştır.- Haberleşme istasyonları, kırsal radyo, telsiz ve telefon sistemleri- Petrol boru hatlarının katodik koruması- Metal yapıların (köprüler, kuleler vb) korozyondan koruması- Elektrik ve su dağıtım sistemlerinde yapılan telemetrik ölçümler, hava gözlem istasyonları- Bina içi ya da dışı aydınlatma- Dağevleri ya da yerleşim yerlerinden uzaktaki evlerde TV, radyo, buzdolabı gibi elektrikli aygıtların çalıştırılması- Tarımsal sulama ya da ev kullanımı amacıyla su pompajı- Orman gözetleme kuleleri- Deniz fenerleri- İlkyardım, alarm ve güvenlik sistemleri- Deprem ve hava gözlem istasyonları- İlaç ve aşı soğutmaYoğunlaştırıcılı Fotovoltaik SistemlerSilisyum bazlı düzlemsel fotovoltaik malzemeden oluşan hücre yüzeyine çarpan güneş ışığı, elektrik enerjisine dönüştürülür. Bu sistemlerde kullanılan malzeme ve hücre alanı büyük, verim düşüktür bu da maliyeti artırmaktadır. Silisyum olmayan ince film veya CPV (yoğunlaştırıcılı fotovoltaik) teknolojileri ile silisyum veya diğer yarıiletken malzemenin kullanımını azaltmak mümkündür. Böylece, fosil yakıtlardan oluşan geleneksel şebeke elektriği ile güneş santral sistemlerinin ürettiği elektrik rekabet edebilecektir. İnce film teknolojilerinin üretimi ucuz olmasına rağmen, daha nadir kullanılması ve kaynak malzemenin (Ga, In gibi) pahalı olması, verimli ve güvenilir olmalarına rağmen, yaygın kullanımını kısıtlamaktadır.                                                           Diğer yandan, CPV teknolojisi, daha az malzeme kullanılması dolayısıyla daha düşük fiyat, yüksek verim ve daha etkin pratik bir yol sunmaktadır. Optik yoğunlaştırıcılar (CPV), güneş ışınlarını çok küçük bir alan kaplayan (1 cm2) hücrenin üzerine odaklar ve güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştürür. CPV teknolojilerinde pahalı olmayan aynalar ve mercekler gibi optik malzemeler kullanılır.CPV yoğunlaştırıcıdaki ışığın odaklandığı hedef alana bir PV yarıiletken malzeme yerleştirilir, diğer düzlemsel güneş hücrelerine göre daha küçük alana merceklerle sağlanan daha yüksek yoğunluktaki ışık ışınlarının düşürülmesi ile daha yüksek verimde enerji üretimi sağlanmaktadır. Burada kullanılan PV malzeme Si dan 10 kat daha pahalı olmasına rağmen yüksek verim ve az malzeme kullanımından dolayı toplam maliyet daha düşük olmaktadır.CPV sisteminde kullanılan çok eklemli güneş hücreleri, dönüşüm veriminin artmasına yardımcı olmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalara göre; çok eklemli güneş hücrelerinin kullanılmasıyla verimi % 40 ‘a ulaşmıştır. Bu çok eklemli PV sistemler, güneş spektrumunun önemli bir kısmını kullanarak, gelen güneş enerjisini daha verimli bir şekilde elektrik enerjisine dönüştürmektedirler.                                                                  Yukarıdaki resimde geleneksel PV modülden daha küçük, ince, düzlemsel, yüksek performanslı ve düşük fiyatlı bir CPV modül örneği görülmektedir. Bu CPV modüllerin düzlemsel PV ler ile karşılaştırıldığında avantajları:• Verilen bir alana düşen güneş enerjisinden üretilen aynı miktardaki enerji için, diğer PV sistemlere göre aktif yarıiletken malzemenin maliyeti 1/1000 i kadardır.• Güneşten üretilen elektriğin fiyatı günümüzde kullanılanın yarısından azdır.• Düzlemsel PV nin veriminin iki katı verime sahiptir.Fotovoltaik Modül Verimi                                                                                                           Dünyada Önemli PV Pazarına Sahip Ülkeler                                                       Dünyadaki Durum2011 yılı sonu itibarıyla kurulan en büyük PV santrali Hindistan ‘da GUJARAT SOLAR PARK’ta 239 MW, GOLMUD SOLAR PARK ‘ta 200 MW, ayrıca 2019’ da bitirilmesi planlanan; Çin ‘de 2000 MW ‘lık bir PV santral projesi bulunmaktadır.                                                       Kristal PV teknolojisine dayalı bir MW ‘lık santral için, 15- 20 dönüm, ince film PV santral için ise, 25- 30 dönüm alana ihtiyaç vardır.                                                                     Fotovoltaik Hücrelerin Yapısı Ve Çalışma PrensipleriGünümüz elektronik ürünlerinde kullanılan transistörler, doğrultucu diyotlar gibi fotovoltaik hücreler de, yarı-iletken maddelerden yapılırlar. Yarı-iletken özellik gösteren birçok madde arasında fotovoltaik hücre yapmak için en elverişli olanlar, silisyum, galyum arsenit, kadmiyum tellür gibi maddelerdir.                                                                             Yarı-iletken maddelerin fotovoltaik hücre olarak kullanılabilmeleri için n ya da p tipi katkılanmaları gereklidir. Katkılama, saf yarıiletken eriyik içerisine istenilen katkı maddelerinin kontrollü olarak eklenmesiyle yapılır. Elde edilen yarı-iletkenin n ya da p tipi olması katkı maddesine bağlıdır. En yaygın güneş pili maddesi olarak kullanılan silisyumdan n tipi silisyum elde etmek için silisyum eriyiğine periyodik cetvelin 5. grubundan bir element, örneğin fosfor eklenir. Silisyum'un dış yörüngesinde 4, fosforun dış yörüngesinde 5 elektron olduğu için, fosforun fazla olan tek elektronu kristal yapıya bir elektron verir. Bu nedenle V. grup elementlerine 'verici' ya da 'n tipi' katkı maddesi denir.P tipi silisyum elde etmek için ise, eriyiğe 3. gruptan bir element (alüminyum, indiyum, bor gibi) eklenir. Bu elementlerin son yörüngesinde 3 elektron olduğu için kristalde bir elektron eksikliği oluşur, bu elektron yokluğuna hol ya da boşluk denir ve pozitif yük taşıdığı varsayılır. Bu tür maddelere de 'p tipi' ya da 'alıcı' katkı maddeleri denir.P ve N tipi katkılandırılmış malzemeler bir araya getirildiğinde yarıiletken eklemler oluşturulur. N tipi yarıiletkende elektronlar, p tipi yarıiletkende holler çoğunluk taşıyıcısıdır. P ve N tipi yarıiletkenler bir araya gelmeden önce, her iki madde de elektriksel bakımdan nötrdür. Yani P tipinde negatif enerji seviyeleri ile hol sayıları eşit, n tipinde pozitif enerji seviyeleri ile elektron sayıları eşittir. PN eklem oluştuğunda, N tipindeki çoğunluk taşıyıcısı olan elektronlar, P tipine doğru akım oluştururlar. Bu olay her iki tarafta da yük dengesi oluşana kadar devam eder. PN tipi maddenin ara yüzeyinde, yani eklem bölgesinde, P bölgesi tarafında negatif, N bölgesi tarafında pozitif yük birikir. Bu eklem bölgesine 'geçiş bölgesi' ya da 'yükten arındırılmış bölge' denir. Bu bölgede oluşan elektrik alan 'yapısal elektrik alan (Ey)' olarak adlandırılır. Aşağıda PN eklemin oluşması şematize edilmiştir.                                                           Yarıiletken eklemin fotovoltaik hücre olarak çalışması için eklem bölgesinde fotovoltaik dönüşümün sağlanması gerekir. Bu dönüşüm iki aşamada olur, ilk olarak, eklem bölgesine ışık düşürülerek elektron-hol çiftleri oluşturulur, ikinci olarak ise, bunlar bölgedeki elektrik alan yardımıyla birbirlerinden ayrılır.Yarıiletkenler, bir yasak enerji aralığı tarafından ayrılan iki enerji bandından oluşur. Bu bandlar Valans bandı ve İletkenlik bandı adını alırlar. Bu yasak enerji aralığına eşit veya daha büyük enerjili bir foton, yarıiletken tarafından soğurulduğu zaman, enerjisini Valans bandındaki bir elektrona vererek, elektronun iletkenlik bandına çıkmasını sağlar. Böylece, elektron-hol çifti oluşur. Bu olay, pn eklem fotovoltaik hücrenin ara yüzeyinde meydana gelmiş ise elektron-hol çiftleri buradaki elektrik alan tarafından birbirlerinden ayrılır. Bu şekilde fotovoltaik hücre, elektronları n bölgesine, holleri de p bölgesine iten bir pompa gibi çalışır. Birbirlerinden ayrılan elektron-hol çiftleri, fotovoltaik hücrenin uçlarında yararlı bir güç çıkışı oluştururlar. Bu süreç yeniden bir fotonun hücre yüzeyine çarpmasıyla aynı şekilde devam eder. Yarıiletkenin iç kısımlarında da, gelen fotonlar tarafından elektron-hol çiftleri oluşturulmaktadır. Fakat gerekli elektrik alan olmadığı için tekrar birleşerek kaybolmaktadırlar.Isıl Güneş Teknolojileri1-Düşük Sıcaklık SistemleriDüzlemsel Güneş Kolektörleri:  Güneş enerjisini toplayan ve bir akışkana ısı olarak aktaran çeşitli tür ve biçimlerdeki aygıtlardır. En çok evlerde sıcak su ısıtma amacıyla kullanılmaktadır. Ulaştıkları sıcaklık 70°C civarındadır. Düzlemsel güneş kolektörleri, üstten alta doğru, camdan yapılan üst örtü, cam ile absorban plaka arasında yeterince boşluk, metal veya plastik absorban plaka, arka ve yan yalıtım ve bu bölümleri içine alan bir kasadan oluşmuştur. Absorban plakanın yüzeyi genellikte koyu renkte olup bazen seçiciliği artıran bir madde ile kaplanır. Kolektörler, yörenin enlemine bağlı olarak güneşi maksimum alacak şekilde, sabit bir açıyla yerleştirilirler. Güneş kolektörlü sistemler tabii dolaşımlı ve pompalı olmak üzere ikiye ayrılır. Bu sistemler evlerin yanında, yüzme havuzları ve sanayi tesisleri için de sıcak su sağlanmasında kullanılır. Bu konudaki Ar-Ge çalışmaları sürmekle birlikte, bu sistemler tamamen ticari ortama girmiş durumdadırlar. Dünya genelinde kurulu bulunan güneş kolektörü alanı 30 milyon m2'nin üzerindedir. En fazla güneş kolektörü bulunan ülkeler arasında Çin, ABD, Japonya, Avustralya İsrail ve Yunanistan yer almaktadır. Türkiye 18 milyon m² kurulu kolektör alanı ile dünyanın önde gelen ülkelerinden biri konumundadır.                                                     Vakumlu Güneş Kolektörleri:  Bu sistemlerde, vakumlu cam borular ve gerekirse absorban yüzeyine gelen enerjiyi artırmak için metal ya da cam yansıtıcılar kullanılır. Bunların çıkışları daha yüksek sıcaklıkta olduğu için (100- 120°C ), düzlemsel kolektörlerin kullanıldığı yerlerde ve ayrıca yiyecek dondurma, bina soğutma gibi daha geniş bir yelpazede kullanılabilirler.                                                                     Güneş Havuzları:  Yaklaşık 5- 6 metre derinlikteki suyla kaplı havuzun siyah renkli zemini, güneş ışınımını yakalayarak 90°C sıcaklıkta sıcak su eldesinde kullanılır. Havuzdaki ısının dağılımı suya eklenen tuz konsantrasyonu ile düzenlenir, tuz konsantrasyonu en üstten alta doğru artar. Böylece en üstte soğuk su yüzeyi bulunsa bile havuzun alt kısmında doymuş tuz konsantrasyonu bulunan bölgede sıcaklık yüksek olur. Bu sıcak su bir eşanjöre pompalanarak ısı olarak yararlanılabileceği gibi Rankin çevrimi ile elektrik üretiminde de kullanılabilinir. Güneş havuzları konusunda en fazla İsrail'de çalışma ve uygulama yapılmıştır. Bu ülkede 150 kW gücünde 5 MW gücünde iki sistemin yanında Avustralya'da 15 kW ve ABD'de 400 kW gücünde güneş havuzları bulunmaktadır.                                                               Güneş Bacaları:  Bu yöntemde güneşin ısı etkisinden dolayı oluşan hava hareketinden yararlanılarak elektrik üretilir. Güneşe maruz bırakılan şeffaf malzemeyle kaplı bir yapının içindeki toprak ve hava, çevre sıcaklığından daha çok ısınacaktır. Isınan hava yükseleceği için, çatı eğimli yapılıp, hava akışı çok yüksek bir bacaya yönlendirilirse baca içinde 15 m/sn hızda hava akışı-rüzgar oluşacaktır. Baca girişine yerleştirilecek yatay rüzgar türbini bu rüzgarı elektriğe çevirecektir. Bir tesisin gücü 30-100 MW arasında olabilir. Deneysel bir kaç sistem dışında uygulaması yoktur.                                                                                   Su Arıtma Sistemleri:  Bu sistemler esas olarak sığ bir havuzdan ibarettir. Havuzun üzerine eğimli şeffaf-cam yüzeyler kapatılır. Havuzda buharlaşan su bu kapaklar üzerinde yoğunlaşarak toplanırlar. Bu tür sistemler, temiz su kaynağının bulunmadığı bazı yerleşim yerlerinde yıllardır kullanılmaktadır. Su arıtma havuzları üzerinde yapılan Ar-Ge çalışmaları ilk yatırım ve işletme maliyetlerinin azaltılmasına ve verimin artırılmasına yöneliktir.                                                                                   Güneş Mimarisi:  Bina yapı ve tasarımında yapılan değişikliklerle ısıtma, aydınlatma ve soğutma gerçekleştirilir. Pasif olarak doğal ısı transfer mekanizmasıyla güneş enerjisi toplanır, depolanır ve dağıtılır. Ayrıca güneş kolektörleri, fotovoltaik modüller vb. aktif ekipmanlar da yararlanılabilir.                                                                                           Ürün Kurutma ve Seralar:  Güneş enerjisinin tarım alanındaki uygulamalarıdır. Bu tür sistemler ilkel pasif yapıda olabileceği gibi, hava hareketini sağlayan aktif bileşenler de içerebilir. Bu sistemler dünyada kırsal yörelerde sınırlı bir biçimde kullanılmaktadırlar.                                                                         Güneş Ocakları:  Çanak şeklinde ya da kutu şeklinde, içi yansıtıcı maddelerle kaplanmış güneş ocaklarında odakta ısı toplanarak yemek pişirmede kullanılır. Bu yöntem, Hindistan, Çin gibi bir kaç ülkede yaygın olarak kullanılmaktadır.                                                                                  2-Yoğunlaştırıcı SistemlerParabolik Oluk Kolektörler:  Parabolik güneş kolektörleri diğer termoelektrik teknolojilerine göre en yaygın kullanılan teknolojidir. Kolektörler, kesiti parabolik olan yoğunlaştırıcı dizilerden oluşur. Kolektörün iç kısmındaki yansıtıcı yüzeyler, güneş enerjisini, kolektörün odağında yer alan ve boydan boya uzanan siyah bir absorban boruya odaklarlar. Kolektörler genellikle, güneşin doğudan batıya hareketini izleyen tek eksenli bir izleme sistemi üzerine yerleştirilirler. Enerjiyi toplamak için absorban boruda ısı transfer akışkanı olarak ısı transfer yağı kullanılmakla birlikte, çevreye zarar vermeyen ve daha ucuz olan suyun kullanılmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir. Toplanan ısı, elektrik üretimi için enerji santraline gönderilir. Bu sistemlerde yüksek yoğunlaştırma kapasitesi sayesinde yüksek sıcaklıklara (350- 400°C ) ulaşılmaktadır. MW başına maliyet yaklaşık olarak 5 Milyon € olup 35000 m2/MW alan gerekmektedir. Doğrusal yoğunlaştırıcı termal sistemler ticari ortama girmiş olup, bu sistemlerin en büyük ve en tanınmış olanı 354 MW gücündeki Kramer&Junction eski Luz International santralidir.                                   Parabolik Çanak Sistemlerİki eksende güneşi takip ederek, sürekli olarak güneş ışınlarını odak noktasına yoğunlaştırırlar. Termal enerji, odaklama bölgesinden uygun bir çalışma sıvısı ile alınarak, termodinamik bir dolaşıma gönderilebilir ya da odak bölgesine monte edilen bir Stirling makine yardımı ile elektrik enerjisine çevrilir. Çanak-Stirling bileşimiyle güneş enerjisinin elektriğe dönüştürülmesinde % 30 civarında verime ulaşılmaktadır. Diğer teknolojilere göre avantaj ve dezavantajları;• Noktasal odaklama yapan bu teknolojide termik kayıp yoktur.• Güneş yoğunlaştırma oranları yaklaşık olarak parabolik olukta 80 ve kule teknolojisinde 1000 iken, bu teknolojide 15000’dir.• Özel bir Stirling motor kullanılmaktadır. Az üretilen bu motor, içinde receiver ve içi helyum ve hidrojen dolu tüpleri bulundurmaktadır.• 10 kW için 1 milyon €’luk yatırım maliyeti ile oldukça pahalı bir teknolojidir.                                                                           Merkezi Alıcı SistemlerTek tek odaklama yapan ve heliostat adı verilen ve 100 m2 den daha büyük yüzeye sahip aynalar, güneş enerjisini, bir kule üzerine monte edilmiş Alıcı denen (Reciever) yüksek ısı absorb katsayısına sahip ısı eşanjörüne yansıtır ve yoğunlaştırır. Alıcıda bulunan ve içinden ısı transfer akışkanı geçen boru yumağı, güneş enerjisini üç boyutta hacimsel olarak absorbe eder. Bu sıvı, Rankine makineye pompalanarak elektrik üretilir. Bu sistemlerde ısı transfer akışkanı olarak sıvı tuz veya hava kullanılmakta ve 800°C sıcaklığa ulaşılmaktadır. Heliostatlar bilgisayar tarafından sürekli kontrol edilerek, alıcının sürekli güneş alması sağlanır. Bu sistemlerin kapasite ve sıcaklıkları, sanayi ile kıyaslanabilir düzeyde olup Ar-Ge çalışmaları devam etmektedir. MW başına maliyet yaklaşık olarak 3,5-4,5 Milyon € olup 35000 m2/MW alan gerekmektedir. Bu sistemlerin faaliyette olanlarından en büyüğü 20 MW gücündeki İspanya’nın Sevilla şehrinde bulunan PS20 santralidir.                                                                                                                       Fresnel Oluk TeknolojisiDoğrusal Fresnel Oluk Teknolojisinde de prabolik oluk teknolojisi gibi doğrusal yoğunlaştırma yapılır. Parabolik oluktan farkı ise alıcı sabit bir yükseklikte olup yansıtma işlemi güneşi takip edebilen sıra sıra dizilmiş düz aynalarla gerçekleştirilir. Sistemde bulunan alıcı (receiver) yansıtıcı aynalardan yaklaşık 10 m yüksekte bulunur. Bu yükseklik, optik verimin parabolik oluk kolektörlere göre düşük olmasına neden olmaktadır. Çünkü yansıma kayıpları, ışınımın dağılması nedeniyle oldukça fazladır. Buna bağlı olarak termik verim de düşük olmaktadır.Parabolik oluk teknolojisine göre daha düşük maliyetli olan bu sistemde, receiver yüksekliğini düşürmek suretiyle verim artırılabilir, ancak bu durumda da, güneş enerjisi toplama alanı küçüleceğinden daha çok panel kullanmak gerekecektir. Bu da, maliyeti yükseltecek bir unsurdur. Yansıtıcı aynaların bir hizada olmaları yerine, yandan boyuna bakıldığında parçalı parabolik oluklu sisteme benzer bir kesit şeklinde dizilmesiyle de verim artırılabilir.Dünyada fresnel teknolojisi ile kurulan en büyük tesis İspanya’nın Murcia bölgesinde bulunan 31,4 MW gücündeki Puerto Errad 1+2 santralidir.                                           