Arama Sonuçları..

Toplam 565 kayıt bulundu.

Kuş Gözlemciliği

Kuş gözlemciliği doğayı kuşların dünyasından tanımayı sağlayan bir gözlem sporudur. Türkiye'deki toplam kuş türlerinin sayısı Avrupa'nın tamamında bulunan kuş türleri kadardır.Ülkemizin kuşlar açısından zengin olmasının en önemli nedenleri, zengin sulak alanlara sahip olması ve kuş göç yolları üzerinde bulunmasıdır. Türkiye'de kuş gözlemciliği son yıllarda dünyadaki gelişmelere paralel olarak hızla yayılmaktadır.Nasıl YapılırKuşlara yeterince yaklaşmak mümkün olmadığı için dürbün, yakın gözlem yapmayı sağlayan en temel araçtır. Açık alanlarda, uzak mesafelerde bu amaca yönelik olarak yapılmış olan teleskoplar da çok yararlı olurlar. Gözlem süresince kayıt tutmaya yarayan bir not defteri unutulmamalıdır. Ayrıca kuş türlerinin bulunduğu bir rehber kitap almak yararlı olacaktır.Gözlem sırasında uyulması gereken bir takım kurallar vardır. Bunların başında kuşları rahatsız etmemek gelir. Yuvalama alanlarına girmemek, yumurta veya yuva malzemesi almamak gerekir. Gözlem sonunda bölgede herhangi bir eşya bırakılmamalıdır.Önemli Kuş Alanları (öka) ProjesiKuşların yaşamları boyunca bulundukları alanların sayısı sonsuzdur. Dolayısıyla tüm bu alanların etkili bir şekilde korunabilmesi imkansızdır. Önemli Kuş Alanları (ÖKA) yaklaşımında, korunmaları ve iyi yönetilmeleri durumunda, kuşların ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına en verimli katkıyı sağlayacak öncelikli alanlar belirlenir. ÖKA, 1989 yılında Uluslararası Kuşları Koruma Konseyi tarafından başlatılan ve dünyanın birçok ülkesinde yürütülen bir projedir. Doğal Hayatı Koruma Derneği başlangıcından itibaren projenin Türkiye bölümü için gerekli çalışmaları başlatmış, 1997 yılında ÖKA kitabını yayınlamıştır. Halen yeni değerlendirme çalışmaları yapan dernek bir taraftan da izleme çalışmalarını sürdürmektedir.1990 yılında başlayan Türkiye'nin Önemli Kuş Alanları Projesi, Türkiye'deki kuşlar açısından önem taşıyan alanların, -kamuoyu bilinci oluşturma, lobi etkinlikleri ve kampanyalarla- korunmasını, alanlardaki gelişmelerin sürekli izlenmesini ve yeni ÖKA'ların belirlenmesini amaçlamaktadır.Ülkemizde bu proje ve bu projeye yönelik envanter çalışması Doğal Hayatı Koruma Derneği koordinatörlüğünde yürütülmüştürKUŞ GÖZLEM HAVZALARI# Meriç Havzası# Marmara Havzası# Susurluk Havzası# Kuzey Ege Havzası# Gediz Havzası# Küçük Menderes Havzası# Büyük Menderes Havzası# Batı Akdeniz Havzası# Burdur Kapalı Havzası# Antalya Havzası# Akarçay Kapalı Havzası# Sakarya Havzası# Batı Karadeniz Havzası# Kızılırmak Havzası# Yeşilırmak Havzası# Doğu Karadeniz ve Çoruh Havzaları# Konya Kapalı Havzası# Doğu Akdeniz Havzası# Seyhan ve Ceyhan Havzaları# Asi Havzaları# Fırat Havzası# Aras Havzası# Van Kapalı Havzası# Dicle Havzası

http://www.ulkemiz.com/kus-gozlemciligi

Aya Fotini Kilisesi

1922 yılı büyük yangınından önce, Frenk Caddesi’nin Mahmudiye (Yaladika) adını taşıyan bölümünde bulunan Ortodoks Rum Kilisesi. 1658 yılında deniz kıyısında inşa edilen Aya Fotini, 1688 depremde yıkıldıktan sonra 1690 da yeniden yapılır. İlerleyen yıllarda Metropolit olur ve İzmir’de yaşayan Rumların sembolü haline gelir. Zamanla kıyının doldurulması sonucu içeride kalan kilisenin Hazreti İsa’nın ölüm yaşıyla bağlantılı olarak 33 metre yüksekliğinde olan çan kulesi 1856 da dikilir. İzmir’in en yüksek binası olması nedeniyle İzmir Rumlarının övünç kaynağı olan çan kulesine 1892 de büyük bir saat eklenmiştir.Adres: 1374 Sokak No.24 Alsancak

http://www.ulkemiz.com/aya-fotini-kilisesi

Olta Balıkçılığında Oltaya Canlı Takılan Yemler

Olta Balıkçılığında Oltaya Canlı Takılan Yemler

YengeçÇipura avında çok değerli bir olta yemidir. Tırnak boyunda olanları tercih edilir. Yengeç yavruları, diz boyu derinlikteki ve otluk yerlerde kepçe gezdirilerek yengeç toplanır. Yengeç yavrusu toplama gece yapılır ise daha verimli olur. Bol olarak bulundukları yerlerde geceleri su üzerindeki otlar üzerine çıkarlar. Buralarda el feneri ile gezilir ise ışıkta parladıklarından kolayca görülür, el ile istenen miktarda toplanabilir. Toplanan yengeçler, içerisinde ıslak sünger bulunan bir kapta 1–2 hafta canlı olarak tutulabilirler. Sadece her gün süngerin deniz suyu ile sıkılıp temizlenmesi yararlı olur. Yengeç oltaya takılır iken canlı kalacak şekilde alt kabuktan takılmalıdır. Eğer sünger 1 gün tuzlu, diğer gün tatlı su ile ıslatılır ve sıkılır ise yengecin daha uzun yaşadığı ve kabuğunun biraz yumuşadığı görülecektir. Kabuğu yumuşak olan yengeçli iğne ile balık daha kolay yakalanır. TekeKaridese benzeyen küçük deniz canlılarına teke adı verilir. Ülkemiz denizlerinde bu gruba giren bir kaç tür mevcuttur. Otlu yerlerde kepçeler ile toplanırlar. Teke, mamun gibi yumuşak yemlerdendir. Bu nedenle oltaya takıldığında küçük balıklarca kolayca parçalanabilir. Sonbaharda lüfer avında değerli bir yemdir. Ayrıca her türlü dip balığı avında da kullanılabilir. Canlı olarak kullanılması tercih edilir. Tatlı sularda yaşayan türleri ile yılan ve levrek balığı avında yararlı olur. Denizlerde toplanması pek bol olarak yapılamadığından daha çok avcılar tarafından bizzat toplanılarak kullanılmaktadır. Bazı ülkelerde okyanuslardan çok bol olarak toplanan küçük boy karides türleri, küçük paketler hâlinde dondurularak saklanır ve olta avcılarınca pek çok balık avında olta yemi olarak kullanılır. MamunDeniz balıkları avında çok değerli bir olta yemidir. Canlı olarak kullanılır. Paragat ile balık avında oltaya takıldıktan sonra bir süre kurutularak iğneden kolayca çıkması veya alınması önlenmeye çalışılır. Mamunun canlısı 3–4 cm uzunlukta ve küçük istakoz görünümündedir. Bu canlı l m kadar derinlikteki kumlu humuslu topraklarda, özellikle dalyan alanlarında fazla miktarda ürer. Bu canlıyı toplayanlar, denizde 8–10 m2 alanı ağ ile çevirirler ve ağları kargılar ile zemine tuttururlar. Sonra bu alan içinde ayakları ile gezinirler. Mamunlar toprağın sıkıştırılması sonucu zeminden ayrılır. Bu şekilde çıkan canlılar kepçeler ile toplanarak üretim sağlanır ve aynı gün canlı olarak satılırlar. Çipura ve mercan avında çok kullanılan bir yemdir. Kuyruğu karidese benzeyen mamunu iğneye takmak için ilk önce iğne, kuyruğunun bitiminden saplanır, ardından kuyruğun iç gövdesinden geçirilerek kafa bölgesine kadar devam edilir. İğnede canlı kalabilmesi için kafa bölgesine iğne saplanmaması gerekir. KaridesKarides etobur balıklar tarafından çok sevilen bir yemdir. Özellikle iri levrek, trança, mercan, lokoz, orfoz gibi balıkların avında çok değerli bir yemdir. Ülkemiz denizlerinde birçok karides türü vardır. Bunların bir kısmı iri , bir kısmı ise çanlı karidesi denilen daha küçük türlerdir. Küçük yavru karideslerden çeşitli balık türü avında yararlanılabilir. Balık Yavruları (Çime)Balık avcılığında kullanılan (küçük balıklara) yemlere çime adı verilir. Sazangiller dâhil bu yavrular canlı kullanılır. Bu balıkları nehir, akan küçük dere ağızları ve kıyı yerlerde kepçeler ile yakalamak mümkündür. Deniz balıkları avında küçük cüsseli tatlı su balıkları da bu amaçla kullanılabilir. Ayrıca değersiz kabul edilen balıklardan da aynı amaçla yararlanmak mümkündür. Denizlerde levrek balığı avcılığında canlı kaya balığı ile başarılı avcılık yapılabilmektedir. Toprak SolucanıToprak solucanları özellikle tatlı su balıkları avında en çok yararlanılan bir yemdir. Nehir kenarlarındaki veya çeşme yakınlarındaki ıslak yerlerden her mevsimde bol olarak temin edilebilir. Topraktan çıkarılması da oldukça kolaydır. Kürek ile çıkarılan rutubetli toprak karıştırılır ise bol olarak elde edildiği görülür. Toplanan solucanlar, ıslak toprak ile birküçük torba içinde tutulur ise uzun süre saklanabilir. Toprak solucanları sazan türleri, yılan balığı vs. gibi her türlü tatlı su balıkları avında kullanılır. Canlı olarak kullanılması her balık tarafından çabucak fark edilmesini sağlar. KurtKüçük boy dip balıkları ve kefal avında kullanılan bir yemdir. Ayrıca istavrit, kupes, izmarit gibi küçük cüsseli balık için çok kullanılır. Her türlü balık tarafından sevilerek yenilir. Denizlerde bataklık yerlerde ve özellikle organik maddelerin bol olduğu yerlerde yoğun miktarda bulunur. Deniz marulu denilen bitki ile pazarlanarak rutubetli bir ortamda tutulmaları sağlanır. Rutubetsiz ve sıcak ortamlarda çok çabuk ölürler ve vücutlarındaki suyu sürekli kaybederek kısa sürede işe yaramayacak bir hâle gelirler. Çekirge ve Çeşitli Su BöcekleriÖzellikle alabalık avında alabalıkların bulunduğu su ve çevrede yaşayan çekirge ve çeşitli böceklerden yem olarak yararlanılır. Özellikle kıyılarda bulunan küçük çekirgeleri yem olarak kullanmak mümkündür. Aynı yerlerde taşlar altına bakmak suretiyle çeşitli su böcekleri toplanabilir. Diğer BalıklarPek çok balık türü, kendilerinden daha büyük diğer tür balıkların avında yem olarak kullanılabilirler. Örneğin orkinos avında kefal, palamut hatta torik; kılıç balığı avında uskumru, kolyoz veya iri istavrit; sağrit avında sinagritlerin yemeye alışkın olduğu çeşitli dip balıkları; mercan avında, sardalye veya gümüş balıkları; torik ve palamut oltasında istavrit,uskumru sardalye veya hamsi; lüfer takımına yine sardalye veya hamsi gibi küçük balıklar takılarak av yapılabilir. http://www.megep.meb.gov.tr

http://www.ulkemiz.com/olta-balikciliginda-oltaya-canli-takilan-yemler

ANDOF Ankara Doğa Sporları ve Off-road Kulübü

ANDOF Ankara Doğa Sporları ve Off-road Kulübü

Off-road ve kamp yapmak ayrılmaz bir bütündür,özgürlüğü seven 4x4 sahipleri herkesin ulaşamayacağı, normal araçlarla gidilmesi zor olan , daha önce kimsenin gitmediği, ulaşılamayacak yerlere gitmek ister.Ankara civarında 100-150 Km uzaklıktaki bölgelerde kamp yapılacak yerlerle ilgili dökümanlara sahip olan kulübümüz 15 günde bir off-road gezileri ayda bir ise kamplı geziler yapar. Yeni yerler keşfetmek oralara gitmek bütün üyelerimizin hedefidir.Kulüp olarak kamp yapılacak olan bölge önceden belirlenir.Hafta başı kamp bölgesine iki jeep çıkar yol notlarını çıkartır,kamp kurulacak alanı ve bölge güvenliğini tespit eder , yörenin kaymakamı ve jandarması ile görüşme yapar, telefonların çekip çekmediğini tespit eder su noktalarını not alır ve kulübe rapor eder. Çarşamba günü yapılan toplantıda karar alınır, ertesi günden itibaren hazırlıklar başlatılır . Yol notları hazırlanır ve çoğaltılır.Katılacak üye sayısı aşağı yukarı tespit edilir. İlçe jandarmaya gezi tarihi ve araç sayısı bildirilir.Kamplı gezilerde hareket gününden önce alışverişler yapılır, araçların eksiklikleri tamamlanır Akşamdan araçlar yüklenir çünkü sabah hareket saatinde kimsenin beklemeye tahammülü yoktur.Hareket sabahı kulüp önünde toplanan araçlar öncü ve artçı tarafından sıraya konur,gezi sorumluları yol notlarını, kamp ve konvoy kuralları bütün araçlara dağıtılır yeni katılanların cep telefonları alınır, öncü ve artçının telefonları’da onlara verilir . Konvoy kuralları ve ormanlık bölgede yol alınırken uyulması gereken kurallar gezi sorumlusu tarafından sesli olarak bir kez daha hatırlatılır ve hareket saatinde konvoy yola çıkar .İşi gereği konvoyla gelemeyen arkadaşlar ise kulüpten yol notlarını temin eder onlarda ikişer, üçer kişilik gruplar halinde hareket edip akşam geç saatte olsa kamp yerine ulaşır. Kamp bittikten sonra hareket öncesi mıntıka temizliği ve ateşin söndürülmesi her kampçının yapması gereken ilk aktivitelerden birisidir.Konvoy geri dönüşte geldiği sıraya girer ve şehir giriş tabelasına kadar konvoyu bozmadan yoluna devam eder. Kampla ilgili düşünceler ve görüşler değerlendirilir ve arşive kaldırılır. ANDOFF için üyelerimizin memnuniyeti ve güvenliği herşeyin başında gelir. Bu ilke ile devam eden kulübümüz geçen sene içerisinde hiçbir tatsız olay yaşamamış ve doğru yolda olduğunu kanıtlamıştır. ANDOFF Sadece geziler düzenleyip kamp yapmakla sınırlı bir kulüp değildir , bir otomobil sporu olan off-road'du Ankara'da yaygın hale getirmek ve bu spora gönül veren arkadaşlarımızı aynı çatı altında toplayıp yarışlar düzenleyip yarıştırmak, yarışçılar yetiştirmek motor sporlarına katkıda bulunmak kulübümüzün hedefleri arasındadır . Off-road 4x4 arazi araçları ile kendi kategorilerine ayrılarak yapılan bir motor sporudur, yolun bittiği yer anlamına gelen bu sözcük adından da anlaşılacağı gibi arazi şartlarında çamur engebeli olan yerler, dik tepelerden iniş çıkışları olan yerler ,su ve dere geçişlerinin olduğu parkur adı verilen yerlerde yapılan , kendine özgü kuralları olan yarışlardır .Suni şekilde hazırlanmış ve doğal ortamın oluşturduğu zorluklarda yapılan bu sporu pilot ve co-pilottan oluşan iki kişilik bir ekip sporudur .Zamana karşı yapılan bu yarışlar seyirci açısından seyri en keyifli motor sporlarındandır.Önünüzden geçen araç geçip kaybolmaz. Pilot ve co-pilotun konuşmalarına ve tartışmalarına bile şahit olursunuz. Fazla çok sürati olmayan daha çok mukavemet yarışı olan bu yarışlar artık Ankara'da ANDOFF tarafından yapılan organizasyonlar sayesinde seyirciler seyir imkanı sağlamıştır.Andoff bu motor sporuna gönül veren arkadaşlarımızı ayni çatı altında toplayıp yarışlar düzenleyip yarıştırmak yeni yarışçılar yetiştirmek amacı ile kuruldu, bunlar ilk zamanda hayal gibi görünmüş olsa da bu gün itibari ile bir çok  ekipten oluşan yarışmacıya sahip olan kulübümüz 6 ekip'i Türkiye off-road şampiyonasında yarıştırmaktadır.Tamamen amatörlükten gelen bu arkadaşlarımız kısa zamanda tecrübelenip önümüzdeki yıllarda daha ' da basarili olacaklarını kanıtlamışlardır . http://www.andoff.net/

http://www.ulkemiz.com/andof-ankara-doga-sporlari-ve-off-road-kulubu

Sosyal medya ve İnterneti engelleyen ülkeler!

Sosyal medya ve İnterneti engelleyen ülkeler!

Türkiye'de yaşanan farklı gelişmelerle sık sık sosyal medya sitelerine ve genel olarak internete erişim engelleri getirilmekte. Peki Türkiye'den başka hangi ülkelerde bu gibi durumlar görülüyor?

http://www.ulkemiz.com/sosyal-medya-ve-interneti-engelleyen-ulkeler

Çakıltaşı Boyama Tekniği Nasıl <b class=red>Yapılır</b>

Çakıltaşı Boyama Tekniği Nasıl Yapılır

Vitrinlerinizi ve masalarınızın üzerini süsleyen taş boyama nasıl yapılır ? Taş boyamada hangi malzemeler kullanılır? Taş boyama tekniği kolaymıdır ? Bende taş boyama yapablirmiyim? Taşları nereden bulabilirim ?

http://www.ulkemiz.com/cakiltasi-boyama-teknigi-nasil-yapilir

Aşık Veysel Kimdir

Aşık Veysel Kimdir

Veysel Şatıroğlu veya mahlası ile Âşık Veysel (Doğum tarihi 25 Ekim 1894, Şarkışla, Sivas - Ölüm tarihi 21 Mart 1973, Sivrialan, Sivas), Türk halk ozanı. Avşar boyunun Şatırlı obasına mensuptur.Aşık Veysel Şatıroğlu ,1894 yılında Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Annesi Gülizar, babası "Karaca" lakaplı Ahmet adında bir çiftçiydi. Veysel'in iki kız kardeşi, yörede yaygınlaşan çiçek hastalığına yakalanarak yaşamlarını yitirdi. Ardından Veysel de yedi yaşında aynı hastalıktan dolayı iki gözünü de kaybetti. Kendi anlatımına göre:    « Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeğe gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım... Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan. »    Babasının, Âşık Veysel'e oyalanması için aldığı sazla önce başka ozanların türkülerini çalmaya başladı.1933 yılında tanıştığı Ahmet Kutsi Tecer'in teşvikleriyle kendi sözlerini yazıp söylemeye başladı. Âşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Âşık Veysel, bir dönem yurdu dolaşarak Köy Enstitüleri'nde saz hocalığı yaptı. 1965 yılında özel kanunla maaş bağlandı. 1970'li yıllarda Hümeyra, Fikret Kızılok, Esin Afşar gibi bazı müzisyenler Âşık Veysel'in deyişlerini düzenleyerek yaygınlaşmasını sağladı. Şarkışla'da her yıl adına şenlikler yapılır.Eserlerinde Türkçe'si yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içeydi. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de vardır. Şiirleri, Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1950), Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimli kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.1973 yılında akciğer kanseri sonucunda vefat etti. 2014 yılının Kasım ayında Devlet Opera ve Balesi Âşık Veysel'in ölümünün 41. yılı anısına onun türkülerinden yola çıkılarak hazırlanan, tek perdelik dans tiyatrosu "Dostlar Beni Hatırlasın" sahneye konulmuştur. 17 Kasım 2014 yapılacak prömiyere onur konuğu olarak Âşık Veysel'in kızı ve torunlarının katılacağı açıklanmıştır. Gösterinin rejisörlüğünü İhsan Bengier yaparken, Almula Ersoy, Ayşegül Aydemir, Deniz Alp, Sevim Başol ve Müge Gündüz gibi isimler rol almıştır.

http://www.ulkemiz.com/asik-veysel-kimdir

TROFF Trabzon Off Road Kulübü

TROFF Trabzon Off Road Kulübü

Kulübümüz 2007 yılından itibaren faaliyetlerine amatör olarak başlamış, yapılan sporun etraftan ilgi toplaması, üye sayısının artması ve profesyonelleşmenin bir gereği olarak 2011 yılında faaliyet alanını da genişleterek Trabzon Otomobil ve Motor Sporları Kulübü’nü kurarak resmileşmiştir. Ana faaliyet alanımız OFF ROAD olmakla birlikte ilerleyen yıllarda diğer otomobil sporlarını da kulübümüz çatısı altında toplamaya devam edeceğiz. Yaptığımız sporun temel esası dostluğa, yardımlaşmaya, dayanışmaya doğa sevgisi ve yeni yerler görme heyecanı, arzusuna dayanmaktadır. Göstermiş olduğunuz hoşgörü ve anlayışınız için şimdiden teşekkür ederiz. TRABZON OTOMOBİL VE MOTOR SPORLARI KULÜBÜ DERNEĞİ FAALİYET MANİFESTOSU 1. TROFF, bir gurup doğa faaliyetleri gönüllüsünün bir araya gelmesiyle oluşmuş bir platformdur. 2. Üyelerin, yapılacak olan gezilerde, vahşi ortamlarda ki tüm çevresel risklere, bu gezi güzergahlarına ulaşmak için kullanılan otoyollarda oluşabilecek risklere karşı duyarlı olması beklenir. 3. TROFF, başta Karadeniz bölgesinin az bilinen veya bilinmeyen doğal güzelliklerini keşfederek, yerel ve ulusal bazda paylaşmayı amaçlar. 4.TROFF, off-road sporu başta olmak üzere, doğa fotoğrafçılığı dahil her türlü doğa sporlarının ve diğer motor sporlarının yürütülmesi ve geliştirilmesine, gönülden destek veren kişilerden oluşur. 5.TROFF’un doğa faaliyetlerinin asgari sınırı, 4×4 arazi araçlarını gerektirir. 6.Faaliyetler, belirli bir program, teknik kurallar, donanım ve ahlaki kurallar çerçevesinde yürütülür. 7.Faaliyetlerde, ideoloji, siyaset, din, dil, ırk, mezhep, ticari ve kültürel farklılıkları içeren konular konuşulmaz, konuşturulmaz ve ayrımcılık yapılamaz. 8.Faaliyetlerde, ileri sürüş teknikleri, trafik kuralları ve konvoy kurallarına, azami derecede uyulması zorunludur. 9.Faaliyetler sırasında, alkol başta olmak üzere, 5326 sayılı kabahatler kanununun getirdiği hükümlere uyulması zorunludur. 10.Faaliyetler sırasında, tüm üyeler, araçları ve araçlarında taşıdıkları yolcuları ile ilgili her türlü güvenlik tedbirlerini (ilkyardım ekipmanları, güvenli sürüş ekipmanları, beşeri ihtiyaç malzemeleri vs) almakla zorunludur. 11.Üyeler, faaliyetlere katılmak üzere yanlarında getirdikleri misafirlerin (çocuklar dahil), her türlü konuşma, davranış, güvenlik ve ihtiyaçlarından birinci derecede sorumludur. 12.Faaliyetlere katılan herkes, mala ve cana gelebilecek her türlü riski kabul ederek katılır. 13.Faaliyetlerde, bitkilere ve doğal ortama zarar verilmesi, gürültü kirliliği ve çevre kirliliğine neden olacak hal ve davranışlarda bulunulamaz. 14.Faaliyetler sırasında, herkes fikir ve bilgi alışverişine dayanan sohbet ortamları yaratarak, kendini ve çevresini bilgilendirmeyi amaçlar. 15.Faaliyetlere katılan herkes, güzergahı belirleyen ve planlayan liderin ve rehberin, her türlü talimatlarına uymak zorundadır. 16.Faaliyetler sırasında, kimse planlanan programın dışına çıkamaz, grubun ahengini bozamaz, kişisel menfaatleri doğrultusunda grubu yönlendiremez. 17.Faaliyetlere katılan herkes, faaliyetler sırasında her türlü malzeme, ekipman ve işgücü konusunda paylaşımdan kaçınamaz. 18.Faaliyetlerde, güvenlik bakımından en az 2 araç bulunması prensip kararıdır. Tek araçla yapılan geziler onaylanmaz ve grubu temsil etmez. 19.Bu manifestoda yazan kurallara uymayan üyeler ilk seferde uyarılır, ikinci tekrarda asli üyelerin kararı ile faaliyetlerden belirli bir süre uzak tutulur. Üçüncü tekrarda ise asla TROFF faaliyetlerine katılmaması kararı alınır. 20.Faaliyetlere katılabilmek için tüm araçlarda TRABZON OTOMOBİL VE MOTOR SPORLARI KULÜBÜ DERNEĞİ ARAÇLAR İÇİN GEREKLİ MALZEME EKİPMAN LİSTESİ’inde bulunan zorunlu malzeme/ekipman listesindeki özellikleri barındırması gerekir. 21.Yönetim kurulu düzenlenecek olan gezinin zorluk derecesine göre asgari araç sınıflandırması yapabilir, bu sınıflandırma TRABZON OTOMOBİL VE MOTOR SPORLARI KULÜBÜ DERNEĞİ ARAÇ SINIFLANDIRMASI listesinde belirlenen kriterlere göre yapılır.Belirlenen asgari sınıflandırma kriterlerine sahip olmayan araçların o geziye katılma hakları olmayacaktır. 22.TROFF yılda en az bir kere kulüpte bulunan tüm araç sınıflarına uygun nitelikte gezi düzenlemek ile yükümlüdür. İşbu manifesto, asli üyeleri tarafından güncellenmeye açık olup, mevcut son hali, tüm üyeler için bağlayıcı kabul edilir.Kulüp üyelik formunu dolduran ve imzalayarak kulüp üyesi olan herkes bu manifestoyu okumuş ve getirdiği yükümlülükleri kabul etmiş sayılır. http://www.trabzonoffroadkulubu.com/

