Arama Sonuçları..

Toplam 358 kayıt bulundu.
Prof.Dr. Bahtiye MURSALOĞLU

Prof.Dr. Bahtiye MURSALOĞLU

1918'de Bolu'da doğan Bahtiye Hoca Hanımefendi (o zamanki adıyla Bahtiye KOLLU), ilk ve orta öğrenimi burada tamamladıktan sonra 1935'te Ankara’daki Yüksek Ziraat Enstitüsü’ne başladı. Hem ruhu, hem de bedeni spora çok yatkındı ama teniste Türkiye Şampiyonlukları alacağını, Türk sporunun en başarılı kadın sporcularından biri olacağını o yıllarda aklının ucundan bile geçiremiyordu.Ankara’da spor yapma olanakları kısıtlıydı. Ancak, Yüksek Ziraat Enstitüsü farklı bir okuldu. Eğitim sırasında, spor kültürüne, sporun bir yaşam tarzı olmasına büyük önem veriliyordu. 1933 yılında Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldığında, öğretim üyelerinin tümünü Alman profesörler oluşturuyordu. Okulda son derece disiplinli bir eğitim uygulanıyordu. Spor etkinlikleri, doğrudan doğruya rektörlüğe bağlı bir “Beden Terbiyesi Enstitüsü” tarafından yönetilmekteydi. Sporla ilgili derslerin çoğu, Alman Rektör Herbert Riedel tarafından veriliyordu. 4 yıl boyunca, haftada en az iki saat spor derslerine ve uygulamalarına katılmak gerekiyordu. Bu derslerden geçer not alamayanlara diploma verilmiyordu.Bahtiye hanım, hem derslerinde, hem de spor etkinliklerinde okul standartlarının üzerinde başarılar gösteriyordu. İlkbaharla birlikte tenis oynuyor, ata biniyor, kış aylarında ise kapalı kort olmadığı için kış sporları yapıyordu. Bahtiye hanım, okuldaki Alman hocalarla tenis oynayarak vuruşlarını geliştiriyor ve Almanya’dan getirttiği kitaplardan da teorik bilgiler ediniyordu. İstanbul Erenköy Kız Lisesi’nde Fransızca öğrenen Bahtiye hanım, Yüksek Ziraat Enstitüsü’nde de Almanca ve İngilizce öğreniyordu.Bahtiye hanıma, ablalarının ve kardeşinin de yardımıyla tenis kıyafetleri dikildi. Bu arada, okuldan arkadaşı Rauf bey ile evlenen Bahtiye hanım, Musluoğlu soyadını aldı. Bu soyadı ile ünlenecek Bahtiye Musluoğlu ve eşinin en büyük zevkleri, boş zamanlarında birlikte spor yapmaktı. Musluoğlu, tenis oynadığı yıllarda, Ankara’da rakipsizdi. Çoğu kez, antrenmanlarını bile erkek tenisçiler ile yapıyordu. 1939 yılında Yüksek Ziraat Enstitüsü’nden mezun olan Bahtiye hanım, tenis turnuvalarına daha çok zaman ayırmaya başladı. İlk başarısını da 1941 yılında Ankara Bölge birincisi olarak aldı. Bahtiye Musluoğlu, 12 yılda 10 kez Ankara birincisi oldu. Karışık çiftlerde ise , Fehmi Kızıl, Celasin Lüy, Vedat Abut, Şefik Fenmen, Suat Baykurt, Engin Balaş ve Erol Bolel ile 9 yılda toplam 8 kez birincilik kupası aldı. Türkiye şampiyonalarında ise durum farklıydı.1940’lı yılların başından itibaren, kadınlarda tenisin yenilmez ismi Mualla Gorodetzky idi. Bahtiye Musluoğlu, Türkiye Birinciliğinde yıllarca Mualla Gorodetsky ile final mücadelesi yaptı. 1947 yılına kadar, Türkiye Birincisi Gorodetzky idi.Musluoğlu, ilk Türkiye Birinciliği’ni, 1948 yılında kazandı. Erkeklerde, Türkiye Birinciliği’nin Fehmi Kızıl, Şefik Fenmen, Enes Talay, Suzan Gürel ve Nazmi Bari arasında el değiştirdiği yıllarda, kadınlar şampiyonluğunda Bahtiye Musluoğlu rakipsizdi. Musluoğlu, 5 Türkiye Birinciliğinden ikisini, finalde Gorodetzky’i, diğerlerinde Gönül Erk, İfakat Mergen ve G. Gönenç’i yenerek elde etti. Bahtiye Musluoğlu, Türkiye Birinciliğinde karışık çiftlerde de 4 şampiyonluk kazandı. 1948 ve 1950 yıllarında Enes Talay ile, 1951’de Suat Baykurt ile, 1952’de de Engin Balaş ile şampiyon oldular. Turnuvalara, 1947 yılından itibaren, doktor unvanını alan bir akademisyen olarak katılan Musluoğlu, İstanbul Enternasyonal Tenis Turnuvası’nda şampiyon olan ilk Türk tenisçi olma başarısını gösterdi. Bahtiye Musluoğlu, 1947 yılında, teklerde şampiyon olurken, karışık çiftlerde de Mısır’lı Coen ile birinci oldu. Musluoğlu’nun, İstanbul’da tanınmış İngiliz oyuncular Curry ve Scott’u, İtalyan Manfred’i yenişi, popülaritesini arttırdı.Bahtiye hanım, yalnız teniste değil, kayakta da Türkiye Birinciliklerine imza attı. Binicilik, atıcılık, buz pateni, hokey, yaptığı sporlardandı. Musluoğlu, 13 yıl süren ilk evliliğinden sonra, 1953 yılında ikinci evliliğini yaptı ve sonra da tenise veda etti. Rıfat Mursaloğlu ile yaptığı ikinci evliliğinden bir kız çocuğu olan Bahtiye hanım, 1965 yılında Fen Fakültesi’nde profesör oldu. 1953 yılından sonra akademik çalışmalarına ağırlık veren Mursaloğlu, çeşitli idari görevlerde bulundu, çeşitli projelerde çalıştı. Bahtiye Mursaloğlu, akademik çalışmalarının yanı sıra, Musluoğlu soyadıyla Türk Spor Tarihi’nin unutulmazları arasında yer alarak 1999 yılında hayata veda etti. İngilizce, Almanca ve Fransızca bilen Bahtiye Mursaloğlu, bir çocuk (Prof.Dr. Burçin Erol-Hacettepe Üniv.) annesidir. Merhum Prof.Dr. Salih DOĞRAMACI (Ondokuz Mayıs Üniv.), merhum Prof.Dr. Metin AKTAŞ (Gazi Üniv.), merhum Doç.Dr. Neşet ŞİMŞEK (Selçuk Üniv.) ve emekli Prof.Dr. Erkut KIVANÇ (Ankara Üniv.), yetiştirdiği öğrencilerinden bazılarıdır. İdari Görevler 1967-69 Ankara Üniversitesi Senato üyeliği 1972-85 Türkiye Tabiatý Koruma Derneği Bilim Kurulu Üyeliği 1976-82 Fırat Üniversitesi,Fen Fakültesi Yönetim Kurulu Üyeliği ve Biyoloji Bölümü Başkanlığı 1978-85 International Theriological Congress Yürütme Kurulu Danışman Üyeliği 1982-85 Ankara Üniversitesi,Fen Fakültesi Fakülte Kurul Üyeliği, Yönetim Kurulu Üyeliği, Biyoloji Bölüm Baþkanlığı Biyoloji Redaksiyon Komitesi Başkanlığı Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyeliği Üye Olduğu Dernekler Ankara Dağcılık, Kayak ve Kış sporları İhtisas Kulübü ve Derneği 1944 Kurucu üyelerinden idi. Mammalogical Society of USA Türkiye Tabiatı Koruma Derneği Türk Biyoloji Derneği Yayınlar/Publications 1947 “Körfare ile Köstebek nasıl ayırt edilir” Çiftçi Mecuması 27:86-88. 1948 “Körfare ile savaş” Çiftçi Mecuması 30: 174-76. 1955 “Ankara çevresindeki körfarelerin biyolojisi ve bunlarla savaþ usulleri” I-III 116 Ankara Üniv Basımevi. 1957 “Untersuchungen über Biologie von Messer semirufus Andr. var. concolar Em. Aus Könersammelnden Ameisen. “Comm. Fac. Sci. Univ. Ankara Ser. C, 8: 8-94. 1958 “Küçük karaciğer [kelebeği] Dicrocoeloum dendrtiom’unun hayati devresindeki son ara konakçı karıncalar” Türk Biol Derg 8:77-79. 1961 “A Syntype of Peromyscus Maniculatus Nebrascensis (Coues). The Biological Society of Washington, . 74:101-104 May 19. ABD 1961 “Geoeraphic variation in the Harvest Mouse, Reithrodontomys megalotis on the Central Great Plains and in adjacent Regions” Univ of Kansas Publ. 14;9-27 ABD. 1963 “Tavşan derilerinin hazırlanmasında yeni bir metod” Sydney Anderson J. Mamm 42:409-10 B. Mursaloğlu (Çeviri) Bit. Kor. Bült 3:68-70. 1964 “Occurance of the Monk Seal on the Turkish Coasts” J Mammal 45: 316-18. May 20. 1964 “Türkiye’nin azalan memeli hayvanları” Türk Biol Derg 14:65-70. 1964 “Körfare Spalax kapanları” Bit Kor Bült 4: 7-17. 1964 “Statistical significance of secondary sexual variation in Citellus citellus (Mammalia:Rodentia) and a new subspecies of Citellus fron Turkey”, Comm Fac Sci Univ Ankara Ser. C. 9:252-273. 1964 “Memeli hayvanlar baş iskeletlerinin temizleme metodlarında karşılaştırmalı denemeler” Bit Kor Bült 4:116-19. 1965 “Bilimsel araştırmalar için omurgalı numunelerinin toplanması ve hazırlanması” Ankara Üniv Basımevi Hall, E.R. Collecting and preparing study specimens,1962 Mayýs 21 Çeviri. 1965 “Geographic variation in Citellus citellus (Mammalia Rodentia) in Turkey Comm Fac Sci Univ Ankara ser C 10: 78-109 Ağustos 15. 1968 “Türkiye Araptavşanları, Allactaga’nın sistematik revizyonu” TUBITAK II. Bilim Kongresi Tebliğ Özetleri s:54. 1970 “Türkiye’de Yaban Hayatı” Türk Tabiat Korum Cem Yay No. 16:1-16. 1971 “Türkiye memeli faunasında yeni kayıtlar” TUBITAK III. Bilim Kongresi Tebliğ Özetleri S 1. 1973 “Türkiye’de Yaban Hayatı ve Sorunları” Türk Tabiat Kor Dern Yay 13: 33-37. 1973 “Türkiye’nin Yabani Memelileri” TUBITAK IV. Bilim Kongresi Tebliğ Özetleri s:1-10. 1973 “New Records for Turkish Rodents (Mammalia) Comm Fac Sci Univ Ankara Ser C. 17:213-19. 1975 “Türkiye Susıçanları (Arvicola) Coğrafik variasyonları” TUBİTAK V. Bilim Kongresi Tebliğleri s.353-68. Ankara. 1977 “Türkiye Spalax’larýnda (Mammalia: Rodentia) Sistematik Problemler” TUBİTAK VI. Bilim Kongresi Tebliğleri s: 83-92. 1978 “The Taxanomic status and distribution of Spalax (Rodentia) in Turkey” II. International Theriological Congress Abstract. Bruno, Çekoslovakya. 1980 “Kıyılarımızdaki fokların Monachus monachus bugünkü durumları” TUBITAK VII. Kongre Tebliğleri 1981 “The recent status and distribution of Turkish Furbeares” Worldwide Furbearer Conference Proc. I:86-94 ABD. 1981 “Türkiye’de Sumaymunu Myocastor coypus kürkü işletmeciliği” Biyol. Kong. Tebliğ Özetl Atatürk Üniv Fen Fak Yay s:1. 1981 “Ayı balığında, Monachus monachus, yavru-ana ve çevre ilişkileri” I. Ulusal Deniz ve Tatlısu Araştırmaları Kong Bildiri Özetleri s:40. 1982 “Türkiye Deniz Memelileri” TUBITAK Bilim Kongresi VII: 241-44. 1984 “The Mediterranean seals” Newspot Turkish Digest p.8 Ankara 20 April. 1984 “Monk Seal Conservation in Turkey”WWF Monthly Report 97-100, May. 1984 “The Survival of Mediterranean Monk Seal, Monachus monachus, pup on the Turkish coast” Proc of the II. International Conference 5-6 October. La Rochelle, France Suppl. pp. 41-47 1984 “Ege kıyılarındaki son Akdeniz Foklarının Monachus monachus, yaşama şansları "Ege Denizi ve civarı kıyılarını koruma Simpozyumu 28-29 Kasım İzmir. 1986 “Pup-mother environmental relations in the Mediterranean Monk Seal, Monachus monachus (Herman 1779) on Turkish coasts” 3rd International Congress, Helsinki, Abstr. 267. 1988. How to Save the Monk Seal, Commun. Fac. Sci. Univ. Ankara, Series C. Vol.6, pp.227-233. 1992. Biology and Distribution of the Mediterranean Monk Seal Monachus monachus on Turkish Coasts, Council of Europe Conservation of the Mediterranean Monk Seal, Technical and Scientific Aspects. Antalya, Turkey. May 1991, pp. 54-57. KAYNAK: bahtiye-mursaloglu.blogspot.com/2010/03/...er-fahra-akaler.html Fotoğraf: Cem Orkun KIRAÇ Türkiye'de Biyolojik Çeşitlilik

http://www.ulkemiz.com/prof-dr-bahtiye-mursaloglu

Aşık Fotonları Uzay-Zaman Ayıramıyor

Aşık Fotonları Uzay-Zaman Ayıramıyor

İşte size hayal edilebilecek en küçük ölçekte bir aşk hikayesi: Dolaşıklık. Bu durumda bulunan parçacıklar birbirleriyle içsel olarak öyle bir bağlantı içindedirler ki, aralarındaki uzaklık ne olursa olsun, birini etkileyen herhangi bir değişiklik diğeri üzerinde de eşzamanlı bir etki yaratır. Dolaşıklık da dahil olmak üzere, pek çok doğaüstü gibi görünen olayın sürekli olarak gerçekleşmekte olduğu parçacıklar düzeyindeki evrenin incelenmesi kuantum mekaniğinin alanındadır. Bu en küçük ölçekte, parçacıkların bazı özellikleri bütünüyle olasılıksaldır. Diğer bir deyişle, gerçekleşene dek hiçbir şeyin kesinliği yoktur. Bell Teoremi’nin Sınanması Albert Einstein kuantum mekaniği yasalarının gerçekliği tanımladığına pek inanmıyordu. O ve kendisi gibi düşünen diğer bilimciler işin içinde kuantum sistemlerin öngörülemez olmasını sağlayan gizli değişkenler olduğunu ileri sürdüler. Ancak 1964 yılında yayımladığı makalesinde John Bell şu düşünceyi ortaya koydu: Söz konusu gizli değişkenleri içeren herhangi bir fiziksel gerçeklik modeli, bir parçacığın diğeri üzerinde anlık etki yaratmasını da izinli kılmak zorundadır. Einstein enformasyonun ışıktan daha hızlı ilerleyemeyeceğini kanıtlamış olsa da, Bell’e göre parçacıklar çok uzak mesafelerdeyken bile birbirlerini etkileyebilirlerdi. Bilimciler Bell’in teoremini modern fiziğin önemli dayanaklarından biri kabul ediyor. Teoremi kanıtlamak amacıyla çok sayıda deney yapılmış olmasına rağmen, yakın zamana kadar Bell’e gereken eksiksiz ve uygun bir sınama yapılamamıştı. 2015 yılında bu konuya ilişkin üç ayrı çalışma yayımlandı ve hepsi de kuantum mekaniğinin öngörüleri ile uyumluydu. Yayımlanan makalelerden birinin baş yazarı olan Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’nden (NIST) Krister Shalm şöyle anlatıyor: “En heyecan verici yanı, bir anlamda deneysel felsefe yapıyor oluşumuz. İnsanlar hep dünyanın nasıl işlediği hakkında belli beklentiler içinde oldu. Sonra kuantum mekaniği çıkageldiğinde, işlerin bekledikleri gibi yürümediğini gördüler.” ‘Alis ile Bob’ Kuantum Mekaniğini Nasıl Sınadı? “Bizim makalemiz ve geçen yıl yayımlanan diğer iki makale Bell’in haklı olduğunu gösterdi: Gizli değişkenler içeren bir evren modeli, dolaşık parçacıkların herhangi bir uzaklıktan birbirlerini etkilemesine izin vermek zorunda,” diyor Francesco Marsili. Kendisi NASA’da çalışıyor ve Shalm ile aynı araştırma ekibinde yer alıyor. Makaleleri geçtiğimiz yıl Physical Review Letters dergisinde şu akıl karıştırıcı başlıkla yayımlanmıştı: “Yerel Gerçekçiliğin Güçlü Kaçamaksız Sınaması.” NIST laboratuvarında gerçekleştirilen deneyi anlamamıza yardımcı olacak bir benzeşim kuralım: A ve B dolaşık iki foton olsun. A fotonu Alis’e, B fotonu da Bob’a gönderilsin. Alis ile Bob arasındaki uzaklık da 185 metre olsun. Alis ve Bob fotonlarını dürtüp kurcalayarak her türlü yolla özelliklerini öğrenmeye çalışıyorlar. İkisi de fotonlarını nasıl ölçeceklerine birbirleriyle konuşmadan ve rastgele sayı üretecinden çıkan sayılar doğrultusunda rastgele karar veriyor. Alis ile Bob notlarını karşılaştırdıklarında, yaptıkları bağımsız deneylerin sonuçlarının bağlaşık olduğunu görüp şaşırıyorlar. Çok uzaklardayken bile, dolaşık foton çiftinden birini ölçmenin, diğer fotonun özelliklerini etkilediğini anlıyorlar. “Sanki Alis ile Bob fotonları birbirinden ayırmaya çalışmış, ama fotonların aşkı sürmüş gibi,” diyor Shalm. Dolaşık fotonlar uzayda ayrı düşseler bile tek bir sistem gibi davranmaya devam eder. Alis ve Bob, yapılan deneydeki foton dedektörlerini temsil ediyor. Deneyi çok sayıda başka aşık yani dolaşık fotonla yineliyorlar ve her seferinde aynı görüngü ile karşılaşıyorlar. Tabi gerçekte bu dedektörler insan değil, süperiletken nano kablolu tekil foton dedektörleri (SNSPD [İng. superconducting nanowire single photon detector]). SNSPD dedektörler süperiletken duruma gelene dek, yani elektriksel dirençlerini kaybedinceye kadar soğutulmuş metal şeritlerdir. Şerite çarpan bir foton, şeritin bir anlığına normal metale dönüşmesine neden olur. Dolayısıyla şeritin direnci sıfırdan sonlu bir değere fırlar. Dirençteki bu değişim sayesinde araştırmacılar olayı kaydeder. Deneyi laboratuvarda gerçekleştirirken en büyük güçlük, fotonları dedektörlere gönderirken optik fiberlerde kaybolmalarının önüne geçmektir. NASA’nın JPL laboratuvarı ve NIST bu amaçla SNSPD dedektörlerini dünya rekoru kıran bir performansta üretti ve %90’dan yüksek bir verim elde etti. Fotonun varış zamanındaki belirsizlik düşürüldü. SNPSD olmadan böyle bir deney gerçekleştirilemezdi. Bu Neden Yararlı? Deney tasarımının kriptografide kullanılma olanağı bulunuyor. Rastgele sayı üreteci kullandığı için bu yöntem bilgiyi ve iletişimi güvenli kılacaktır. “Evren hakkında bize çok derin bilgiler veren deney düzeneğimiz, aynı zamanda bilgiyi güvenli tutmanın gerektiği uygulamalarda da kullanılabilir,” diyor Shalm. Kriptografi bu araştırmanın tek potansiyeli uygulaması değil. Kullanılanlara benzer dedektörler, uzayın derinliklerinde optik haberleşme için de işe yarayabilir. Sinyal varış zamanı hususunda verimi yüksek, belirsizliği düşük olduğu için bu dedektörler optik izgedeki (spektrumdaki) ışık atımları ile bilgi iletimi için çok uygun. “Güneş sisteminde gezinen uzay araçları ile iletişim için şu anda Derin Uzay Ağı (İng. Deep Space Network) kullanılıyor. Bu ağ enformasyonu radyo sinyali olarak kodluyor. Optik iletişim kullanabilirsek ağin veri hızını 10 ila 100 kat arttırabiliriz,” diye ekliyor Marsili. Einstein’ın dediği gibi enformasyonun ışıktan hızlı ilerleyemeyeceğini, ancak optik iletişim araştırmaları ile gönderilen veri miktarının yükseltilebileceğini belirten Marsili, deneylerinde kullandıkları dedektörlerin bu açıdan önemini vurguluyor.   Kaynak: NASA, “Particles in Love: Quantum Mechanics Explored in New Study”< http://www.nasa.gov/feature/jpl/particles-in-love-quantum-mechanics-explored-in-new-study > Sevkan Uzel http://bilimfili.com/asik-fotonlari-uzay-zaman-ayiramiyor/

http://www.ulkemiz.com/asik-fotonlari-uzay-zaman-ayiramiyor

7. <b class=red>Ulusal</b> Pediatrik Dermatoloji Günleri

7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri

27 Nisan 2016 - 30 Nisan 2016 Sheraton Otel ve Kongre Merkezi Acente:  Valör Web valor@valor.com.trman   Değerli Meslektaşlarım, Kongre Düzenleme Kurulu olarak sizleri, Türk Pediatrik Dermatoloji Derneği ve Hacettepe Üniversitesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı'nın birlikte 27-30 Nisan 2016 tarihleri arasında başkentimiz Ankara'da düzenleyeceği "7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri”ne davet etmekten mutluluk duyuyoruz. Amacımız, daha önceki benzer etkinliklerin her birinde ükseltilen başarı çıtasını daha da yukarı taşımaktır. Bu amaçla, alanlarında uzman olan çok değerli ulusal ve uluslararası bilim insanlarının konferans ve sunumları ile bilimsel düzeyi yüksek bir toplantı gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. En büyük dileğimiz pediatrik dermatoloji alanındaki son gelişmelerin konuşulup tartışılacağı bu platformda hem dermatoloji hem de pediatri uzman ve uzmanlık öğrencilerinin bilgilerinin güncellenmesi ve bu toplantıdan edindikleri bilgilerin günlük pratiklerinde yer bulmasıdır. Siz değerli meslektaşlarımız için özenle ve titizlikle hazırlandığımız toplantımız sizlerin katılımı ve desteği ile çok daha ileri düzeyde bir etkinlik olacaktır. “7. Ulusal Pediatrik Dermatoloji Günleri” ne sizleri davet etmekten onur duyuyor, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Düzenleme Kurulu adına, Prof. Dr. Ayşen Karaduman Kongre Başkanı

http://www.ulkemiz.com/7-ulusal-pediatrik-dermatoloji-gunleri-1

3. <b class=red>Ulusal</b> Yapı Kongresi 25-26 Kasım 2016, Ankara

3. Ulusal Yapı Kongresi 25-26 Kasım 2016, Ankara

3. Ulusal Yapı Kongresi 25-26 Kasım 2016 tarihleri arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Amfisinde  gerçekleştirilecektir. Kongre programına buradan ulaşabilirsiniz. Ulusal Yapı Kongresi ve Sergisi, yapı sektörü ile çevre, tasarım, üretim, kullanım, koruma, denetim yönetim, güvenlik ve yıkım süreçleri arasındaki ilişkilerin tartışıldığı; sorun ve çözüm önerilerinin paylaşıldığı bir ortam sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. Ülkemizde ulusal ölçekte bir yapı kongresi ilk defa 3-7 Mayıs 1948 tarihleri arasında “Birinci Türk Yapı Kongresi” adı ile Bayındırlık Bakanlığı tarafından düzenlenmiştir. Meslek topluluğumuzun o tarihteki örgütü “Türk Yüksek Mimarlar Birliği” kongreye geniş destek ve katılım sağlamıştır. Beş gün süren bu kongre, Cumhuriyet sonrası mimarlığın kuruluşu ve kurumsallaşması sürecinde birçok mesleki konunun çok yönlü ele alındığı ve paylaşıldığı önemli bir etkinlik olmuştur. Bu tür etkinliklerin sürekliliğini sağlamak amacıyla Mimarlar Odası Ankara Şubesi “yapı kongre”lerini bir gelenek haline getirme kararı almıştır. Bu kararı takiben 2. Ulusal Yapı Kongresi ve Sergisi’ni 3-5 Haziran 2015 tarihleri arasında Ankara’da düzenlemiştir. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin evsahipliğini yaptığı ikinci kongreye toplam 18 farklı şehirden 37 bildiri ile katılım sağlanmıştır. Ülkemizde yapı sektörüyle ilişkili birçok konuda çok hızlı değişim ve gelişim söz konusudur. Tüm bu gelişmeler de dikkate alınarak, yapı sektörünün güncel sorunlarının gündeme getirilmesi ve çözümler üzerinde ortak tartışmaların yapılabilmesi önemlidir. Bu kongrenin, yapı ve çevre bilimleri, yapım ve malzeme teknolojileri, mimarlık, mühendislik ve bilişim sahalarıyla ilgili birçok disiplinden meslek insanlarını, araştırmacıları, uzmanları, uygulayıcıları, üreticileri, öğrencileri ve kullanıcıları bir araya getirmesi hedeflenmiştir. Bu alanlarda edinilen birikimin ve deneyimin ortak bir platformda paylaşılması ve tartışmaların yapılması, bu platforma katılan herkes için yararlı olmaktadır. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, mesleki eğitimi ön plana alarak mimarlık mesleği ile ilgili meslek gruplarının hızla gelişen bu ortamı takip edebilmeleri ve ortama katkıda bulunabilmeleri için “3. Ulusal Yapı Kongresi ve Sergisi”ni düzenlemektedir. Ankara’da 24-25-26 Kasım 2016 tarihleri arasında yapılacak olan üçüncü kongrenin ana teması, Türkiye’de ve dünyada güncel birçok sorunu ve gelişmeleri içeren “Teknik Tasarım, Güvenlik ve Erişilebilirlik” olarak belirlenmiştir. Yapı sektörüyle ilişkili tüm yapı üretimi, kullanımı ve koruması gibi süreçleri tartışma ortamına dâhil edebilmek ve ilerleyebilmek amacıyla aşağıdaki alanlar altında belirlenmiş konu başlıkları üzerinde durulacaktır: - Yapı ve Yapım Teknolojileri, Yapı Malzemeleri - Yapı ve Çevre İlişkisi, Yapı ve Çevre Güvenliği - Herkes için Erişilebilirlik - Tarihi Yapı ve Çevre, Restorasyon ve Koruma - Yapı Denetimi, Proje ve Yapım Yönetimi Bu alanlar doğrultusunda; Yapı malzemeleri: teknik ve çevresel performansları Yapım teknikleri ve uygulama detaylar Alternatif yapı malzemeleri ve sistemleri Yapı denetimi ve güvenlik: sorun analizi ve takibi, yapısal analizler ve yapılarda deprem güvenliği, yangın güvenliği, risk analizi vb. Çevresel kontrol: yapılarda enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, mimari akustik, mekansal aydınlatma, işlevsel sistemler vb. Kültürel mirasın korunması Yapı yönetimi:  tasarımı, proje üretimi, yapımı ve kullanımı, maliyet analizleri, kullanıcı güvenliği ve sağlığı Yapım-bilgi teknoloji ilişkileri Yapılı çevre ve erişilebilirlik, mekânsal sorunlar, çözüm önerileri, teknik standartlar konularını içeren çalışmaların aktarıldığı ve tartışıldığı bir paylaşım, etkileşim ve eğitim ortamı hazırlanmaktadır. Bu kapsamda, farklı disiplinlerden görüşlerin ve çalışmaların bu kongreye katılımları önemsenmektedir.

http://www.ulkemiz.com/3-ulusal-yapi-kongresi-25-26-kasim-2016-ankara

Elektrikli Araçlar Zirvesi İTÜ’de

Elektrikli Araçlar Zirvesi İTÜ’de

İTÜ Elektrik Mühendisliği Kulübü olarak bu yıl 1 ARALIK 2016 tarihinde ilkini düzenleyeceğimiz ELEKTRİKLİ ARAÇLAR ZİRVESİ İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde. İTÜ Elektrik Mühendisliği Kulübü olarak etkinliğimiz ulusal çapta olup ve etkinliğimizin başlıca amaçlarını şu şekilde sıralayabiliriz: ● Elektrikli ve hibrit araç teknolojileri konusunda farkındalık yaratmak, ● Elektrikli araçlar konusunda ülkemizdeki ve diğer ülkelerdeki durumu karşılaştırma fırsatı yaratmak, ● Sektördeki son durumu akademik ve sektörel açıdan incelemek, ● Akademisyen, yatırımcı, öğrenci, bürokrat ve şirket yetkililerini bir etkinlikte buluşturmak, ● Sektör içerisindeki iletişimi güçlendirmek, ● Enerji kaynaklarının daha verimli kullanılması konusuna dikkat çekmek. Etkinliğimiz herkese açıktır. Sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Kayıt ve detaylı bilgi için tıklayın.

http://www.ulkemiz.com/elektrikli-araclar-zirvesi-itude

Türem Yumurtanın Sektördeki Yeri Nedir?