Yoğunlaştırıcı Güneş Enerjisi SistemleriGüneş enerjisi uygulamalarında düzlemsel güneş kolektör sistemlerinin yanı sıra daha yüksek sıcaklıklara ulaşmak için yoğunlaştırıcı kolektör sistemleri kullanılmaktadır. Düzlemsel güneş kolektörleri için kullanılan kavram ve tarifler, yoğunlaştırıcı kolektörler için de geçerlidir. Bununla birlikte yoğunlaştırıcı kolektör teknolojisinin daha karmaşık olması nedeniyle, yeni tariflerin yapılması gereklidir.Kolektörlerde güneş enerjisinin düştüğü net alana 'açıklık alanı' ve güneş enerjisinin yutularak ısı enerjisine dönüştürüldüğü yüzeye 'alıcı yüzey' denir. Düzlemsel güneş kolektörlerinde açıklık alanı ile alıcı yüzey alanı birbirine eşittir. Yoğunlaştırıcı kolektörlerde ise güneş enerjisi, alıcı yüzeye gelmeden önce optik olarak yoğunlaştırıldığı için alıcı yüzey, açıklık alanından daha küçük olmaktadır.Güneş enerjisini yoğunlaştıran kolektörlerde en önemli kavramlardan biri 'yoğunlaştırma oranı' dır. Yoğunlaştırma oranı; açıklık alanının alıcı yüzey alanına oranı şeklinde tarif edilir. Yoğunlaştırma oranı, iki boyutlu yoğunlaştırıcılarda (parabolik oluk) 300, üç boyutlu yoğunlaştırıcılarda (parabolik çanak) 40000 mertebesindedir.Doğrusal YoğunlaştırıcılarParabolik oluk kolektörler, doğrusal yoğunlaştırma yapan ve kesiti parabolik olan dizilerden oluşur. Oluğun iç kısmındaki yansıtıcı yüzeyler, güneş enerjisini paraboliğin odağında yer alan ve boydan boya uzanan siyah bir absorban boruya yansıtır.Orta derecede sıcaklık isteyen uygulamalarda kullanılan bu sistemlerde, güneş enerjisi bir doğru üzerinde yoğunlaştırılacağından tek boyutlu hareket ile güneşi izlemek yeterlidir.                                                         Noktasal Yoğunlaştırıcılarİki boyutta güneşi izleyip noktasal yoğunlaştırma yapan ve daha yüksek sıcaklıklara ulaşan bu tür sistemler, parabolik çanak ve merkezi alıcı olmak üzere iki gruba ayrılır.Parabolik çanak kollektörler iki eksende güneşi takip ederek sürekli olarak güneşi odak noktasına yoğunlaştırırlar.Merkezi alıcı sistemde, tek tek odaklama yapan ve heliostat adı verilen düzlemsel aynalardan oluşan bir alan, güneş enerjisini, bir kule üzerine monte edilmiş ve alıcı denilen ısı eşanjörüne yansıtır. Heliostatlar bilgisayar tarafından kontrol edilerek, alıcının devamlı güneş alması sağlanır.                                                                       Yoğunlaştırıcı Sistemler İle Elektrik ÜretimiBugüne kadar güneş enerjisi ile elektrik üretiminde başlıca iki sistem kullanılmıştır. Birincisi, güneş enerjisini direkt olarak elektrik enerjisine dönüştüren fotovoltaik sistemlerdir. Fakat son 20 yıl içerisinde fotovoltaik sistem uygulamalarının artışına rağmen, teknolojisinin karmaşıklığı ve maliyetinin yüksek oluşu, geniş çapta elektrik üretimi için yetersiz olduğunu ortaya çıkarmıştır. İkinci seçenek ise, güneş enerjisinin yoğunlaştırıcı sistemler kullanılarak odaklanması sonucunda elde edilen kızgın buhardan, konvansiyonel yöntemlerle elektrik üretimidir.Güneş termal güç santralleri, birincil enerji kaynağı olarak güneş enerjisini kullanan elektrik üretim sistemleridir. Bu sistemler temelde aynı yöntemle çalışmakla birlikte, güneş enerjisini toplama yöntemleri, yani kullanılan kolektörler bakımından farklılık gösterirler. Toplama elemanı olarak parabolik oluk kolektörlerin kullanıldığı güç santrallerinde, çalışma sıvısı kolektörlerin odaklarına yerleştirilmiş olan absorban boru içerisinde dolaştırılır. Daha sonra, ısınan bu sıvıdan eşanjörler yardımı ile kızgın buhar elde edilir. Parabolik çanak kolektörler kullanılan sistemlerde de ya aynı yöntem kullanılır ya da merkeze yerleştirilen bir motor ( Stirling ) yardımı ile direkt olarak elektrik üretilir. Merkezi alıcılı sistemlerde ise, güneş ışınları düzlemsel aynalar (heliostat) yardımı ile alıcı denilen ısı eşanjörüne yansıtılır. Alıcıda ısıtılan çalışma sıvısından konvansiyonel yollarla elektrik elde edilir.Güneş Termal Güç Santrallerinin Tasarım İlkeleriGüneş termal güç santrallerinin tasarımında dikkate alınması gereken en önemli parametreler şunlardır;- Bölge seçimi,- Güneş enerjisi ve iklim değerlendirmesi,- Parametrelerin optimizasyonu,- Bölge Seçimi.Santralın tesis edileceği ideal bölge seçilirken aşağıdaki kriterler göz önünde bulundurulmalıdır.- Yıllık yağış miktarının düşük olması,- Bulutsuz ve sissiz bir atmosfere sahip olması,- Hava kirliliğin olmaması,- Ormanlık ve ağaçlık bölgelerden uzak olması,- Rüzgar hızının düşük olması.Güneş Enerjisi ve İklim DeğerlendirmesiSantralın tesis edileceği bölgenin, yılda en az 2000 saat güneşlenme süresine ve metrekare başına yıllık l500 kWh'lık bir güneş enerjisi değerine sahip olması gereklidir. Ayrıca, 4 saatlik güneşlenme süresine sahip gün sayısının 150 den az olmaması gereklidir. Yukarıdaki şartları sağlayan bir bölgede santral tasarımı için aşağıdaki çalışmaların yapılması gerekir.Uzun Dönem Performans DeğerlendirmesiYoğunlaştırıcı kolektörlerin uzun dönem performans değerlendirmesi için saatlik direkt güneş enerjisi değerleri kullanılır. Bu değerler ölçümlerden elde edilemediği zaman, bir model yardımı ile günlük toplam güneş enerjisi değerlerinden elde edilmelidir. Coğrafi bölge ve kolektör seçiminin yapılmasında uzun dönem yıllık güneş enerjisi değerlerinden faydalanılır. Bu değerler aynı zamanda ekonomik analiz için de gereklidir.İzleme Modülünün SeçimiDoğrusal yoğunlaştırıcı kolektörler, Kuzey-Güney veya Doğu-Batı doğrultusunda yerleştirilebilir. Yön seçilirken, maksimum güneş enerjisinin hangi doğrultuda alındığı göz önünde bulundurularak yerleştirme yapılır. Genelde Kuzey-Güney doğrultusunda yerleştirmekle en iyi sonuç elde edilir.Parametrelerinin OptimizasyonuDoğrusal yoğunlaştırma yapan ve ısı transfer akışkanı olarak termal yağ kullanılan sistemlerde çalışma parametrelerinin optimizasyonu için aşağıdaki kriterler dikkate alınmalıdır.Isı Transfer Yağının Seçimi: Güneş termal güç santralinin verimli çalışması büyük ölçüde, uygun ısı transfer akışkanının seçimine bağlıdır. Bu akışkanın dolaştığı sistem parçaları, 0 øC ile 300 øC arasında değişen sıcaklık dalgalanmalarına maruz kalırlar. Bu nedenle güç santrallerinde kullanılan ısı transfer akışkanında aşağıdaki özellikler aranır:- Yüksek yanma noktası(500 °C 'ın üstünde)- Düşük buharlaşma basıncı- Düşük sıcaklıklarda yüksek akışkanlık- Yüksek yoğunluk- Yüksek sıcaklıklarda(300 °C) sürekli çalışabilmeBu kriterlerin hepsini sağlayan bir yağda ayrıca 0oC ve 300oC arasında basınç düşmesinin minimum olması gerekir.Basınç Düşmesiİşletme basıncı; santralın önemli çalışma parametrelerinden biridir. İşletme basıncının maksimum ve minimum değerleri, işletme sıcaklığının maksimum ve minimum değerleri ile sınırlanır. Bu basıncın alt limiti ısı transfer akışkanının buharlaşmasını engelleyecek bir değerde olmalıdır.Boru BoyutlandırmasıSistemdeki sıvının sirkülasyonu için kullanılan boru şebekesi, absorban borulardan ve esnek hortumlardan oluşur. Kolektörlerdeki absorban borular sabittir. Fakat kollektörler arasındaki bağlantıyı sağlayan esnek hortumlar hareketli olduğu için uygun olarak boyutlandırılması önem taşır. Boruların çapının arttırılması, akışkan hızını ve basıncını düşürür. Hızın düşmesi ile artan ısı kayıpları maliyeti olumsuz yönde etkiler. Bunun için boru çapı belirlenirken, sistem basınç düşüşünün minimum olmasına ve çalışma basıncının işletme maliyetini minimum seviyeye getirmesine dikkat edilmelidir.Kapasite SeçimiSistemdeki sıvının sirkülasyonu için kullanılan boru şebekesi, absorban borulardan ve esnek hortumlardan oluşur. Kolektörlerdeki absorban borular sabittir. Fakat kollektörler arasındaki bağlantıyı sağlayan esnek hortumlar hareketli olduğu için uygun olarak boyutlandırılması önem taşır. Boruların çapının arttırılması, akışkan hızını ve basıncını düşürür. Hızın düşmesi ile artan ısı kayıpları maliyeti olumsuz yönde etkiler. Bunun için boru çapı belirlenirken, sistem basınç düşüşünün minimum olmasına ve çalışma basıncının işletme maliyetini minimum seviyeye getirmesine dikkat edilmelidir.KorozyonSistemin ısı kayıplarını minimum seviyeye getirirken prosesin olduğu kısımlar ve kolektörler korozyondan korunmalıdır. Örneğin ekipman içinde yoğunlaşmasına izin verilen buharın, ısı değiştirgecinde ıslak buhar korozyonuna neden olmaması için, süper ısıtıcılarda kızgın buhar haline getirilir.Parabolik Oluk KonnektörlerParabolik oluk kolektörlü güç santralleri, güneş tarlası, buhar ve elektrik üretim sistemlerinden oluşur. Bu santrallerde proses ısısı için, doğrusal yoğunlaştırma yapılarak, güneş enerjisinden 300 øC'nin üzerinde sıcaklık elde edilir ve ısı transfer akışkanı olarak yüksek sıcaklıklara dayanıklı termal yağ kullanılır.Güneş tarlası; bağımsız üniteler şeklinde birbirine paralel bağlanmış parabolik oluk kolektör gruplarından oluşan alandır. Bu üniteler, gelen güneş enerjisini 4 mm kalınlığında ve yüksek yansıtma oranına (% 94) sahip aynalar vasıtasıyla, odakta bulunan alıcı boru üzerine yansıtırlar. Parabolik oluk kolektörler grupları yatay eksen boyunca dönmelerini engellemeyen metal yapılarla desteklenmiştir. Sistemde aynaların güneşi izlemesini sağlayan bir sensör bulunur.Isı toplama elemanı; cam tüp, yüzeyi yaklaşık % 97 lik bir absorbtiviteye sahip çelik alıcı boru ve cam-metal birleştiricilerden oluşur. Alıcı boru üzerinde meydana gelen yüksek sıcaklık nedeniyle oluşan ısı kayıplarını azaltmak için, cam tüp ile alıcı boru arasındaki hava vakumlanmıştır. Bu boşluk basıncı yaklaşık 0.1 atm dir. Isıya dayanıklı cam tüp, yüksek bir geçirgenliğe ve radyasyon kayıplarını en aza indirgemek için antireflektif bir yapıya sahiptir. Sıcaklık nedeniyle meydana gelen genleşmelerin etkilerini gidermek için körüklü cam-metal birleştiriciler kullanılmaktadır.Güneş tarlası kontrol sistemi; genel kontrol sistemi ve her kolektör grubunda bulunan lokal kontrol ünitelerinden oluşur. Genel kontrol sistemi güneşlenme durumunu izler ve buna göre sistemi tamamen ya da kısmen açar ya da kapatır. Bu işlem, lokal kontrol üniteleriyle iletişim içinde yapılır. Lokal kontrol üniteleri, her kolektör grubunu ayrı ayrı kontrol ederek güneşin takip edilmesini sağlarlar.                                                                 Buhar üretim sistemi; ön ısıtma, buhar üretimi ve süper ısıtma bölümlerinden oluşur. Bu bölümlerden geçirilerek 371 o C ve 100 bar basınca yükseltilen buhar, elektrik üretimi için türbine gönderilir. Üretimden sonra yeterince soğumayan buhar, yeni bir çevrime gönderilmeden, yeniden aynı sıcaklığa kadar ısıtılır ve tekrar türbine gönderilir. Bu ikinci çevrimden sonra artık soğuyan buhar, sıkıştırılıp sıvı hale getirildikten sonra yeni bir çevrime gönderilir.Güneş enerjili güç santrallerinde, güneş enerjisinin yetersiz kaldığı durumlarda, kesintisiz elektrik üretimini sağlamak için ilave ısıtıcılar kullanılır. Petrolle ya da doğal gazla çalışan ilave ısıtıcılar, aynı sıcaklık ve basınçta buhar üretirler. Şekilde gelen güneş enerjisinin elektriğe dönüştürülmesi ve kaçaklar görülmektedir.Parabolik Oluk Elektrik Santrallerinde Elektrik VerimiSEGS teknolojisi, güneş enerjisini birincil enerji kaynağı olarak kullanan Rankin çevrimli buhar türbin sistemine dayanır. Güneş Santralı, parabolik oluk kolektör gruplarından (Solar Collecting Assemblies-SCA) meydana gelmiştir. Güneşi iki boyutlu olarak takip eden ve yansıtıcı yüzeyleri vasıtasıyla güneş ışınlarını odaklayarak çelik boru üzerinde yoğunlaştıran kolektörler, kolonlar üzerine kurulmuş olup, esnek hortumlarla birbirine bağlanmışlardır. Verimi arttırmak ve ısı kayıplarını en düşük seviyeye getirmek için, absorban olarak kullanılan ve özel bir madde ile kaplı olan bu çelik boru, içi vakumlanmış cam bir tüp içine yerleştirilmiştir. Boruların içinden geçirilen ısı transfer akışkanı (sentetik yağ), 390 o C civarına kadar ısıtılır ve sistem boyunca dolaştırılarak türbin jeneratörü için gerekli olan buhar üretilir.                                                   Güneş enerjisinin yetersiz olduğu zamanlarda, kesintisiz enerji üretimini sağlamak için, doğal gazlı ısıtıcı sistem kullanılmaktadır. Güneş enerjisinin yeterli, yetersiz veya hiç olmama durumuna göre sistem üç değişik şekilde çalışır.Güneş enerjinin yeterli olduğu durumlarda, ısı transfer akışkanı doğrudan güneş tarlasından geçer. Yetersiz veya hiç olmama durumlarında ise doğal gazlı ısıtıcılarla desteklenir veya tamamen bu ısıtıcılar devreye sokulur. Her iki enerji kaynağının da kullanıldığı durumda, hem güneş enerjisinden hem doğal gazdan yararlanabilmek için by-pass valfı açık bırakılır. Bu durumda güneş tarlasında ısınan sıvı, destek ısıtıcılar yardımı ile çalışma sıcaklığına ulaşıncaya kadar ısıtılır.Parabolik Çanak KonnektörlerParabolik çanak kolektörler, yüzeylerine gelen güneş radyasyonunu noktasal olarak odaklarında yoğunlaştırırlar. Bu kolektörlerin yüzeyleri de parabolik oluk kolektörlerin yüzeyleri gibi yansıtıcı aynalarla kaplanmıştır. Gelen güneş enerjisi bu aynalar vasıtası ile odaktaki Stirling motoru üzerine yoğunlaştırılır. Stirling motoru ısı enerjisini elektrik jeneratörü için gerekli olan mekanik enerjiye dönüştürür. Elektrik üretiminden başka, bu kolektörler buhar ya da sıcak hava üretimi için de kullanılır.Parabolik çanak kolektörler ile elde edilen elektrik, diğer yöntemlerle elektrik üreten santrallere destek amacıyla ve maden ocakları, radar istasyonları ya da uzak köylerin elektrik ihtiyacının karşılanmasında kullanılır. Ayrıca, endüstride buhar üretimi, yer altı enjeksiyonu, petrol çıkartılması gibi işlemler için kullanılır.Bu santraller, küçük modüllerden oluştuğu için enerji ihtiyacı duyulan yerlerin yakınında ve ihtiyaç duyulan kapasitede tesis edilebilirler. Günümüzde uygulamaları aşağıda verilmiştir. Günümüzde henüz ekonomik olmayan parabolik çanak kolektörlü sistemlerin araştırma ve geliştirme çalışmaları sürdürülmektedir. Bu çalışmalarda amaç, birim alan maliyetini düşürmek ve verimini artırmaktır.Merkezi Alıcı Güç SantralleriGüneş enerjisini yoğunlaştırarak elektrik üreten diğer bir uygulama da merkezi alıcı güç santralleridir. Bu santrallerde güneş enerjisi, heliostat denen aynalar yardımı ile bir kule üzerine yerleştirilmiş olan alıcıya yansıtılır. Bu yolla 1000 Co'nin üzerinde sıcaklık elde edilir. Heliostatlar, merkezi bir bilgisayar yardımı ile güneşi takip ederek güneş enerjisini kule üzerindeki alıcıya yansıtırlar.Alıcıda ısıtılan akışkan, buhar jeneratörüne gönderilerek buhar üretilir. Bu buhar, buhar türbininden geçirilerek elektrik üretilir. Bu çevrimden sonra buhar, kondansatörde soğutma suyu çevrimi ile soğutulur ve tekrar buhar jeneratörüne döner. Isı transfer akışkanı buhar jeneratöründen geçtikten sonra alıcıya gönderilir.Güneş Kollektörlü Sıcak Su SistemleriGüneş kolektörlü sıcak su sistemleri, güneş enerjisini toplayan düzlemsel kolektörler, ısınan suyun toplandığı depo ve bu iki kısım arasında bağlantıyı sağlayan yalıtımlı borular, pompa ve kontrol edici gibi sistemi tamamlayan elemanlardan oluşmaktadır.Güneş kolektörlü sistemler tabii dolaşımlı ve pompalı olmak üzere ikiye ayrılırlar. Her iki sistem de ayrıca açık ve kapalı sistem olarak dizayn edilirler.Tabii Dolaşımlı Sistemler:  Tabii dolaşımlı sistemler ısı transfer akışkanının kendiliğinden dolaştığı sistemlerdir. Kolektörlerde ısınan suyun yoğunluğunun azalması ve yükselmesi özelliğine dayanmaktadır. Bu tür sistemlerde depo kolektörün üst seviyesinden en az 30 cm yukarıda olması gerekmektedir. Deponun alt seviyesinden alınan soğuk (ağır) su kolektörlerde ısınarak hafifler ve deponun üst seviyesine yükselir. Gün boyu devam eden bu olay sonunda depodaki su ısınmış olur. Tabii dolaşımlı sistemler daha çok küçük miktarda su ihtiyaçları için uygulanır. Deponun yukarıda bulunması zorunluluğu nedeniyle büyük sistemlerde uygulanamazlar. Pompa ve otomatik kontrol devresi gerektirmediği için pompalı sistemlere göre biraz daha ucuzdur.Pompalı Sistemler:  Isı transfer akışkanının sistemde pompa ile dolaştırıldığı sistemlerdir. Deposunun yukarıda olma zorunluluğu yoktur. Büyük sistemlerde su hatlarındaki direncin artması sonucu tabii dolaşımın olmaması ve büyük bir deponun yukarıda tutulmasının zorluğu nedeniyle pompa kullanma zorunluluğu doğmuştur.Açık Sistemler:  Açık sistemler kullanım suyu ile kolektörlerde dolaşan suyun aynı olduğu sistemlerdir. Kapalı sistemlere göre verimleri yüksek ve maliyeti ucuzdur. Suyu kireçsiz ve donma problemlerinin olmadığı bölgelerde kullanılırlar.Kapalı Sistemler:  Kullanım suyu ile ısıtma suyunun farklı olduğu sistemlerdir. Kolektörlerde ısınan su bir eşanjör vasıtasıyla ısısını kullanım suyuna aktarır. Donma, kireçlenme ve korozyona karşı çözüm olarak kullanılırlar. Maliyeti açık sistemlere göre daha yüksek verimleri ise eşanjör nedeniyle daha düşüktür.Düzlemsel Güneş KollektörleriDüzlemsel güneş kolektörleri, güneş enerjisinin toplandığı ve herhangi bir akışkana aktarıldığı çeşitli tür ve biçimlerdeki aygıtlardır.Düzlemsel güneş kolektörleri, üstten alta doğru, camdan yapılan üst örtü, cam ile absorban plaka arasında yeterince boşluk, kolektörün en önemli parçası olan absorban plaka, arka ve yan yalıtım ve yukarıdaki bölümleri içine alan bir kasadan oluşmuştur.                                                   Üst Örtü:  Kolektörlerin üstten olan ısı kayıplarını en aza indirgeyen ve güneş ışınlarının geçişini engellemeyen bir maddeden olmalıdır. Cam, güneş ışınlarını geçirmesi ve ayrıca absorban plakadan yayınlanan uzun dalga boylu ışınları geri yansıtması nedeni ile örtü maddesi olarak son derece uygun bir maddedir. Bilinen pencere camının geçirme katsayısı 0.88'dir. Son zamanlarda özel olarak üretilen düşük demir oksitli camlarda bu değer 0.95 seviyesine ulaşmıştır. Bu tür cam kullanılması verimi %5 mertebesinde arttırır.Absorban Plaka:  Absorban plaka kolektörün en önemli bölümüdür. Güneş ışınları, absorban plaka tarafından yutularak ısıya dönüştürülür ve sistemde dolaşan sıvıya aktarılır. Absorban plaka, borular ile sıkı temas halinde olmalıdır. Alüminyumda olduğu gibi, akışkan borularının kanatlarla bir bütün teşkil etmesi en iyi durumdur. Bakır ve sacda bu mümkün olmadığı için akışkan boruları ile plakanın birbirine temas problemi ortaya çıkmaktadır. Bu problem ya tamamen ya da belli aralıklarla lehim veya kaynak yapmakla çözülebilir.Isı Yalıtım:  Kolektörün arkadan olan ısı kayıplarını minimuma indirmek için absorban plaka ile kasa arası uygun bir yalıtım maddesi ile yalıtılmalıdır. Absorban plaka sıcaklığı, kolektörün boş kalması durumunda 150 °C'a kadar ısınması nedeniyle kullanılacak olan yalıtım malzemesinin sıcak yalıtım malzemesi olması gerekmektedir. Isı iletim katsayıları düşük ve soğuk yalıtım malzemesi olarak bilinen poliüretan kökenli yalıtım malzemeleri tek başına kullanılmamalıdır. Bu tür yalıtım malzemeleri, absorban plakaya bakan tarafı sıcak yalıtım malzemesi ile takviye edilerek kullanılmalıdır. http://www.eie.gov.tr