http://www.ulkemiz.com/troff-trabzon-off-road-kulubu

Saint Helen Katolik Kilisesi

Bir zamanlar "Kordelya" olarak bilinen Karşıyaka’da St. Helen Kilisesi, Karşıyaka'nın ilk Katolik Kilisesi olup, XIX. yüzyılın sonlarında Karşıyaka’da yaşayan ve Don Alfonso Vallery adlı papaza bağlı olan Katolik Cemaatine tahsis edilen arsaya, Kont Nikolai Alliotti’nin desteğiyle yapılan yapı 1904 yılında tamamlanmıştır. Yapım sırasında Karşıyaka’da yaşayan Müslümanların da bağışta bulundukları bilinen kilisenin planını çizen ve yapı işini idare eden mimar, Konak Saat Kulesi'nin ve St. Polycarp Kilisesi'nin ünlü kemerini çizen Raymond Pere’dir. 1968 yılında kilisenin iç mimarisi yenilenmiş bu yapılırken de özellikle tarihi dokunun korunmasına dikkat edilmiştir. Dış cephesinde ise bugüne kadar hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Kilisenin dış mimarisindeki usta işçilik, içinde bir sanata dönüşmektedir. Neogotik yapıdaki pencerelerde, Fransız aziz ve azizelerin vitrayları, duvarlarında ise Hz. İsa'nın yaşamını tasvir eden kabartmalar bulunmaktadır. Yine Azize Helen ve Aziz Konstantin’in mermer heykelleri kilisenin dört köşesine yerleştirilmiştir. Kilisenin bulunduğu sokak ‘Kilise Sokak’ olarak anılmaktadır.1729 Sokak No.53Karşıyaka / İZMİR

http://www.ulkemiz.com/saint-helen-katolik-kilisesi

KOZAN ANAVARZA KALESİ

KOZAN ANAVARZA KALESİ

Anavarza; Kadirli, Ceyhan ve Kozan ilçe sınırlarının kesiştiği yerde, Kozan sınırları içerisinde bulunmaktadır. Sumbas veya Kesik suyunun Ceyhan ırmağı ile birleştiği yerin 8 km. kuzeyindedir. Kadirli'nin güneybatısında olup 22 km. uzaklıktadır. Yukarı Çukurova'nın ortasında yükselen, çevreye hâkim, yüksekçe bir kaya tepesinin üstünde, muhteşem bir kaledir. Anavarza Kalesi'nden diğer kaleler ve İskenderun körfezi görülür. Kale ve şehrin, M.Ö. 9. yüzyılda Asurlar tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Ancak Anavarza'nın tarihi, M.Ö. I. yüzyılda Roma'nın eline geçtikten sonra önem kazanır. Ünlü doktor Dioskurudes ve şair Optianus'un bu şehirde doğmuş ve yaşamış olduğu söylenmektedir. Burası Bizans'lılar döneminde de önemli bir sınır kalesi haline gelmiştir. 704'te Emevi'lerin, 758'de Abbasi'lerin buraya hâkim olduğu görülmektedir. Malazgirt Zaferi'nden sonra Türk hâkimiyetine geçen Anavarza, 1097'de I. Haçlı Orduları tarafından geri alındı. Feke'deki Ermeni Baronluğu Anavarza'ya indirildi ve Kudüs yolunun emniyeti için burada Ermeni Prensliği kuruldu. 1129'da Danişmentoğulları tarafından tekrar Türklerin hakimiyetine geçti. 1133'teki depremde büyük hasara uğradı. Bunun üzerine Ermeni Prensliği Sis (Kozan) Kalesi'ne taşındı. Bu tarihe kadar Doğu Çukurova'nın kaderine hâkim olan Anavarza, bu tarihten sonra önemini kaybederek bir köy haline gelir. Halen varlığını Dilekkaya köyü olarak sürdürmektedir. 1147'de 2. Haçlı Ordusu tekrar buraya hâkim oldu. 1210'da Selçukluların eline geçti. 1243'ten 1515'e kadar Türk beylikleri arasında sık sık el değiştirdi. 1515'te Osmanlı hâkimiyetine geçti. Bugüne kadar gelen Anavarza kalıntıları, asıl kale ve alt kısımdaki surlar olmak üzere iki bölümdür. Kaleyi kuşatan surların doğu cephesindeki uzunluğu 1500 metreyi bulur. Yüksekliği 8-10 metre arasında değişen bu sur duvarları her 70 metrede bir olmak üzere 20 burçla desteklenmiştir. Dört kapısı vardır. Batıdaki kapı üç kemerli bir zafer takı şeklindedir. Kaleyi baştanbaşa kuşatan surlar çok uzundur. Anadolu'da bu kadar uzun bir dış surla savunulan kaleler yok denecek kadar azdır. Bu bakımdan Anavarza Kalesi'nin Anadolu kaleleri arasında önemli bir yeri vardır. Duvarlar dıştan, küçük dörtgen kulelerle takviye edilmiştir. Kulelerin yüksekliği duvarların yüksekliğine eşittir. Kalenin iç tarafına giriş, küçük kapılardan yapılır. Kalenin iç kısmında birinci bölümde askeri kışla, Ermeni prensi Toros'a ait üç nefli kilise ve bazı Ermeni krallarına ait mezarlar vardır. İkinci bölümde askeri kışla ile ilgili odalar, depo odaları ve su tankları yer almaktadır. Her iki bölümün arasında kaya platformun üzerinde inşa edilmiş üç katlı kule bulunur. Anavarza Kalesi Bizanslılar, Ermeniler ve Araplar tarafından onarım görmüştür. Anavarza'ya biri Alapınar'dan 12, diğeri Sumbas'ın gözünden 20 km. uzunluğundaki su kemerleriyle su getirilmiştir. Dikkati çeken su kemerleri Romalılardan kalmadır. Şehirde Korint biçimde altı sütunlu bir üçüncü asır zafer takı, Bizanslılardan kalma kaya kabartması vardır. Havari (Apostol) kiliseleriyle dış surların içinde Roma döneminden kalma tiyatro, tapınak, saray ve hamam kalıntıları da bulunmaktadır. I. yüzyıl Roma kaya mezarları, fresklerle süslenmiş mezarlar, kilise ve sarnıç gibi eserler eski dönemden bugüne ulaşan kalıntılardır. Kayalara oyulmuş mezarlarda, insan figürleri ve cenaze töreni kabartmaları görülür. İç kalede de birçok kalıntılara rastlanır. Anavarza köyü (Dilekkaya) içinde 18 çeşit deniz hayvanını gösteren "Anavarza Mozaikleri, bulunmaktadır. Bunların 3.55 x 10.75 metre boyundaki bir havuz tabanı için hazırlandığı sanılmaktadır. Yine aynı tür mozaiklerle başka bir havuz tabanı oluşturan yunus balığına binmiş, eli kamçılı Eros ve deniz tanrıçası Thetis mozaikleri de bulunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/kozan-anavarza-kalesi

Çatı katı, tavan arası ve villalarınız için ahşap merdiven imalatı

Çatı katı, tavan arası ve villalarınız için ahşap merdiven imalatı

Sevgili arkadaşlar bu sayfamızda sizlere çatı katına veya tavan arasına çıkış için ahşap merdiven nasıl yapılır? Gerekli malzemeler nelerdir? kısaca anlatmaya çalışalım.

http://www.ulkemiz.com/cati-kati-tavan-arasi-ve-villalariniz-icin-ahsap-merdiven-imalati


Turner sendromu nedir

Turner sendromu nedir

Turner sendromu; bir dişide eşey kromozomlarından birinin bulunmaması sonucu ortaya çıkan çeşitli semptomların tümüne verilen addır. Turner sendromluların fenotipi dişi olarak görülür fakat; eşey organları ve eşey hücreleri gelişmez. Kısır bireylerdir. Turner sendromlu bireylerde doğuştan böbrek rahatsızlıkları, kalp anomalileri, kistik higroma en çok görülen hastalıklardır. Belirtiler Kısa boyLimfodema el ve ayaklarda şişkinlikGöğüs kafesi farklılığı ve memeucu genişliğiDüşük saç bitişiDüşük kulak çizgisiKısırlıkAmenore (adet görmeme) Diğer belirtiler, dışa kıvrılan dirsek (kübitus valgus), perdeli boyun, yumuşak ve yukarı dönen tırnaklar, Simian çizgisi ve düşük gözkapaklarıdır. Turner sendromu bulguları kişiden kişiye farkılık gösterebilir. Sendromun adı 1940'larda hastalığı tanımlayan Henry Turner adında bir Oklahomalı endokrinolojist tarafından gelmektedir. Avrupa'da genellikle Ullrich-Turner sendromu ya da Bonnevie-Ulrich-Turner sendromu olarak kullanılmaktadır. 45,X'li karyotipi ik olarak yayımlayan Dr. Charles Ford (1959), Turner sendromunun cinsiyet kromozomlarını ilgilendiren bir eksikliğe bağlı olduğunu keşfetmiştir. X kromozomu taşımayan bir yumurta hücresinin X kromozomu taşıyan bir sperm ile döllenmesi sonucu ya da eşey kromozomu taşımayan bir spermin normal bir yumurta hücresini döllemesiyle meydana gelir. Eşey kromozomlarından biri dişide bulunmaz ya da yapısı bozulmuş durumdadır. 1/2000 canlı doğan dişi bebekte görülür. Karyotip 45,X ya da 45,XO olarak gösterilir ya da farklı genetik varyasyonları vardır. Bu kromozomal düzensizlik dört farklı yolla meydana gelebilir;Mayoz sırasında ayrılmama; eşey kromozomlarından her ikisinin de diğer gruba gitmiş olmasıyla yumurta ya da spermde X ya da Y kromozomunun bulunmaması. Karyotipi 45,X (ya da 45,X0) olarak gösterilir. Bu grup, Turner sendromu içinde %50'lik yer kaplar.Gelişme sırasında gametogenezde, X kromozomunun bir parçasını yitirip, diğer ucuna tutunarak halka şeklini almasıyla. Karyotip; 46, XrXp olarak gösterilir. (rXp; halka kromozomun bir parçasının kaybolduğunu gösterir.) Diğer türde ise, X kromozomunun iki uzun kolu birleşir, kısa kol kaybolmuştur. Bu izokromozom olarak adlandırılır. Turner sendromunda %30'luk yer kaplayan gruptur.Hücre bölünmesinin erken safhalarında, ayrılmama durumu bir X'in kaybolmasına yol açar. Bu tüm hücrelerde görülmez, bu yüzden mozaizm ortaya çıkar. Karyotip; 46, XX/45, X şeklindedir. Burada mozaizmin yoğunluğuna bağlı olarak hastalığın seyri değişir. Turner sendromunda %20 oranında görülen gruptur.Çok nadir olarak, embriyo normal X kromozomuna sahip ve küçük bir Y kromozomu taşıdığında da Turner sendromu bulguları görülür. Burada Y kromozomu fonksiyonel değildir ve bu yüzden kişi Turner sendromlu olarak dişi şeklinde gelişir. Tıpta, bu Swyer sendromu olarak bilinir. Turner sendromuna yol açan risk faktörleri henüz tam olarak bilinmemektedir. Ayrılmama durumu anne yaşıyla arttığında Down sendromu gibi hastalıklara yol açabilmekteyken, Turner sendromuna herhangi bir etkisi olmamaktadır. Tamamen sağlıklı bir aile de böyle bir çocuğa sahip olabilir. Yeni doğan her 2000 kız çocuğunun birinde Turner sendromu görülmektedir. Yaklaşık olarak Turner sendromlu gebeliklerin %98'i düşükle (spontan abortus) sonuçlanmaktadır. Amerika'da yapılan araştırmaya göre düşüklerin %10'u Turner sendromludur. Anlı doğumlardaki oranı; 1/2000'dir. Turner sendromu ön tanısı muayene bulgularının yanı sıra bazı hormonal testler ile konabilir. Ancak kesin tanı için kromozom analizi yapılır. Alınan kan örneği ile hücre kültürleri hazırlanır. Kromozomlar incelenerek karyotipleme yapılırarak tehşis konur. Turner Sendromu gebelikte tanınabilen bir hastalıktır. Bazen fetüs, ultrason bulguları ile de anormal olarak tanımlanabilir. (Kalp bozuklukları, böbrek anomalileri, kistik higroma, vs. gibi). Ultrasonografi, amniyosentez ve diğer bazı tanı yöntemleri ile Turner Sendromundan şüphelenilen gebeliklerde kesin tanı konur. Turner Sendromu saptanmışsa aileye ayrıntılı genetik danışmanlık verilerek gebeliğin sonlandırılması önerilir. Turner Sendromlu Kadınlar Çocuk Sahibi Olabilir mi? Turner sendromluların bir kısmında ergenlik dönemi başına kadar canlı kalmış az sayıda yumurta hücreleri mevcuttur. Ancak zamanla bu hücreler de hızla azalır. Bu sebeble Turner sendromlu bir kadının “tıbbi yardım” almaksızın çocuk sahibi olma ihtimali son derece düşüktür.  

http://www.ulkemiz.com/turner-sendromu-nedir

Güllaç tarifi , Güllaç nasıl <b class=red>yapılır</b>

Güllaç tarifi , Güllaç nasıl yapılır

Ramazan ayı için cok hafif ve güzel bir tatlı Güllac tarifiGüllaçMalzemeler10 yaprak güllaç6 su bardağı süt10 yemek kaşığı şekerArası için Antepfıstığı yada ceviz✔YapılışıŞeker ve sütü bir tenceremin içine koyun ve ocakta şekerler eriyinceye kadar ısıtın.Şekerler eriyince ocaktan alıp hafif ılımasını bekleyin sıcak olursa güllacınız hamur olur.İlk 5 yaprak güllaçları tepsinize göre kesin her kata süt dökerek kat kat dizin. İlk 5 yaprak bittikten sonra araya antepfıstığı serpin. Diğer 5 yaprağıda aralara süt dökerek üzerine dizin. Kalan sütü de tamamen üzerine dökerek 3-4 saat dinlendirin. Afiyet olsun

http://www.ulkemiz.com/gullac-tarifi-gullac-nasil-yapilir

Abdi İbrahim İlaç A.Ş. yi kim kursu ? Firmanın sektödeki yeri nedir ?

Abdi İbrahim İlaç A.Ş. yi kim kursu ? Firmanın sektödeki yeri nedir ?

Eczacı Abdi İbrahim Bey tarafından 1912 yılında İstanbul Kocamustafapaşa'da açılan eczanede ilaç üretimi yapılırken, 1915 yılında Abdi İbrahim Müstahzarat-ı İspençiyariye adı altında Mahmutpaşa'da seri üretime geçilmesiyle bugünkü haline gelen Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş. kurulmuş oldu. 1919 yılında bu fabrikada, "kuvvet şurubu" (Şaraplı Kınakına Hülasası), Müshil-i Nadir (Abdi İbrahim Müshil Şekeri), Bromo-Valerin Nadir (Valerobrom Le Grand Benzeri) gibi "ilaç"lar üretilmeye başlandı. Farmasotik teknolojiyle üretilen ve eczanelere dağıtımı yapılan ilaç sayısı, 1940 yılında 80'e ulaştı. Mahmutpaşa'daki yerinin yetersizliği üzerine 1952'de Vefa semtine taşınan kuruluş, "İbrahim Abdi Barut" adı altında etkinliğini sürdürdü. 1975'e gelindiğinde, bugünkü adını alan şirket, 1994'te yeniden taşınarak Bahçeşehir'de yapılandı. 2007 yılında yönetim binası ve logo değişikliği ile son halini alan firma, giderek gelişerek güçlenmesini sürdürdü ve 2007’de yüzde 7,2 pazar payı ile 800 milyon doların üzerinde ciro elde etti. Dünyanın en büyük 96. ilaç şirketi oldu. İlk 100’e giren ilk ve tek Türk şirketi olan Abdi İbrahim İlaç Sanayi, misyonunu "insan sağlığına yönelik ilaç ve ürünleri, öncü ve yenilikçi yaklaşımlarla, tıbbın ve insanlığın hizmetine sunmak" şeklinde açıklamaktadır. Kalite ve çevre politikasına ayrı bir önem veren şirket, Sosyal sorumluluk projeleri adını verdiği uygulamalar çerçevesinde İstanbul'da Abdi İbrahim İlköğretim Okulu'nu yaptırmış, "verimli enerji kullanımı" konusundaki uygulamalarıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın düzenlediği "Sanayide Enerji Verimliliği Proje Yarışması"’nda iki ödül kazanmıştır. yanı sıra "Yeşil nokta" projesiyle ÇEVKO ile işbirliği yaparak geri dönüşüm konusunda olumlu gelişmeler kaydeden Abdi İbrahim, "Türkiye Metabolik Sendrom Sıklığı Araştırması", "Demir Gibi Türkiye" gibi kampanyalarla insan sağlığı konusunda yararlı etkinliklerde bulunmuştur. Vietnam, Özbekistan, Afganistan, Libya, Endonezya, Lübnan gibi ülkelere ilaç satışı yapan şirket, ayrıca birçok ülkede temsilcilikler bulundurmaktadır. 100'ü Ar-ge projelerinde, 200'ü dış ülkelerle olan ilişkilerde olmak üzere 2800 personeli bulunan Abdi İbrahim İlaç Sanayi A.Ş., birçok konuda ilaç üretimi yapmaktadır. Abdi İbrahim İlaç, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı (BMVDB)’na kayıtlı kurumlar arasında toplam 19.271.069 YTL’lik vergi tutarı ile sağlık kategorisinde ilaç sanayi firması olarak birinci oldu. BMVDB’ne kayıtlı 492 kuruma 2007 gelirleri için 31.2 milyar YTL vergi tahakkuk ettirildi. Tahsil edilen toplam vergi tutarı da 30.4 milyar YTL oldu. Büyük mükellefler, geçen yıl içinde Türkiye’de tahsil edilen net vergi gelirinin yüzde 18.27’lik bölümünü karşıladı. Abdi İbrahim İlaç Sanayi, alzheimernedir.com, cardiologic forum, ertesisabah.com, firmagenturkiye.com, gecmisolsun.net, gozkurulugu.com, hareketediyoruz.com, ibsnedir.com, kirisikligason.com nasaleze.com.tr, terlemeyeson.com, birlikteyuruyelim.com gibi internet sitelerinin sponsorluğunu yapmaktadır. kariyer.net sitesinin seçim oylamalarıyla, 2006 yılında İnsana Saygı Ödülü’nü kazanmıştır. Şirket Kronolojisi 1912: Eczacı Abdi İbrahim Bey tarafından İstanbul Küçükmustafapaşa semtinde ilk eczane kuruldu. 1916: Eczanede "yapma ilaç" üretimine geçildi: Kuvvet Şurubu, Abdi İbrahim Müshil Şekeri, Bromo-Valerin Nadir 1919: İlk ilaç üretim f1994: Esenyurt’taki yeni üretim tesislerinin temeli atıldı. abrikası kuruldu ve ilk hazır ilaç üretimine geçildi. 1939: Eczacı İbrahim Hayri Barut ile yönetimde ikinci kuşak devri başladı. 1952: Laboratuvarlar Vefa semtine taşındı. 1975: Şirket’in ismi "Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş." olarak değiştirildi. 1981: Eczacı Nezih Barut ile yönetimde üçüncü kuşak devri başladı. 1999: Küresel pazara açılma sürecinde ilk yapılanma Cezayir’de gerçekleşti. 2000: Esenyurt’taki cGMP (current Good Manufacturing Practices) standartlarına sahip üretim tesisleri faaliyete geçti. 2003: Ciro ve kutu satışında sektör liderliği elde edildi. Ar-Ge merkezinin yapımına başlandı. 2004: Avrupa Birliği GMP belgesi Hollanda sağlık otoriteleri tarafından onaylandı. Küresel pazarda genişleme süreci; Lübnan, Kazakistan ve Rusya ile devam etti. 2005: Uluslararası genişleme Azerbaycan ile devam etti. 2007: Ar-Ge Merkezi, uluslararası standartlarda farmasötik ürünler geliştirmek üzere faaliyete geçti. "Dünyanın En Büyük 100 İlaç Şirketi" arasına giren ilk Türk şirketi oldu. Abdi İbrahim İlköğretim Okulu açıldı. Abdi İbrahim Tower binası hizmete girdi. Avrupa Birliği GMP Belgesi, Hollanda Sağlık Otoritesi tarafından yenilendi. 2008: Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından akredite edilen ilk ilaç Ar-Ge merkezi açıldı. Kurum kimliği yenilendi 2009: 24 patent başvurusuyla sektörün öncüsü oldu. Uluslararası genişleme Irak ve Yemen ile devam etti. 2010: Abdi İbrahim Lojistik Merkezi, İstanbul Esenyurt’ta hizmete girdi.Portekiz’de Abdi Farma şirketi kuruldu.Avrupa Birliği GMP Belgesi, Almanya Sağlık Otoritesi tarafından yenilendi. 2011: Abdi İbrahim’in ürettiği iki eşdeğer hipertansiyon ürünü Fransa, Almanya, Hollanda ve İtalya’da aynı anda ilk eşdeğer ilaç olarak pazara sunuldu.Abdi İbrahim Ar-Ge Merkezi, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından verilen Ar-Ge Merkezi Belgesi’ni aldı.Reformed isimli yeni bir şirket kuruldu.BM Küresel İlkeler Sözleşmesi İlerleme Raporu yayımlandı. 2012: Abdi İbrahim 100. yılını kutladı. Kazakistan’ın en büyük şirketlerinden Global Pharm’ın yüzde 60’ı satın alındı ve Abdi İbrahim Global Pharm (AİGP) kuruldu. Ülkedeki ilaç sektörünün en modern fabrika yatırımına başlandı.Japon firması Otsuka Pharmaceutical ile Türkiye’de ilaç satışı için Abdi İbrahim Otsuka (AİO) isimli ortak bir şirket kuruldu. 2013: Abdi İbrahim Global Pharm, Kazakistan’da ilk GMP onaylı üretim tesisinin inşaatına başladı. Kanada, Moldova ve Güney Afrika’ya ilk ihracat gerçekleştirildi. Inhaler ve efervesan üretim tesisi tamamlandı. 2014:Cezayir’de Abdi İbrahim Remede Pharm (AİRP) kuruldu. Ülkedeki ilaç sektörünün en modern fabrika yatırımına başlandı. Abdi İbrahim Çağrı Merkezi kuruldu. 2015: AbdiBio Biyoteknolojik İlaç Üretim Tesisi’nin temel atma töreni yapıldı.Sultan II. Bayezid Edirne Dârüşşifası’nı iyileştirme projesi gerçekleştirildi.

http://www.ulkemiz.com/abdi-ibrahim-ilac-a-s-yi-kim-kursu-firmanin-sektodeki-yeri-nedir-

Fizyogram nedir? Nasıl <b class=red>yapılır</b>?

Fizyogram nedir? Nasıl yapılır?

Yapılması zor olan fotoğraf çekim tekniklerinden bir olan çekim tekniğidir. Fotoğraf karelerinden en uzak olan bir tekniktir.

http://www.ulkemiz.com/fizyogram-nedir-nasil-yapilir

Pide Tarifi, Pide Nasıl <b class=red>Yapılır</b>

Pide Tarifi, Pide Nasıl Yapılır

Malzemeler1 paket maya2 su bardağı ılık sütYarım su bardağı ılık suYarım çay bardağı sıvıyağı1 tatlı kaşığı şeker1 yemek kaşığı tuz5 - 5.5 su bardağı unHamura şekil vermek için 1 yemek kaşığı un 5 yemek kaşığı su (un ve suyu iyice karıştırın,sıvı bir karışım olması gerek,koyu olduysa su ilave edin.) Üzeri için 1 yumurta sarısı1 yemek kaşığı sıvıyağıSusamÇörek otuYapılışıDerin bir kaba mayayı, sütü ve şekeri ekleyin 10 dakika bekletin. Diğer malzemeleri ekleyin ve yoğurun. 45 dakika mayalanması için bekletin. Mayalanan hamuru 3 parçaya bölün, tezgaha un serpin ve her parçayı elinizi unlayarak açın, istediğiniz şekli verin. Açtığınız hamuru yağlı kağıt sermiş olduğunuz tepsiye yerleştirin. Elinizi unlu sulu karışıma batırarak önce kenar kısımlarına sonra orta kısma iyice bastırarak kare veya baklava dilimi şekli verin. Bu işlemi yaparken sürekli eliniz unlu sulu karışama batırarak yapın. Bu pişerken şeklinin kaybolmaması için önemlidir. Unlu sulu karışımla yapmak istemeyen bıçakla çizikler atarakta yapabilir. Hazırladığınız ekmeklerin yarım saat mayalanmasını bekleyin. İz yaptığınız yerlere tekrar çatal ile izler yapın. Üzerine yumurta sarısı sürün bolca çörek otu ve susam serperek önceden ısıttığınız 200 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin. Afiyet olsun

http://www.ulkemiz.com/pide-tarifi-pide-nasil-yapilir

Turşunuz Bol Olsun...

Turşunuz Bol Olsun...

Lahanayı ne kadar süre saklayabilirsiniz? Ya havucu, biberi, patlıcanı? Soğuk bir ortamda en fazla 10 gün. Ama turşusunu kurarsanız aylarca saklamanız mümkün.

http://www.ulkemiz.com/tursunuz-bol-olsun-

İğne deliği kamera nasıl <b class=red>yapılır</b>?

İğne deliği kamera nasıl yapılır?