Türem Yumurtanın Sektördeki Yeri Nedir?

Yumurta üretim serüvenine 1969 yılında başlayan Türem Yumurta; Ankara’da faaliyetlerine başlamış, uzun zaman alan ar-ge çalışmaları sonucunda Ankara’nın Çubuk kasabasında konumlandırmış olduğu iki farklı yumurta üretim tesisi ile yatırımlarına hız kazandırmıştır.

http://www.ulkemiz.com/turem-yumurtanin-sektordeki-yeri-nedir

MESMAP-3 Sempozyumu

MESMAP-3 Sempozyumu

Düzenleyen :    (Akdeniz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Derneği (ATABDER), Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Derneği (AMAPSEEC), Hindistan Eczacılık Öğreticileri Birliği (APTI), Resmi Ulaşım Sponsoru Türk Hava Yolları (THY), Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı) nın destekleri ile Gazimagosa, Kıbrıs’ta düzenlemecektir. Yer : K.K.T.C Tarih : 13 – 16 Nisan 2017 Kongre Merkezi :  Merit Park Otel Organizatör : Puzzle Travel Agency Web Sitesi : http://www.mesmap.org/ Değerli Meslektaşım, Bildiğiniz üzere; Bilimsel Toplantı Organizasyonları bilgi paylaşımlarının ötesinde ülkelerin üst düzeyde tanıtımında oldukça önemli bir yere sahiptir. Bizler akademisyenler olarak yıl boyunca dünyanın farklı iklimlerinde birçok ülkedeki bilimsel toplantılara katılarak hem ülkemizi tanıtıyor hem de farklı kültürel zenginliklerini yerinde görerek çevremize aktarıyoruz. Yurtdışındaki bilimsel toplantılarda ülkemizin tanıtımı konusunda üzerimize düşen görevi en iyi şekilde yapmaya çalışmanın yanında, zaman zaman farklı ülkelerdeki meslektaşlarımızın da ülkemizi ve kültürümüzü yerinde görmesi ve tanıması konusunda aktiviteler yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Bu kapsamda, MESMAP-1 (Mediterranean Symposium on Medicinal and Aromatic Plants – Akdeniz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Sempozyumu) Sempozyum serilerine, Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin ev sahipliğinde Kaya Artemis Otel’de, 35 farklı ülkeden yaklaşık 300 bilim insanının katılımı ile 17-20 Nisan 2013 tarihlerinde Gazimagosa (K.K.T.C.)’da başlangıç yapmıştık. MESMAP-2013 Sempozyumu, uluslararası bilim çevrelerince olumlu karşılanmış, toplantı bildirilerinin telif hakları İngiltere merkezli “CABI Abstracts” tarafından yayınlanmak üzere talepte bulunulmuştur. Ulusal ve uluslararası düzeyde yapılan toplantıların başarı ile en güzel şekilde sonuçlanmasında; şüphesiz ki, toplantılara katılarak birikimlerini paylaşan değerli bilim insanlarının büyük rolü bulunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/mesmap-3-sempozyumu

Geleneksel Türk Mezar Taşları 1. <b class=red>Ulusal</b> Sempozyumu

Geleneksel Türk Mezar Taşları 1. Ulusal Sempozyumu

Erciyes Üniversitesi, Adnan Menderes Üniversitesi, Kuşadası Kültürel ve Tarihi Mirası Koruma Derneği ortaklaşa 24-26 Mart 2017 Tarihleri arasında, Aydın-Kuşadası İlçesinde ‘Geleneksel Türk Mezar Taşları 1. Ulusal Sempozyumu’ düzenleyecekler.

http://www.ulkemiz.com/geleneksel-turk-mezar-taslari-1-ulusal-sempozyumu

2.       ULUSLARARASI MÜHENDİSLİK MİMARLIK VE TASARIM KONGRESİ

2. ULUSLARARASI MÜHENDİSLİK MİMARLIK VE TASARIM KONGRESİ

Kongre bilim kurulunun bilgisi dahilinde tam metin olarak gönderilen ve kongre bilim kurulu hakem onayından geçen yazar(lar)'a ait çalışmalar yayının dergi yayın kabul şartlarına uygun olan aşağıdaki bilgileri yer alan hakemli dergilerimizde dergi editörlerinin onayı ve kabulu ile yayınlanması sağlanacaktır.

http://www.ulkemiz.com/2-uluslararasi-muhendislik-mimarlik-ve-tasarim-kongresi

TROFF Trabzon Off Road Kulübü

TROFF Trabzon Off Road Kulübü

Kulübümüz 2007 yılından itibaren faaliyetlerine amatör olarak başlamış, yapılan sporun etraftan ilgi toplaması, üye sayısının artması ve profesyonelleşmenin bir gereği olarak 2011 yılında faaliyet alanını da genişleterek Trabzon Otomobil ve Motor Sporları Kulübü’nü kurarak resmileşmiştir. Ana faaliyet alanımız OFF ROAD olmakla birlikte ilerleyen yıllarda diğer otomobil sporlarını da kulübümüz çatısı altında toplamaya devam edeceğiz. Yaptığımız sporun temel esası dostluğa, yardımlaşmaya, dayanışmaya doğa sevgisi ve yeni yerler görme heyecanı, arzusuna dayanmaktadır. Göstermiş olduğunuz hoşgörü ve anlayışınız için şimdiden teşekkür ederiz. TRABZON OTOMOBİL VE MOTOR SPORLARI KULÜBÜ DERNEĞİ FAALİYET MANİFESTOSU 1. TROFF, bir gurup doğa faaliyetleri gönüllüsünün bir araya gelmesiyle oluşmuş bir platformdur. 2. Üyelerin, yapılacak olan gezilerde, vahşi ortamlarda ki tüm çevresel risklere, bu gezi güzergahlarına ulaşmak için kullanılan otoyollarda oluşabilecek risklere karşı duyarlı olması beklenir. 3. TROFF, başta Karadeniz bölgesinin az bilinen veya bilinmeyen doğal güzelliklerini keşfederek, yerel ve ulusal bazda paylaşmayı amaçlar. 4.TROFF, off-road sporu başta olmak üzere, doğa fotoğrafçılığı dahil her türlü doğa sporlarının ve diğer motor sporlarının yürütülmesi ve geliştirilmesine, gönülden destek veren kişilerden oluşur. 5.TROFF’un doğa faaliyetlerinin asgari sınırı, 4×4 arazi araçlarını gerektirir. 6.Faaliyetler, belirli bir program, teknik kurallar, donanım ve ahlaki kurallar çerçevesinde yürütülür. 7.Faaliyetlerde, ideoloji, siyaset, din, dil, ırk, mezhep, ticari ve kültürel farklılıkları içeren konular konuşulmaz, konuşturulmaz ve ayrımcılık yapılamaz. 8.Faaliyetlerde, ileri sürüş teknikleri, trafik kuralları ve konvoy kurallarına, azami derecede uyulması zorunludur. 9.Faaliyetler sırasında, alkol başta olmak üzere, 5326 sayılı kabahatler kanununun getirdiği hükümlere uyulması zorunludur. 10.Faaliyetler sırasında, tüm üyeler, araçları ve araçlarında taşıdıkları yolcuları ile ilgili her türlü güvenlik tedbirlerini (ilkyardım ekipmanları, güvenli sürüş ekipmanları, beşeri ihtiyaç malzemeleri vs) almakla zorunludur. 11.Üyeler, faaliyetlere katılmak üzere yanlarında getirdikleri misafirlerin (çocuklar dahil), her türlü konuşma, davranış, güvenlik ve ihtiyaçlarından birinci derecede sorumludur. 12.Faaliyetlere katılan herkes, mala ve cana gelebilecek her türlü riski kabul ederek katılır. 13.Faaliyetlerde, bitkilere ve doğal ortama zarar verilmesi, gürültü kirliliği ve çevre kirliliğine neden olacak hal ve davranışlarda bulunulamaz. 14.Faaliyetler sırasında, herkes fikir ve bilgi alışverişine dayanan sohbet ortamları yaratarak, kendini ve çevresini bilgilendirmeyi amaçlar. 15.Faaliyetlere katılan herkes, güzergahı belirleyen ve planlayan liderin ve rehberin, her türlü talimatlarına uymak zorundadır. 16.Faaliyetler sırasında, kimse planlanan programın dışına çıkamaz, grubun ahengini bozamaz, kişisel menfaatleri doğrultusunda grubu yönlendiremez. 17.Faaliyetlere katılan herkes, faaliyetler sırasında her türlü malzeme, ekipman ve işgücü konusunda paylaşımdan kaçınamaz. 18.Faaliyetlerde, güvenlik bakımından en az 2 araç bulunması prensip kararıdır. Tek araçla yapılan geziler onaylanmaz ve grubu temsil etmez. 19.Bu manifestoda yazan kurallara uymayan üyeler ilk seferde uyarılır, ikinci tekrarda asli üyelerin kararı ile faaliyetlerden belirli bir süre uzak tutulur. Üçüncü tekrarda ise asla TROFF faaliyetlerine katılmaması kararı alınır. 20.Faaliyetlere katılabilmek için tüm araçlarda TRABZON OTOMOBİL VE MOTOR SPORLARI KULÜBÜ DERNEĞİ ARAÇLAR İÇİN GEREKLİ MALZEME EKİPMAN LİSTESİ’inde bulunan zorunlu malzeme/ekipman listesindeki özellikleri barındırması gerekir. 21.Yönetim kurulu düzenlenecek olan gezinin zorluk derecesine göre asgari araç sınıflandırması yapabilir, bu sınıflandırma TRABZON OTOMOBİL VE MOTOR SPORLARI KULÜBÜ DERNEĞİ ARAÇ SINIFLANDIRMASI listesinde belirlenen kriterlere göre yapılır.Belirlenen asgari sınıflandırma kriterlerine sahip olmayan araçların o geziye katılma hakları olmayacaktır. 22.TROFF yılda en az bir kere kulüpte bulunan tüm araç sınıflarına uygun nitelikte gezi düzenlemek ile yükümlüdür. İşbu manifesto, asli üyeleri tarafından güncellenmeye açık olup, mevcut son hali, tüm üyeler için bağlayıcı kabul edilir.Kulüp üyelik formunu dolduran ve imzalayarak kulüp üyesi olan herkes bu manifestoyu okumuş ve getirdiği yükümlülükleri kabul etmiş sayılır. http://www.trabzonoffroadkulubu.com/

http://www.ulkemiz.com/troff-trabzon-off-road-kulubu

XIII. <b class=red>Ulusal</b> Histoloji ve Embriyoloji Kongresi

XIII. Ulusal Histoloji ve Embriyoloji Kongresi

XIII. Ulusal Histoloji ve Embriyoloji Kongresi yaklaşırken, bizler 30 Nisan-3 Mayıs 2016 tarihlerinde, güzel İzmir’imizin Çeşme ilçesinde yer alan Ilıca Hotel’de sizlerle buluşacak olmanın sevinç ve heyecanını yaşamaktayız.

http://www.ulkemiz.com/xiii-ulusal-histoloji-ve-embriyoloji-kongresi

2. ULUSLARARASI EKONOMİ YÖNETİMİ VE PAZAR ARAŞTIRMALARI KONGRESİ

2. ULUSLARARASI EKONOMİ YÖNETİMİ VE PAZAR ARAŞTIRMALARI KONGRESİ

Birçok dünya ülkesinde olduğu gibi Türkiye açısından da önemli bir sorun haline dönüşmüş olan ekonomi sorunlarını ele alıp farklı açılardan değerlendirme imkân ve olanağına kavuşacağız.

http://www.ulkemiz.com/2-uluslararasi-ekonomi-yonetimi-ve-pazar-arastirmalari-kongresi

<b class=red>ULUSAL</b> MOLEKÜLER BİYOLOJİ VE BİYOTEKNOLOJİ KONGRESİ

ULUSAL MOLEKÜLER BİYOLOJİ VE BİYOTEKNOLOJİ KONGRESİ

Saygıdeğer Meslektaşlarım, Moleküler biyoloji ve biyoteknoloji’nin güncel uygulamaları ülkemizde akademik ve ekonomik alanlarda her gün daha fazla önem kazanmaktadır. Moleküler biyoloji, genetik ve biyoteknoloji alanındaki güncel teknik gelişmeleri yakından izlemek ve paylaşmak bu alanlardaki akademik çalışmalarda kalite ve verimliliği de etkileyecektir. Belirli bilimsel disiplinlerdeki güncel gelişmelerin akademik camia tarafından paylaşılması, uygulama alanları için yeni ürünlerin geliştirilmesi ve bu alanlardaki sorunların çözümü için geniş katılımlı kongre organizasyonları oldukça faydalı olmaktadır. Bu nedenle bugüne kadar başarılı bir şekilde organize edilen “Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresi’nin” beşincisinin de organize edilmesine karar verilmiştir. “V Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinin” 18-21 Temmuz 2016 tarihinde Konya’da Dedeman otelinde yapılmasına karar verilmiştir. Kongre yerinin seçiminde Ağustos 2015’de Afyonkarahisar’da başarı ile gerçekleştirilen IV. Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinde kongre yerine ulaşım, konaklama ve kongre zamanlaması gibi konularda katılımcılar tarafından ifade edilen görüş ve öneriler dikkate alınmıştır. Siz değerli akademisyenleri ve öğrencilerimizi moleküler biyoloji ve biyoteknoloji alanındaki araştırma sonuçlarınızı “V Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinde” sunmaya davet ediyoruz. V. Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinin organizasyonu da daha önce olduğu gibi Nobel Bilim ve Araştırma Merkezi tarafından gerçekleştirilecek olup, ev sahipliğini Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoteknoloji Bölümü yapacaktır. Bu şekildeki uygulamalar bilimsel kongrelerin organizasyonlarında sıklıkla görülmekte olup Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinin kurumsallaşması ve kesintisiz olarak devam etmesini de sağlamaktadır. Daha önceki Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongrelerinde olduğu gibi “V Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinde” sunulan araştırmalar da şayet yazarlar tarafından istenilirse gerekli değerlendirmelerden sonra “Journal of Applied Biological Science” (JABS) veya “Biyoloji Bilimleri Araştırma Dergisinde” (BİBAD) hızlı bir şekilde makale olarak da yayımlanacaktır. Katılımcılar tarafından yeterli talep geldiği takdirde kongrede sunulacak olan poster ve tebliğ özetlerinin “Journal of Applied Biological Science” dergisinde Kongre özel sayısı olarak yayımlanması da planlanmaktadır. V Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinde davetli konuşmacılar, poster ve sözlü sunumlara ek olarak siz değerli katılımcılar tarafında gelen önerilere göre belirli alanlarda paneller ve moleküler biyoloji ve biyoteknoloji alanında yaygın olarak kullanılan teknikler için de kısa atölye veya çalıştayların yapılması da düşünülmektedir. Kongre konuları da oldukça geniş kapsamlı olup bu konuların belirlenmesinde moleküler biyoloji ve biyoteknoloji alanındaki güncel eğilimler ve yenilikler de dikkate alınmıştır ve kongre resmi web sayfasında (http://www.biyoloji.gen.tr) verilmiştir. Poster ve sözlü sunumlara ek olarak davetli konuşmacı olarak kongrede yer almasını istediğiniz akademisyenleri ve organize etmeyi düşündüğünüz kısa panel ve atölye konularını da kongre düzenleme kuruluna iletebilirsiniz. Moleküler biyoloji ve biyoteknoloji alanında çalışan bütün meslektaşlarımızı ve geleceğimiz olan değerli öğrencilerimizi Konya’da ağırlamaktan onur duyacağımızı özellikle belirtmek istiyoruz. Katkı ve katılımınız dileği ile…, Prof. Dr. Sezai TÜRKEL                  Prof. Dr. Mehmet KARATAŞ Kongre Başkanı                                 Düzenleme Kurulu  Başkanı http://www.biyoloji.gen.tr/

http://www.ulkemiz.com/ulusal-molekuler-biyoloji-ve-biyoteknoloji-kongresi

Atatürk'ü Anlatan İlk Belgesel (Muhteşem Türk) 1959

Atatürk'ü Anlatan İlk Belgesel (Muhteşem Türk) 1959

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şimdiye kadar duyulan en net ses kaydı Amerikan Ulusal Arşivleri'nde bir belgeselde bulundu.Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şimdiye kadar duyulan en net ses kaydı Amerikan Ulusal Arşivleri'nde bir belgeselde bulundu. 1958 yılında ABD tarafından hazırlanan 'Muhteşem Türk' isimli belgeselde yer alan kayıtta Atatürk'ün sesinin Nutuk konuşmasındakinden çok daha net ve tok olduğu duyuluyor.

http://www.ulkemiz.com/ataturku-anlatan-ilk-belgesel-muhtesem-turk-1959

Turkish Airlines kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Turkish Airlines kim kurdu ? Sektördeki yeri nedir ?

Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı, Türkiye'nin bayrak taşıyıcısı olan ulusal hava yolu şirketi.

http://www.ulkemiz.com/turkish-airlines-kim-kurdu-sektordeki-yeri-nedir-

3. <b class=red>ULUSAL</b> ÇEVRE KONGRESİ

3. ULUSAL ÇEVRE KONGRESİ

Çok Kıymetli Katılımcılar,Yerelden bölgesele, bölgeselden evrensele canlı ve cansızlar açısından çok büyük tehdit unsuru oluşturan çevre sorunlarının dünya ölçeğinde tartışılmasını hedefleyen Ulusal Çevre Kongresi“Turizm ve Çevre” ana teması ile Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Marmaris Turizm Meslek Yüksekokulu işbirliğiyle 30 Temmuz – 2 Ağustos 2016 tarihleri arasında Marmaris’te düzenlenecektir.Kirleticilerin ekosistemler üzerindeki tahribatı ve canlılar üzerindeki potansiyel risklerine, sınırsızca tahrip edilen geriye dönüşsüz bir biçimde yok olan çevrenin vazgeçilmez öğelerinin tespitine ve çevrenin korunmasına yönelik farklı ve alternatif çözüm odaklı analiz ve çalışmaların kongre kapsamında değerlendirilmesinin toplam çevre kalitesine ve sağlıklı ortamlara katkısı kaçınılmaz olacaktır.Yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir dünya hedefi, bilgi üretme ve paylaşma konusunun en önemli aktörleri olan bilim adamları, kamu ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşlarının bir arada olması ile gerçekleşebilir.Doğal, kültürel ve tarihi mirası ile yeşilin ve mavinin tüm tonlarını içerisinde saklayan Türkiye’nin cennet köşelerinden biri olan Marmaris’te, üretilen bilgilerin dünya ekosisteminin hizmetine ikram etmek üzere buluşmak dileğiyle, saygılarımızı sunarız.Prof. Dr. Arzu ÇİÇEKKongre Başkanıwww.cevrekongresi.gen.tr

http://www.ulkemiz.com/3-ulusal-cevre-kongresi

Biyosidal 2016 – 3.BİYOSİDAL KONGRESİ ULUSLARARASI KATILIMLI

Yer : AntalyaTarih : 22 – 25 Kasım 2016Düzenleyen :  Türkiye Halk Sağlığı Kurumu ve Biyosidal İş ve Çevre Sağlığı Derneği işbirliği, Çukurova Üniversitesi ve Ege ÜniversitesiKongre Merkezi : Maritim Pine Beach HotelOrganizatör : FTS TURİZM KONGRE ORGANİZASYON HİZMETLERİWeb Sitesi : http://www.biyosidal2016.org/DAVET.BİYOSİDAL ÜRÜNLERİN BUGÜNÜ VE GELECEĞİ?Değerli Katılımcılar,3. Uluslararası Biyosidal Kongresi, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu ve Biyosidal İş ve Çevre Sağlığı Derneği işbirliği, Çukurova Üniversitesi ve Ege Üniversitesi’nin desteği ile birlikte 22-25 Kasım 2016 tarihleri arasında Antalya Maritim Pine Beach Hotel’de düzenlenecektir.9 – 13 Kasım 2015 tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Katılımlı 2. Ulusal Biyosidal Kongresi başarı ile tamamlanmıştır. Kongremize yurtiçinden 125 ve yurtdışından 11 olmak üzere toplam 136 konuşmacı, 165 akademisyen, 73 öğrenci, 133 belediye çalışanı, 285 sağlık çalışanı, 28 hastane temsilcisi, 407 özel sektör temsilcisi, 360 kurs katılımcısı ile toplam 1587 kişi katılım sağlamıştır. Kongre boyunca 21 oturum, 3 konferans, 2 uydu sempozyumu ve 2 panel düzenlenmiştir.Ülkemizde biyosidal alanında en kapsamlı katılım ile gerçekleşen kongrenin biyosidal ürünlere ilişkin üretim, pazarlama ve uygulama anlamında kamu ve özel sektör olmak üzere herkes adına amacına ulaşmış olduğunu görmenin gururunu yaşıyoruz. Standartlarımızı artırarak bu yıl da geçmiş yıllarda yaptığımız kongrelerden bir basamak daha önde ve daha başarılı bir kongre yapmayı planlamaktayız. Sizlerden aldığımız güçle, giderek artan azim ve kararlılığımız ile yolumuza devam ediyoruz.Kongremizi Avrupa Kimyasallar Ajansı (ECHA), Chemical Watch, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ve Avrupa Zararlı Yönetimi Dernekler Konfederasyonu (CEPA) gibi uluslararası arenada büyük rol oynayan birçok kurum ve kuruluş desteklemektedir. Bu yıl uluslararası katılımın daha da artmasını planladığımız kongremizde Avrupa Komisyonu ve Avrupa Kimyasallar Ajansı’nın ( ECHA) rolü, Biyosidal Ürünlerin Global Kayıtlandırılmasında Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) rolü, Avrupa Birliği piyasasındaki mevcut biyosidal ürünler ve kullanımları: Fırsatlar ve zorluklar, Biyosidal ürünlerde sürdürülebilirlik ve risk değerlendirmesi, biyosidal ürünlerde maksimum kalıntı limitleri, biyosidal endüstrisinin bugünü ve geleceği, biyosidal mevzuatının etkileri ve satıcılar için çözümler, biyosidal ürünlerin günlük hayatta kullanımı, biyosidal ürünlerin küçük ve orta büyüklükteki işletmelere (KOBİ) etkisi, endokrin bozucular konusunda Avrupa Birliği’nde yaşanan gelişmeler ve BPR’da ara ürünler gibi başlıca konular tartışılacaktır.Bu konulara ek olarak biyosidal ürünlerin kullanımında başlıca paydaşlardan biri olan yerel yönetimlerin haşere kontrolünde biyosidal ürün yönetmeliği, satın alma süreçleri, haşere kontrolü uygulamalarında yaşanan sorun ve çözüm önerileri ve benzeri birçok konu, hastanelerin biyosidal ürün alım süreçleri, sağlık personeli ve hastane çalışanlarının hastane enfeksiyonları ve mesleki risklere karşı korunması konusunda gerekli önlemlerin alınması ve çalışan personelin yeterince bilinçlendirilmesi önem arz etmekte olup; bu konuda Üretici Firmalar, Kullanıcılar Akademisyenler ve THSK Çevre Sağlığı Dairesi çalışanları ile birlikte Biyosidal ürünlerin kullanımı hakkında bilgi sahibi olabileceklerdir.Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yetkili otoriteleri, üniversiteler, hastaneler, belediyeler, yurt içi ve yurt dışından sektör temsilcilerinin katılımı ile 22-25 Kasım 2016 tarihleri arasında Antalya Maritim Pine Beach Hotel’de düzenlenecek olan 3. Uluslararası Biyosidal Kongresi’nde sizleri aramızda görmeyi umuyor, değerli katkı ve katılımlarınızı bekliyoruz.Saygılarımla,Prof. Dr. İrfan ŞENCANTürkiye Halk Sağlığı Kurumu BaşkanıKongre Başkanı

http://www.ulkemiz.com/biyosidal-2016-3-biyosidal-kongresi-uluslararasi-katilimli

3.Ulusal ( Uluslararası Katılımlı) Biyologlar Kongresi

16 Nisan 2016DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KONGRE MERKEZİDeğerli Meslektaşlarımız,Biyologlar Dayanışma Derneği olarak 3.Ulusal (Uluslararası Katılımlı) Biyologlar Kongresi’ni düzenliyor olmanın gurur ve sevincini yaşıyoruz.Her geçen gün Biyologlar açısından daha kritik hale gelen düzenlemelere karşı gösterilmesi gereken duruşu sergilemek için Biyologlar Odasının kurulması ihtiyacına dikkat çekmek,  karşılaştığımız sorunların çözüme kavuşması ve biyolojinin hak ettiği yere gelmesi için farkındalık yaratmak amacını güttüğümüz ve bu yıl 3.sü gerçekleştirilecek kongremizi "Dünya’nın Kalbi Biyoloji" temasıyla 16 Nisan 2016 tarihinde sizlerin de katkılarınızla gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu büyük organizasyonda sizleri de yanımızda görmekten onur duyacağız.Kongremize bilimsel katkıda bulunan ve biyolojinin çeşitli dallarındaki gelişmeleri bize aktaran değerli öğretim üyesi hocalarımız, farklı kurumlarda ve özel sektörde çalışan meslektaşlarımız ve kongremize katılarak genç enerjileriyle sinerjimize katılacak  öğrencilerimizle bu ortamı paylaşmak istiyoruz.Yeni yaklaşımların  gözlenmesi, biyolog olarak yaşadığımız sorunlara çözüm bulunması ve  meslektaşlarımızı bir araya getirme, birlik ve beraberliğin sağlanması açısından kongrelerin rolü çok önemlidir. Bu sene üçüncüsünü düzenlediğimiz kongremizde her sene artan sayıda katılımcının olması bizi daha çok heyecanlandırmakta ve sorumluluğumuzu arttırmaktadır.Gün boyu devam edecek olan oturumlarla Dünyanın kalbi olan Biyoloji'nin önemini vurgulayacak, sizlerin de değerli katkılarınızla Biyologların sesini en gür tonda haykıracağız.Mesleğimizin saygınlığının, etki gücünün, ülkemize katkılarının bu işbirliği ile güçleneceği ve bu alanın önemini vurgulamak için bir fırsat yaratacağını biliyor, bu nedenle Yaşamın Olduğu Her Yerde Biyologların Varolması Gerektiği" farkındalığının doğduğu Ankara’ya tüm meslektaşlarımızı bekliyoruz.       16 Nisan 2016 tarihinde Ankara’da yapılacak 3. Ulusal (Uluslararası Katılımlı) Biyologlar  Kongresi’nde buluşmak dileklerimizle…Saygılarımızla,Düzenleme Kurulu AdınaBiyologlar Dayanışma DerneğiKongre Sekreterliği