http://www.ulkemiz.com/gunes-enerjisi-ve-teknolojileri-nelerdir-

Jeotermal Enerji Kullanım Alanları

Jeotermal Enerji Kullanım Alanları

1-JEOTERMAL ENERJİ İLE ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİİlk çağlardan yakın geçmişe kadar sadece sağlık amacıyla kullanılan jeotermal kaynaklardan günümüzde; doğrudan ısıtmada ya da başka enerji türlerine dönüştürülerek yararlanılmaktadır.20. yüzyıl başına kadar sağlık ve yiyecekleri pişirme amacı ile yararlanılan jeotermal kaynakların kullanım alanları gelişen teknolojiye bağlı olarak günümüzde çok yaygınlaşmış ve çeşitlenmiştir. Bunların başında elektrik üretimi, ısıtmacılık ve endüstrideki çeşitli kullanımlar gelmektedir. Hazne sıcaklığı 200 °C ve daha fazla olan jeotermal akışkandan elektrik üretimi gerçekleşmektedir. Ancak günden güne gelişmekte olan yeni teknolojilere göre 150 °C'ye kadar düşük hazne çıkışlı akışkandan da elektrik üretilebilmektedir. Son yıllarda geliştirilen ve ikili (binary) çevrim olarak adlandırılan bir sistemle, buharlaşma noktaları düşük gazlar (freon, izobütan vb.) kullanılarak 70°CDünyada halen kurulu gücü 8912 MW (2005 yılı verileri ile) olan jeotermal enerjiden elektrik üretimi gün geçtikçe artmaktadır. Buhar ve sıvı baskın sistemlerin elektrik enerjisine dönüştürülebilmesi için çeşitli sistemler mevcuttur.                                                                                                                                                     Jeotermal enerji kaynaklı elektrik üretim santrali-21.1 Buhar Baskın SahalarKullanımı en kolay olan sahalar kuru buhar sahalarıdır. Kuyudan alınan buhar filtreden geçirilerek bir yoğuşturmalı türbine gönderilir. Kondensere ilave olarak doğal ya da mekanik soğutma kulesi kullanılır. Sistem şematik olarak aşağıda gösterilmiştir.                                                                                                                                                                                                   Buhar baskın sahadan elektrik üretimi1.2 Sıvı Baskın Sahalar- Atmosferik Ekzozlu Konvansiyonel Buhar Türbinleri- Yoğunlaştırmalı Konvansiyonel Buhar Türbinleri- Çift Kademeli Buharlaştırma- Çoklu Buharlaştırma- İkili Çevrim Santalleri- Hibrit Fosil Jeotermal Sistemler- Toplu Akış 1.2.1. Atmosferik egzozlu (back pressure) konvansiyonel buhar türbinleriEn basit ve ilk yatırım masrafları açısından en ucuz türbinlerdir. Bu tip bir santralde, jeotermal akışkan önce seperatöre gelir. Burada sıvı ve buhar fazları ayrılır. Buhar fazı bir buhar türbinini besler ve çürük buhar direkt olarak atmosfere atılır. Atmosferik egzozlu santrallerin basitleştirilmiş şematik gösterimi aşağıda verilmiştir.                                                                                                                                                                                                   Atmosferik egzozlu buhar çevrimi1.2.2. Yoğuşturmalı konvansiyonel buhar türbinleriAtmosferik egzoz tasarımının termodinamik olarak gelişmişidir. İki fazlı akışkan önce seperatörde sıvı ve buhar fazlarına ayrılır. Buhar, türbinden direkt atmosfere atılmak yerine çok düşük bir basınçta tutulan (yaklaşık 0.12 bar) bir kondensere atılır.1.2.3. Çift kademeli buharlaştırmaKuyubaşı akışkanı önce seperatöre gider, buhar ve sıvı fazlarına ayrılır. Buhar bir yüksek basınç türbinine, su ise bir buharlaştırıcıya (flaş tankı) gönderilir. Burada düşük bir basınca flaşlanan sıvının kalanı enjeksiyona, elde edilen buhar alçak basınç türbinine gönderilir. Böylece sistem verimi arttırılmış olur.                                                                                                                                                                                                                     Çift buharlaştırmalı1.2.4. Çoklu buharlaştırma (multi-flash)Seperatörden ayrılan sıvı ikinci bir seperatöre gönderilir, seperatör sayısı ekonomik kısıtlar çerçevesinde arttırılabilir. Bu tip bir uygulama Wairakei Jeotermal Santrali, Yeni Zelanda'da gerçekleştirilmiştir.1.2.5. İkili çevrim santralleriJeotermal sahalarda en önemli atık ısı kaynağı seperatörde ayrılmış sıvıdır. Konvansiyonel buhar türbinleri sadece buhar kullandıkları için kalan büyük miktarlardaki sıvı genelde yerüstü sularına atılmakta yada yeraltına enjekte edilmektedir. Binary teknolojisi, orta-düşük sıcaklıklı kaynaklardan elektrik üretmek, termal kaynakların kullanımını arttırarak atık ısıyı geri kazanmak amacıyla geliştirilmiştir.Binary sistemlere ait basitleştirilmiş şematik gösterim aşağıda verilmiştir. Binary sistemler, düşük kaynama sıcaklıklı ve düşük sıcaklıklarda yüksek buhar basıncına sahip ikincil bir çalışma akışkanı kullanırlar. Bu ikincil akışkan, konvansiyonel bir Rankine çevrimine uygun olarak çalışır. Uygun bir çalışma akışkanı ile binary sistemler, 80-170°C aralığındaki giriş sıcaklıklarında çalışabilirler.                                                                                                                                                                                                                     İkili çevrim 1.2.6. Hibrid fosil-jeotermal sistemlerBu sistemlerde jeotermal enerji, ya ön ısıtıcı olarak, ya da kızgın buhar eldesinde kullanılır.1.2.7. Toplu akış İki fazlı buhar/su karışımlarından doğrudan enerji elde etmek amacıyla geliştirilmiştir. Bu tip santrallerin ekonomisi henüz iyi belirlenememiştir. Çünkü işletme tecrübesi 5 yıldan fazla değildir. Tek örnek Desert Peak, Nevada, ABD'ndeki 9 MW t 'lik iki fazlı rotary seperatörlü turbo-alternatörlü santraldir.2-JEOTERMAL AKIŞKANIN SICAKLIĞINA GÖRE KULLANMA YERLERİ 180 - Yüksek Konsantrasyonlu solüsyonun buharlaşması, Amonyum absorpsiyonu ile soğutma170 - Hidrojen sülfit yolu ile ağırsu eldesi, diyatomitlerin kurutulması160 - Kereste kurutulması, balık vb. yiyeceklerin kurutulması150 - Bayer’s yolu ile alüminyum eldesi140 - Çiftlik ürünlerinin çabuk kurutulması (Konservecilikte)130 - Şeker endüstrisi, tuz eldesi120 - Temiz su eldesi, tuzluluk oranının arttırılması110 - Çimento kurutulması100 - Organik madde kurutma (Yosun, et, sebze vb.), yün yıkama90 - Balık kurutma80 - Ev ve sera ısıtma70 - Soğutma60 - Kümes ve ahır ısıtma50 - Mantar yetiştirme, Balneolojik banyolar (Kaplıca Tedavisi)40 - Toprak ısıtma, kent ısıtması (Alt sınır) sağlık tesisleri30 - Yüzme havuzları, fermantasyon, damıtma, sağlık tesisleri20 - Balık çiftlikleri                                                                                                       Jeotermal Enerjinin ısı kaynağı olarak kullanıldığı durumları gösteren fotoğraflar - 1                                                                                                       Jeotermal Enerjinin ısı kaynağı olarak kullanıldığı durumları gösteren fotoğraflar - 2 http://www.eie.gov.tr