Teknoloji ne kadar ilerlese de fotoğrafın icadından bugüne fotoğrafın temel yapısında hiç bir değişim olmamıştır. O meşhur karanlık kutu hala aynı karanlık kutu.

http://www.ulkemiz.com/igne-deligi-kamera-nasil-yapilir

Freud Psikoseksüel Gelişim Kuramı

Freud Psikoseksüel Gelişim Kuramı

Freud, karakter oluşumunda bebeklik ve çocukluk yıllarının önemini vurgulayan ilk kuramcıdır. Freud, kişiliğin ilk 6 yılda oluştuğunu söyler.

http://www.ulkemiz.com/freud-psikoseksuel-gelisim-kurami

Ahtapot turşusu

Ahtapot turşusu

Ahtapot turşusu nasıl yapılır

http://www.ulkemiz.com/ahtapot-tursusu

Asphalt 8 İpad Oyun Özellikleri

Asphalt 8 İpad Oyun Özellikleri

Yarış oyun sevenleri için yaklaşık 10 gündür oynadığım ve sizler için ipad üzerinde incelediğim, asphalt 8 oyunu hakkındaki görüş ve deneyimlerimi aktaracağım. Otomobil ve hız tutkunlarının beğeneceği bu oyunda grafik kalitesi, hassasiyet algısı, online oyuncu modu, gelişmiş Türkçe içeriği ve güncel araçları ile fazlasıyla beğenimi kazandı. Özellikle dünya geneli oyuncuları ile oynarken fazlaca sevk veriyor. Buyurun detaylara geçelim:Oyun hakkında izlenimler901 mb boyutundaki asphalt 8 oyunu, gameloft tarafından kullanıcıya sunuluyor. Oyuna başlarken altınızda dodge dart gt yer alıyor. İvme, üst hız, hakimiyet ve nitro gibi teknik detayların yer aldığı oyunda, araçlar klasmana göre ayrılıyor. Kariyer ve Dünya Ligi olarak ayrılan iki alanda araçlarınızı kullanabiliyorsunuz. Her yarışta kazandığınız kredi (para) ile motor güçlendirmesi, yeni araç veya diğer artışlar alabiliyorsunuz. İsterseniz “kariyer” modunda tek oyunculu oynayabilirsiniz, isterseniz çok oyunculu mod ile online olarak yarışabilir ve keyifli dakikalar geçirebilirsiniz.Oyun profilinizi facebook üzerinden bağlayabilirsiniz. Bunu şiddetle tavsiye ediyorum. Oyunda facebook isminiz ve fotoğraflara yarışlara katılıyorsunuz. Türkiye’den oyunculara sıklıkla rastlayabilirsiniz. Oyunda araç motor seslerini tok şekilde almanız pek mümkün değil. Fakat hareket kontrollü asphalt 8 oyununda, dönüşler çok başarılı. Yarıştığınız alanlar, sürpriz dönemeçler, ikiye ayrılan ve biri kestirme olan yollar, nitrojen özelliği ve onların yollardan toplanması, drift yapma özelliği gibi detayları ile zamanınızı kaptıracağınız bir oyun. Kullanacağınız araçların hepsi güncel ve sürekli güncelleniyor. Öyle ki lamborghini veneno, ruf ctr 3, mercedes silver lightning gibi benzersiz otomobilleri bile kullanabiliyorsunuz. Tabi yeterli kredinizin olması koşulu ile bu sürüşü gerçekleştirebilirsiniz.Oyun nasıl oynanıyor?Asphalt 8, dokunmatik cihazlar için üretilmiş oyun olduğu için sağ ve sola hareket ettirerek araca yön veriyoruz. Gaz fonksiyonu yok. Yarış başlar başlamaz kendisi otomatik kalkış yaparak hızlanıyor. Yavaşlamanız için fren özelliği var. Bunu kullanmak için sol tarafa basarak durdurabilirsiniz. Fakat drift yapmak ve keskin virajları bu şekilde dönmek istiyorsanız o zaman aşağı doğru hafif çektiğinizde el freni sizin için çekilecek. Bunu viraja girmeden hemen önce yaparsanız keyifli dönüşler gerçekleştirebilirsiniz. Toplamak için sağ tarafta nitro özelliği var. Orta üst tarafta belli sürede ve yoldaki nitro tüplerini aldığınızda dolan barda biraz mavilik bile görseniz nitroyu ateşleyin. Bu drift modundaki aracı toplamanıza yardımcı olurken, normal hızda araca daha yüksek hızlara çıkma imkanı da tanır. Nitro açıkken ikinci kez basarsanız hızınız daha da artar. Yani nitro modu üst seviyeye geçerek çubuğun çabuk boşalmasını gerçekleştirirken, daha fazla güç sağlar. Bu da size avantaj sunar.as6Oyun da Klasik, Eleme ve Salgın olmak üzere 3 seçenek var. Klasik; adından da anlaşılacağı üzere bu mod da hedefiniz başladığınız yarışı en iyi sıralamada bitirmektir. Sizi sıkıştıran araçlardan kurtulmaya bakın. Aksi taktirde gerilemeniz için size hasar verecekler ve zaman kaybedeceksiniz. İkinci mod da yine kendini belli ediyor. Bitiş çizgisini unutun ve en önde gitmeye bakın. En sonda ki için sayaç başlar ve bu sayaç araçları eleye eleye gelir. Birinci sırada olan kazanır ve ona göre de puanlama yapılır. Son mod da ise araçlar virüs ya da salgın diyeceğimiz hastalığa yakalanıyor. Bu biraz farklı hastalık. Nitro sonsuz oluyor ve alt bir araçla 300 km/s hızı aşabiliyorsunuz. Fakat sağ üst köşede sayaç dönüyor. O sayaç bitince de aracınız patlıyor ve süre kaybederek kaldığınız yerden yarışa devam ediyorsunuz. Bu en eğlenceli mod’dur. Keyifle oynadım ve hala da oynamaktayım. Hız tutkunlarına tavsiye edeceğim akıllı telefon ve tablet oyunudur.Oyun Linki (İOS): https://itunes.apple.com/us/app/asphalt-8-airborne/id610391947Kaynakça:https://itunes.apple.com/us/app/asphalt-8-airborne/id610391947http://www.bilgiustam.comYazar: Hasan Can Bozkurt

http://www.ulkemiz.com/asphalt-8-ipad-oyun-ozellikleri

Adana Usulü Peynirli Sıkma Tarifi

Adana Usulü Peynirli Sıkma Tarifi

Hamur Malzemeleri; 4 su bardağı elenmiş un 1 yemek kaşığı tuz 1 yemek kaşığı toz maya 1 tatlı kaşığı şeker Alabildiğine un Unu, yoğurma kabının içine eleyelim,ortasını elimizle açıp içine maya ve şekeri katıp, az su ile mayayı eritelim.tuzunu serpelim az az ılık su ekleyerek ortadan dışa doğru karıştırıp ele yapışmayan bir hamur yoğuralım.Üzerini örtüp yarım saat dinlendirelim.Dinlenen hamurdan yumurta büyüklüğünde parçalar kopartıp yuvarlayalım.bir hamur bezesi alıp üzerini altını unlayalım, merdane yardımıyla tatlı tabağı büyüklüğünde çok kalın kalmamak şartıyla açalım.Açılan hamurları unlayıp pişirmek üzere kenara alalım.Tüm hamurlar bitene kadar işlemi tekrarlayalım. Sıkma İç Malzemeleri; 600 gram karışık peynir(Lor,Bidon,Beyaz peynir,) 2 orta boy soğan(Küp doğranacak) 1 demet maydanoz(İnce kıyılacak) 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber 3 yemek kaşığı zeytinyağ 2 yemek kaşığı tere yağ (Hamuru yağlamak için) Zeytinyağ, kırmızı biber ve soğanları kavuralım, soğuduktan sonra, kıyılmış maydanoz ve peynir karışımını ekleyip iyice karıştırıp iç harcı hazır hale getirelim.Tuzunu kontrol edip, gerekliyse ekleyelim.Teflon tavayı ocağa alıp altını açalım tava ısınınca açtığımız hamurdan bir tane tavaya alıp önlü arkalı çok kurutmadan pişirelim, pişen hamuru ekmek tahtasının üzerine alıp içine tereyağ sürelim bir yemek kaşığı kadar peynir harcından katıp hızlıca hamur soğumadan kendi etrafın da rulo yapar gibi yuvarlayarak saralım.Tüm açılan hamur ve iç bitene kadar işlemi tekrarlayalım.Pişen sıkmaları kuruma yapmasın diye bir saklama kabı içine alıp üst üste dizelim. Hemen yenilecekse sıcak servis yapalım sonra yenilecek ise tavada tekrar ısıtıp servis yapılır. Afiyet olsun.. https://www.facebook.com/yemektarifsitesi

http://www.ulkemiz.com/adana-usulu-peynirli-sikma-tarifi

Peynirli Çiçek Poğaça Tarifi

Peynirli Çiçek Poğaça Tarifi

Malzemeler 1 su bardağı ılık süt 1 su bardağı ılık su 2 yumurta (birinin sarısı üzerine) 1 su bardağından bir parmak eksik zeytinyağ 1 buçuk yemek kaşığı kuru maya(veya bir paket ) 3 yemek kaşığı şeker 2 tatlı kaşığı tuz aldığı kadar un içi için; 1 küçük kalıp beyaz peynir HAZIRLANIŞI Hamur için süt şeker maya derin bir kapta karıştırılır..biraz mayanın kabarması beklenir.. Diğer malzemlerde eklenerek kulak memesi yumuşaklığında hamur yapılır...mayalanmaya bırakılır. Mayalanan hamurdan bezeler alınır..biraz açılarak bezelerin içine peynir konulur. Üzerine bastırılarak beze hafif büyütülür..peynirin her tarafa eşit dağıtılmasına dikkat edilir. Orta kısmı koparmadan bıçakla yedi veya sekiz üçgen parçaya bölünür. Her üçgen parça aynı yöne çevrilerek peynirli kısım görünecek şekilde çevirilir. Kesme işlemini unlamış tezgahta yapıp, çevirme işini tepside yaparsanız daha kolay olacaktır. Üzerlerine yumurta sarısı sürülerek 200 dereceli önceden ısıtılmış fırında pişirilir. Afiyet olsun.. https://www.facebook.com/yemektarifsitesi

http://www.ulkemiz.com/peynirli-cicek-pogaca-tarifi

Elmadağ Kayak Merkezi

Elmadağ Kayak Merkezi

Elmadağ'ın kuzey yamaçlarında, 1500-1850 metre yükseklikler arasında bulunmakta. Pistler ağaçsız ve alpin çayırlarla kaplı. Merkezde kayak sezonu Ocak-Mart arasında yapılırken,kar kalınlığı 30-60 santimetre. ODTÜ-Hacettepe-Ankara Üniversiteleri ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne ait kayak evi bulunmakta. Merkezde, 548 metre uzunluğunda saatte 720 kişi kapasiteli bir adet teleski mevcut. Pist kolay ve orta zorluk derecelerinde.

http://www.ulkemiz.com/elmadag-kayak-merkezi

Limon ve Limon ağacı hakkında bilgi

Limon ve Limon ağacı hakkında bilgi

Limonun ağacının anavatanı kesin olarak bilinmemektedir. Ilıman iklime sahip bütün ülkelerde veya şehirlerde yetiştirilebilen yapraklarını dökmeyen, uçucu yağ taşıyan bu küçük ağaçların meyveleri salatalar başta olmak üzere birçok yiyecekte kullanılır. Limon ve diğer turunçgiller farklı tutarlarda kimyasal içerirler. Bunların sağlığa faydalı olduğu düşünülür. Terpene (hidrokarbon) olarak adlandırılan D-limone içerirler. Bunlar limonun koku ve tadını verirler. Limonlar önemli miktarda sitrik asit içerirler. Bu nedenle düşük değerde pH ve ekşi tada sahiptirler. Ayrıca onlar C Vitamini (asorbik asit) içerirler. Bunlar insan sağlığı için gereklidirler.100 ml limon suyu yaklaşık olarak 50 miligram C Vitamini (tavsiye edilen günlük değerin % 55'i) ve 5 gram sitrik asit içerirler. Limonlar yağ ve esans özünü çıkartmak için işleme tabi tutulabilirler. Ülkemizde Ege ve Akdeniz gibi bölgelerde evlerin bahçesinde bir limon ağaçlarına rastlamak mümkündür. Meyve öncelikli olarak suyu için kullanılır, eti ve kabuğu aşçılık ve fırında pişirmede kullanılmaktadır. Özellikle çorbalarda, bazı yemeklerde, salatalarda, lezzeti artırmak, sindirimi kolaylaştırmak ve vücut direncini güçlendirmek için kullanılan önemli bir C vitamini kaynağıdır. Günde bir tane limon suyu içmek gribal enfeksiyonu önlemeye yardımcı olur. Limon ve misket limonu halihazırda limonata olarak sunulur veya içeceklerde garnitür olarak, buzlu çay veya alkolsüz içeceklerde bir dilim şeklinde bardağın içinde veya kenarında kullanılır. Limon oda sıcaklığında uzun süre tutulursa kolayca çürümeye ve küflenmeye yüz tutar. Limon suyu balık yemeği üzerine sembolik olarak sıkılır. İlave olarak limon suyu salamuraya yatırılmış et pişirilmeden önce bir parça kullanılır. Bazı insanlar limonu bir meyve gibi yemeyi sever. Fakat daha sonra sitrik asit ve şekeri dişlerden temizlemek için su kullanmak gereklidir. Limonun sağlık açısından önemi herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Limon C ve B vitaminleri başta olmak üzere birçok vitamini de içinde barındırır. Limon suyunun yaklaşık % 5 asittir. pH değeri 2 ile 3 arasında değişebilir. Limon ; bütün bir yıl boyunca büyümeyi sürdüren, kışın yapraklarını dökmeyen küçük bir ağaç türü ve bu ağacın meyvesidir. Latince adı Citrus × limon dur. Limon ağacının bakımı iyi yapıldığı takdirde meyvesinin vitamin değerleri daha da yükselecek ve verimliliği daha da artacaktır. Bazı kaynaklar limonun flavoroid bileşimlerini içerdiğini ifade ederler. Bunlar antioksidan ve anti-kanser donanımlarına sahiptir. Bu yapı kanser hücrelerinin büyümelerini önler. Limonda bulunan Limoninler ayrıca anti-kanserojen olabilirler. Yüksek miktarda C Vitamini içermesinden dolayı limon Alternatif tıp da tüyo olarak verilebilir. Tonik olarak Gastrointestional tract sindirim sistemi ilacı, bağışıklık sistemi ve deri için. Ayurveda uygulamalarında bir inanış vardır, bir fincan sıcak limon suyu ciğerleri temizler. Japonların Aromaterapi (alternatif tıbbın bir çeşidi) deki çalışmalarında essential oil in buhar şeklinin farelerde stresi azalttığı görüldü. Limon bitkisi "ekşi portakal" ya da Turunç olarak da bilinen Citrus × aurantium ile ağaç kavunu olarak bilinen citrus medica'nın genetik çaprazlanması ile elde edilen doğal hibrit olarak kabul edilen bir türdür. İlk olarak limonun nerede ortaya çıktığı hususu muallak olsa da ilk yetiştirilmeye başlanan ülkeler; Güney Hindistan, Myanmar ve Çin olduğu tahmin edilmektedir. M.S 1.yüzyılda Roma İmparatorluğu döneminde Güney İtalya'ya ulaşan öncü limon meyvelerinin ardından; sonrasında M.S 7.yy'da Limonun Irak ve Orta Doğu'da tarımı yapılır hale gelmiştir.11. ve 16.yy arasındaki dönemde ise Avrupa'ya kadar sokulan limon; neredeyse bütün Akdeniz havzasında yetiştirilir hale gelmiştir. 1493'de Kristof Kolomb Amerika'yı fethedince pek çok narenciye türü gibi limonda bu kıtaya getirilmiş ve ABD'de başta Kaliforniya ve Florida eyaletleri olmak üzere Amerika kıtasının çoğunda yetiştirilir hale gelmiştir.

http://www.ulkemiz.com/limon-ve-limon-agaci-hakkinda-bilgi

Ahtapot Tarifi

Ahtapot Tarifi

Malzemeler: 1-) Bir adet kilo üstü ahtapot, 2-) Bir buçuk çay bardağı zeytinyağı, 3-) Üç diş sarmısak, 3-) Yedi sekiz sap taze soğan, (Veya bir adet kuru soğan) 4-) On beş tane kadar yeşil biber, (Bir ikisi acı olabilir) 5-) Beş adet olgun domates, 6-) Tuz,karabiber, bir kaç defne yaprağı... Hazırlanışı: 1-) Ahtapotun başı ters çevrilir.İç organları çıkartılır.Temizlenir. Derin dondurucuya koyulur.Bir hafta bekletilir. 2-) Derin dondurucudan alınan ahtapot çözdürülür, Su dahil hiç bir şey koyulmadan çelik tencereye alınır.Yanına iki yaprak defne bırakılır.Ağzı kapalı olarak ocağın en kısık ateşi üzerine koyulur. Ahtapot yarım kilodan küçük ise 30 dakika,800-900 gram kadarsa 45 dakika, kilo üstüyse 60 dakika kendi salacağı suda pişirilir.Ateşten alınır Soğumaya bırakılır. Temizlenir.Kuş başı doğranır. 3-) Zeytinyağı kızdırılır.İnce kesilmiş sarmısaklar pembeleştirilir.Soğanlar da eklenip iki üç dakika çevrilir, 4-) Ayıklanıp parmak parmak doğranan yeşil biberler tencereye alınır ve öldürülür, 5-) Hazırlan ahtapotlar tencereye dahil edilir. 6-) Kabukları alınmış ve doğranmış domatesler de üstlerine alınır. 7-) İki yaprak defne koyulur .Yeterince tuz da atılır.Bir çay bardağı sıcak su koyularak kısık ateşte 15 dakika kadar pişirilir.Karabiberle servisi yapılır. Fikret Esmerok

http://www.ulkemiz.com/ahtapot-tarifi

Canlılarda Sınıflandırma Nasıl <b class=red>Yapılır</b> ?

Canlılarda Sınıflandırma Nasıl Yapılır ?