http://www.ulkemiz.com/3-ulusal-uluslararasi-katilimli-biyologlar-kongresi

KÜÇÜKSU KASRI

KÜÇÜKSU KASRI

  Küçüksu Kasrı veya Göksu Kasrı, İstanbul'un Küçüksu semtinde, Göksu Deresi ile Küçüksu Deresi arasında, Boğaziçi'nde Üsküdar-Beykoz sahilyolu üzerinde yer alan kasır. Sultan Abdülmecit tarafından Nigoğos Balyan'a yaptırılmış, inşaatı 1856 yılında tamamlanmıştır. Eski adı "Göksu Kasrı" olan bu yapı, padişahların, Boğaziçi kıyılarındaki biniş kasırlarından biridir. Kasırlar sadece hünkârların malı sayılan ve sarayların haricinde inşa edilen, köşkten büyük binalardır. Devamlı ikamet için kullanılmayan kasırlar, padişahların dinlenmeleri için vakit geçirdikleri yerdir   Osmanlı tarihinde Lale Devri adıyla geçen dönem, yeniçeri ayaklanmasıyla kanlı bir şekilde sona erdikten sonra, Kâğıthane'de bulunan saray, köşk, yalı vb. binalar yağmalanıp yıkılmıştır. Bu hareket bir halk ayaklanması niteliğinde olmadığından kısa bir süre sonra her şey eski haline dönmüştür. İşte, böyle bir ortamda tahta çıkan I. Mahmud, Kâğıthane ve civarını imar etme yerine, Boğaziçi kıyılarında dinlenmeyi ve eğlenmeyi tercih etmiştir. Küçüksu, padişahın Boğaz'da en fazla sevdiği semtlerden biri olmuştur. Sadrazam Divitdâr Mehmed Emin Paşa, padişahın bu yöreyi çok sevdiğini farkedince, kendisine bu yörede bir kasır yapılmasını teklif etmiş ve olumlu cevap alınca da, kasrın yapılması için gerekli emirleri vermiştir.   Mühendis ve şehremini Yusuf Efendi, bir plan hazırlayarak, Küçüksu'da ahşap bir bina inşa etmeye başlamıştır. Kasır, 1751 yılında büyük törenlerle açılmıştır. Kandilli yamaçlarında kuyular kazılmış, terazilerle kasra su getirilmiştir. Getirilen su, kasrın ihtiyacını karşılamakla birlikte, havuz ve sebiller için de kullanılmıştır.   Sadrazam, kasrın döşeme masraflarını, Kedhüda Bey, Defterdar Efendi, Reis Efendi, Çavuş Başı, Yeniçeri Ağası, Cebeci Başı, Darphâne Nazırı, Gümrükçü ile Buğdan Voyvodası arasında paylaştırmıştır. III. Selim döneminde Küçüksu Kasrı tamamen tamir ettirilmiş, kasrın önüne büyük bir çeşme yapılmıştır. Kasrın diğer bir onarımı da II. Mahmut devrinde olmuştur.   Küçüksu Kasrı, 17. yüzyıl'dan başlayarak çeşitli kaynaklarda Bağçe-i Göksu adıyla anılan hasbahçenin (bugün Küçüksu Çayırı'nın bulunduğu alan) eşsiz doğal güzellikleriyle ilk olarak Sultan IV. Murat'ın (1623-1640) ilgisini çektiği ve 18. yüzyıl başlarında bu çevrede ilk yapılaşmaların görüldüğü bilinmektedir. Sultan I. Mahmut (1730-1754) döneminde Divittar Mehmed Paşa, bu hasbahçenin deniz kıyısına iki katlı ve ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı III. Selim (1789-1807) ve II. Mahmut dönemlerinde onarılarak kullanılmıştır. Sultan Abdülmecit dönemindeyse (1839-1861) padişahın emriyle yıktırılmış ve yerine bugünkü kargir yapı inşa edilmiştir.   1857 yılında hizmete giren yeni Küçüksu Kasrı'nın mimarı Nikoğos Balyan Kalfa'dır. Kâgir, iki katlı ve yığma tekniğiyle inşa edilmiştir. Tuğla ve taş kullanılarak yükseltilen bina, ortalama 15 m x 27 m'lik bir alanda yer alır. Bodrumu ile birlikte üç katlı olan yapının bodrum katı mutfak, kiler ve hizmetçi odalarına ayrılmış, öbür katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir. Her oda, hem hole, hem de arkasındaki diğer bir odaya açılır. Denize bakan odalarda iki, kara tarafındakilerde ise bir bulunur. Bu özelliğiyle geleneksel Türk evi plan tipini yansıtan yapı, dinlenme ve av için kullanılan, bir "biniş kasrı" niteliğindeki yapı devlete ait diğer saray yapılarının tersine yüksek duvarlarla değil, dört yönde kapısı olan ve döküm tekniğiyle yapılmış zarif demir parmaklıklarla çevrilidir. Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) cephe süslemeleri elden geçirilen yapı, zaman zaman çeşitli onarımlar görerek günümüze ulaşmış, ancak bu arada eski saraydan kalan ve çeşitli işlevlerdeki ek yapılarını yitirmiştir.   Kabartmalarla süslü ve hareketli deniz cephesinde, bu cepheye yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda, merdivenlerinde çeşitli batılı süsleme motifleri kullanılmıştır. Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle döşenmiş, bu iş için Viyana Operası dekoratörü Sechan görevlendirilmiştir.   Uzun kenarı denize paralel, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Yerden 3m kadar yüksekteki bir alt bölüme oturan iki kattan oluşur. Deniz cephesi üç düşey parçaya ayrılmıştır.; bunlardan ortadaki düz, yanlardaki dışbükeydir. Orta bölümde bulunan kapıya, at nalı biçimli, iki kollu görkemli bir mermer merdivenle ulaşılır. At nalının iki kolu arasında fıskiyeli mermer bir havuz yer alır. Giriş bölümü dört sütunun taşıdığı kemerli bir sahanlığın gerisine doğru çekilmiştir. Zemin katta boydan boya ikişer balkon vardır. Üst kattaki konsollara taşıtılmış, zemin kattaki ayaklara oturtulmuştur. Yapının bütün cepheleri, en tepede konsollar üstünde ileri taşan ve çatıyı gizleyen bir parapet duvarıyla sona erer.   Alçı kabartma ve kalem işi süslemeli tavanları, bir Şömine müzesini andıran birbirinden farklı renk ve biçimde, değerli İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, çeşitli Avrupa üsluplarındaki mobilyaları, halı ve tablolarıyla eşsiz bir sanat müzesi niteliğindeki Küçüksu Kasrı, Cumhuriyet Döneminde de bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış ve günümüzde bir müze-saray işlevi kazanmıştır.   1994 yılında kapsamlı ve çağdaş bir restorasyon gören Küçüksu Kasrı, halkın ziyaretine açık tutulmakta, hemen yanıbaşındaki iskeleyi, çeşme meydanını ve özgün bahçesini tarihsel ve eskiden olduğu gibi halkın eğlenip dinlenebildiği bir mesire kimliğine kavuşturma çalışmaları sürmektedir. Bu çalışmalar sona erdiğinde, yapının bahçesi diğer saray, köşk ve kasırlarımızda olduğu gibi ulusal ya da uluslararası nitelikteki resepsiyonlara ayrılacaktır.   https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCksu_Kasr%C4%B1  

http://www.ulkemiz.com/kucuksu-kasri

1. Hematolojik İmmünoloji Kongresi

1. Hematolojik İmmünoloji KongresiYer : Girne / K.K.T.C.Tarih : 24-26.MART.2016Düzenleyen : Hematolojik İmmünoloji DerneğiKongre Merkezi : Elexus Resort OtelOrganizatör : Fortuna EventsWeb Sitesi : http://www.hidkongre.org/index.htmlDAVET.Değerli Meslektaşım;Tıbbi ve teknolojik gelişmelerin inanılmaz hızlarla yol aldığı, değişim ve yeniliklerin baş döndürücü şekilde insan hayatına yansıdığı bir çağda yaşamaktayız. Böyle bir zamanda tıp biliminin temsilcileri ve uygulayıcıları olan bizler hızla akıp giden zamanın sunduğu yenilikleri hastalarımıza sunma sorumluluğunu taşıyor olmanın yanında, insanoğlunun bilimsel havuzuna da önemli katkılar yapmakla sorumluyuz.Dünyanın dengesine binlerce yıldır şekil ve yön veren bir milletin bilim adamları olarak kendi alanımızda evrensel ölçekte çalışmalara ve projelere imza atma zorunluluğumuz olduğunu düşünmekteyiz. Bu zorunluluk batı toplumlarının ulaşmış olduğu bilimsel düzeye katkı veren ülkeler arasında ön sıralarda olamayışımız ve üretkenlik anlamında da ‘bilimsel kısırlık’ yaşıyor olmamız nedeniyle çok daha önem kazanmıştır.Bu nedenle; özellikle akademik camiada tüm dünyanın kabul ettiği prestijli ve bilimsel hayata yön veren işlerin içerisinde olmak, üretkenliğin ön planda olduğu ve teşvik edilerek ödüllendirildiği çalışmalar yaparak kalıcı ve değerli eserler üretmek bugünden sonra artık çok daha fazla sayıda akademisyenin ciddiye alması gerektiği bir gerçek haline gelmiştir.Ülkemizde bu asil görevi yerine getiren birçok önemli ve değerli akademisyen kişiler ve kurumsal organizasyonlar vardır. Bununla beraber; bu alanda yapılacak daha çok işler olduğunu düşünmekteyiz. ‘Hematolojik İmmünoloji Derneği’ olarak ülkemizin akademik ve bilimsel arşivine evrensel eserler ve yayınlar kazandırmak, dünyaya bu alanda yön veren güçler arasında olabilme amacıyla çalışmak ve toplum ile akademik camiada farkındalık oluşturmak derneğin temel hedefi olacaktır. Sanırız ki sadece bu şekilde kalıcı ve etkin bir güç olarak sadece ulusal ölçekte değil aynı zamanda dünya ölçeğinde yer bulabilecektir Türk Hematolojisi.İşte bu hedeflerle; hematolojinin günden güne değeri artan ve gelecekteki tedavi seçenekleri içerisinde yıldızı en çok parlayacak alanların başında gelen immünoterapinin hematolojideki yerini ve önemini sunmak, bilimsel farkındalık ve öncülük açısında sorumluluk alarak hematoloji dünyadasındaki gelişmelerden meslektaşlarımızı ve ülke insanımızı haberdar etmek ve tüm bu süreçlerin sonunda bilimsel ve akademik yayınlarla söz sahibi olmak bizleri biraraya getiren en önemli başlıklardır.24-26 Mart 2016’da Kıbrıs’ta düzenleyeceğimiz ilk kongremizde; birinci gününde hematolojini önemli alanlarından olan ‘Flow Sitometri’ konusunu işliyor olacağız. Hem temel prensipler hem de gerçek vaka örnekleri ile interaktif tartışma ortamında pratik yapmış olacağız.2. günde ise; güncel kanser immünoterapisinin hedefleri ve klinikteki uygulama alanları ile yeni geliştirilen ilaçlardan söz edilecektir.Bütün meslektaşlarımız ve sektörün tüm aktörleri ile birlikte olmayı umduğumuz bu değerli kongrenin ülkemizde bilimsel ve sosyal anlamda yepyeni ufuklar açması dileğiyle..Saygılarımızla..Doç. Dr. Serdar ŞıvgınGenel SekreterProf. Dr. Osman İlhami ÖzcebeBaşkan

http://www.ulkemiz.com/1-hematolojik-immunoloji-kongresi

Abide-i Hürriyet Anıtı

Abide-i Hürriyet Anıtı

Abide-i Hürriyet diğer adıyla Hürriyet-i Ebediye Abidesi, 31 Mart Vakasında ölenlerin anısına İstanbul'un Şişli ilçesinde Hürriyet-i Ebediye Tepesi'nde dikilmiş olan anıt. Türkiye'de yapılmış ilk ulusal anıttır.

http://www.ulkemiz.com/abide-i-hurriyet-aniti

Kocaeli Üniversitesi 2. Biyoloji Öğrenci Kongresi

Kocaeli Üniversitesi 2. Biyoloji Öğrenci Kongresi

Yer : KocaeliTarih : 10-12.MART.2016Düzenleyen : Kocaeli ÜniversitesiKongre Merkezi : Kocaeli Üniv. Prof.Dr. Baki KOMŞUOĞLU Kültür ve Kongre MerkeziOrganizatör :Web Sitesi : http://koubiyolojik.com/Sevgili Öğrenciler,Biyoloji Öğrenci Kongresini yeniden Kocaeli Üniversitesi’nde düzenleyecek olmanın gurur ve heyecanı içindeyiz. Kocaeli’de 10-12 Mart 2016 tarihleri arasında Ulusal Katılımlı olarak gerçekleştireceğimiz 2.Biyoloji Öğrenci Kongresi’ne sizleri davet etmekten büyük onur ve mutluluk duymaktayız. Kongrenin amacı her geçen gün daha önemli hale gelen Biyolojik Bilimler konularında çalışma yapan meslektaşları bir araya getirerek öğrencilerin bilgi ve düşüncelerini zenginleştirmek, ortaya çıkan yeni bilgi ve gelişmeleri paylaşmak, yeni ve güncel konuların aktarılacağı bir program oluşturmaktır. Kongremizin bilimsel düzeyinin korunmasını yanında, sosyal ve kültürel açıdan da zengin ve doyurucu olabilmesi için çaba göstermekteyiz. 10-12 Mart 2016 tarihleri arasında Kocaeli’de yapılacak 2.Biyoloji Öğrenci Kongresi’nde buluşmak dileklerimizle.Kongre Düzenleme Kurulu Adına,Prof.Dr.Fazıl ÖZENBölüm Başkanı

http://www.ulkemiz.com/kocaeli-universitesi-2-biyoloji-ogrenci-kongresi

Rize Off-Road Kulübü

Rize Off-Road Kulübü

Rize Off Road & Kurtarma Kulübü Derneği 22.08.2011 tarihinde altı kişi ile kurulmuş bir dernektedir. Şu an itibari ile 40 üyesi bulunmaktadır. 01.02.2012 tarihi itibari ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü tarafından, 01.01.2013 tarihinde de TOSFED (Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu) tarafından tescil edilmiştir. Federasyon tarafından 2013 yılı için federasyon faaliyetilerine katılmaya ve organizasyon yapmaya yetkilendirilmiştir. Araç sayısını ve teknik ekipmanlarını yenileyen Rizoff Rescue, üyelerine dernek içi eğitimler vermeye başlayarak üyelerinin beceri ve yeteneklerini ön plana çıkartarak profesyonel bir spor kulübü olma yolunda ilerlemektedir.    İlkesi "Doğaya Saygı Yaşayana Saygı" olan Rizoff Rescue sadece bir gezi kulübü anlayşında değildir. Üzerine düşen toplumsal görevlerini de yerine getirmeye çalışmaktadır. Topluma, bireye yönelik kurumlarla ve derneklerle dirsek teması kuran Rizoff Rescue kendine verilen vazifeyi en iyi şekilde yerie getirmeye çalışmaktadır.Profesyonel bir eğitim almak için AFAD Sivil Savunma İl Müdürlüğü UMKE Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi, Rize İl Sağlık Müdürlüğü ve 5 Sivil toplum kurumları ile 01.07.2012 yılında kurulan RİKE Rize Arama Kurtarma Ekibinin kurulmasına öncülük yapmış olup yakın zamanda kulübümüzle bir protokol imzalanacaktır. Doğal afetlerde gönüllülük esasına dayalı olarak her an hazırda bekleyen Arama Kurtarma timimiz ile bölgemizde bir çok vatandaşımızın yardımına koşmuştur. Rizoff Rescue kulüp üyelerimiz ayrıca Amatör Teslzici Ünvanına sahiptir.Profesyonel Doğa Sporları ve Offroad kulübü olarak, iki kulübümüz ilimiz Rize'nin tanıtılmasına katkı sağlamak amacıyla çalışmalar yapılmıştır. Kulüp olarak başlattığımız bu tanıtım çalışmalarının ilk meyvesi, Aralık 2011 tarihinde TRT1 de yayınlanan Zor Yollar, Ayder, Zilkale ve Verçenik'de çekimleri yapılmış ve TRT1'de 3 hafta yayınlanmıştır. http://www.rizoff.com/

http://www.ulkemiz.com/rize-off-road-kulubu

9. <b class=red>Ulusal</b> Artroplasti Kongresi

9. Ulusal Artroplasti Kongresi

9. Ulusal Artroplasti KongresiYer : Antalya / BelekTarih : 31.MART-3.NİSAN.2016Düzenleyen : Kalça Diz Artroplasti DerneğiKongre Merkezi : Gloria Kongre MerkeziOrganizatör : Valör TurizmWeb Sitesi : http://www.artroplasti2016.org/Değerli Meslektaşlarım,Kalça Diz Artroplasti Derneği olarak 31 Mart – 03 Nisan 2016 tarihleri arasında Antalya’da Gloria Kongre Merkezinde gerçekleştireceğimiz 9. Ulusal Artroplasti Kongresinin bilimsel programını sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduğumu belirtmek isterim.İlk olarak bu toplantıya bilimsel anlamda destek verecek 80 meslektaşıma özel teşekkür etmek istiyorum. Artroplastiye gönül vermiş olmaları yanısıra bilgi ve becerilerini katılımcılarla paylaşmak istemeleri gerçekten son derece önemlidir.İki günün sonunda katılımcılarda kazanılması hedeflenen bilgi ve beceriler;-Kalça ve diz osteoartritinin tedavi seçeneklerinden biri olan artroplastinin gerek primer gerekse revizyonlarının temel prensiplerini kavramak,-Karşılaşılan komplikasyonları önleme ve tedavi seçeneklerini kavramak,-Hızlı iyileşme protokollerini sıralayabilmek,-Katılan herkesin uygulama alışkanlıklarını kendi tercihleri ile karşılaştırabilmek,-Primer ve revizyon artroplasti ile ilgili cerrahi teknikleri kavrayabilmek,-Femoraasetabular sıkışma ve femur başı avasküler nekrozunun sebeplerini, tanı yöntemlerini ve tedavi seçeneklerini kavramak.Ayrıca bu kongre sırasında daha öncede duyurduğumuz gibi sözlü bildiri oturumları da yapılacaktır. 20 Ekim 2015 de online olarak başlayan bildiri gönderimi 01 Şubat 2016 da bitecektir. Bildiri özeti gönderim sistemine www.artroplasti2016.org adresinden ulaşabilirsiniz. Özellikle iyi bir artroplasti cerrahi olmak isteyen genç meslektaşlarımızın kongremizde sunum yapmaları bizleri ayrıca mutlu edecektir.Kongremizle ile ilgili tüm bilgilere ve de bilimsel programın detaylarına www.artroplasti2016.org adresinden de erişebilirsiniz.31 Mart-03 Nisan 2016’da Antalya’da görüşmek dileğiyle saygılarımı sunarım.Prof. Dr. Bülent ErdemliKalça Diz Artroplasti Derneği Başkanı

http://www.ulkemiz.com/9-ulusal-artroplasti-kongresi

Abiyogenez Hipotezi Nedir?

Abiyogenez Hipotezi Nedir?