http://www.ulkemiz.com/jeotermal-enerji-kullanim-alanlari

ABS fren sistemi

ABS fren sistemi

ABS fren durumunda her bir tekerleğin devir sayısındaki değişikliği bir kontrol ünitesi aracılığı ile denetleyen bir sistemdir. Dönüş sayısının ani düşmesi (örneğin kaygan zeminde fren yapma durumunda) ve tekerleğin kilitlenmesi durumunda kontrol ünitesi otomatik olarak fren basıncını düşürür. Tekerlek tekrar hızlanınca fren basıncını tekrar yükselterek tekerlek frenlenir. Bu aşama saniyede birçok kez gerçekleşir. Sağ ve sol tarafın ayrı zeminlerde olması halinde bile (örneğin sağ tekerlekler ıslak sol tekerlekler kuru zeminde) herhangi bir kilitlenme veya kayma söz konusu değildir. Bu sayede direksiyona hakimiyet tam, fren mesafesi oldukça kısadır. Fizik kanunlarının dışına asla çıkılamaz, yani çeşitli fizik kanunları her zaman mevcuttur. Islak zeminde ABS söz konusu olsa bile fren mesafesi kuru zeminden daha fazladır. Fren sırasında çeşitli doğal kanunlar her zaman söz konusudur. Bunları hiçbir şey önleyemez. Amaç bu kanunların optimal olarak kullanmaktır. Bir sürücü eğer bir viraja mümkün olan en yüksek sınır süratinden daha yüksek bir süratle girerse ABS ona ancak otomobilin buzda kaymamasına yardımcı olacağı kadar yardım edebilir. Sensörler devamlı olarak yavaşlamanın her anında tekerleklerin doğru devir sayısında olup olmadıklarını hassas olarak kaydeder. Tekerleklerden birisinin devir sayısının çok düşük olması halinde kilitlenme tehlikesi fren basıncı o tekerlekteki sensör tarafından azaltılır bu suretle tekerlek tekrar normal dönüş süratine ulaşır tehlikeli duruş hali ortadan kalkar fren durumundaki normal hızıyla dönmeye başlar bu anda tekrar o tekerlekteki fren basıncı sensör tarafından yükseltilir. Yeniden kilitlenme olursa aynı olay tekrarlanır. Tekerleklerdeki kilitlenme (kayma) olayı Fren kuvveti uygulanan tekerlek aracın hızına uygun olmayan şekilde yavaş dönerse bu olaya kayma denir. Serbest dönen tekerlek %0 kaymalıdır . Kilitlenmiş olan tekerleğin kayması %100'dür. En ideal fren durumu tekerleğin durduğu anda değil lastik ve zemin durumuna göre %10 veya %50 kayma durumudur. İstenilen kaymanın elde edilebilmesi için gerekli fren basıncı lastik ile yol arasındaki bağlantı kuvvetine bağlıdır. Bu kuvvet katsayısı kuru zeminde yüksek , ıslak zeminde daha düşük , buzlu zeminde çok düşük bir değerdir. ABS bütün bu zemin durumlarına uyum sağlayarak tekerlekleri istenilen kayma aralığında tutmayı amaçlar. ABS ile fren durumunda tekerlek hızı ve fren basınç karakteristiği - Kumanda aleti kuvvetli bir tekerlek yavaşlama sinyali alınca fren basıncını yükseltmeye devam etmez o ana kadar erişilen düzeyde tutar. - Eğer tekerleğin dönüş sayısı azalmaya devam ederse fren silindirindeki basınç düşürülür. - Tekerlek daha zayıf frenlenir Tekerlek daha hızlı dönmeye başlayınca basınç tekrar yükseltilerek tekerlek devir sayısının düşmesi amaçlanır. ABS fren sisteminin gelişim aşamaları ABS fren sisteminin mazisi 1920'li yıllara kadar gitmektedir. Almanyada Voisin firması "Frenlemenin tekerlekleri kilitlemesini önleyici donanım" tanımıyla hidrolik sistemle çalışan ilk örneğini yapmışlar ve 671925 Almanya nosuyla ilk patentini de almışlardır. 1950'li yıllarda bazı sivil uçaklar mekanik / pnömatik ABS'yle donatılmışlardır. 1960'lı yıllarda Alman silahlı kuvvetleri ilk transistörlü ABS'yi kullanmaya başlamışlardır. Sistem bir otomobilde ilk kez 1967 yılında İngiliz üretici Jensen tarafından hayata geçirilmiştir. Tümleşik devre sistemlerinin seri olarak üretilebilmesi 70'li yıllarda gerçekleşince ve otomobillerin tekerleklerine yerleştirilen devir sayaçlarınında geliştirilip hatasız çalışmaları sağlanınca atılım gerçekleşmiştir. 1978 yılında Mercedes S serisinde daha sonra da BMW 7 serisinde ABS sistemini kullanmaya başlamıştır. Elektronik endüstrisindeki gelişmeyle ABS fren sistemi daha küçük, daha ucuz ve daha kolaya doğru gelişmiştir. Örneğin Bosch firmasının ABS 5,3 kodlu 5. kuşak fren sisteminin ağırlığı sadece 2,6 kilogramdır (başta 6 kg ağırlığındaydı), bir öncekinden yarı yarıya daha az yer kaplar aynı zamanda 1989 yılındaki sistemlerden 5 kat daha küçüktür. Yakalanan son teknolojiyle ABS'nin Smart gibi küçük otomobillerde bile kullanılabilirliği oluşmuştur.

http://www.ulkemiz.com/abs-fren-sistemi

Dalga enerjisi üretim sistemlerinin çevresel etkileri

Dalga enerjisi üretim sistemlerinin çevresel etkileri

Dalga enerjisi üretim sistemlerinin çevresel etkileri şu şekilde verilebilir: Temiz, sınırsız ve ucuz enerji üretir. İlk yatırımından başka hiçbir girdisi yoktur. Nüfus yoğunluğu kıyılarda toplanmış olan ülkemizde enerji, üretilen yerde tüketileceğinden uzun iletim hattına gerek yoktur. Öngörülen enerji ihtiyacına göre boyutlandırılır. Büyük dalga boyutu maliyeti düşürür. Dalyan görevi görerek, denizlerdeki balık neslinin çoğalmasına yardım eder, ekolojik dengeye katkıda bulunur. Deniz üzerinde kurulduğu için tarım arazilerini yok etmez. İleri teknoloji gerektiren, politik baskı ve ambargo malzemesi olabilecek, hiçbir girdisi yok. Her zaman kesintisiz ve kaliteli enerji üretir.Dalgalardan elde edilen ucuz elektrik enerjisi, yoğun nüfuslu büyük şehirlerimizde ısınma amaçlı kullanılacağından, soluduğumuz havanın kalitesini yükseltecektir. Dalga elektrik santrallerinin üzeri otel, sosyal tesis, disko, gazino, restoran vs. olarak kullanılabilecektir. Sistemde gürültü dâhil, hiçbir kirletici yoktur. Dalga elektrik santralleri, adalar için ideal enerji santralleridir.- Bu sistemler hidrodinamik çevre üzerinde etkili olabilmektedir. Özellikle sedimentlerin akış yollarının değişmesine neden olabilirler. Dalga ve akımlardaki değişim yüzeye yakın yaşayan türleri doğrudan etkiler. Bu durum dikkatli yer seçimi gerektirmektedir.- Özellikle kıyı şeridi ve kıyıya yakın uygulamalarda Wells türbinlerinden kaynaklanan gürültü kirliliği söz konusu olabilir. Bu yüzden yapılar ses geçirmez özellikte olmalıdır.- Kıyıdan uzak uygulamalar denizcilik için tehlike oluşturabilirler. Ancak, uygun görsel ve radar uyarı sistemlerinin enerji sistemine yerleştirilmesi ile tehlike azaltılabilir.- Kıyı şeridi ve kıyıya yakın uygulamalar estetiksel açıdan olumsuz etki yaratabilir. Ayrıca kıyıya ve şebekeye elektrik iletim hatları da birtakım çevresel ve estetiksel etkiler yaratabilir. - Su yüzeyinin büyük bir kısmının dalga enerji sistemleri ile kaplanması deniz yaşamına zarar verirken, aynı zamanda atmosferle teması engellediği için daha büyük etkiler de yaratabilir.- Dalga enerji tesisleri, dalgakıran gibi davrandığı için denizi durgunlaştırır. Bu bir çok limanda istenen etki olmasına rağmen denizin üst tabakasının karışımını yavaşlatması deniz yaşamını ve balıkçılığı ters yönde etkiler. Bu olay yüzeyin çok altında yaşayan balıkları doğrudan etkilemese de azalan karışımdan dolayı yüzeydeki üretim değişir ve otçul popülasyonun yiyecek temini azalır. Bu olumsuz etkilerin yanı sıra dalga enerji sistemleri bir çok çevresel avantajlara sahiptir.- Temiz ve sonsuz bir yenilenebilir enerji kaynağıdır. Denize bıraktığı hiçbir fiziksel, kimyasal ve organik kirleticisi yoktur. Ancak sistemlerin inşası sırasında bir miktar emisyon açığa çıkmaktadır. - Dalga enerji sistemleri durgun su oluştururlar ve böylece kano ve dalma gibi su sporları yapılabilir.- Bir çok ülkede denizlerdeki canlıların saklanabileceği ve üreyebileceği yerler oluşturmak için ekonomik ömrü dolmuş gemiler batırılarak, barınaklar oluşturmaktadır.Dalga enerji sistemleri çeşitli deniz canlıları için yapay bir habitat oluşturur ve deniz içinde değişik türdeki canlı popülasyonlarının gelişmesini destekleyebilir.- Ayrıca, fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltacak yüksek bir potansiyele sahiptir ve aynı zamanda çevresel olarak daha zararsızdır.- Deniz üzerinde kurulduğu için tarım alanlarının korunmasını sağlar, ormanların kesilmesini önleyerek ekolojik dengeye olumlu yönde katkı sağlar.Kaynak: http://www.eie.gov.tr Ümran TEZCAN, Anadolu Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, İki Eylül Kampüsü, Eskişehir

http://www.ulkemiz.com/dalga-enerjisi-uretim-sistemlerinin-cevresel-etkileri

Tata Indica

Tata Indica

Hindistan ülkesinin dünya piyasasına hızlı bir giriş yapan otomobil markası Tata, özellikle ucuz araba üretmesi ile biliniyor. Ülkemizde de birçok modeli bulunan markanın Indica modeli en fazla ilgi gören otomobili olmuştur. Tata Indica aracına, tasarım açısından bakıldığı zaman bazı otomobillerden esinlendiğini söylemek gerekir. Özellikle Hyundai markasının kusursuz bir üretimi olan Getz modelinden esinlenerek bazı tasarım çizgileri gerçekleştirilmiştir. Tata mühendislerinin yapmış olduğu Ar-Ge çalışmalarının neticesinde ülkemizde sadece iki adet motor seçeneği ile karşımıza çıkmaktadır. Tata Indica modelinde kullanılan motorlar sadece 1.4 lt hacme sahip 50 Hp ve 70 Hp’lik dizel motorlara sahiptir. Performans olarak fazla bir beklentisi olmayan ve ayrıca şehir içinde park problemi ve ekonomik açıdan düşük yakıt tüketimi isteyenlere son derece keyifli bir modeldir. Modelin 1.4 lt 70 Hp güç üreten modeli 135 Nm gibi vasat sayılabilecek tork üretmektedir. 1130 Kg ağırlığındaki Tata Indica 0-100 km/s hıza 15 saniye gibi uzun bir sürede çıkmasına karşılık şehir içinde 50 km/m hızla gitmek isterseniz bu hıza kısa sürede çakabildiğini söyleyebiliriz. Tata Indica ortalama yakıt tüketimi 5 lt civarındadır.Tata Indica fazla bir performans beklentisi olmayan düşük malzeme kalitesi altında ABS fren sistemi, klima, hidrolik direksiyon, elektrikli camları, uzaktan kumandalı merkezi kilit, sürücü ve yolcu hava yastığı donanımları yönünden fiyatına göre çok iyi bir donanıma sahip bir araçtır. Yapılan testlerde beklentiyi fazla karşılayamasa da Hintli otomobil üreticisini en azından daha uzun sürede kazanabileceği tecrübeler açısından son derece başarılı bir modeli diyebiliriz.Tata Indica ikinci El (2.el) Fiyatları 8 bin ile 17 bin lira arası değişmektedir.Tata Indica ModelleriTata Indica 1.4 BasicTata Indica 1.4 MPFI ComfortTata Indica 1.4 TDI Trendhttp://arabasi.org/kategori/tata/

http://www.ulkemiz.com/tata-indica

Tata Vista 1.4 Safire Aura Fiyatı ve Özellikleri

Tata Vista 1.4 Safire Aura Fiyatı ve Özellikleri

Tata, Vista modeliyle bütçeleri kısıtlı olan ailelerin veya bireylerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve ayaklarını yerden kesebilmek için diğer otomobillere göre çok cüzi rakamlar içeren modelini ülkemiz piyasasına sokmayı başarmıştır.Buna göre Tata Vista 1,4 litrelik Safire Aura versiyonlu otomobili 20,900 TL’den başlayan fiyatı ile sahip olabilirsiniz.Piyasa daki en ucuz otomobillerdendir.Otomobilin karoseri yapısı hatchback olarak karşımıza çıkarken, beklentilerin fazla olmamasından dolayı standart bir araç olarak genel hatlarıyla yetebilmektedir ve fazla göz zevki de aranmamalıdır. Bunun ardından otomobilin motor ünitesini 1,4 litrelik benzinli ünite oluştururken, 74 beygir güç ve 114 Nm tork değeri olarak yetecek miktarda verimlilik sağlanabilmektedir. Tata Vista’nın şanzıman yapısı da seçeneksiz düz (manuel) 5 ileri kademeli olarak yer almaktadır. Otomobilin yakıt tüketim değerleri de şehir içi 7,9 litre, şehir dışı 4,8 litre ve karma yakıt tüketimi de 5,9 litre olarak orta seviyelerde değerlendirilmektedir.Standart bir otomobil olan Tata Vista 1,4 Safire Aura, sürücü hava yastığını, klima sistemini ve sis farlarını da standart olarak sunmaktadır. Önem verilen fren sistemlerinden bir tanesi olan ABS, bu modelde yer almayarak standart güvenlik seviyesinin düştüğünü göstermektedir.Bütçe açısından kısıtlı olanların tercih ettiği bir otomobil olan Tata Vista 1,4 Safire Aura, beklentilerin düşük olduğunu sergileyerek, yine de satışlarda yer alabilmektedir.Uzunluğu 3795 mm,Genişliği 1695 mm ve Yüksekliği 1550 mm’dir. Bagaj kapasitesi ise 232 litredir.http://arabasi.org/kategori/tata/

http://www.ulkemiz.com/tata-vista-1-4-safire-aura-fiyati-ve-ozellikleri

Doğalgaz Nedir ?

Doğalgaz Nedir ?

Doğal gaz yer kabuğunun içindeki fosil kaynaklı bir çeşit yanıcı gaz karışımıdır. Bir petrol türevidir. Yakıt olarak önem sıralamasında ham petrolden sonra ikinci sırayı alır. Doğal gazın büyük bölümü (%70-90'ı), Metan gazı (CH4) adı verilen hidrokarbon bileşiğinden oluşur. Diğer bileşenleri; etan (C2H6), propan(C3H8), bütan (C4H10) gazlarıdır. İçeriğinde eser miktarda karbondioksit (CO2), azot (N2), helyum(He) ve hidrojen sülfür (H2S) de bulunur. Doğal gaz konvansiyoneldir ve konvansiyonel olmayan doğal gaz türleri arasında kaya gazı, kum gazı ve kömür gazı bulunur.Doğal gazı oluşturan hidrokarbon bileşikleri, yeraltındaki petrolün de bileşenleridir. Doğal gaz geçmişte petrol üretimi esnasında ortaya çıkan yararsız bir atık olarak görülmüş ve petrol üretim tesislerinde yakılarak uzaklaştırılmıştır. Günümüzde ise değerli ve stratejik bir enerji kaynağı olarak sıklıkla evlerde ve endüstride kullanılmaktadır. Dünya üzerinde Antarktika dışında tüm kıtalarda doğal gaz üretilmektedir. Dünyadaki en büyük üretici Bağımsız Devletler Topluluğu'dur. ABD, Kanada ve Hollanda ve İran da önemli doğal gaz üreticileri ülkelerdendir.Doğal gazı en verimli ve en ucuz taşıma yöntemi boru hattı kullanımıdır. ABD'de büyük bölümü II. Dünya Savaşı sırasında döşenmiş yaklaşık 3,2 milyon km doğal gaz boru hattı vardır.Bunun yanında doğal gaz basınçlı tanklarda sıvılaştırılmış olarak da taşınabilir. Sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) taşıma sırasında çok yüksek basınç altında ve düşük sıcaklıklarda tutulması zorunluluğu, bu taşıma yöntemini boru hattı yöntemine göre daha verimsiz kılmaktadır.Dünya'da doğal gazÇeşitli kimyasal ürünlerin başlıca hammaddesi olan doğal gaz Dünya enerji tüketiminin önemli bölümünü karşılamaktadır. Doğal gazın geçmişi yüzlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Tarihsel kaynaklar doğal gazın ilk kez M.Ö. 900'lerde Çin'de kullanıldığını göstermektedir. Taşınması, işlenmesi ve stoklanması kolay olan doğal gaz yaygın kullanımı ise 1790’da İngiltere'de başladı. Boru hattı taşımacılığıyla birlikte 1920 lerde artan doğal gaz kullanımı II. Dünya Savaşı'ndan sonra daha da gelişti. Doğal gaz enerji üretim sektöründe ilk kez Amerika'da kullanılmaya başladı. 1950'li yıllarda doğal gazı Dünya'da enerji tüketimindeki oranı %10'u geçmiyordu. Günümüzde ise enerji tüketiminin %24'ü doğal gazla karşılanmaktadır. Dünyada bilinen doğal gaz rezervlerinin yaklaşık 70 yıllık ömrü olduğu tahmin edilmektedir. Bilinen doğal gaz rezervleri petrol rezervlerine eşdeğerdir .Türkiye'de doğal gazTürkiye’de doğal gazın varlığı 1970 yılında Kırklareli Kurumlar Bölgesi'nde tespit edilerek 1976 yılında Pınarhisar Çimento Fabrikası’nda kullanılmaya başlandı. 1975 yılında Mardin Çamurlu sahasında bulunan doğal gaz, 1982 yılında Mardin Çimento Fabrikası’na verildi. Kaynaklardaki rezervlerin sınırlı olması tüketimin genişlemesini önledi.Doğal gazın sanayi ve şehir şebekelerinde kullanımı çalışmalarına, 84/8806 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla 1984 yılında SSCB ile imzalanan doğal gaz sevkiyatı anlaşmasının ardından başlandı. Doğal gaz şehiriçi evsel ve ticari olarak ilk kez 1988’de Ankara’da kullanıldı. 1992 yılında Istanbul, Bursa, Eskişehir ve İzmit’te doğal gaz pazarı genişledi.Türkiye’de tüketime sunulan yıllık doğal gaz miktarı, imzalanan anlaşmalarla 2005 yılında 40 milyar m³; 2010 yılında 55 milyar m³ mertebesine ulaşması beklenmektedir. Özellikle evsel kullanımda doğal gazın kesilmesi riski yoktur. Gazın büyük bir kısmı sanayide kullanılmaktadır ve gaz dağıtım firmaları sanayideki aboneleri ile özel bir sözleşme yaparak olası bir gaz arzı sıkıntısında sanayiye verdiği gaz miktarını azaltıp bunu konutlara vermektedir. Böyle bir durum, bugün için çok az bir ihtimaldir, çünkü ülkemizde gaz arzı talepten fazladır.Türkiye’de de sınırlı bir miktarda doğal gaz çıkmakta ve kullanıma sunulmaktadır. Türkiye doğal gazı esas olarak Rusya ve Iran’dan boru hatlarıyla, Cezayir ve Nijerya’dan sıvılaştırılmış (LNG) olarak deniz yoluyla satın almaktadır. Ayrıca Azerbaycan ve Türkmenistan ile doğal gaz temini için anlaşmalar yapmıştır.Doğal gaz tesisatıDoğal gazın kaynağından alınıp son kullanılacağı yere kadar taşınmasında kullanılan boru, birleştirme parçası ve ekipmanların tümüne birden doğal gaz tesisatı denir. Tesisatta hesaplamalar basınç kaybı ve hız faktörleri göz önüne alınarak tesisat elemanları ve boru çapları belirlenmektedir.Doğal gaz patlama ve boğulma yönüyle insan hayatını tehdit eder. Bu iki tehdide karşı en büyük koruma, ocağın bulunduğu mahale açılan menfezdir. LPG patlamaları ise bilinenin aksine tüp patlamaları değildir. LPG tüpleri 27 bar basınca dayanıklı olarak üretilir, bu basıncın üstüne geçildiğinde emniyet sistemi otomatik olarak basınç dengelenene kadar içerideki gazı dışarı tahliye eder. Yangın veya kaçaklarda patlama nedeni tüp değil, kaçak gazın sıkışarak veya tutuşarak patlamasıdır.Doğalgazın İnsan sağlığına etkisiDoğal gaz hidrojenle doymuş karbon molekülü ve bunun katlarıdır. Doğada serbest halde ve gaz fazında, genellikle yer altında ve eser miktarda havada bulunur. Renksizdir, kokusuzdur. Kaçakların insan burnu tarafından fark edilmesi için dağıtımdan önce yapay bir kimyasalla (kokarca kokusu) harman edilir. Bilinenin aksine doğal gaz insan için zehirleyici bir gaz değildir. Solunduğunda kısa süre içinde baş dönmesi ve denge kaybı, bir süre sonra da bayılma ve ölüm gerçekleşir. Bunun nedeni ise zehirlenme değil oksijen solunumunun durmasıdır. Doğal gazın havadan hafif olması sonucu solunduğunda ciğerlerde ince bir film tabakası oluşturup alveol yüzeylerini kaplar ve havayla teması keser. Nefes alıp verme devam etse de oksijen ciğerler tarafından emilemez ve beyindeki oksijen miktarının azalması sonucu önce baş dönmesi ve baygınlık, ardından da ölüm gerçekleşir. Medyada ve halk arasında doğal gaz zehirlenmesi olarak geçen vakalar aslında boğulma vakalarıdır. Kişi doğal gaza maruz kalmışsa hemen temiz havaya çıkarılmalı, yere sırtüstü yatırılıp gövde 45 derece yana çevrilerek derin soluma yaptırılarak ciğer içindeki gazın dışarı çıkarılması sağlanmalıdır.Doğal gaz doğada sıvı fazında bulunmaz, kaynama noktası -161.6°C'dir. 254 litrelik doğal gaz yüksek basınç ile sıvı hale getirilerek 22 litreye kadar sıkıştırılabilir. Bu sıvı fazı ile temas oluşursa deride ciddi soğuk yanıkları oluşur.