Sınıflandırmanın hiyerarşik düzeni: •       Domain - Archea, Eubacteria, Eukaryote •       Alem - Bitkiler, Hayvanlar, Mantarlar, Protists, Eubacteria (Monera), Archaebacteria •       Filum •       Sınıf •       Takım •       Aile •       Cins•       Türler Örneğin, Avrupa Hare’sinin sınıflandırılması şöyledir: Eukaryote -> Animal-> Chordata -> Mammalia -> Lagomorpha -> Leporidae -> Lepus -> Lepus Europaeus.   1-Eubacteria: •              Prokaryotik ,•              tek hücreli , •              küçük hücrelerden oluşmaktadır.  •              Çekirdek ve zarlı organel yok.•              hücre duvarları peptidoglikan yapılmış 2-Archae (veya Archaebacteria) •              Prokaryotik , •              tek hücreli , •              küçük hücrelerden oluşmaktadır.  •              Çekirdek ve zarlı organel yok .•              Tuz gölleri veya sıcak gibi aşırı ortamlarda yaşayan bakterilerdir,Bunların hücre duvarlarında peptidoglikan yok.  3-Protista •              Eukaryotik,•              tek hücreli veya koloni halindedir. Düzensiz ve büyük ölçüde bilinmeyen alemdir .  Örneğin, bazı protistalar hayvan ve bitkilerin özellikleri sergilemek  ortak taşırlar  4-Mantarlar •              Eukaryotik •              çok hücreli heterotrof canlılardır. •              Besinlerini emerek alırlar.. 5-Bitkiler •              Eukaryotik •              çok hücreli •              Ototrof canlılardır 6-Hayvanlar •              Eukaryotik •              çok hücreli •              Heterotrof canlılardır Doğal (Filogenetik) Sınıflandırma• Canlıların organ yapılarının benzerliğine, dolayısıyla evrimsel akrabalıklarına bakılarak yapılan sınıflandırmadır.• Doğal sınıflandırmada homolog organlar dikkate alınır.• Homolog organlar; Köken ve yapıları aynı,şekil ve görevleri farklı olan organlardır. Homolog organları homoloji inceler. Örnek : İnsanın kolu – Kuşun kanadı – Balinanın yüzgeci• Organları homolog olan canlılar akrabadırlar. Akraba canlıların proteinlerindeki amino asit dizilişleri, embriyonik gelişim evreleri, boşaltım artıkları da benzerdir.• Nicel gözlemlere dayanır.Canlıların sınıflandırılmasında temel alınan bazı özellikler :o Hücre tipi ve sayısı (Ökaryot – Prokaryot) (Hücresel organizasyon) o Embriyo tabakalarının sayısı (Endoderm – Mezoderm – Ektoderm) o Embriyonik örtülerin bulunuşu (Vitellus – Koryon – Amniyon – Allontois) o Vücut boşluğu tipleri (Gastrovasküler – Sölom) o Simetri şekilleri (Bileteral – Işınsal) o Vücutta segmentlerin bulunuşu (Benzer parça) o İskeletin bulunuşu (varsa kıkırdak veya kemik) o Azotlu boşaltım maddelerinin benzerliği (NH3 – Üre – Ürik Asit) o DNA’ daki baz dizilişi o Sistemlerin varlığı (Sindirim, solunum, dolaşım vs.) Ampirik (=Morfolojik) Sınıflandırma Aristonun yapmış olduğu sınıflandırma şeklidir. 1.Canlıları morfolojik benzerliklerine göre sınıflama.(kuş ve sinek) 2.Yaşadıkları çevreye göre sınıflama(havada,karada,suda) 3.Beslenme şekillerine göre sınıflama(etçil,otçul) 4.Analog organlarına göre sınıflandırma Filogenetik (=Bilimsel ,Doğal)Sınıflandırma 1.Köken birliği 2.Genetik benzerliği 3.Akrabalık derecesi 4.Protein benzerliği 5.DNA nükleik asit benzerliği 6.Boşaltım artığı benzerliği 7.Embriyonal orjin 8.Anatomik ve fizyoloji yapı Homolog Organ:Köken ve yapıları aynı ,şekil ve görevleri farklı veya aynı olan organlara denir. Örneğin, "Arının kanadı ile sineğin kanadı."(köken ve görevleri aynı) Analog Organ:Kökenleri ve yapıları farklı ,şekil ve görevleri benzer olan organlara denir. Örneğin,"Kuşun kanadı ile sineğin kanadı."(kökenleri farklı,görevleri aynı) NOT:Filogenetik sistematikte 1.Canlıların kromozom sayısı 2.Morfolojik benzerlik 3.Analog organ 4.Yaşanılan çevre dikkate alınmaz.Sistematik Birimler Alem----------->Bitkiler Alemden                                Şube----------->Tohumlu                                             Sınıf------------>Kapalı Tohumlu                              Takım--------->Çift Çenekli                                     Familya------->Baklagil                                           Cins----------->Fasulye                                          Tür------------->Ayşe Kadın Fasulye                         Türe doğru gittikçe 1-Birey sayısı azalır. 2-Çeşitlilik azalır. 3-Ortak özellik artar. 4-Genetik benzerlik artar 5-Akrabalık artar. 6-Protein benzerliği artar. Tür:Sistematikteki en küçük birimdir.Birbirine benzeyen aynı kromozom sayısına sahip,birbirleriyle çiftleştiklerinde kısır olmayan verimli döl oluşturan bireylere tür denir. Tür:  1- Ortak atadan gelen  2- Yapı,şekil,görev bakımından benzer 3- Kendi aralarında üreyebilen 4- Üreyebilen fertler meydana getirebilen bireyler topluluğudur. Tür sınıflandırmanın en küçük birimidir.Binominal (ikili adlandırma) sistemine göre adlandırılır. örn:Homo sapiens-Modern insan örn:Pinus  silvestris-Sarı çam           Binomiminal sistemde ilk ad a) Cins adıdır. b) Büyük harfle başlar. c) Sınıflandırmadaki yerini belirtir d) Farklı   türlerde cins adının aynı oluşu yakın akraba olduğunu gösteri Örn: Pinus pinea, Morus nigra, Populus nigra, Pinus nigra   verilen türlerde cins ismi aynı olan Pinus nigra ve Pinus pinea yakın türdür. (Akrabadır). Binominal sistemde  Ikinci ad. a) Tür adıdır b) Özellik belirtir c) Farklı türlerde aynı oluğu akrabalığı belirlemez. örn: Pinus nigra,Morus nigra,Populus nigra  Tür adları aynıdır ancak akraba değillerdir. *Türler ikili ad ile adlandırılırlar.İlk isim cins adını belirtirken ikinci isim belirleyici addır.İki isim birden türün adını oluşturur. *Cins aynıysa familya,takım,sınıf,şube,alem aynıdır. Sistematikte İkili İsimlendirme Metodu: Pinus pinea(Fıstık çamı) Pinus slvestris(Sarı çam) Pinus helepensis(Halep çamı) Pinus nigra(Kara çam) Pinus buritia(Kızıl çam)A-Hücre Sayısına Göre Canlılar 1.Bir Hücreliler: -Eubakteriler -Arkaebakteriler -Protistalar2.Çok Hücreliler -Mantarlar -Bitkiler -HayvanlarB-Hücre Yapısına Göre Canlılar1.Prokaryot Hücre -Çekirdek zarı yoktur. -DNA ve RNA zarsız,sitoplazma içinde bulunur.-Zarlı organelleri yoktur. -Sadece Ribozom organeli bulundurur. -Hepsi tek hücrelidir.-Organize çekirdeği olmayan hücredir. 1-Eubakteri2-Arkebakteri 2.Ökaryot Hücre-Çekirdek zarı vardır.-DNA ve RNA zarla çevrilidir.-Zarlı organelleri vardır.-Tek hücrelide çok hücrelide olabilir.-Organize çekirdeği olan hücredir. 1-Protista2-Fungia3-Plantae4-Animalia 1-Virüsler: Hücre zarı,sitoplazma,organeller bulunmaz. Enzimleri (Metabolizmaları )yoktur. Protein kılıf ve yönetici molekül(DNA veya RNA) den oluşur. Obligat endo-parazittir. Konukçu Hücre dışında cansızdır.Ancak,ph,ısı ve kimyasal koşullar uygun oldukça canlılıkları devam eder. Canlılara üremeleri,mutasyona uğramaları ve yönetici mol.taşımalarıyla benzer. Antibiyotiklerden etkilenmezler. hücreler virüslere karşı bağışıklık maddesi interferon üretirler. Her virüs özel bir Hücre içinde, çoğalabilir(Enfeksiyon oluşturur) Sınıflandırılması:1-Bakteri virüsleri:DNA taşırlar az miktarda RNA taşıyanları vardır. 2-Bitkisel virüsler:RNA taşırlar. 3-Hayvansal virüsleri:DNA  taşırlar az miktarda RNA taşıyanları vardır. 2-Bakteriler: Prokaryotturlar Enzim sistemleri bulunur,özgün metabolizmaları vardır. Nucleus ve zar sistemlerine ait organeller bulunmaz. yönetici molekülü DNA dır ve nuclear alanda çıplak olarak bulunur. Protein,yağ ve karbonhidrat içeren hücre çeperi vardır. Bazılarında kapsül bulunur. Sitoplazmada :DNA,RNA,ribozom,poliribozom,glikojen,yağ   damlaları bulunur. Hücre zarı kıvrımlarından oluşmuş mesezom ve tilakoid taşıyanlar vardır. 1-Mesezom:oksijenli solunum Enzimleri taşırlar. 2-Tilakoid:klorofil taşırlar. Flagellum(kamçı) taşıyanlar  aktif hareketlidir. Tek veya koloniler halinde yaºarlar.               Sınıflandırılması Şekillerine göre:                          Koloni oluşumuna göre: Gram boyama yöntemine göre:                                                         Solunum biçimlerine göre Beslenme biçimlerine göre:   3-Mavi-yeşil algler Prokaryotturlar. Tek veya koloni halinde yaşarlar. Selüloz çepere sahiptirler. Sitoplazmada klorofil(Yeşil),fikosiyanin(Mavi) pigmentleri taşırlar. Fotosentetik bakterilere benzemekle beraber  farklı olarak  fotosentezde  oksijen açığa çıkar. Mikroskobiktirler. Mantarlarla ortaklaşa likenleri oluştururlar. Havanın serbest azotunu tutarak toprağı verimli hale getirirler. Olumsuz koşullarda endospor oluştururlar Üremeleri: a)Eşeysiz üremeleri sporlarla gerçekleşir,b)eşeyli  üreme görülmez. Örnek:Nostoc  ,Oscillatoria. Protistalar Eukaryotturlar. Serbest ve parazit yaşayanları vardır. Tek ve koloni oluşturan türler vardır. Suda,karada,canlı artıklarında,canlıların vücudları içinde yaşayabilirler. Aktif hareketlidirler. Beslenmeleri yönünden,hayvansal,bitkisel ve mantarsal özellikler gösteren türler vardır. Üremeleri  a)Eşeysiz: bölünerek ve sporla  b)Eşeyli: konjugasyon Önemli sınıflar ve özellikleri:A)Rhizopoda :Kök ayaklılar:(Amipler) Belirgin şekilleri yoktur. Serbest ve parazit olanları vardır. Beslenme ve hareketlerini pseudopod (yalancı ayak) denen sitoplazmik uzantılarla yaparlar. Tatlı suda yaşayanlarda kontraktil koful bulunur. Kontraktil koful hücreye giren fazla suyu ve metabolik  artıkları   hücrenin  dışına atar. Bölünerek (Amitozla) çoğalırlar. Beslenme bütün hücre yüzeyi  ile gerçekleştirilir.(Endositozla-Ekzositozla) B)Cilliata:Silliler(Paramecıum) Tatlı sularda     Kontraktil kofulları vardır. Beslenmelerini ve hareketlerini sillerle  yaparlar. Hücre zarı pelikula denen sert yapıdan oluşmuştur. Pelikuladan hareket organeli siller ve korunma organelleri trikositler bulunur. Pelikula hücreye şekil ve dayanıklılık verir. Besinlerin alınımı hücre ağzı ile sindirim artıklarının atılımı ise hücre anüsüyle olur. İki nucleus taşırlar  a)Macronucleus:Metabolizmadan(Beslenme,solunum,boşaltım ,eşeysiz üreme vb.) b)Micronucleus: Eşeyli üremede görev alır. Üremeleri    a)eşeysiz:Amitozla b)eşeyli:Konjugasyonla  gerçekleşir. Dış uyarıları algılar ve yön değiştirerek tepki verirler.(Hücrede ön ve arka kavramı gelişmiştir.)      C)Flagellata:Kamçılılar: (Euglena) Tatlı sularda yaşarlar. Kontraktil kofulları vardır Beslenme ve hareketlerini kamçılarıyla  yaparlar. Kloroplast taşırlar.(Hem ototrof hem hetotrof beslenirler.) Işığı algılayan göz lekesi sayesinde ışıklı ortamlara doğru hareket ederler. Üremeleri  amitozla gerçekleşir. Besinlerini  hücre ağzıyla alırlar. D)Sporozooa: Sporlular: (Plazmodium) Parazit yaşarlar. Üremeleri sporla olur.(Metagenez görülür:Eşeyli ve eşeysiz üremenin birbirini ardışık takip etmesidir.) Hareket organelleri yoktur.(amoboid  hareket ederler.) Besinlerini hazır aldıklarından besin kofuluları bulunmaz. Hayvansal organizmaların vücudunda yaşadıklarından kontraktil koful taşımazlar.                          Mantarlar  Sentrozom ve kamçı oluşumu yoktur Eukaryot , çok hücreli canlılardır.                                                   Miselyum denen hücre sıralarından Oluşurlar Hücre çeperleri bulunur. Çeper kitinden oluşmuştur Mavi-Yeşil alglerle Likenleri oluştururlar Hücre dışı sindirim  yaparlar.                                                 Hücrelerde besin olarak yağ ve glikojen bulunur Saprofit ,parazit , patojen ve  mutualist beslenirler Sporla çoğalırlar(Metagenez görülür.) Canlı vücudunda ve organik artıklarda bulunurlar. Gerçek  dokusal oluşumları yoktur.  Bitkiler Eukaryot, çok hücreli canlılardır. Hücrelerinde çeper,kloroplast  ve  kofullar bulunur. Dokusal oluºuma sahiptirler. Üremeleri: a) Metagenez(Dölalmaşı) b) Eşeyli üreme ile olur. Su ve karasal ortamlarda  yaşayanları vardır. Ototrof canlılardır. SınıflandırılmasıA)Çiçeksiz bitkiler: Üremelerinde metagenez görülür. Gerçek kök gövde ve yaprak oluşumları yoktur. Bazılarında iletim demetleri yoktur.(Su yosunu,Kara yosunu,vb) Gametofit dölü  sporofit döl takip eder. Gametofit  döl eşeysiz üreme ile(Sporla),Sporofit döl eşeyli üreme ile (Sperm ve Yumurtanın birleşmesiyle) meydana gelir. İlk kök ve iletim demetleri eğreltilerde görülür.   B)Çiçekli bitkiler: Eşeyli üreme görülür.Bazı gruplarda eşeysiz üremede ( Vegetatif üremede)  görülür. Üreme organları çiçeklerdir. İletim demetleri vardır. Gerçek kök gövde ve yaprak oluşumları vardır. Üremeleri tohumlarla olur. Tohumlarının etrafında  meyve olanlara kapalı  tohumlular  olmayanlara  açık tohumlular (Kozalaklılar) denir. Kapalı tohumlularda tohumda bulunan çenek sayısına göre  1-Tek çenekliler(Soğan ,Lale, Zambak) 2-Çift çenekliler(Ella ,Nohut , Fasulye vb.) Hayvanlar           Çok hücrelidirler. Hetotrofturlar.Holozoik ve parazit beslenirler. Aktif hareket edebilirler Eşeyli ürerler.Bazı gruplarda eşeysiz üremede (Vegetatif üreme) görülür. SınıflandırılmasıA)Omurgasızlar:a)Süngerler: En ilkel çok hücreli hayvanlardır. Tatlı ve tuzlu sularda yaşarlar Sesil (Hareket edmezler.)  canlılardır. Vücudları iki deri tabakasından  oluşmuştur.   a)Ektoderm   b)Endoderm Dokusal oluşum yoktur. Vücut oldukça  basittir. Eşeyli ve eşeysiz (tomurcuklanarak:gemula) üreyebilirler. Vücudlarında organik ve inorganik artıklardan oluşmuş iç iskelet vardır. Vücudları porlarla kaplıdır. Beslenmesini porlardan giren su ile taşınan  besinlerle  sağlar. Solunum ve boşaltımı  derileriyle(Vücud yüzeyi )yaparlar. b) Sölentereler                                                               Tatlı ve tuzlu sularda yaşarlar. Vücudu iki deri tabakasından oluşmuştur (Ektoderm ve endoderm). Üremeleri eşeyli ve eşeysiz(Tomurcuklanma) olur Bazılarında  döl almaşı (Metagenez) görülür. Tek açıklıkla dışa açılan sindirim boşlukları vardır. Hem hücre içi hem hücre dışı sindirim vardır. Sesil ve aktif hareketli olanlar vardır. Diffüz(Agis) sinir sistemine sahiptirler. Hücreleri ( kas ,sinir epitel vb.) farklılaşmıştır Solunum ve boşaltımlarını derileri ile yaparlar. c) Solucanlar Vücud üç deri tabakasına sahiptir Serbest ve parazit yaşayanları vardır. Eşeyli ürerler Rejenarasyon yetenekleri  vardır ve üremeyle sonuçlanır. İp merdiven sinir sistemleri vardır. Organ ve sistemleri  gelişmiştir. Solunumlarını derileri ile yaparlar. Su  kara ve diğer canlıların vücudları içinde yaşarlar. -Yassı solucanlar İlk üç deri tabakasına (Endoderm,mezoderm,ektoderm) sahip canlılardır. İlk sistemleşme bu canlılarda görülür.(Sinir , boşaltım vb.) Tek açıklığı bulunan sindirimleri  sistemleri vardır. Bu sistem aynı zamanda dolaşım sistemi olarakta görev yapar. Yüksek rejenarasyon yetenekleri vardır ve üremeyle (Vegetatif üreme) sonuçlanır Serbest ve parazit yaşayanları vardır. Boşaltım organları pronefridyumlardır. -Yuvarlak solucanlar İlk sindirim sisteminde iki açıklık(Ağız ve anüs) bu canlılarda görülür. Serbest  ve parazit yaşayanları vardır. Üreme,sinir ve boşaltım sistemleri gelişmiş  solunum ve dolaºım sistemleri yoktur. Eşeyli ürerler ve ayrı eşeylidirler -Halkalı solucanlar İlk kapalı dolaşım bu canlılarda görülür.                              Solunum deri  ile yapılır. Vücudu halkalardan oluşmuştur.                           Sindirim sistemleri farklı görev yapan organlardan oluşur. Boşaltım organları nefridyumlardır.                      Çoğu hermafrodittir. d) Yumuşakçalar Suda ve  karada yaşarlar. Suda  yaşayanlar  solungaç karada yaşayanlar  kitapsı akciğerlerle  solunum yaparlar. Karından bacaklarla hareket ederler. Bazılarında evcik bulunur.(Dış iskelet ödevi görür.) Açık dolaş sistemi vardır. Genelde eşeyli ürerler.Bazı türler hermafrodittir.(Bir canlıda hem erkek hem diºi organlar bulunur ve kendi) kendini dölleyebilir. Boşaltım nefridyumlar la sağlanır. Duyu organları gelişmiştir e)Kabuklular: Vücudları sert bir kabukla örtülüdür.                                     Vücudları segmentlerden oluşmuştur. Suda  yaşarlar.                                                                                Açık dolaşım  vardır.  Eklemli üyelere(Hareket organlarına ) sahiptirler.           Boşaltım maksilla bezlerle yapılır Solungaç solunumu yaparlar.                                                   Sindirim sistemleri gelişkin ve salgı bezleri içerir.          f)Örümcekler: Solunum trake  ve bazı türlerde kitapsı akciğerlerle yapılır.             Boşaltım malpighi tüpleri ile yapılır. Açık dolaşım vardır.                                                                   Sindirim sistemleri gelişkindir Karada yaşarlar.                                                                                    İp merdiven sinir sistemi görülür. Vücudları baş ve göğüsten  oluşur. Dört çift eklemli bacakları vardır. g)Böcekler: Vücudları baş , göğüs , karından oluşur.           Sert(Kitin) dış iskeletleri vardır. İki çift kanat vardır.                                                   Üç çift eklemli bacak vardır. Açık dolaşımları vardır.                                             Trake solunumu yaparlar. Boşaltım organları malpighi tüpleridir.                              Yumurta ile ürerler.Metamorfoz(Başkalaşım) geçirirler. Petek gözlere sahiptirler.                                       Vücud hareketi çizgili kaslarla sağlanır. Vücud segmental yapıya sahiptir. h)Çok ayaklılar: Eklemli bacakları  oldukça çoktur.                                        Boşaltım malpighi tüpleri ile yapılır. Vücud segmentlerden oluşmuştur.                                   Solunum trakelerle yapılır Vücud baş ve gövdeden oluşmuştur.                                              Karada ve nemli yerlerde yaşarlar. I)Derisi dikenliler: Denizlerde yaşarlar. Vücudlarında kalkerli iç iskelet bulunur.                                          Beslenme ve hareket ,  kanal ve tüp ayaklarda oluşan su hareketi ile sağlanır. metamorfoz geçirirler. Solungaç solunumu yaparlar. Açık dolaşımları vardır. B)Omurgalılar Dokusal  özellikte  iç iskelet(Omurga) taşırlar. Eşeyli  ürerler. Kapalı dolaşıma sahiptirler. Hepside holojoik beslenir. Gelişkin sinir sistemine ve duyu organlarına sahiptirler. Solungaç , akciğer ve deri solunumu görülür. Su ve kara yaşamına uymuş sınıflar vardır. Boşaltım organları böbreklerdır. Sadece kurbağalarda  ileri  metamorfoz  görülür. Sınıflandırılması a-Balıklar: Yumurta ile ürereler Derileri pullarla kaplıdır Yüzerek hareket ederler Kalpleri 2 odacıklıdır Değişken vücud ısılı canlılardır Solungaç solunumu yaparlar Suda yaşarlar b-Kurbağalar: Yumurta ile ürereler Derileri çıplaktır Yüzerek ve yürüyerek hareket ederler Larva döneminde suda yaşarlar,ergin dönemde suya bağlı karada yaşarler Larva döneminde solungaç ergin dönemde akciğer ve deri solunumu yaparlar. Kalpleri 3 odacıklıdır Değişken vücud ısılı canlılardır c-Sürüngenler:  Yumurta ile ürerler Derileri plaklarla kaplıdır Sürünerek hareket ederler (Suda yüzerek hareket ederler.) Karada  veya suya bağlı karada yaşarlar Akciğer solunumu yaparlar Kalpleri 3-4 odacıklıdır Değişken vücud ısılı canlılardır d-Kuşlar: Yumurta ile ürerler Derileri tüylerle kaplıdır Uçarak hareket ederler Karada yaşarlar Akciğer solunumu yaparlar Kalpleri 4 odacıklıdır Değişmez vücud ısılı canlılardır e-Memeliler Doğurarak ürerler Derileri kıllarla kaplıdır Karada veya suda yaşarlar Yürüyerek,uçarak ve ya yüzerek hareket ederler Akciğer solunumu yaparlar Kalplerei 4 odacıklıdır Değişmez vücud ısılı canlılardır Gagalı,Keseli ve Plasentalı memeli olmak üzere üç grupta incelenir.

http://www.ulkemiz.com/canlilarda-siniflandirma-nasil-yapilir-

Telefonda Ses İletimi Nasıl Gerçekleşir?

Telefonda Ses İletimi Nasıl Gerçekleşir?

Günümüz teknoloji ve iletişim dünyasının en önemli nesnelerinden birisi olan telefon, artık hayatlarımızın birer parçası olmuş durumda. Haberleşme alanında kullanılmakta olan telefonda sesler diğer tarafa elektrik sayesinde gönderilir. Yani elektrik devreleri olmadan görüşme yapılamaz.Telefon Konuşmasında Gerçekleşen OlaylarElektrik devresi üzerinden telefon konuşmalarının yapılmasında ortaya çıkan bazı olaylar vardır. İlk önce ses enerjisi oluşur ve bu enerji, mekanik enerjiye dönüştürülür. Ortaya çıkan mekanik enerji de değişime uğrayarak elektrik enerjisine dönüşür. Oluşan bu enerji karşı tarafa nakledilir. Nakledilen elektrik enerjisi de değişime uğrayarak nakledildiği tarafta manyetik enerjisine dönüşür. Fakat dönüşüm işlemleri burada bitmez. Ardından manyetik enerji değişerek mekanik enerjiye dönüşür ve en son olarak bu enerji türü ses enerjisine dönüştürülür. Durum biraz karmaşık gibi gözükse de, burada gerçekleşen olan ses enerjisinin karşı aktarılması için değişmesi ve sonradan yine kendine gelmesidir. Tabi bu işlemler telefon konuşması sırasında saliseler içerisinde gerçekleşir.Telefon konuşmaları sırasında, telefonda konuşan kişilerin sanki birbirine çok yakın hissetmelerinin asıl nedeni, elektrik titreşimlerinin saniyede 200-300 km arasında yayılmasından dolayıdır. Bu hız, en uzak mesafelerden yapılan telefon görüşmelerinin kalitesini belirleyen etkenlerden birisini oluşturmaktadır. Telefon işlevi gören aletlerde, görüşme yapabilmek için temel bazı sistemler bulunur. Mikrofon akım kaynağı, ses alıcı, ses verici, devre açıp kapayıcı, çağırma kadranı, çağırma ve çağrılma düzenleri telefonda bulunan temel parçalardır.Otomatik ve manuel santrallere bağlı olan telefonlar birbirlerinden farklı yapıdadırlar. Fakat bu farklılığa rağmen yukarıda sayılan temel parçalar bu telefonlarda bulunmaktadır. Bu parçalardan telefon ahizesinin görevi, sesi ilk önce elektrik enerjisine sonra da bu enerjiyi sese çevirmektir. Otomatik türdeki telefonların ahizesi kaldırıldığında, telefonla santral arasında bir elektrik devresi kurulur. Ardından ahizeden ton sesi duyulmaktadır. Numaratörden rakamlar tuşlandığında, kurulan elektrik devresi hangi rakam tuşlanırsa o kadar açılıp kapanma işlemine uğrar. Devrede meydana gelen bu açılıp kapanmalar, santralde yer alan devreler aracılığıyla gerçekleşmektedir.Telefonun asıl işlevi olan haberleşme, sadece konuşma şeklinde yapılmaz. Bu tür haberleşme işlemlerinde ise lokal santrallere bilgisayarlar yerleştirilir. Bu bilgisayarlara telefonlardan sinyal gönderilir ve bilgisayar aldığı sinyalin cinsine göre seçim yapar. Bu seçimin ardından sinyal sayısal telefon, teleks, analog telefon ve televizyon bilgi işlem türlerinde terminallere ulaştırılmaktadır. Burada, telefon görüşmelerinin yanında teleks, faksimil yazı ve resim, televizyon ve bilgisayar işlemleri oldukça hızlı bir şekilde yürütülmektedir.Günümüzde çok çeşitli haberleşme hatları yer almaktadır. Bu tür hatlar çeşitli sayıda konuşmalar içerir.*İki telden meydana gelen radyo sinyal hattı: 1 kanal içerir.*Analog türde radyo link hattı: 30 kanal içerir.* Sayısal radyo hattı: 1920 kanal içerir.*Çok koldan oluşan koaksiyel hat: 7680 kanal içerir.*Fiberoptik kablo hattı: 10.000 ve üstü kanal içerir.*Haberleşme uydular hattı:20.000 kanal içerir.İki telden oluşan konuşma devreleri yalnızca şehir içi dağıtım sistemlerinde kullanılmaktadır. Bunun nedeni ise bu hattın sınırlı sayıda kanala sahip olması ve uzak mesafelerde kayıpların oldukça fazla artmasıdır. Haberleşme sistemlerinde radyo yayınlarından yararlanıldığı için çok fazla gelişme göstermiştir. İki kişi arasında meydana gelen telefon görüşmeleri iki yolla yapılabilmektedir. Doğrudan yolla oluşan analog sinyal ile ve bu analog sinyalin sayısal sinyale dönüşmesinden sonra telefon konuşmaları yapılır. Bu türlerden birisi olan analog sinyalin dezavantajlarından dolayı analog sinyal günümüzde daha kullanılmamaktadır. Bu dezavantajlar ise, yankı problemi ve sinyal gürültü seviyesinin çok fazla olmasıdır. Bu nedenle sayısal sinyal sistemi günümüzde kullanılmaktadır.Günümüzde kullanılan sayısal türde sinyal sisteminde palslar yer almaktadır. Palslar kodlanır ve vericiden 0 veya 1 sayısal yayın olarak gönderilmektedir. Bu kodlama eylemi her konuşma için teker teker yapılır ve bunun sonucunda bir antenden binlerce adet konuşma yapılabilmektedir. Bu eylem, böyle bir avantaj sağlamaktadır. İstasyondan yayınlanan binlerce yayın kod çözücüde çözümlenir ve odyo sinyal haline çevrilir. Bu odyo sinyaller, santral mantık devresi denilen bir sistemden geçer ve abonelere ulaşır. Telefon görüşmelerinin yapılmasında çok önemli görevler üstlenen kodlanmış palslar, koaksiyel kablolardan da gönderilme özelliğine sahiptir. Bu kabloların en önemli özelliği ise, kayıpların aza indirgenmesidir. Yine koaksiyel kabloların dışında fiber kablolardan da palslar gönderilmektedir. Fiber kabloların avantajları ise hızı ve kaybı en aza indirgemesidir.Telefon konuşmaları ve telefonların çalışma sistemleri çok karışık gözükmesine rağmen oldukça sistematik bir yapıdadır. Burada radyon sinyalleri ve pals denilen kavram çok önemli bir yer tutar.Yazar: Erdoğan GÜLhttp://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/telefonda-ses-iletimi-nasil-gerceklesir

Otomatik Netleme (Autofocus-AF) Nedir ?

Otomatik Netleme (Autofocus-AF) Nedir ?

Teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikle artık yaşamımızın her alanında teknolojinin nimetlerini görmemiz mümkün. Otomatik netleme teknolojisi de bunlardan birisi. Peki nedir bu otomatik netleme diye bakacak olursak;

http://www.ulkemiz.com/otomatik-netleme-autofocus-af-nedir-

Karadenizin İncisi: Amasra

Karadenizin İncisi: Amasra

Hırçın denizi, fırtınalardan doğal olarak korunan koyları, denizle kucaklaşırcasına, ona kavuşmak istercesine uzanan dik ve göz korkutan kayalıkları ile doğal bir cennet edasındadır Amasra. Bilinen tarih boyunca İstanbul’dan yola çıkarak, Doğu Karadeniz’e hareket eden gemilerin fırtına çıktığında, sığındıkları en güvenli liman olarak deniz tarihinde ki yerini almıştır.Tarihte ne zamandan beri yerini aldığı tam olarak bilinmemekle beraber, illerinde Yunanlıların, Karadeniz sahillerinde ticaret kolonileri oluşturmaya başladıklarında, bu kolonilerin güvenliklerini sağlamak amacıyla askeri birliklerini bu bölgeye yerleştirdikleri bilinmektedir. Farklı zamanlarda değişik isimlerle anılan bu şirin kent, ilk önceleri Sesamos diye adlandırılmış, daha sonraları da Amastris ismi ile adlandırılmıştır. Antik çağlardan beri, hem ticaret erbabının hem de askeri birliklerin ilgi alanına girmiş olan bu şirin kent, pek çok ulusun istilasına uğramıştır. Bunlardan birkaçını sıralayacak olursak, Gasgas, Hitit, Fenike, Lidya, Pers, Pontus, Roma, Ceneviz ve son olarak ta Fatih Sultan Mehmed zamanında Osmanlı İmparatorluğunun himayesine girmiştir. Özellikle Anadolu’nun iç bölgelerinden getirilip batıya gönderilecek olan, buğday ve değerli madenlerin sevkine öncülük eden Yunan kökenli tüccarların uzun süre boyunca akınına uğramıştır. Amasra’nın bu jeopolitik öneminden dolayı daha önceleri de istilalara uğramış olan bu kentte gelip geçen onca kişi ve ticareti yapılan ürüne rağmen, yüzyıllardır değişmeyen ve hala daha yapılmaya devam edilen balıkçılık günümüzde en önemli geçim kaynaklarıdır.Günümüzde kalabalık şehirlerin gürültüsünden, karmaşasından uzaklaşıp, dinlenmek için, yeşil ve maviyi bir arada bulmak isteyenlerin ilk adresi olmuştur. Önceleri birer, ikişer kişi şeklinde gelen misafirler, geri döndüklerinde çevrelerine gördükleri manzarayı anlattıkça ve sosyal medyada da Amasra ile ilgili yazılar ve görüntüler yayınlandıkça insanlar kalabalık gruplar halinde gelmeye başlamıştırlar. Bu sayede bu küçük ve şirin sahil kasabası makûs talihini bir nebzede olsa yenmiş oluyor ve geçim kaynağı olarak sadece balıkçılık değil arık turizmde gelir kaynağı olarak bu şirin ilçeye ekonomik katkıda bulunuyor. Akdeniz sahillerindeki kadar olmasa da Amasra’da artık geçimini turizm gelirlerinden karşılamaktadır. Amasra’nın gelişmesinde ve kalkınmasında 1973 yılında kurulan Türkiye Taş Kömürü Kurumuna bağlı olarak kurulan, Amasra Bölge Müdürlüğü’de katkı sağlamaktadır.Amasra’da bulunan tarihi eserlerden bahsedecek olursak;Kuş Kayası Anıtı: Kentin girişinde yer alan ve kenti ziyarete gelenleri karşılamaktadır.[kuş kayası.jpg] Roma İmparatoru, Germanios Claudius tarafından, Amasra ve bulunduğu bölgenin valiliğine atanan Gaius Julius Aguilla tarafından M.S. 41 ile 54 yılları arasında yaptırılmıştır. Anıtta Kral Heykeli ve Roma Hâkimiyet Kartalı yan yana gelecek şekilde düz bir kayaya oyularak kabartma şeklinde işlenmiştir. Anıta ait heykellerin ikisinin de baş kısımları tahrip edilmiştir. Anıtta bulunan kitabelerde, ‘Devletlerarası barışın ve dostluğun anısına, İmparator Germanious’un yüceliği için G.J. Aguilla yaptırdı’ ifadeleri yer almaktadır.Bedesten: M.S. 1. yy sonunda veya 2. yy başında Roma Eyalet Meclisi Sarayı olarak yapılmış olduğu düşünülmektedir.45×188 metrelik devasa boyutlara sahiptir. Yapılan incelemelerde ve tarihi Roma harabeleri ile yapılan kıyaslamalara dayanarak, Bedestenin içerisinde yapıldığı tarihlerde kullanılan, mahkeme, borsa yönetim bölümleri ve ticaret işlerinin yürütüldüğü bir bölüm bulunmaktadır ve kentin zamanında buradan yönetildiği düşünülmektedir.Amasra Kalesi: Roma döneminde yapılan kale Bizanslılar, Cenevizliler ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında büyük tamiratlar görmüştür. Küçük yarımadanın üzerine kurulan bu kale yapılan onarımlar ve ilaveler ile orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Kaleden günümüze sadece kalıntıları kalmıştır.Kalenin orijinal genişliği 500 ile 600 metre uzunluğunda dikdörtgen yapıya sahiptir. Kale yapılırken kısa aralıklarla kuleler yapılmış ve böylece hem kalenin duvarları hem de savunma sistemi daha dayanıklı hale gelmiştir. Kale içerisinde eski dönemlere ait taşların, heykellerin ve kitabelerin sıkça kullanıldığı görülmektedir. Kale dışarıya Küçük liman ve Büyük liman kapıları ile açılmaktadır. Artıca iki adette Zindan Kapısı ve Karanlık Yer Kapısı ismi ile anılan kapısı bulunmaktadır. Kale duvarlarında Amasra’da ve kalede hâkimiyet süren devletlere ve kişilere ait armalara sıkça rastlanılmaktadır.PENTAX ImageCenova Şatosu: Cenovalıların kenti işgali sonrasında Amasra Kalesinin içerisine iç kale olarak bilinen bölümü inşa etmiştirler. Büyük liman tarafından girilen şatonun giriş kapısında Cenova arması ve şatoyu yapan ailenin armaları mevcuttur.Kemere Köprü: Roma döneminde yapılmış olan bu köprü, Sorma gir Mahallesi ile Boztepe-Zindan Mahallesini birbirine bağlamaktadır.Amasra Kilisesi: M.S. 9. yy sonlarında inşa edilmiş Bizanslılara ait bir kilisedir. Tuğla işçiliği ile yapılmış olan bu kilise Fatih Sultan Mehmet’in Amasra’yı fethetmesi ile camiye dönüştürülmüştür. 500 yıl kadar cami olarak kullanılan yapı 1930 yılında kullanıma kapatılmıştır.Direkli Kaya: Amasra’da bulunan tarihi kalıntılardan biridir. 7 metre boyunda ki kalıntının yapımı direkli kayaların üst üste dizilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Uç kısmında içi oyularak yapılmış bir havuz göze çarpmaktadır, bu havuz halk arasındaki söylentiye göre Amasrist havuzudur.Bütün bu güzellikleri görmeyi, kısa bir süre içinde olsa doğanın yeşili ile denizin mavisi ile iç içe yaşamayı isteyen herkese, kendilerini sevgi ile karşılayacak olan, doğa ve tarih turizminin yeni cazibe merkezlerinden bir olan Amasra’yı görmelerini tavsiye ediyorum.Yazar: Hikmet Akyol http://www.bilgiustam.com

http://www.ulkemiz.com/karadenizin-incisi-amasra

Pekin Ördeği Yetiştiriciliği - Bakım ve Besleme Teknikleri

Pekin Ördeği Yetiştiriciliği - Bakım ve Besleme Teknikleri

Verim ve diğer olumlu özelliklerinden dolayı ördek yetiştiriciliğinde, Pekin ördeği yetiştiriciliği dünyada kabul görmüştür.

http://www.ulkemiz.com/pekin-ordegi-yetistiriciligi-bakim-ve-besleme-teknikleri

Fermantasyon Nedir Fermantasyon Türleri Nelerdir ?

Fermantasyon Nedir Fermantasyon Türleri Nelerdir ?

Fermantasyon ya da Mayalanma, bir maddenin bakteriler, mantarlar ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla, genellikle ısı vererek ve köpürerek kimyasal olarak çürümesi olayıdır. Fermantasyon anaerobik şartlarda, yani oksidatif fosforilasyon olamadığı durumlarda, glikoliz yoluyla ATP üretimini sağlayan önemli bir biyokimyasal süreçtir. Biyokimyanın fermantasyonla ilgilenen dalı zimolojidir.Fermantasyonda glikoz (veya başka bir bileşik) hidrojenlerini teker teker kaybederek enerji üretimini sağlar. Oksijen olmadığı için bu parçalanma sonucunda ortaya çıkan basit organik bileşikler hücrenin kullanabileceği nihai elektron alıcısı ve hidrojen alıcıları olurlar. Fermantasyonun son adımı (pirüvatın fermantasyon ürünlerine dönüşmesi) enerji üretmese dahi, bu süreç anaerobik bir hücre için önemlidir çünkü glikozun pirüvata dönüşmesi sırasında harcanan nikotinamit adenin dinükleotit'in (NAD+) yenilenmesini sağlar; glikolizin devamı için bu gereklidir. Örneğin alkol fermantasyonunda pirüvattan oluşan asetaldehit, NADH + H+ tarafından etanola dönüşür, bu da hücreden dışarı atılır.Glikozun fermantasyonunda genelde en sık üretilen basit bileşik pirüvat veya ondan türemiş bir veya birkaç bileşiktir: bunlar arasında etanol, laktik asit, hidrojen, bütirik asit ve aseton sayılabilir. Şeker ve amino asitlerin fermantasyonu çeşitli canlılarda görülmekle beraber, bazı ender organizmalar alkanoik asitler, pürinler, pirimidinler ve başka bileşikler de fermente edebilir. Çeşitli fermantasyon tipleri ürettikleri ürünlere göre adlandırılırlar.Fermantasyon terimi biyokimyada oksijen yokluğunda enerji üreten reaksiyonlar için kullanılmasına karşın, gıda sanayisinde daha genel bir anlam taşır, mikroorganizmaların oksijen varlığında yaptığı parçalama reaksiyonlarını da kapsar (sirke fermantasyonu gibi). Biyoteknolojide bu terim daha da genel kullanılır ve büyük tanklarda büyütülen mikroorganizmalara yaptırılan her türlü üretime (proteinler dahil) fermantasyon denir.FermantasyonTürleriGlikozun FermantasyonuAlkol fermantasyonu pirüvatın alkol ve karbon dioksite dönüşümüdür.Laktik asit fermantasyonu iki tipli olabilir: homolaktik fermantasyon, pirüvattan laktik asit üretimidir; Bakteriler arasında Streptokoklarda (örneğin Streptococcus lactis) ve laktobasillerde (örneğin Lactobacillus casei, L. pentosus) görülür. Kaslar da yeterince oksijen almadıkları zaman laktik asit üreterek kısa süreli olarak enerji üretimini sürdürürler. Glikoz başına 2 ATP üretilir.heterolaktik fermantasyon (veya heterofermantasyon) ise laktik asit ile diğer asit ve alkollerin üretimidir. Örneğin E. coli, fosfoketolaz yoluyla glikozdan laktik asit + etanol + CO2 üretip, bu yolla 1 ATP elde edebilir.Laktik asit fermantasyonunun nihai ürünü laktik asittir. Glikoz fermantasyonu ile yalnızca laktik asit üreten organizmalara homofermantatif denir. Glikozu birden çok nihai ürüne (asetik asit, etanol, formik asit, karbon dioksit gibi) fermante eden organizmalar ise heterofermantatif denir. Bu özelliğe sahip olan Lactobacillus, Leuconostoc ve Microbacterium türleri, Enterobacteriaceae familyasından bakteriler (örneğin Escherichia coli, Salmonella, Shigella ve Proteus türleri), ve zorunlu anerobik Clostridium türleri, fermantasyonla CO2, H2 ve çeşitli asitler (formik, asetik, laktik, süksinik gibi) veya nötür ürünler (etanol, 2,3-butilen glikol, bütanol, aseton, vd.) üretirler.Karışık asit fermantasyonu: Enterobacteriaceae grubunda görülür. Pirüvat'tan asetat ve format, veya pirüvat, suksinik asit ve formik asit meydana gelir ve glikoz başına 3 ATP elde edilir. Düşük pH'de (pH 6'dan küçük) formik asit CO2 + H2'ye dönüşür. Clostridium türleri de karışık asit fermantasyonu yapar butirik asit fermantasyonu: Asidojenik bir bakteri olan Clostridium tyrobutyricum ATCC 25755 başlıca fermantasyon ürünleri olarak bütirat, asetat, CO2 ve H2 meydana getirir.solvent fermantasyonu: Bazı Clostridium türleri şekerleri asetik asit ve bütirik aside dönüştürüp sonra bunlardan aseton ve butanol yaparlar.bütandiol fermantasyonu Erwinia-Enterobacter-Serratia grubunun özelliğidir, son ürün olarak bütandiol oluşur.Propionik asit fermantasyonu Bu fermantasyonda pirüvat oksaloasetik asite dönüşür, bu süksinik asite indirgenir, o da propionik aside dönüşür. Bu süreçte 9 karbondan sadece 1 ATP oluştuğu için bu yolu kullanan bakteriler çok yavaş büyür.Amino asit fermantasyonu (Stickland Fermantasyonu)Bu fermantasyon türü çürüme sırasında olur ve karbonhidrat yokluğunda, proteinden beslenen Clostridium cinsi bakteriler tarafından yapılır. Bazı amino asitler elektron alıcısı, bazıları da elektron vericisi olarak işler ve reaksiyon sonunda çeşitli kötü kokulu ürünler oluşur. Amino asit başına 3 ATP molekülü üretilir....Enerji üretimiGlikoliz, anaerobik şartlarda ATP'nin tek kaynağıdır. Fermantasyon ürünleri tamamen oksitlenmemiş olduklarından kimyasal enerji barındırırlar. Ancak, oksijenin (veya başka daha yükseltgenmiş elektron alıcılarının) yokluğunda bunlar daha fazla metabolize olamadıklarından hücre için artık üründürler. Bu yüzden fermantasyon yoluyla ATP üretimi, pirüvatın kabon dioksite kadar tamamen yükseltgendiği oksidatif fermantasyona kıyasla daha az verimlidir. Fermantasyonda glikoz başına iki ATP molekülü üretilmesine karşın, aerobik solunumda bu rakam net 38 ATP dir. Enerji randımanı düşük olsa da, oksijen eksikliğinde yaşama olanağı sağladığından dolayı fermantasyon pek çok canlıya bir avantaj sağlar.FermantasyonunTarihçesiFransız kimyageri Louis Pasteur 1857'de fermantasyon etmeninin canlı maya hücreleri olduğunu bulmuştur. 1907 Nobel Kimya Ödülünü kazanan Eduard Buchner, fermantasyonun canlı hücrelere has bir olay olmadığını, maya hücrelerinin parçalanması sonucu elde edilen öz suyun da fermantasyon gücüne sahip olduğunu göstermiştirBuchner'in bu sıvıda fermantasyon kuvvetine sahip etmene "zimaz" adını vermişti. Zimaz'ın aslında tek bir etmen olmadığı, izleyen yıllarda keşfedilen alkol dehidrojenaz, pirüvat dekarboksilaz, heksokinaz, glikoz fosfat izomeraz, pirüvat kinaz, enolaz, fosfofrüktokinaz ve aldolaz gibi enzimleri ortaya çıktı. Danimarka'daki Carlsberg araştırmacılarının bira mayalanması üzerindeki çalışmaları sayesinde hem maya hem de fermantasyon hakkında pek çok bilgi edinildi.

http://www.ulkemiz.com/fermantasyon-nedir-fermantasyon-turleri-nelerdir-

 Kaz Yetiştiriciliği - Kaz ırkları  ve Kaz Bakım Teknikleri

Kaz Yetiştiriciliği - Kaz ırkları ve Kaz Bakım Teknikleri

Hayvansal kaynaklı protein tüketiminin arttırılması ucuz üretim ile mümkündür. Kanatlı etleri ise bu bakımdan ucuza mal edilebilen hayvansal bir protein kaynağıdır.

http://www.ulkemiz.com/kaz-yetistiriciligi-kaz-irklari-ve-kaz-bakim-teknikleri

Hindi Yetiştiriciliği - Hindi büyütme ve bakım teknikleri

Hindi Yetiştiriciliği - Hindi büyütme ve bakım teknikleri

Dünya nüfusundaki hızlı artış, beslenme sorununun önemini ortaya koymaktadır. Bu durum yeni kaynaklar aramaya ve alternatif besin maddelerine yönelik araştırma yapmaya ihtiyaç duyulur hale getirmektedir.

http://www.ulkemiz.com/hindi-yetistiriciligi

Herbaryum Nedir ? Herbaryum Teknikleri Nelerdir ?

Herbaryum Nedir ? Herbaryum Teknikleri Nelerdir ?