Yunan filozofu Aristo canlıların, cansız maddelerden kendiliğinden meydana geldiğine inanıyordu. (Abiyogenez hipotezi) Bu hipoteze göre döllenmiş yumurta gibi bazı madde parçaları bir aktif öz taşır. Bu aktif öz şartlar uygun olduğunda bir canlı meydana gelir. Aristo’nun bu görüşü ortaçağda birçok bilim insanı tarafından kabul edilmiştir. Aristo’nun görüşleri önce F. Redi’nin daha sonradan Louis Pasteur’ün düzenledikleri kontrollü deneylerde çürütülmüştür.F. Redi “Böcek sayıları üzerinde deneyler” adlı eserinde abiyogenez hipotezinin geçersizliğini şöyle anlatmıştır.Doğa bilimlerinde abiyogenez, yaşamın kökeni sorusu, yeryüzünde yaşamın canlı olmayandan nasıl gelişebildiğinin araştırılmasıdır. Bilimsel uzlaşmaya göre abiyogenez günümüzün 4,4 milyar yıl öncesi ile 2,7 milyar yıl öncesi arasında meydana gelmiştir. Bu zaman aralığının başı olan 4,4 milyar yıl öncesi, su buharının sıvılaştığı zamandır. 2,7 milyar yıl öncesi ise, sabit karbon (12C ve 13C ), demir (56Fe, 57Fe, ve 58Fe) ve kükürt (32S, 33S, 34S, ve 36S) izotop oranlarının mineral ve çökeltilerin biyolojik kaynaklı olduğuna, biyolojik göstergelerin ise fotosenteze [ölü/kırık bağlantı] işaret ettiği zamandır. Bu konu aynı zamanda, Büyük Patlama'dan beri evrenin 13,7 milyar yıllık gelişimi sırasında gerçekleşmiş olabileceği düşünülen, güneş sistemi veya dünya dışından yaşamın kaynaklandığını öne süren panspermia ve dış kaynaklı (eksojen) kuramlarını da içermektedir.Yaşamın kökeni çalışmaları biyoloji ve insanın doğal dünyayı anlaması üzerinde çok büyük etkisi olmasına rağmen sınırlı bir araştırma alanıdır. Bu sahadaki ilerlemeler, araştırılan sorunun önemi yüzünden birçok insanın ilgisini çekse de genellikle yavaş ve aralıklıdır. Önerilen birçok kuram içinde demir-kükürt kuramı (önce metabolizma) ve RNA dünya hipotezi (önce genler) en çok rağbet görenlerdir.Abiyogenezin klasik anlayışı olan, günümüzde daha açık olarak kendiliğinden oluş olarak bilinen kavrama göre, karmaşık, canlı organizmalar organik maddelerin çürümesi ile meydana gelir; örnek vermek gerekirse fareler depolanmış tahıldan veya kurtçuklar kendiliğinden ette oluşur.Aristo'ya göre yaprak bitlerinin bitkilerin üstüne sinen nemden, pirelerin kokuşmuş maddelerden, farelerin kirli tahıldan, timsahların suyun derinliklerindeki çürümüş ağaç kütüklerinden meydana geldikleri su götürmez bir gerçekti. 17. yüzyılda bu iddialar sorgulanmaya başlandı; mesela Sir Thomas Browne'ın 1646’da yayımlanan Pesudoxia Epidemica'sı (Genel Kabul Gören Öğretilerin ve Gerçeklerin Sorgulanması alt başlıklı), yanlış inanışlara ve kabaca işlenen hatalara bir saldırıydı. Çıkarımları büyük oranda kabul görmedi; örneğin çağdaşı Alexander Ross şunları yazmıştı: “Bunu (kendiliğinden oluşu) sorgulamak, nedeni, algıyı ve deneyimi sorgulamaktır. Eğer şüphesi varsa bırakalım Mısır'a gitsin, orada yerliler için bir felaket olan Nil'in çamurundan doğan tarlalar dolusu fare bulacaktır." Akşemseddin (1389-1459) Maddet-ül Hayat'ta geçen "Hastalıkların insanlarda teker teker peyda olduğunu zannetmek yanlıştır. Hastalıklar insandan insana gözle görülmeyecek kadar küçük tohumlar vasıtasıyla geçer" cümlesi ile ilk mikrop teorilerinden birini ortaya atmıştır. Daha sonra 1546'da fizikçi Girolamo Fracastoro salgın hastalıkların canlı olmayabilecek çok küçük, görünmez parçacıklardan ve sporlardan kaynaklanabileceğini kuramsallaştırdı, ancak bu görüş yaygın kabul görmedi. Daha sonra Robert Hooke 1665’te bir mikroorganizmanın ilk çizimlerini yayımladı. Kendisi aynı zamanda mantar örneklerini gözlemlerken keşfettiği hücreyi adlandırmış olmasıyla kayda geçmiştir.1676'da Anton van Leeuwenhoek mikroorganizmaları keşfetti; yaptığı çizimlere göre bunların protozoa ve bakteriler olduğu düşünülmektedir. Bu mikroskobik dünyaya olan ilgiyi ateşledi.İlk adım 1688'de bir et parçasına sineklerin yumurtalarını bırakması engellendiğinde larvaların oluşamadığının kanıtlamasıyla İtalyan Francesco Redi tarafından atıldı. Redi, deneyinde ilk başta ağzı açık kavanozların içine et parçaları koydu. Daha sonra bir süre beklediğinde et parçalarının üzerinde larvaların oluştuğunu gördü. Daha sonra sekiz kavanozun içine et koydu ve dördünün ağzını kapattı ve diğer dördünü açık bırakarak bir deney yaptı. Deneyin sonucunda sadece ağzı açık olan kavanozların yani sineklerin yumurtalarını bırakabileceği kavanozların içinde kurtçukların oluştuğunu gördü. Redi'nin karşıtları yani abiyogenezi savunanlar ise dört kavanozun hava almadığı için larvaların oluşmadığını savundular. Redi, bunun üzerine o dört kavanozun ağzını sadece hava alabilecek kadar küçük gözenekleri bulunan bezlerle kapatıp deneyi tekrarladı ve yine larvaların oluşmadığını gözlemledi. Redi'nin bu deneyi biyogenez'i destekler nitelikte bir deney olmuştur. 17. yüzyıldan günümüze en azından bütün yüksek ve gözle görülür organizmalarda, daha önceki kendiliğinden oluş kanaatinin yanlış olduğu açık bir şekilde gösterilmiştir. Alternatif görüş Latince tabiriyle "omne vivum ex ovo" idi: Her canlı daha önce yaşayan bir canlıdan (bir yumurtadan) gelir.1768'de Lazzaro Spallanzani mikropların havadan geldiklerini ve kaynatılarak öldürülebileceklerini kanıtladı. Ancak 1861'de Louis Pasteur hücre kuramıni destekleyen dikkatlice planlanmış deneylerle bakteri ve mantarlar gibi organizmaların besleyici ortamlarda canlı olmayan maddelerden kendiliğinden üreyemeyeceğini kanıtladı, böylece hücre teorisini güçlendirdi. Charles Darwin19. yüzyılın ortalarında Pasteur ve diğer araştırmacılar canlıların cansız maddeden kendiliğinden üreyemeyeceğini kanıtlayınca, yaşamın doğal yollardan nasıl meydana geldiği sorusu ortaya çıktı.[kaynak belirtilmeli]Charles Darwin, 1 Şubat 1871'de Joseph Dalton Hooker’a yazdığı mektupta yaşamın ilk kıvılcımının “amonyak ve fosfor tuzları, güneş ışığı, sıcaklık, elektrik akımı vb. unsurların bulunduğu ılık bir su birikintisinde" oluşmuş olabileceğini, "böylece daha karmaşık değişimlere gidebilecek bir protein bileşiğinin kimyasal olarak oluşabileceğini” öne sürmüştür. Bu iddiasını şöyle açıklamaya devam etmiştir: “canlı organizmaların oluşumundan önceki bir olgu olarak artık tespit edilemeyecek şekilde günümüzde bu madde çoktan ortadan kalkmış veya sindirilmiştir.” Diğer bir deyişle yaşamın kökeninin ancak arınık (steril) laboratuvar ortamında araştırılabileceğini ifade ediyordu.Haldane ve Oparin1924'te Aleksandr Ivanovich Oparin, yaşamın evrimi için gerekli yapıların oluşmasında ihtiyaç duyulan organik moleküllerin sentezlenmesini atmosferde bulunan oksijenin engellediğini deneyle kanıtlayana kadar abiyogenez konusunda elle tutulur bir ilerleme kaydedilemedi. Oparin, Yeryüzünde Yaşamın Kökeni  isimli eserinde güneş ışığının etkisinde, oksijensiz bir atmosfer ortamında organik moleküllerden bir “ilkel çorba” oluşabileceğini iddia etti. Bunlar giderek daha karmaşık şekillerde bir araya gelip nihayet bir koaservat damlacığının içinde çözünmüş olabilirlerdi. Bu damlalar diğer damlalarla kaynaşarak "büyümüş" ve kardeş damlalara bölünerek "üremiş" olabilirdi. Böylece "hücre bütünlüğünü" sağlayan unsurları içeren ilkel bir metabolizma içeren damlacıklar varlıklarını sürdürmüş, diğerleri de yok olmuş olabilirdi. Günümüzdeki birçok yaşam kökeni kuramı Oparin’in düşüncelerini başlangıç noktası olarak alır. Aynı tarihlerde J.B.S. Haldane de –şimdiki okyanuslardan çok farklı olan- yaşam öncesi okyanusların, yaşamın yapı taşları olan organik bileşikleri içeren “sıcak derişik çorbalar” oluşturmuş olabileceklerini öne sürdü. Bu düşünce, biyopoyez veya biyopoez (canlıların canlı olmayan ama kendi kendini üreten maddelerden oluşması işlemi) olarak adlandırılmıştır.Dünyanın Oluşumundaki Şartlar Morse ve MacKenzie, okyanusların dünya oluştuktan 200 milyon yıl kadar sonra, yüksek sıcaklık (100 °C) indirgeyici bir ortamda meydana gelmiş olabileceğini ve o dönemde 5,8 olan doğal pH'nin hızla nötralleşmekte olduğunu öne sürdüler. Bu iddia Wilde tarafından desteklenmektedir, Batı Avustralya’daki Narryer Dağı’nda değişime uğramış kuvarsitteki zirkon kristallerinin daha önceleri 4,1–4,2 milyar yaşında olduğu sanılırken Wilde bunların yaşını 4.404 milyar yaşında olduğunu göstermiştir.Kuvarsit Bu şu anlama gelmektedir: Okyanuslar ve kıtasal kabuk Dünya’nın oluşumunu takip eden 150 milyon yıl içinde oluştu. Buna rağmen Hadean döneminin iklimi yaşamın oluşması için uygun değildi. Bu dönemde çapı 500 kilometreyi bulan büyüklükteki cisimlerin sık sık dünyaya çarpması muhtemeldi, böyle bir çarpmadan birkaç ay sonra okyanus tamamen buharlaşıp, su buharı ve kaya tozları dünyayı çepeçevre saran bulutlanmaya neden olmuş olabilir. Birkaç aydan sonra bulutların yüksekliği azalmaya başlamış ancak bulut seviyesi sonraki bin yıl boyunca yüksek kalmış olabilir. Daha sonraki iki bin yıl içinde yağmurlar yavaşça bulutların yüksekliğini düşürdüğünden çarpma olayından ancak 3000 yıl sonra okyanuslar orijinal derinliklerine ulaşmıştır. Ay ve iç gezegenleri (Merkür, Mars ve muhtemelen Dünya ve Venüs) 3,8 milyar yıl ile 4,1 milyar yıl arasında çiçek bozuğu gibi yüzeylere sahip hale getiren Geç Dönem Ağır Bombardıman, eğer o zamana kadar yeryüzünde yaşam meydana gelmişse büyük olasılıkla onu ortadan kaldırmıştır.Çarpma sonucu meydana gelen yıkıcı çevresel hasarlar arasındaki zaman aralıklarının, kendi kendini üreten proto-organizmaların oluşumu için gereken süreden daha uzun olması gerektiği göz önüne alınırsa, yaşamın kendi kendine oluşabileceği dönem farklı ortamlar için hesaplanabilir. Maher ve Stephenson’un çalışması eğer derin denizde hidrotermal ortam yaşamın kökeni için uygun bir ortam sağlamışsa, abiyogenez 4 ila 4,2 milyar yıl önce meydana gelmiş olabilir. Eğer yeryüzünün yüzeyinde olmuşsa abiyogenez 3,7 ila 4 milyar yıl önce meydana gelmiş olabilir.Başka bir araştırma yaşam için daha serin bir başlangıç önermektedir. Stanley Lloyd Miller tarafından yapılan araştırma, sentezlenmek için adenin ve guanin'in suyun donma sıcaklığı, ancak sitozin ve urasil’in kaynama sıcaklıklarına ihtiyaç duyduğunu göstermiştir. AdeninAraştırmasına dayanarak yaşamın kökeninin dondurucu soğuğa ve patlayan meteoritlere ihtiyaç duyduğunu iddia etmiştir.[21]. 1972 – 1997 arasında Antarktika’da buzda bırakılan amonyak ve siyanürün yedi değişik amino asit ve 11 tip nükleobaz oluşturduğu bulunmuştur. Hauke Twins ise donma koşullarında tek iplikli bir RNA zincirinin kalıp olarak kullanılarak 400 baz uzunluğunda yeni bir RNA moleküllünün oluştuğunu göstermiştir. Bu yeni RNA ipliği büyüdükçe kalıp molekülüne bağlanmaktadır. Bu kadar düşük sıcaklıkta bu tepkimelerin sıra dışı hızının açıklaması ötektik donmadır. Buz kristali oluşurken, saf halde kalır: yalnızca su molkülleri büyüyen kristale katılır, tuz veya siyanür gibi katışıklar ise dışlanır. Bu katışık maddeler buz içindeki mikroskopik sıvı ceplerde birikir ve bu birikme moleküllerin daha sık birbirleriyle çarpışmasına neden olur.Yaşamın erken dönemde belirmesinin kanıtı Batı Grönland’daki Isua süper kabuk kemerinde ve yakınındaki Akilia Adası’ndaki benzer oluşumlarda bulunmaktadır. Kaya oluşumlarına giren karbonun δ13C değeri yaklaşık -5'dir, oysa canlıların 12C'yi tercihli kullanımı nedeniyle biokütlenin δ13C değeri -20 ile -30 arasındadır. Bu izotopik parmak izleri çökeltilerde saklanmıştır ve Mojzis bu tekniği kullanarak yeryüzünde yaşamın yaklaşık olarak 3.85 milyar yıl önce başlamış olduğunu kanıtlamıştır. Lazcano ve Miller (1994) yaşamın evrimleşme hızının orta okyanustaki denizaltı sıcak su kaynakları ekseninde suyun devinimiyla belirlendiğini iddia etmektedir. Bir devinim 10 milyon yıl sürmektedir, böylece üretilen herhangi bir organik bileşik 300 °C’yi geçen sıcaklıklarla ya değişime uğramış ya da imha olmuştur. DNA ve proteinli, 100 kilobaz genomlu ilkel bir heterotroftan 7000 genli flamentöz bir siyanobakteriye evrimleşmesi için 7 milyon yıla ihtiyaç olduğunu tahmin edilmektedir.Günümüzdeki modellerYaşamın kökeni için standart bir model yoktur. Ancak günümüzdeki modellerin çoğu, aşağıda kabaca ortaya çıkma sırasında göre sıralanmış, yaşam için gerekli moleküler ve hücresel unsurların keşiflerine dayandırılmıştır:Fenilalanin temel amino asitlerden biridir1.Makul canlılık öncesi şartlar, amino asitler gibi yaşamın temel basit moleküllerinin (monomerlerinin) oluşmasını sağlar. Bu Miller-Urey deneyi ile 1953'te Stanley Lloyd Miller ve Harold Clayton Urey tarafından gösterilmiştir.2.Uygun bir uzunlukta fosfolipidler hücre duvarının temel bir bileşeni olan çift katlı lipit katmanını kendiliğinden oluşturabilir.3.Nükleotidlerin polimerizasyonu ile oluşan rastgele RNA molekülleri kendi kendini üreten ribozimlerin oluşmasına neden olmuş olabilir. (RNA dünya hipotezi)4.Katalitik etkililik ve çeşitlilik için doğal seçim baskısı, peptidil transfer katalileyebilen (ve dolayıyla küçük proteinlerin oluşturabilen) ribozimler meydana getirebilir, çünkü oligonükleotitler RNA ile birleşip daha iyi katalizürler oluştururlar. Böylece ilk ribozom meydana gelir ve protein sentezi daha yaygınlaşır.5.Proteinler katalitik yetenek açısından ribozimlerle rekabet ederek geçmişlerdir ve dolayısıyla dominant biopolimer olmuşlardır. Nükleik asitler başlıca genom kullanımına sınırlanmışlardır.Temel biyomoleküllerin kaynağı daha kesinleşmemiş olmakla beraber, yukarıdaki 2. ve 3. adımların önemi ve sıralması kadar tartışmalı değildir. Yaşamın kaynaklandığı düşünülen temel kimyasal maddeler şunlardır:1.Metan (CH4),2.Amonyak (NH3),3.Su (H2O),4.Hidrojen sülfür (H2S),5.Karbon dioksit (CO2) veya karbonmonoksit (CO), ve6.Fosfat (PO43-).Moleküler oksijen (O2) ve ozon (O3) ya çok azdı veya yoktu.2008 yılı itibarıyla yaşamın gerekli özelliklerini taşıyacak temel bileşikleri kullanarak henüz hiç kimse bir "proto hücre" oluşturabilmiş değildir ("tabandan başlayan yaklaşım"). Bu yönde bir belirti olmayınca açıklamalardaki ayrıntıları eksik kalmaktadır. Ancak, bazı araştırmacılar, mesela Steen Rasmussen Los Alamos Ulusal Laboratuarı'nda ve Jack Szostak Harvard Üniversitesi'nde bu konuda çalışmalarını sürdürmekteler. Diğer araştırmacılar ise "tepeden inme yaklaşım"ın daha verimli olduğunu öne sürmüşlerdir. Craig Venter ve Genom Araştırma Enstitüsü'ndeki bir grubun bu yaklaşım ile mevcut prokaryotların gen sayısını gittikçe azaltmaktalar, böylece yaşam için en az sayıda gereksinimleri belirlemeye çalışmaktalar. Biyolog John Desmond Bernal, bu işlem için Biyopoez terimini geliştirmiş ve yaşamın kökenini açıklamada belirlenebilecek belli sayıda tanımlı "aşama" olduğunu iddia etmektedir:Aşama 1: Biyolojik monomerlerin oluşumuAşama 2: Biyolojik polimerlerin oluşumuAşama 3: Moleküllerin hücreye evrimiBernal, Darwinci evrimin çok önceden, 1. ve 2. aşamalar arasında başlamış olabileceğini öne sürmüştür.Organik moleküllerin kökeniDünyanın oluşumunda organik moleküllerin üç adet kökeni vardı:1.diğer enerji kaynakları (ultraviyole ışığı veya elektrik boşalmaları gibi) aracılığıyla organik sentez (örnek:Miller'ın deneyleri).2.dünyadışı nesneler (ör: karbon kondirit);3.ani şoklardan kaynaklanan organik sentezlerBu kaynaklara dair son zamanlarda yapılan tahminlerde dünyanın erken dönemine ait atmosfer ortamında, 3,5 milyar yıldan önceki zamanda meydana gelen ağır bombardıman sonucu meydana gelen organik madde miktarının diğerleri ile kıyaslanınca çok daha fazla olduğu iddia edilmektedir.Miller deneyleri (İlkel Çorba Kuramı)Ayrıca bakınız: Miller deneyi1953'te profesör Harold Urey ve asistanı Stanley Lloyd Miller bir deneyle, organik moleküllerin dünyanın oluşum döneminde inorganik maddelerden kendiliğinden oluşabileceğini gösterdi. Günümüzde çok ünlü olan bu deney temel organik monomerlerin oluşumunu sağlamak için ileri derecede indirgenmiş moleküllerden oluşmuş bir gaz karışımı - metan, amonyak ve hidrojen- kullanmıştı.Ancak Miller-Urey deneyindeki gaz karışımının dünyanın ilk dönemlerindeki atmosferi ne kadar yansıttığı tartışmalı bir konudur. Diğer daha az indirgenmiş gazlar daha düşük bir birikim ve çeşitlilik göstermektedir. Önceleri yaşam öncesi atmosferde önemli miktarda oksijen olduğu tahmin ediliyordu bu da organik moleküllerin oluşumunu engellerdi; ancak hâlen bunun öyle olmadığı konusunda fikir birliği vardır. Bakınız Oksijen Felaketi.Basit organik moleküller elbette tam anlamıyla işlevsel kendi kendini üreten bir yaşam formundan daha çok uzaktı. Ancak yaşam öncesi hiçbir oluşumun olmadığı bir ortamda bunlar bir araya gelip ve kimyasal evrim ("çorba teorisi") için zengin bir ortamın oluşturmuş olabilirler. Diğer taraftan bu şartlar altında cansız maddelerden oluşan monomerler sayesinde üst düzey polimerlerin kendiliğinden oluşumu basit bir süreç değildir. Deneylerde, yaşamın oluşumu için gerekli temel organik monomerlerin yanı sıra polimerlerin oluşumunu engelleyecek bileşikler de oluşmuştur.Bu teorinin çözümsüz bıraktığı en önemli sorunun, “bir proto hücre oluşturmak için yoğun etkileşim içindeyken görece olarak basit organik yapı bloklarının nasıl polimerize olduğu ve daha karmaşık yapılar oluşturdukları” olduğu söylenebilir. Mesela sulu ortamda oligomerlerin/polimerlerin kendi bileşenleri olan monomerlere hidrolizi, tek monomerlerin polimerlere yoğunlaşmasına tercih edilecektir. Aynı zamanda Miller deneyi amino asitlerle tepkimeye girecek veya peptid zincirini kıracak birçok ürün ortaya çıkarmaktadır.Derin deniz sıcak su kaynağı teorisi Derin deniz sıcak su kaynağıDünyada yaşamın kökenine dair derin deniz sıcak su kaynağı teorisi, gezegeni çevreleyen ay veya gezegenlerin çekim kuvveti gibi mekanizmalar nedeniyle ısınan, kimyasal açıdan zengin sıvıların deniz tabanından yükselmesiyle yaşamın başlamış olabileceğini iddia etmektedir. Sıcak su kaynağından gelen hidrojen sülfit ve hidrojen ile karbon dioksit gibi indirgenmiş gazlar ile uygun bir oksitleyici arasındaki redoks reaksiyonları (tepkimeleri) sonunda kimyasal enerji elde edilebilir.Fox deneyleri1950'lerde ve 1960'larda Sidney W. Fox, dünyanın ilk oluşum zamanındaki muhtemel koşullar altında peptit yapılarının kendiliğinden oluşumu üzerinde çalıştı. Amino asitlerin kendiliğinden küçük peptitler oluşturabileceğini gösterdi. Bu amino asitler ve küçük peptitler mikroküreler olarak adlandırılan kapalı küresel yapılar oluşturmuş olabilirdi.Eigen hipotezi1970'lerin başında yaşamın kökeni sorunu için Max Planck Biyofizik Kimya Enstitüsü'nden (Max Planck Institut für biophysikalische Chemie) Manfred Eigen ve Peter Schuster konuya eğildiler. Yaşam öncesi çorbada moleküler kaos ve kendi kendini üreten hiper daire arasındaki geçiş süreçlerini incelediler.Bir hiper dairede, bilgi bir depolama sistemi (muhtemelen RNA) bir enzim üretir, bu da başka bir bilgi sisteminin olşumunu katalizler, bu işlem birçok kere tekrarlandıktan sonra en sonuncu ürün ilk bilgi sisteminin oluşumunu sağlar. Matematiksel olarak hiper dairelerin, doğal seçim ekseninde bir çeşit Darwinci evrime uğrayan quasispecies'ler (Türkçede türümsü öneriliyor) meydana getirebileceğini göstermişlerdir. Hiper daire teorisine önemli bir destek, RNA’nın bazı durumlarda kendi kimyasal tepkimelerini katalizleyebilme yeteneğine sahip olan ribozimler oluşturabilmesinin keşfedilmesiyle geldi. Ancak bu tepkimeler (uzun bir RNA molekülünün daha kısalaştığı) kendi kendine kısaltmalarla ve herhangi bir yararlı proteini kodlama yeteneğinden yoksun daha nadir küçük eklemelerle sınırlıdır. Hiper daire teorisini zayıflatan bir diğer nokta, söz konusu RNA moleküllerinin nükleotit gibi biyokimyasallara gerek duyacağı, Miller-Urey deneyinin gerçekleştiği şartlarda ise bu kompleks moleküllerin oluşmadığıdır.Wächtershäuser’ın hipoteziİçinden çıkılmaz bir soruna dönen polimerizasyon problemine getirilen yanıtlardan birisi ise 1980'lerde Günter Wächtershäuser’ın demir-kükürt kuramı oldu. Bu teoriye göre teorisyen (biyo)kimyasal patikaların yaşamın evriminin temeli olduğunu öne sürdü. Bugünün basit gaz bileşiklerinden organik yapı bloklarının sentezi için alternatif yollar sağlayan en eski reaksiyonlardan bugünün biyokimyasına kadar götüren tutarlı bir sistem sundu.Dış enerji kaynaklarına (yıldırım veya mor ötesi ışınlara) ihtiyaç duyan klasik Miller deneylerinin aksine "Wächtershäuser sistemleri" kendi içinden enerji kaynaklarını içermektedir: demir sülfürleri ve diğer mineraller (örneğin pirit). Bu metal sülfürlerin redoks reaksiyonlarından ortaya çıkan enerji sadece organik moleküllerin sentezi için değil, aynı zamanda oligomerlerin ve polimerlerin sentezi için de müsaittir.Yapılan deneyde az bir miktar dipeptid (%0,4 ten % 12,4’e kadar) ve az bir miktar tripeptid (%0.10) üretildi. Ancak yazarlar aynı zamanda şu notu eklediler: “aynı benzer koşullar altında dipeptitler hızlıca hidrolize edildi (suyla kesime uğradılar)”Radyoaktif sahil teorisiWashington Üniversitesi, Seattle'dan Zachary Adam şimdikinden çok daha yakında olan bir aydan kaynaklanan gelgitlerin uranyumun radyoaktif taneciklerinin ve diğer radyoaktif elementlerin o zaman varolan kıyılarda suların üst seviyelerinde yoğunlaşmasına neden olabileceğini, bunların buralarda yaşamı oluşturan yapı blokları üretmiş olabileceğini iddia etmektedir. Astrobiyoloji dergisinin cilt 7 sayfa 852'deki bilgisayar modellemesine göre, benzer radyoaktif maddelerin Gabon'da Oklo uranyum maden yatağında belirlendiği gibi benzer şekilde kendi kendini sürdüren nükleer reaksiyonlar gösterebilmektedir. Bu tip radyoaktif sahil kumu, sudaki asetonitrilden amino asit ve şeker gibi organik moleküller üretmeye yetecek enerji sağlamaktadır. Aynı zamanda radyoaktif monazit, kum tanecikleri arasındaki ortama çözünür fosfat salarak onun biyolojik olarak "erişilebilir" kılar. Böylece amino asitler, şekerler ve çözünür fosfatlar eş zamanlı olarak bu teoriye göre üretilebilirler. Radyoaktif aktinitler organik-metalik komplekslerin (karmaşıkların) içinde yer almış olabilir. Bu kompleksler yaşam süreçlerinin erken katalizörleri olmuş olabilir.Aberdeen Üniversitesi'nden John Parnell, böylesi bir sürecin ıslak kayalık herhangi bir gezegenin ilk dönemlerinde yaşamın potasının bir parçasını oluşturabileceğini düşünmektedir; yeter ki radyoaktif mineralleri yüzeye çıkaran kıtasal levha hareketleri sistemini üretecek kadar büyük olsun bu gezegen. Dünyanın ilk oluşum dönemlerinde gezegenin küçük "levhacıktan" oluştuğu düşünüldüğü için bu durum bu süreçler için uygun bir ortam mevcuttu.HomokiraliteAyrıca bakınız: HomokiraliteKimyasal evrimdeki bazı süreçler homokiralitenin kaynağını oluşturduğu düşünülmelidir; örnek vermek gerekirse canlı organizmalarda tüm yapı blokları benzer özelliklere sahiptir: sol elli amino asitler, sağ elli nükleik asit şekerleri riboz ve deoksiriboz ve kiral fosfogliseritler. Kiral moleküller sentezlenebilir ancak bir kiral kaynak veya bir kiral katalist olmazsa iki enantiyomer eşit oranda oluşur. Buna rasemik karışım denir. Clark, homokiralitenin uzayda başlamış olabileceğini ileri sürmüştür, çünkü Murchison göktaşındaki amino asitler üzerinde yapılan araştırmalar, L-alaninin D formundan iki kat daha fazla ve L-glutamik asidin de D formundan 3 kat daha sık bulunmuştur. Gezegenin oluşum döneminde etrafını saran halkanın içinde polarize ışığın bir enantiomeri yok edecek güce sahip olduğu öne sürülmektedir. Noyes Beta bozunumunun rasemik bir karışımda D-lösinin parçaladığını ve dünyanın erken devrelerinde çokca bulunan 14C’ün bunun nedeni olabileceğini gösterdi. Robert M. Hazen, değişik kiral kristal yüzeylerin makro moleküllere dönüşen kiral monomer birimlerinin olası yoğunlaşması ve bir araya gelmesi için kümeleşme ve sentez mekanları olabildiğini bildirmektedir. Bir kez oluştuktan sonra doğal seleksiyon kiralite lehine olacaktır. Şekerler sağ ellilik özelliği gösterirken amino asitler sol ellilik özelliği gösterdiğinden, göktaşlarında bulunan organik bileşiklerde yapılan çalışmalar kiralitenin abiyojenik sentezin bir karakteristiği olduğunu düşündürtmektedir.Kendi kendine organize olma ve kopyalamaKendi kendine organize olma ve kendini kopyalama özellikleri sıklıkla canlı sistemlerinin tanımlayıcı özelliği olarak olarak düşünülür; ancak uygun koşullarda benzer özellikleri gösteren birçok abiyotik (cansız) molekül örnekleri vardır. Mesela Martin ve Russel bulunduğu çevreden hücre zarları ile fiziksel olarak kompartımanlaşmasının ve kendi içinde bulunan redox reaksiyonlarının (tepkimelerinin) kendi kendine organize olmasının canlı varlıkların en korunmuş nitelikleri olduğunu göstermekte ve dolayısıyla bu niteliklere sahip olan inorganik maddelerin yaşamın en yakın atası olduğunu tartışmaktadırlar.Organik moleküllerden protocel'lere (ata hücrelere)"Basit organik moleküller nasıl bir proto-hücre (ön hücre) oluşturabilir?" sorusu büyük oranda yanıtsızdır ancak birçok hipotez vardır. Bazıları ("önce genler diyenler) nükleik asitlerin erkenden ortaya çıktıklarını öne sürerken , diğerleri (önce metabolizma diyenler) biyokimyasal reaksiyon ve yolların evrimini başlangıç olarak ileri sürmektedir. Son zamanlarda her ikisini birleştiren hibrid modelleri öne çıkaran eğilimler söz konusudur."Önce Genler" Modelleri: RNA dünya hipoteziAyrıca bakınız: RNA dünya hipoteziRNA dünya hipotezi, kendiliğinden oluşan göreceli kısa RNA moleküllerinin kendi kopyalanmalarını katalizleme yeteneğine sahip olmuş olabileceğini ileri sürmektedir. Bu oluşumun olasılığını tahmin etmek güçtür. Bu oluşum ile ilgili çeşitli teoriler öne sürülmüştür. İlk hücre membranları kendiliğinden, proteinoitlerden oluşmuş olabilir. Proteinoitler amino asit çözeltileri (solüsyonları) ısıtıldığında oluşan protein benzeri moleküllerdir, bunlar sulu çözeltide doğru konsantrasyonda bulunduklarında bunların kapalı zar (membran) kompartımanlarına benzer mikroküreler oluştururular. Diğer olasılıklar kilde veya pirit kayaların yüzeyinde meydana gelen kimyasal reaksiyon sistemlerini içermektedir. Dünyanın oluşumunda RNA'nın önemli bir ol oynadığını destekleyen unsurlar,1.Onun hem bilgi depolama hem de (bir ribozim olarak) kimyasal reaksiyon katalizleme yeteneği,2.Modern organizmalarda (DNA biçiminde) genetik bilginin ifadesi ve muhafazasında bir araç olarak sahip olduğu önemli roller;3.Dünyanın ilk oluşumundaki şartlara yakın şartlar altında onu oluşturan bileşiklerin (nükleotitlerin) kolayca kimyasal sentezinin olabilmesidir.Diğerlerini kopyalayacak görece kısa RNA molekülleri laboratuvar ortamında üretilebilmiştir.Araştırmacılar sitozin ve urasilden nükleotidlerin abiyojenik sentezinin çok zor olduğunu dikkati çekmişlerdir. Sitozin 100 °C'de 19 günlük, donmuş suda ise 17.000 senelik bir yarı ömre sahiptir. Larralde ve arkadaşları "ribozun genelde kabul görmüş prebiyotik sentezi olan formoz reaksiyonu, herhangi bir seçicilik olmaksızın pek çok şeker tipi üretmektedir" demektedir. ve şu sonuca varmaktadırlar: "sonuçlar ilk genetik materyalin omurgasının riboz ve diğer şekerleri, dengesiz yapılarından dolayı, içermediğini düşündürmekteir." RNA'daki riboz ve fosforik asidin ester bağı hidrolize olmaya eğilimli olarak bilinmektedir.Bu hipotezin biraz farklı bir biçimine göre, ilk kendi kendini üreten molekül PNA, TNA veya GNA gibi bir nükleik asit tipiydi, bu daha sonra RNA ile yer değiştirdi."Önce Metabolizma" modelleri: demir-kükürt kuramı ve diğerleriBirçok model bir "çıplak gen"in kendini kopyaladığı düşüncesini reddetmekte ve sonradan RNA kopyalamasının ortaya çıkışı için bir ortam sağlayabilecek ilkel bir metabolizmanın meydana gelmesi gerektiğini varsaymaktadır.Bu düşüncenin ilk ortaya konuluşlarından birisi 1924'te Aleksandr Ivanovich Oparin'in, DNA yapısının keşfinin evveline dayanan, kendi kendini kopyalayan vezikül kavramıdır. 1980'lerde ve 1990'lardaki en son geliştirmeler ise Günter Wächtershäuser'in demir-kükürt kuramı ve Christian de Duve'ün tiyoesterlere dayanan modelleridir. Genler olmaksızın bir metabolizmanın ortaya çıkışı konusunda daha soyut ve teorik iddialar 1980lerin başında Freeman Dyson tarafından ortaya konan bir matematiksel model ve bu on yılın sonuna doğru tartışılan Stuart Kauffman'ın toplu otokatalitik kümeler kavramıdır.Ne var ki, Günter Wächtershäuser tarafından ileri sürülen, indirgeyici sitrik asit döngüsü gibi kapalı bir metabolik döngününün kendiliğinden oluşabileceği iddiası kanıtlanamamış durumdadır. Son yirmi yıldır yaşamın kökeni konusundaki çalışmalara liderlik etmiş Leslie Orgel'e göre bu iddianın kanıtsız kalacağını düşünmek için yeterli gerekçe var. "Kendi kendini Organize eden Biyokimyasal Çevrimler" başlıklı bir makalede  Orgel şu cümle ile kendi iddiasının açıklamasını özetlemektedir: "Halen indirgeyici sitrik asit döngüsü gibi çok adımlı bir döngünün FeS/FeS2'in veya benzer başka bir mineralin yüzeyinde kendi kendini organize etmesini beklemek için bir neden yoktur." Yaşamın başlangıcında başka tip bir metabolik yolun takip edilmiş olması muhtemeldir. Mesela, indirgeyici bir sitrik asit döngüsü yerine (bugün doğada karbon dioksit sabitlemesinin dört yönteminden biri olan) "açık" asetil CoA yolu, bir metal sülfür yüzey üzerinde kendi kendine organize olma fikriyle daha uyumlu olacaktır. Bu seçeneğin anahtar enzimi olan karbon monoksit dehidrojenaz/asetil KoA sentaz, reaksiyon merkezlerindeki karışık nikel-demir-kükürt öbekleri bulundurur ve tek bir adımda (asetil-tiyol'ün modern bir biçimi olarak kabul edilebilecek olan) asetil KoA'nın oluşumunu katalizler.Kabarcık teorisiSahilde sonlanan dalgalar kabarcıklardan oluşan kırılgan bir köpük oluşturur. Okyanus boyunca esen rüzgarların sahilde biriken ağaç dal parçaları gibi nesneleri kıyıya doğru sürükleme özellikleri vardır. Organik moleküllerin benzer şekilde sahillerde birikmesi olasıdır. Sığ kıyı suları, ayrıca daha sonra buharlaşma yoluyla molekülleri daha da yoğunlaştırabilecek şekilde ılıktır. Başlıca sudan oluşan kabarcıklar kolayca patlamasına karşın, amfifil bulunduran sudada oluşan kabarcıklar çok daha dayanıklıdır, önemli denemeleri gerçekleştirmek için daha fazla zamana sahiptir.Amfifililer, hidrofobik bir molekülün bir veya her iki ucunda hidrofilik bir başı olan yağlı bileşklerdir. Bazı amfifiler suda kendiliğinden zarlar oluşturmaya eğilimlidir. Küre şeklinde kapalı bir zar su içerir ve günümüzdeki hücre zarının hipotetik olarak öncüsüdür. Eğer bir protein gelip ana kabarcığın bütünlüğünü artırıyorsa, bu durum o kabarcığa bir üstünlük sağlamakta ve doğal seçilimin bekleme listesinde o en üst sıraya yerleştirilmiş olur. Kabarcıkların patlaması sonucunda deneyin sonuçlarını çevrelerine saçmaları ilkel bir üreme olarak düşünülebilir. Ortama yeterince doğru eleman dağıtıldığında ilk prokaryot, ökaryot ve çok hücreli organizmalar yaşamaya başlamış olabilir.Benzer şekilde, mikro küre olarak adlandırılan protein benzeri moleküllerden oluşturulan kabarcıklar, doğru şartlar altında kendiliklerinden oluşacaktır. Ancak hücre zarları muhtemelen amino asit bileşiklerinin öncülleri değildir, çünkü hücre zarları başlıca lipitlerden oluşur. (Abiyogenez ile ilişkili zar küre tipleri için bakınız protobiontlar, misel, koaservat.)Fernando ve Rowe tarafından geliştirilen son bir model enzimatik olmayan otokatalitik metabolizmaların proto-hücrelerin içine alınmasının, daha evvelki modellerin metabolizmasına has yan reaksiyon sorununun önünü almak için bir çözüm olmuş olabileceğini önermektedir.Diğer modellerOtokatalizİngiliz etolog Richard Dawkins 2004'te yayınlanan Ataların Hikayesi isimli kitabında yaşamın kökeni için olası bir açıklama olarak oto katalizleme hakkında yazdı. Otokatalistler kendilerinin oluşumunu katalizleyen maddelerdir ve dolayısıyla basit bir molekül koplayıcısı olma özelliğine sahiptirler. Kitabında Dawkins, Kaliforniya'da Scripps Araştırma Enstitüsünde Julius Rebek ve meslektaşları tarafından yapılan, otokatalist amino adenozin triasit ester (AATE) ile amino adenozin ve pentaflorofenil esteri birleştirdiği deneylere değinir. Deneydeki bir sistem kendi sentezlerini katalizleyen AATE'nin türevlerini içermekteydi. Bu deney, otokatalistlerin kalıtsallık göstererek bir topluluk içinde birbirleriyle rekabet edebilecekleri olasılığını göstermiş oldu; bu sistem doğal seçimin ilkel bir biçimi olarak yorumlanabilir.Kil teorisiGlasgow Üniversitesi'nden Dr A.Graham Cairns-Smith 1985’te kile dayanarak yaşamın kökenini açıklayan bir model ortaya koydu ve Richard Dawkins de dahil olmak üzere başka birçok bilim insanı tarafından akla yatkın bir açıklama olarak kabul edildi.Kil Teorisi karmaşık organik moleküllerin daha önceden var olan, inorganik bir kopyalama tabanı –çözelti içinde silikat kristalleri- üzerinden aşamalı olarak geliştiğini öne sürmektedir. Farklı tip kil kristal yüzeyleri organik moleküllere farklı seçici baskılar uygulayarak onların karmaşıklaşmasını sağlamış olabilir, belli bir aşamadan sonra bu moleküllerin kendilerin kopyalama yeteneği silikat “çıkış noktalarından” bağımsız olarak devam edebilir hale gelmiş olabilir.Cairns-Smith kimyasal evrimin diğer modellerinin sıkı bir eleştirmenidir. Ancak kendisi, kendi modelinin de diğer modeller gibi yetersizlikleri olduğunu kabul etmektedir (Horgan 1991).2007’de Kahr ve arkadaşları potasyum hidrojen ftalat kristalleri kullanarak kristallerin bilgi aktarma aracı olarak kullanılabileceği fikrini inceleyen deneylerini duyurdular. Deneyde, kusurları olan “ana” kristaller kesildiler ve çözeltiden “yavru” kristalleri büyütmek için tohum olarak kullanıldılar. Araştırmacılar, daha sonra kristal sistemi içinde kusur dağılımlarını incelediler ve ana kristallerdeki kusurların “yavrularında” da aynen tekrarlandığını tespit ettiler. Yavru kristallerin fazladan birçok kusuru daha vardı. Gen tarzı bir davranışta ek kusurların “çocuklarda” daha az olmalıdır; bu nedenle Kahr kristallerin “bir nesilden sonrakine mesaj depolama ve aktarmada yeterince yetkin olmadığı” olmadığı sonucuna varmıştır. ".Gold'un "Derin Sıcak Biyosfer Modeli"1990'ların sonuna doğru nanob olarak adlandırılan, derin kayalarda bulunan, bakteriden daha küçük ama DNA içeren ipliksi yapılar keşfedildi. Bu keşif 1970'lerde Thomas Gold tarafından savunulan ve yaşamın dünyanın yüzeyinde değil kilometrelerce altında meydana geldiğini öne süren teori ile ilişkilendirildi Günümüzde mikrobiyal yaşamın Yeryüzünün sığ derinliklerinde (yüzeyden itibaren beş kilometre) başlıca aşırı şartlara dayanıklı arkelerden oluştuğu genel kabul görmüştür; bakteriler yaşamak için yüzeye daha yakın ortamlarda yaşamaktadır. Güneş Sistemimiz içerisinde başka bir cismin yüzeyinin altında mikrobiyal yaşamın keşfinin bu teoriye inanılırlık sağlayacağı iddia edilmektedir. Thomas Gold organik bir madde birikintisi içinde gelişen yaşamın orada bulunan bütün besini tüketip yok olacağından dolayı, varlığını sürdürebilmesi için aynı zamanda derin, ulaşılamaz bir kaynaktan besin sızıntısı olması gerektiğini savunmuştur. Gold’un teorisine göre besin akışı Dünyanın mantosundan ilk başta varolan metan çıkışına bağlıdır. Derinlerde bulunan ve tortulardaki karbon bileşiklerinden uzakta olan mikropların besin temini için daha geleneksel açıklamalara ise, bu organizmaların su ve kayalardaki (indirgenmiş) demir bileşikleri arasındaki etkileşim sonucu ortaya çıkan hidrojenden yararlandığıdır."İlkel" dünyadışı yaşamDünyada başlayan bir abiogenez düşüncesine alternatif oluşturacak bir hipotez ilkel yaşamın dünyanın dışında oluşmuş olabileceğidir; uzayda veya yakın bir gezegende (Mars). (Eksogenez olarak adlandırılan bu kuram ile panspermia kavramları ilişkilidir ama eşanlamlı değidir.). Bu teoriyi savunanlardan birisi de Francis Crick'di.Organik bileşikler uzayda göreceli olarak yaygındır, özellikle uçucu maddelerin güneş ısısıyla buharlaştığı dış güneş bölgesinde. Kuyruklu yıldızların dışı koyu bir malzeme ile kaplıdır, bu katran benzeri maddenin, basit karbon bileşiklerinin ultraviyole ışınımı ile tepkimesi ile oluşan karmaşık organik malzeme olduğu düşünülmektedir. Bir kuyruklu yıldız yağmurunun bu içerikteki önemli miktarda karmaşık organik molekülleri dünyaya getirmiş olabileceği tahmin edilmektedir.Yukardaki hipotezle ilişkili ama ona alternatif bir diğer hipotez, yaşamın Mars'ta oluştuğudur. Bu hipoteze göre dünyanın soğumasıyla üzerinde yaşamın belirmesi arasında geçen zaman çok kısadır ve bu, prebiyotik evrim için açıkça çok kısadır. Daha küçük boyutundan dolayı Mars Dünya'dan birkaç milyon yıl önce soğumuş, Dünya'nın hâlâ çok sıcakken orada prebiyotik süreçlere olanak kılmıştır. Daha sonra, Mars’a asteroit ve kuyrukluyıldız çarpmalarıyla savrulan kabuk malzemesi ile birlikte yaşam Dünya'ya taşınmıştır. Bu arada Mars hızla soğumaya devam etti ve sonuçta evrimın ve hatta yaşamın devamı için uygunsuz hale geldi (Mars, volkanik faaliyetlerinden dolayı atmosferini kaybetmiştir); Dünya da Mars ile benzer bir kaderi paylaşmaktadır ama o yönde yavaş ilerlemektedir.Bu hipotezlerin her ikisi de yaşamın ilk nasıl başladığına dair soruyu yanıtsız bırakıyor, sadece soruyu başka bir gezegen ya da kuyrukluyıldıza kaydırıyor. Ancak ilkel yaşamın Dünya dışı bir kaynağı olduğu tezinin avantajı, yaşamın bulunduğu her gezegende oluşmak zorunda olmaması, bunu yerine tek bir yerde oluşup daha sonra kuyruklu yıldızlar veya göktaşları aracılığıyla diğer yıldız sistemlerine ulaşabildiğini savunmasıdır. Bu yaklaşımın mantıklılığını destekleyecek kanıt yetersizdir ancak son yıllarda Antartika’da bulunan göktaşları üzerinde yapılan araştırmalarda ve ekstremofil mikroorganizmalarla ilgili incelemlerde bu varsayım için destek bulunmaya başlamıştır. Ek bir destek ise enerji kaynağı ışınetkinlik  olan bir bakteriyal ekosistemin bulunmasıyla geldi.Yakın bir tarihte Jason Dworkin tarafından düzenlenen bir deneyde, dünyadışı ortamın şartlarını taklit ederek, donmuş su, metanol, amonyak ve karbon monoksidi ultraviyole ışığına tabi tutulmuştur. Bu bileşim suya daldırıldığında, çok sayıda organik madde ortaya çıktı, bunlar kendi kendine organize olup kabarcıklar meydana getirdiler. Dworkin bu kabarcıkların hücre zarlarına benzediğini, yaşamın kimyasının içine alan ve onu yoğunlaştıran, onu dış dünyadan ayıran bir duvar oluşturduğunu düşünmektedir.Bu deneylerde üretilen kabarcıklar 10 ila 40 mikrometre veya yaklaşık alyuvar boyutunda idi. Dikkat çekici bir biçimde kabarcıklar ultraviyole ışığına tutulduğunda floresan ışıma gösteriyordu. Ultraviyoleyi emmesi ve onu bu yolla görünebilir ışığa çevirmesi ilkel hücreye enerji sağlamanın yollarından biri olarak düşünüldü. Eğer bu tip kabarcıklar yaşamın kökeni için bir rol oynadıysa, floresans ilkel fotosentez için bir öncü olmuş olabilirdi. Bu tip bir floresan ışıma aynı zamanda UV radyasyonu tarafından meydana getirilebilecek herhangi bir zararı da güneş koruma etkeni gibi işlev görerek ortadan kaldırmış olabilir. Böylesi bir koruma işlevi ilkel dünyada yaşam için hayati önem taşımış olmalıdır, çünkü güneşin en zararlı ultraviyole ışınlarını kesen ozon tabakası, fotosenteze bağlı yaşam oksijen üretmeye başlayıncaya kadar oluşamamıştır.Lipit DünyasıKendini kendini ilk kopyalayan nesnenin bir lipit olduğunu savunan bir teori de mevcuttur. Fosfolipitler su içinde çalkalandıklarında iki katlı tabakalar oluştururular, aynen hücre zarlarında olduğu gibi. Bu moleküller ilkel dünyada yoktular ancak diğer amfililik uzun zincir moleküller de zar oluşturmaktadır. Dahası bu cisimler ek lipitlerin eklenmesiyle büyüyebilirler ve aşırı genişleme sonucunda kendiliğinden ikiye bölünebilirler; iki "yavru" cisimde aynı boyut ve lipit bileşimind korunacaktır. Bu teorideki ana fikir, lipit yapılarının moleküler bileşiminin bilgi depolama için bir başlangıç aşaması olduğu ve evrim sonucunda bilgiyi daha uygun bir şekilde depolayabilen RNA veya DNA gibi polimer yapıların belirdiğidir. Henüz Lipit Dünyası teorisini destekleyecek herhangi bir biyokimyasal mekanizma ortaya konamamıştır.Polifosfat DünyasıAbiogeneszin birçok senaryosundaki sorun amino asitlerle peptitler arasındaki termodinamik dengenin peptitlerin aleyhinde olmasıdır. Teorilerde eksik olan, polimerizasyonu teşvik edecek bir güçtür. Bu sorunun çözümü polifosfatların özelliklerinde olabilir. Polifosfatlar sıradan monofosfat iyonlarının PO4−3 ultraviyole ışınlarıyla polimerizasyonu sonucu oluşur. Polifosfatlar aminoasitlerin peptitlere polimerize olmasına neden olur. İlkel okyanuslar üzerinde yeterince bol miktarda ultraviyole ışını olmalıdır. Anahtar sorun kalsiyumun fosfta ile tepkiyerek çözünmez kalsiyum fosfat (apatit) oluşturmasıdır, dolayısıyla serbest kalsiyum iyonlarını çözeltiden uzak tutacak makul bir mekanizmanın bulunması gerekmektedir.Polisiklik Aromatik Hidrokarbon DünyasıKarmaşık moleküllerin diğer kaynakları öne sürülmüştür, Dünya dışı yıldız sistemleri ve yıldızlararası kaynaklar dahil olmak üzere. Mesela, tayf çözümlemelerinden, organik moleküllerin kuyruklu yıldızlarda ve göktaşlarında bulunduğu bilinmektedir. 2004’te bir grup araştırmacı bir nebulada polisiklik aromatik hidrokarbonların izini belirledi. Bunlar bu güne kadar uzayda bulunan en karmaşık moleküllerdir. RNA Dünyası'nın oluşumunda PAH’ların kullanılığı PAH Dünya Hipotezi’nde önerilmiştir. Spitzer Uzay Teleskobu yakın bir tarihte güneşe benzer bir şekilde oluşmakta olan HH 46-IR isimli bir yıldız tespit etti. Yıldızı çevreleyen diskte, siyanür bileşikleri, hidrokarbonlar ve karbon monoksit içeren geniş bir molekül yelpazesi bulunmaktadır. PAH'lerin uzayda geniş bir alana dağıldıkları teyid olmuştur; PAH'ler dünyadan 12 milyon ışık yılı uzakta galaksi M81'in yüzeyinde de bulunmuştur.Çoklu başlangıçDünyanın tarihinin başlarında farklı yaşam biçimleri yaklaşık eş zamanlı olarak belirmiş olabilir. Diğer yaşam biçimler ya yok olmuş, kendi farklı biyokimyalarıyla farklı fosiller bırakmış olabilir, ya ekstremofiller olarak varlıklarını sürdürüyor olabilir, ya da mevcut yaşam ağacının organizmalarına benzemelerinden dolayı fark edilmeden basitçe yaşıyor olabilirler. Mesela Hartman birkaç teoriyi bir araya getirmektedir;İlk organizmalar karbon dioksit sabitleyerek oksalik ve diğer dikarboksilik asitleri oluşturan, kendini kopyalayan demir zengini killerdi. Bu kendini kopyalayan kil sistemi ve onların metabolik fenotipi daha sonra sıcak su kaynaklarının kükürt zengini bölgelerine evrimleşerek azot sabitleme yeteneğini kazandı. Bu evrimleşen sisteme en sonunda fosfat katılması, nükleotit ve fosfolipitlerin sentezine olanak sağladı. Eğer biyo-sentez biopoezin evrelerini tekrarlıyorsa o zaman amino asitlerin sentezi pürin ve pirimidin bazlarının sentezinden önce gelmiştir. Amino asit tiyoesterlerinin polipeptitlere polimerizasyonu da, amino asit esterlerinin polinükleotitler tarafından yönlendirilmiş polimerizasyonundan önce meydana gelmiştir.Kaynaklar- Brooks, J; Shaw, G. (1973). Origins and Development of Living Systems.. Academic Press. ss. 359. ISBN 0-12-135740-6.-De Duve, Christian (Jan 1996). Vital Dust: The Origin and Evolution of Life on Earth. Basic Books. ISBN 0-465-09045-1.-Fernando CT, Rowe, J (2007). "Natural selection in chemical evolution.". Journal of Theoretical Biology 247: 152–67.-Horgan, J (1991). "In the beginning". Scientific American 264: 100–109.-Huber, C. and Wächterhäuser, G., (1998). "Peptides by activation of amino acids with CO on (Ni,Fe)S surfaces: implications for the origin of life". Science 281: 670–672.-Martin, W. and Russell M.J. (2002). "On the origins of cells: a hypothesis for the evolutionary transitions from abiotic geochemistry to chemoautotrophic prokaryotes, and from prokaryotes to nucleated cells". Philosophical Transactions of the -Royal Society: Biological sciences 358: 59–85.Russell MJ, Hall AJ, Cairns-Smith AG, Braterman PS (1988). "Submarine hot springs and the origin of life". Nature 336: 117.-Schopf, J. W.; et al. (2002). "Laser-Raman imagery of Earth's earliest fossils". Nature 416: 73–76. doi:10.1038/416073a. PMID 11882894.-Maynard Smith, John; Szathmary, Eors (2000-03-16). The Origins of Life: From the Birth of Life to the Origin of Language. Oxford Paperbacks. ISBN 0-19-286209-X.-Hazen, Robert M. (Dec 2005). [http://newton.nap.edu/books/0309094321/html Genesis: The Scientific Quest for Life's Origins]. Joseph Henry Press. ISBN 0-309-09432-1.-Morowitz, Harold J. (1992) "Beginnings of Cellular Life: Metabolism Recapitulates Biogenesis". Yale University Press. ISBN 0-300-05483-1-http://publishing.royalsociety.org/cell-evolution Dedicated issue of Philosophical Transactions B on Major Steps in Cell Evolution freely available.]-http://publishing.royalsociety.org/emergence-of-life Dedicated issue of Philosophical Transactions B on the Emergence of Life on the Early Earth freely available.]-Luisi, Pier L. (2006). [http://www.cambridge.org/catalogue/catalogue.asp?isbn=9780521821179 Emergence of Life: From Chemical Origins to Synthetic Biology]. Cambridge University Press. ISBN 0-521-82117-7.