http://www.ulkemiz.com/dogalgaz-nedir-

Papirüs Nedir ? Papürüs Yaprağı Ne İşe Yarar

Papirüs Nedir ? Papürüs Yaprağı Ne İşe Yarar

Familyası: Papirusgiller (Cyperaceae) Türkiye’de yetiştiği yerler: Tabii olarak yetişmez papirüs Nil kıyılarında yetişen, sürüngen, çıplak saplı, otsu bir bitkiPapirüsgillerden, Nil kıyılarında yetişen, sürüngen, çıplak saplı, otsu bir bitki (Cyperus papirus).ve Eski Mısırlıların bu bitkinin saplarından yaptıkları kâğıt Bataklık ve dere kıyılarında yetişen 2-3 m boylarında kamışa benzeyen, çok yıllık otsu bitkiler. Bitkinin gövdeleri üç köşeli, sert ve düğüm (nod)leri yoktur. Çiçekler küçük başaklar halinde olup, bunlar da şemsiyeye benzeyen durumlar yaparlar. Çiçekler 6 parçalı ve kıl gibi incedir. Koyu yeşil olan papirüs bir yıl boyu yapraklarını dökmeyen bir bitkidir. Eğik yaprakları gövdenin ucundaki püsküllü kısımda bulunur.Çok eskiden beri Mısır’da Nil kıyısında tarımı da yapılmış olan bitkidir. Yalnız bugün aşağı Mısır’da bitki hemen hemen hiç kalmamıştır. Yukarı Mısır ve Habeşistan’da yer yer görülmektedir. Kullanıldığı yerler: Papirüs eski Mısırlılar için önemli bir bitkiydi. Gıda olarak kullanıldığı gibi yapraklarından da hasır, sepet imalinde faydalanılırdı.Papirüs kağıt imalinde de kullanıldı. Bunun için sapların tabakaları hafif hafif dövmeyle ayrılır. Sonra bunları 5-6 cm eninde, 25-30 cm boyunda şeritler halinde keserek uç uca ve yan yana yapıştırarak sayfalar halinde tabakalar yaparlardı. Bu tabakalar perdahlanır, böceklerin yememesi için üzerlerine sedir yağı sürülürdü. Bu tabakaların üzerine kamış kullanarak mangal kömürü, sübye ve başka maddelerden meydana gelen mürekkeple yazı yazarlardı. Yapılması, parşömenden çok daha ucuza mal olduğu ve uzun zaman muhafaza edilebildiği için, papirüs, edebi yazılardan resmi yazışmalara kadar çeşitli alanlarda kullanılmıştır.Bu papirüs sahifeleri günümüze kadar saklanmış olup, çok önemli tarihi belgelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.Sözlükte "papirüs" ne demek?1. Papirüsgillerden, nil kıyılarında yetişen bir bitki (cyperus papirus).2. Eski mısırlıların papirüs saplarından yaptıkları kağıt.3. Bu kağıda yazılmış elyazması.Papirüs kelimesinin ingilizcesin. papyrus, paper rushn. papyrusKöken: FransızcaKaynak: http://papirus.nedir.com/#ixzz3PIrnT9Gn

http://www.ulkemiz.com/papirus-nedir-papurus-yapragi-ne-ise-yarar

Debriyaj(Kavrama) Nedir? Nasıl Çalışır?

Debriyaj(Kavrama) Nedir? Nasıl Çalışır?

Döner haldeki bir parçanın hareketini aynı eksen üzerinde bulunan diğer bir parçaya iletmek veya iletilmekte olan bu hareketi istendiği zaman durdurmak amacıyla kullanılan tertibata kavrama adı verilir. Konumuz olan ve motorlu taşıtlarda kullanılan kavramalar krank mili ekseninde olmak üzere motorla vites kutusu arasına bağlanmış olup, motordan vites kutusuna hareket iletimini sağlar ve istendiği zaman, motor çalışmasına devam ettiği halde, bu hareket iletimini durdurur.Kavramanın Görevleri Motor çalışır durumda iken kavrama kavranmış olursa hareket motordan vites kutusuna iletilir. Aynı anda, vites kutusu vites durumunda ise motorun hareketi tekerleklere kadar iletilir ve taşıt harekete geçer. Kavrama ayrılmış durumda ( hareket iletmez durumda ) olduğu zaman motorun hareketi vites kutusuna geçemez ve vites kutusu boş durumda olmasa dahi motorun hareketi vites kutusuna iletilmediğinden taşıtın hareketi mümkün olmaz. O halde, vites kutusu vites durumunda olmasına rağmen, taşıt durur halde iken kavrama motorun çalışmasına imkan verir.Kavramanın geçici olarak motorla vites kutusu arasındaki bağlantıyı kesmesinin, vites kutusunda hız durumlarının değiştirilmesindeki önemi büyüktür. Güç iletimi durdurulmadan vites kutusu bir hız durumundan diğer bir hız durumuna geçirilmek istenseydi, güç iletmekte olan iki dişli basınç altında olacağından bunların ayrılması oldukça güç olurdu. Vites kutusu boş duruma geldikten sonra, güç iletimi devam ederken istenen hız durumuna ait iki dişliyi kavrattırmaya çalışmak da dişlilerinde hasara uğramasına sebep olurdu. Çünkü büyük bir ihtimalle döndüren ve döndürülen dişlilerin çevre hızları birbirinden farklıdır. Bu durumdaki dişlilerin kavrattırılmaya teşebbüs edilmesiyle, dişlerin birbirine çarparak kırılmalarına sebep olunur. Kavrama hareket iletmez duruma getirilirse dişler üzerisindeki basınç kalkacağından dişlerin birbirinden ayrılması kolay olur ve vites boş duruma gelince döndüren dişli serbest hale geleceğinden diğer bir hız durumu için kavrattırılacak dişlilerin çevre hızlarının denkleştirilmesi mümkün olur. Bunun sonucu olarak dişliler kolayca kavrattırılır.(*) Bundan sonra kavrama tekrar kavramış duruma getirilerek motorun hareketi vites kutusu aracılığıyla bir başka oranda tekerleklere iletilir.Diğer taraftan bir taşıtın durur halden belirli bir hızdaki hareket haline hemen geçişi imkansızdır veya büyük bir sarsıntıya sebep olunur. Bunun gibi düşük bir hızdan daha yüksek bir hıza veya yüksek bir hızdan daha düşük bir hıza aniden geçişte de büyük bir sarsıntı meydana gelir ve hareketi ileten parçalar aşırı derecede zorlanarak hasara uğrarlar. Kavrama ilk hareket esnasında motorun hareketini vites kutusuna, dolayısıyla tekerleklere, tedrici olarak iletir ve taşıtın harekete geçişi sarsıntısız olur. Aynı şekilde vites durumunun her değiştirilmesinden sonra motorla vites kutusunu tedricen bağlanmasını sağlayarak, taşıtın ani hızlanmasını veya ani yavaşlamasını, dolayısıyla sarsıntıları önleyerek hareket ileten parçaları hasara uğratmaktan korumuş olur ve taşıtta bulunanları oldukça rahatsız edici bir durum ortadan kaldırılır. Bunlardan başka herhangi bir sebeple de olsa motorla vites kutusu arasındaki bağlantının kesilmesi gerekebilir. Örneğin; bir arıza nedeniyle vites kutusu boş duruma getirilemeyebilir. Bu durumda taşıtın tamir yerine kadar çekilmesi sırasında tekerleklerin hareketinin motora iletilmemesi kavramanın ayırmasıyla mümkün olur.Bu açıklamalardan sonra kavramanın görevi şu şekilde özetlenebilir:• İlk hareket sırasında motorun hareketini tekerleklere tedricen ileterek taşıtın sarsıntısız olarak harekete geçişini sağlamak.• Taşıt hareket halinde iken vites durumlarını değiştirmek için motordan vites kutusuna hareket iletimini geçici olarak kesmek.• Gerekli hallerde motorla güç aktarma organlarının bağlantısını kesmek.Kavramada Aranan Özellikler • Yukarda açıklandığı gibi, kavramanın esas görevi motorun hareketini vites kutusuna tedrici olarak iletmektir. Fakat modern bir kavramada bu görevin yanında aşağıdaki özelliklerin bulunması istenir;• Vites durumlarının kolay ve sessiz olarak değiştirilebilmesi için kavrama diskinin atalet momenti küçük olmalıdır. Bunun içinde diskin hafif olması gerekir. Çok büyük disklerde kavrama pedalına basılınca disk de özel şekilde frenlenerek vitese geçme işlemi sessiz hale getirilir.• Krank milindeki burulma titreşimlerini vites kutusuna iletmemelidir.• Serbest duruma geçmesi için kavrama pedalına tatbik edilmesi gereken kuvvet az olmalıdır.• Bakımı kolay olmalıdır.• Ucuza mal olmalıdır.http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/debriyajkavrama-nedir-nasil-calisir

Paradigma kayması, değişimi nedir ?

Paradigma kayması, değişimi nedir ?

Paradigma, kısaca herhangi bir alanda yerleşik yazılı ve yazılı olmayan tüm kurallar ve uygulamaların bütününe verilen bir isimdir. Paradigma bir başka deyişle bir modelin, bir bakış açısının, kavrayış ve anlayışın adıdır. Bir paradigma, uzun süren deneyimler ve başarısı kanıtlanmış süreçleri içerisinde barındırabilir. Bu, söz konusu paradigmanın her zaman başarılı olacağı anlamına gelmez. Yeni bir paradigma eskisini geçersiz kılacak şekilde tüm kalıpları yıkarak kendi kurallarını koyduğunda artık eskisi için başarılı olabilecek bir zemin kalmamıştır.Paradigma değişimi ve felcine ait pek çok yerde verilen klasik örnek Swiss firmasıdır. Bilindiği gibi dünya saat pazarının en büyüğünü tek başına elinde tutan bu firma dijital saati kendisi dünyaya tanıtmasına rağmen çalışırken tıklama sesi duyulmayan bu saatleri barındıran yeni paradigmayı kavrayamadığından veya klasik deyimle paradigma felcine (paradigm paralysis) yakalandığından 1-2 sene içerisinde eski pazar payının tümüne yakınını Japon elektronik saat firmalarına kaptırmıştır. Paradigma felcine ait diğer örnek olarak IBM firması verilmektedir. Raflarından indirdiği ucuz ve standart (Off-shelf) ürünlerle son kullanıcılar için ilk PC’yi oluşturan IBM, donanım ve yazılım alanında eski paradigmasında takıldığı için yeni paradigmalarla ortaya çıkan bazı firmalar, örneğin PC donanım satışında Dell ve yazılımda (işletim sistemi ekseninde) Microsoft kendi ürettikleri paradigmalarla PC geliştirici bu firmayı geride bırakmışlardır.Burada T. Kuhn'dan bahsetmeden geçmek doğru olmaz, o 'Bilimsel Devrimlerin Yapısı' isimli eserinde Paradigma kavramına ve Paradigma değişine de yer vermekte ve paradigma değişiminin bilimsel krizlerden -ki buna bunalım adını verir- doğduğunu söylemektedir. "Paradigma, egemen olduğu “olağan bilim” dönemi boyunca araştırmayı yönetir ve bilim insanları topluluğunun yöntemlerini, araştırma alanlarını ve çözüm ölçütlerini biçimlendirir. Ancak sorun çözme aracılığıyla verili paradigmanın saflaştırılması, keskinleştirilmesi ve geliştirilmesi sırasında karşılaşılan “aykırılık”ların (“anomali” lerin) gitgide birikmesi bilim insanları topluluğunu ister istemez “olağandışı bilim” evresine, “bunalım” durumuna sürükler. Olağandışı bilim döneminde egemen paradigmanın ve rakiplerinin temel ilkeleri tartışmaya açılarak, sorun çözme işlemi yeni bir paradigma egemenliğini kurana dek askıya alınır. Eğer olağandışı bilim evresinde yürütülen bu tartışma bilimsel topluluk tarafından kabul edilen yeni bir paradigma ortaya koyarsa, bu yeni paradigma yeni bir olağan bilim dönemine yol açacağından ötürü bilimsel bir devrim gerçekleşmiş olur."  İşte bu bilimsel devrimlerde paradigma değişimini gerekli hale getirir.

http://www.ulkemiz.com/paradigma-kaymasi-degisimi-nedir-

Hava filtresi nedir

Hava filtresi nedir

Hava filtresi, motorun yakıtı tepkimeye sokma işlemi için ihtiyaç duyduğu oksijeni (O²) içeren havayı dışarıdan soğuran parçadır. Hava filtresi aynı zamanda dışarıdan gelen havayı temizleme görevini de üstlenir. Hava filtresinin motor için sağladığı hava her zaman yüksek verim sağlamayabilir. Bu durumun başlıca sebeplerinden biri hava filtresinin temizleme görevini düzgün bir şekilde yerine getirememesidir. Bir diğer sebebi ise hava filtresin, motorun çalışmasıyla kaput içinde oluşan sıcak havayı kullanmasıdır. Bu iki durumda da motorda performans kayıpları görülür. Diğer bir dille, yakıt tüketiminde artış meydana gelir. ve daha ucuza temin etmek için orijinal olmayan bir filtreyi de kullanırsanız buda ortalama olarak %10- %15 oranında yakıt artışına sebep olabilir. test verileri bunu ıspatlamaktadır. Böyle bir sonuçla karşılaşılmaması için hava filtresi, kaput içerisinde, soğuk havayı alabileceği en uygun yere yerleştirilmelidir. Yüksek güç üreten motorlarda dışarıdan soğuk hava almaya yönelik hava filtresi kiti kullanımı sıkça görülür.