Kurutulmuş bitki örneklerinin belli bir sistemle düzenlenerek saklandığı yerdir.Doğadan toplanan bitki örnekleri preslenerek kurutulur. Özel kartonlar üzerine yapıştırılır. Karton üzerinde bitki örneğinin familya ve tür ismi ile örneğin toplandığı yer, toplandığı yükseklik ve tarih, örneği toplayanın adı, örneği adlandıran kişinin adı ve diğer bilgiler (habitat, habitus özellikleri) yer alır. Örnekler tür, cins, familya olarak gruplandırılır. Özel dolaplar içinde yatay olarak muhafaza edilir. Herbaryum Yapmanin Amacı Herbaryum yapmanin amaci çalisan kisiye göre degismekle birlikte genel olarak su sekilde siralanabilir; a) Bitkiyi tanimak, b) Bitkinin varligini kanitlamak (bitkinin nerede ve ne zaman yetistigini ögrenmek), c) Daha sonraki bitkilerle ilgili konularda çalismak, d) Bitkiye ulasilmasinin mümkün olmadigi zamanlarda elde hazir materyal bulunmasini saglamak, e) Hastalik ve zararlilara konukçuluk yapan bitkileri toplamak, daha sonra teshiste kullanmak. Herbaryum Örneklerinin Kullanim Alanları Herbaryum örneklerinin kullanilma amaçlari ise asagidaki gibi siralanabilir; a) Herbaryumlarda bulunan bitki örnekleri, morfolojik çalismalar yaninda söz konusu bitkinin kök, gövde, yaprak ve çiçek gibi degisik organlarinin mikroskobik olarak incelenmesinde materyal olusturur. b) Florasi incelenen bölgelerde, bitki gruplarinin dagilisi büyük oranda herbaryum kayitlarina göre belirlenir. c) Bitkisel üretim, ekoloji ve taksonomi gibi konularda, okul içi egitimde ögrenim amaçli herbaryumlardan faydalanilmaktadir. Ögrencilere özellikle iklim ve mevsimin uygun olmadigi ortamlarda, bitki karakterlerinin gösterilmesi, cins ve türlerin tanitilmasi, herbaryumlardaki bitki örnekleri ile pratik olarak gerçeklesir. d) Çayir - mera vejetasyonlarini olusturan türlerin, süs bitkilerinin, kültür bitkilerinin ve yabanci otlarin teshisinde herbaryumlar en degerli kaynagi olusturur. Zira son yillarda taksonomik yayinlari inceleyerek bitki tanima teknigi önemini büyük ölçüde kaybetmistir. e) Özellikle tür ve varyete isimleri temel kabul edilerek, düzenlenen herbaryumlardaki bitki örnekleri kromozomlarla yapilan poliploidi çalismalarinda (zaman içinde seri olustugundan) degerli birer belgesel kayit anlami tasir. f) Entomolojik ve fitopatolojik çalismalarda konukçu bitkiye bagli teshislerde de büyük önem arz eder. Herbaryumda Örneklerin Düzenlenmesi Her bitki koleksiyoncusu, belli bir amaçla topladigi malzemenin tasnifine yönelik sorunlarla karsilasabilmektedir. Herbaryum hangi bakimdan kurulmak ve devam ettirilmek isteniyorsa, basit olarak tasarlanmalidir. Iyi düsünülmüs bir yapi ve açik seçik bir düzenleme, her bitkiyi hizli bir sekilde bulmamiza yardimci olur. Her bitki koleksiyonu basit bir alfabetik siralama ile düzenlenir. Çiçekli bitkilerde, familyasina göre düzenleme yapmak yeterli olmaktadir. Fakat pratik nedenlerden dolayi alfabetik siralama tercih edilir. Böylece cinslerin bulunmasi kolaylasir. Cinslerin içinde bulunan türlerin siralamasi da alfabetik olarak yapilir. Familya siralamasin da ise bitki topluluklarina ait eserlerden yararlanila bilinir (Stehli und Brünner, 1981). Toplanan bitkiler, biyolojik sisteme göre (tür, cins, familya, takim, sinif) düzenlenebilir veya akrabalik iliskilerine göre bir arada tutulabilirler. Her iki yöntemin de olumlu ve olumsuz yönleri vardir. Sinifina, takimina, familyasina, cins ve türüne göre biyolojik sirayla düzenlenmis koleksiyon sayesinde biçimsel olarak birbirine benzeyen bitkiler iyi karsilastirila bilinirler. Biyolojik sisteme göre düzenlemenin temel birimi tür dür. Bunu takip eden basamak, genelde daha fazla türü kapsayan cins (genus) tir. Cinsler ise familya'da toplanirlar. Bunlar, biyolojik sistemdeki isaretlere göre benzerlik gösterirler. Tür, ayni atadan gelen ve birbirleriyle çiftleserek fertil döller verebilen bireyler topluluguna denir. Fakat önemli türleri birbirine benzer olabilen bitki topluluklarinin biyolojik sisteme göre tek tek düzenlenmesi yorucu olmaktadir. Eger koleksiyon faaliyetinde daha fazla bitki topluluguna yönelme olursa, bitki sosyolojisine göre tasnif amaca uygun olur. Bunlar disinda herbaryumlar, tedaviye yönelik bitkilerin kurutulmus yapraklarina, çiçeklerine, türüne, bitkinin bünyesindeki alkoloidlere ve glikozitlere göre düzenlene bilinir. Bitkinin Bulundugu Yer ve Çevre Her bitki türü yeryüzündeki bütün kitalar üzerinde yaygin degildir, bazi türler belirli bir bölgeye aittir. Bir bitki doga içinde sistemin bir parçasi olarak görülmelidir. Sicaklik, su, toprak, isik gibi dis faktörler bitkilerin yasama imkanlarini belirlemektedir. Farkli bir bitki de ihtiyaçlarina uygun bir ortam buldugunda o yere yerlesebilmektedir. Böyle düzenli bir ekolojik dönüsüm bitki türlerinin tesadüfi olarak ortaya çikmadigini belirlemektedir. Bir çok tür, bulunduklari yerin çevre sartlarina bagli olarak, birbiriyle ve diger bitki türleri ile rekabet halindedir. Bu sekilde iklim ve rekabete dayanan, tarihsel bir iklim süreci kosullari ile, bitki türlerinin kombinasyonu sonucu bitki topluluklari olusmustur. Bitki topluluklarini, ekolojik iliskilere bagli çevre faktörlerini, bitki gelisimlerini, türlerini ve yayilimlarini Bitki Sosyolojisi bilimi incelemektedir. Süphesiz koleksiyonun olusturulmasinda, bitkilerin bulundugu yerlerin en küçük ünitesine kadar siniflandirilmasina çalisilmalidir. Bu ise, çok büyük deneyim isteyen bir konudur. Çalisma baslangiç olarak kaba bir sekilde fundalik, alçak çayirlik, yaprakli agaçlar ormani olarak siniflandirilabilir. Dogal bitki topluluklarinin yani sira insan müdahalesiyle ortaya çikmis çesitli türlerle de (çayir, tarla vb.) ilgilenebiliriz. Bunlar bitki sosyolojisinin karakter türleri olarak tanimlanirlar ve bitki sosyolojisine ait birimlerin isimlendirilmesinde büyük rol oynarlar. Tam bir çalisma için ilk önce kolay görülebilir ve açik karakterize edilmis bitki toplulugunu seçmek gerekmektedir. Örnegin; yüksek bataklik çayin ve su bitkileri gibi (Stehli und Brünner, 1981). Bitkinin Bulundugu Yer Hakkinda Notlar Öncelikle bulunan türün adi, araziden toplanma, sira numarasi, tarih ve bulundugu yer bir kagida veya etikete yazilir. Bir deftere bu bilgiler aktarilir. Bulundugu yer, toprak durumu (islak, nemli, kuru, balçik, kum, humus, besin degeri düsüldügü v.b.), isik durumu, örnegin diger bitkinin gölgesinde olmasi gibi bilgiler de verilir. Bütün bu bilgilerle mümkün oldugu kadar bitkinin bulundugu yerin kapsamli bir görüntüsü verilir. Bitkinin fenolojik durumu da belirtilir. Mümkün oldugu kadar bitkinin bir çok parçasi kaydedilir. Böylece bitki sosyolojisi hakkindaki bilgiler verilmis olunur. Bu islemler yeni baslayanlar için kolay degil ve zaman alicidir. Bu sekilde hazirlanan buluntu yeri notlan çok önemlidir. Eger koleksiyonumuzu taksonomik açidan olusturmak istiyorsak, bitkinin gelisme dönemi hakkindaki bilgilere önem vermeliyiz. Örnegin; çiçek rengi, kokusu, çiçeklenme sekli ile süresi, tek veya çok yillik olusu ve reçinesi taksonomik isaretlerdendir (Stehli und Brünner, 1981).Herbaryum Yapiminda Bazi Önemli Kurallar Dogayi korumak iyi bir koleksiyoncu için en basta gelen yasa olmalidir. Korunulan bitkilere ait tam bilgiye sahip olmak, yasalara karsi kasitli olmayan durumlar karsisinda koleksiyoncuyu korur. Bitkiler özenle toplanmalidir. Toplama esnasinda bitkinin korunmasi zorunludur. Çignenen bitkiler ve hos görünmeyecek sekilde açilan çukurlar koleksiyoncular için iyi bir izlenim vermez. Buna ilaveten bitkinin diger gelisme devreleri, tohumlan ve meyveleri de toplanmalidir. Materyalin toplanmasinda zamana .ihtiyaç duyulur. Hiç bir zaman bir seferde çok bitki toplamaya çalisilmamalidir. Bitkileri toplayip preslemeden önce renk ve formunun uygunluguna bakmak gerekir. Bir defalik presleme ile is birakilmamali, bitkinin rutubeti sürekli alinmalidir. Aksi halde bitki kurumadan çürür ve çogu zaman da kararir. Preslemeden çikan bitki çok çabuk kirilabilir. Bu nedenle bitkiler kartonlarin arasina konularak saklanir. Toplanan materyal böceklerle bulasiksa, öncelikle temizlenmeli daha sonra preslenmelidir. Kuru bitkiler kolay yanabilir olduklarindan, sigara içilmemeli ve atesten sakinarak çalisilmalidir. Not almada 7 x 10 cm boyutlarinda sert ve suya dayanikli kagitlar ve kursun kalem gereklidir. Böylece isim, bulundugu yer, tarih ve gerekiyorsa örnek numarasi yazilir. Mümkünse bitkinin bulundugu yerin bir kaç bölümünü alabilen bir fotograf makinesi ile büyük bitkilerin fotografi çekilebilir. Büyük sapli ve etli bitkileri birkaç parçaya ayirmak için bir ameliyat biçagina (bisturiye) ihtiyaç duyulur. Araziye giderken bitki tohumlarinin toplanmasi amaciyla mutlaka mektup zarfi veya kesekagidi da götürülmelidir. Toplama esnasinda bitkinin adi yazilir, materyal bir evrak çantasina veya prese konur. Evrak çantasinda kaygan kagitli bölümlere yerlestirilen bitkiler, hafif bir baski altinda tutulmus olur. Kesin olarak preslemeden önce laboratuarda düzenleme yapilabilir. Böylece daha yakin bir inceleme yapilmis olur. Rüzgarli havalarda presleme isini laboratuarda yapmak daha uygun olur. Toplanan materyal plastik torbalara da yerlestirile bilinir (Ismi ve bulundugu yeri belirten bir kagit bantla üzerine yapistirilir). Torbalar çantanin içine ayri ayri konur. Yerlestirme esnasinda bitkilerin birbirine baski yapmamasina dikkat edilmelidir. Materyalin nakliyesi söz konusu ise nemli bir gazete kagidina sarilabilir. Çiçekler materyalin üzerinde bulunmalidir. Plastik torba ve nakil kaplari mümkün Oldugunca günesli ortamdan uzak tutulmalidir. Zira, günes isinlari bitki materyalinin rengini bozabilir. Eger bitkiler nemli olarak prese alinirsa bu iyi sonuç vermez. Bu nedenle laboratuarda kisa süre bekletilmelidir. Daha sonra hemen prese alinmali veya teshis çalismalarina baslanmalidir. Binoküler ile küçük çiçeklerin parçalanarak incelenmesi mümkündür. Kesit almada ve meyve çekirdeklerini kesmek için bisturiye göre jilet kullanimi daha uygun olmaktadir (Stehli und Brünner, 1981). Örneklerde teshis karakterlerinin bulunmasi gerekir. Tatminkar bir materyal, genç çiçek ve genç meyvelere sahip olan normal bir habitusta, fakat genis bir populasyondan alinan örneklerdir. Bu özellikler, turu n tam hayat dönemlerini ve degisen özelliklerini verirler. Otsu bitkilerde kök, gövde, taban, gövde yapraklari, çiçek ve meyvenin örnekte bulunmasi teshis için sarttir. Odunsu bitkilerde ise yaprak, çiçek ve meyve bulunan bir dal yeterli olabilir. Soganli ve rizomlu bitkilerde, örnegin; Crocus sp. (Çigdem)'de toprakalti kisminin da alinmasi gerekir. Bitki toplayicisi hangi grup bitkilerin toprak alti kisimlarinin teshis için gerekli olacagini, hangilerinin gerekli olmayacagini bilmelidir. Otsu bitkilerin kök sistemlerinin yeterli miktarda toplanmasi bir bitkinin genel karakterini çizmeye yarar. Bitkilerin solmasini geciktirmek için bitkileri islatmak yerine örnek toplama kabinin alt kismina nemli bir kagit koymak yararlidir. Baska bir yol da; kök kisimlarindaki topraklari temizlenen ve her istasyondan toplanan örnekler büyük birer naylon torbaya konarak içine suya batirilmis sünger atilir ve torbanin agzi sikica baglanir.Böylece pres yapilincaya kadar bitkilerin solmamasi saglanmis olur. Naylon torbalarin içine örneklerin yazildigi etiket de konur. Örnegin Ankara, Beynam ormani, Step, Kuzeye bakan % 30 egimli, taslik yamaç, 1200 m, tarih: 11.4.1990, toplayan: Uzm. Metin KURÇMAN gibi. Bitkilerin araziden toplanmasi sirasinda ayni türe ait birden fazla bitki örnegi alinmalidir. Örneklerden biri herbaryum materyali olarak prese alinirken, digeri adlandirmada kullanilir (Yildirim ve Ercis, 1990). Toplama Çalismalari Için Gerekli Malzemeler Arazi Çalismalari Için Gerekli Malzemeler 1. Bitki koleksiyoncusu araziye çikarken her türlü çevre kosullarini önceden düsünerek, ortamda rahat dolasabilecegi giysiler seçmelidir. Özellikle uygun bir ayakkabi ya da çizme ve ayrica yagmurluga ihtiyaci vardir. 2. Orta boylu saglam ve kullanisli bir not defteri ile bir kursun kalem gereklidir. Deftere arastiricinin verdigi tarla (arazi) numarasi, örnegin alindigi yer, flora hakkinda temel bilgiler, toplama tarihi, bitkinin mahalli adi, biliniyorsa örnegin bilimsel adi, çiçek rengi ve arazinin yüksekligi gibi bilgiler yazilmalidir. 3. Arastirilacak bölgenin haritasi; 1:100.000'lik harita ideal olmakla birlikte 1:250.000'lik haritalar da kullanilabilir. Bitki toplama çalismasi yapilan istasyon harita üzerine isaretlenir. 4. Altimetre (yükseklik ölçer) ve Fotograf makinesi 5. 6x veya l0x büyütmeli bir el büyüteci. 6. Toplanan bitkileri içine koymak için plastik torbalar veya metal çantalar, sünger ve ip. 7. Amaca göre degismekle beraber, 45 x 30 cm. boyutlarinda tahtadan veya metalden yapilmis degisik tiplerde presler ve presleri sikmak için örgü kemerler. 8. Bitkileri toplarken sökmeye yarayan batirici alet (zipkin), kisa sapli kazma, saglam bir kürek, güçlü bir cep biçagi, agaç dallarini ayirmak için bahçe biçagi, acemiler için el biçagi, çaki, budama makasi gibi aletler. 9. Bir pusula. 10. Kurutma kagitlari ve gazete kagitlari (44x28 cm. boyutlarinda), oluklu mukavva, filtreli kagit. 11. Bahçivan eldiveni. 12. Tohumlar için küçük kese kagidi veya kagit zarflar. 13. Su bitkilerini yakalamak için kanca. 14. Canli materyal için islanmaz küçük kutular. 15. Toprak örnekleri için küçük bez torbalar. Laboratuar çalismalari için gerekli malzemeler 1. Binoküler. 2. Bisturi , pens, sapli igne, cimbiz, damlalik. 3. Kurutma dolabi. 4. Herbaryum yapistirmak için karton ve koruyucu metal. 5. Yapistirici. 6. Tohumlarin saklanmasi için küçük siseler. Daha sonra gerekli malzemeler 1. Bitki isimlerinin yazilmasi için etiketler. 2. Teshiste kullanilacak literatürler. 3. Herbaryum dolabi. 4.Herbaryumlari korumak için naftalin yada benzeri koruyucu malzemeler. Örneklerin Toplanma Zamani ve Sekli Toplanacak bitkiler kolaylikla taninabilir büyüklükte olmalidir. Ayrica bitkilerin tanisinda resimli teshis kitaplarina ihtiyaç vardir (Aichele, 1975; Rauh, 1954; Schindelmayr, 1968; Olberg, 1963; Volger, 1962; Bursche, 1963; Rytz, 1989; Özer ve ark., 1996). Yeni baslayanlar için hata yapmak kolaydir. Fazla miktarda toplanan bitkilerin Laboratuvarda götürülmesi kolay degildir. Bitkiler kisa zamanda pörsüyerek bozulabilirler. Ayrica, bitkileri toplamak veya preslemek, daha sonra kurutulmus bitki topluluklarina isim vermek kolay degildir. Böyle malzemenin belirlenmesi deneyim sahibi olmayanlar için mutlaka güvenilir degildir. Deneyimsiz bir koleksiyoncu, bitkilerin sadece siniflarini bulur ve prese koyar, daha sonra deneyimli birine bu konuda danismalidir. Bitkileri en uygun toplama zamani, ögleden önce veya sonradir. Sabahin erken saatlerinde bitkinin üstü çigli olur. Ögle günesinde ise bazi türler gevser. Bitkiler yagmurlu havalarda toplanmamalidir. Bitki yetistigi yerde aranmali, karsilastirarak, seçerek ve itina ile toplanmalidir. Her önüne gelen bitkiyi degil, aksine ayirt edici özelliklere sahip uygun bir örnek alinmalidir. Bitkinin kök kisimlarini sökerken ihtiyatli davranilmalidir. Özellikle çok yillik bitkilerde bitkinin kök kismini sökmekten kaçinilmalidir. Hiç bir zaman ülkeye özgü yani endemik bitki topluluklarina zarar verilmemelidir. Bütün büyük çali formundaki bitkiler parçalar halinde alinmalidir. Istege göre tipik özellikte bir dal seçilebilir. Çiçegin, yapraklarin ve dallarin bir arada bulundugu bir dal seçilebilir. Toplu olarak bitkinin bir fotografi da çekilebilir. Küçük bitkilerden genellikle iki örnek alinir. Zira, bazi türlerde çiçekler ve yapraklar farkli zamanlarda gelisir. Öksürük otunda (Tussilago farfara L.) oldugu gibi. Ayrica meyve ve tohumlar da toplanmalidir. Genellikle kalin sapli olan bitkilerde sapin yarisi alinir, diger yarisi atilir. Böylece bitki daha iyi preslenir (Stehli und Brünner, 1981).  Örneklerin Toplanmasinda Dikkat Edilecek Hususlar 1. Herbaryum örnekleri yagissiz, kuru ve günesli havada alinmalidir. Çünkü uygun olmayan hava sartlarinda alinan örneklerin korunmasi zordur. 2. Bitki örnekleri, üzerinde çalisilabilecek büyüklük ve sayida alinmalidir. 3).Toprak alti kismi çamurlu olmamalidir. Eger çamurlu ise yikandiktan sonra kurutulmalidir. 4). Hastalik ve böcek zarari olmamalidir. 5). Soganli ya da yumrulu ise bu organlar bitkiden ayrilmalidir. Aksi halde bitki bu organlardaki depo besinlerini kullanarak gelismeye devam edebilir. 6). Çiçeksiz bitkilerin örnekleri (Equisetum spp. ) mutlaka spor üreten organlariyla birlikte toplanmalidir. 7). Bitkinin tüm karakteristik organlar ile birlikte örneklenmesi saglan malidir. Bu durum özellikle bitkilerin toprak alti organlarinin da örnekte yer almasi için topraktan sökülmeleri zorunlulugunu ortaya çikarmaktadir. Zira, bitkilerin toprakalti organlari; kök, yumru, sogan gibi degisik organlar olusturmakta ve bunlar bitkilerin teshisinde çok defa ayirt edici temel özellikleri vermektedir. Örnegin; kökleri rizom, stolon ve saçak formunda olan bugdaygillerin teshisinde belirtilen olusumlar anahtar görevi görmektedirler. Genellemek gerekirse; a. Gymnospermlerin (Açik tohumlular) örneklerinde kozalak ve tohumlar bulunmalidir. b. Angiospermlerin (Kapali tohumlular),-Monokotiledon (Tek çenekli) bitkiler çiçekli ve meyveli olmalidir.-Dikotiledon (Iki çenekli) bitkilerde ise çiçek bulunmalidir 8).Diger bir husus ise örneklemenin bitkinin degisik gelisme dönemlerinde birkaç defa yapilmasidir. Böylece çiçeklenme devresinde toplanan bir bitkinin tohum baglama periyodunda örneklenmesi gerçeklestirilecek hazirlanan herbaryumda tüm organlarinin bulunmasi saglanmis olacaktir. 9). Herbaryum için toplanan bitki öreklerinin uzun süre saklanabilmesi ve onlardan çok amaçli yararlanilabilmesi için iyi seçilmis olmalari gerekir (Stehli und Brünner, 1981; Zengin, 1992). Farkli Bitkileri Toplama ve Kurutma Yöntemleri Suyosunlari a)Tatli suyosunlari: Bunlari toplamak için agzi vidali plastik siseler kullanilmalidir. Plankton organizmalar plankton agi ile sudan çikarilarak yogunlastirilirlar. Plankton aglari perlon kumastan yapilmalidir. Fitoplankton agi için hafif seyreklestirilmis aralikli örgüden yapilmis ince tül kullanilir. Bu tülün örgü araliklar yaklasik 56-75 mikron olmalidir. Mikroskobik olan bu organizmalar çesitli yöntemlerle preparat haline getirilerek uzun süre saklanabilirler (Saya ve Misirdali, 1982). Tatli suyosunlari ve tuzu giderilmis deniz yosunlari yaklasik 2-3 cm kadar musluk suyu ile doldurulmus yassi, çukur bir kaba (Örnegin; fotograf banyo kabi) birakilir. Daha sonra yosunun üzerindeki yabanci maddeler (kir, diger suyosunlari, kabuklular ve böcekler vs.) temizlenir. Karton bir levha, yassi ve saglam bir alt levhasi ile birlikte suyosununun altina sürülür. Suyosununun taban kismi asagida olacak sekilde karton üzerine çekilir. Su altinda iken dal kisimlari dogal durumlarina en yakin sekle getirilerek düzeltildikten sonra karton, alt levhasi ile birlikte sudan çikarilir. Sudan çikarilan su yosunlari havada biraz kurumaya birakildiktan sonra filtre kagidi arasinda hafif basinç altinda mümkün oldugu kadar çabuk bir sekilde kurutulur, aksi halde kararir. Daha sonra etiketlenerek saklanirlar. b) Deniz yosunlari: Deniz yosunlan çekme kancasi ile veya elle toplanarak tatlisu ile doldurulmus bir kabin içine konur. Çünkü suyosunlarinin üzerindeki tuz, kurutma esnasinda kristalize olarak mantarlasmayi kolaylastiracagindan bunlarin tatlisuyla eritilmeleri gerekmektedir. Tuzu giderilmis suyosunlari kurutularak karton üzerine tespit edilir. Birçok suyosununun sümüksü hücre zarlari bulundugundan kurutma esnasinda karton üzerine kolayca yapisirlar. Mantarlar Mikroskobik mantarlar (funguslar) üzerinde yasadigi ortam parçasiyla birlikte toplanir. Bu m sporangium (spor yataklari) ve fruktifikasyonlarini (spor olusumlarini) tamamlamis olmalarina dikkat edilmelidir. Funguslar toplandiktan sonra kutu veya cam kaplar içinde kuru halde saklanirlar. Sapkali mantarlar ise bir çaki vasitasiyla topraktan sökülür. Bu mantarlarin tayininde spor renkleri de önemli oldugundan sporlar beyaz bir kagit üzerinde toplanirlar. Bunun için mantarin sapka kismi kesilerek beyaz kagit üzerine konulur. Bir gün sonra kagit üzerine düsen sporlar toplanirlar. Dolayisiyla bu mantarlardan en az iki örnek toplamak gerekir. Bu örneklerden biri herbaryum örnegi halinde saklanir. Ikincisi spor elde edilerek teshiste faydalanmak amaciyla kullanilir (Saya ve Misirdali, 1982). Sapkali mantarlar ya % 70'lik etil alkol veya % 4'lük formal eriyigi içine konularak ya da dondurma - kurutma yöntemi ile kurutularak cam kaplar içinde saklanir. Dondurma-kurutma yönteminde kurutmayi hizlandirmak amaciyla, mantar ince nelerle delinir. Daha sonra kutu içine serilerek dondurma aletinde kurutulur ve saklanir. Mikroskobik olan funguslarda da ayni yöntem uygulana bilinir. Likenler ve Karayosunlari Likenler ve karayosunlari, üzerine gerekli bulgularin yazildigi mektup zarflari veya özel olarak hazirlanan zarflar içine konularak saklanirlar. Odun ve kabuk üzerinde yasayan likenler ve karayosunlari bir çaki vasitasiyla çikarilarak toplanirlar. Tas üzerinde yasayan kuru likenler ise çekiç ve kalem keski ile çikarilarak toplanirlar. Tas üzerindeki nemlenmis likenler çaki ile çikarila bilinirler. Kirilabilen likenler yumusak kagitlara sarilarak tasinirlar. Zarf içine konan liken ve karayosunlari etiketlenir ve herbaryum kartonlari üzerine yapistirilarak saklanirlar. Daha büyük yaprakli karayosunlari ve turba yosununun gametofitleri de ileride açiklanacak olan presleme yöntemi ile kurutulup herbaryum kartonu üzerine yapistirilarak saklanabilirler (Saya ve Misirdali, 1982). Egreltiotlari ve Tohumlu Bitkiler Egreltiotlari ve tohumlu bitkiler mümkün oldugu kadar zarar görmemis olarak kök, çiçek, yaprak, meyve ve tohumlariyla birlikte toplanmalidirlar. Korunmaya alinmis bitkilerin ancak fotograflari çekilebilir. Bunlar toplanmamalidirlar. Zira bunlar az bulunan kaybolmaya yüz tutmus veya endemik bitkilerdir (Saya ve Misirdali, 1982). BITKILERDE ISTENMEYEN RENK DEGISIMLERI Presteki renk degistiren bitkiyi bulmak veya taze yesil yapragin korunmasi sonucunda, zamanla kahverengimsi renge dogru gidisini gözlemlemek koleksiyoncu için istenmeyen olaydir. Bu arzu edilmeyen renk degisimi neye dayandirila bilinir? Bu kötü görünüse engel olabilmek için ne yapilabilir? Bunun için bitkinin mümkün oldugunca çabuk suyu alinmalidir. Canli bitki hücresinde bir düzen ve harmoni vardir, reaksiyonlar biyokimyasal bir süreç içerisinde cereyan etmektedir. Korunma döneminde - bitki koruma yöntemleri-, çok sayida kontrol edilemeyen ve degistirilemeyen olaylar baslatmaktadir. Hücrenin iç basinci (Turgor) gevser ve özsu renk maddesi (Chromogene) plazmanin içine girer. Hücrenin renk degistirmesine neden olur. Adi geçen Chromogene, belirli maya gruplarini harekete geçirir ve kahverengimsi renk degisikligine neden olur. Olay, sivilarin korunmasinda madde içeriginin degisimine ve özsu renk maddesinin erimesine kadar varir. Bunlar sadece birkaç örnektir. Maya (Ferment), sicaklik sayesinde etkisiz hale getirilebilir ve özsu renk maddesinin neden oldugu renk degisimi engellenmis olur. Renk degistirmeye meyilli olan suca zengin bitkilerde kisa süreli isi tavsiye edilir. Genelde kurutmada diger bir yol daha seçilir. Mayalanmaya bagli kosullardaki renk degisikligini genis ölçüde etkisiz hale getirmek gerekir. Bitkinin mümkün oldugu kadar çabuk suyunu alarak, yas kurumalarda mayanin (Ferment) arzu edilmeyen aktivitesine asit ilavesiyle engel olunur. Rengi kuvvetlendirici islemler (kireç tozu, alçi gibi su emen maddeler ve itinali renk açici okside maddeler kullanilarak) ile özellikle yesil yapraklarda iyi bir renk korunmasi saglanabilir. HABITUSU BOZMADAN KURUTMA Bir kap içerisine yerlestirilen kurutulacak materyalin etrafi iyice kurutulmus kum ile dondurulur. Doldurma islemine bitki tamamen kumla örtülünceye kadar devam edilir. Bitkinin durumuna bagli olarak 5-10 gün böylece birakilir. Daha sonra kap hafifçe egilerek kumun akip dökülmesi saglanir. Bu esnada örnegin zarar görmemesi için kumun dökülmesi islemi son derece dikkatli yapilmalidir. Bilinmesi gereken diger bir konu da sudur; bütün kurutulmus bitkiler, özellikle çiçek renkleri isiga çok fazla duyarlidirlar. Bunun gibi benzeri bitki kisimlari günes isiginda uzun süre birakilirsa renkleri solar. Bu nedenle isiga karsi koruma bütün bitkilerde bir yasa gibidir. Buna kesinlikle dikkat edilmelidir. BITKILERIN PRESLENMESI Kisa bir süre için torbalarda korunan veya hemen kurutulmak istenen bitki örneklerinin dogal for ve renklerini koruyabilmeleri için ‘Pres” adi verilen baski araçlarinda kurutulmalari gerekir. Araziden toplanan örnekler, üzerinde bulunabilecek toz ve çamurlar uzaklastirildiktan sonra pres altina ve nem emici kagitlar arasina yerlestirilmis sekilde konmalidir. Pres tahtasinin düzgün yüzeyi üste gelecek sekilde konur. Bunun üzerine yüzeyi üste gelecek sekilde oluklu mukavva ve üzerine kurutma kagidi yerlestirilir. Daha sonra araya bir gazete konulur. Içerisine bitki örnegi yerlestirilir ve kapatilir. Üzerine kurutma kagidi konur ve tekrar bir gazete kagidi açilarak içine bitki örnegi yerlestirilip kapatilir. Üzerine kurutma kagidi konur. Bu islem her bir bitki örnegi için tekrarlanir. Mümkünse 2-5 bitki örnegi bulunan kurutma kagitlari arasina oluklu mukavva veya oluklu metalden yapilmis sert bir malzeme konularak bitkiler arasindan hava akiminin geçisi saglanmis olunur. Böylece, kurutma islemi hizlandirilir. Araya konan oluklu mukavvadan ilkinin oluklu yüzeyi asagiya, ikincisinin ise yukari gelecek sekilde yerlestirilmesi gerekir. Pres belirli bir yükseklige eristikten (20-30 cm.) sonra üzerine kurutma kagidi konur. Onun üzerine de oluklu yüzeyi asagiya gelecek sekilde mukavva, son olarak en üste düzgün yüzeyi alta gelecek sekilde pres tahtasi konularak örgü kemerleri iyice sikilir. Daha sonra üzerine bir agirlik konur. Aradaki kurutma kagitlari her gün degistirilir. Ancak özellikle özsuca zengin bitkilerde ara tabakalar birkaç saat sonra degistirilmeli, filtre kagitlari da yenilenmelidir. Hassas bitkilerde ilk 24 saat içinde ara tabakalarin en az üç defa degistirilmesi gerekir. Daha sonra degistirme islemi günlük olarak yapilabilir. Presler genellikle yan gölge veya hava akiminin oldugu bir yerde kurumaya birakilir. Presi, kurutma islemi esnasinda sicak havali bir odaya da asabiliriz. Bitkilerden suyun uzaklastirilmasi ne kadar hizli bir sekilde yapilabilirse, o derecede renk ve yapi korunmus olur. Bu yüzden presleme olayina özel bir dikkat gösterilmelidir. Genelde kurutma islemi 10-14 günde tamamlanir. Fazla miktarda bitki toplamak ve preslemek gerekiyorsa iki prese sahip olunmalidir. Preslerden birisine taze bitkiler yerlestirilirken, digerinde kurutulmus bitkiler korunabilir. Amatör bir toplayicinin kullanacagi uygun pres ölçüleri 26 x 40 cm.liktir. Presin alt tarafina 10-20 mm. kalinliginda filtreli kagit konulur. Bu presin kuvvetli olmasini Saglar (Stehli und Brünner, 1981). Preslemede Dikkat Edilecek Hususlar 1. Kurutma kagitlari arasina yerlestirilen bitki örneklerinde, yapraklarin alt ve üst yüzeyleri görülebilmeli ve üst üste yigilmadan açarak yerlestirilmelidir. Bu amaçla, üst üste binmis bitki kisimlari, aralarina sokulan filtre kagidi parçalan ile birbirlerinden ayrilirlar. 2. Örnek üzerindeki yapraklar çiçekleri örtmemelidir. 3. Çiçekleri çan ve boru seklinde olan öneklerde, çiçeklerden bazilari uygun bir biçakla kesilip açilmali ve çiçek organlari görülebilir sekilde yerlestirilmelidir. 4. Preslenecek bitki örneginde kopmus olan çiçek, tohum, meyve ve diger küçük parçalar kagit torbalara konularak, asil örnekle birlikte preslenmelidir. 5. Kurutma kagidi ve pres boyutlarindan büyük bitki örnekleri V, W, N seklinde kivrilarak prese yerlestirilmelidir. 6. Soganli bitkilerin toprakalti kisimlari çaki ile ikiye bölünerek, yumrulu olanlar ise yumrulari birkaç yerden igne ile delinerek veya kaynar suya batirilarak yumrudaki nisastanin disari çikmasi saglandiktan sonra pres altina alinmalidir. 7. Kolay kuruyan bitkilerde (çayirlar) ince ara tabaka kullanilir ve presin baski gücünden tamamen yararlanilir. Ancak pres çok ince olmamalidir. Yoksa baski zayif kalir. 8. Özsuyu zengin olan bitkilerde ara tabakalar birkaç saat sonra degistirilmeli, filtre kagitlari da yenilenmelidir. 9. Hassas bitkilerde ilk 24 saat içinde ara tabakanin degisiminin 3 defa yapilmasi yararlidir. Daha sonra günlük olarak degistirilir. Bunu takiben her iki üç günde bir degistirilir. 10. Kalin gövdeli bitkilerde kurutma kagitlari parçalar halinde kesilerek yaprak ve çiçeklerin üzerine yerlestirilir. Aksi halde bitkinin gövdesi kalin, yuvarlak ve çiçekler ince oldugu için gazete kagidina tam degmez ve kurutma sirasinda burusurlar. Herbaryum Yaparken Familya Düzeyinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar (Yildirim ve Ercis, 1990; Seçmen ve Ark., 1995) Alismataceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, erkek ve disi çiçekler toplanmalidir. Amaranthaceae: Olgunlasmis meyve örnegi alinmali, Monoik veya dioik oldugu not edilmelidir. Apiaceae (Umbelliferae): Uzun boylu bitkilerde taban ve gövde yapraklarindan da örnekler alinmali, bitki boyu not edilmeli, özellikle meyveli örnek toplanmasina dikkat edilmelidir. Aracea: Bitki toplanirken meyveli örnek tek basina pek yeterli olmamaktadir. Çiçekler, çiçek durumu, toprak alti parçalari ve yapraklar daha önemli olmaktadir. Aristolochiaceae: Periant'in rengi ve sekli not edilmeli,bir kaç periant açilarak preslenmelidir. Asteraceae (Compositae): Kapitula'daki tüpsü ve dilsi çiçeklerin renkleri ayri ayri not edilmeli, büyük kapitulali örneklerde 1-2 kapitula ortadan ikiye kesilerek preslenmeli, büyük boylu bitkilerde taban yapraklarindan da örnekler alinmalidir. Boraginaceae: Korolla tüpünün iç özelliklerini not etmek yani bogaz kisminda tüylerin veya pulsu yapilarin bulunup bulunmadigim belirtmek,ayrica stamenlerin baglanma yerlerini not etmek; meyveli örneklerden de toplamaya çalismak yararli olur. Brassicaceae (Cruciferae): Cruciferae taksonomisinde meyve özellikleri büyük önem tasidigindan, meyvesiz örneklerin teshisi cins düzeyinde de olsa hemen hemen imkansiz gibidir. Bu bakimdan çiçekli örneklerin yani sira olgun meyveli örneklerin toplanmasina dikkat edilmelidir. Campanulaceae: Korollanin dis sekli ve gözlenebildigi kadariyla kapsüllerin açilis yerleri, stigma, lop sayisi not edilmelidir. Caryophyllaceae: Stilus sayisi ile kapsül dis veya kapaklarinin sayisi not edilmelidir. Chenopodiaceae. Bu familyada monoik ve polygam esey dagilimi yaygindir. Özellikle meyveli örneklerin toplanmasi gerekir. Mümkün olabildigince periant parçalari, stamen ve stiluslarin sayilari not edilmelidir. Bu is için %10'luk el büyüteci gerekir. Türlerin pek çogu halofittir (turlu topraklarda yetisen), çorak ve ruderal yerlere adapte olmuslardir. Çiçeklenme ve meyvelenmeleri geç oldugundan genellikle ideal örneklerin toplanmasi Agustos-Eylül sonlarindan itibaren olmalidir. Convolvulaceae: Birkaç petal yaprak yarilarak preslenmelidir. Cucurbitaceae: Monoik veya dioik esey dagilimi, korollanin sekli not edilmelidir. Cuscutaceae: Üzerinde yasadigi bitki not edilmeli, çiçekli ve meyveli örnekler toplanmalidir. Cyperaceae: Olgunlasmis meyve, çiçek ve toprak alti kisimlari toplanmalidir. Dipsacaceae: Olgunlasmis meyve toplanmali, Kapitula sekli ve çiçek rengi not edilmelidir. Euphorbiaceae: Glandlarin sekli ve rengi gerektiginde çizilerek not edilmelidir. Fabaceae (Leguminosae): Çiçekli ve meyveli örneklerin toplanmasi, korolla renginin not edilmesi gerekir. Geraniaceae: Olgunlasmis meyve, yaprak ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, bitkinin genel durusu not edilmelidir. Iridaceae: Bir kaç çiçek yarilarak preslenmeli; yumrulu örneklerde tunikanin doku sekli ve rengi not edilmelidir. Juncaceae: Meyve ve toprak alti kisimlardan örnekler alinmali, stamen sayisi, yaprak sekli not edilmelidir. Lamiaceae (Labiatae): Stamenlerin sekli, pozisyonu, sayisi ve stilus çikis yeri not edilmelidir. Lemnaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmali, köklerin sayisina dikkat edilmelidir. Liliaceae: Yaprak sekilleri not edilmeli,muhakkak toprak alti organlari ile birlikte toplanmali. Soganli örneklerde ikiye yarilarak preslenmeli, tunikanin doku sekli (ipliksi,levhali,agsi) not edilmelidir. Linaceae: Petalleri çabuk döküldügünden ayri naylon torbalarda korunarak bir an önce dikkatlice preslenmelidir. Loranthaceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, çiçek sekilleri ve hangi agacin üzerinde bulunduguna dikkat edilmelidir. Malvaceae: Çiçek, olgun meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, çiçeklerin rengi not edilmeli ve yarilarak preslenmelidir. Orchidaceae: Çiçek rengi ve sekli not edilmeli.Mümkünse renkli fotografi çekilmelidir. Orabanchaceae: Çiçek rengi ve hangi bitki kökleri üzerinde yasadigi not edilmeli, ayrica gövdeleri succulent (suca zengin) oldugundan boyuna yarilarak veya gövde üzerinde çaki ile boyuna çizilip açilarak preslenmelidir. Papaveraceae: Çiçek rengi ve petallerin sekli not edilmelidir. Meyveli örneklerden de toplanmalidir. Papaver(Gelincik) de petaller çok ince ve kolay döküldügünden bunlar ayri naylon torbalarda toplanmali ve kisa zamanda preslenmelidir. Ayrica preslerken çiçekli kisimlarin altina kagit mendil sermek yararli olur. Poaceae (Gramineae): Anterlerin renkleri; ligulanin bulunup bulunmadigi, sekli, uzunlugu not edilmelidir. Polygonaceae: Meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, bitkinin genel durusu ve çiçek rengi not edilmelidir. Potamogetonaceae: Meyve, stipül ve suya yatik yapraklardan örnekler alinmali, Stipuller düzgün ve kolaylikla görülebilecek bir sekilde pres edilmelidir. Primulaceae: Çiçek, yaprak, olgunlasmis meyve ve toprak alti kisimlarindan örnekler alinmali, çiçek sekli ve rengi not edilmelidir. Ranunculaceae: Meyveli örneklerin de toplanmasina gayret edilmeli; petallerin sayi, renk ve sekilleri, sepallerin geriye dönük olup olmadigi not edilmelidir. Resedaceae: Olgunlasmis meyvelerden örnekler alinmali, çiçek rengi edilmelidir. Rosaceae: Hem çiçekli hem de meyveli örneklerin toplanmasina gayret edilmelidir. Drupa ve elma tipi meyveye sahip örneklerde birkaç meyve ortadan kesilerek preslenmelidir. Rubiaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmali, çiçek rengi not edilmelidir. Salicaceae: Erkek ve disi bitkilerden çiçekli ve yaprakli örneklerin ayri ayri toplanmasina özen gösterilmelidir. Scrophulariaceae: Özellikle Verbascum cinsinin taban ve gövde yapraklarindan örnekler alinmali; stamenlerin sayisi, fiamentlerin tüylülük durumu ve tüylerin rengi, anterlerin baglanis sekilleri not edilmelidir. Korollalari çabuk döküldügünden preslemede itina gösterilmelidir. Solanaceae: Çiçek ve meyvelerden örnekler alinmali, çiçekler yarilarak preslenmeli ve meyve rengi not edilmelidir. Typhaceae: Çiçek ve yapraklardan örnekler alinmalidir. Violaceae: Petallerin rengi, mahmuzlarin rengi ve boyu not edilmelidir. Havalandirmali Presleme Ara kagit tabakalari yerine bu yöntemde oluklu karton veya iskeletli metal folya kullanilir. Iskelet içerisinden sicak hava geçirilir, böylece filtreli kagittan nem buharlasarak uzaklasir. Diger preslere göre üstünlüklerine bakacak olursak; 1- Ara tabakali preslerdeki tabaka degistirme zahmetinden kurtulunur. 2- Hizli su çikisi sayesinde renk çok daha iyi korunur ve yapi bozulmaz. Bu yöntem diger tel kafesli presler için de elverislidir. Paket malzemesi olarak uygun büyüklükte karton iskelet olusturulabilir. Metal folya ise izolasyon amaçli olarak kullanilabilir. Kartonun iskeleti paralel olarak dizilir. En iyisi kartonlari birbirine yapistirmaktir. Uzun süreli dayaniklilik için ince alüminyum levhalar kullanilirsa sicakligi daha çabuk iletir. Karton iskelet zaman zaman degistirilir. Presin doldurulmasi kolaydir; önce filtreli kagit, üzerine karton iskelet, onun üzerine iki tabaka filtreli kagit, gazete kagidi veya sünger karton serilir. Yeniden üzerine karton iskelet konulur. Bu yöntemde sürekli, yumusak bir sicak hava akimi gerekir. Kendi kendimize de basit bir kurutma sistemi yapabiliriz. Sabit bir tahta kutudan olusan bu sistem sikça kullanilan preslere de uygundur. Isitma islemi ampullerle yapilir. Sandigin üzerine konulan bu preslerin içine kutudaki isinan hava girer ve sirkülasyon ile disari çikar. Sicakligi, ampullerin açma kapatma dügmeleri ile ayarlayabiliriz. Ancak 48 saat sonra ilk presteki bitki kurutulmus olur. Çok kuvvetli su içeren bitkiler bu yöntemle bir kaç günde kurur. Ideal olani termostatli olarak düzenlenmis olan kurutma dolaplaridir (Stehli und Brünner, 1981). Ütüleme veya Fotopresli Hizli Kurutma Sistemi Genelde 45 °C ve üzerindeki sicaklik dereceleri kurutmada uygun degildir. Bitkilerde fermantasyona sebep olan renk degisimlerine neden olur. Hizli kurutma ile renkler bozulmadan korunabilir. Bu sirada fermantasyon olayi aktif olmamali, çiçek renkleri zarar görmemelidir. Sicaklik iyi ayarlanmalidir. Örnegin; elektrikli ütü ile yapilacak bir islemde sicaklik seçimi “Sentetik” ayarinda olmalidir. Yani, sentetik kumasi eritmeyecek derecede olmalidir. Basit yöntem; filtreli kagitlar arasindaki bitkinin ütülenmesidir. Bunun için iki sert lifli kartona ihtiyaç vardir. Iki filtreli kagit arasina bitki yerlestirilmis halde bu sert lifli karton arasina konularak, hafif baski ile ütülenir. Filtreli kagittan çikan nem buharlasir. Daha sonra hepsi bütün olarak ters çevrilerek yeniden ütülenir, 20 dakika sonra bitkinin kuruyup kurumadigi kontrol edilir. Kesinlikle uzun süre fazla isi ile ütülenmemelidir, aksi halde bitki kirisir ve dalgali burusukluklar olusur. Elektrikli Fotopreste kurutma yöntemi; Bunda dolgu maddesi, iki filtreli kagit levha ve basit bir örgü bez ile kurutma isi yapilir. Fotopreste ayarlanabilir isi basamaklari vardir. Kurutma süresi her bitkinin su içerigine ve presin isisina göre yarim saatten bir saate kadar sürebilir. Kuruyan yüzeyin bombelesmesi yüzünden küçük bitkiler tercih edilir. Basarili ütü metodunda “Ön çalisma” için kalin, öz suyu bol bitkiler kullanila bilinir (Stehli und Brünner, 1981). Preslenmesi Zor Bitkilere Buhar Islemi Uygulanmasi Bazi bitki türlerinin preslenmesinde çesitli sorunlar ortaya çika bilmektedir. Örnegin Cirsium arvense (Köy göçüren)' de oldugu gibi dikenli yapraklar sorun yaratabilir. Kalin çiçek baslari preste kubbemsilesir, preslenmesi zorlasir. Diger bazi bitkilerde dikenler çok yer tutar ve filtreli kagidi delebilir. Bu bitkiler 2 sert lifli kartonun arasina konularak preslenir. Özsuyu bol ince kabuklu meyveler çizilir ve böylece özsu uzaklastirilmis olur. Büyük meyvelerde yas koruma yapilir. Sogan ve yumru kökler ortadan bölünüp, pörsümesi için önce bekletilmesi önerilir. Çünkü ölü dokular suyu filtreli kagida çok çabuk verirler. Kalin yaprakli etli bitkileri haslamak veya buhara tutmak preslemede kolaylik saglar. Çok saglam yapili bitkiler haslanabilirler. Bu amaçla bitki tele baglanarak birkaç saniye kaynar suya daldirilirlar. Diger bir yöntem de isi islemi özel bir buhar odasinda yapilabilir. Bitkiler levha üzerine yatirilir ve yapisina göre yarim ile iki saate kadar yogun buhara birakilirlar. Daha sonra disari alinip filtreli kagit levhalar arasinda preslenirler. Hizli su alimi ile bitkileri kurutma islemi kismen kisa sürer. Suyun buharlasmasi önce çok hizli olur. Bu yüzden 1 saat sonra ara tabakalar degistirilir. Çiçekler her kisa isitmadan önce bitkiden veya iki saate kadar yogun buhara birakilirlar. Daha sonra disari alinip filtreli kagit levhalar arasinda preslenirler. Hizli su alimi ile bitkileri kurutma islemi kismen kisa sürer. Suyun buharlasmasi önce çok hizli olur. Bu yüzden 1 saat sonra ara tabakalar degistirilir. Çiçekler her kisa isitmadan önce bitkiden uzaklastirilir ve özel olarak preslenirler (Stehhi und Brünner, 1981).Preslenmis Bitkinin Yapistirilmasi Presten alinan bitkiler, karton levhalar arasinda bir tabakaya yapistirilana kadar yeniden korunurlar. Yapistirilacak levha mümkün oldugunca sert kagittan olmalidir. Ince karton bu is için daha uygundur. Böylece bitki kirilmaktan korunmus olur. Levhanin ölçüleri presin ölçülerine uygun olmalidir. Pres ölçüsü 26 x 40 cm olmakla birlikte, levhanin bundan büyük olmasi daha uygundur. Levha ölçüsü genelde 29 x 42 cm, amatörler için ise yaklasik 22 x 34 cm.dir. Koleksiyonun masrafi ve yer ihtiyacinin artmamasi için karar kilinan levha büyüklügü sabit tutulmalidir. Bitki kartona yapistirilirken dikkat edilmesi gereken ilk sey sag alt kösede etiket için yeterli bir yer birakilmasidir. Böylece preslenmis bitki yüzeye düzenli sekilde yapistirilir Bitkinin sabitlestirilmesi için yapiskan bant kullanilmalidir. Burada genellikle 3 mm genislikte kesilen yapistirici bantlar kullanilir. Yapistirici bant bitkiyi sabit tutar ve ihtiyaca göre yeniden açilabilir. Sap ve yaprak, uygun olan ve az zarar görebilecek noktalarindan yapistirilir. Bant sapi iyi çevrelemelidir, aksi taktirde gevser. Köseli kalin saplar söz konusu oldugunda,önce kartonda bir yer açilarak sap buradan geçirilir ve karton ile birlikte yapistirilir. Yapistirici olarak kullanilan bandin seloteyp olmasi tavsiye edilmez, çünkü birkaç yil sonra rengi solar ve yapiskanligini kaybeder. Bu yüzden zamkli kagidi tercih etmek daha dogru olur. Bütün kisimlarin tutup tutmadigim kontrol için herbaryum levhasi dikkatlice ters çevrilir. Bitkinin bütününün levhaya yapistirilmasi iyi degildir. Çünkü daha sonraki arastirmalarda yeniden ayirmak gerekebilmektedir. Bununla birlikte, bu yöntemin kullanilmasi kirilma tehlikesini önemli ölçüde azaltmaktadir. Çünkü bütün kisimlar levha ile sabitlesmektedir. Bu yöntem, yumusak bitkilerde yararli olmaktadir. Laboratuar dersleri için yapilan toplamalarda da s nedeniyle arzu edilmektedir. Cam levha üzerine su ile inceltilmis elastik reçine ince bir tabaka halinde sürülür ve yapistirilmak istenen bitki cam üzerine yatirilir. Bundan sonra pens ile itinali bir sekilde kaldirilip, levha üzerine konulur. Daha sonra kum torbasi veya baska bir agirlikla desteklenmis olan sert lif levha ile 2 saat presleme yapilir. Herbaryumlar böylece kurumaya birakilir. Kalin agaç dallari, ne bandajla, ne de yapistirici ile levha üzerine sürekli olarak sabitlestirilemez. Bu nedenle ip kullanilarak levhaya dikilir. Bunun için levha ince kartondan olmamalidir. Çiçekli bitkilere ait gevsek tohum ve meyveler küçük bir kagit zarf ile uygun olan yerinden levhaya yapistirilir. Çiçekler parçalanarak preslenebilir. Daha sonra çanak, taç yapraklan vb. ayri ayri yapistirilir. Açik renkli çiçekler koyu kartona yapistirilmalidir. Son islem olarak, gerekli verilen içeren etiket sag alt kisma yapistirilir. Küçük olmayan ve ölçülere sahip etiketler kullanilmalidir. Bitki hakkindaki bütün materyaller, örnegin; literatür özeti, gazete kupürü, fotograflar veya yayilim bölgesinin küçük bir taslagi bu levhaya ilave edilebilir. HERBARYUM ÖRNEKLERININ ETIKETLENMESI Toplanip preslenmis materyalin devamli kullanilabilmesi için etiketlenmesi sarttir. Burada bilimsel isimleri kullanmak gerekir. Zorunlu olmamakla birlikte Autor (Yazar) isimlerinin etikete konulmasi önerilir. Örnegin; Bellisperennis L. (Koyun gözü) ‘deki L.: Linne'nin bas harfinde oldugu gibi Autor ismi de bitkinin ilmi isminin yaninda verilir. Eger bir bitki için iki isim geçiyorsa geçerli olan isimden sonra basa Sinonim yazilip parantez içerisinde verilir. Örnegin Cirsium arvense (L.) Scop. (Köygöçüren)'un Sinonimi Serratula arvensis L.'dir (Davis, 1975). Etikette mümkün oldugunca bitkinin toplandigi yer hakkinda bilgi verilmelidir. Cam tüplerdeki tohum koleksiyonlarinda etiket çok küçük tutulmalidir. Sadece bilimsel isim ve düzenleme numarasi yazilabilir. Etiketler için beyaz ve iyi bir kagit seçilmelidir. Okunakli bir yazi, koleksiyona dis görünüs itibariyle iyi not verir. Yazimda uygun bir daktilo da kullanila bilinir. Tükenmez kalem kesinlikle kullanilmamalidir. Çünkü zamanla yazilar silinir. Yazim isinde yazi sablonu da kullanila bilinir. Etiketi yapistirmak için reçine yapistirici kullanilmalidir. Zamk veya kola kullanilmamalidir. Akici preparatlarda etiket, kaplama koruyucu bir yapistirici ile korunmalidir. Bitki örnekleri kartonlara tutturulup, kaydedilen bilgiler etikete yazilir ve sonra kartonun sag alt kösesine yapistirilir. Etiketler degisik ölçülerde olmakla birlikte en çok kullanilanlar 5 x 8; 7.5 x 12.5 ve 11 x 13 cm ölçülerinde olanlaridir. Etiket Üzerinde Bulunmasi Gereken Bilgiler 1. Etiketin üst kisminda herbaryumun uluslararasi adi bulunmalidir. Sayet bitki bir bölge veya ülke florasi çalismasi için toplanmissa,çalisilan bölge veya ülkenin adi etiketin en üstüne yazilabilir, 2. Bitkinin türü, 3. Familyasi, 4. Mahalli adi (yöresel ismi), 5. Toplandigi yer, ekolojisi (bulundugu çevre ve toprak özellikleri), 6. Toplanma tarihi, 7. Yükseklik (bitkinin yetistigi yerin denizden yüksekligi), 8. Toplayanin adi, 9. Teshis edenin adi, 10. Toplayicinin verdigi arazi numarasi (Davis'in Türkiye haritasina hangi karede oldugunu belirten numara). Herbaryum örneklerinin toplanma yeri hakkindaki bilgiler ve örneklerin adlari bir herbaryum listesi haline getirile bilinir. Gelismis bir herbaryumda örnekler hakkindaki bilgiler bir kartoteks sistemine geçirilir. Kartoteks sistemi; toplama tarihi, alfabetik familya, cins veya tür sirasina göre düzenlene bilinir. Bu is için özel olarak kesilmis kartonlar (10x15 cm boyutlarinda) kullanilir. Bu kartonlarin üzerine bitkinin numarasi, bitkinin familya, cins ve tür adi, Türkiye florasinda uygulanan kare nosu, toplandigi yer, yetisme yeri, denizden yüksekligi, toplama tarihi, toplayanin adi ve soyadi, teshis edenin adi ve soyadi ile teshis tarihini yazmak gerekir (Saya ve Misirdali,1982). Kare Sistemi: 36°-42° enlem ve 26° boylamlari arasinda yer al Türkiye, her iki enlem ve boylamdan bir çizgi geçirilerek toplam 27 kare bölünmüstür (Davis,1965). Enlem çizgilerinin arasi A, B, C olar adlandirilirken, boylam çizgilerinin arasi 1, 2, 3.. .9 olarak numaralandirilmistir Dolayisiyla enlem ve boylam çizgilerinin çakismasi ile olusan her kare kendine özgü bir adi vardir. Örnegin C.2 karesi harita üzerinde 1 olarak adlandirilan Mugla, Denizli, Burdur ve Antalya illerinin bir kismini kapsayan karedir. A.6 ise, (2) Samsun, Amasya, Tokat, Sivas ve Ordu illerinin bir kismini kapsamaktadir. ÖRNEKLERIN KORUNMASI Herbaryum ve teshisi yapilan bitki örneklerinin korunmasi ileride yapilacak çalismalar içinde büyük önem tasir. Bunun için örnekler genellikle özel olarak yapilmis dolaplarda korunurlar. Dolaplar, küflenmenin önüne geçmek için rutubetsiz yerlerde bulundurulmalidir. Büyük herbaryumlarda örnekler özel çelik kasalarda korunur. Bu kasalar yangin, tozlanma vb. gibi tehlikelere karsi örnekleri korur. Bitki öreklerinin dolap veya kasalardaki düzeni, familyalar içinde cinslerin, cinsler içinde türlerin alfabetik siraya göre tanzim edilmesi esasina dayanir (Yildirim ve Ercis, 1990). Taksonomik siralamada ayri ayri zarflarda korunan herbaryum türleri, cinslere ait zarflarda toplanmis olurlar. Cins zarflari alfabetik familya dosyalarinda toplanirlar. Herbaryum dosyalari daima hafif baski altinda bulunmali ve daima dik bir sekilde korunmalidirlar. Yiginlasan dosyalara kapak arkasina yapisan ve bükülen karton askilar gerekir. Ayrica açilabilir karton kutular da korumada kullanila bilinir. Levhalar gevsek bir sekilde konulup, birkaç kartonla agirlastirilmalidir. Bir herbaryum mümkün oldugu kadar kuru, tozsuz ve karanlik ortamda korunmalidir. Bitki koleksiyonu yapan kimse mümkün oldugu kadar tam bir koleksiyona sahip olmaya gayret eder.Gittikçe büyüyen bir koleksiyonda ilerleyen çalismalar sonucunda bir liste yapilmaya çalisilarak koleksiyonda eksik olan türler kaydedilir ve böylece o bitkilere dogru bir yönelis baslar (Stehli und Brünner, 1981). Kaynak: Özer, Z., Tursun, N., Önen, H., Uygur, F. N., Erol, D., 1998, "Herbaryum Yapma Teknikleri ve Yabanci Ot Teshis Yöntemleri", Gaziosmanpasa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Yayinlari No:22, Kitaplar Serisi No: 12, Tokat, 214 s.