http://www.ulkemiz.com/abiyogenez-hipotezi-nedir

Erciyes Üniversitesi Dağcılık Kulübü

Erciyes Üniversitesi Dağcılık Kulübü

Üniversite Rektörlüğüne bağlı olan kulübümüz, üniversite yönetiminden aldığı destek ile faaliyetlerine devam etmektedir. Kulüp yönetimi tamamen öğrencilerden oluşmakta olup, kulüp bünyesinde verilen tüm eğitimler yine öğrencilik hayatlarına devam eden eğitmenler tarafından verilmektedir. Erciyes Üniversitesi yönetiminin desteği ile ülke çapında bir çok faaliyet düzenlemiş olan kulübümüz yurt dışında da bu faaliyetlerine devam etmeyi amaçlamaktadır. EÜDAK bünyesinde faaliyetler; -Doğa Yürüyüşleri ( Trekking, Hiking) -Kaya Tırmanışları -Yüksek İrtifa Tırmanışları şeklinde yapılmaktadır. Bir ekip sporu olan dağcılıkta amacımız; dağcılık sporunu sağlıklı ve başarılı bir şekilde sürdürmek, dağcılık etiğine ve dağcılık tekniğine bağlı kalarak, eğitimlerimizi devam ettirmek, faaliyet ve tırmanışlarımızı ekip ruhuna ve bütünlüğüne bağlı kalarak tamamlamaktır.Bu amaç çerçevesinde üyelerimiz her şeyden önce doğanın ve dağların korunması için çalışır. Dönem açılışından sonra; üniversite bünyesinde dağcılıkla ilgilenen ve ekip ruhuna sahip kulüp üyelerine bu sporu sağlıklı ve kurallarına uygun olarak yapmaları için gerekli eğitimler verilir. Gerekli eğitimlerini tamamlayan üyeler, faaliyetin zorluk derecesine göre yeterliliğe ve tecrübeye sahip olup olmadıkları belirlenir, faaliyet programı çerçevesinde bulunan zirve tırmanışlarına, ulusal ve uluslar arası faaliyetlere katılmaları sağlanır. Bu eğitimlerin dışında kulüp üyelerimizin, Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun ülkemizin çeşitli bölgelerinde verdiği dağcılık eğitimlerine de katılımları sağlanmaktadır. http://eudak.erciyes.edu.tr

http://www.ulkemiz.com/erciyes-universitesi-dagcilik-kulubu

MASLAK KASRI

MASLAK KASRI

Levent ve Ayazağa semtlerini birbirine bağlayan ana yolun sağında bulunan Maslak Kasırları’nın yer aldığı çevrede ilk yapılaşmaların, Sultan II. Mahmud (1808-1839) döneminde başladığı, bölgenin sultanlara ait bir av ve dinlenme yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bu yıllarda tarih sahnesine çıkan ve bölgeye özel bir konum kazandıran Maslak Kasırları’nın ne zaman ve kim tarafından yaptırıldıkları tam olarak saptanamamakla birlikte, büyük bir bölümü Sultan Abdülaziz (1861-1876) dönemine tarihlenmektedir. Şehzadelik yıllarında Sultan II. Abdülhamid’e (1876-1909) tahsis edilmiş olan Maslak Kasırları, Sultan’ın Osmanlı tahtına çağrılmasına tanık olmuştur ve bu yönüyle Osmanlı tarihi açısından özel bir önem taşımaktadır. 170 dönümlük orman arazisinin ortasında yeşilin tüm tonlarını barındıran bir koruluğun içinde yer alan Maslak Kasırları’ndan günümüze; Kasr-ı Hümâyûn, Mâbeyn-i Hümâyûn ve Limonluk, Çadır Köşk ve Paşa Dairesi gelebilmiştir. Boğaziçi’nin Karadeniz’e açıldığı noktayı çok iyi görebilen bir konumda, çevrelerindeki yeşil örtüyle bütünleşen bu yapılar, 19. yüzyıl sonları ahşap Osmanlı konut mimarlığı ve süslemeciliğinin seçkin örneklerini oluşturmaktadır. Günümüzde Kasr-ı Hümâyûn, eldeki belge, anı ve eski fotoğrafların ışığında onarılarak bir müze-saray olarak geziye açılmış durumdadır. Mâbeyn-i Hümâyûn ve ona bağlantılı Limonluk ile Çadır Köşk ve bahçesi de aynı biçimde ele alınarak onarılmış ve ziyaretçilerin oturup dinlenebilecekleri birer kafeterya kimliğine kavuşturulmuşlardır. Limonlukta özellikle kış aylarında çiçek açan kamelyalar kentte türlerinin en yaşlı örneklerini oluşturmaktadır. Maslak Kasrı bahçeleri ulusal ya da uluslararası nitelikteki resepsiyonlara tahsis edilebilmektedir. İLETİŞİM BİLGİLERİ Adres : Büyükdere Cad. Maslak, Şişli 34398Tel : (0212) 346 19 07 http://www.millisaraylar.gov.tr

http://www.ulkemiz.com/maslak-kasri

1.<b class=red>Ulusal</b> İnsan Mikrobiyotası ve Sağlığımıza Etkileri Kongresi

1.Ulusal İnsan Mikrobiyotası ve Sağlığımıza Etkileri Kongresi

Tarih: 08 Ara 2016 - 10 Ara 2016 Lokasyon: Swissotel Ankara Şehir: ANKARA Web Sitesi: www.mikrobiyota2016.org/ Değerli Meslektaşlarımız, Tıp ve teknolojideki ilerlemeler sağlıklı bir yaşamın  vücut, özellikle de bağırsak mikrobiotası ile çok yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Artık vücudumuzun içinde ve üzerinde 100 trilyon civarında bakteri, mantar, parazit vb mikrop, katrilyonlarca (= 10 24) virus taşıdığımızı bilmekteyiz.Bu mikropların ve virüslerin tümüne mikrobiota denilmektedir. Mikrobiota bazı araştırmacılar tarafından, yeni bir organ gibi de düşünülmektedir. Mikrobiotanın bakterilerden oluşan kısmıyla ilgil son yıllarda ayrıntılı çalışmalar yapılmıştır. ABD Ulusal Sağlık Enstitüsünün 2005 yılında başlattığı, çok merkezli “İnsan Mİkrobiota Projesi” sonuçlarının da bu yıl sonunda açıklanması beklenmektedir. Muhtemelen çok kısa süre içerisinde sonuçları bilimsel dergilerde yayınlanacaktır.Sağlıklı bir mikrobiotaya sahip olmanın tam olarak ne olduğu henüz bilinmemektedir. Ancak araştırmalar obezite, Tip II diyabet, astım, inflamatuar bağırsak hastalıkları, (IBS), nörodejeneratif ve otoimmün hastalıklar, psoriazis, bazı kanser türleri, metabolik sendrom ve kardiyovasküler hastalıklar  vb pek çok kronik hastalığın mikrobiotayla ilişkili olduğunu  göstermektedir.  Hastalıklara neden olan mikrobiota değişiklikleri çeşitli nedenlere bağlı olabilirse de sık ve gereksiz antibiyotik kullanımının, gelişen antibiyotik dirençli mikroorganizmaların patogenezdeki yeri,  yine son yıllarda yaygın kullanılan pre/probiyotiklerin  mikrobiota dolayısıyla immün sistem ve kronik hastalıklar üzerindeki etkileri  araştırılmaktadır.Doğum şeklinin, anne sütü almanın, diyetle alınan gıdaların da mikrobiota üzerindeki etkileri artık bilinmektedir.  Araştırmalar düşük yağ, yüksek lif içeren diyetten yüksek yağlı ve şekerli  batı tipi diyete geçen farelerde bağırsak  mikrobiotasının bir gün içerisinde bile  değiştiğini göstermektedir.  Bu sonuçlar sağlıklı bir mikrobiota için ne yemeli, ne yemememliyiz tartışmasını da beraberinde getirmektedir.Mikrobiotanın sağlık ve hastalıklardaki etkisi artık şekillenmekle birlikte,  cevabı aranan pek çok da soru bulunmaktadır.  Çok önemli olduğunu düşündüğümüz mikrobiotayla ilgili yeni bilgilerin, hem genel tebabet yapan hem de değişik  uzmanlık alanlarında çalışan meslektaşlarımıza  aktarılabilmesi için  YİSAV tarafından, 8-10 Aralık 2016 tarihinde , Ankara’da I.Ulusal Mikrobiota Kongresi düzenlenmektedir.  Bu kongrede mikrobiota konusunda  çok önemli çalışmaları olan, çok sayıdaki yabancı bilim adamından güncel gelişmeleri  de dinlemek fırsatı bulunabilecektir.  YISAV daha çok  üreme sağlığı , anne ve çocuk sağlığı ile ilgili, çoğu TC Sağlık Bakanlı ile birlikte yaptığı  projeler ve bilimsel toplantılarla tanınan, kar amacı olmayan bir sivil toplum kuruluşudur.  Kongrenin bilimsel  programı ,  her biri kendi alanında çok önemli  bir değer olan , değişik branşlardaki  akademisyen  meslektaşlarımızın oluşturduğu çok saygın bir  Bilimsel Kurul tarafından hazırlanmıştır. Sizleri bu önemli kongreye katılmaya, katkıda bulunmaya, siz ya da arkadaşlarınızı serbest sunumlar ve posterlerle çalışmalarınızı sergilemeye davet ediyoruz.Ankara’da 8-10 Aralık 2016 tarihlerinde, kongrede görüşmek üzere YİSAV ve Kongre Bilimsel Kurulu adına sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.Kongre Tarihi ve Yeri1.Ulusal İnsan Mikrobiyotası ve Sağlığımıza Etkileri Kongresi, 08 – 10 Aralık 2016 tarihleri arasında Ankara, Swissotel’de gerçekleştirilecektir.Kongre MerkeziSwissotel Ankara Jose Marti Cd (21. Sk.) No:2, 06550 ÇankayaTel: +90 312 409 30 00 (pbx)Kongre DiliKongrenin dili Türkçe’dir.Davet MektubuKayıt işlemini yaptıran tüm katılımcılara talep ederlerse davet mektubu gönderilecektir. Bu mektup sadece katılımcının kurumundan izin almasına yardımcı olmak amacını taşımaktadır.Yaka KartıTüm katılımcılar, refakatçiler ve firma temsilcileri kayıt masasından yaka kartlarını temin edebilirler. Kongre süresince tüm bilimsel ve sosyal aktivitelerde yaka kartı takılması gerekmektedir.Katılım SertifikasıKongreye kayıt yaptıran tüm katılımcılara katılım sertifikası verilecektir.Stand AlanlarıKongre süresince ilaç, tıbbi malzeme, cihaz ve kitap alanlarında ürün sahibi firmaların, ürünlerini sergileyebilmesi amacıyla geniş bir alan ayrılmıştır. Sergi alanlarına girişte kongre kaydı yaptırmış olma şartı aranmaktadır.ÖdemeÖdemeler TL ve Euro olarak yapılacak ve banka transferi yada kredi kartı ile gerçekleşecektir.Banka havalesinden doğacak masraflardan katılımcı sorumlu olacaktır. Ödemelerini TL olarak yapacak katılımcılar ödemenin yapıldığı günün Merkez Bankası Efektif Satış kuruna göre ödeme yapmaları gerekmektedir.İptal / İade ŞartlarıKongrenin iptal ve iade koşulları ile ilgili detaylı bilgi kayıt – konaklama sayfalarında belirtilmiş olup, bunların dışında bir uygulama sözkonusu olmayacaktır.

http://www.ulkemiz.com/1-ulusal-insan-mikrobiyotasi-ve-sagligimiza-etkileri-kongresi