http://www.ulkemiz.com/hava-filtresi-nedir

Alternatör nedir

Alternatör nedir

Alternatör, mekanik enerjiyi alternatif akıma çeviren elektromekanik bir aygıttır. Çoğu alternatör bu işi yapmak için dönen bir manyetik alan kullanır. Aslında çoğu alternatif akım jenaratörü alternatör olarak adlandırılabilir fakat genelde hareketini içten yanmalı motorların sağladığı alternatif akım üreteçlerine bu isim verilir.Çalışma PrensibiAlternatörler doğru akım üreteçleriyle aynı mantıkla çalışırlar. Bir iletkenin etrafındaki manyetik alan değişince iletkende bir akım oluşur. Modern tipik bir alternatörde rotor denilen mıknatıslar, demir cevherine sarılmış olan stator denilen sabit iletken sargıların içinde veya etrafında dönerler. Mekanik enerjinin rotorları döndürmesiyle iletkenler etrafındaki manyetik alan değişir ve elektrik akımı üretilmiş olur. Rotorun manyetik alanı indüksiyonla (fırçasız jenaratörlerde), mıknatıslarla (genellikle çok ufak makinalarda) veya fırçalar yardımıyla aktarılacak bir akım ile elde edilebilir. Otomobillerde kullanılan alternatörlerde rotordaki manyetik alan her zaman fırçalar ile aktarılan akımla oluşturulur. Böylece rotordaki akım kontrol edilerek alternatörün oluşturduğu voltajın kontrol edilebilmesi sağlanır. Mıknatıs kullanan alternatörler ayrıca rotora akım vermek zorunda olmadıklarından daha verimlidir fakat mıknatısın maliyeti dolayısıyla büyüklükleri sınırlıdır. Mıknatısın manyetik alanı sabit olduğundan üretilen voltaj devir ile birlikte artar. Fırçasız alternatif akım üreteçleri genellikle otomobillerde kullanılanlardan çok daha büyük makinalardır. Fırçasız alternatörlerde alternatör çalışma prensibine göre ana ve ikaz sistemi olarak ikiye ayrılabilir. Ana sistemin hareketli kısmı olan ana rotor devir sayısına göre değişen sayıda kutuplardan oluşur. Rotordaki ana kutuplar çevirici makinanın devrinde döndürülür. Kutuplarda manyetik akının oluşması için doğru akım gereklidir. Ana kutuplara doğru akım ikaz sistemi tarafından verilir.İkaz sisteminin çalışma prensibi ana sistemle aynı olmakla beraber kutup ve sargılar ters çevrilmiştir. Yani, ikaz sisteminde kutuplar hareketsiz olan ikaz statoru üzerinde, sargılar ise dönen ikaz rotoru üzerinde bulunur.Ana statordaki bağımsız yardımcı sargılardan geçen akım voltaj regülatörüde doğrultularak, ikaz statorundaki kutup sargılarına verilir. Kutuplardan çıkan manyetik akıyı kesen ikaz rotoru üzerindeki bobinlerde üç faz alternatif akım oluşur. Alternatif akım, rotordaki döner köprü diyotlarda doğrultularak ana rotora(ana kutuplara) doğru akım olarak aktarılır.Fırçasız alternatörlere yük uygulandığında, voltaj düşümü önlemek ve voltajı istenilen seviyede tutmak için voltaj regülatörü kullanılır.KısımlarıRotorRotor,çekirdekleri (manyetik kutuplar) bir manyetik alan bobini (rotor) kayar bilezikler ve bir rotor milinden meydana gelmiştir.StatorStator, stator çekirdekleri ve stator bobinlerinden meydana gelmiştir ve ön ve arka kapaklara tutturulmuştur. Stator çekirdeği, çelik kaplanmış ince plakalardan meydana gelir.DiyotlarEş yüklü diyot tablaları içinde, üç adet pozitif ve üç adet negatif diyot bulunur. Alternatör tarafından üretilen akım, uç kapaklardan yalıtılmış pozitif yönlü diyot tablalarından verilir.Endüstriyel AlternatörlerBir çevirici makina tarafından çevrilen hareket enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren elektrik makinasıdır. Alternatörler alternatif akım üreteçleridir. Genellikle elektrik enerjisinin şebekeden sağlanamadığı yerlerde kullanılır. Alternatör su türbinleri, rüzgar, dizel motor gibi çeşitli çeviricilerle kullanılabilir. Elektrik ihtiyacı olan çoğu yerde şebeke yedeği olarak yaygın olarak dizel motor ile tahrik edilen alternatörler kullanılır. Dizel motor ile tahrik edilen alternatörler genelde 1500devir/dakika hıza sahiptirler. 30kVA'dan küçük güçlerde 3000d/d hızlı alternatörlere de rastlanır. Su türbini ile çalışan alternatörler ise 750 veya 1000d/d gibi düşük devirli alternatörlerdir.Günümüzde fırçalı alternatörler yerini daha modern ve bakım gerektirmeyen voltajın elektronik voltaj regülatörü ile sabitlendiği alternatörlere bırakmıştır. Fırçasız alternatörlerde döner kutuplar rotordadır, döner kutuplar ana rotor olarak da adlandırılırlar. Mil üzerinde ana rotorla beraber ikaz statoru sargıları ve döner diyotlar bulunur. İkaz rotorunda endüklenen üç fazlı gerilim diyotlarda doğrultularak ana rotora verilir. İkaz statorunda ise sabit kutuplar vardır. Otomatik voltaj regülatörü ile ikaz statoruna verilen akım kontrol edilir. Bu sayede ana rotoru besleyen ikaz rotoru kontrol edilmiş olur. Voltaj regülatörü alternatör tarafından üretilen gerilimi kontrol eder. Alternatör çıkış gerilim istenilen değerin altında ise regülatör ikaz statoruna daha fazla akım basarak ana rotor ürettiği manyetik alan şiddetini arttırarak ana klemensteki voltajı sabit tutmaya çalışır.Voltaj regülatörü ikaz statorunu beslemek için gerekli enerjiyi stator sargılarından veya stator sargılarından bağımsız yerleştirilen yardımcı sargılardan alır. Alternatörlerdeki voltaj regülatörleri enerjisini yardımcı sargılardan alması ani yüklemelerde voltajın çökmesini önler ve alternatör voltajının daha stabil olmasını sağlar. Yardımcı sargılı alternatörler ani yüklemelerde nominal yükün %150 si kadar yükü kaldırabilir. Aynı zamanda yardımcı sargı kullanılması halinde kısa devre akımı nominal akımın 3 katına kadar çıkabilir. Yardımcı sargısı olmayan alternatörlerde ise elektrik motoru start akımları gibi ani yüklerde voltaj çöker ve yük kalkmadan alternatör voltajı istenilen değere kaldıramaz.Voltaj regülatörü fazları ölçerek voltajı sabit tutar. Voltaj regülatörünün en etkin şekilde çalışması için regülatörün 3 fazın kontrolünü yaparak voltaj ayarı yapmalıdır. Sadece tek faza bağlı voltaj regülatörlerinde diğer fazlardaki artış veya dengesiz yük hissedilemez.Bir alternatörün gücü iki şekilde ifade edilir. 1. Devamlı güç: Alternatörün tam yükte, devamlı, kesintisiz çalışmaya müsait olması 2. Standby güç: Alternatörün belli bir sure çalıştırıldıktan sonra dinlendirilerek soğumaya bırakılması, soğuyan alternatörün tekrar çalıştırılması ile elde edilen güç. Standby güç devamlı gücün yaklaşık 1.1 katıdır. Örnek olarak; Devamlı gücü 100 KVA olan alternatörün standby gücü 110KVA olarak ifade edilir. Piyasada genelde Standby güç verilir.Alternatörün güç tespiti yapılırken alternatör sargılarının nominal yükte tamamen ısınana kadar çalıştırılması gerekir. Alternatörün phi=0.8 yükte tamamen ısınması için en az dört saat çalıştırılmalıdır. Bir alternatör yarım saat %150 yükte çalıştırılabilir. Yani 100KVA lık bir alternatör 150kVA'lık yük ile yarım saat çalıştırılması alternatörün 150kVA olacağı anlamına gelmez. Yarım saatten fazla çalıştığında alternatör çok fazla ısınacak veya sargıları yanacaktır. Alternatörün gerçek gücü en sıcak olduğu durumda yani en az dört saat çalıştıktan sonra kendini gösterir.Otomobil AlternatörleriOtomobillerde kullanılan alternatörler aracın motoru çalışıyorken aküyü şarj eder ve diğer tüm elektrik sistemlerine enerji sağlar. Alternatörler, doğru akım elde etmek için gereken çeviriciye sahip olmadıklarından doğru akım üreteçlerine göre daha basit, hafif ve dayanıklıdırlar. Bu dayanıklıkları sayesinde daha yüksek hızlarda çalışabilirler, böylece otomobillerdeki altenatörler motor hızının iki katı hızda dönebilir, bu da alternatörün rölantideki çıkış gücünü artırır. 1960'lardan sonra yarı iletken diyotların ucuza bulunabilmesi ile birlikte otomobil üreticileri doğru akım üreteçleri yerine alternatörleri kullanmaya başladılar. Otomobil alternatörleri alternatif akımı doğru akıma çevirmek için akım düzelticileri kullanırlar. Dalgalanmaları düşük seviyede tutmak için otomobil alternatörlerinde 3 fazlı sargı kullanılmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/alternator-nedir

Kalsiyum ve Kalsiyumun Özellikleri

Kalsiyum, toprak alkalileri grubundan metalik bir element. Sembolü “Ca”dır. İsmi Latincede “kireç” anlamına gelen “calx” sözcüğünden gelmektedir. İlk defa 1808’de Lumphru Davy tarafından kalsiyum hidroksitten elektroliz yoluyla elde edilmiştir.Metalik kalsiyum gümüş gibi parlaktır. Özgül ağırlığı 1,55 g/cm³tür. 851 °C’de erir. 1439 °C’de kaynar.Vücudumuzda makro yapıda bulunur.Elektriği iyi iletir. Gevrek (kırılgan) olmasına rağmen yumuşaktır. Sertliği sodyum ile alüminyum arasındadır. Haddelenebilir ve dövülebilir. Çekme mukâvemeti 438 kg/cm²dir. Oksidasyon değeri 2+’dır. Atom numarası 20, atom ağırlığı 40,078’dir. Yeryüzünde altı tabiî izotopu bulunmaktadır: Ca40, Ca42, Ca44, Ca46 ve Ca48. Dünya üzerindeki kalsiyum elementinin % 97’si Ca40 izotopudur. Sun’î olarak pek çok radyoaktif izotopları elde edilmektedir. Bunlardan birisi Ca45 olup, kemikte kalsiyum kalıntısı üzerinde yapılan araştırmalarda, su tasfiye işlemlerinde, deterjan aktivitesi için ve yüzey ıslanması hâdiseleri üzerindeki çalışmalarda kullanılmaktadır.Kalsiyum yeryüzünde en bol bulunan beşinci elementtir. Volkanik kayaların % 3-63’ünü teşkil eder. Kimyevî reaktivitesi yüksek olduğundan serbest halde bulunmaz. Yer kabuğunda genellikle karbonat, sülfat, silikat ve fosfat bileşikleri şeklinde bulunur. En çok rastlanan mineralleri kireçtaşı, mermer, kalsit (CaCO3), dolamit (MgCO3 CaCO3), fluorit, fluspat (CaF2) apatit Ca3(PO4)2 Ca(FCl)2, gips (CaSO4.2H2O) ve fosfrittir Ca3(PO4)2. Ayrıca deniz suyunda çözünmüş olarak ve kemiklerde kalsiyum fosfat, kabuklu hayvanların kabuklarında ise kalsiyum karbonat hâlinde bulunmaktadır.Bugün metalik kalsiyum yalnız eritilmiş kalsiyum klorürün elektrolizi ile elde edilmektedir. Elektrolit kabı olarak porselen veya demir kaplar kullanılmaz. Çünkü yüksek sıcaklıkta yapılan bu işlemde erimiş kalsiyum klorür, bu tür kaplara tesir eder. Bu sebeple grafitten yapılmış kaplar kullanılmaktadır.Bundan başka kimyevî yollarla da kalsiyum elde edilebilir. Bunlardan biri eritilmiş kalsiyum iyodürü sodyum ile muamele etmektir:CaI2 + 2Na → Ca+ 2NaIdenklemine göre ayrılan kalsiyum, sodyumun fazlasıyla sıcakta alaşım yapar, soğukta kristallerden saf alkol ile sodyum uzaklaştırılarak kalsiyum elde edilir.Kalsiyum, pek çok metallerin alaşımlarının elde edilmesinde kullanılır. Kalsiyum-silikon alaşımları çelikte kristallerin tânecik büyüklüğünü kontrol eder. Alüminyumlu alaşımlarda ise kalsiyum, metallerin mekanik ve elektrik özelliklerini iyileştirir. Kalsiyum-lityum alaşımları, çelik, bakır ve nikel alaşımlarında deoksidan olarak kullanılır. Kalsiyum-germanyum alaşımları da, saflaştırıcı olarak kullanılır % 98 kurşun, % 2 kalsiyumdan meydana gelen alaşım mekanik yatak metallerinin hazırlanmasında kullanılır.Kalsiyum kolayca elektron kaybettiğinden dolayı, çok iyi bir indirgeyicidir. Bu amaç için kullanılan metalik sodyumdan pahalı olmasına rağmen, zirkonyum, hafniyum, vanadyum, tungsten, toryum, uranyum, yitryum, skandiyum, sezyum ve nadir toprak metalleri gibi az bulunan metallerin elde edilmesinde yaygın olarak kullanılır. Bu metaller, oksitleri veya florürlerinin indirgenmesi sonucu elde edilir. Suya olan aşırı hassaslığından dolayı, kalsiyum aynı zamanda alkol gibi organik çözücüleri kurutmak için de kullanılır. Deniz altında ses veren aletlerde kullanılması, su ile olan reaksiyonunda hidrojen gazı açığa çıkarmasına dayanır.Önemli bir kalsiyum bileşiği olan kalsiyum asetat ve asetik asit îmâlâtında, tekstil kurutmasında ve baskısında; kalsiyum bromür, fotoğrafçılıkta, su alıcı madde olarak yiyecek ve ahşabın korunmasında; kalsiyum siyanamit, sun’î gübrede istenmeyen otlara karşı ve demir-çeliğin sertleştirilmesinde; kalsiyum sikhamat, alkolsüz içkilerde, düşük kalorili ve diyabetik yiyeceklerde sun’î tat verici olarak; kalsiyum hipoklorit, bakterilere, mantarlara karşı; kalsiyum tungstat ışık veren boyalarda ve floresan lambalarda kullanılır. Bu bileşiğin sentetik kristalleri laser ve maserler için bir başlangıç maddesidir. Biyolojik önemiYaşayan canlıların fizyolojik kimyâsında kalsiyum önemli rol oynar. İnsan vücûdundaki kalsiyumun % 99’u kemiklerde ve dişte bulunur. Kan kalsiyum düzeyi sağlıklı bır insanda 8,5-10,2 mg/dL düzeyindedir. 8,5 mg/dL altındaki değerler Hipokalsemi, 10,2 mg/dL üzerindeki değerlerde ise hiperkalsemi olarak adlandırılır. Kalsiyumun büyük bir kısımı kanda Albumine bağlanarak taşınır. Vücutta birçok fizyolojik fonksiyonu olan kalsiyumun yeterli miktarlarda alınmaması, barsaklardan emiliminde bozukluklar, yetersiz güneş ışığına maruz kalmak kalsiyum eksikliğine sebep olur. Çocuklardaki klinik tablo Raşitizm, yetişkinlerde ise Osteomalazi olarak isimlendirilir. Kalsiyumun dokularda kullanılabilmesi için C ve D vitaminlerinin de yeterince bulunması lâzımdır. Hattâ kandaki fosfor ve kalsiyumun birbirine oranları da uygun olmalıdır. Peynir kalsiyumca, ceviz fosforca zengin bir yiyecektir.Kalsiyumun, kasların gerginliği ve kalbin çalışmasında, gebelik ve doğumdan sonra süt yapımında büyük rolü vardır. Kemik gelişimi ve yapısı üzerindeki etkileri nedeniyle özellikle bebeklerde ve çocuklarda yeterince kalsiyum alınmasına özen gösterilmelidir. Kalsiyum, süt ve süt ürünlerinde, yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur. Ayrıca, badem, fındık gibi kuru yemişler de kalsiyum içerir. Keçiboynuzundaki kalsiyum oranı, inek sütündekinden üç kat daha yüksektir.[1]Çok Fazla alınması durumunda ise kas güçsüzlüğü, kireçlenme gibi belirtiler görülebilir.Bitkilerdeki önemiYaşlı yapraklardan genç yapraklara hareket etmediği için eksiklik belirtileri ilk olarak genç yapraklarda veya dokularda görülür. Bitkinin kök gelişimi zayıflar. Genç yapraklarda kenar ölümleri, kıvrılma ve kırışma olur. Meyveler yumuşar ve raf ömürleri kısalır. Şeker pancarında uç yanıklığı oluşur. Domateste çiçek burnu çürüklüğü, karpuz ve biberde de benzer belirtiler görülür. Elma ve armutta mantarsı leke, acı çürük ve acı beneğe rastlanır. Birçok meyve ve sebzelerde dış ve iç zararlar görülür. Meyvelerin pazar değeri düşer ve ucuz olur.