http://www.ulkemiz.com/herbaryum-nedir-herbaryum-teknikleri-nelerdir-

Fotoğraf Makinesinde Auto (Otomatik) Modu

Fotoğraf Makinesinde Auto (Otomatik) Modu

Bildiğimiz üzere fotoğraf makinemizin üst kısmında mod kadranı dediğimiz bir bölüm var. Bu kısım için çeşitli tanımlar kullanılsa da mod kadranı, ayar kadranı, mod tekeri gibi ifadeler kullanılır.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-makinesinde-auto-otomatik-modu

Bıldırcın yetiştiriciliği - Bıldırcın büyütme ve bakım teknikleri

Bıldırcın yetiştiriciliği - Bıldırcın büyütme ve bakım teknikleri

Bıldırcınlar tavuk ve sülünlerle yakın bir bağa sahiptir. Bıldırcının evciltilmesi 11. yüzyılda Japonya veya Çin’de gerçekleştirilmiştir.

http://www.ulkemiz.com/bildircin-yetistiriciligi-bildircin-buyutme-ve-bakim-teknikleri

Entomoloji Böcek Bilimi Nedir ?

Entomoloji Böcek Bilimi Nedir ?

Entomoloji ya da böcek bilimi, böcekleri inceleyen bilim dalı.Bu bilim dalının uzmanlarına entomolog ya da böcek bilimci adı verilir.Hayvanlar aleminin en kalabalık sınıfı olan Insecta, 700 bini aşkın bilinen türün yanı sıra, en az o kadar tanımlanmamış böcek türünü kapsar. Böylesine zengin bir tür çeşitliliği gösteren böcekler doğal olarak insan yaşamında öbür hayvanlardan çok daha büyük bir önem taşır.Biyolojinin diğer alanları gibi entomoloji de birçok alt dala (sistematik entomoloji, ekoloji, etoloji, fizyoloji vb.) ayrılmıştır. Bu alt dalların çoğunda hem uygulamalı, hem de salt araştırmaya yönelik çalışmalar yapılır. Uygulamalı entomoloji çalışmaları böcekleri zararları ve yararları açısından incelerken, kuramsal araştırmaların amacı tüm böceklere ilişkin temel bilgileri toplamaktadır. Uygulamalı entomoloji, tarla ve bahçe bitkileri yetiştiriciliği ile ormancılık gibi alanlarla yakından ilişkilidir.Bugün çağdaş entomoloji çalışmalarının odak noktası hala taksonominin tanımlama evresindedir ve Lepidoptera (pulkanatlılar) takımından kelebekler ve güveler gibi en iyi incelenmiş gruplarda bile sürekli yeni türler tanımlanmaktadır. Larva erişkin biçimleri birbirinden çok farklı olan tümbaşkalaşmalı böceklerin erişkinleri dışında, böceklerin yaşam evrelerini tanımlamak genellikle son derece güçtür.Adli entomoloji ya da medikokriminal entomoloji: adli tıbba yardımcı olan ya da onun yetersiz kaldığı durumlarda, ceset üzerinde bulunan böcek ve diğer eklembacaklıların ergin ve larvalarından, maktülün ("cesedin") ölüm zamanını doğruya yakınlıkta ya da yaklaşık olarak tahmin etmeye çalışan bir bilim dalıdır.Veterinerlik entomolojisi ya da araknoentomoloji: Böcekler sınıfının Phthiraptera, Siphonaptera, Heteroptera ve Diptera takımlarından böceklerin, Örümceğimsiler (Arachnida) sınıfının Acari alt sınıfından iki takımda (Acariformes ve Parasitiformes) toplanan Uyuz böceği, kene ve akarların ve kabuklular (Crustacea) filumundan hayvan sağlığını tehdit eden eklembacaklıları inceler. Veterinerlik parazitolojisi içinde bir alt bölümdür.Etnoentomoloji: Böceklerin halk üzerindeki etkilerini konu edinir.Adli entomoloji ya da medikokriminal entomoloji: adli tıbba yardımcı olan ya da onun yetersiz kaldığı durumlarda, ceset üzerinde bulunan böcek ve diğer eklembacaklıların ergin ve larvalarından, maktülün ("cesedin") ölüm zamanını doğruya yakınlıkta ya da yaklaşık olarak tahmin etmeye çalışan bir bilim dalıdır.Veterinerlik entomolojisi ya da araknoentomoloji: Böcekler sınıfının Phthiraptera, Siphonaptera, Heteroptera ve Diptera takımlarından böceklerin, Örümceğimsiler (Arachnida) sınıfının Acari alt sınıfından iki takımda (Acariformes ve Parasitiformes) toplanan Uyuz böceği, kene ve akarların ve kabuklular (Crustacea) filumundan hayvan sağlığını tehdit eden eklembacaklıları inceler. Veterinerlik parazitolojisi içinde bir alt bölümdür.Etnoentomoloji: Böceklerin halk üzerindeki etkilerini konu edinir.

http://www.ulkemiz.com/entomoloji-bocek-bilimi-nedir-

İpekböceği Yetiştiriciliği Nedir  ve İpekböceği Bakımı Nasıl <b class=red>Yapılır</b> ?