6. Uluslararası Sağlık ve Hastane Yönetimi Kongresi, 16-19 Aralık 2015, Antalya

6. Uluslararası Sağlık ve Hastane Yönetimi Kongresi, 16-19 Aralık 2015, Antalya

Tarih: 16 Ara 2016 - 19 Ara 2016 Lokasyon: Spice Hotels & SPA, Belek Şehir: Belek – Antalya Web Sitesi: www.hsyk-antalya.org/tr Gelecek yüzyılda sağlık sistemleri teknolojik gelişmeler başta olmak üzere yeni gelişmelerle birlikte toplumların refah düzeyine daha fazla katkı sağlayacaktır. Özellikle internet ve bilişim alanlarında yaşanan gelişmelerle dünya daha da küçülecek, tüketiciler sağlık ve sağlık hizmetleri ile ilgili bilgileri evlerinden kolayca takip edebileceklerdir. Sağlık hizmeti sunan ve alanlar arasındaki bilgi alış verişi daha da artacaktır. Küreselleşme teknoloji transferi, araştırma geliştirme çalışmaları ile veri ve bilginin yayılması gibi bir takım gelişmelerle toplumlara sağlığı geliştirme yönünde önemli fırsatlar sunmakla birlikte kaynaklara ulaşımdaki eşitsizlikler gibi olumsuz sonuçları da beraberinde getirmektedir.Bu nedenle gelecek yıllarda sağlık sektöründe yaşanacak gloabal değişim ve gelişmelerin “fırsat” ve “tehditler” açısından şimdiden tahmin edilmesi ve ülke sağlık sistemlerinin buna göre yeniden örgütlenmesi gerekmektedir. 21.yüzyılın ilk yirmi yılında sağlık sistemlerinin hem sağlık sisteminin içinden hem de dışından gelen bir dizi yeni baskılarla yüz yüze kalacağı öne sürülmektedir. Dışsal baskıların gelecekteki sağlık sistemlerine şekil vermede en az içsel olanlar kadar güçlü olacağı yönünde çok güçlü göstergeler bulunmaktadır. En güçlü dışsal gerçeğin ise, sağlık sistemlerinin içinde yer aldığı çevrenin artık ayrılmaz bir parçası olarak kalacağı tahmin edilen “piyasaların küreselleşmesi” olgusu olduğu öne sürülmektedir. Küreselleşmedeki trendler yeni olmamasına rağmen 20. yüzyılın sonunda etki alanının büyüdüğü gözden kaçmamaktadır. Bu nedenle Beşinci Uluslararası Hastane ve Sağlık Hizmetleri Yönetimi kongresinin ana teması Geleceğin Sağlık Sistemleri ve Küreselleşme olacaktır.Kongre 16-19 2015 Aralık tarihlerinde Antalya’da gerçekleşecektir. Birçok uluslar arası kurum temsilcisi ve uzmanın katılacağı kongrenin amacı öncelikle Türkiye’de olmak üzere tüm dünyada sağlık hizmetleri sunumunda gelinen son noktayı, sunumda ve finansmandaki sorunları, bu sorunların kurumsal performans iyileştirme, verimlilik ve kalite üzerine etkilerini ve çözüm önerilerini Türkiye’den ve dünyadan katılacak sağlık profesyonelleri ile birlikte tartışma ortamı yaratmaktır. Amerika Sağlıkta Kalite Enstitüsü (AIHQ) ve Sağlık Akademisyenleri Derneği’nin işbirliği ve sektörde bulunan ilgili pek çok dernek ve kuruluşun desteği ile düzenlenecek olan Altıncı Uluslar arası Hastane ve Sağlık Yönetimi kongresine bildiri özeti ve poster sunumlarınız için davetlisiniz.Altıncı Uluslararası Hastane ve Sağlık Yönetimi Kongresi, siz, sağlık yöneticilerine, sektörde lider olan sizlere yalın yönetim gibi yeni yönetim yöntemleri, etkili ve yeni yönetim becerileri, stratejik yönetim ve ilkeleri ve önemli insan kaynakları kapasiteleri yoluyla geleceği güvence altına alan çözümleri gösterecektir. Kongre süresince şu anki sağlık hizmetlerindeki trendler, gelecekteki yeniliklerin neler olduğu, kurumlarımızda uygulanabilirliliği ve teknolojik yenilikleri takip edebilmek için izlenmesi gereken adımlar, örnek uygulamalar, paneller, sizin katkıda bulunduğunuz sözlü ve poster sunumları ve çalıştaylar şeklinde tartışılacaktır. Ayrıca kongrede sağlık ekonomisinden, hasta akışı ve sağlık turizmine, kalite ve akreditasyon sistemlerinden, yeni ve çağdaş yönetim biçimlerine kadar sağlık yönetimi sorumluluklarının gerektirdiği tüm yönler ele alınacaktır.Bu kongre katılımcılara;    Sağlık Kuruluşlarının verimlilik ve etkinliğini arttırabilmek için pratik fikirlere sahip olmak,    Her düzeydeki sağlık çalışanları ile sağlık hizmetlerinden yararlanan toplum üyelerinin, sağlık sorunları ve çözümleri konusundaki farkındalık ve bilinç düzeylerini geliştirmeye katkıda bulunacak bilgi ve öneriler sunmak,    Sağlık yöneticileri ve uzmanları ile toplumun diğer kesimleri arasında, sağlık ve hastane yönetimiyle ilgili dünya çapında geliştirilmiş bilgi ve deneyim birikiminin paylaşılması için gerekli işbirliğini ve koordinasyonu teşvik etmek gibi pek çok bilgi ve beceri sağlayacaktır.Altıncı Hastane ve Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kongresinde (www.hsyk-antalya.org) yer alan ana ve paralel oturumlarda sağlık sektörünün yönetim boyutu, bilgi yönetimi ve bilgi teknolojileri gibi aşağıda sunulan 20’ye yakın ayrı konu başlığı işlenecektir. 16-19 Aralık tarihleri arasında Antalya’ da gerçekleşecek olan kongremize akademik çevrelerden, kamu ve özel sektör uygulayıcılarına, bilim adamlarından, uzmanlara kadar seçkin yaklaşık 40 konuşmacı katılacak, konuyla ilgili ulusal ve evrensel çaptaki bilgi birikimlerini, konunun ilgili tarafıyla tartışmaya imkan sağlayacağı gibi uygulanabilir önerilerin yaşama geçirilmesini de teşvik edici bir zemin yaratacaklardır.Kongrede tartışılacak bazı kongre başlıkları;    Geleceğin Sağlık Sistemleri    Kurumsal Mükemmelik    Kanıta Dayalı Yönetim    Küreselleşme ve Sağlık    Sağlık hizmetlerinde teknolojik gelişmeler    Sağlık Kuruluşları Yönetimi,    Sağlık kuruluşlarında finans yönetimi    Sağlık programı geliştirme    Hastane Organizasyonu ve Yönetimi    Sağlık hizmetlerinde pazarlama,    Sağlık kuruluşlarında stratejik yönetim    İnsan kaynakları yönetimi    Sağlık politikaları    Sağlık hizmetleri mevzuatı ve Etik    Sağlık enformasyon sistemler (sağlık bilişimi)    Sağlık Reformları    Sağlık Ekonomisi    Sağlık yönetiminde tahmin yöntemleri    Sağlık Hizmetlerinde Halkla İlişkiler    Sağlık Ve Sosyal Güvenlik Sistemler, Sağlık Sigortacılığı    Sağlık İletişimi.    Medikal TurizmKongrenin eş başkanları olarak toplumumuzun sağlık sorunları ve çözümleri konusundaki farkındalık ve bilinç düzeyinin de yükseltilmesine katkıda bulunacağına inandığımız, Antalya da gerçekleşecek kongremizde bize katılacağınızı umuyoruz.Sizleri Aralık ayında aramızda görmekten onur duyarız.Saygılarımızla, Prof. Dr. Seval AKGÜNKongre Adı    6. ULUSLARARASI SAĞLIK VE HASTANE YÖNETİMİ KONGRESİAna Tema    “Geleceğin Sağlık Sistemleri ve Küreselleşme”Yeri    Spice Hotels & SPA, Belek, ANTALYA /TÜRKİYETarih    16-19 Aralık 2015Kongre Başkanları    PROF. DR. SEVAL AKGÜN, TÜRKİYE, (Başkan)PROF. DR. A.F. Al ASSAF (Eş Başkan)Düzenleyen Kuruluşlar    SAD – Sağlık Akademisyenleri Derneği, TÜRKIYEAIQH – Amerika Kalite Enstitüsü, USAKongre Sekreteri    Müzeyyen BAYDOĞRUL / muzeyyen@dunyacongress.comWeb Adres; www.hsyk-antalya.org

http://www.ulkemiz.com/6-uluslararasi-saglik-ve-hastane-yonetimi-kongresi-16-19-aralik-2015-antalya

Uludağ Anatomi Kış Kongresi 2017, 26 – 28 Şubat, Bursa

Uludağ Anatomi Kış Kongresi 2017, 26 – 28 Şubat, Bursa

Tarih: 26 Şub 2017 - 28 Şub 2017 Lokasyon: Ağaoğlu My Mountain Otel - Uludağ Şehir: Bursa Web Sitesi: www.uludaganatomi.org Değerli Katılımcılar; Bursa’da 1991’de ilk Ulusal Anatomi Kongremizi gerçekleştirme ve 2011’de bir Uluslararası Anatomi kongresi yapmanın onurundan sonra şimdi ise Anatomi Günleri 2017’yi Uludağ’da sizlerin katılımı ile yapacak olmanın heyecanını yaşıyoruz. Anatomi Kongrelerimizin başlangıcında büyük emekleri olan merhum Hocamız Prof. Dr. Ahmet Çimen anısına düzenlenecek olan toplantı 26 – 28 Şubat 2017 tarihlerinde ülkemizin önemli turizm merkezlerinden olan Uludağ’da yapılacaktır. Toplantıda Ulusal ÇEP ile igili çalışmaların yanısıra Teknolojinin Anatomi Bilimi ve Eğitimine Getirileri ana başlıklar olarak ele alınacaktır. Anatomi Günleri 2017 – Uludağ toplantımızın sizlerin katılım ve katkılarıyla değer kazanacağından dolayı birlikte olmaktan büyük mutluluk duyacağımızı belirterek “Düzenleme Kurulu” olarak sizi Bursa-Uludağ’a davet ediyoruz. Prof. Dr. İhsaniye COŞKUN U.Ü. Tıp Fak. Anatomi ABD Başkanı Sempozyum Merkezi Ağaoğlu My Mountain Otel – Uludağ Sempozyum Tarihleri Sempozyum 26 – 28 Şubat 2017 tarihleri arasında Ağaoğlu My Mountain Otel Uludağ’ da yapılacaktır. Sponsorluk Sponsor olmak için sponsor@burkon.com ile irtibata geçebilirsiniz. Stand Alanları  Toplantı süresince sektördeki firmaların oluşturacağı stand alanı ziyarete açık olacaktır. Yaka Kartı  Tüm bilimsel ve sosyal aktiviteler için yaka kartı bulundurulmalıdır. Yaka kartsız toplantı salonlarına girilemeyecektir. Katılım Belgesi  Toplantıya kayıtlı katılımcıların belgeleri 26 Şubat 2017 tarihinden itibaren kayıt masasından verilecektir. Sunu Teslim / Kontrol Odası Sunumlarınız sırasında zorluk yaşamamanız için CD ve taşınabilir belleklerinizi Microsoft Office altında çalışan programlarda hazırlamanız ve yedeklerini yanınızda bulundurmanız gerekmektedir. Sunumunuzdan önce mutlaka CD ve taşınabilir belleklerinizi herhangi bir aksaklık yaşanmaması için sunu teslim / kontrol odasında kontrol etmeniz rica olunur. Tüm salonlarda dizüstü bilgisayar ve görüntüleme cihazları bulunacaktır. Sunumlar CD ya da taşınabilir bellek ile teslim edilmelidir. Kişisel bilgisayarlardan sunum yapılmayacaktır. Herhangi bir aksaklık yaşanmaması için sunumlarınızı oturum saatinizden en az 2 saat önce yayına hazırlanması için sunu teslim / kontrol odasına teslim etmeniz gerekmektedir.

http://www.ulkemiz.com/uludag-anatomi-kis-kongresi-2017-26-28-subat-bursa

Türk Romatoloji Kongresi 2017, 22 – 26 Mart 2017, Antalya

Türk Romatoloji Kongresi 2017, 22 – 26 Mart 2017, Antalya

Tarih: 22 Mar 2017 - 26 Mar 2017 Lokasyon: Regnum Carya Otel Şehir: Antalya Web Sitesi: turkrom2017.org Değerli meslektaşlarımız, Uluslararası Katılımlı Türk Romatoloji Kongresi 2017, Türkiye Romatizma Araştırma ve Savaş Derneği, İstanbul-Trakya Şubesi tarafından 22-26 Mart 2017 tarihleri arasında Regnum Carya Otel, Antalya’da düzenlenecektir. Ulusal kongreler içinde en önde gelen kongrelerden biri olan Ulusal Kongremizi, her zaman olduğu gibi, destek, katkı ve önerilerinizle “hep birlikte” hazırlıyoruz. Bilimsel yeniliklere, pratik klinik yaklaşımlara yer verilen, konusunda uzman yerli ve yabancı konuşmacıların yer aldığı, tüm meslektaşlarımızın yararlanacağı bir kongre olacağını umuyoruz. Sizleri bu yıl yepyeni bir otel ve kongre merkezinde ağırlayacağız. Özenle hazırlanan bilimsel programın yanı sıra tüm gün süren yoğun çalışma temposunun yorgunluğunu atmanız, uzun süredir göremediğiniz meslektaşlarınızla birlikte iyi vakit geçirmeniz için neşeli, samimi bir sosyal program düzenlemekteyiz. Antalya’nın güzel bahar havasında, yeni bir kongre merkezinde, yenilenen kongre programında, bilgilerimizi güncellemek, sorunlarımızı paylaşmak, beraber olabilmek ve gücümüzü birleştirmek için katılımınızı ve katkılarınızı bekliyor, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Kongre Tarihi Kongre, 22 – 26 Mart 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir. Kongre Merkezi Regnum Carya Otel, Antalya, Kongre merkezinin Antalya Havalimanı’na uzaklığı 27 km’dir. Kongre Ajandası Bildiri Gönderimi Başlangıç Tarihi  : 14 Ekim 2016 İndirimli Kayıtların Son Günleri : 23 Aralık 2016 Son Bildiri Gönderme Tarihi  : 2 Şubat 2017 Bildiri Sonuçlarının Açıklanması  : 10 Şubat 2017 Otel Giriş Tarihi  : 22 Mart 2017 Otel Çıkış Tarihi  : 26 Mart 2017 Bilimsel Program Başlangıç  : 22 Mart 2017 Bilimsel Program Bitiş  : 26 Mart 2017 Kongre Dili Kongre resmi dili Türkçe’ dir. Stand ve Sergi Alanları İlaç endüstrisi ve ilgili cihaz firmalarının katılımda bulunacağı stand ve sergi alanları, 22 – 26 Mart 2017 tarihleri arasında 08:00 – 19:00 saatleri arasında katılımcıların hizmetine açılacaktır. Yaka Kartı Tüm katılımcı ve refakatçilerin 22 – 26 Mart  2017 tarihleri arasında kongre merkezine girişte, bilimsel oturumlar ve öğle yemekleri sırasında, stand alanlarında ve diğer sosyal programlarda yaka kartlarını takmalarını güvenlik açısından önemle rica ederiz. Katılım Belgesi Katılım belgeleri, kayıt yaptıran tüm katılımcılara 26 Mart 2017 tarihinden itibaren kayıt masasından verilmeye başlanacaktır. Kredilendirme Kongre, Türk Tabibler Birliği (TTB) tarafından ‘Sürekli Tıp Eğitimi (STE)’ kredi puanı ile kredilendirilecektir. Organizasyon Sekreterliği Düzenleme Kurulu, GenX Kongre ve Organizasyon, Kongre Resmi Acentesi olarak belirlemiştir. Kongre çerçevesinde herhangi bir talebinizde GenX Kongre ve Organizasyon’a (turkrom2017@genx.com.tr ) başvurmanızı rica ederiz. İptaller Katılım iptali 23 Aralık 2016 tarihine kadar bildirildiği takdirde kayıt ücretinin %50’si iade edilir. Bu tarihten sonra yapılacak kayıt iptallerinde iade yapılmayacaktır. Konaklama ücretlerinde geri ödeme yapılmayacaktır. Tüm iadeler kongre bitiminden sonra yapılacaktır.

http://www.ulkemiz.com/turk-romatoloji-kongresi-2017-22-26-mart-2017-antalya

10. <b class=red>Ulusal</b> Artroplasti Kongresi, Antalya

10. Ulusal Artroplasti Kongresi, Antalya

Tarih: 30 Mar 2017 - 02 Nis 2017 Lokasyon: Gloria Kongre Merkezi Şehir: Antalya Web Sitesi: www.artroplasti2017.org Değerli Meslektaşlarım, Kalça Diz Artroplasti Derneği’nin 30 Mart-02 Nisan 2017 tarihleri arasında Antalya Gloria Kongre Merkezinde düzenleyeceği 10.Ulusal Artroplasti Kongresi ile ilgili ilk bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. TOTBİD Eşgüdüm Kurulunun, ülkemizdeki toplantı trafiğinin yoğunluğu nedeniyle kabul edilen prensipleri gereği tüm alt branş derneklerinin ulusal toplantı takvimleri iki yılda bir düzenlenmek üzere karara bağlanmıştır. Kalça Diz Artroplasti Derneği olarak da bu aşamada önümüzdeki yıl yani 30 Mart-02 Nisan 2017 tarihinde düzenleyeceğimiz 10.Ulusal Artroplasti Kongresinden sonra ki 11.Ulusal Kongremiz 2019 yılında gerçekleştirilecektir. 2017 yılında düzenlenecek 10.Ulusal Kongremizde bir öncekin de olduğu gibi “iyi artroplasti cerrahı” olma yolunda ilerlemek isteyen ve de bu konuya emek veren herkesi bilimsel açıdan doyurucu aynı zamanda keyif alacağı bir bilimsel programı oluşturmaya çalışıyoruz. Katılımcıların olabildiğince interaktif, samimi bir ortamda tecrübeli duayenlerle birlikte tartışmalarını, cerrahi tekniklerini geliştirebilecekleri püf noktaları öğrenebilecekleri ve de ilginç bir o kadar da komplike vakaların nasıl çözülebildiğini görmelerini istiyoruz. Önümüzdeki günlerde bilimsel programını tüm detaylarıyla paylaşacağımız 10.Ulusal Artroplasti Kongresinde sizlerle buluşmak bizleri mutlu edecektir. Genel Bilgiler Kongre Tarihi 30 Mart -2 Nisan 2017Kongre Merkezi Gloria Kongre Merkezi – Antalya Kongre Dili Kongre dili Türkçe’dir. Kredilendirme Kongre Türk Tabipleri Birliği Sürekli Tıp Eğitimi (STE) Kredilendirme Kurulu tarafından kredilendirilecektir. Kayıt – Danışma Kayıt ve danışma masaları Gloria Kongre Merkezi’nde 30 Mart 2017 tarihinden itibaren kongre boyunca 08:00- 20:00 saatleri arasında açık olacaktır. Katılım Belgesi Kongreye katılan tüm katılımcılara kongre sonunda “Katılım Belgesi” verilecektir. Bildiriler Kongreye poster ve sözel bildiriler kabul edilecektir. Bildiri göndermek için son başvuru tarihi 1 Mart 2017’tir. Bildiriler www.artroplasti2017.org sitesinden on-line olarak gönderilecektir. Sağlık Bakanlığı’nın 23.10.2003 tarihli yönetmeliğinin 11.maddesi ve buna bağlı tanıtım ilkelerine kurallarına göre, (AIFD) firmalar bilimsel kongrelerde bildiri, yayın, poster gibi bilimsel çalışma sunumunda bulunanlar ve toplantılara eğitim amaçlı katılanlar dışındaki kişilerin katılım konusunda finansal katkıda bulunamazlar. Sağlık Sektörünün yüksek standartları koruma konusunda göstereceğiniz duyarlılık ve destek için teşekkür ederiz.

http://www.ulkemiz.com/10-ulusal-artroplasti-kongresi-antalya

13. <b class=red>Ulusal</b> Endoskopik Laparoskopik Cerrahi Kongresi, 19 – 23 Nisan 2017, Antalya

13. Ulusal Endoskopik Laparoskopik Cerrahi Kongresi, 19 – 23 Nisan 2017, Antalya

Tarih: 19 Nis 2017 - 23 Nis 2017 Lokasyon: Gloria Golf Resort Hotel Şehir: Belek / Antalya Web Sitesi: www.elcd2017.com Değerli Meslektaşlarımız, Kurulduğu 1992 yılından itibaren düzenlediği 100’ü aşkın kurs, bölgesel toplantı ve kongrelerle ülkemizde laparoskopik cerrahinin başlamasına, gelişmesine ve güncellenmesine hizmet eden derneğimizin gerçekleştireceği 13. Ulusal Endoskopik Laparoskopik Cerrahi Kongresi 19 – 23 Nisan 2017 tarihleri arasında Antalya’da yapılacaktır. Laparoskopik cerrahiyle ilgili temel bilgilerin gözden geçirileceği, güvenli laparoskopik cerrahi prensiplerinin vurgulanacağı ve modern tekniklerin tartışılacağı bu kongrenin amacı; meslektaşlarımızın laparoskopik cerrahi alanındaki bilgilerini güncellemek, yeniliklerin uygulamadaki yerlerini tartışmak ve laparoskopik ameliyatların daha güvenli olarak yapılmasını sağlamaktır. Kongremizin ilk gününde; laparoskopik kolorektal cerrahi, laparoskopik fıtık cerrrahisi ve laparoskopik bariatrik cerrahi olmak üzere 3 ayrı alanda kurs gerçekleştirilecektir. Kongre süresince; katılımcıların ilgi göstereceğine inandığımız konular, ulusal ve uluslararası deneyimli konuşmacıların katkılarıyla, çeşitli sunum yöntemlerinden yararlanılarak (konferans, panel, kaydedilmiş ameliyat yayını, video-forum, yandaş-karşıt görüş, yuvarlak masa, olgular üzerinde tartışma) işlenecektir. Sözlü ve video bildiri oturumları ile poster sunularının, izleyicilerin soru ve yorumlarıyla interaktif bir tartışma ortamında geçeceğini umuyoruz. Laparoskopik cerrahiye ilgi duyan ve uygulayan meslektaşlarımızı ve asistanlarımızı kongremize katılmaya davet eder, dernek yönetim kurulu adına sevgi ve saygılarımızı sunarız. Prof. Dr. Rasim Gençosmanoğlu Kongre Başkanı GENEL BİLGİLER Kongre Tarihi ve Yeri Kongre, 19 – 23 Nisan 2017 tarihlerinde Gloria Golf Resort Hotel – Belek / Antalya’ da gerçekleştirilecektir. Kongre Dili Kongre dili Türkçe’dir. İzinler Kongre katılımı için kurumlara verilmek üzere talep edilecek kongre davet yazıları Serenas Turizm aracılığı ile isteyen katılımcılara gönderilecektir. Bu tür davet yazıları sadece izin amacı ile kullanılabilir. Bu tür davet mektubu sahibi misafirlerin kayıt ve konaklama ücretleri kendilerine aittir. Katılım Sertifikası Tüm katılımcılar katılım sertifikalarını 22 Nisan 2017 tarihinde saat 12:00 itibariyle kongre merkezinde bulunan kiosklardan yaka kartlarının arkalarında yer alan barkodları okutarak alabileceklerdir. Sekreterya Hizmetleri Kongre merkezindeki sekreterya aracılığı ile müracaatlarınız cevaplandırılacaktır. Kongre öncesindeki sekreterya hizmeleri için lütfen Serenas Turizm ile irtibat kurunuz. Kredilendirme Kongrenin tüm oturumları Türk Tabipleri Birliği Sürekli Tıp Eğitimi Kredilendirme Kurulu tarafından kredilendirilecektir. Kayıt ve Danışma Masaları Kayıt ve danışma masaları Gloria Golf Resort Hotel’de 19 Nisan 2017 tarihinden itibaren çalışmaya başlayacaktır. Bu masalar 19 – 23 Nisan tarihleri arasında 07:00 – 22:00 saatleri arasında açık kalacaktır. İptaller 31 Ocak 2017 tarihinden sonra yapılacak kayıt ve konaklama iptallerinde iade yapılmayacaktır. Tüm iadeler kongre bitiminden sonra yapılacaktır. Önemli Tarihler: İndirimli Kayıt Son Ödeme Tarihi : 31 Ocak 2017 İndirimli Konaklama Son Ödeme Tarihi : 31 Ocak 2017

http://www.ulkemiz.com/13-ulusal-endoskopik-laparoskopik-cerrahi-kongresi-19-23-nisan-2017-antalya

22. <b class=red>Ulusal</b> Kanser Kongresi, 19 – 23 Nisan 2017, Antalya

22. Ulusal Kanser Kongresi, 19 – 23 Nisan 2017, Antalya

Tarih: 19 Nis 2017 - 23 Nis 2017 Lokasyon: Regnum Carya Şehir: Antalya Web Sitesi: www.ukk2017.org Değerli Meslektaşlarımız; Onkoloji alanında en eski ve en çok katılımlı kongrelerden olan Ulusal Kanser Kongresi’nin (UKK) 22. sini Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği ile birlikte 19 – 23 Nisan 2017 tarihinde Antalya’da düzenleyeceğiz. Günümüzde kanser ikinci sıklıkta ölüm nedeni olmakla birlikte erken tanı, kanser genetiğindeki gelişmeler ile kişisel tedavilerin gündeme gelmesi ve multidisipliner yaklaşımlarla doğru tedavilerin uygulanması sonucu erken evrelerde kür edilebilir, daha ileri evrelerde ise kronik hastalıklar grubuna girmiştir. Tedavide elde edilen bu iyi sonuçlar bir anda ortaya çıkmamış, teşhis ve tedavideki disiplinlerin ortak çalışma kültürünün başlaması, gelişmesi, verilen doğru kararların uygulanması, birikim ve deneyimlerin yoğunlaşması gibi bir sürecin sonunda elde edilmiştir. UKK, 2005 yılından beri üç derneğin ortak katılımı ile düzenlenmekte olup kanserin tanı ve tedavisine katkıda bulunan tüm disiplinlerin desteğinin sağlanmasıyla birlikte ulusal olarak en çok katılımcısı olan kongre olmuştur. Kongremize hekimlerimizin yanı sıra genetik uzmanları, hemşire, teknisyen, psikolog gibi günlük hayatımızda ekibin bütünlüğünü sağlayan ve başarısını arttıran disiplinlerin katılımı da artmaktadır. Bilimsel yeniliklerin yanı sıra sosyal sorunların da tartışılacağı kongremizde sosyal aktivitelerle de birlikteliğimizin her yönde güçleneceğini ümit ediyoruz. Ülkemizdeki en önemli bilimsel çalışmaların sözel, poster sunumu şeklinde yapılacağı kongremize katkılarınızı bekliyor, Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Pediatri Onkoloji Grubu Derneği adına sizleri kongremize davet etmekten onur duyuyoruz. KONGRE TARİHİ VE YERİ 22. Ulusal Kanser Kongresi, 19 – 23 Nisan 2017 tarihlerinde Regnum Carya, Antalya’ da gerçekleştirilecektir. KONGRE DİLİ Kongre dili Türkçe’dir. Yabancı konuşmacıların olduğu oturumlar İngilizce olacaktır. YAKA KARTI Kongre süresince tüm bilimsel ve sosyal aktivitelerde yaka kartı bulundurulmalıdır. KONGRE KAYIT Kayıt masası 19 – 23 Nisan 2017 tarihlerinde 08:00 – 21:00 saatleri arasında açık olacaktır. Yaka kartı, kongre çantası, katılım belgesi ve toplantı dokümanlarını kayıt masasından alabilirsiniz. SEKRETERYA HİZMETLERİ Kongre merkezindeki danışma masası aracılığı ile sekretarya hizmetleriyle ilgili müracaatlarınız cevaplandırılacaktır. WEB SAYFASI Kongrenin resmi internet sayfası olan www.ukk2017.org’ dan kongre programı, kayıt koşulları, bildiri gönderme koşulları ve tarihiyle ilgili tüm bilgilere ulaşabilirsiniz. KATILIM BELGESİ Kongreye kayıt yaptıran tüm katılımcılara 22 Nisan 2017 tarihinde katılım belgeleri verilecektir. Katılım belgelerini kayıt masasından alabilirsiniz. KREDİLENDİRME Kongrenin tüm oturumları Türk Tabipler Birliği Sürekli Tıp Eğitimi Kredilendirme Kurulu tarafından kredilendirilecektir. DAVET MEKTUBU Kongre katılımı için kurumlara verilmek üzere talep edilecek olan kongre davet yazıları Kongre Sekreterliği aracılığı ile isteyen katılımcılara gönderilecektir. Fazla sayıda hekim istihdam eden kurumlara merkezi izin yazısı yazılacaktır. Bu tür davet yazıları sadece izin amacı ile kullanılabilir. Bu tür davet mektubu sahibi misafirlerin kayıt ve konaklama ücretleri kendilerine aittir. BİLDİRİLER Tüm bildiriler on-line bildiri sistemiyle web sayfası üzerinden toplanacaktır. ÖNEMLİ TARİHLER İndirimli kayıt ücreti tarihi: 14 Ekim 2016 İndirimli konaklama ücreti tarihi : 14 Ekim 2016 Son bildiri gönderim tarihi : 13 Ocak 2017  

http://www.ulkemiz.com/22-ulusal-kanser-kongresi-19-23-nisan-2017-antalya

26. <b class=red>Ulusal</b> Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kongresi, 25-29 Nisan 2017, Antalya