http://www.ulkemiz.com/kalsiyum-ve-kalsiyumun-ozellikleri

Titanyum ve Titanyumun özellikleri

Titanyum sembolü Ti olan 22 atom numaralı kimyasal elementtir. Hafif, güçlü, parlak, korozyona karşı dirençli grimsi bir geçiş metalidir. Titanyum demir, alüminyum, vanadyum, molibden gibi elementler ile alaşım yapabilir. Bu güçlü, hafif alaşımlar havacılık (jet motorları, füzeler ve uzay araçları) askeri, endüstriyel işlemler (kimyasallar ve petrokimyasallar, arıtma santralleri, kâğıt hamuru ve kâğıt) otomotiv, yiyecek, tıp (protezler, implantlar , dental endodontik malzemeler, dental implantlar), spor eşyaları, mücevher, cep telefonu, ve diğer uygulamalarda kullanılır. Titanyum 1791'de William Gregor tarafından İngiltere'de keşfedildi ve Martin Heinrich Klaproth tarafından Yunan mitolojisindeki Titan'a atfen bu şekilde isimlendirildi. Element birkaç mineral depozitde bulunur. Bunlardan öncelikli olanlar yer kabuğunda ve litosferde genişce dağılmış olan rutil ve ilmenittir. Titanyum neredeyse tüm canlı varlıklarda, kayalarda, sularda ve toprakta bulunur. Metal başlıca mineral cevherlerinden Kroll işlemi ve Hunter işlemi yöntemleri ile çıkarılır. En yaygın bileşiği olan titanyum dioksit beyaz pigment imalatında kullanılır. Diğer bileşiklerinden titanyum tetraklorid (TiCl4) sis perdelerinde/havaya yazı yazımında kullanılır, katalizör olarak kullanılır ve titanyum triklorid polipropilen imalatında katalizör olarak kullanılır.Metal formun en yararlı özellikleri korozyona karşı dirençli olması ve bütün metaller içinde en yüksek dayanıklılık-ağırlık oranına sahip olmasıdır. Alaşımsız haliyle %45 daha hafif olmasına rağmen bazı çelikler kadar dayanıklıdır. Elementin iki allotropik türü ve 46Ti'den 50Ti'ye beş tane doğal izotopu bulunur. Bunlardan 48Ti doğal olarak en bol bulunan izotoptur (73.8%). Titanyumun kimyasal ve fiziksel özellikleri zirkonyumunkiler ile benzerlik gösterir.Titanyum, 1791'de Cornwall, İngiltere'de amatör jeolog ve papaz olan William Gregor tarafından bir mineralde keşfedildi. O Manacan bölgesi yakınlarındaki akarsuda siyah kumlar buldu ve kumların mıknatısla etkilendiğine dikkat etti böylece ilmenitin içinde yeni bir elementin varolduğunu düşündü. Kumun analizi iki metal oksidin varolduğunu gösterdi, biri demir oksit (ki bu mıknatıstan etkilenmeyi açıklıyor) ve %45.25 oranında Gregor'ın tanımlayamadığı beyaz bir metal oksit. Gregor, tanımlayamadığı oksitin bilinen hiçbir elementin özelliklerine uymadığını farketti ve bulgularını Royal Geological Society of Cornwall'de ve Alman bilim dergisi Crell's Annalen 'de bildirdi.Aynı zaman zarfında Franz Joseph Muller de tanımlayamadığı benzer bir maddeyi üretti. Bunlardan bağımsız olarak Alman kimyager Martin Heinrich Klaproth 1795'de Macaristan'da bir rutilde oksidi yeniden keşfetti. Klaproth oksidin yeni bir element içerdiğini buldu ve elemente titanyum ismini verdi.  Gregor'ın daha önceki keşfini duyduğunda bir miktar manaccanite örneği elde etti ve bunun titanyum içerdiğini doğruladı.Titanyumun cevherlerinden çıkarmak zahmetli ve pahalı bir süreç gerektirir. Titanyumu karbonun varlığında normal biçimde ısıtarak ayırmak mümkün değildir, çünkü bu işlemin sonucu titanyum karbittir. Saf metalik titanyum (99.9%) ilk olarak Matthew A. Hunter tarafından 1910'da Hunter işleminde TiCl4 ile sodyumun 700–800 °C'de ısıtılmasıyla hazırlandı.Titanyum metali William Justin Kroll'un Kroll işleminde titanyum tetraklorid ile magnezyumu eritip metalin ticari anlamda kullanılabilir olduğunu kanıtladığı 1946'ya kadar laboratuvar dışında kullanılmadı. Daha verimli ve daha ucuz işlemler konusunda çalışmalar (örneğin; FFC Cambridge) devam etse de ticari üretim için halen Kroll işlemi kullanılmaktadır. Sovyet döneminde Sverdlovsk Oblastı'na bağlı Verhnyaya Pişma şehrinde bulunan Uralredmet  fabrikasında Van Arkel-de Boer işlemi ‎ile üretilmiş olan titanyumun kristal çubuğu (ağırlık: 283 g, uzunluk: 14 cm, çapı: 25 mm).1925'de Anton Eduard van Arkel ve Jan Hendrik de Boer iyodür veya kristal çubuk işlemini keşfettiklerinde az miktarda çok yüksek saflıktaki titanyum elde edildi.1950'lerde ve 1960'larda Sovyetler Birliği titanyumun askeri ve denizaltı uygulamalarında kullanımının öncüsü oldu (Alfa sınıfı ve Mike Class). Sovyetlerin bu uygulamaları Soğuk Savaş ile ilgili programlarının bir parçasıydı. 1950'lere girilirken titanyum, F100 Super Sabre ve Lockheed A-12 gibi uçaklarda kullanılmasıyla özellikle yüksek performanslı jetlerde olmak üzere askeri havacılıkta geniş bir şekilde kullanılmaya başlandı. ABD'de Savunma Bakanlığı metalin stratejik öneminin farkına vardığında ilk ticarileştirme çabalarını destekledi. Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD hükümeti titanyumu Stratejik Materyal olarak düşündü ve büyük bir titanyum süngeri stoğunu Defense National Stockpile Center'da sakladı. Bu stok nihayet 2005'te tüketildi. Bugün dünyanın en büyük titanyum üreticisi dünya pazar payının %29'unu elinde bulunduran Rusya kökenli VSMPO-Avisma'dır. Fiziksel ÖzellikleriMetalik bir ak element olan titanyum sahip olduğu yüksek dayanıklılık-ağırlık oranı ile bilinir. Düşük yoğunluklu hafif ve güçlü bir metaldir. Saf haliyle tamamen esnektir (özellikle oksijensiz ortamda). Parlak, metalik beyaz renklidir. Göreli olarak yüksek erime noktası ((1,649 °C or 3,000 °F'nin üstünde)) ile dayanıklı metallerden olması açısından kullanışlıdır.Ticari sınıf (%99.2 saf) titanyum yaklaşık 63,000 psi (434 MPa) tensil (gerilme) gücüne sahiptir. Bu birçok çelik alaşımın tensil gücüne eşittir ancak titanyum %45 oranında daha hafiftir. Titanyum alüminyumdan %60 oranında daha ağır olmasına rağmen en yaygın olarak kullanılan aluminyum alaşımı 6061-T6'dan iki kat daha güçlüdür.. Belli titanyum alaşımlarının (örneğin Beta C) tensil gücü 200,000 psi'ın (1380 MPa) üzerine kadar çıkabilir. Yine de 430 °C'nin (800 °F) üzerinde ısıtıldığında titanyum dayanıklılığını yitirmeye başlar.Titanyum (ısı işlemi uygulanmış bazı cins çelikler kadar olmasa da) oldukça sert, antimanyetik ve zayıf bir ısı iletkenidir. Çelikte olduğu gibi titanyum yapılarında yaşam süresini garanti eden bir yorulma sınırı vardır.Metal dimorfik allotroptur. Kristal yapısı 882 °C'de (1,619 °F) cisim merkezli kübik beta formdan hegzagonal alfa forma değişir. Alfa formunun özgül ısısı titanyum geçiş sıcaklığına ulaşıncaya kadar çarpıcı bir şekilde yükselir sonra tekrar düşer ve sabit kalır, beta form için ise sıcaklıktan bağımsızdır.Zirkonyum ve hafniyuma benzer şekilde, ekstra bir omega fazı vardır, bu faz yüksek basınçlarda termodinamiksel olarak kararlıdır ancak normal basınçta yarı kararlı olabilir. Kimyasal özellikleriTitanyumun en ünlü kimyasal özelliği korozyona karşı gösterdiği müthiş direncidir. Neredeyse platin kadar dirençli olan element asitler, klor gazı ve yaygın tuz çözeltilerinin maruziyetine karşı koyabilecek yeterliliktedir. Saf titanyum su içerisinde çözünmez ancak yoğun asit içinde çözünebilir.Pourbaix diagramı titanyumun termodinamik olarak çok reaktif bir metal olduğunu gösterir. Titanyumun su ve hava tepkimesi yavaştır.Saf su, perklorik asit ve sodyum hidroksit içindeki titanyum için pourbaix diagramıBu metal havada yükseltilmiş sıcaklıklarda pasif ve (korozyon direncini artıran) koruyucu bir tabaka oluşturur, ancak oda sıcaklığında kararmaya karşı dirençlidir. İlk oluşumda bu tabaka sadece 1–2 nm kalınlığındadır, ancak kalınlık zamanla yavaşça artmaya devam eder (dört yıl içinde 25 nm'lik bir kalınlığa ulaşır).Titanyum havada 610 °C (1,130 °F) ve daha yüksek sıcaklıklarda titanyum dioksit oluşturarak yanar. Titanyum ayrıca saf azot içinde yanan birkaç elementten biridir (800 °C veya 1,472 °F sıcaklığında yanarak titanyum nitrit oluşturur). Titanyum klor gazı, klorid solüsyonları ve organik asitlerin çoğu ile birlikte, seyreltik sülfürik ve hidroklorik aside karşı dirençlidir. Element paramanyetiktir (mıknatısla zayıf etkileşim gösterir) ve elektriksel ve ısıl iletkenliği düşüktür.Deneyler doğal titanyum döteron ile bombardıman edildiğinde radyoaktif hale geldiğini gösterdi. Bu durumda titanyum pozitronlar ve şiddetli gama ışınları yayımlar. Kızarmış bir metal olduğunda oksijenle ve sıcaklığı 550 °C'ye (1,022 °F) ulaştığında klor ile bileşik oluşturur. Titanyum ayrıca diğer halojenlerle de reaksiyona girer ve hidrojenBulunuşÜretici     Bin ton     Toplamdaki %Avustralya     1291.0     30.6Güney Afrika     850.0     20.1Kanada     767.0     18.2Norveç     382.9     9.1Ukrayna     357.0     8.5Diğer ülkeler     573.1     13.6Toplam     4221.0     100.1Kaynak: 2003'teki titaniumdi oksit üretimi.Yuvarlamalar yüzünden toplam % 100 değildir.Titanyum doğada her zaman diğer elementler ile bağlı bir şekilde bulunur.Yer kabuğunda dokuzuncu en bol bulunan elementtir (kütle ile % 0.63) ve dördüncü en bol bulunan metaldir. Titanyum volkanik kayalarda, tortul tabakalarda bulunur ve bunlardan çıkarılır. United States Geological Survey tarafından analiz edilen 801 çeşit volkanik kayadan 784 tanesinde titanyum tespit edilmiştir. Topraklarda bulunma oranı yaklaşık olarak % 0.5, 1.5 arasındadır.Titanyum öncelikli olarak anataz, brukit, ilmenit, perovskit, rutil, titanit (sfene) minerallerinde ve birçok demir cevherinde geniş ölçüde yayılmıştır. Bu minerallerden, titanyumu yüksek konsantrasyonda bulmak zor olsa da sadece rutil ve ilmenit ekonomik öneme sahiptir. Titanyum içeren önemli ilmenit birikimleri batı Avustralya, Kanada, Çin, Yeni Zellanda, Norveç, Hindistan ve Ukrayna'da bulunur. Büyük miktarlarda rutil Kuzey Amerika ve Güney Amerika'da çıkarılır ve buralardan çıkarılan maden toplam yıllık üretime metalden 90,000 ton ve titanyum dioksitten 4.3 milyon ton katkıda bulunur. Titanyumun bilinen toplam rezervi yaklaşık olarak 600 milyon tondur.Titanyum meteorlarda da bulunur ayrıca güneş ve M tipi yıldızlarda (3,200 °C (5,792 °F) yüzey sıcaklığı ile en soğuk yıldız tipidir) bulunduğu tespit edildi. Apollo 17 görevi kapsamında aydan dünyaya getirilen kayaçlarda 12.1% oranında TiO2 tespit edildi. Titanyum ayrıca kömür küllerinde, bitkilerde ve hatta insan vücudunda da bulunur.ÜretimTitanium (Mineral Concentrate)Titanyumun işlenmesi dört büyük aşamadan oluşur: titanyum cevherinin gözenekli bir form olan süngere redüksiyonu; süngerin veya sünger ve bir sertleştirme alaşımının bir külçe oluşturmak için eritilmesi; külçenin ham metal kütük, çubuk, levha, şerit ve boru gibi genel fabrika ürünlerine dönüştürüldüğü birinci fabrikasyon; ve fabrika ürünlerinden elde edilen son mamullerin ikici fabrikasyonu.Metal yüksek sıcaklıklarda oksijen ile reaksiyon verdiği için kendi dioksidinin redüksiyonu ile üretilemez. Bu yüzden titanyum metali ticari olarak, karmaşık ve pahalı bir yığın işleme metodu olan Kroll süreci ile üretilir. (Titanyumun göreli olarak yüksek piyasa değeri esas olarak metalin bir diğer pahalı metal olan magnezyumun feda edildiği işlem süreciyle bağlantılıdır.) Kroll sürecinde ilk olarak oksit klorlama yöntemi ile klorüre dönüştürülür. Bu sayede klor gazı, karbonun varlığında TiCl4 oluşması için akkor rutil veya ilmenite geçiş yapar.En son geliştirilen bir metot olan FFC Cambridge işlemi Kroll işleminin yerini alabilir. Bu metot toz ya da sünger olan son ürünün yapımında hammadde olarak rutilin arıtılmış formu olan titanyum dioksit tozunu kullanır.