İpekböceği Yetiştiriciliği Nedir ve İpekböceği Bakımı Nasıl Yapılır ?

İpekböceği ilk defa İsa'dan 2600 yıl önce Çin'de beslenmeye ve çoğaltılmaya başlanmıştır. Çinliler ipekböceği yetiştirme tekniklerini ve ipekli kumaş üretim sırlarını uzun yıllar saklamışlardır.

http://www.ulkemiz.com/ipekbocegi-yetistiriciligi-nedir-ve-ipekbocegi-bakimi-nasil-yapilir-

Akciğerin Yapısı ve Görevleri Nelerdir ?

Akciğerin Yapısı ve Görevleri Nelerdir ?

Akciğerler göğüs boşluğunda yüreğin sağ ve solunda az çok piramit şeklinde olan solunum organlarıdır. Taban kısımları diyaframın üzerine oturmuştur. Göğüs çeperine bakan yüzeyleri dış bükey, yüreğe bakan iç yüzeyleri ise iç bükeydir. Akciğerlerin dış yüzeyi düzgün ve parlak olup bu parlaklık akciğerleri örten palevranın visceral yaprağındandır. Rengi, yeni doğmuş çocuklarda esmer-kırmızı, gençlerde pembe, ergin ve yaşlılarda ise pembe-mavimtıraktır.İnsan yaşlandıkça akciğerlerin yüzeyinde bir takım pigmentler belirir. Bunlar solunum sırasında akciğerlere kadar giren yabancı cisimleri meydana getirdikleri oluşuklardır.Akciğerlerin ortalama olarak yükseklikleri,omurga tarafındaki kenarlarında 25cm olup önden arkaya olan kalınlıkları tabanda 16cm ,genişlikleri ise yine tabanda sağ akciğerlerin 10cm,sol akciğerlerin 7cm dir.Yüreğin sol akciğer üzerine yaptığı basınçtan dolayı bu akciğer küçük kalmıştır.Sağ akciğer,sol akciğerden 1/5 veya 1/6 kadar büyüktür .Ayrıca sağ akciğer karaciğerin sağ lopunun yaptığı kabarıklıktan dolayı sol akciğere nazaran biraz yukarıdadır.Yine bu akciğer üzerindeki iki yarıkla üç lopa ayrılmıştır.Sol akciğer ise bir tek yarıkla iki lopa ayrılmıştır.Akciğerlerin hacmi yaşa, şahsa ve cinse göre değişir .Ağırlıkları yetişkin bir erkekte 1300gr olup bunun 700gr mı sağ ,600gr mı sol akciğere aittir .Kadınlarda ise sağ akciğer 550gr,sol akciğer 450gr kadardır.İçerisinde hava bulunan akciğerler daha hafiftir. Yeni doğmuş ölü bir çocuğun akciğerlerinin nefes almamış olduğu suya atılarak anlaşılır.Eğer nefes almış ise suyun yüzeyinde kalır .Almamış ise suyun dibine çöker.Akciğerler yumuşak olduğundan parmakla basılınca çökertilebilir.Üzerlerinde fazla basınç yapılırsa alveol keseciklerinin yırtılmasından dolayı bir çıtırtı duyulur. Bu taktirde hava kabarcıkları plevranın akciğerleri örten yaprağı altına gözle görülebilir.Akciğerler kolay yırtılmazlar.Bu nedenle,alveolleri dolduran havanın basıncına mukavemet ederler. Akciğerlerin Yapısıkciğerleri dıştan seroz yapıda olan çift katlı plevra zarı örter. Her akciğerin ayrı bir plevrası vardır. Plevranın dış katı göğüs çeperine yapışmıştır.Bu kat parictal yapıda olduğundan parictal plevra adını alır. Plevranın diğer katı akciğerlerin yüzeyini örter. Buna da visceral veya pulmonal plevra denir. Bu iki yaprak ayrı olmayıp akciğerleri hilus kısmında birbirleriyle birleşirler. Ayrıca bu iki yaprak iç içe olduğundan birbirleriyle sıkı temas halinde olup aralarında plevra boşluğu bulunur. Her akciğerin ayrı bir plevrası olduğundan aynı şekilde her bir akciğerin etrafında ayrı bir plevra boşluğu bulunur. Bu boşlukta akciğerlerin hareketini kolaylaştıran bir sıvı vardır. Plevranın göğüs boşluğunu örten parictal yaprağı ,üzerini örttüğü bölgelere göre isim alır.İnce ve saydam olan visceral yaprak ise akciğerlere sıkıca yapışmıştır. Hatta bu yaprak lopcuklar arasındaki hücresel doku ile de irtibattadır.Visceral plevranın serbest olan dış yüzeyi parietal ile temas halinde olup parlak ,düzgün ve kaypaktır.Akciğerlerin her bir lopu altıgen piramit şeklinde 1cm3 hacminde küçük lopcuklara ayrılmıştır.Lopcukların bazıları akciğerin yüzeyinde,bazıları ise derinliğindedir.Yüzeyde olanlar piramit şeklinde olup tabanları akciğerlerin yüzeyinde çok köşeli olarak görülür.Tepeleri ise hilusa doğrudur.Derinde olan lopcukların şekilleri değişiktir.Her bir lopcuk küçük ve başlı başına bir akciğerciktir. Lopcukların,üzüm salkımına benzeyen hava keselerine(acinus) ayrılmışlardır.Hava keseleri de ampül şeklinde keseciklere ayrılmıştır.Bütün lopcuklar birbiri üzerine düzensiz bir şekilde yığılmışlardır.Yalnız bunları birbirinden ayıran esnek bir katılgan doku mevcuttur.Yani,her lopcuk kan damarları ve bronşların kolları ile sinirlerden yapılı katılgan bir doku ile çevrilidir.Lopcukların içerisine giren bronş kolları 50-60kadar küçük kollara ayrılır.Çapları 1/10mmolan bu kollara bronşcuk adı verilir.Bronşcukların yapısında da bronşlarda olduğu gibi iki tabaka bulunur.Bunlardan biri, yine kıkırdak ,kas ve zardan yapılı olan iç tabakadır.Dış tabakada bulunan ve tam olmayan kıkırdakcıkların arsında fibroz bir lam vardır. Bronşcuklardaki kıkırdaklar plaklar,halinde ve gelişi güzel durumdadırlar.Bu kıkırdak plaklar,bronşcukların çapları küçüldükçe seyrekleşir,ve 1mm çapındaki bronşcuklara gelince kıkırdaklar tamamen kaybolurlar ,nihayet ,sadece fibroz bir yapıda olan zar tabakası kalır.Bunun yapısında da kas lifleri bulunur. Mukoza dan ibaret olan iç tabaka bronşcuklar küçüldükçe incelerek alveoller de tek bir epitalyum tabakasına kadar indirger.Bronşcuklar muntazam olmayan boşluklara açılırlar.Bu boşluklardan,3mm uzunluğunda 40 mikron genişliğinde birçok kanallar çıkar.Bu kanalların çeperleri girintili çıkıntılıdır.Burada hem birbirine hem de kanal boşluğuna açılan bir takım keseciklerin çapları 0,2-0,3mm,sayıları da 750 milyon kadardır.Alveollerin çeperleri yalın kat epitelden yapılmıştır. Etraflarında gaz alışverişini sağlayan kılcal damarlar bulunur.Alveollerin toplam yüzeyi 48m2 dir.İçerleri hava ile doludur.Kılcal damarların bu kesecikler etrafındaki toplam yüzeyi ise 150m2 kadardır.Akciğerlerin özgül ağırlığı da 0,5gr/cm3 dür.

http://www.ulkemiz.com/akcigerin-yapisi-ve-gorevleri-nelerdir-

Mılo Buharlısı Batığı

Mılo Buharlısı Batığı

1892’de W.Gray & Co. Of Limerick tarafından üretilmiş 1743 tonluk 155hp gücünde buharlı bir gemidir. Hartpool’da Leask, Clark & Co. of West Hartpool adına kayıtlıydı. Boyutları: 261 feet * 36,6 feet * 18,1 feet.  I.Dünya Savaşı’nda Anzak koyuna asker çıkarma işlemi yapılırken buralardaki sert havalardan dolayı köprünün ve gemilerin zarar görmemesi için Ekim 1915’de bir dalgakıran olması amacıyla batırılmıştır. 1919’lu yıllarda köprü kaybolmuş ancak Milo halen sağlam kalmıştı. Halen Kuzey Kumsalı denilen çıkarma noktası civarında kalıntıları mevcuttur.

http://www.ulkemiz.com/milo-buharlisi-batigi

Fıstık Güzeli Tarifi

Fıstık Güzeli Tarifi

Malzemeler; 4 yumurta 1 su bardağı şeker 1 su bardağı sıvı yağ 1 su bardağı galeta unu 1 su bardağı hindistan cevizi 1 su bardağı ince kıyılmış fındık 1 paket kabartma tozu 1 paket vanilya Şerbet için; 3 su bardağı su 3,5 su bardağı şeker 1-2 damla limon suyu Üzeri için; kıyılmış fındık ve hindistan cevizi HAZIRLANIŞI Öncelikle şerbet için şeker ve su 15 dakika kaynatılır. Limon damlası eklenerek ocaktan alıp soğumaya bırakılır. Keki için şeker ve yumurta yaklaşık beş dakika çırpılır. Diğer malzemeler de tek tek ilave edilir ve kek harcı hazırlanır. Yağlanmış yuvarlak veya kare borcama harç dökülerek 180-200 dereceli fırında üzeri kızarana kadar pişirilir. Fırından çıkardıktan bir kaç dakika sonra soğuk şerbet üzerine gezdirilir. Daha sonra isteğe göre üzeri hindistan cevizi ve fındıkla süslenerek servis yapılır. Afiyet olsun.. https://www.facebook.com/yemektarifsitesi

http://www.ulkemiz.com/fistik-guzeli-tarifi

Fotoğraf Okuma Nedir

Fotoğraf Okuma Nedir

Bir sanatsal ürün ile duyusal iletişime (algılamaya) geçmenin ilk aşamasıdır; “bakmak, dinlemek, okumak, izlemek…

http://www.ulkemiz.com/fotograf-okuma-nedir

Fotoğraf Eğitimi Üzerine

Fotoğraf Eğitimi Üzerine

İnsanoğlunun yeryüzü serüveni hep “yaparak öğrenme” şeklinde gelişmiştir. Buna “sınama yanılma” yöntemi de denir.

http://www.ulkemiz.com/fotograf-egitimi-uzerine

Su Böreği Tarifi

Su Böreği Tarifi

Malzemeler 5 su bardağı Un 4 adet Yumurta 1 su bardağı Tereyağı 200 gr. Beyaz peynir 1 1/2 demet Maydanoz 1/2 su bardağı Kaşar peyniri Tuz HAZIRLANIŞI 1. Un elenir, ortası açılır, 4 yumurta, tuz ve biraz su konarak katıca bir hamur yoğrulur. 2. Hamur çubuk şekline getirilir. Bezelere ayrılır, tepsinin altına gelecek beze daha büyük tutulur, kurumamaları için yaş bir bez örtülür, dinlendirilir. 3. Bezeler aralarına un serpilerek oklava ile lmm. kalınlıkta açılır. 4. İçin hazırlanması: Beyaz peynir ezilir, içine ince doğranmış maydanoz, kaşar peyniri ve süt konur, karıştırılır. 5. Bir tencereye bolca su ve tuz konur, kaynatılır açılan yufkalar tuzlu suda birer dakika pişirilir, ters yüz edilmiş, üstüne bez serilmiş bir süzgecin üzerine konur. 6. Yağlanmış bir tepsiye suda pişirilmemiş ilk büyük yufka yerleştirilir, üzerine hafifçe eritilmiş tereyağı gezdirilir. Pişirilen yufkalar kırıştırılarak ve aralara yağ gezdirilerek konur. Yufkanın yarısı döşendiğinde peynirli iç her tarafına düzgünce yayılır, diğerleri de aynı işlemden geçirilerek yerleştirilir. 7. En üste pişirilmemiş bir yufka düz konur. Üzerine bir yumurtanın sarısı ile az yağ karıştırılıp sürülür. Fırında pişirilir. Yarım saat sonra alt üst edilerek servis yapılır. Not: İç olarak kıyma da kullanılabilir. Afiyet Olsun. https://www.facebook.com/yemektarifsitesi

http://www.ulkemiz.com/su-boregi-tarifi

Sitoplazma Nedir ?

Sitoplazma Nedir ?

Sitoplâzma, yarı sıvı matriks olup, plazma zarı ile nükleus arasını doldurur. Sitoplazma organeller ve bunların içinde yer aldığı koyu kıvamlı sıvı kısım (sitozol)dan oluşur. Bu sıvı kısmın içeriğini enzimler, RNA, aminoasitler, nükeotitler gibi yıkım tepkimeleri sonucu oluşan atık ürünler, koenzimler, iyonlar ve büyük oranda su oluşturur.Sitoplazmanın submikroskobik morfolojisi 1945 yılında Porter tarafından elektron mikroskobu ile yapılan çalışmalar sonunda aydınlatılmıştır. Bir canlıda saptanan her türlü canlılık olayları sitoplazma içerisinde geçer. Genellikle saydam ve homojen bir kitle oluşturur. Sitoplazma solunum, fotosentez, beslenme, sindirim, boşaltım gibi bütün yaşamsal faaliyetlerin geçtiği yerdir. Bu olaylar ile ilgili tepkimeler sitoplazmanın sıvı kısmına dağılmış enzimler tarafından yapılırken bir kısmı da organellerde gerçekleştirilir. Sitoplazmanın miktarı hücrenin boyutuna göre değişir.Dış sitoplâzmalarHücre zarının hemen altında yeralan kısımdır. Buna ektoplazma da denir. Bu kısım yoğun ve granülsüzdür. Dış sitoplazma kolloit yapısını belirgin olarak gösterir; reversiblkolloit özelliğini daima korur; jel halinden sol haline ya da zıt yönde kolayca değişebilir.Stoplazma solunum, fotosentez, beslenme, sindirim, boşaltım gibi bütün yasamsal olayların geçtiği yerdir, fakat yoğunluğu sudan daha yüksektir. Bu canlı maddenin özünü proteinler ve su oluşturur. Ayrıca çeşitli enzimler, lipitler, karbonhidratlar ve mineraller de vardır. Suyun bir kısmı bağımsız halde protein moleküllerinin arasını doldurmakta, az bir kısmı ise protein moleküllerine bağlanmış durumda bulunmaktadır.Hücre zarı ile çekirdek arasındaki sıvı bölüme sitoplazma denir. Stoplazma büyük oranda su içerdiği için açık renkli yarı akışkan ve saydam özelliğe sahiptir.

http://www.ulkemiz.com/sitoplazma-nedir-

Surp Yerrortutyun (Üç Horon) Kilisesi (Beyoğlu)

Beyoğlu'nda Sahne sokağındadır. Surp Yerrortutyan Kutsal üçlük (Baba-oğul-Ruhülkudüs) anlamına gelmektedir. XVI .ıncı yy. da bu kilisenin bulunduğu arsa nın ve üzerindeki ahşap bir Rum kilisesinin Rumlardan satın alınarak Ermeni cemaatine geçtiğini 1515 tarihli bir hüccet belgelemektedir. Bu arsada önce Surp Echmiadzin ismiyle bir Ermeni ilkokulu yapılır daha sonra da II. Mahmud un fermanıyla burası kiliseye çevrilmiştir.1807 de Pentekoste yortusunda ibadete açılan ahşap kilise 1810 da yanmış,uzun süre harabe halinde kalmıştır. II.Abdülhamid in 1836 da verdiği ferman ile bu ahşap kilisenin kalıntıları yıkılmış ve yerine Garabed Balyan,Minas Ağa ve Serveryan ın hazıradığı proje ve uygulamalar ve ermeni cemaatinin de maddi desteğiyle bugünkü Üç Horan kilisesi inşa edilerek 18 Haziran 1838 de ibadete açılmıştır. 1896 de kilisenin çevresine ruhban sınıfı için lojman ve idari binalar ile Naregyan Okulu yaptırılır. 1870 de geçirdiği yangından sonra ahşap mekanlar bu kez karğir olarak yenilenir. 1807 ,1907 ve 1989 da tekrar onarımdan geçirilir. Büyük bir avlunun içerisinde yer alan kilise tek nefli bir bazilika planında düşünülmüş daha sonra da bazı ekler ve genişletmeler yapılmıştır. İki şapelinden Surp Minas a atanmış olanı vaftizhane olarak kullanılmaktadır. Diğeri Surp Krikor Lusavoriç e atanmıştır. Her iki şapeldeki kapılardan koro bölümüne geçilmektedir.İç mekan da süsleme unsurları olarak mermer ve altın varak çok miktarda kullanılmıştır. Tamamen batı tarzında yapılmış olup klasik Ermeni mimarisinin hiçbir özelliğini göstermez. Çan kulesi asıl mimari ile bağdaşmadığından sonradan eklenmiş olmalıdır. Avluda Pangaltı mezarlığının istimlak edilmesinden sonra kemikleri buraya getirilen Patrik IV.Hagopos (1680) un bir kiliseyi andıran mezarı ile Başpiskopos I. Iknadios Kakmacıyan ın lahdi bulunmaktadır.

http://www.ulkemiz.com/surp-yerrortutyun-uc-horon-kilisesi-beyoglu

Doppler etkisi nedir ?

Doppler etkisi nedir ?

Doppler etkisi (veya Doppler kayması), adını ünlü bilim insanı ve matematikçi Christian Andreas Doppler'den almakta olup, kısaca dalga özelliği gösteren herhangi bir fiziksel varlığın frekans ve dalga boyu'nun hareketli (yakınlaşan veya uzaklaşan) bir gözlemci tarafından farklı zaman veya konumlarda farklı algılanması olayıdır. Herhangi bir A konumundan B konumuna gitmek için fiziksel bir dalga ortamı'na ihtiyaç duyan dalgalar (örn. ses dalgaları veya su dalgaları) için Doppler Etkisi hesaplamaları yapılırken, dalga kaynağı ve gözlemcinin birbirine gore konum, yön ve hızlarının yanında dalganın içinde veya üzerinde hareket ettiği dalga orta yapısı (yoğunluk, hacim, iletkenlik katsayısı, kimyasal özellikleri, vb.) dikkate alınmak zorundadır. Eğer söz konusu dalga herhangi bir A konumundan B konumuna gitmek için fiziksel bir dalga ortamına ihtiyaç duymuyor ise (örn. ışık, radyo dalgaları veya radyasyon), Doppler Etkisi hesaplamalarında sadece dalga kaynağının ve gözlemcinin birbirine göre birim zamandaki konumlarının değerlendirilmesi yeterlidir.Doppler etkisi ilk olarak 1842 yılında Avusturyalı bilim insani Christian Andreas Doppler tarafından (Über das farbige Licht der Doppelsterne und einige andere Gestirne des Himmels söylemi ile) matematiksel bir hipotez olarak ortaya atılmıştır. 1845 yılında Hollanda'lı fizikçi Christophorus Ballot tarafından ses dalgaları kullanılarak test edilmiş ve "ses kaynagi kendisine yakınlaşırken duyduğu frekansın yükseldiğini, uzaklaşırken ise düştüğünü ispatladığını" söylemesi ile resmen onaylanmıştır. Aynı etki Ballot veya Doppler'dan bağımsız olarak 1848 yılında Fransız fizikçi Hippolyte Fizeau tarafından elektromanyetik dalgalar üzerinde de keşfedilmiştir. Bu yüzden nadiren de olsa bazı bilim çevrelerince Doppler-Fizeau etkisi olarak da bilinir.Doppler etkisi konusunda bilinmesi gereken en önemli husus, her ne kadar gözlemci dalga frekansının kendi hareketi ya da dalga kaynağının hareketi yüzünden değiştiğini görse de, aslında kaynağın yaydığı dalganın frekansının sabit kaldığı gerçeğidir. Tam olarak ne olduğunu daha iyi anlamak icin şöyle bir örnek üzerinde düşünelim: Siz yerinizde ve hareketsizsiniz. Bir arkadaşınız sizden 10 metre uzakta duruyor ve size her saniyede bir elindeki tenis toplarından birini fırlatıyor. Burada arkadaşınızın topları her seferinde aynı doğru boyunca ve aynı hızda attığını varsayalım. Eğer arkadaşınız da hareketsiz ise her saniyede bir 10 metre yol kateden tenis toplarından biri size ulaşacaktır. Şimdi arkadaşınızın yine her saniyede bir top fırlattığını (yani aslında top fırlatma frekansı değişmiyor), ancak bu sefer size doğru yürümeye başladığını öngörelim. Bu durumda size ulaşan iki top arasındaki süre 1 saniyeden daha kısa olacaktır, çünkü toplar her seferinde 10 metre, 9 metre, 8 metre şeklinde daha az mesafe katettikten sonra size ulaşacaktır. Elbette aynı etkinin zıddı arkadaşınız sizden uzaklaşırken de geçerli olacaktır. Bir başka deyişle, toplar arkadaşınızın elinden her zaman saniyede bir çıktığı halde, sizin ya da arkadaşınızın hareketi yüzünden size azalan ya da artan zamanlarda ulaşacaktır. Bu da doğal olarak arkadaşınızın size topu farklı zamanlarda fırlattığını düşünmenize sebep olur. Yani aslında Doppler Etkisi'nde "etkilenen" asıl fiziksel değişken dalga boyu'dur. Elbette dalga boyu ile frekans ters orantılı olduğundan gözlemciye göre dalga kaynağının frekansı da değişiyor gibi görünür.Eğer (f0) frekansında dalga yayan hareketli bir kaynak bu yayılımı sadece kendinin ve bir gözlemcinin bulunduğu sabit bir dalga ortamında yapıyorsa, o zaman bu dalga ortamına göre hareketsiz olan bir gözlemcinin göreceği frekansı (f) bulmak için: Formül 1 formülü kullanılır. Burada (v) dalga ortamındaki dalgaların hızı, (vs, r) ise kaynağın sabit olan dalga ortamına göre (eğer gözlemciye doğru hareket ediyorsa (-) eksi bir değer, gözlemciden uzaklaşacak şekilde hareket ediyorsa (+) arti bir değer) hızıdır. Benzer bir analiz sabit bir dalga kaynağı ile hareketli bir gözlemci için asağıdaki gibidir. (vo) = Gözlemcinin dalga ortamına göre hızı. Formül 2 Yukarıdaki örnekte de gördüğümüze benzer şekilde, bu sefer gözlemcinin dalga kaynağından uzaklaşması durumunda (vo) değeri (+) arti, yakinlaşması durumunda ise (-) eksi olur. Matematiksel olarak bu iki formül elbette tek bir vektörel eşitlik olarak genelleştirilebilir. Koordinat sisteminin dalga ortamı üzerindeki herhangi bir noktanın konumunu verdiğini, ve bu ortamda ses hızı'nin () olduğunu varsayalım ve söz konusu ortamda () kaynağının () hızıyla hareket edip çevresine () frekansında dalgalar yaydığını öngörelim. Bu dalga ortamında bir de () hızıyla hareket eden bir () gözlemcisi olsun. Dalga kaynağı () ile gözlemci () arasındaki matematik vektörün ise () olduğunu öngörelim. (Yani ) Bu durumda gözlemcinin algılayacağı frekans (): Formül 3 eşitliğinden bulunabilir. Eğer ise, o zaman algılanan frekanstaki değişim daha çok dalga kaynağı ve gözlemcinin birbirine göre hızlarına bağlı olur: Formül 4 Veya alternatif olarak: Formül 5 Doppler'in bu analizinin ışık ışınları için de geçerli olabilmesi için yapılan ilk çalışma Hippolyte Fizeau tarafından yürütülmüştür. Ancak ışık A noktasından B noktasına gidebilmek için belli bir dalga ortamına gerek duymaz (örneğin sonsuz boşluk olan uzayda kolayca yol alır) ve Doppler Etkisi'nin ışık ışınlarına nasıl doğru bir şekilde uygulanabileceğinin anlaşılabilmesi için Einstein'in Özel Görelilik (izafiyet) teorisinin kullanımına ihtiyaç vardır.Doppler kayması ve kozmolojik gelişimde yıldız ışımalarının önemli katkıları olmuştur. Yıldızların hızları doppler kayması sayesinde saptanmaktadır. Spektrum Atomların ya da moleküllerin yayınladığı ışınımdır. Bunlar ışınımların çok dar frekans bandı aralıklarıdır. Edwin Hubble doppler kaymasının uygulamasını yapmıştır. Birçok yıldızın spektrumunu incelemiş. Dünyaya uzaklıkları hakkında yıldızların parlaklıklarını kullanarak tahminde bulunmuş. Yıldızların çoğunun spektrumunun kırmızıya kaydığını ve bu sonuçla yıldızların olduğu galaksilerin bizden uzaklaştığını söylemiştir. Bunun yanında uzaklaşma hızlarının Dünya'ya olan uzaklıklara orantılı olduğunu da söylemiştir. Hubble kanunu sayesinde doppler kaymasının ölçümleri ile birlikte galaksilerde olan uzaklıkların hesaplanması olanağı sağlamıştır. Astronomlar kırmızıya kaymaların olduğu radyasyon kaynakları (örnek olarak yıldız benzeri cisimler sayılabilir). Bu kaynakların çok fazla enerji yaydığını söylemişler. Bu enerjinin maddelerin aşırı ivme kazanmasından dolayı böyle bir büyüklükte bir ışınıma neden olduğu belirtilmiştir.  

http://www.ulkemiz.com/doppler-etkisi-nedir-

Net Fotoğraf Çekmek İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz ?

Net Fotoğraf Çekmek İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz ?

Bazen öyle güzel kareler yakalarız ki çok sevinir havaya uçarız. Ancak bilgisayarın başına geçip fotoğraflara baktığımızda görürüz ki fotoğraf net değil.

http://www.ulkemiz.com/net-fotograf-cekmek-icin-nelere-dikkat-etmeliyiz-

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0