26. Ulusal Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kongresi, 25-29 Nisan 2017, Antalya

Tarih: 25 Nis 2017 - 29 Nis 2017 Lokasyon: Maxx Royal Otel Şehir: Belek - Antalya Web Sitesi: www.ftr2017.org Değerli Meslektaşlarımız, Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği adına 25-29 Nisan 2017 tarihleri arasında Antalya’da düzenleyeceğimiz 26. Ulusal Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kongresinde sizleri ağırlamaktan onur ve mutluluk duyacağız. İnsan sağlığı günümüzdeki bilimsel ve teknolojideki gelişmelerle birlikte toplumların sosyoekonomik değişimleri ile dinamik bir süreç içinde yer almaktadır. Bizler, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon hekimleri olarak sağlık adına bireylerin içinde bulundukları ortamlara bağlı olarak ortaya çıkan aktivitelerdeki kısıtlılıkları veya günlük yaşama katılımdaki yetersizlikleri ile baş edebilmelerini, optimal fonksiyonlarının sağlanması ve yaşamlarını bağımsız sürdürebilmelerini hedefledik. Bu amaca ulaşabilmek için aldığımız temel eğitimi genel sağlık ve rehabilitatif yaklaşım alanındaki güncellediğimiz bilgilerimiz ışığında, zenginleşmiş pratiğimizle profesyonel hayatımızı en etkin biçimde hastalarımızın yararına sunmayı seçtik. 26. Ulusal Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kongresinin teması, “Hastalıktan Sağlığa” olarak belirlenmiştir. Sağlığa geçiş kavramında rehabilitasyon vazgeçilmez bir basamaktır. 2017 yılında düzenleyeceğimiz kongremizin güncel bilgi paylaşımı ile bu paylaşımların sağlığa ulaşmada en önemli basamak olan rehabilitasyondaki gelişmeler adına kullanılabilmesine, yeni bilimsel çalışmalara katkıda bulunacak fikirler üretilmesine ve en verimli eğitimin modellerinin geliştirilmesine dayanak sağlayacak önemli bir kaynak olmasını ummaktayız. Bu kaynak sizlerin katılımı ile gelişecek ve hedefine ulaşacaktır. Bu hedefe yönelik olarak, kongremizde profesyonel ilgi alanlarımızdaki bilgilerimizi güncellemek, yeteneklerimizi geliştirmek, ulusal ve uluslararası koordinasyonu arttırarak beklentileri karşılamak üzere kapsamlı bir program tasarladık. Kongremizin ana konuları bu yıl ‘Kas İskelet Sistemi Hastalıklarında Güncellemeler’’, ‘‘Romatolojik Hastalıklarda Güncellemeler’’ ve “Rehabilitasyonda Güncellemeler’’ kongre sırasında düzenlenecek sempozyumların konuları ise ‘’Algoloji’’, ‘’Klinik Norofizyoloji’’ ve ‘’Geleneksel Tamamlayıcı ve Rejeneratif Tıp Yöntemleri’’ olarak seçildi. Ayrıca meslektaşlarımızın ilgi alanlarına göre tercih edebileceği panel veya kurslarla en güncel bilgilere ulaşabilmeleri amacıyla kongremiz süresince Çalışma gruplarımız düzenleyeceği paneller ve kurslarda da bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşacaklardır. Bunun yanında alanda uzmanlık yapan meslektaşlarımızın özellikle ilgisini çekebileceğini düşündüğümüz, meslektaşlarımızın zor hastalarını da sorabilecekleri/tartışabilecekleri “Uzmanına Danış-Olgu Tartışması”, “Zor Olgular” oturumları planladık. Bu oturumlarda spesifik sorunlar ve cevabına yönelik özellikli olgular eşliğinde sık karşılaştığımız soruların yanıtlarını hep birlikte bulmaya çalışacağız. Ayrıca pratik hayatta yaşantımızın bir parçası olan “Sağlık Kurulu Raporları ve Düzenlenmesi”, “Genel Sağlık Sigortası ve Sorunlarımız” gibi alanlarda açık oturumlar planlamaktayız. Bilindiği gibi uzmanlık eğitimine devam eden meslektaşlarımızı bir araya getiren, birbirlerini tanımayı, deneyimlerini paylaşmayı ve eğitim standardizasyonunu hedefleyen Yaz ve Kış Okullarımız yılda iki kez uygulanmaktadır. Bu yıl Yaz Okulu programımızı kongremiz ile beraber yapmayı hedeflemekteyiz. Bu amaçla eğitim hastanelerimizin önerdikleri asistanlarımız kongre öncesi iki gün Yaz Okulumuza katılacak ve daha sonra devam eden kongremizde derneğimizin sponsorluğunda bilimsel aktivitelerden yararlanacaklardır. Hepimizin bildiği gibi, ulusal kongrelerimiz birçok farklı kurum ve kuruluşlarda çalışan meslektaşlarımızın bir araya gelerek hem bilimsel hem de sosyal paylaşımların gerçekleşmesi için önemli fırsatlardır. Kongremizde bilimsel programların yanı sıra ortak hazırlayacağımız sizlerin katılımı ile güçlenecek sosyal programlar da bu kongreyi unutulmaz yapacaktır. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon alanında bilgi ve deneyimlerimizi paylaşmak adına bir araya gelmeyi arzu ettiğimiz kongremizin camia olarak ihtiyaç duyduğumuz birlik ve beraberliğimizin güçlenmesine de katkı sağlamasını arzu etmekteyiz. Kongre Tarihi Kongre, 25-29 Nisan 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir. Kongre Merkezi MAXX ROYAL OTEL ve KONGRE MERKEZİ İskele Mevkii, Belek – Antalya Tel: +90 242 710 29 10 Bildiri Gönderimi Kongre sırasında sunulacak çalışmaların özetleri sadece www.ftr2017.org adresindeki Online Bildiri Modülü kullanılarak gönderilebilecektir. Ulaşım Kongre merkezinin Antalya Havalimanı’na uzaklığı 35 km, 35 dakikadır. Stand ve Sergi Alanları İlaç endüstrisi ve ilgili cihaz firmalarının katılımda bulunacağı stand ve sergi alanları, 25-29 Nisan 2017 tarihleri arasında 09:00 – 19:00 saatleri arasında katılımcıların hizmetine açılacaktır. Davet Mektubu Kongreye katılım için bağlı bulundukları kurumlardan izin almaları gereken katılımcılara talepleri doğrultusunda davet mektubu gönderilecektir. Yaka Kartı Tüm katılımcılar ve refakatçilerin kongre merkezi, stand alanları ve sosyal aktivitelere katılabilmeleri için kendilerine kayıt esnasında verilmiş olan yaka kartlarını takmaları gerekmektedir. Katılım Belgesi Katılım belgeleri, kayıt yaptıran tüm katılımcılara 27 Nisan 2017 tarihinden itibaren kayıt masasından verilmeye başlanacaktır. Kredilendirme Kongre, Türk Tabibler Birliği (TTB) tarafından ‘Sürekli Tıp Eğitimi (STE)’ kredi puanı ile kredilendirilecektir.

http://www.ulkemiz.com/26-ulusal-fiziksel-tip-ve-rehabilitasyon-kongresi-25-29-nisan-2017-antalya

9. Uluslararası Psikofarmakoloji Kongresi, 26-30 Nisan 2017, Antalya

9. Uluslararası Psikofarmakoloji Kongresi, 26-30 Nisan 2017, Antalya

Tarih: 26 Nis 2017 - 30 Nis 2017 Lokasyon: Susesi Deluxe Hotel & Kongre Merkezi Şehir: Belek Antalya Web Sitesi: www.psikofarmakoloji2017.org Değerli Meslektaşlarımız, Psikofarmakoloji Derneği tarafından düzenlenen 9. Uluslararası Psikofarmakoloji Kongresi ve 5. Uluslararası Çocuk ve Ergen Psikofarmakolojisi Sempozyumu (9. UPK & 5. UÇEPS), 26-30 Nisan 2017 tarihleri arasında Belek, Susesi Otel’ de gerçekleştirilecektir. Psikofarmakoloji Derneği (PD), bölgenin coğrafi, tarihi ve kültürel merkezi olan Türkiye’de, psikofarmakoloji ve nörobilim alanında öncü bir profesyonel topluluktur. “Beyin Aklımızda” sloganı ile,  PD beyin işlevleri ve insan davranışlarını anlamadaki gelişmelerin tedavilere daha iyi  yansıtılması ve bu alandaki  toplumsal  bilincin geliştirilmesi çabalarına bir örnektir. Çünkü,  PD’nin temel amacı psikiyatrik hastalıkların bilimsel temelinin daha iyi anlaşılması için psikofarmakoloji ile diğer ilgili disiplinler arasında iletişim ve işbirliği kolaylaştırmaktır. Bu hedefe ulaşmak için; bilimsel toplantılar düzenlemekte, araştırma ve eğitimi ve  bilimsel dergiler ve kitapların yayınlanmasını teşvik etmektedir. Bu bilimsel toplantılardan en önemlilerinden birisi de Uluslararası Psikofarmakoloji Kongreleri ve   Uluslararası Çocuk ve Ergen Psikofarmakolojisi Sempozyumlarıdır. Bu kongrelerden  bu yılki 9. UPK & 5. UÇEPS  kongremizin   teması olarak “Beyni Daha İyi Anlamak için Bilginin Paylaşım” belirlendi. 9. UPK & 5. UÇEPS, seçkin yerel ve uluslararası konuşmacıların katkılarıyla, katılımcılar için psikofarmakoloji, biyolojik psikiyatri, nörobilim, nörogörüntüleme gibi konularda bilgilerini yenileme, güncelleştirme ve geliştirmeleri, ayrıca tüm psikiyatrik bozukluklar için bakım standartlarını geliştirmeleri için olağanüstü bir fırsat sunacaktır. 9. UPK & 5. UÇEPS, en yetkin ulusal ve uluslararası konuşmacılarla interaktif bir platform oluşturarak onların günlük pratikte karşılaşılan sorunlarla ilgili kendi çözüm önerilerini ve deneyimlerini paylaşmalarını, katılımcıların sorular sormasını teşvik ederek tedaviye dirençli olgularda yeni klinik verileri temel alarak özgün yaklaşımlar geliştirilmesine de aracılık edecektir. Ayrıca farmakolojik olmayan psikiyatrik tedaviler ve bunların yönetim standartları ile ilgili sunum ve tartışmalar düzenleyip, psikiyatrik tedavide entegrasyon konusuna katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Daha önceki kongrelerimizde olduğu gibi seçkin ulusal ve uluslararası bilimciler psikofarmakolojideki en son gelişmeleri konferanslar, paneller, ikili/ çoklu tartışmalar ve uydu sempozyumlar ile aktaracaklardır. Ayrıca değerli katılımcılarımız için çeşitli çalıştay, uzmanla buluşma toplantıları ve sertifika kursları düzenlenecektir. Sunum yapmak üzere kabul edilmiş bildiriler ise SCI-E (Science Citation Index-Expanded) ile indekslenen Klinik Psikofarmakoloji Bülteni özel sayısında yayınlanacaktır. Poster jürisi tarafından seçilecek olan 3 poster bildiriye ‘Psikofarmakoloji Derneği   Araştırma Teşvik Ödülleri’ verilecektir. Sizleri  9. UPK & 5. UÇEPS’na davet ederken; bir yandan kongrenin ufuk açan bilimsel programından yararlanmanızı, diğer yandan da antik kalıntılarıyla Antalya’mızın iki bin yılı aşan tarihinin yanında,  Expo 2016 Antalya Fuarı   gibi  postmodern güzelliklerini keşfetme fırsatınız olacağını mutlulukla belirtmek isteriz. Sizleri Türkiye’nin ve Akdeniz’in incisi Antalya’da karşılamayı bekliyoruz. Saygılarımızla, 9. UPK & 5. UÇEPS Düzenleme Kurulu Genel Bilgiler KONGRE TARİHLERİ 26 – 30 Nisan 2017 KONGRE MERKEZİ Susesi Deluxe Hotel & Kongre Merkezi Iskele Mevkii 04450 Belek Antalya, Belek, Serik, Antalya   KONGRE DİLİ Kongre resmi dilleri Türkçe ve İngilizce’dir. Kongre süresince ana salonlarda Türkçe-İngilizce ve İngilizce-Türkçe simultane çeviri yapılacaktır.   RESMİ DAVET MEKTUPLARI Kongre katılımı için kurumlara verilmek üzere talep edilecek kongre davet yazıları Kongre Sekreterliği aracılığı ile isteyen katılımcılara gönderilecektir. Bu tür davet yazıları sadece izin amacı ile kullanılabilir. Bu tür davet mektubu sahibi misafirlerin kayıt ve konaklama ücretleri kendilerine aittir.   ÖNEMLİ TARİHLER Online bildiri gönderimi başlangıç : 3 Ekim 2016 Bildiri gönderimi için son tarih : 20 Ocak 2017 Erken kayıtlar için son tarih : 3 Şubat 2017 Bildiri değerlendirme sonuçlarının ilan edilmesi : 17 February 2017 Tam metin gönderimi son tarih : 3 Mart 2017 SUNUMLAR Hazırlanacak olan posterler 70cm genişlik, 90 cm yükseklik ölçülerine göre hazırlanmalıdır. Sözlü sunumlar 10 dakikalık sunum süresine göre ayarlanmalıdır. Sunumun 8 dakikası sunum için ayrılacak olup, 2 dakikası tartışma için kullanılacaktır. * Sunumlar Psikofarmakoloji Derneği resmi dergisi Bulletin of Clinical Psychopharmacology’de kongre ek sayısı olarak yayınlanacaktır. KREDİLENDİRME Kongrenin tüm oturumları Türk Tabipler Birliği Sürekli Tıp Eğitimi Kurulunca kredilendirilecektir. KAYIT VE BİLGİ MASALARI Kongre merkezi Susesi Otel & Toplantı Merkezi’ndeki kayıt ve danışma masası ile Ela Otel’deki danışma masası 26 Nisan 2017 tarihinden itibaren çalışmaya başlayacaktır. Kayıt masamız 26 – 30 Nisan 2017 tarihleri arasında 07:00 – 21:00 saatleri arasında açık kalacaktır. İPTALLER Tüm kayıt iptalleri yazılı olarak Organizasyon Sekreteryası, Global Turizm’e yapılmalıdır. 3 Şubat 2017 tarihinden önce yapılacak iptallerde 100 Euro hizmet ücreti kesildikten sonra iade yapılacaktır. Bu tarihten sonra yapılacak iptallerde iade yapılmayacak olup, ancak isim değişikliği yapılabilecektir. Tüm konaklama iptalleri yazılı olarak Organizasyon Sekreteryası, Global Turizm’e yapılmalıdır. 3 Şubat 2017 tarihinden önce yapılacak iptallerde 1 gecelik konaklama ücreti düşüldükten sonra paket ücretinin kalan kısmı iade edilecektir. Bu tarihten sonra yapılacak iptal taleplerinde iade yapılmayacaktır. KATILIM SERTİFİKALARI Tüm katılımcılar katılım sertifikalarını 29 Nisan 2017 tarihinde saat 13:00 itibariyle kayıt masasından alabileceklerdir. TRANSFER HİZMETLERİ Transfer talebini Global Turizm’e bildiren tüm katılımcılar için havaalanı transfer hizmeti sağlanacaktır. Kongre giriş ve çıkış günlerindeki tek yön havaalanı-otel transfer ücreti 20 Euro + KDV olacaktır. Diğer günlerde talep edilecek havaalanı transferleri tek yön 45 Euro + KDV olarak uygulanacaktır. Lütfen özel talepleriniz ile ilgili Global Turizm ile iletişim kurunuz.   KİŞİSEL SİGORTA Organizasyon Kurulu kişisel yaralanma, hastalık ve diğer kazalar konusunda sorumluluk kabul etmemektedir. Katılımcıların kongre katılım süresince kişisel sağlık sigortalarını yaptırmaları önerilmektedir.   SPONSORLUK VE SERGİ ALANLARI Kongre bu alanda faaliyet gösteren firmalar için farklı tanıtım ve sponsorluk seçenekleri sunmaktadır. Stand ve diğer sponsorluk detayları ile ilgili bilgi almak ve talepleriniz ile ilgili görüşmek için lütfen Global Turizm ile temas kurunuz. icp-2017@globalturizm.com.tr  

http://www.ulkemiz.com/9-uluslararasi-psikofarmakoloji-kongresi-26-30-nisan-2017-antalya

Türkiye'den Gamescom 2016 Atağı!

Türkiye'den Gamescom 2016 Atağı!

Oyun dünyasının en büyük ikinci fuarı olarak lanse edilen Gamescom’un 2016’da düzenlenecek olan etkinliğinde Türkiye partner ülke olacak. İşte detaylar.Oyun dünyasında son senelerde önemli bir çıkış yakalayan Türkiye, bu ivmeyi Gamescom 2016 ile perçinlemek istiyor.Ülkemiz oyun geliştirme sektörü açısından, Avrupa ülkelerinin hayli gerisinde olsa da, orijinal oyun satışlarında önemli aşama kaydetti. Türkiye’de oyun satışlarının artması, firmaların oyunlarında Türkçe dil desteğine yer vermeleriyle daha da önem kazanmış durumda.Oyun sektöründe yakaladığı başarıyı dünyaya duyurmak isteyen Türkiye, 2016’da gerçekleşecek olan Gamescom etkinliğinde partner ülke olacak. Gamescom 2016 için ilk imzalar atıldı! Organizatör şirket Koelnmesse GmbH ve sektör destekçisi Alman İnteraktif Eğlence Yazılımları Ticaret Birliği BIU, Türkiye Oyun Geliştiricileri Derneği (TOGED) ve ODTÜ Teknokent ile partnerlik anlaşmasını imzaladı. Geçtiğimiz yıllarda Fransa, İskandinav ülkeleri ve Birleşik Krallık, dünyanın dijital oyunlar alanındaki en büyük ticari fuarı ve en önemli etkinliği konumundaki gamescom’da partner ülke olmuştu. Bu yıl ise gamescom’un organizatörü Koelnmesse, dikkatini Avrasya bölgesine çevirdi. Türkiye, 17 – 21 Ağustos 2016 tarihleri arasında Almanya’nın Köln şehrinde düzenlenecek bilgisayar ve video oyunları alanında dünyanın en büyük ticari fuarı ve en önemli etkinliğinde partner ülke olarak yer alacak.Koelnmesse’nin Operasyon Müdürü Katharina C. Hamma konuyla ilgili olarak, "Türkiye, oyun endüstrisi açısından gelecek vadeden oldukça cazip bir pazar konumunda. Gerçekleştirdiğimiz bu ortaklık ile katılımcılarımıza hâlâ gelişmekte olan bu pazara ulaşabilecekleri yeni kanallar açabilme şansımız olacak. Türkiye’yi Gamescom 2016’da partner ülke olarak göreceğimiz için çok sevinçliyiz," dedi.Türk oyun pazarı hızla büyüyorBIU’nun Sorumlu Müdürü Dr. Maximilian Schenk ise düşüncelerini şöyle dile getirdi, "Türk bilgisayar ve video oyunları pazarı geride bıraktığımız yıllar içerisinde oldukça olumlu bir gelişme kaydetti. Ayrıca çevrimiçi ve mobil oyun alanlarında da oldukça güçlü bir büyüme yaşıyor. Bu büyüme hareketinin altında henüz yeni olmasına rağmen iyi organize olmuş bir ulusal geliştirici tabanı yer alıyor. Türkiye’nin partner ülke olmasıyla birlikte bu çok hareketli oyun pazarını gamescom 2016’da uluslararası katılımcılarla buluşturacak olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz."TOGED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Erkin Türkiye’deki oyun sektörü açısından büyük önem taşıyan bu gelişmeyle ilgili olarak, "Türkiye’deki oyun pazarı devasa bir gelişim ve büyüme potansiyeli taşıyor. Türk oyun geliştirme pazarı 2015 yılında büyüklüğünü ikiye katladı ve devlet tarafından sağlanan büyük destek sayesinde bu başarının 2016 yılında da devam etmesini bekliyoruz. 2016’da Gamescom’a partner ülke olarak katılacak olmak uluslararası farkındalığı artırma yolunda bizim için önemli bir adım. Bu yüzden gerçekleştireceğimiz işbirliğini sabırsızlıkla bekliyoruz," yorumunda bulundu.http://shiftdelete.net

http://www.ulkemiz.com/turkiyeden-gamescom-2016-atagi

İsmet İnönü Evi ve Müzesi (Pembe Köşk)

İsmet İnönü Evi ve Müzesi (Pembe Köşk)

Atatürk’ün en yakyn silah ve siyaset arkadaşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün evi, günümüzde Müze Ev olarak başkentin kültür yaşamında önemli bir yere sahiptir. Cumhuriyet Döneminde Ankara’da inşa edilen ilk evlerden biri olan kârgir yapı, birçok siyasal ve kültürel olaya tanıklık etmiştir. İsmet İnönü 1925 yılından ölüm tarihi olan 25 Aralık 1973 tarihine kadar Cumhurbaşkanlığı ve sonrası kısa bir dönem dışında bu evde yaşamıştır. İki katlı ev halen İnönü ailesi tarafından konut olarak kullanılır.             Genellikle ulusal bayram günlerinde ziyarete açılan evde, İsmet İnönü ve eşi Mevhibe Hanıma ait önemli tarihsel belgeler, madalyalar, resimler ve giysiler görülebilir. Ayrıca, İsmet İnönü’ye armağan olarak sunulmuş eşyaların bir bölümü de sergide yer alır. Pembe Köşk, İnönü ailesi ile ilgili geçici sergilere de ev sahipliği yapar.             Evin önündeki parkta, heykeltıraş Mine Sonar’ın yapıtı olan İsmet İnönü’nün heykeli ile bahçede heykeltıraş Metin Yurdanur’un yapıtı olan İsmet İnönü ile Mevhibe Hanımı birlikte gösteren bir heykel grubu yer alır . İsmet İnönü, 48 yılını geçireceği Pembe Köşk'ü 1924 yılında bir bağ evi olarak satın alıp, 1925 yılında ailesiyle birlikte taşındı ve 1973 yılına kadar burada yaşadı. Ankara'nın en eski evlerinden biri olan Pembe Köşk, Ankara Başkent olduktan sonra, sosyal ve kültürel hayatımızdaki "ilk"lerin birçoğuna sahne oldu. Atatürk'ün başkanlığını yaptığı toplantılar, devrim çalışmaları burada yaşandı. 22 Şubat 1927'de Ankara'nın ilk balosu burada verildi. İlk konserler, ilk sergiler, ilk ilmitoplantılar, satranç ve bilardo, ata binme, mania atlama yarışmaları bu evde, bu bahçede düzenlendi. Ankara'nın iklimine uygun çiçek ve ağaçların, çamların yetiştirilme deneyleri bu bahçede yapıldı. Yapılanların hepsi İsmet Paşa'nın özel merakları içine giren konulardı. Güzel sanatlara, resme ve heykele çok sesli musikiye çok düşkündü. Genç yaşlarında viyolonsel dersleri almaya başlamıştı. Devlet Konservatuvarlarının kurulmasına, gelişmesine önem vermişti. Hiçbir konser, tiyatro, opera, sergi kaçırmak istemezdi. Spora, ata binmeye düşkündü. Tarımla ilgiliydi. Ağaçları, özellikle çamları tanımakta ustaydı. Okumaya meraklıydı. 8000 kitaplık kütüphanesi vardı. Pembe Köşk'ün öncülük ettiği alanlardan birisi, en önemlisi ise, burada geleneklerine bağlı, çapdaş bir Türk ailesinin yaşamıydı, sergilenen aile mutluluğu idi. İsmet Paşa eşi Mevhibe Hanım ile 1916 yılında İstanbul'da evlendi. Araya çeşitli harpler girince senelerce ayrı yaşadılar, zor günler gördüler. Ancak 1925'ten sonra Pembe Köşk mutluluklarının, ailelerinin yuvası oldu. Hayatta olan en büyük oğulları Ömer İzmir'de, ikinci oğulları Erdal ve kızları Özden bu evde doğdu. Örnek çağdaş bir Türk kadını olan Bayan Mevhibe İnönü bu evde ilk olarak latin alfabesini kullandı, uygar elbiseler giymeye başladı, kadın haklarını savundu ve bütün geleneklerine bağlı kalarak eşinin yanında yer aldı. Yemek odası bu evin en ilgi çeken ve en çok kullanılan kısmı idi. Yapılmasında ve döşenmesinde Atatürk'ün çok emeği geçmişti. Atatürk'ün şöyle bir alışkanlığı vardı: Akşamları arkadaşına telefon eder ve Pembe Köşk'e gelmek istediğini söylerdi. Bazen 10, bazen 20 kişi ile beraber. Fakat evde bu kadar konuk için yemek olup olmadığını sormayı hiç ihmal etmezdi. Var ise mesele yoktu, yoksa, kendi getirirdi. Bu salonda, bu masanın etrafında Atatürk arkadaşlarıyla toplanmış ve dönemin birçok sorunu burada tartışılmış ve çözülmüştür.   PEMBE KÖŞK'ÜN AÇIK OLDUĞU ZAMANLAR VE ERİŞİM ADRESLERİ: Pembe Köşk her yıl 23 Nisan'ı içine alan yaklaşık 1 ay ve 29 Ekim'i içine alan yaklaşık 1 ay olmak üzere iki kez ücretsiz olarak ziyarete açılmaktadır. Açılış tarihleri ve süreleri İnönü Vakfı tarafından bildirilmektedir. ADRES : Şehit Ersan Cd. No:14 Çankaya-ANKARATelefon: 0 312 428 18 41Faks : 0 312 427 15 26E-Mail : inonuvakfi@ismetinonu.org.tr

http://www.ulkemiz.com/ismet-inonu-evi-ve-muzesi-pembe-kosk

VIII. <b class=red>Ulusal</b> Haseki Tıp Kongresi &amp; VII. Haseki Hemşirelik Sempozyumu

VIII. Ulusal Haseki Tıp Kongresi & VII. Haseki Hemşirelik Sempozyumu

Tarih: 04 May 2017 - 07 May 2017 Lokasyon: Cornelia Diamond Resort, Belek Şehir: Antalya Web Sitesi: www.hasekigunleri2017.org Değerli Meslektaşlarımız,Sizleri bu yıl sekizincisini 4 – 7 Mayıs 2017 tarihleri arasında Cornelia Diamond Resort Belek, Antalya’da düzenleyeceğimiz Ulusal Haseki Tıp Kongresi’ne davet etmenin onur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Tarihçesi inşaasının tamamlandığı 1550 yılına dayanan, tarih boyunca ön planda bir sağlık merkezi olarak idame ettirilen ve 1994 yılından bu yana uzmanlık eğitimi veren bu köklü kurumun yılda bir kez düzenlediği bu kongre günlük klinik uygulamada çağı yakalamak ve ortak dil tesis etmek konusunda özellikle önemsenmektedir. Bu yıl kongre programımızda disiplinler arası işbirliğinin vurgulanacağı güncel yaklaşımların tartışılacağı panel, konferans ve oturumlar yapılması planlanmaktadır. Güncel ilgi çekici yenilikleri konuların uzmanlarından dinleyebileceğiniz bilimsel açıdan tatmin edici ve keyifli bir kongre olacağını düşünmekteyiz. Aynı zamanda kongremiz bünyesinde VII. Haseki Hemşirelik Sempozyumu yine güncel konuların uzmanlarınca tartışıldığı kaliteli bir bilimsel etkinlik olarak planlanmıştır. Köklü bir eğitim kurumu olması nedeniyle ülkemizin her yerinde kurumumuzdan eğitim almış nice meslektaşımız bulunmaktadır. Bu kongrenin sosyal paydasında aynı zamanda yıllar geçtikçe genişleyen bir ailenin fertlerini yeniden biraraya getirme duygusu mevcuttur. Bilimsel ve sosyal açıdan keyifli vakit geçireceğiniz ve kazanımlarla dolu olarak döneceğinizi düşündüğümüz kongremizde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Saygılarımızla. Kongre Düzenleme ve Yönetim Kurulu adına Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Akıncı

http://www.ulkemiz.com/viii-ulusal-haseki-tip-kongresi-vii-haseki-hemsirelik-sempozyumu

53. <b class=red>Ulusal</b> Psikiyatri Kongresi – UPK 2017

53. Ulusal Psikiyatri Kongresi – UPK 2017

Yer : Bursa Tarih : 3 – 7 Ekim 2017 Düzenleyen : TPD (Türkiye Psikiyatri Derneği) Kongre Merkezi : Merinos AKKM Organizatör : Burkon Turizm & Kongre Türkiye Psikiyatri Derneği'nin web sitesinden yapılan yazılı duyuruda;  "53. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 3-7 Ekim 2017 tarihleri arasında Bursa, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezinde (Merinos AKKM) gerçekleştirileceği" ifade edildi. 53. Ulusal Psikiyatri Kongresi ile ilgili ayrıntılar netleştikçe sayfa güncellenecektir.

http://www.ulkemiz.com/53-ulusal-psikiyatri-kongresi-upk-2017

UASK 2018 – <b class=red>Ulusal</b> Akciğer Sağlığı Kongresi 2018

UASK 2018 – Ulusal Akciğer Sağlığı Kongresi 2018

Yer : Antalya / BelekTarih : 14-18 Mart 2018Düzenleyen : AKCİĞER SAĞLIĞI VE YOĞUN BAKIM DERNEĞİ & AKCİĞER KANSERLERİ DERNEĞİ Kongre Merkezi : KAYA PALAZZO RESORT HOTEL BELEKOrganizatör : OCT TURİZM ve SEYAHAT ACENTASIWeb Sitesi : http://www.uask2018.com/SİZİN SESİNİZ, SİZİN KONGRENİZ… UASK 2017’den dönerken aklımızda UASK 2018 vardı. Çıtayı yükseğe koymuştuk, işimiz zordu, kendimizi aşmak zorundaydık. İşte bu bilinçle işe koyulduk. Biliyoruz çok iyi izlenimlerle UASK 2017’den döndünüz. Bize, çevrenizdeki meslektaşlarınıza UASK 2017 hakkında çok güzel geribildirimler verdiniz. Ancak sizin beğeniniz bize ağır bir sorumluluk yükledi. Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağız. UASK 2018’de yine çok beğeneceğiniz bir kongreyi hep birlikte yapacağız. Şimdiden ajandanıza “14-18 Mart 2018 tarihinde UASK 2018’deyim” notunuzu düşünüz. Hastane yönetiminize, sponsorunuza şimdiden talebinizi iletiniz. Kongremizde sunacağınız bildirinin, posterin, yapacağınız sunumun hazırlığına hemen başlayınız. Felsefemizi biliyorsunuz: “biz güzel bir kongre hazırladık, gelin kongremize katılın” demiyoruz. “Gelin birlikte pişirelim, birlikte yiyelim” diyoruz. Bugünden tezi yok, oturup hayalinizdeki kongreyi bize yazın. Kongre denince beklentileriniz neler? Bir kongrede neler olmalı? Neler de olmamalı? Sadece bilimsel programla ilgili talep ve tercihlerinizi değil aynı zamanda organizasyonla ilgili her türlü görüş ve önerilerinizi de bekliyoruz. Şimdiye kadar pek çok kongreye katıldınız. Kongrelerde beğendiğiniz uygulamalar, rahatsız olduğunuz, “keşke böyle olmasaydı” dediğiniz konular... Aklınıza gelen ne varsa sizden istiyoruz. “Bu önemsiz” demeyin, ayrıntılar, küçük işler bizim için çok değerli. Arzumuz odur ki, bu kongrede sizden bir şey olsun. Geldiğinizde “bunu ben önermiştim” ya da “işte tam da böyle olsun istemiştim” demenizi istiyoruz. Sizin kongrenizi yapmak istiyoruz. Gönlünüzdeki kongreyi yapmak istiyoruz. SİZİN SESİNİZ, SİZİN KONGRENİZ diyoruz. Akademisyenlerimizi, uzmanlarımızı, asistanlarımızı, endüstri temsilcilerimizi, refakatçilerimizi, velhasıl tüm paydaşlarımızı mutfağa, tezgaha bekliyoruz. Herkesin bir şey kattığı, yüreğini kattığı bir menü hazırlayalım, UASK 2018’de servis edelim. Kongre konularımızı belirlerken yine sahada çalışan uzmanlarımızın, asistanlarımızın poliklinikte, serviste hastalarını yönetirken ihtiyaç duyduklarını esas alacağız. Tanı, tedavi ve izlemdeki yenilikleri tartışacağız. Sadece bilgi aktarımı değil, tecrübe, beceri ve birikimleri de paylaşacağız. Farklı isimleri, farklı bakış açılarını izleyebileceksiniz. Göğüs hastalıkları, yoğun bakım ve torasik onkolojinin başlıca konularında temel bilgilerinizi tazeleyecek ve güncelleyebileceksiniz. Yine çok samimi, sıcak, dostça, kendinizi misafir değil, ev sahibi hissettiğiniz bir kongre olacak. O binadan bu binaya, o kattan bu kata koşturup durmayacaksınız. Yorulmadan, dağılmadan, kompakt bir konsept içinde kolayca dilediğiniz salona geçebilecek, dilediğiniz oturumun dilediğiniz konuşmacısını izleyebilecek, poster ve endüstri stantlarına ve sosyal programlara hemen ulaşabileceksiniz. Sosyal programlarımızda stres atacak, eğleneceksiniz. Kongre otellerimiz, Kaya Palazzo ve Kaya Belek Resort’un dinlendirici ikliminde keyifli günler ve geceler geçireceksiniz. Kongrede yalnız kalmayın, sevdikleriniz size refakat edebilsin diye onlar için de kolaylıklar sağlıyoruz. Onlara da “14-18 Mart 2018’de Kaya Palazzo ve Kaya Belek’teyiz” diye şimdiden müjdeyi veriniz. Aile boyu bekliyoruz...