http://www.ulkemiz.com/titanyum-ve-titanyumun-ozellikleri

Alüminyum Elementinin Özellikleri

Alüminyum (veya aluminyum, Simgesi Al). Gümüş renkte sünek bir metaldir. Atom numarası 13 tür. Doğada genellikle boksit cevheri halinde bulunur ve oksidasyona karşı üstün direnci ile tanınır. Bu direncin temelinde pasivasyon özelliği yatar. Endüstrinin pek çok kolunda milyonlarca farklı ürünün yapımında kullanılmakta olup dünya ekonomisi içinde çok önemli bir yeri vardır. Alüminyumdan üretilmiş yapısal bileşenler uzay ve havacılık sanayii için vazgeçilmezdir. Hafiflik ve yüksek dayanım özellikleri gerektiren taşımacılık ve inşaat sanayiinde geniş kullanım alanı bulur.Alüminyum,yumuşak ve hafif bir metal olup mat gümüşümsü renktedir. Bu renk, havaya maruz kaldığında üzerinde oluşan ince oksit tabakasından ileri gelir. Alüminyum, zehirleyici ve manyetik değildir. Kıvılcım çıkarmaz. Saf alüminyumun çekme dayanımı yaklaşık 49 megapascal (MPa) iken alaşımlandırıldığında bu değer 700 MPa'a çıkar. Yoğunluğu, çeliğin veya bakırın yaklaşık üçte biri kadardır. Kolaylıkla dövülebilir, makinede işlenebilir ve dökülebilir. Çok üstün korozyon özelliklerine sahip olması, üzerinde oluşan oksit tabakasının koruyucu olmasındandır. Elektrik iletkenliği %64,94 IACS'dir (saf Al, 2 °C'de).Eski Yunanlar ve Romalılar, alüminyum(æljʊˈmɪniəm)un tuzlarını, boyaların renklerini sabitleştirmede ve kan durdurucu olarak kullanmışlardır. Alum günümüz tıbbında hala kan durdurucu ve damar büzücü olarak kullanılmaktadır.Friedrich Wöhler'in, alüminyumu, 1827'de, susuz alüminyum klorürü potasyum ile karıştırarak ayrıştıran ilk kişi olduğu bilinirse de metal, o tarihten iki sene kadar önce, Danimarkalı bir fizikçi ve kimyacı olan Hans Christian Øersted tarafından saf olmayan bir formda üretilmiştir. Dolayısıyla almanaklarda ve kimya literatüründe Øersted'in adı alüminyumu bulan kişi olarak geçer. Fransız Henri Saint-Claire Deville, 1846'da, Wöhler'in metodunu, daha pahalı olan potasyum yerine sodyum kullanarak geliştirmiştir.Amerikalı Charles Martin Hall 1886'da, alüminyumun elektrolitik bir işlemle eldesine ilişkin bir patent başvurusunda (patent no: 400655) bulunmuş, aynı yıl, Hall'un bu buluşundan tamamen habersiz olmak üzere Fransız Paul Héroult da aynı tekniği Avrupa'da geliştirmiştir. Bu nedenle iki bilim adamının adı verilen Hall-Heroult işlemi, günümüzde alüminyumun cevherinden eldesinde bütün dünyada kullanılan temel yöntemdir.ABD'deki Washington anıtının zirvesinin yapımında alüminyum kullanılması kararlaştırılmış ve o tarihte alüminyumun yaklaşık 30 gramının maliyeti bu projede çalışan bir işçinin yevmiyesinin iki katına eşdeğer olmuştur.Adolf Hitler'in yönetime gelişinden hemen sonraki yıllarda Almanya, alüminyum üretiminde dünya lideri olmuştur. Ancak 1942'de, ABD'de yeni hidroelektrik santral projelerinin (örneğin, Grand Coulee Barajı) devreye alınması, ABD'ye Nazi Almanya'sının başedemeyeceği bir üstünlük vermiştir. Bu üstünlük, dört yıl içinde 60 bin savaş uçağı yapmaya yetecek kadar alüminyum üretimi şeklinde ortaya çıkmıştırYerkabuğunda bol miktarda (%7,5-8,1) bulunmasına rağmen serbest halde çok nadir bulunur ve bu nedenle bir zamanlar altından bile daha kıymetli görülmüştür. Alüminyumun ticari olarak üretiminin tarihi 100 yıldan biraz fazladır.Alüminyum ilk keşfedildiği yıllarda cevherinden ayrıştırılması çok zor olan bir metal idi. Alüminyum rafine edilmesi en zor metallerden biridir. Bunun nedeni, çok hızlı oksitlenmesi, oluşan bu oksit tabakasının çok kararlı oluşu ve demirdeki pasın aksine yüzeyden sıyrılmayışıdır.Alüminyumun hurdalardan geri kazanımı, günümüz alüminyum endüstrisinin önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Geri kazanım işlemi, metalin basitçe tekrar eritilmesi esasına dayanır, ki bu yöntem metalin cevherinden üretimine nazaran çok daha ekonomiktir. Alüminyum rafinasyonu çok yüksek miktarlarda elektrik enerjisi gerektirir, buna karşılık geri kazanım işlemi, üretiminde kulanılan enerjinin %5'ini harcar. Geri kazanım işlemi 1900'lü yılların başlarından beri uygulanmakta olup yeni değildir. 1960'lı yılların sonlarına kadar düşük profilli bir faaliyet olarak devam eden geri kazanım olgusu, bu tarihte içecek kutularının alüminyumdan yapılmaya başlanması ile gündeme daha yoğun şekilde gelmiştir. Diğer geri döndürülen alüminyum kaynakları arasında otomobil parçaları, pencere ve kapılar, cihazlar ve konteynerler sayılabilir.Alüminyum reaktif bir metal olup cevherinden (alüminyum oksit, Al2O3) kazanımı çok zordur. Örneğin, karbonla doğrudan redüksiyonu, alüminyum oksitin ergime sıcaklığı yaklaşık 2000 °C olduğundan ekonomik olmaktan uzaktır. Dolayısıyla, alüminyum elektroliz yöntemiyle kazanılır. Bu yöntemde alüminyum oksit, ergimiş kriyolit içinde çözündürülür ve daha sonra saf metale redüklenir. Bu yöntemde redüksiyon hücrelerinin çalışma sıcaklığı 950-980 °C civarındadır. Kriyolit, Grönland adasında bulunan doğal bir mineraldir fakat alüminyum üretimi için sentetik olarak yapılır. Kriyolit, alüminyum ve sodyumun florürlerinin bir karışımı olup formülü Na3AlF6 şeklindedir. Alüminyum oksit (beyaz toz), yaklaşık %30-40 demir içerdiği için kırmızı renkli olan boksitin rafinasyonu ile üretilir. Bu işlemin adı Bayer işlemidir ve daha önceleri kullanılmakta olan Deville işleminin yerini almıştır.Wöhler işleminin yerini alan elektroliz yönteminde her iki elektrot da karbondan yapılmıştır. Cevher bir kez ergimiş hale geldikten sonra iyonlar serbestçe dolaşmaya başlarlar. Negatif elektrotta (katot) gerçekleşen reaksiyon:    Al3+ + 3e- → Alolup alüminyum iyonunun elektron alarak redüklendiğini gösterir. Alüminyum metali daha sonra hücrenin tabanına sıvı halde çöker ve buradan sifonlanarak dışarı alınır.Öte yandan, pozitif elektrotta (anot) oksijen gazı oluşur:    2O2- → O2 + 4e-Anot karbonu bu oksijen ile oksitlenerek tükenir ve dolayısıyla düzenli aralıklarla yenilenmesi gerekir:    O2 + C → CO2Katotlar elektroliz işlemi sırasında, anotların tersine, tükenmezler çünkü katotta oksijen çıkışı olmaz. Katodun karbonu, hücre içinde sıvı alüminyum ile örtülmüş olduğu için korunmalıdır. Öte yandan katotlar, elektrokimyasal işlemler gereği erozyona uğrarlar. Elektrolizde uygulanan akıma bağlı olarak, hücelerin 5-10 yılda bir tümüyle yenilenmesi gerekir.Hall-Héroult işlemiyle alüminyum elektrolizi çok fazla elektrik enerjisi tüketirse de, alternatif yöntemler gerek ekonomik gerekse ekolojik olarak uygulanabilirlikten uzaktırlar. Dünya genelinde, ortalama spesifik enerji tüketimi, kg Al başına yaklaşık 15±0.5 kilowatt saat dir (52-56 MJ/kg). Modern tesislerde bu rakam yaklaşık 12.8 kW·h/kg (46.1 MJ/kg) civarındadır. Redüksiyon hattının taşıdığı elektrik akımı, eski teknolojilerde 100-200 kA iken bu değer, modern tesislerde 350 kA'e kadar çıkmış olup 500 kA'lik hücrelerde deneme çalışmaları yapıldığı bilinmektedir.Alüminyum üretim maliyetinin %20-40'ını, tesisin bulunduğu yere göre değişmek üzere, elektrik enerjisi oluşturmaktadır. Bu nedenle alüminyum üreticisi işletmeler, Güney Afrika, Yeni Zelanda'nın Güney Adası, Avustralya, Çin, Orta Doğu, Rusya, İzlanda, Kanada'da Quebec gibi elektrik enerjisinin bol ve ucuz olduğu bölgelere yakın olmak eğilimindedirler.Çin 2004 itibarıyla, alüminyum üretiminde dünya lideridir.Alüminyumun canlı hücreler üzerinde yararlı bir işleve sahip olduğu gözlemlenmemiştir. Bazı kişilerde, alüminyumun herhangi bir formundan kaynaklanabilen temas dermatiti (deri iltihabı), stiptik (kan durdurucu) veya ter önleyici ürünler kullanımıyla birlikte ortaya çıkan kaşıntılı kızarıklık, alüminyum tencerelerde pişen yemeklerin yenmesiyle ortaya çıkan sindirim bozuklukları ve besinlerin emiliminin durması, ve Rolaids, Amphojel, ve Maalox gibi antasit (asit giderici) ilaçların kullanımıyla ortaya çıkan kusma vb. gibi zehirlenme belirtileri şeklinde alerjik reaksiyonlar yaratabilir. Diğer kişilerde alüminyum, ağır metaller kadar zehirli olmasa da ve alüminyumdan yapılmış mutfak gereçleri kullanımının (yüksek korozyon direnci ve iyi ısı iletkenliği nedeniyle tercih edilir), genelde alüminyum zehirlenmesine yol açtığı kanıtlanmamış olsa da, yüksek dozlarda alındığında zehirlenme belirtileri gösterebilir. Alüminyum bileşikleri içeren antasitlerin aşırı dozda tüketimi ve alüminyum içeren ter önleyicilerin aşırı miktarda kullanımı zehirlenme nedeni olabilir. Alüminyumun Alzheimer hastalığına yol açtığı iddia edilmişse de o araştırma, tam tersine, Alzeimer hastalığının neden olduğu tahribatın, vücutta alüminyum birikimine yol açtığı şeklinde çürütülmüştür. Özetle, eğer alüminyum zehirlenmesi varsa bunun oldukça spesifik bir mekanizma ile gerçekleşmesi gerekir. Zira insanın yaşamı boyunca, toprakta doğal kil mineralinin içindeki alüminyum ile olan teması zaten yeterince yüksektir.Alüminyumun, onun hızla korozyona uğramasına neden olan bazı kimyasallarla temas etmesinden kaçınmak gerekir. Örneğin, bir parça alüminyumun yüzeyine damlatılan çok küçük bir miktar civa, koruyucu alüminyum oksit tabakasını kolayca deler ve birkaç saat içinde devasa yapı kirişleri bile önemli derecede zayıflayabilir. Bu nedenle, pek çok havayolu şirketi, uçakların yapısal iskeletinde alüminyum önemli bir yer tuttuğu için civalı termometrelere izin vermemektedir. Kimyasal YapısıOksidasyon kademesi 1    Alüminyum hidrojen atmosferi altında 1500 °C ye ısıtıldığında AlH üretilir.    Alüminyumun normal oksidi (Al2O3) silisyum ile 1800 °C de vakum altında ısıtıldığında Al2O üretilir.    Al2S3 ün alüminyum talaşları ile 1300 °C de vakum altında ısıtılması ile Al2S üretilir. Ancak hızlıca başlangıç maddelerine ayrışır. İki değerlikli selenyum da benzer şekilde yapılır.    Üç değerlikli halojenürleri, alüminyum ile ısıtıldıklarında -AlF- -AlCl- ve -AlBr- gaz fazında elde edilebilir.Oksidasyon kademesi 2    Alüminyum tozu oksijenle yandığında alüminyum alt-oksidinin (AlO) varlığı gösterilebilir.Oksidasyon kademesi 3    Fajans kuralı, basit bir üç değerlikli katyonun (Al3+) susuz tuzlarda veya Al2O3 gibi ikili bileşiklerde bulunamayacağını gösterir. Hidroksit zayıf bir bazdır ve karbonat gibi zayıf baz olan alüminyum tuzları hazırlanamaz. Nitrat gibi kuvvetli asit tuzları kararlı ve suda çözünürdürler. En az altı moleküllü hidratlar oluştururlar.    Alüminyum hidrür (AlH3)n, trimetil-alüminyum ve aşırı oksijen kullanarak üretilebilir. Havada patlayarak yanar. Alüminyum klorürün eter çözeltisi içinde lityum hidrürle muamelesi sonucu da üretilebilir. Ancak çözücüden ayrıştırılamaz.    Alüminyum karbür (Al4C3) elementlerin oluşturduğu karışımın 1000 °C nin üzerine ısıtılması ile üretilebilir. Açık sarı renkli kristallerinin kompleks bir kafes yapısı vardır ve su veya seyreltik asitle metan gazı verirler. Asetilit (Al2(C2)3), ısıtılmış alüminyum üzerinden asetilen geçirmek suretiyle üretilir.    Alüminyum nitrür (AlN), elementlerinden 800 °C de üretilebilir. Su ile hidrolize olarak amonyak ve alüminyum hidroksit verir.    Alüminyum fosfit (AlP), benzer şekilde yapılır ve fosfin vererek hidrolize olur.    Alüminyum oksit (Al2O3), doğada korundum olarak bulunur ve alüminyumun oksijenle yakılması veya hidroksit, nitrat veya sülfatının ısıtılmasıyla elde edilir. Kıymetli taş olarak sertliği elmas, bor nitrür ve karborundum'dan sonra gelir. Suda hemen hemen hiç çözünmez.    Alüminyum hidroksit, bir alüminyum tuzunun sulu çözeltisine amonyak ilavesi yoluyla jelatinimsi bir çökelek şeklinde elde edilebilir. Amfoteriktir; hem çok zayıf bir asit olup hem de alkalilerle alüminatlar yapar. Değişik kristal formlarında bulunur.    Alüminyum sülfür (Al2S3), alüminyum tozu üzerinden hidrojen sülfür geçirerek üretilebilir. Polimorfiktir.    Alüminyum florür (AlF3), hidroksitinin HF ile muamelesi sonucu veya elementlerinden üretilir. 1291 °C de ergimeksizin gaz fazına geçen dev bir molekül yapısına sahiptir. Çok inerttir. Diğer üç değerliürleri dimerik ve köprü benzeri yapıdadırlar.    Ampirik formülü AlR3 olan organo-metalik bileşikleri vardır ve dev yapılı moleküller değilse de en azından dimerik veya trimeriktirler. Organik sentez alanında (örneğin, trimetil alüminyum) kullanılırlar.    Alümino-hidrürler bilinen en elektro-pozitif yapılardır. İçlerinde en kullanışlı olan lityum alüminyum hidrür'dür (Li[AlH4]). Isıtıldığında lityum hidrür, alüminyum ve hidrojene parçalanır ve su ile hidrolize olur. Organik kimyada pek çok kullanım alanı vardır. Alümino-halojenürler de benzer yapıya sahiptirler.Kullanım alanlarıAlüminyum kolay soğuyup ısıyı emen bir metal olması nedeniyle soğutma sanayinde geniş bir yer bulur. Bakırdan daha ucuz olması ve daha çok bulunması, işlenmesinin kolay olması ve yumuşak olması nedeniyle birçok sektörde kullanılan bir metaldir.Alüminyum genel manada soğutucu yapımında, spot ışıklarda, mutfak gereçleri yapımında, hafiflik esas olan araçların yapımında (uçak, bisiklet, otomobil motorları, motosikletler vb.) kullanılır. Bunun yanında sanayide önemli bir madde olan alüminyum günlük hayatta her zaman karşımıza çıkan bir metaldir.İngilizce konuşulan ülkelerde, adının hem aluminium hem de aluminum şeklinde yazılması ve uygun tarzda okunması yaygındır. ABD'de aluminium pek bilinmemekte ve daha çok aluminum kullanılmaktadır. ABD'nin dışındaki diğer ülkelerde ise durum tam tersine olup aluminium şeklinde yazılış tarzı daha iyi bilinmektedir. Ancak Kanada'da her iki yazılış tarzı da yaygındır.İngilizcenin hakimiyeti dışındaki ülkelerde ise "ium" şeklindeki yazılış daha yaygındır. Hem Almanca hem de Fransızcada sözcük aluminium şeklindedir."International Union of Pure and Applied Chemistry" (IUPAC) organizasyonu 1990'da aluminium kullanımını, dünya standardı olarak onaylamıştır. Ancak üç yıl sonra aluminum sözcüğünü de kabul edilebilir bir terim olarak tasdik etmiştir.

http://www.ulkemiz.com/aluminyum-elementinin-ozellikleri

Germanyum Elementinin Özellikleri

Yarımetalik, yani metal ile ametaller arasında özellikler gösterir. Periyodik cetvelde dördüncü grupta olup, silisyum ve kalay arasında bulunur. Germanyum (+2) ve (+4) değerliklerini alır. Elmasa benzer kristalleşme gösterir. Atom numarası 32 ve atom ağırlığı 72,59’dur. Kütle numaraları 70 ile 76 arasında değişen 5 tâne kararlı, yine kütleleri 65 ile 78 arasında değişen ve yarılanma süreleri nispeten kısa olan 9 tâne radyoaktif izotopu vardır. Erime noktası 937 °C ve kaynama noktası 2800 °C’dir. Atmosferik şartlarda gayet kararlıdır. 600-700 °C’de havada oksitlenir. Halojenlerle şiddetli reaksiyon verir. Yoğunluğu 5,323 g/cm3tür. Nitrik asit ve derişik sülfürik asitte çözünür. Bulunuşu ve elde ediliş yöntemleri1871’de Dimitri Mendeleyev mevcudiyetini tahmin etmiştir. 1886’da Clemens Winkler, sülfitli mineral argiroditi analiz ederek, şimdiye kadar rastlamadığı bir element elde etti. Memleketine izafeten germanyum adını verdi. Germanyum nadir elementlerden olup, yer kabuğunda % 0,004-0,0007 oranında bulunur. Yer kabuğunda yoğun olarak bulunmadığından, germanyumun elde edilmesi oldukça zordur. Yer kabuğunda bulunan elementlerin miktar olarak otuz altıncısıdır. Hiçbir zaman serbest halde bulunmaz. Germanyum, argirodit (4 Ag2S GeS2) mineralinde %6-7, germanit (7CuS.FeS.GeS) mineralinde %8,7, renierit mineralinde ise %5-7 oranında bulunur. Son iki mineral en çok Afrika’da bulunur.Germanyum, çinkonun saflaştırılması sırasında yan ürün olarak elde edilir. Burada elde edilen germanyum sülfür (GeS2) hidrojen veya karbon ile indirgenir.Yine germanyum, yumuşak katranlı maden kömürünün yakılması sırasında yan ürün olarak elde edilir.Bileşikleriİki tane önemli bileşiği vardır: 1) Germanyum tetraklorür (GeCl4): Germanyumun klor gazı ile yakılmasından elde edilir. Karbon tetraklorüre benzeyen bir sıvıdır. 2) Germanyum -4-oksit (GeO2) olup, yüksek sıcaklıkta germanyumun oksitlenmesiyle elde edilir. Germanyumun birçok organik bileşikleri de yapılmıştır.Kullanıldığı yerlerGermanyum 1945’ten itibaren çok önem kazanmaya başladı. Yarımetal olan germanyum, yarı iletkendir, yani elektriksel iletkenliği metal ile ametaller arasındadır. Saf germanyum, düşük sıcaklıklarda yalıtkan, oda sıcaklığında zayıf iletken gibi hareket eder. Bu özelliklerinden dolayı elektronik sanayi için önemli elementtir. Germanyumlu aletler, vakum tüplerinin yerini aldı. Germanyum ile transistörlü aletler yaygın kullanma alanı bulmuştur. Diyotlarda kullanılır. Transistör ve diyotlar, basit ve uzun ömürlü aletler olup, düşük güç kullanırlar ve az ısı yayarlar. Isıtılacak bir flaman olmadığı için, hemen devreye girerler. Germanyum 1960’ların sonuna doğru gayeye en uygun ve ucuz olduğu için radyo ve diğer ses iletim cihazlarında, yüksek voltaj ve yüksek güç kapasitesine sâhib olduğundan da televizyon ve bilgisayarlarda kullanılmaya başlanılmıştır.Germanyum diyotları ince disk şeklinde ve çok ince telden ibarettir. Bunlar birbirlerine birleştirilir. Bir plastik içine konularak ısı ve nemden korunur. Bu bütün düzen bir mısır tanesi büyüklüğündedir. Transistörlerin, işitme cihazları gibi cihazlarda çok faydalı oldukları ortaya konmuştur. Bilgisayarlarla transistörlerin kullanılması basitleşmiş, aynı zamanda yaygınlaşmıştır.Germanyum normal ışığa karşı şeffaf olmadığı hâlde, kızılötesi ışınlara karşı şeffaftır. Yüksek kırılma indisine sahip olan germanyum, optik elemanların yapılmasında kullanılır. Camlarda silisyum muhtevası, kısmen veya tamamen germanyum dioksitle değiştirilerek, optik aletlerin özelliklerini değiştirmek mümkündür.Yüksek kırılma indisine sahip camlar, büyük açı kamera merkezlerinde, mikroskop objektiflerinde kullanılır. Germanyumlu camların kimyasal dirençleri de yüksektir. Isı şoklarına karşı dayanıklıdır. 400 °C’nin altında yumuşamazlar; erime dereceleri yaklaşık 1500 °C civarındadır. Kimyasal davranışları karbonunkine benzer. Bu sebeple organik bileşikleri, bir seri araştırma konusu olmuştur. Germanyumun, su gibi, donma noktası altında hacmi genişler. Alaşımlarında da bu özellik görülür.

http://www.ulkemiz.com/germanyum-elementinin-ozellikleri

Ankaranın ilçesi &quot;Beypazarı&quot; hakkında bilgi

Ankaranın ilçesi "Beypazarı" hakkında bilgi

Beypazarı, İç Anadolu Bölgesi'nde Ankara'ya bağlı bir ilçedir. Ankara'nın 98 km. batısında, denizden ortalama 700 m. yüksekliktedir.

http://www.ulkemiz.com/ankaranin-ilcesi-beypazari-hakkinda-bilgi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0