http://www.ulkemiz.com/uask-2018-ulusal-akciger-sagligi-kongresi-2018

Cumhuriyet Müzesi 2. TBMM Binası

Cumhuriyet Müzesi 2. TBMM Binası

1923 yılında mimar Vedat Tek (1873-1942) tarafından Cumhuriyet Halk Fırkası Mahfeli olarak tasarlanan ve inşa edilen bu bina işlevi değiştirilerek meclis olarak kullanılmıştır. Bodrum üzerine iki katlı olan bu yapının iç bölümleri, iki kat boyunca yükselen ortadaki meclis salonunun üç kenarına dizilmişlerdir. Girişten sonra enine uzanan, iki ucunda merdivenlerin yer aldığı geniş geçit, Selçuklu ve Osmanlı bezeme motiflerinin yer aldığı bir tavanla örtülmüştür. Benzer bir biçimde ele alınmış yerlerden birisi de büyük salondur. Yer yer localarla değerlendirilen bu salonun özellikle yıldız motiflerini içeren ahşap tavanı, sonradan düzenlenen taç kapı ve bazı noktalar dışında kemerler, saçaklar, yer yer çinilerin yer aldığı bölümler ile bu dönemin mimari özelliklerini yansıtmaktadır.I. Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının yetersiz olması ve gelişen Cumhuriyet Türkiye'si meclisinin ihtiyaçlarını karşılayamaması nedeni ile bina bir takım değişiklikler geçirmiş, sonra da II. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak 18 Ekim 1924 tarihinde hizmete açılmıştır.II. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1924-1960 yılları arasında Atatürk ilke ve inkılâplarının gerçekleştirildiği; Cumhuriyetimiz'in gelişmesi için çok önemli çağdaş kararların alındığı; çağdaş yasaların çıkarıldığı uluslararası alanda Türkiye'nin etkinliğini ve saygınlığını artıran antlaşmaların yapıldığı; çok partili sisteme geçişin sağlandığı önemli bir yapıdır.Türk siyasi tarihinde önemli yeri olan II. Türkiye Büyük Millet Meclisi binası işlevini 27 Mayıs 1960 tarihine kadar 36 yıllık bir dönem boyunca sürdürmüştür. 1961 yılında meclisin yeni yapılan modern binasına taşınması üzerine bu bina Merkezi Antlaşma Teşkilatı'na (CENTO) tahsis edilmiştir. 1961-1979 yılları arasında CENTO Genel Merkezi olarak kullanılan bu bina CENTO'nun kaldırılması ile aynı yıl Kültür Bakanlığı'na devredilmiştir. Bu binanın ön kısmının Cumhuriyet Müzesi olarak düzenlenmesi, arka kısmının ise Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün hizmet binası olarak kullanılması kararlaştırılmıştır. Müze kısmı onarım ve restorasyonlardan sonra düzenlenerek 30 Ekim 1981 tarihinde Cumhuriyet Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Bu düzeniyle 1985 yılına kadar hizmet vermiştir. Aynı yıl ziyarete kapatılarak, teşhir çalışmaları başlamıştır. Çalışmalar 1991 yılına kadar devam etmiş, Ocak 1992 yılında yeniden ziyarete açılmıştır. Müzede ilk üç Cumhurbaşkanı dönemini yansıtan olaylar, kendi sözleri, fotoğrafları, bazı özel eşyaları ile o dönemde mecliste alınan kararlar ve kanunlar sergilenmektedir.Müzenin Bölümleri Girişin Sağ Tarafındaki Birinci OdaII. TBMM döneminde 'Muhasebe Odası' olarak kullanılan oda bugünkü teşhirde 'Atatürk İlkeleri Odası'dır. Burada yer alan ışıklı panolarda Atatürk'ün kendi sözleri ve fotoğrafları ile Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılâpçılık ilkeleri anlatılmaktadır.Girişin Sağ Tarafındaki İkinci OdaII. TBMM döneminde 'Mescit' olarak kullanılan oda, bugünkü teşhirde 'Atatürk İnkılâpları Odası'dır. Buradaki ışıklı panolarda ve vitrinlerde, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, hukuk alanında düzenlemeler, giyim ve görünüm değişikliği, uluslararası takvim, saat, tartı ve ölçüler, yeni Türk Harfleri, Soyadı Kanunu, Büyük Nutuk, 10. Yıl Nutku, Türk Hava Kurumu, demiryolları, ekonomi ve sanayi ile ilgili Atatürk Devrimleri ve olayları, kanun teklifleri, kanunlar, gazete küpürleri, Atatürk'ün sözleri, fotoğraflar ve konu ile ilgili objeler sergilenmektedir. Girişin Sağ Tarafındaki Üçüncü OdaII. TBMM döneminde 'Zabıt Kalemi' olarak kullanılan bu oda, bugünkü teşhirde 'Atatürk Odası' dır. Buradaki panolarda ve vitrinlerde; Atatürk'ün imza ve el yazısı örnekleri tekke ve zaviyelerin kapatılışı, Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının kuruluşu, dış siyaset, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, tarım, arkeoloji ve güzel sanatlar, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilmesi ve Atatürk'ün ölümü ile ilgili olaylar, kendi sözleri, fotoğraflar ile anlatılmakta ve Atatürk'ün bazı özel eşyaları sergilenmektedir. Girişin Sol Tarafındaki Birinci OdaII. TBMM döneminde 'Kavanin Kalemi' (Kanunlar Kalemi) olarak kullanılan bu odada, III. Cumhurbaşkanımız Mahmut Celal Bayar'ın hayatı, 1950-1960 dönemi olayları; kendi sözleri, fotoğraflarıyla anlatılmaktadır. Celal Bayar'ın ailesi tarafından müzeye bağışlanan bazı özel eşyaları da sergilenmektedir.Girişin Sol Tarafındaki İkinci OdaII. TBMM döneminde 'İdare Heyeti' olarak kullanılan bu odada, bugünkü teşhirde Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar tedavüle çıkan kağıt ve madeni paralar, pullar, hatıra paralar ve madalyalar sergilenmektedir.Girişin Sol Tarafındaki Üçüncü OdaII. TBMM döneminde 'Evrak Kalemi' olarak kullanılan bu oda, bugünkü teşhirde II. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü'nün hayatı, 1938-1950 dönemi olayları, kendi sözleri ve fotoğraflarıyla anlatılmaktadır. İsmet İnönü'nün ailesi tarafından müzeye bağışlanan bazı özel eşyaları da sergilenmektedir.Meclis Toplantı SalonuII. TBMM döneminde 'Genel Kurul Salonu' olarak kullanılan bu salon, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren gerçekleştirilen büyük atılımların karar merkezi olarak birçok konuşmalara sahne olmuş, tarihi değeri yüksek bir mekândır. Bu salonun ana giriş kapılarının ortasında 'Riyaset Divanı' (Başkanlık Kürsüsü), sağ ve sol üst köşelerde Sefirler Locası, sol tarafta Cumhurbaşkanlığı Şeref Locası, salonun arka tarafında Dinleyiciler ve Basın Locası yer almaktadır. Bu salonda 1924-1960 yılları arasında milletvekili sayısı en fazla 610'a kadar yükselmiştir. Günümüz müzeciliğine uygun teşhir düzenlemesinin sağlanabilmesi, teşhire eğitici bir rol verilerek hareketlilik kazandırılması amacıyla, toplantı salonunda Kurtuluş Savaşı'mızdan başlayarak devletimizin kuruluşunu belgeleriyle anlatan Türkiye Cumhuriyeti tarihinin önemli kaynaklarından biri olan Atatürk'ün 'Nutuk' unun 15-20 Ekim 1927 tarihinde okunduğu doğal ortam, balmumu heykellerle canlandırılmaktadır. Canlı teşhiri desteklemek amacıyla da Büyük Nutuk'tan seçilen pasajlar Devlet Tiyatrosu sanatçıları tarafından seslendirilmiştir.Büyük Nutuk (Söylev); siyaset ve askerlik tarihimizin en önemli kaynağı Türk hitabet (Güzel Söz Söyleme) sanatının erişilmesi güç, en güzel örneklerinden birisidir.Nutuk Türk milletinin yeniden doğuşunun, Kurtuluş Savaşının ve Cumhuriyet'in ilk yıllarının (1919-1927) ayrıntılı ve belgelere dayalı geniş bir özeti ve yorumudur.Nutuk'un felsefesinde ulus sevgisi, insanlığa saygı ve ahlak anlayışı önde gelir. Atatürk; 'Ben 1919 yılı Mayısında Samsun'a çıktığım gün elimde hiçbir kuvvet yoktu, yalnız Türk ulusunun asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım' demektedir. 1960 yılına kadar TBMM olarak kullanılan bu bina Kültür Bakanlığı'na devredildikten sonra müze olarak kullanılmaya başlanmıştır; Müzede teşhirin yanı sıra halkımıza ve özellikle genç nesle Kurtuluş Savaşımızı, Cumhuriyeti ve Atatürk'ü tanıtmak amacıyla muhtelif sergiler açılmakta, video gösterileri yapılmakta ve seri konferanslar düzenlenmektedir. Müzenin İkinci KatıII. TBMM döneminde Cumhurbaşkanı Odası, Cumhurbaşkanı'nın yerli ve yabancı devlet adamlarını kabul ettiği Cumhurbaşkanı Kabul Salonu, Cumhurbaşkanı Özel Kalem Odası, Başbakan ve Bakanlar Kurulu Odası, Meclis Başkanı Odası, Meclis Başkanı Özel Kalem Odası ve Komisyon Odası olarak kullanılmıştır. Ancak, bu odalar kullanım açısından ihtiyaca göre zaman zaman değiştirilmiştir. Pazartesi dışında her gün, yazın 09.00-17.00 saatlerinde ziyarete açıktırAdres: Cumhuriyet Cad. No:2 2Ulus / Ankara

http://www.ulkemiz.com/cumhuriyet-muzesi-2-tbmm-binasi

Tunus’ta Dinozorlara Ait 100 Ayak İzi Bulundu

Tunus’ta Dinozorlara Ait 100 Ayak İzi Bulundu

Tatavin kentine bağlı Gamrassin ilçesindeki Kültürel Mirası Koruma Derneği Başkanı El-Habib Alcan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gamrassin’de hükümete bağlı Ulusal Madenler Divanı ve İtalya’daki Bologna Üniversitesi işbirliğiyle çalışmalar yürütüldüğünü söyledi.Çalışmalarda, tarihi 140-150 milyon yıl önceye dayanan dinozorlara ait yaklaşık 100 ayak izinin bulunduğunu belirtildi.http://arkeofili.com/?p=9714

http://www.ulkemiz.com/tunusta-dinozorlara-ait-100-ayak-izi-bulundu

Ondokuz Mayıs Üniversitesi

Ondokuz Mayıs Üniversitesi

Adres: Rektörlük Binası 55139 Kurupelit / SAMSUNTelefon: 362 312 19 19Web: www.omu.edu.tr/FAKÜLTE VE BÖLÜMLER Ondokuz Mayıs Üniversitesi 1 Nisan 1975 Tarihinde 1873 sayılı kanunla kurulmuştur.1973 Yılında Hacettepe Üniversitesi'ne bağlı olarak kurulan Samsun Tıp Fakültesi,üniversitemize bağalanarak üniversitemizin temelleri atılmıştır. Ondokuz Mayıs Üniversitesi bünyesinde 10 fakülte,2 yüksekokul,4 enstitü,8 meslekyüksekokulu,12 araştırma ve uygulama merkezi,2 bölüm ve 1 konservatuar bulunmaktadır.Bu birimlerin pek çoğu teşkilatlanmalarını tam manasıyla tamalayarak eğitim öğretimlerini sürdürmektedirler. Kurulduğu 1975 yılında 50 öğrenci ile eğitime başlayan üniversitemiz,kuruluşunun 33. yılında 20434 mevcut öğrenci,92423 mezunu,1875 öğretim elemanı ile amacı;Her türlü düşünceye açık,aklın egemen olduğu özgür bir ortamda bilgiye ulaşan,bilginin kullanıldığı ve üretildiği,yaratıcı ve katılımcı bir üniversite yaratmak olan ve sorgulayan,araştıran,çözüm üretebilen,sosyal becerileri gelişmiş,kendine güvenen,doğru kararlar veren,akılcı,üretken,insan haklarına saygılı,evrensel değerlere açık,topluma ve toplumsal sorunlara duyarlı,demokrat,aydın gençler yetiştirmektirÜniversite -sanayi işbirliği ile bilgi ve teknoloji üreterek,toplumsal kalkınmaya katkıda bulunmak,ulusal ve evrensel kültür değerlerine sahip çıkarak,toplumla bütünleşerek,eğitim öğretimde,araştırma ve uygulamada,toplam kaliteye ulaşmak için,önce insan odaklı bir anlayışla mutlu bireylerden oluşan bir toplum yaratmaktır.Üniversitemizin üstlendiği bu sorumluluğun gerçekleşmesiyle ilgili gerekli her türlü alt yapı ve donanıma sahip bulunan üniversitemiz siz gençleri ,21. yüzyıla hazırlayarak ve yeni dünya düzeninde hak ettiğiniz konuma getirerek,geleceğimizin gençliğini yetiştirmektir. OMÜ den Sinop,Amasya,Giresun ve Ordu üniversiteleri olmak üzere toplam 4 üniversite ayrılarak kurulmuştur.Diş Hekimliği FakültesiDiş HekimliğiEğitim FakültesiAlmanca ÖğretmenliğiAlmanca Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri ÖğretmenliğiBilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Biyoloji ÖğretmenliğiFen Bilgisi ÖğretmenliğiFen Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Fizik ÖğretmenliğiFransızca ÖğretmenliğiFransızca Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliğiİlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İlköğretim Matematik Öğretmenliğiİlköğretim Matematik Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İngilizce Öğretmenliğiİngilizce Öğretmenliği(İkinci Öğretim)İşitme Engelliler Öğretmenliğiİşitme Engelliler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Kimya ÖğretmenliğiMatematik ÖğretmenliğiOkul Öncesi ÖğretmenliğiOkul Öncesi Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Rehberlik ve Psikolojik DanışmanlıkRehberlik ve Psikolojik Danışmanlık(İkinci Öğretim)Sınıf ÖğretmenliğiSınıf Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Sosyal Bilgiler ÖğretmenliğiSosyal Bilgiler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Türkçe ÖğretmenliğiTürkçe Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Zihin Engelliler ÖğretmenliğiZihin Engelliler Öğretmenliği(İkinci Öğretim)Fen-Edebiyat FakültesiBiyolojiBiyoloji(İkinci Öğretim)CoğrafyaCoğrafya(İkinci Öğretim)FelsefeFizikİstatistikİstatistik(İkinci Öğretim)KimyaKimya(İkinci Öğretim)MatematikMatematik(İkinci Öğretim)PsikolojiTarihTarih(İkinci Öğretim)Türk Dili ve EdebiyatıTürk Dili ve Edebiyatı(İkinci Öğretim)SosyolojiHukuk FakültesiHukukİktisadi ve İdari Bilimler FakültesiİktisatİşletmeSiyaset Bilimi ve Kamu Yönetimiİlahiyat Fakültesiİlahiyatİlahiyat(İkinci Öğretim)Mühendislik FakültesiBilgisayar MühendisliğiÇevre MühendisliğiÇevre Mühendisliği(İkinci Öğretim)Elektrik-Elektronik MühendisliğiEndüstri MühendisliğiGıda MühendisliğiGıda Mühendisliği(İkinci Öğretim)Harita MühendisliğiHarita Mühendisliği(İkinci Öğretim)İnşaat Mühendisliğiİnşaat Mühendisliği(İkinci Öğretim)Makine MühendisliğiMakine Mühendisliği(İkinci Öğretim)Malzeme Bilimi ve MühendisliğiKimya MühendisliğiSamsun Sağlık YüksekokuluBeslenme ve Diyetetik (Yüksekokul)Ebelik (Yüksekokul)Hemşirelik (Yüksekokul)Tıp FakültesiTıpTıp(İngilizce)Veteriner FakültesiVeterinerlikZiraat FakültesiBahçe BitkileriBitki KorumaTarım EkonomisiTarım MakineleriTarımsal BiyoteknolojiTarımsal Yapılar ve SulamaTarla BitkileriToprak Bilimi ve Bitki BeslemeZootekni

http://www.ulkemiz.com/ondokuz-mayis-universitesi

BT Taraması Buda Heykelinin İçinde Mumya Olduğunu Açığa Çıkardı

BT Taraması Buda Heykelinin İçinde Mumya Olduğunu Açığa Çıkardı

Hollanda Meander Tıp Merkezi’de yapılan BT taramaları sayesinde 1000 yıllık buda heykelinin içinde bir mumyanın olduğu keşfedildi. Hollanda Roterdam World Museum(Dünya Müzesi) ‘nde bulunan bu buda heykeli Budizm uzmanı ve ziyaretçi küratör Erik Brujin liderliğinde yapılan bir araştırmayla açığa çıkarıldı. Gastroentereloji doktoru Reinoud Vermeijden ve radyolog Ben Heggelman’a 3 Eylül’de iç inceleme için gelen numune 11 ila 12 yy. arasındaki mumya kolleksiyonunun bir parçasıydı.Mumyalanan vücut ise, Çin Meditasyon Okulu’ndan Buda mastırı Liuquan’a ait. Keşfedilen bu heykelin büyük bir kültürel önemi var. Sadece türünün ilk örneği olmakla kalmayıp, batıda bilimsel araştırmaya açık tek Çinli Buda mumyası olması mumyayı oldukça ilgi çekici kılıyor. Didan Surgical Technologies tarafından özel olarak üretilen endoskop sayesinde, Reinoud Vermeijden torasik(gögüs) ve abdominal(karın) boşluklarından bugüne kadar incelenmemiş numuneler alındı. Alınan numunelerde çürümüş organ parçaları ve eski Çince yazılmış kağıt parçaları buldu. Heggelman’ın aldığı BT (bilgisayarlı tomografi) taramasında heykelin içindeki mumyası açıkça gösterirken, DNA testi için kemikten bir takım numuneler alındı.Mastır Liuquan’a ait monograf yakında yayınlanacak. Mumya şimdi Macaristan’daki Doğa Tarihi Ulusal Müzesi’ne götürülerek Mayıs 2015’e kadar sergilenecek.Kaynak : http://earthweareone.com/ct-scan-reveals-that-statue-of-buddha-is-actually-a-mummy/http://www.gercekbilim.com

http://www.ulkemiz.com/bt-taramasi-buda-heykelinin-icinde-mumya-oldugunu-aciga-cikardi



<b class=red>ULUSAL</b> ÖĞRENCİ MERKEZLİ ETKİNLİK SEMPOZYUMU

ULUSAL ÖĞRENCİ MERKEZLİ ETKİNLİK SEMPOZYUMU

Ülkemizde ve dünyada çağdaş eğitimin en yaygın araçlarından biri öğrenci merkezli etkinliklerdir. Bu nedenle öğrenci merkezli etkinlikler üzerine yapılan bilimsel çalışmalar eğitimin niteliğini arttırmak için kritik bir öneme sahiptir. Bu düşünceden hareketle İstanbul Üniversitesi Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Sınıf Eğitimi Anabilim Dalı olarak 2 Nisan 2018-4 Nisan 2018 tarihleri arasında Öğrenci Merkezli Etkinlikler Sempozyumu düzenliyoruz.​        Sempozyumun kapsamı ilk ve orta öğretim seviyesinde yer alan bütün konu ve kazanımlara uygun etkinlikler ve uygulamalarıdır.          Sempozyuma gönderilecek çalışmalarda etkinliklerin hangi konu ve kazanıma yönelik olarak üretildiğinin belirtilmesi, etkinliğin uygulama aşamaları ayrıntılarıyla aktarılması ve sonuçlarının nitelikli başka etkinliklerin üretilmesine yol gösterici olacak şekilde ortaya konması beklenmektedir.​          Sempozyumun amacı daha fazla öğrenciye, daha etkili bir öğrenme yaşantısı sağlayacak ve bunu daha kısa zaman ve emekle gerçekleştirecek olan etkinlikler üretilmesi ya da üretilmiş olan etkinliklerin bu çerçevede değerlendirilmesi ve tartışılmasıdır. Bu kapsamda yeni üretilmiş özgün etkinliklerin yanı sıra dünyada ve ülkemizde kullanılan etkinliklerin araştırması ve geliştirmesine yönelik çalışmalara da yer verilecektir.​      Sempozyuma katılım ücretsizdir. Eğitimde kullanılan etkinliklerin niteliğini arttırmak isteyen bütün öğretmen adayları, öğretmen ve akademisyenleri sempozyuma davet ediyoruz.         Sempozyumun amacı doğrultusunda öğretmenlerin ve akademisyenlerin ortak çalışma yapmaları büyük önem taşımaktadır. Ortak çalışmaların yapılmasını kolaylaştırmak ve teşvik etmek amacıyla Google Form oluşturulmuştur. Formda belirlenecek tercihler doğrultusunda aynı alandı çalışan araştırmacıların iletişim bilgileri birbirleriyle paylaşılacaktır. Özellikle uygulama aşamasında yer almak isteyen araştırmacı öğretmenlerimizin formu doldurmaları daha etkili çalışmalar yapılmasına imkan verecektir. SEMPOZYUM KONULARI        Sempozyuma Milli Eğitim Müfredatında yer alan ilk ve orta öğretim programlarının kazanımlara yönelik tasarlanan etkinlikler ve uygulamaları üzerine yapılan bütün çalışmalar kabul edilecektir. https://www.etkinliksempozyumu.com/cagri-metni

http://www.ulkemiz.com/ulusal-ogrenci-merkezli-etkinlik-sempozyumu


Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Ankara'nın Altındağ ilçesinin Ulus semtinde, Namazgâh tepesinde bulunan sanat müzesi ve kültür merkezi.6 Nisan 1980 tarihinde hizmete giren müze, 1927’de “Türk Ocakları Merkez Binası” olarak inşa edilmiş olan ve I. Ulusal Mimarlık Akımının en güzel örneklerinden kabul edilen tarihi binada yer alır. Cumhuriyet öncesi ve sonrası Türk plastik sanatının tarihinin oluşum ve gelişim dönemlerini yansıtan sanat eserlerini içeren zengin bir koleksiyona sahiptir. Müzede Osman Hamdi Bey’den Abdülmecid Efendi’ye, Şeker Ahmet Paşa’dan Fikret Mualla’ya, Şevket Dağ’dan Şefik Bursalı, İbrahim Çallı, Abidin Dino’ya çok sayıda sanatçının orijinal eserleri sergilenmektedir. Müze binasında operet temsillerine uygun bir sahne mevcuttur. Ankara’nın ilk Kültür ve Sanat Salonu olarak hizmet vermiş olan bu sahne, günümüzde gerek Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin operet temsilleri için gerekse başka sanat kurumları ve özel sanat topluluklarının konserleri ile kültürel amaçlı kongre, panel ve konferanslar için kullanılmaktadıMüze binası olarak hizmet veren tarihi yapı, Ankara’daki büyük kamu binasından dördüncü yapıtıdır. Türk Ocağı binası olarak inşa edilen bu yapı için 1924 yılında devrin tanınmış mimarlarından teklifler istenmişti. Mimar Arif Hikmet Bey’in çizdiği suluboya resmin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından beğenilmesiyle proje onaylandı ve binanın inşaatı 21 Mart 1927’de başladı.Mustafa Kemal, binada Türk süslemelerinin kullanılmasını istemiş ve yalnızca Türk işçilerinin çalışmasını emretmişti. Mimar Koyunoğlu mezartaşı ustalarını toplayarak ve Marmara adasından mermer getirerek 1930 yılı Nisanında binanın inşaatını tamamladı. İnşaatta mermer ustası Hüseyin Avni, maden ustası Hakkı, taşçı ustası Baki ve Ankaralı Hüseyin Efendiler çalıştı.Türk Ocakları merkez binası, 1931 yılı başlarında Türk Ocaklarının kapanmasından sonra 10 Haziran 1931 tarihinde Cumhuriyet Halk Fırkası (Partisi)’ne devredildi.Ankara Halkevi binasıYapı, 1932 yılında Ankara Halkevi olarak hizmet vermeye başladı. Türk motifleriyle süslü, gül ağacından yapılmış 500 koltuklu, localı bir salona sahip olan bina, Ankara Halkevi olarak kullanıldığı dönemde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk operalarının sahnelenmesi Özsoy Operası, 19 Haziran 1934; Taş Bebek Operası, 27 Aralık 1934); ilk dil ve tarih kurultayları (I. Türk Tarih Kongresi, 2 Temmuz 1932; I. Türk Dili Kurultayı, 26 eylül-5 Ekim 1932) gibi önemli etkinliklere ev sahipliği yaptı.Çeşitli kurumlara tahsis1952 yılında Halkevleri'nin kapatılması üzerine bina hazineye devredilmiş, kullanma yetkisi ise yeniden açılan Türk Ocakları’na verilmiştir. 1952-1961 yılları arasında binada, Türk Ocakları Derneği’nin düzenlediği etkinliklerin yanında Devlet Tiyatroları’nın temsilleri ve Ankara Belediyesi’nin nikâh hizmetleri verildi. Bina 1961 yılında Milli Eğitim, 1965’de Köy İşleri, 1971’de Milli Savunma Bakanlıkları’na, 1972’de yeniden Milli Eğitim Bakanlığı’na verilmiş; Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu haline getirilmiştir. Bütün bu el değiştirmeler sırasında çok yıpranan binada tarihsel eşyalarının bir bölümü tahrip edildi; salonun locaları söküldü, sahne kullanılmaz duruma geldi.Müze ve kültür merkeziBina 1975 yılında Kültür Bakanlığı'na devredildi ve müze haline getirilmesi için çalışmalar başladı. 1985 yılında Hacı Ömer Sabancı Vakfı’nın katkılarıyla bina orijinal şekline uygun olarak restore edilmeye başlandı, locaları ve süslemeleri 1930 yılındaki şeklini alarak sahnesi kullanılır duruma getirildi. Böylece müze işlevinin yanı sıra kültür merkezi işlevini de kazandı.Koleksiyon1978 yılında Başbakanlık genelgesi ile devlet kurumlarındaki sanat eserlerinin toplanmasıyla müzenin oluşumu sağlanmıştır. Koleksiyonda beş bine yakın eser bulunur. Daimi sergilerin teşhir edildiği 6 salon mevcuttur. Bu salonlarda 750 yapıt sergilenmektedir.Müzede Türk sanatçılara ait Cumhuriyet öncesinden günümüze kadar tarihlenen resim, heykel, seramik, baskı ve Türk süsleme sanatı eserleri sergilenir. Şeker Ahmet Paşa, Abdülmecid Efendi, Hüseyin Zekai Paşa, Halil Paşa, Hoca Ali Rıza gibi ressamların resimleri ilk bölümde, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Namık İsmail gibi sanatçıların eserleri ise Cumhuriyet Dönemi ürünlerinin sergilendiği ikinci bölümde yer alır.HırsızlıkMüzede 2010 yılında Hoca Ali Rıza'ya ait 13 karakalem eserin yerine fotokopi bırakıldığı, kime ait olduğu belirlenemeyen 5 tablonun ise kayıp olduğu belirtilmiştir.

http://www.ulkemiz.com/ankara-devlet-resim-ve-heykel-muzesi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0